İSTİŞARELER (İstişare Platformu) => Serbest Kürsü => Konuyu başlatan: esedullahmurat üzerinde 31 Ağustos 2007, 08:48:03 ÖS 20



Konu Başlığı: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: esedullahmurat üzerinde 31 Ağustos 2007, 08:48:03 ÖS 20
IHSAN ELIACIK
 
Gerçek hayat dini ve kandil geceleri
Hz. Peygamber ve sahabeler bunun bilincinde oldukları için hiçbir “kandil gecesinde” bir araya gelip toplantı düzenlememiş ve merasim yapmamıştır. Çünkü bunlar artık eski dünya dinleri ile birlikte es


 

“Müslümanlarca kandil geceleri diye bilinen geceler; Rabiulevvel ayının onikinci gecesi olan Mevlid, Recep ayının ilk cuma gecesi olan Regaib, yine Recep ayının yirmiyedinci gecesi olan Mirac, şaban ayının onbeşinci gecesi olan Beraat ve Ramazan ayının yirmi yedinci gecesi olan Kadir Gecesidir. Osmanlılar döneminde II.Selim zamanından başlayarak, minarelerde kandiller yakılarak duyurulup kutlandığı için "Kandil" olarak anılmaya başlamıştır. Yukarıda adı geçen gecelerin hiçbirisini Peygamber Efendimiz kutlamamıştır. Bunlar Peygamberimizden çok zaman sonra kutlanmaya başlamıştır.” (Diyanet İslam Ansiklopedisi (DİA), c. 24, s. 300)

Devletin resmi din kurumu Diyanet’in hazırladığı ansiklopedide “kandil” maddesinde bunlar yazıyor.

Fakat kandil gecelerini bizzat organize eden, camilerde mevlid ve dua merasimleri düzenleyen, bu geceler münasebetiyle kutlama mesajları yayınlayan ve halkın kendilini kutlayan da yine Diyanet’in kendisi…

Peki bu nasıl oluyor?

Çünkü bu gecelerin kutlanması bir halk geleneği değil; devlet politikası da ondan.

Nedir devlet politikası?

İslam’ı doğuş tabiatına uygun olarak bir “gerçek hayat dini” olmaktan çıkarıp, “mübarek gün ve geceler dini” haline getirmek…

Gündüzün ortasında, hayatın kalbinde atan bir din olmaktan çıkarıp, el ayak çekilince, hayatın tümüyle uykuya çekildiği gece vakitlerinde hatırlanan bir “tapınak ve ayin” dini haline sokmak…

Çünkü Fransız laiklerin Hristıyanlığa layık gördüğü muamele buydu. Türk laiklerin de İslamiyete layık göreceği muamele de bundan başkası olamazdı…

Peki nedir işin aslı?

Bunu anlamak için, İslam’a “eski dünya dinlerini” dönüştüren reformcu özelliği açısından bakmayı bilmek gerekir.

Çünkü İslam, modern dönemde değil; o dinlerin hüküm sürdüğü dönemde doğmuştur. Onlarla kıyas yapılmadan tabiatında neyin yattığı ve karakterinin ne olduğu anlaşılmaz. Bu nedenle İslam’ı modernitenin alternatifiymiş gibi sunmak ve sürekli onunla kıyaslamak yanlıştır. Olsa olsa modernitenin İslam’dan nasıl etkilenerek kiliseye karşı çıktığı konuşulabilir. Çünkü kiliseye asırlar önce İslam karşı çıkmış ve eleştirmişti…

***
İslam, eski dünya dinleri tabir ettiğimiz Yahudilik, Hristıyanlık, Mecusilik, Sabilik, Maniheizm vs. “tapınak ve ayin dinlerinin” hüküm sürdüğü bir dönemde doğmuştur. Yer yer bunların formlarını kullanmakla birlikte bütün bunları dönüştürmüş ve dini, tapınaktan sokağa, bir sınıfın tasallutundan halkın yaşam alanlarına çekmiştir. Böylece din “gerçek hayat dini” (dinu’l-gayyime) haline gelebilmiştir.

Örneğin miraca eski dünya dinlerinde sadece din adamları, zenginler, tanrı-krallar vs. çıkabilirdi. Merdiven anlamına gelen mirac/mearic onların tekelindeydi. Gerçek hayat dininin peygamberi “Mü’minin miracı namazdır” diyerek bunu sokaktaki adamın tek kişilik eylemine, “Namaz bütün kötülüklerden alıkoyar” ayetini okuyarak da, namazı gündelik hayatın içine çekti. Böylece namaz bir “tapınak ayini” olmaktan çıktı, hayat akışının rasyonel ilişkilerini düzenleyen itici bir motivasyona dönüştü.

Yine eski dünya dinlerinde “Tanrıların her yıl dünyayı yeniden yaratması” inanışı vardı. Bu güne “Nevruz” demekteydiler. Yenigün anlamına gelen bu günde baştanrı dünyada bir yıl boyunca olup bitecekleri planlar, dünyanın yıllık yeniden yaratılışının kararlarını alırdı. “Şaman” veya “Brahman”lar Tanrı’nın katına çıkarak bunun bilgisine sahip olurlardı. Babil (Tanrı’nın kapısı) ülkesinin kralı, Babil kulesine çıkarak bu bilgiye tanrıdan alır ve insanlara duyururdu. O yıl kimin ölüp kimin yaşayacağı, yılın kurak mı bereketli mi geçeceği, nerede hangi felaketin olacağının bilgileriydi bunlar… Tanrı-kralın kulları da o gün tapınakta toplanarak, Tanrıların kendileri için hayır dilemesini, ömürlerini uzatmasını, zenginlik vermesini, kuraklığa ve felakete maruz bırakmamasını niyaz ederlerdi. Tanrılar bu niyazlara göre icabında o yıl boyunca diledikleri kullarına bunları yazmazdı. (Eliade).

***

Dipdiri yaşam kaynağı ve yarattıkları üzerinde titreyen (hayyu gayyum) Allah, Gerçek hayat kitabı (kitabun gayyime) olan Kur’an’da bu inanışı kökten değiştirerek şöyle buyurdu:

“O, her gün yeni bir iş ve oluştadır” (55/Rahman, 29).

Böylece yaratılış yıllık olmaktan çıktı; değil aylığa, haftalığa hatta günlüğe, “âna” çekildi.

Çünkü “O her gün bir iş ve oluştadır” ifadesi varlık âlemindeki “sürekli yaratmaya” işaret etmektedir. Ayette geçen “yevm” kelimesi gün içinde, gün boyunca, böyle böyle her gün, her an manasında kullanıldığına göre (Razi) bütün iş ve oluş O’nun yaratması olmuş olur.

Demek ki Allah bu yaratmaya varlığı katmakta, varlıkların kendi eylemleri, iş ve oluşları yaratmanın bir parçası olarak ele alınmaktadır. “Denizlerde dağ gibi yüzen gemiler O’nundur” (55/24) ayetinde de işaret edildiği gibi, gemileri yapan, yürüten aslında insanlar olmasına rağmen O’na nisbet edilmektedir. Keza çocuğu erkek ve dişinin iş ve oluşu meydana getirmesine rağmen “Size çocuk veren, rahîmlerde yaratan O’dur” denmektedir. Bedir günü düşmanın üzerine ok atan veya toprak saçan peygamber olmasına rağmen “Attığında atan sen değildin, Bizdik atan” denmektedir.

Bunların anlamı şu olsa gerek: Allah varlığı -burada insanı- yaratmaya katmaktadır. Hepsinin birden yaptığı işe “yaratma” demektedir. Gün boyunca insanların sağa sola koşturması; kiminin doğması, kiminin ölmesi, kiminin yolculuk yapması, kiminin parkta oturması, bir trenin kasabadan geçmesi, havaalanlarından uçakların kalkması, inmesi, suların akması, yağmurun yağması, şelâlenin çağıldaması, ağaç yapraklarının hışırdaması, yerde yılanın sürünmesi, gökte kartalın uçması, şimşeğin çakması, yıldırımın düşmesi, göçmen kuşların dizi dizi göçmesi, çobanın sürüsüyle dağlarda gezmesi, koyunların ağıllardan su içmesi vs. bütün tarihî, tabiî ve insanî iş ve oluş “şe’n” kavramının içine girmektedir.

Allah’ın her an iş ve oluşta olması insanlara rağmen olmadığı gibi, insanların iş ve oluşta olması da Allah’a rağmen olmamaktadır. Bilakis “birlikte” olmaktadır. Deniz ile balıkların “birlikte” iş ve oluş halinde olması gibi… Burada bütün varlık ve oluşun tek bir kelimede toplanarak ifadesi söz konusudur. O tek kelime “Allah”tır. Ve o Allah her an bir iş ve oluştadır…

“Bir zerredir ki Hakk’ın sonsuz zerresi
Bir zerre bile ondan kopamaz ayrılarak
Gece ve gündüz bu evrensel sofradan
Her can rızkın almada ortaklaşarak
Rahat ve asude bir döşektir canlılara hep
Bir alevli top üzerinde lâkayt ve endişeden uzak
Asıl maksat ezeli hükmü bulmasıdır varlığın
Görünüşteki sevap ve hata hep bahanedir
Oluşun her zerresi bunda bulur hayat neşesini
Yaratılan her şey bundan çeker ölüm içkisini”
(Ziya Paşa)

***

Demek ki yaratılış yıllık, aylık, haftalık veya günlük planlanmadığı için, her an bir iş ve oluş (şe’n) söz konusu olduğu için, iş ve oluşlar da insanların eylemleriyle birlikte oluştuğu için, bu iş ve oluşların planlandığı bir gün veya gece (Ör. Beraat gecesi) de söz konusu değildir.

Dolayısıyla bu gün ve gecelerde toplanıp hakkımızda hayırlı olanın yazılmasını isteme diye bir şey de mevzubahis değildir. Hakkımızda hayırlı olan, bu gecelerde değil; doğrudan hayatın içinde gerçekleştireceğimiz iş ve oluşlarda ortaya çıkacak ve belirlenecektir. Buna biz kendimiz karar vereceğiz. Kur’an şöyle der; “Kaderiniz kendi elinizdedir.” (36/Yasin, 19). “Herkesin kaderi kendi boynuna dolanmıştır” (17 İsra, 13)…

***

Hz. Peygamber ve sahabeler bunun bilincinde oldukları için hiçbir “kandil gecesinde” bir araya gelip toplantı düzenlememiş ve merasim yapmamıştır. Çünkü bunlar artık eski dünya dinleri ile birlikte eski çağlarda kalmıştı.

Fakat sonraki yüzyıllarda eski dünya dinlerinin adet ve inanışlarının, gerçek hayat dininin üzerine iyiden iyiye abandığını, çullandığını ve kuşatarak ne yazık ki onu gerilettiğini görüyoruz. İslam’ın dini dünyaya getirdiği reform bu yüzden ne yazık ki unutulmuş ve tekrar eskiye dönülmüştür. Cemaleddin Efgani’nin dediği gibi “Hiçbir peygamber yoktur ki getirdiği din kendisinden sonra ters yüz edilmemiş olsun…”

***
Şurası unutulmamalı ki İslam’ın “gerçek haylat dini” olarak algılanması, hayata hükmedenleri rahatsız edecek bir durumdur.

