İMAN ALGISI

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > KUR´AN-I KERİM (Bilgi Platformu) > Kur'an-i Kavramlar > İMAN ALGISI
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: İMAN ALGISI  (Okunma Sayısı 289 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
08 Temmuz 2011, 04:00:23 ÖS 16
Üye Bilgileri
ozan_er
Üye
*
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 16
Nerden:

Offline
« :»




İman her türlü korku ve şüpheden uzak olmak, kalben itminan içinde olmak demektir, İman kavramının anlam alanında itimat, güven, emniyet ve huzur, barış vardır. Şüphesiz iman edenler; yani yahudilerden, hıristiyanlardan ve sâbiîlerden Allah'a ve ahiret gününe hakkıyla inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur. Onlar üzüntü çekmeyeceklerdir. (2/62)
. Ve Rablerine dönecekleri için yapmakta oldukları işleri kalpleri çarparak yapanlar; (23/60)
İşte onlar, iyiliklere koşuşurlar ve iyilik için yarışırlar. (23/61)

Kavramsal olarak İman,emin olmak , emniyete ermek, korkunun gitmesi kişinin huzura, güvene kavuşması demektir. Huzur ve güvenin asıl yurdu olan ve sadece imanla elde edilen cennette ona göre şu özelliklere sahip bir hayat vardır: "Yokluğu olmayan sonsuzluk, düşkünlüğü ve iflası olmayan zenginlik, hastalıksız sağlık, zilletsiz izzet" Rableri onlara, tarafından bir rahmet ve hoşnutluk ile, kendileri için, içinde tükenmez nimetler bulunan cennetler müjdeler. (9/21)ile kötü arasında seçim yapabilme yeteneğimizden doğan iman, emanete talip olmak, yani iyiyi seçmektir (Ahzap/72).
Akıl ve iradenin selameti ve güvenliği için Allah'ın emniyet şemsiyesi altına girmek demek olan iman, şuurlu bir kalp ile elde edilir. Böylece kişi Rabbinin güvenlik kuşağına kavuşarak şeytanın ifsadından korunmuş olur. Küfrün karanlığı ve yok edici, ifsad edici ateşinden İbrahim Peygamber gibi bu dünyada ve ahirette iman ile kurtulunur, serinlik, huzur ve güvene ulaşılabilir. (Enbiya/69).
İman kelimesinin kök anlamlarından da anlaşılabileceği gibi iyi olan herşeyin güvenliği ve kirlenmeden temiz kalabilmesi iman ile mümkündür. Çünkü iman fıtratımıza Rabbimizin yerleştirdiği güzelliklere güvenmek, yararımıza sunduğu kainatın güvenliğini korumak, O'nun ilkelerine teslim olmakla mümkündür. Gerçek, Rabbinden gelendir. Öyle ise şüphecilerden olma. (3/60)
Allah ve Rasulü'ne Rasul'ün şahitliğini yaptığı tevhid dini İslam'ın ilke ve ideallerine bağlı kalmaya and içmeyi gerektiren iman, ahde vefa ister. Ahde vefa bir büyük bedel ödemek Allah'ın sınanmasından geçmek, buna karşılık bire yediyüze kadar O'nun lütfuna mazhar olarak Ahiret Yurdu'nu garanti altına almaktır. İşte iman ahiret yurduna giderken yanımızda götürdüğümüz tek azığımızdır. İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? (29/2)
"Mallarını Allah yolunda infak edenlerin durumu yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane bulunan bir tohuma benzer. Allah dilediğine kat kat verir. Allah lütfü geniş olan ve her şeyi bilendir" (2/Bakara, 261). (Ayrıca bkz. 2/245; 27/89; 28/84; 57/18; 64/17
Bu yüzden bire yediyüz kat çoğaltan Yüce Allah bizi uyarmada, kendisine bol bol borç vermeye teşvik etmektedir.


"Allah'a güzel bir ödünç (karz-ı hasen) verip de Allah'ın da onun karşılığını kat kat artırarak vereceği hani kim var?" (2/Bakara, 245; Ayrıca bkz. 23/97-98, 38/41 vd.).
Nasıl Allah'a iman edilebiliyorsa, bâtıla ve küfre de iman edilebilir. Fakat şüphesiz geçersiz ve uydurma şeyler, şefaatçi olarak inanılan putlar cehenneme, Allah ise cennete götürür. "Kafirlere ne imanları bir fayda sağlayacak ne de kendilerine bir mühlet verilecektir" (32/Secde, 29, Ayrıca bkz. 29/52).
İman, Allah'a güvenmek O'nunla saldırmazlık akdi yapmak demektir. Buna göre mü'min, kendisi ile Rabbi ile ve Rabbi'nin kainatta oluşturduğu dengelerle savaşmak yerine onlarla barışmak, emanet bilinciyle, adaletle ilişki kurmayı ideal edinmiş insandır.
İmanın ilk gerçekleştiği yer kalptir. Dil ile ikrar imanın gerçekleşmesi için yeterli değildir. Kalbin tasdiki dili söylemesinden daha önemlidir. Çünkü yakin kalpte oluşmaktadır. ( 5/41; 49/14; 58/22).
"Kim iman ettikten sonra Allah'ı inkar ederse, -kalbi iman ile dolu olduğu halde (inkara) zorlanan başka- kim kalbini kâfirliğe açarsa işte Allah'ın gazabı bunlaradır. Onlar için büyük bir azap vardır"
Kelime-i şehadetle özetlenen icmali iman, kısaca tevhide inanmaktır. Tevhid ise Allah'ın yeryüzünde ki insan yaşamını da belirlemek isteyen bir ilah anlayışı olarak tasavvur edildiğinde anlamlıdır. Çünkü kelime-i şehadetin ikinci kısmı Allah'ın elçilerle insan hayatına müdahale ettiği gerçeğine imanın elzem olduğunu göstermektedir.