Bunun için böyle bir dinin “halkların vicdanı” olmaktan çıkarılıp “halkların afyonu” haline getirilmesi gerekir.

Gündüzden kovulup gecelere hapsedilmesi gerekir.

Sokaktan çekilip “tapınağa” hapsedilmesi gerekir.

“İbadet” (çalışma, üretme, meydana getirme) olmaktan çıkarılıp “ayin” haline sokulması gerekir.

“Amel” (çaba, uğraş, eylem, hareket) olmaktan çıkarılıp “ritüel” haline dönüştürülmesi gerekir.

Gündüzün gerçek hayat mecralarında akan iyilik, adalet, zulme ve haksızlığa isyan, sözün namusu, doğruluk, dürüstlük, vefa, sevgi, merhamet ve cihat yolu olarak değil; insanların, o da gecelerde dua, yakarış, kandil, ayin, tütsü, sır ve tılsım ihtiyacını karşılayan bir “sosyolojik fenomen” olarak görülmesi gerekir. Zaten din denilen şey esasında budur ve devlet ona bundan başka bir rol de vermemelidir.

Bunun için “kandil geceleri” bir halk geleneği değil; devlet politikasıdır. Arkasından devlet çekildiği an kimse hatırlamaz bile.

Müslüman milletlerin halk geleneği kandil gecelerinde değil; peygamberden geldiği şekliyle namazlarda, cumada, ramazanda, bayram günlerinde ve hac da yaşıyor. Bunların hepsi de (akşam ve yatsı hariç) hayatın kalbinin attığı yerde; gündüzün orta yerinde gerçekleşiyor. Sizce bu bir tesadüf mü?

Kur’an’da hep gündüze, şafağa, tanyerine yemin edilir yani dile gelip konuşmaya çağrılır. Gece doğan yıldız (tarık), geceyi yararak doğan şafak (fecr), aydınlık saçan güneş (şems), aydınlık sabah (duha), geceyi yararak doğan tanyeri (felaq)… Geceye yemin edilirken bile “Gündüze yürüyen gece” (ve’l-leyli iza yesr) denir. “Gece yarılarında kalk çünkü gündüz seni zorlu bir uğraş bekliyor” denir. Karanlığa boğan gecenin (leyl) ardından hemen aydınlığa çıkaran gündüz vurgusu yapılır.

Çünkü İslam esas olarak bir gündüz dinidir. Yani çalışma, hareket ve yaşam dinidir. Gece sadece gündüzü iyi geçirmek için bir dinleme ve hazırlıktır. Geceyi gündüzden, gündüzü geceden ayıramazsınız. Hele gündüzü iptal edip her şeyi geceye hiç hapsedemezsiniz. O zaman gerçek hayat dinini “kandil (gece) dini” haline getirmiş olursunuz…

O zaman siz geceleri dua edip huzur içinde uyurken, bütün dini enerjinizi geceye hasrederken, gündüzleri topraklarınız işgal edilir, hazinelerinize el konur haberiniz bile olmaz…


Konu Başlığı: Gerçek hayat dini ve kandil geceleriş
Gönderen: turab üzerinde 03 Eylül 2007, 12:30:24 ÖÖ 00
kandil gecelerinin mahiyetini açıklayan çok güzel bir yazı
paylaşım için Allah razı olsun..


Konu Başlığı: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri?
Gönderen: esedullahmurat üzerinde 03 Eylül 2007, 12:37:36 ÖS 12
Rabbim cümlemizden razı olur inşaallah

bu bilinçte olma duasıylan...


Konu Başlığı: Gerçek hayat dini ve kandil geceleriş
Gönderen: esen üzerinde 07 Ekim 2007, 03:29:07 ÖÖ 03
gerçekten okunması ve insanın  düşünmesi gereken bi yazı
çokta mantıklı
allah razı olsun paylaşım için


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: halukgta üzerinde 17 Şubat 2008, 04:22:55 ÖS 16
DEĞERLİ ARKADAŞIM BU KONUYU ÇOK GÜZEL İZAH ETMİŞSİNİZ, DOĞRUSU ALLAH RAZI OLSUN SİZDEN. YAZINIZIN İÇİNDEN BİR ALINTI YAPARAK GÜNÜMÜZ GERÇEKLERİNİN NE DURUMDA OLDUĞUNU HATIRLATMAK İSTİYORUM. ( Hiçbir peygamber yoktur ki getirdiği din kendisinden sonra ters yüz edilmemiş olsun…”) RAHMAN A EMANET OLUNUZ. Halukgta


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleriş
Gönderen: abdulhamit üzerinde 17 Şubat 2008, 05:50:35 ÖS 17
Ben amaca ve sonuca bakarım. Amaç nedir ? Sonuç nedir ? Eğer her ikisi güzelliklerle dolu ise neden bu kandil geceleri kutlanmasın!

İslam dinimiz her güzelliğe açıktır, Kandil gecelerinin kutlanmasını illaki peygamberimizin  yapmış veya yapmamış olmasına bağlayamayız ve bu şekilde de değerlendiremeyiz.

Ben size desem  ki, günümüzde peygamber efendimizin yapmadığı o kadar çok şeyi yapıyoruz ve yapmaktayız ki, bunları say deseniz sayamayız.

Fakat kanımca çok önemli nokta şu ki, peygamber efendimiz bu gecelerin  kutlanmasını  kesin yasakladı mı yoksa yasaklamadı mı?

 Şayet yasakladı ise, o halde hiç birimizin haddine haddine değildir bu geceleri kutklamak

Eğer uygulamada görülen zararlı tarafları varsa neden bunlar ıslah edilmesin ,düzene ve güzelliğe  sokulmasın


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: maxpayna üzerinde 17 Şubat 2008, 09:27:13 ÖS 21
sadece amaç sonuç ilişkisine dayandırarak konuyu açıklayamazsınız...

durup dururken ben bir "GÜN" icad etsem ve 17 nisan tesbih çekme ve zikir günüdür deyip gün icad etsem ve hatta o günde çekilen tesbihlere bire bin veriliyor desem ve hızımı alamayıp o gün edilen dualar kabul edilir, o gün melekler iner..vs.vs. uydurup uyudup ortaya atsam doğru bir uygulamamı olur ?

bunları sırf insanlar allahı zikretsin diye hayırlı bir niyetle yapsam ve insanlar o gün allahı zikretme oranı yükselse doğru bir icaatta mı bulunmuş olurum ? inşallah evet demezsiniz.

bu ve benzeri icraatlar yüzyıllar öncesinden başladı hala da yapılmaktadır. daha çok tarikat cemaat ve tasavvuf kültüründe görmek mümkündür.

en basiti insanlar daha çok kuran okusun diye peyagmberin agzından şu sureleri okuyana bilmem kaç bonus dağıtma hadis uydurmacılığı...

günümüzde peyamberimizin yapmadığı o kadar çok şeyi yapıyoruz cümlesi ise  açıklanması gereken bir cümledir bu şekilde anlarsam çok basit olduğunu iddia edeceğim. ben sosyal yaşam uygulamalarından bahsetmiyorum. dinde olmayanın dinden gösterilmesinin yanlış olduğunu vurguluyorum.

bidat kavramı iyi anlaşılmalıdır. maalesef bidat kavramın net algılanmamakta olduğunu hissediyorum.

çok basit örnek ile;
camiye minare yapmak bidat değil şartların gerektirdiği bir kolaylıktır.
ama minaresiz cami olmaz caiz değil gibi olmazsa olmaz dinii bir unsur olarak lanse edilirse işte bu BİDATTİR...


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleriş
Gönderen: abdulhamit üzerinde 18 Şubat 2008, 07:06:16 ÖS 19
Alıntı
durup dururken ben bir "GÜN" icad etsem ve 17 nisan tesbih çekme ve zikir günüdür deyip gün icad etsem ve hatta o günde çekilen tesbihlere bire bin veriliyor desem ve hızımı alamayıp o gün edilen dualar kabul edilir, o gün melekler iner..vs.vs. uydurup uyudup ortaya atsam doğru bir uygulamamı olur
?

Kesinlikle böyle bir uygulama doğru değil,HAYIR diyorum. böyle bir uygulama islamın ruhuna zıttır ve vebali gerektirir

Alıntı
bunları sırf insanlar allahı zikretsin diye hayırlı bir niyetle yapsam ve insanlar o gün allahı zikretme oranı yükselse doğru bir icaatta mı bulunmuş olurum ? inşallah evet demezsiniz

İNŞALLAH buna EVET diyeceğim ki, bunu yapandan ,yaptırandan Allah razı olsun diyeceğim, çünkü hayırlara vesile oldunuz

Son cümlemi de şöyle  tekrar etmek isterim.

 peygamber efendimiz bu gecelerin  kutlanmasını  kesin yasakladı mı yoksa yasaklamadı mı?

 Şayet yasakladı ise, o halde hiç birimizin haddine haddine değildir bu geceleri kutlamak

Eğer uygulamada görülen zararlı tarafları varsa neden bunlar ıslah edilmesin ,düzene ve güzelliğe  sokulmasın


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: ozanca üzerinde 18 Şubat 2008, 07:23:52 ÖS 19
O zaman siz geceleri dua edip huzur içinde uyurken, bütün dini enerjinizi geceye hasrederken, gündüzleri topraklarınız işgal edilir, hazinelerinize el konur haberiniz bile olmaz…

Demiş yazı sahibi ve noktayı koymuş ...
Zannedersem Edebiyatta sonuç son paragrafta olurdu ...
Şimdi Kandil gecesinden girip ...
Düpe düz işgalden cıkıverince ...
Biraz duraksadım hani ...
Maksadını aşmış bir yazı gibi ...
Selamlar ...


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleriş
Gönderen: maxpayna üzerinde 19 Şubat 2008, 02:07:23 ÖÖ 02
Alıntı
abdulhamit
Alıntı
durup dururken ben bir "GÜN" icad etsem ve 17 nisan tesbih çekme ve zikir günüdür deyip gün icad etsem ve hatta o günde çekilen tesbihlere bire bin veriliyor desem ve hızımı alamayıp o gün edilen dualar kabul edilir, o gün melekler iner..vs.vs. uydurup uyudup ortaya atsam doğru bir uygulamamı olur


Kesinlikle böyle bir uygulama doğru değil,HAYIR diyorum. böyle bir uygulama islamın ruhuna zıttır ve vebali gerektirir

Alıntı
bunları sırf insanlar allahı zikretsin diye hayırlı bir niyetle yapsam ve insanlar o gün allahı zikretme oranı yükselse doğru bir icaatta mı bulunmuş olurum ? inşallah evet demezsiniz

İNŞALLAH buna EVET diyeceğim ki, bunu yapandan ,yaptırandan Allah razı olsun diyeceğim, çünkü hayırlara vesile oldunuz

birine HAYIR dediniz ötekine EVET dediniz. ama ikisini bütün halinde ele almalısınız.
amele HAYIR niyete EVET anlamı çıkardım ifadenizden. niyet ameli doğuruyor. niyete kimse hayır diyemez ama amel yanlış ise biz de zaten amellerin yanlışlığını vurguluyoruz.
burada "niyetler amellere göredir" hadisini de değerlendirebiliriz....
niyetim temiz allahı rızası için yapıyorum diyerekten helal olmayan bir işe girişebilirmiyiz ?

Alıntı
abdulhamit
Son cümlemi de şöyle  tekrar etmek isterim.
 peygamber efendimiz bu gecelerin  kutlanmasını  kesin yasakladı mı yoksa yasaklamadı mı?
 Şayet yasakladı ise, o halde hiç birimizin haddine haddine değildir bu geceleri kutlamak

peygamber yasaklayamaz ki !!! onun çağında böyle bir konu mevzu bahis bile değil. yani ne kuranda ne resulun hayatında ne de sahabede böyle bir konu yok. hali ile dinde yeri yok.
ama somut örnek isterseniz
eşlerinin, kendilerini aşırı ibadete vermelerini kendisine şikayet edilen sahabeleri uyarması olayı...

Alıntı
abdulhamit
Eğer uygulamada görülen zararlı tarafları varsa neden bunlar ıslah edilmesin ,düzene ve güzelliğe  sokulmasın[/b]
biz de ıslah etmeye çalışıyor ve diyoruz ki;
gece ibadet ve zikirlerimizi yılın herhangi bir gününde istediğimiz zaman yaparız. ama bazı günler özeldir o günlerde yaparsak daha faziletli diyemeyiz. allahın söylemediği birşeyi allah adına söylemek hadsizlik olmazmı ?


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleriş
Gönderen: abdulhamit üzerinde 19 Şubat 2008, 04:42:41 ÖS 16
ÇOK DEĞERLİ KARDEŞİM MAXPAYNA,

Kandil geceleri ve kutlanması ile ilgili yerinde kaygılarınızı ve tespitlerinizi ben de paylaşıyorum, ancak şu farkla ki !
Bu gecelere hurafelerin karışması, Allaha şirk anlamında doğabilecek kutlamaları ben de onaylanamıyorum. Ne demişim


Alıntı
Eğer uygulamada görülen zararlı tarafları varsa neden bunlar ıslah edilmesin ,düzene ve güzelliğe  sokulmasın

Eğer, böyle bir imkan yoksa, yani ıslah edilip, düzene ve güzelliğe sokulamıyorsa ben de sizin gibi düşünür ve bu geceler kutlanmasın derim.

Bakın bir önceki yazınızda ne demişsiniz

Alıntı
durup dururken ben bir "GÜN" icad etsem ve 17 nisan tesbih çekme ve zikir günüdür deyip gün icad etsem ve

Eğer, şirke ve hurafelere bulaşmazsanız NEDEN OLMASIN ? Ben de 17 nisanı Allaha güzel borç verme günü ilan etsem ve fakir ve yetimleri o günde sevindirilmesine vesile olsam , bunu dinde yeri yok mu diyeceğiz. Haklı olarak şöyle sorabilirsiniz yetim ve fakire yardım yalnız ve yalnız Allahın emri olan 17 nisan tarihi midir ki ?
Hayır, öyle mesaj verilmez bu günün anılması ile aslında tüm günlerde Allaha güzel bir borç verileceği anlamında, diğer günler de de verilecek ve verilsin measajı çıkar ve çıkmalıdır da !


 
Alıntı
birine HAYIR dediniz ötekine EVET dediniz. ama ikisini bütün halinde ele almalısınız

Zaten ben bir bütün içinde ele aldım ki, HAYIR dediğim  sizin ve bizim de olan endişelerimizdir. ve bakın ben ne demişim

Alıntı
Ben amaca ve sonuca bakarım. Amaç nedir ? Sonuç nedir ? Eğer her ikisi güzelliklerle dolu ise neden bu kandil geceleri kutlanmasın

Her güzel olan şey islamdandır, eğer amaç ve sonuç birbirlerini güzellikler içinde bütünlüyorsa O halde neden kutlanmaz diye bir daha soralım.
Vereceğiniz cevab bellidir, ve zaten vermişsiniz de bakın ne demişsiniz


Alıntı
peygamber yasaklayamaz ki !!! onun çağında böyle bir konu mevzu bahis bile değil. yani ne kuranda ne resulun hayatında ne de sahabede böyle bir konu yok. hali ile dinde yeri yok

Onun çağında böyle bir konunun bahsi bile söz konusu olmadığından emin misiniz ?

Peygamber efendimizin KADİR GECESİ VE ÖNEMİNE DAİR söylediği sözleri görmemezlikten gelemeyiz.

Madem ki, endişelerimizden ve kaygılarımızdan dolayı veya dinde yeri olmadığından dolayı ( NOT: Dinde yeri olmaması demek yasaklanması demektir ) bu kandil gecelerini kutlamayacaksak, kadir gecesi de bu gecelerden biridir ve onu da ihya etmeyelim ve bu geceyi de güzelliklerle anmayalım

Devam edeceğim


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleriş
Gönderen: abdulhamit üzerinde 19 Şubat 2008, 05:10:55 ÖS 17
Şimdi de diyebilirsiniz ki, bu kandil  gecelerin tarihleri kesin belli mi ki, bu gecede kutlanıyor ve insanları bu gece olduğuna inandırılıyor.

Hayır, amaç illaki o geceyi bulmak ve yaşamak ve ibadetleri o güne denk getirmek değildir.

Zaten kadir gecesinin bile kesin tarihi ne zamandır ? Kesin Bilinememiştir. Her zaman ihtilafa düşülmüştür. Peygamber efendimiz bile bu gecenin hangi tarihe denk geldiğini söylememiş veya söylemek istememiştir.

Önemli olan tarihi değil, o gecenin RUHUNU anmadır.
O gecenin ruhunu anmak  derken yalnızca ve yalnızca hep o gece  ibadet edilecek, yetimler ve fakirler yalnız o gece hatırlanacak ve sevindirilecek anlamı çıkarılmamalıdır. Aslında O geceyi idrakle anmanın Allaha ibadetin , yetim ve fakire yardımın yalnız o geceye mahsus değil, tüm gecelere , tüm günlere mahsus olacağı mesajı verilir


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleriş
Gönderen: maxpayna üzerinde 20 Şubat 2008, 01:44:06 ÖÖ 01

genel olarak birbirimize yaklaştık abi. sonuçta ikimizin de derdi yanlışlıkları hurafe ve bidatlari sonlandırmak ve allahın razı olacağı ve onun çizdiği yolda hayırlı amellerde bulunmak.....

Alıntı
abdulhamit

Peygamber efendimizin KADİR GECESİ VE ÖNEMİNE DAİR söylediği sözleri görmemezlikten gelemeyiz.


bir yazı alıntılamak istiyorum :


Kur'an'ın önermediği, peygamberimiz (sav)'in hayatında yer vermediği ve sahabe döneminden çok sonraki dönemlerde ihdas edildiği anlaşılan beş adet "uyduruk" gecemiz(!) var. "kandil geceleri" adı altında kutsanan ve kutlanan bu "mübarek"(!) geceler şunlardır: Rebiyülevvel ayının on ikinci günü "mevlid kandili"; Recep ayının ilk cuması "regaib kandili"; Receb'in yirmi yedinci günü "mirac kandili"; Şaban ayının on beşinci günü "berat kandili" ve Ramazan ayının yirmi yedinci gecesi "kadir kandili".

Mevlid kandili: peygamber efendimizin, miladi 571 yılında, hicri aylardan Rebiyülevvel ayının on ikinci gecesinde doğmuş olmasına atfen icad edilmiş bir gecedir. Regaip kandili: Regaip, elde edilmesi arzu edilen değerler anlamına gelmektedir. Allah'ın kullarına bol bol rahmet ve bağışta bulunduğuna inanılan gece olarak Recep ayının ilk perşembesini cuma gününe bağlayan gece olarak icad edilmiştir. Miraç kandili: Recep ayının yirmi yedinci gecesinde peygamber efendimizin göğe yükselerek Allah'la buluşmasına(!) atfen icat edilmiştir; Şaban ayının on beşinci gecesi kutlanan "berat kandili" ise günahlardan, borçlardan ve her türlü cezadan kurtulma anlamına gelmektedir. Ramazan'ın yirmi yedinci gecesi olarak kutlanan "kadir kandili" ise Kur'an'ın indirildiği geceye atfen icat edilmiştir.

Din adına uydurulan bu türden kutsal gece ve günlerin, İslam aleminde büyük bir kabul görmüş olması ve müslümanların müslümanlığına, dolayısı ile İslam’a büyük yarar sağladığı konusundaki ittifak; din adına uydurulmuş şeylerin, gerçek dinin yerini nasıl almış olduğunun açık bir göstergesidir. Bu türden gün ve gecelerin kutlanmasından ve kutlanma şeklinden Kur'an'da bir tek kelime bile söz edilmemektedir. Keza, Allah rasulü ve sahabesinin hayatında da kutladıkları kutsal gün ve gece bulunmamaktadır. Buna rağmen daha sonraki dönemlerde müslümanların inancında ve hayatında bu kadar önemli yer alması, "cahiliyenin" yeniden İslam'a sızmış olduğunu ortaya koymaktadır. Bu kuşatılmışlık öylesine baskın bir durumdadır ki: bunların bidat ve hurafe olduğuna inanan bir çok kimse dahi halkın levminden korktuğu ve itibar kaybetmemek için susmayı tercih etmektedir.

Ciltler dolusu kitaplarla bu türden gün ve gecelerin önemi anlatılmış olunsa da, yararları (!) saymakla bitirilemese de, eşi ve benzeri olmayan kutsal şeyler olarak görülseler de aslında bunların cahili düşüncenin uydurması olduğunu Kur'an'la akleden herkes anlamaktadır. Birazcık olsun gerçeği idrak etmiş olanlar şu gerçeği görmektedirler: müslümanların İslam’dan uzaklaşılmış olmalarının temel nedenlerinden biri de bu tür uyduruk gün ve gecelerdir. Zira, bunlar ve benzerleri uyduruk şeylerle İslam’ın içi boşaltılmıştır. İslam’ın hayata hakim olmasının, hayatın tamamını kapsamasının önüne geçilmiş; müslümanların Kur'an'la bağlantıları kesilmiştir. Farkında olunsun veya olunmasın, hangi niyetle yapılmış olunursa olunsun bu tür bir anlayış sonuç olarak Kur'an'dan uzaklaşma, onu terk etmeye neden olmuştur. Bu aslında küfre rucu etmenin değişik bir versiyonudur. Kur'an'ın hakimiyet alanın daraltılmasıdır. Diğer bir deyimle dinin ruhbanlaştırılmasına geçiş sağlamada önemli bir kırılma noktasıdır.

Kur'an'da süreklilik esastır. Kur'an zamanın ve hayatın tamamına hiçbir boşluk bırakmaksızın hakim olmak istemektedir. Zamanın ve mekanın tamamı Allah'ındır. Allah'ın yanında üstün zaman ve mekan yoktur. Hiçbir gün ve zaman bir başka gün ve zamandan üstün değildir. Günah ve sevap, hayır ve şer işlendiği zamana ve güne göre artıp eksilmez. Artma ve eksilme amele göre belirlenmektedir. Hangi zaman diliminde veya günde yapılmış olunursa olunsun o zamanın ve günün yapılan şeyin değerini arttırma ve eksiltme gibi bir özelliği yoktur. Haram olan bir şeyi yapan kimse bunu ne gün ve zamanda yaparsa yapsın haramlığın derecesine etkisi olmaz. Veya sevap olan bir şeyi yapan bir kimse bunu ne zaman ve gün yapmışsa yapsın, zaman ve gün o sevabın derecesini etkilemez.

Ne var ki gereğince akletmeyenler araçla amacı birbirine karıştırdığı için bu gerçeği kavrayamamaktadırlar. Elbetteki Kur'an, başta kadir gecesi olmak üzere Ramazan ayı, cuma günü, Kâbe, Arafat, Mescid-i Haram gibi birçok gün ve mekandan söz etmektedir. Ancak, Kur'an'ın bunlardan söz etmiş olması bizatihi o gün ve mekanların bir önemleri olmasından değildir. O günleri ve mekanları önemli kılan şey onlarda yapılması istenen ibadetlerdir. Yani kutsal olan, bizatihi Ramazan ayının kendisi değil, o ayda oruç tutulmasıdır. Kutsal olan kadir gecesinin kendisi değil, Kur'an'ın o gecede indirilmiş olmasıdır; önemli olan cuma gününün kendisi değil, cum'a namazıdır. Bu gün ve mekanların önemli oluşlarının nedeni bu gün ve mekanların kendileri değil, onlarda yapılan ibadetlerdir. Yoksa bütün yeryüzü ve bütün zamanlar Allah'ındır. Örneğin oruç Rama-zanda değil de Muharrem ayında olsaydı o zaman Muharrem ayı önemli olacaktı. Demek ki önemli olan ayın kendisi değil oruçtur. Diğer bir deyimle oruç Ramazan ayı için değil Ramazan ayı oruç için vardır. Cuma namazı cuma günü için istenme-miş, cuma günü cuma namazı için seçilmiştir. Eğer cuma gününde cuma namazı olmasaydı, cu-manın gün olarak diğer günlerden bir farkı olmayacaktı. Eğer oruç olmasaydı Ramazan’ın diğer aylardan bir farkı olmayacaktı. Eğer Kur'an kendisinde indirilmeseydi kadir gecesinin diğer gecelerden bir farkı olmayacaktı.

Şu husus çok önemlidir: Kur'an bizden devamlı müslüman olmayı mı yoksa belli gün ve gecelerde müslüman olmayı mı istiyor. Cennetin bedeli "devamlı müslümanlık" mıdır yoksa belli gün ve gecelerle yetinen müslümanlık mıdır? devamlı müslüman olmak mı daha doğrudur yoksa belli gün ve gecelerde müslüman olmak mı?.

Kur'an bizden, İslamı, hayatın ve zamanın tama-mına hakim kılmamızı istemektedir. Kur'an, müslümanın, müslümanlığının sürekli olmasını istemektedir. Kur'an, müslüman'ı İslam’ın tamamından sorumlu tutmaktadır. Sadece belli gün ve gecelerde ve belli ibadetlerle sınırlı bir islam anlayışı Kur'an da yoktur. Yalnızca belli gün ve gecelerde ve belli ibadetler ne Allah'ın, ne de peygamber(sav)'in kabul edebileceği tarz bir müslümanlık değildir. Allah ve rasulü müslümanları hayatın tamamında, İslam’ın tamamından sorumlu tutmaktadır. Müslümanlık yalnızca belli gün ve gecelerde yapılan şeylerden ibaret değildir.

O hayatın tamamını kuşatmıştır. Ona inancı ve saygısı olan, onun belli bir kısmıyla yetinmez. Haftada bir gün namazla, belli gecelerde sabaha kadar ibadetle, bir ay oruç tutmakla müslüman olunmayacağını bilir. Kur'an, kendisine iman eden ve tâbî olanlardan, hükümlerinin tamamına uymasını istemektedir. Yalansız bir hayat, hilesiz bir ticaret, malıyla ve canıyla Allah yolunda cihat, Allah'ın verdiği nimetlerden infak, İslam’ın hayata hakim kılınması için mücadele, cömertlik, muhtaçlara yardıma koşma , dürüst olma kısacası insana ve hayata dair her konuda Kur'an'a tabi olmaktır müslümanlık. Kurtuluş Kur'an'ın tamamına tabi olmaktadır. Onun gösterdiği yoldan gitmektedir.

Yaşadığımız hayatta Kur'an'ın tanımladığı bir İslam yoksa, müslümanlar Kur'an'ın öngördüğü müslümanlar değillerse, bunda "araçla" "amacı" birbirine karıştıran çarpık düşüncenin çok büyük payı vardır. Güya masumiyet ve güzellik adına, güya iyilik ve hoşgörü adına İslam’ı zamana ve mekana göre bir din haline getirenler içinde bulunduğumuz durumun müsebbibleridir. Bu çarpık zihniyetin ürettiği anlayışta aslında İslam’ın hayatın tamamına hakim olma talebi pasifize edilmektedir.

Bu çarpıklığın, yalnız Kur'an'la bağını koparmış, cahili düşüncenin rotasına girmiş olanlarda değil, ömrünün büyük bir kısmını Kur'an'la geçirmiş olanlarda da bulunması anlaşılır gibi değil. 2 Kasım 2005 tarihli zaman gazetesindeki köşesinde Ali Bulaç bu çarpık düşünceyi şu şekilde sergilemektedir. "Allah bize zaman zaman kurtuluş(felah) fırsatları vermektedir: Ramazan ayı, cuma günü, kadir gecesi, Mescid-i Haram (Ka'abe'nin tavafı, Arafat, Müzdelife, Mina ve diğer iki mescidin (Mescid-i Nebevi, Mescid-i Aksa) bereketine iştirak etmek, bu kurtuluşun imkanlarıdır." Bu tespit ilk bakışta masum görülse de zihniyet olarak Kur'an'ı bir bütünlükten uzak, indirgemeci bir anlayışı ortaya koymaktadır.

Aslında bütün inanç ve düşüncelerde kutsal gün ve geceler var. Bizdeki kutsal yer, gün ve geceleri uyduranlar, insanları inandırmak için yalanlarını peygamber efendimize söyletmişlerdir. Bu konudaki hadislerin tamamı uydurmadır. Zira Allah'ın rasulü Kur'an'a ters bir söz söylemez. Zaten hadis kritiği yapanlar da bu hadisleri sahih bulmamaktadırlar. Birazcık aklı olan bu hadislerin uydurma olduklarını hemen anlar. Örneğin kadir gecesi ile ilgili hadislere bakıldığında hadislerin birbirleriyle çeliştikleri, kendi içlerinde de tutarsız oldukları açıkça görülmektedir.

Kadir gecesinin zamanı ile ilgili Kütüb-i Sitte'de bir çok hadis var: bu hadislerin kimine göre kadir gecesi Ramaza’nın ilk gecesi, kimine göre son on gecesinin tekli olanlarında, kimisine göre yirmi yedinci gecesi, kimisine göre tamamının her hangi bir gününde, kimisine göre on beşinci gecesindedir. şimdi bunların hangisi doğru. Peygamber (sav)'in her seferinde farklı tarih vermesi mümkün mü? Bir hadiste de Allah'ın bu geceyi önce bildirdiğini sonra da unutturduğu söylenmektedir. Güya bilinmesin ki müslümanlar bütün bir ay boyunca ibadet etsinlermiş. Biraz düşünecek olursak kadir gecesinin peygamberimiz tarafından çok net bir şekilde bilinmesi gerekir. Zira Kur'an o gecenin Ramazan ayında vahyin ilk indiği gece olduğunu söylüyor. (Bakara -185) peygamber efendimiz kendisine vahyin hangi gece geldiğini nasıl bilmez.

Kadir gecesi ile ilgili hadislere içerik olarak bakıldığında da uydurma oldukları açıkça belli olmaktadır. O gece ibadetle geçirenin bütün günahlarının af edileceği, annesinden yeni doğmuş çocuk gibi günahsız hale geleceği ifade edilmektedir. Böyle bir anlayışı Kur'an yüzlerce ayette yalanlamaktadır. Günah ve sevapla ilgili, amellerle ilgili ayetlere bakıldığında hayra ve şerre zerre kadar da olsa kim ne yapmışsa karşılığını görecektir. Ayrıca kadir gecesinden bir gün önce ölene, kadir gecesinden bir gün sonra günahları tamamen sıfırlanmış olarak ölene göre haksızlık yapılmış olmaz mı? Keza geçmiş toplumların kadir geceleri yoktu. Onların günahlarını sıfırlama şansları da yoktu. Allah'ın kulları arasında böyle bir ayırım yapması mümkün mü?

Kadir gecesinin gece olarak diğer gecelerden bir farkı yoktur. Onu kutsal kılan, onu şerefli ve mübarek yapan o gecede vahyin gelmiş olmasıdır. Onun bin aydan daha hayırlı olduğunun söylenmesi Kur'an'ın önemini vurgulamak içindir. Vahyin inmesi o kadar değerlidir ki inmeye başladığı geceye diğer gecelere göre bin aydan daha fazla değer katmıştır. Değer, gecenin kendisinde değil vahiy'dedir.

Kadir gecesi her yıl tekrar eden bir gece de değildir. Bütün zaman içinde bir kez olan bir gecedir. O da Kur'an'ın ilk kez vahyedilmeye başladığı gecedir. Bir başlangıçtır. Kaldı ki Ramazan ayı her yıl on gün ileri geldiğinden kadir gecesi ilk Ramazanda gelmiş olsa da Ramazan’la birlikte o da öne alınan bir tarih olamaz. Ancak otuz üç yılda bir aynı Ramazan’a denk gelebilir.


   İktibas Dergisi, Erhan Aktaş, Sayı: 323, Kasım 2005
KAYNAK (http://kuranislamicom.h867114.serverkompetenz.net/index.php/Tartismali-Konular/Tartismali-Konular/Hayirli-Gecelerin-serri-Kandiller.html)


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleriş
Gönderen: ozanca üzerinde 20 Şubat 2008, 11:05:32 ÖÖ 11
Kadir gecesinin gece olarak diğer gecelerden bir farkı yoktur. Onu kutsal kılan, onu şerefli ve mübarek yapan o gecede vahyin gelmiş olmasıdır. Onun bin aydan daha hayırlı olduğunun söylenmesi Kur'an'ın önemini vurgulamak içindir. Vahyin inmesi o kadar değerlidir ki inmeye başladığı geceye diğer gecelere göre bin aydan daha fazla değer katmıştır. Değer, gecenin kendisinde değil vahiy'dedir.
Demişsin ....
Biraz kastırmışlar ama ...
Genede tam yerine oturtamamışlar ..
Sanırım oturmazda ...
Bu don bu bedene kucuk cunki ...
Selamlar ...


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleriş
Gönderen: halukgta üzerinde 20 Şubat 2008, 01:28:50 ÖS 13
Kadir gecesinin gece olarak diğer gecelerden bir farkı yoktur. Onu kutsal kılan, onu şerefli ve mübarek yapan o gecede vahyin gelmiş olmasıdır. Onun bin aydan daha hayırlı olduğunun söylenmesi Kur'an'ın önemini vurgulamak içindir. Vahyin inmesi o kadar değerlidir ki inmeye başladığı geceye diğer gecelere göre bin aydan daha fazla değer katmıştır. Değer, gecenin kendisinde değil vahiy'dedir.
    Doğrusu konuyu çok güzel anlatmış arkadaşım. İşte Kuran ın ruhunu anlamak budur. Tebrik ederim doğrusu. Düşünün zaten bizlerin kadir gecesi diye kutladığımız gecenin dahi o gece olduğu bilgisine sahip değiliz. Çünkü peygamberimiz sorulduğunda biliyordum ama Rabbim unutturdu diye cevap vermiştir. SAYGILARIMLA[/b]


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: abdulhamit üzerinde 20 Şubat 2008, 07:35:19 ÖS 19
Alıntı
MAXPAYNA
genel olarak birbirimize yaklaştık abi. sonuçta ikimizin de derdi yanlışlıkları hurafe ve bidatlari sonlandırmak ve allahın razı olacağı ve onun çizdiği yolda hayırlı amellerde bulunmak.....

Alıntı
ABDULHAMİT
Önemli olan tarihi değil, o gecenin RUHUNU anmadır.
O gecenin ruhunu anmak  derken yalnızca ve yalnızca hep o gece  ibadet edilecek, yetimler ve fakirler yalnız o gece hatırlanacak ve sevindirilecek anlamı çıkarılmamalıdır. Aslında O geceyi idrakle anmanın Allaha ibadetin , yetim ve fakire yardımın yalnız o geceye mahsus değil, tüm gecelere , tüm günlere mahsus olacağı mesajı verilir

Ve işte altına imza atacağım alıntı yazınızdan bir pragraf

Alıntı
Şu husus çok önemlidir: Kur'an bizden devamlı müslüman olmayı mı yoksa belli gün ve gecelerde müslüman olmayı mı istiyor. Cennetin bedeli "devamlı müslümanlık" mıdır yoksa belli gün ve gecelerle yetinen müslümanlık mıdır? devamlı müslüman olmak mı daha doğrudur yoksa belli gün ve gecelerde müslüman olmak mı?.

Kur'an bizden, İslamı, hayatın ve zamanın tama-mına hakim kılmamızı istemektedir. Kur'an, müslümanın, müslümanlığının sürekli olmasını istemektedir. Kur'an, müslüman'ı İslam’ın tamamından sorumlu tutmaktadır. Sadece belli gün ve gecelerde ve belli ibadetlerle sınırlı bir islam anlayışı Kur'an da yoktur. Yalnızca belli gün ve gecelerde ve belli ibadetler ne Allah'ın, ne de peygamber(sav)'in kabul edebileceği tarz bir müslümanlık değildir. Allah ve rasulü müslümanları hayatın tamamında, İslam’ın tamamından sorumlu tutmaktadır. Müslümanlık yalnızca belli gün ve gecelerde yapılan şeylerden ibaret değildir


SON SÖZ: Eğer bu amaç ve bilinçle kandil gecelerimiz kutlayacak isek, kutlayalım, Aksi takdirde birbirimizi ALLAH İLE ALDATMAYALIM


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: manolya üzerinde 07 Nisan 2008, 12:24:34 ÖÖ 00
 s a yazilarinizi buyuk bir ilgi ve dikkatle okuyorum.

gercekten inanamiyorum bir millet ancak boyle icten cokertilebilir.
iste boyle kandillerimiz sorgulanir .sonra namazimiz sonra orucumuz sonra dinimiz
sonra bakmisiz elimizde hic birsey kalmamis tartisacak .
abdurrahman beyi kutluyorum guzel dusunuyor.
en azindan guzel dusunen guzel gorurmus
selamlar.



Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: murat üzerinde 07 Nisan 2008, 12:34:03 ÖÖ 00
Alıntı
abdurrahman beyi kutluyorum guzel dusunuyor.

 ???


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: hanif_bir_kul üzerinde 14 Temmuz 2008, 07:03:59 ÖS 19
S.A DEĞERLİ KARDEŞLERİM
http://www.suleymaniyevakfi.org/modules/fetvalar/index.php?cat_id=54#115

Burada "neden mübarek gün ve geceler vardır?", "gerçekten her düşünce dünyasında özel gün ve geceler olmalı mıdır?" veya "neden insanlar özel gün ve gecelere ihtiyaç duyar veya duyarlar mı?" vb. soruların cevaplarını irdelemeyeceğim. Yapacağım şey, bence, bu soruların cevaplarının verilmesinden sonra da, bu sorulara hiç cevap verilmese de vukua gelmesi kaçınılmaz olan son durumu ortaya koymaya, bir de pratikte gün ve gecelere nasıl bakıldığını tavsifen ifade etmeye çalışacağım.
Kur'ân'da, halk arasında bilinen "mübarek geceler" manasında, sadece "Kadir Gecesi" ve "İsrâ (Mirac) Gecesi"nden bahsedilmektedir. Kadir gecesi, Kur'ân'ın inmeye başladığı gecedir2 ve bu gece de Ramazan ayı içindedir3. İsrâ (Mirac) Gecesi ise, Hz. Peygamber (sav)'in tebliğinin 10. yılında vaki olan ve hakkında rivayet edilen olayların (Mirac olayı) bir kısmını (İsrâ olayını) Kur'ân'ın anlattığı mucizesinin(!) cereyan ettiğine inanılan gece, olarak zikredilmektedir ve ayet şu şekildedir: "Yüceliğinde sınır olmayan O (Allah) ki, kulunu geceleyin, kendisine bazı alametlerimizi göstermek için (Mekke'deki) Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mesdid-i Aksa'ya götürdü. Çünkü, gerçekten her şeyi işiten, her şeyi gören O'dur."İSRA:1
Hz. Allah, Kur'ân'da yine şöyle buyurmaktadır: "1. Hâ-mîm, 2. Düşün özünde açık olan ve her hakikati bütün açıklığıyla ortaya seren bu ilahî kelamı! 3. Biz onu kutlu bir gecede indirdik: zaten Biz, (insanı) her zaman uyarmaktayız. 4. O (gece)de, bütün (iyi ve kötü) şeyler arasındaki farklılık, hikmetle ortaya konmuştur, 5. Katımızdan bir emir gereği: çünkü Biz (doğru yola ileten mesajlarımızı) her zaman göndermekteyiz..."DUHAN:1/5
Bu ayette geçen "gece" kelimesi ile, Tirmizî'nin Sünen'inde6, "Yüce Allah Şaban ayının ortasındaki gecede dünya semasına iner. Kelb Oğulları koyunlarının tüyleri sayısından daha çok insanı affeder..." şeklinde ve diğer kitaplarda geçen Hz. Peygamber (sas)'in hadislerindeki "gece" kelimesinin işaret ettiği murad-ı ilahî, birbirleriyle örtüştürülerek(!) "berat" gecesi diye isimlendirilen bir gece ihdas edilmiştir.
Özellikle halkın elinde dolaşan (maalesef çoğu tasavvuf kaynaklı) klasik kitaplarımızda geçen şu hadis de Duhan suresindeki mezkur ayetlerle, bilhassa dördüncü ayetteki "O (gece)de, farklılık ortaya konmuştur" ifadesiyle örtüştürülür: "Şaban ayının 15. gecesinde, Allahu Teala gelecek sene o geceye kadar bir senelik işleri tedbir, takdir ve tayin eder. O yıl içinde ölecek olanların isimleri yaşayanlar defterinden, ölüler defterine geçirilir, o sene hacca gidecek olanlar yazılır, doğacak ve ölecek olanlarla bütün canlıların yaşaması için gerekli ihtiyaç maddeleri o gece tespit ve takdir olunur. Herkesin amel ve işleri Allahu Teala'nın huzuruna bu gece çıkarılır..."
İslamî ilimlerle az çok uğraşan herkes, "Hadis Usulü" ilmindeki şu kaideyi hatırlarlar: "İlk dönem İslam alimleri/muhaddisler, ahkam ifade eden konulardaki hadisleri almakta/kabul etmekte gösterdikleri titizlikleri, diğer hadisler özellikle de fezâil (faziletler) ile ilgili hadislerde göstermemişlerdir." Bu yüzden "faziletli amel" veya "faziletli ..." şeklindeki ifadelerin yer aldığı hadislerin çoğunun "zayıf veya uydurma" olabileceğine işaret etmişler ve bu hususa bizim dikkatlerimizi çekmişlerdir.
Yukarıdakiler göz önüne alınınca, şu anda müslümanlar arasında rağbette bulunan "mübarek günler ve geceler" konulu kitaplarda yer alan hadislerin, neredeyse tamamının, zayıf, uydurma ve esaslı hadis kitaplarında yer almayan veya yer alsa da zayıflığına işaret edilen hadisler oldukları gözlenebilir. Tabii böyle mübarek(!) bir gece düşünülünce, o gecenin ihyası için şu kadar rekatlı ve şöyle dualarla meşgul namaz vb. ibadetler de beraberinde zikredilerek Hz. Peygamber (sas)'e isnat ettirilecektir.
Durumun aşağıda temas edeceğimiz mantığı belli olmakla beraber, yukarıda zikredilen ayetin7 Berat gecesiyle ilgisinin olmadığını da belirtmek gerekmektedir. Yine böyle bir gecenin, Hz. Peygamber (sas) ve sahabesi tarafından ihya edilmesi/kutlanması gibi bir geleneğin olmadığı da herkes tarafından bilinmektedir. Zaten herhangi bir şer'î dayanağı bulunmadığından halk arasında yaygın hale getirilmiş olan ve bazı mübarek gecelere mahsus olduğu zannedilen namazları, cemaatle kılmak bidat olduğu için de, mekruhtur.1
Yine önemle belirtilmesi gereken bir başka husus da, bu konularda zikredilen ve Allah'ın kullarını ibadete yönlendirmeyi hedeflediği düşünülen bu hadislerin(!), teker teker incelendiği zaman, çoğunun Kur'ân'a ters ve kendi aralarında da çelişkili oldukları müşahede edilebilir. Sadece birini örnek verecek olursak: "...Allah bu gecede kendisine şirk koşmayan herkesi mağfiret eder, ancak, büyücü, falcı ve devamlı şarap içenler, riya ve zinada ısrar edenler bu af ve mağfiretin dışında kalırlar. Ancak tevbe ederlerse hariç."2
Sonuç, Allah ve Resulünün "dini"nden uzak olmayı savunmamız ve bir de, bu hale "din" demek gibi bir cüreti bile kabullenmekten kaçınmamız gerekirken, "insanları ibadete teşvik etmek gayesiyle" belli günleri kendisi istemeksizin "Allah'a has" kılmaktır. Bunun mazereti ne olabilir? O'nun noksanını mı tamamlamaya çalışıyoruz?
- Böyle bir anlayış, "her gün rezil, ... gecesinde âbid" olan kulların sayısını artırmamış mıdır?
- Her gün yaşanması ve hayata geçirilmesi istenen dinî zihniyetin, belli gün ve gecelere tahsis edilmesi, bunun sonucu değil midir? Mesela, ülkemizdeki bir çok şehirde "kandil münasebetiyle kapalı" bar, pavyon, kumarhane vs. bu anlayışın uzantısı değilse nedir?
- "İnsanların zaten dinden ve ibadetten uzak olduğunu, hiç olmazsa kandiller vesilesiyle cami ve ibadete yöneldiklerini, bu yüzden bunların bidat da olsa yapılmasını ve yaşamasını" istemenin mantığı ile hareket edenler, "dini belli günlere tahsis eden ve sadece o günleri öne çıkaran ve o günler vesilesiyle kurtuluşa ereceğini zanneden "Hıristiyan" mantıklı anlayışı öne çıkarmış olmuyorlar mı?
- "Böyle bir geceyi ihya etmek suretiyle, bir yıl ihya edilmiş olunur" anlayışı da, insanların "köşe dönme" mantığına destek olmuyor mu? Bakın etrafınıza, bunun misallerini ve kendi nefsinizde de icraatını müşahede etmiyor musunuz?
- "Fazla mal göz çıkarmaz, fazla ibadetten ne zarar gelir" demek de çözüm değildir. Çünkü dinin sahibi ve bildireni olarak Allah, tatbikatçısı olarak da Peygamberi, kullara böyle bir mükellefiyeti yüklemediği gibi, daima zikir ve tefekkür halinde olmasını ve böylece de "müslüman zihinli" şahsiyetlerin oluşmasını arzulayan hedefleri de sapmış olmaz mı? Çünkü "daima" yerini "bazı gün ve gecelere" bırakmıştır. Sonuç açıktır: Bidatlere boğulmuş, sapmış ve tahrif edilmiş bir din. Bu, bidatlerı savunmaktan başka bir şey de değildir.
Heyhat, bazı özel gün ve gecelerin insanlar üzerindeki psiko-sosyal fayda ve tesirlerinin yazılması beklenen(!) bu tarz bir yazının sonucu nereye vardı... Bu yüzden birileri, "bir tek kandillerimiz kalmıştı, onu da elimizden çıkarmaya çalışıyorlar" demesinler. Ben dini zorlaştırmak ve kolaylaştırmak gibi bir hedef de gütmüyorum. Çünkü dinin bizzat kendisi kolaydır ve ben, size -kanaatimce- daha doğru ve asıl olanı tavsiye ediyorum, üstelik benim diyeceğim belki de daha zor olanı: "Devamlı Adam Gibi Müslüman Olmak." Aslında zor görünse de mümine kolay gelen budur: "Bazı geceler ve günlerde değil, daima müslüman olmak ve daima müslümanca düşünmek." Hangisi zor, hangisi daha kalıcı, akılcı ve hangisi bizden istenen?
Dipnotlar 
1- Vehbe Zuheyli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, II. Cilt, Ek: Nafile Namazlar, S.Y.
2- Örnekler İçin bkz. İsmail Coşar, Kadir Gecesi ve Kandillerimiz, Ankara, 1976; Osman Karabulut, Mübarek Aylar Günler ve Gecelerin Faziletleri, Konya, ty., III. Baskı; M. İhsan Oğuz, İslam'da Mübarek Günler ve Geceler, İstanbul, 1997, IV. Baskı.

SAYGILARIMLA


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: abdulhamit üzerinde 14 Temmuz 2008, 08:52:50 ÖS 20
Alıntı
Alıntı
ABDULHAMİT
Önemli olan tarihi değil, o gecenin RUHUNU anmadır.
O gecenin ruhunu anmak  derken yalnızca ve yalnızca hep o gece  ibadet edilecek, yetimler ve fakirler yalnız o gece hatırlanacak ve sevindirilecek anlamı çıkarılmamalıdır. Aslında O geceyi idrakle anmanın Allaha ibadetin , yetim ve fakire yardımın yalnız o geceye mahsus değil, tüm gecelere , tüm günlere mahsus olacağı mesajı verilir
 
Ve işte altına imza atacağım alıntı yazınızdan bir pragraf


Alıntı
Şu husus çok önemlidir: Kur'an bizden devamlı müslüman olmayı mı yoksa belli gün ve gecelerde müslüman olmayı mı istiyor. Cennetin bedeli "devamlı müslümanlık" mıdır yoksa belli gün ve gecelerle yetinen müslümanlık mıdır? devamlı müslüman olmak mı daha doğrudur yoksa belli gün ve gecelerde müslüman olmak mı?.

Kur'an bizden, İslamı, hayatın ve zamanın tama-mına hakim kılmamızı istemektedir. Kur'an, müslümanın, müslümanlığının sürekli olmasını istemektedir. Kur'an, müslüman'ı İslam’ın tamamından sorumlu tutmaktadır. Sadece belli gün ve gecelerde ve belli ibadetlerle sınırlı bir islam anlayışı Kur'an da yoktur. Yalnızca belli gün ve gecelerde ve belli ibadetler ne Allah'ın, ne de peygamber(sav)'in kabul edebileceği tarz bir müslümanlık değildir. Allah ve rasulü müslümanları hayatın tamamında, İslam’ın tamamından sorumlu tutmaktadır. Müslümanlık yalnızca belli gün ve gecelerde yapılan şeylerden ibaret değildir


SON SÖZ: Eğer bu amaç ve bilinçle kandil gecelerimiz kutlayacak isek, kutlayalım, Aksi takdirde birbirimizi ALLAH İLE ALDATMAYALIM  


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: maxpayna üzerinde 14 Temmuz 2008, 11:24:42 ÖS 23


3 aylar geldiya;

favori tartışma konumuzu buzluktan çıkarıp ısıtma vakti geldi demektir :)

saygılar.......


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: büteyra üzerinde 15 Temmuz 2008, 12:58:44 ÖÖ 00
mübarek geceler olarak adlandırılan geceler hakkında bu kadar farklı görüş ve düşüncelerin olduğunu düşünmemiştim.

devlet politikası olarak bilinen bazı uygulamalar var elbette, ki belki de ifade edilen görüşlerde de belirtildiği gibi bu konuda da kendini yer yer göstermiştir. ancak tamamen devlet politikasına dayandırılması fikri pek de mantıklı gelmedi.

sadece misal olarak belirtmek istiyorum. regaib gecesinin tüm söylenenler yanında Efendimizin ruhunun dünyaya Hz. Amine vasıtasıyla intikal gecesi olarak bilinir. maddeten değil ama ruhunun...
ya da kadir gecesinin vahyin ilk geldiği gece olarak belirtilmesi hususu da var.

bu kadar büyük bir değişimin, son peygamberin dünyaya intikal gecesinin, ya da vahyin ilk indirildiği gecenin önemini taşımıyor mu bu geceler?  bunu bir bayram olarak kutlamak neden devlet politikası olarak düşünülsün ve İslam'ı gecelere has bir din haline getirmeye çalıştığımız fikrini getirsin düşüncelere...


. Şüphesiz, biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik.

2. Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin!

3. Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.

4. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner.

5. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.

(Diyanet meali)


Haluk Nurbaki'den ;

Mesela, Kadir Gecesi Yüce Kitabımızın inzal olduğu günün ihyasıdır. Kur’an’ın elbette inzali fevkalade büyük bir olaydır. Onun için Cenab-ı Hak Kadir Gecesi’ni Yüce Kitabımızda tanımlarken, bütün alemlerin bu gecenin şenliğine iştirak ettiğini bildirir. Ruhların gelişi, bütün varlıkların fecre kadar meleklerle iç içe oluşu gibi güzellikler, Yüce Kitabımızda Kadir Gecesi dolayısıyla açıklanmıştır. Aslında her kandilin, yalnız insanları değil, bütün alemleri ilgilendiren bir yanı vardır.
REGAİP KANDİLİ’nin bir hususiyet diğer kanallardan daha çok mânâ bilimlerinde ve tasavvufta zikredilmiştir. REGAİP KANDİLİ, Fahr-i Kainat Efendimiz’in mübarek ve muhteşem ruhunun anne karnına intikal günüdür. Yani, Hz. Âmine annemize Nur-u Muhammedî’nin intişar anını temsil eden bir gecedir. Fevkalâde önemlidir. Bir anlamda âlem-i mânâdan dünyanın bu dört boyutlu sistemine, yaşam sürecine ayak basmış oluyor. Bu fevkalâde önemlidir…
Bu günün sırrı, aynı zamanda RECEP ayına Fahr-i Kainat Efendimiz’in çok önem vermesi ve Efendimiz’in insanoğluna lütfen ve tenezzülen hizmet etmek üzere yansımasının günü olmasıdır. Bu günün bizim için bir şükran günü olması gerekiyor. Bu şükran gününü Efendimiz nezaket-i Muhammedî içersinde “Ben işte bugün insanlığa intikâl ettim, bugün bütün gönülleriniz bana dönsün, benimle şen olsun” dememiştir. Nezaket-î Muhammedî’si itibariyle söylememiştir ama bizim mutlaka bunu tanımamız lazım. İşte bütün mü’minler bugün gönüllerinden, Fahr-i Kainat Efendimiz’e selavât-ı şerifeler okuyarak, Kur’an okuyarak ve gönülden niyaz ederek O’nu tanımanın mutluluğunu, O’nun teşrif etmesiyle yüceldiğimizin, dolayısıyla nasıl hayat bulduğumuzun, can bulduğumuzun şükrünü yapmalıyız ve mutlaka bir şükür namazı kılmalıyız.



Risale-i Nur' dan;

Yarın (27.) gece Leyle-i Kadr olma ihtimali çok kuvvetli olmasından bir kısım müçtehidler, o geceye Leyle-i Kadri tahsis etmişler. Hakiki olmasa da, madem ümmet o geceye o nazarla bakıyor. İnşallah hakikî hükmünde kabule mazhar olur.”



belirtildiği gibi güzel niyet ve şuurla yapılan ibadetlerin ve sayın abdülhamit in belirttiği gibi belirli güzellikleri katıyorsa hayatımıza acizane zayi olmayacağı inancındayım. ayrıca Risale-i Nur da belirtildiği gibi öyle olmasa bile Cenab-ı Hakk'ın o geceleri tüm ümmetin o nazarla bakmasından dolayı kabul edeceğine inanıyorum.


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: yıldız üzerinde 15 Temmuz 2008, 11:03:36 ÖÖ 11
Büteyra

Alıntı
Bu günün sırrı, aynı zamanda RECEP ayına Fahr-i Kainat Efendimiz’in çok önem vermesi ve Efendimiz’in insanoğluna lütfen ve tenezzülen hizmet etmek üzere yansımasının günü olmasıdır. Bu günün bizim için bir şükran günü olması gerekiyor. Bu şükran gününü Efendimiz nezaket-i Muhammedî içersinde “Ben işte bugün insanlığa intikâl ettim, bugün bütün gönülleriniz bana dönsün, benimle şen olsun” dememiştir. Nezaket-î Muhammedî’si itibariyle söylememiştir ama bizim mutlaka bunu tanımamız lazım. İşte bütün mü’minler bugün gönüllerinden, Fahr-i Kainat Efendimiz’e selavât-ı şerifeler okuyarak, Kur’an okuyarak ve gönülden niyaz ederek O’nu tanımanın mutluluğunu, O’nun teşrif etmesiyle yüceldiğimizin, dolayısıyla nasıl hayat bulduğumuzun, can bulduğumuzun şükrünü yapmalıyız ve mutlaka bir şükür namazı kılmalıyız.

Bu konuyla ilgili kendi fikrimi açıklamak istedim. Peygamber efendimiz peygamber olmayı kendisi seçmemiştir. Allah onu muhteşem ahlakı sebebiyle bizlere güzel bir örnek olarak göndermiştir. Bu örneklik ancak Kur'anı Kerimin hayatına uygulamasıyla mümkün olabilmiştir. Bu cümlelerde sanki şükredilmesi gereken kişi onu bize gönderen değil de peygamber efendimizmiş gibi algıladım. Aşırı yüceltme bir peygambere yapılabilecek en kötü davranışlardan biridir. Çünkü o kul ve resuldur ve ancak Allah'tan aldığını bize eksiksiz olarak aktarır. Eğer yanlış algıladıysam hakkınızı helal edin.





Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: murat üzerinde 15 Temmuz 2008, 12:33:06 ÖS 12
Bu konuyla ilgili kendi fikrimi açıklamak istedim. Peygamber efendimiz peygamber olmayı kendisi seçmemiştir. Allah onu muhteşem ahlakı sebebiyle bizlere güzel bir örnek olarak göndermiştir.

o'na o ahlakı weren kim??


Alıntı
Aşırı yüceltme bir peygambere yapılabilecek en kötü davranışlardan biridir.


eywallah...

Alıntı
Çünkü o kul ve resuldur ve ancak Allah'tan aldığını bize eksiksiz olarak aktarır. Eğer yanlış algıladıysam


eywallah...

....Sen yalnızca bir uyarıp-korkutucusun. Allah her şeye vekildir. HUD 12




Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: yıldız üzerinde 15 Temmuz 2008, 12:43:25 ÖS 12

Alıntı
o'na o ahlakı weren kim??

Peygamber efendimiz kendisine Allah tarafından verilen iradeyi en doğru şekilde kullanarak ve  yine Allah'ın fıtratına yerleştirdiği sesi dinleyerek güzel ahlak sahibi olmuştur. Daha sonra bu iyi ahlakını Kur'anın rehberliğinde Allah'ın dilediği şekilde kullanmıştır.


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: murat üzerinde 15 Temmuz 2008, 12:50:49 ÖS 12
Alıntı
Peygamber efendimiz kendisine Allah tarafından verilen iradeyi en doğru şekilde kullanarak ve  yine Allah'ın fıtratına yerleştirdiği sesi dinleyerek güzel ahlak sahibi olmuştur.

yani o'na ahlakı weren ALLAH...o'nu eğiten vs..




Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: yıldız üzerinde 15 Temmuz 2008, 01:10:33 ÖS 13
Alıntı

Alıntı
yani o'na ahlakı weren ALLAH...o'nu eğiten vs..

Doğrudur...



Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: ozanca üzerinde 15 Temmuz 2008, 02:59:30 ÖS 14
Herşeyin sahibi olan Allah ...
Herşeye gücü yeten Allah ...
Herşeyi Takdir eden Allah ...
Allah'tan bagımsız hiç bir şey düşünülemez ...
Kul hesap verme makamında ise hür bir irade ile seçim hakkına sahiptir ..
Seçim hakkı karşılıgında veren gene Allah'tır ...
Bir seçimden, bir emekten bahsediyorsak şayet ...
Bunu Allah'ın takdiri diye sundugumuzda ...
O zaman akla şu gelir ?
Benim sorumlulugum ne ?
Şuphesiz Hz. Muhammed s.a.v peygamberlikten önceki sergiledigi şahsiyetiylede o makama en layık kişi oldugunu ispatlamıştır....
Selamlar ...


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: murat üzerinde 15 Temmuz 2008, 03:41:14 ÖS 15
Alıntı
Bir seçimden, bir emekten bahsediyorsak şayet ...
Bunu Allah'ın takdiri diye sundugumuzda ...
O zaman akla şu gelir ?
Benim sorumlulugum ne ?

Allah'ın hz. muhammed'e (sav) herhangi bir etkisi olmadı mı?

doğumundan ölümüne kadar ??? ??? ???


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: ozanca üzerinde 15 Temmuz 2008, 03:48:07 ÖS 15
Alıntı
Allah'tan bagımsız hiç bir şey düşünülemez ...


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: büteyra üzerinde 16 Temmuz 2008, 12:19:50 ÖÖ 00
yıldız

Bu konuyla ilgili kendi fikrimi açıklamak istedim. Peygamber efendimiz peygamber olmayı kendisi seçmemiştir. Allah onu muhteşem ahlakı sebebiyle bizlere güzel bir örnek olarak göndermiştir. Bu örneklik ancak Kur'anı Kerimin hayatına uygulamasıyla mümkün olabilmiştir. Bu cümlelerde sanki şükredilmesi gereken kişi onu bize gönderen değil de peygamber efendimizmiş gibi algıladım. Aşırı yüceltme bir peygambere yapılabilecek en kötü davranışlardan biridir. Çünkü o kul ve resuldur ve ancak Allah'tan aldığını bize eksiksiz olarak aktarır. Eğer yanlış algıladıysam hakkınızı helal edin.


Alıntı
İşte bütün mü’minler bugün gönüllerinden, Fahr-i Kainat Efendimiz’e selavât-ı şerifeler okuyarak, Kur’an okuyarak ve gönülden niyaz ederek O’nu tanımanın mutluluğunu, O’nun teşrif etmesiyle yüceldiğimizin, dolayısıyla nasıl hayat bulduğumuzun, can bulduğumuzun şükrünü yapmalıyız ve mutlaka bir şükür namazı kılmalıyız.

ben konunun tamamen yanlış anlaşıldığı düşüncesindeyim. Efendimiz'i aşırı yüceltmeden sözedilmiş.

 iki cihan güneşi, alemlerin yaratılış sebebi gibi pek çok tanımla beraber anılan Peygamberimiz'in ruhunun dünyaya intikal gecesinin bir şükran havasında geçmesinin O'nu kötü bir davranış olacak kadar yüceltmek ile yakından veya uzaktan bir bağlantısı yok benim için. söylenenin zıddına yazık ki gereken değeri göstermemiş oluyoruz. zaten anlatılmak istenen Efendimiz'e karşı yapılması gereken bir şükür değil. O'nu göndererek dünya hayatını, yapmamız gerekenleri, ahireti ve en önemlisi de Kendi'ni bize anlatan bir Yaratıcı'ya şükrediyoruz. bu anın başlangıcının her yıl güzel ibadetlerle tekrarlanması Son Peygamberi fazla yüceltmek gibi bir mana ifade etmiyor.

ayrıca eğer sadece bu geceyi ihya etmekle O'nu haddinden fazla yüceltmiş oluyorsak asr-ı saadete bir göz atmalıyız belki de...

Mübarek sakalları dahi saklanan bir Peygamber O... abdest suyu dökülmeyen bir Peygamber O... nice misaller vardır hatıra gelen. kıyaslama yapacak olursak asıl yüceltme budur, ki yüceltme kelimesi değil buraya yakışan. Gereken değerin verilmesi ve bu konuda gerekli hassasiyetin gösterilmesidir benim için yapılanlar. Ve Efendimiz'in kim olduğuna, hayatımızdaki önemine , değerine ve Allah katındaki yerine geri dönmek elzemdir.


De ki: ‘Eğer siz (gerçekten) Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin.” (Ali İmran; 31)



konuya tekrar dönecek olursak ;
zamanımızda en güvenilir hadis kitabı olarak kütüb-ü sitte onaylanmıştır. ve oradan iki hadis;

Hadis No : 3015
Ravi: Ebu Hüreyre
Tanım: Bir rivayette şöyle gelmiştir: "Kadir gecesini, kim sevabına inanıp onu kazanmak ümidiyle ihya ederse, geçmiş günahları affedilir." (Buhari, Ramazan kıyamı ile, Kadir gecesi kıyamı üzerine ondan merfu rivayet kaydeder) 

Kaynak: Buhari, Teravih 1; Müslim, Müsafirin 174, (769); Ebu Davud, Salat 318, (1371); Tirmizi, Savm 83, (80


 Hadis No : 3016
Ravi: Aişe
Tanım: Resulullah (sav) Ramazan ayında, diğer aylarda görülmeyen bir gayrete girerdi. Ramazanın son on gününde ise çok daha şiddetli bir gayrete geçerdi. Son on günde geceyi ihya eder, ailesini de (gecenin ihyası için) uyandırırdı, izarını da bağlardı. 

Kaynak: Buhari, Fadlu Leyleti'l-Kadir 5; Müslim, İ'tikaf 8, (1175); Ebu Davud, Salat 318, (1376); Tirmizi, S
 




Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: yıldız üzerinde 16 Temmuz 2008, 01:48:53 ÖS 13

Alıntı
Peygamberimiz'in ruhunun dünyaya intikal gecesinin bir şükran havasında geçmesinin O'nu kötü bir davranış olacak kadar yüceltmek ile yakından veya uzaktan bir bağlantısı yok benim için. söylenenin zıddına yazık ki gereken değeri göstermemiş oluyoruz. zaten anlatılmak istenen Efendimiz'e karşı yapılması gereken bir şükür değil. O'nu göndererek dünya hayatını, yapmamız gerekenleri, ahireti ve en önemlisi de Kendi'ni bize anlatan bir Yaratıcı'ya şükrediyoruz. bu anın başlangıcının her yıl güzel ibadetlerle tekrarlanması Son Peygamberi fazla yüceltmek gibi bir mana ifade etmiyor.


Müslümanların anıları arasına girmesin diye Peygamber efendimizi (sav)   Allah, “örnek” göstermiştir. Bir insanı örnek göstermek, onun yeniden üretilebilir, yaşatılabilir ve yaşanabilir olduğunu söylemektir. Bunun anlamı onu çağa taşımak, onunla çağdaş olmaktır. Bunun anlamı, her müminin, Hz. Peygamber'i kendi şimdi ve buradasına mümkün olduğunca taşıması ve yaşamasıdır.

Bu da onu “anmaktan” daha çok “anlamakla” mümkündür. Anma çabaları onu anlamaya vesile olduğu kadar makbuldür. Yok eğer buna vesile olmuyorsa, aksine bir tür değer tüketim panayırlarına ve tatmin seanslarına dönecekse, ziyan ve hüsrandır.


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: kardelen üzerinde 16 Temmuz 2008, 02:23:16 ÖS 14

BERAAT KANDİLİ VE Kutsanan diğer kandiller

Mehmet ALPTEKİN

 

Geçtiğimiz Şaban ayının 15'inde olduğu gibi, her sene aynı gece(beraat kandili olarak anılan gece) ve daha başka regaip, miraç, isra, mevlid kandilleri olarak anılan gecelerde namaz kılmak veya gündüzlerinde oruç tutmakla ilgili hiçbir sahih rivayetin olmadığı hadis otoriterleri tarafından ifade edilmiştir. Şaban ayının 15. gecesi hakkında rivayet edilen bazı hadislerde: " Allah o gece kullarına tecelli eder, bazı asiler müstesna onların duasını kabul eder." şeklinde ifade edilmektedir.

Fakih, Kadı Ebu-Bekr El-Arabi diyor ki, Şabanın 15. gecesi hakkında tek bir hadis sabit değildir.

Yusuf Kardavi de bu konuda şunları söylüyor: "Ne peygamber ne sahabeden bu geceyi kutlamak için mescitlerde toplanıp, bugün olduğu gibi, özel dualar, özel namazlar kılındığına dair hiçbir rivayet varit değildir. Mesela bazı İslam ülkelerinde akşam namazından sonra camilerde bir araya gelip yasin suresini okuyorlar, uzun ömürlü olmak için veya kimseye muhtaç olmamak için iki rekat namaz kılıyorlar. Lafız ve mana itibarıyla naslara ters düşen uzunca bir dua okuyorlar, diyerek onları tenkit ediyor. Fetava muasıra C.1, sh.382

Bizde de aynı düşünce ve inancın benzeri geceler için yaşandığı görülmektedir. Bana bazıları telefon ediyor: "Hocam bu gece için kılınacak namazın niyeti nasıl olmalıdır. Yarın oruca nasıl niyet edilir?" gibi, sanki aslı var imiş de keyfiyetini öğrenmeye çalışıyorlar. Bazı hatiplerin hutbe veya va'zlarında: "Ha mim. Apaçık kitaba andolsun ki, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz uyarıcıyız. (Bir gece ki) her hikmetli emir, onda ayırt edilir." Duhan/1-4 mealindeki ayetin "Beraat kandili denilen Şabanın 15. gecesi hakkında olduğunu söylemeleri doğru değildir. Katade'den gelen bir rivayetle bu ayette geçen "mübarek gece" nin bu gece olduğu görüşü zayıftır. Çünkü Katade' den gelen başka bir rivayette bu gece Kadir gecesi olduğu ifade edilir. Diğer tarafta ayette zikredilen "mübarek gece" Kadir gecesi olduğu konusunda icma vardır.

Şaban ayından şaban ayına kadar ecellerin bu gecede belirlendiğine dair rivayet zayıftır. İbn-i Kesir'in dediği gibi, bu rivayet İslami naslara aykırıdır. Bkz. Fetava C.1 sh.383

İslam alimlerince kabul görmüş bir kaide vardır. "Bir şeyin sünnet veya bid'at olduğu konusunda tereddüt varsa bid'at olabileceği tarafı tercih edilerek terk edilmesi gerekir." Çünkü ibadetlerde aslolan sarih ve sahih emre uymaktır. Eşya ve adetlerde ise nehye uymaktır. Dolayısıyla ibadetler konusunda emirlerin sınırında durmak gerekir. Bir konuda sarih ve sahih emir yoksa zayıf rivayetlerle veya kıyasla "belirli ve sınırlı ibadetler" in hükmü sabit olmaz. Aksi halde bid'at olur. Her bid'at sapıklıktır. Ve her sapıklık ateştedir.

Ayrıca bu konuda merhum Abdul Aziz bin Baz ve Muhammed bin Salih el Useymin gibi büyük hadis ve fakihler de "Fetava muhimme" isimli eserlerinde bu konuda verdikleri detaylı ve ayrıntılı bilgiler arasında şu satırlara rastlıyoruz.

"Bazı insanların uydurdukları bid'atlar arasında Şaban ayı yarısının gecesini kutlamak, günü ibadete tahsis etmek bid'attır. Buna dair güvenilecek ve cevazına medar olacak hiçbir delil yoktur. Bu konuda bir takım hadisler rivayet edilmişse de onlar zayıftır. Onlara dayanmak caiz değildir. O gecede kılınacak namazların faziletine dair hadisler ise, bir çok ehli ilmin belirttiği gibi hepsi mevzudur. Şam ehli ve başkalarından olan bazı selef yolu ile mezkur gece ile alakalı bazı rivayetler söz konusu ise de bu gecede ihtifal (ibadet ve tebriklerle kutlamak) etmenin bid'at olduğu hususunda cumhuru ulema icma etmiştir. Gecenin fazileti ile ilgili hadislerin bir kısmı zayıf, bir kısmı mevzudur. Konu ile ilişkin Hafız ibn-i Recep de "Letaiful mearif" adlı eserinde dikkat çekerek şöyle diyor: "Zayıf hadislerle ibadet konusunda amel edilebilmesi için yapılan o ibadetin aslı hakkında sahih haberlerin olması lazımdır. (Mesela Cuma namazının son sünnetinin dört veya iki olduğuna dair sahih haber, altı olduğuna da zayıf bir haber olsa bu zayıf haberle amel etmek caizdir. Çünkü bu ibadetin aslı hakkında sahih bir haber vardır) Şabanın 15. gecesine ait ibadet hakkında hiçbir sahih haber yoktur.

İbn-i Hibban'ın Hz. Ali'den nakli konusundaki: "Şaban ayı yarısının gecesi olunca gecesini namazla, gündüzünü oruçla geçirin" rivayeti zayıftır, yüz rekat veya 12 rekat namaz rivayeti mevzudur(uydurmadır).

Hafız el-Iraki de der ki: "Şabanın 15. gecesi hadisi mevzudur, peygamber adına yalandır." İmam Nevevi el-Mecmu da Regaip namazı olarak bilinen akşamla yatsı arasındaki 12 rekat namaz, yani Recep ayının ilk Cuma gecesinde Regaip kandili olarak anılan gece hakkındaki Regaip namazı rivayeti, Şabanın 15. gecesi ile ilgili yüz rekat namazı rivayetine dayanan namazlar bid'attır, münkerdir.

Sahih müslimde Allah Resulü (sav): "Cuma gecesini diğer geceler arasında namaza, gündüzünü diğer günler arasında oruca tahsis etmeyin meğer ki o gün (Cuma günü) tuttuğu oruç günlerine denk gelmiş ola." Fetava: 65

Bu sahih hadisten şunu anlıyoruz: Eğer herhangi bir geceyi özel bir takım dua ve ibadetlere tahsis etmek caiz olsaydı Cuma günü ve gecesi buna daha layık, daha öncelikli olması gerekirdi. Sahih hadislerin ifadesiyle güneşin üzerine doğduğu günlerin en hayırlısı Cuma günüdür. Bununla beraber Kur'an ve Sünnetle sabit olan ibadetlerin dışında  bugüne veya gecesine ait herhangi bir ibadetin tahsis edilmemesini Allah Resulü (sav) emretmemiştir. Bu durumun diğer geceler için de söz konusu olduğu evleviyetle anlaşılmaktadır.

Ramazan ayının bütün geceleri için özellikle Kadir gecesi için Allah Resulü belirli bazı ibadet ve duaları tavsiye edip,bilfiil onları yaptığı için günümüze kadar yaşanan bir sünnet olarak devam etmektedir. Eğer Şabanın 15. gecesi, Recep ayının İlk Cuma gecesi, isra ve miraç gecesi için de sünnetle sabit bir ibadet meşru olsaydı sahabe Kurban, teravih, Bayram vs. ibadetler gibi devam ettirilirdi. Bu gecelerin ihtifal ve ibadetinden sahabenin haberi olmamıştır. Böyle bir şey olsaydı insanların en hayırlısı, peygamberden sonra insanlara en çok nasihat eden sahabe oldukları halde bu ihtifalı, bu ibadetleri yapmazlar mıydı? Olsa olsa sonradan ibadet adına uydurulan mezar başında verilen telkin, muharrem ayında yapılan Aşura çorbası gibi bir şeydir.

Merhum Abdul aziz bin Baz sonuç olarak şunları söylüyor: "Netice olarak, bu konuda alimlerin açıklamalarından anlaşılıyor ki, ne Allah Resulünden ne de ashabından, Recep ayının ilk Cumasının gecesi(Regaip kandili), Şaban ayının yarısının gecesinin (Beraat kandili) bir ibadete tahsis edilip kullanıldığına dair hiçbir rivayet sabit değildir. Bunların ihtifali uydurulmuş bir bid'at ve münkerdir.

İsra ve Miraç gecesi diye kutlanan Recebin 27.gecesi de böyledir. Ne onda ibadet ne de kutlanması caiz değildir. Fetava:67

İbn-ul Kayyum (Rh.) diyor ki, Miraç gecesinin bizzat değil kendisi, hangi hafta, hangi 10 gün, hangi ayda yapıldığı bile bilinmemektedir. Zadul-Mead C.1, sh.57

Allah teala daha iyi bilir.




 
 
  [/color]


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: murat üzerinde 20 Eylül 2008, 09:13:33 ÖS 21
"KUTSAL AN"  TIKLAYIN (http://www.islamidusunce.net/forum/index.php?topic=5736.0)

faydalanacağınızı ümid ediyorum


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: ilahisevda üzerinde 19 Ağustos 2009, 11:07:55 ÖÖ 11
kandil üzerinden rantçılık yapan sömürgeci grupları unutmamak lazım çünkü yüzyıllardır kandil geceleri üzerinde rant sağlıyorlar islam da olmayan şeyleri bidati hasene adıyla dine sokmanın yarışına giren zevatları uzun yılardan beri bu ümmeti sömürdüğüne şahit olmaktayız ve oluyoruz.


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: ozanca üzerinde 30 Mart 2014, 10:52:09 ÖS 22
Sistem dışına çıktın yani
Eh ne diyelim sistem içinden selamlar ;D


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: ozanca üzerinde 30 Mart 2014, 10:53:27 ÖS 22
Bu mesajın burda işi ne yahu bu mesaj Maxa cevaptı


Konu Başlığı: Ynt: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Gönderen: maxpayna üzerinde 30 Mart 2014, 10:56:54 ÖS 22

Aklını alırım böyle işte  :D