Tafsili iman ise inanılması gereken esasların ayrıntıları demektir. Bu ayrıntıların temelleri Bakara sûresi 4, 177 ve 285. ayetlerde şöyle özetlenmektedir: 1- Allah'a iman, 2- Meleklerine iman, 3- Kitaplarına iman, 4- Peygamberlerine iman, 5- Ahirete iman, (. 4/136).
"Kaza ve kadere iman ediniz" diye bit ifadeye Kur'an'da rastlayamıyoruz. Ancak kader konusu tevhid inancının vazgeçilmez unsurlarından biri olup Allah'a imanla yakından alakalıdır.
Allah her şeyi bir ölçü (kader) ile yaratmıştır. Onun yaratmasında düzensizlik, program sizlik, tesadüf yoktur. Bu bağlamda her şeyi bir ölçüye göre yaratmak anlamındaki kaderle ilgili Furkan sûresi 2. ayet yüzlerce ayetin bir emsalidir: "... Her şeyi yaratan ve her şeyi belli bir yasalar örgüsüne (kader) göre düzene koyan O'dur". (Ayrıca bkz. 65/3. 77/23).
Kur'an'da kader kavramınınçok çeşitli bağlamları vardır. Bunları özetlersek; Allah'ın sınırsız gücüne işaret etmek İçin bu gücün tezahürleri olan kainatta gerçekleşen fiziksel olayların bağlı bulunduğu ilahi yasalar için, yaratıcının her şeyin rızkını belirleyici ve bir ölçüye göre dağıtıcı olduğunu ifade etmek için, Allah'ın kullarını yaptıkları iyiliklere karşılık ödüllendirdiğini anlatmak için, Rabbimizin hiçbir şeyi plansız, programsız yapmadığını anlatmak için Kur'an'ın indirildiği gecenin ismi olarak, düşüncede uygulanan yöntemlerin kanunları olarak, bir şeyin varolup olmamasına dair son kararı vermek anlamında, zamanın işleyiş yasaları ve ölçüleri ve benzeri bağlamlarda, çok değişik gramer yapılarında birçok kelime ile yakın bir kavramsal ilişkiye sokularak Kur'an'da geçmektedir. (. 2/106; 6/91; 13/26; 32/5; 74/19; 97/1 .)
Görüldüğü gibi kader kavramının çok somut tezahürleri vardır. Allah'ın kainattaki kozmik yasalarıyla fiilleriyle tabiattaki geçerli kanunlarla ilgili olan kader doğrudan gayb ile alakalı değildir. Kadir olan Allah'a imanla alakalıdır. O halde "kadere iman ediniz" diye bir tümcenin neden Kur'an'da geçmediğinin hikmetini kavramış bulunuyoruz. Çünkü iman gayb'a olur. Keşfedilebilir, icad edilebilir, gözlenebilir, laboratuara getirilebilir, yasaları belirlenebilir konular imanın değil red ve kabulün konuşudurlar hep
Mü'minin özellikleri [/color]
Mü'minlerin Rabbimizin belirlediği temel özellikleri şunlardır:
"Mü'minler Allah'a ve Rasulü'ne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır, işte doğrular ancak onlardır" (49/Hucurat, 15).
İmanın mahiyet ve tezahürlerine inanan ve inancının gereğini yerine getiren kimse mü'mindir. öncelikle mü'min gaybe inanan, gaybe olan inancını yakini delillerle, tefekkürle besleyip, pekiştiren ve amellerle süsleyen kimsedir. (Bkz. 2/1-5,80, 177, 285 vd.).
Mü'min canlarını ve mallarını cennet karşılığında Allah'a satan, imanının gereğini yaşadığı müddetçe elindeki bütün olanaklarla yerine getiren kimsedir. (Bkz. 4/95, 8/28, 72; 9/20. 44, 88, 111,vd.).
Mü'minler emaneti, sorumluluğu ve yönetme ehliyetini, ehil olana teslim ederler. İnsanlar arasında adaletle hükmeder, kendilerine iktidar verildiği zaman iyiliği emreder, kötülüğe engel olur, namazı yaygınlaştırırlar. (Bkz. 4/58, vd.).
Allah anılınca kalpleri ürperir. Ayetleri kendilerine okununca imanları artar, sadece Rabbleri'ne tevekkül ederler. (Bkz. 8/2; 9/71, 124 vd.).

Varoluş gayelerinin Allah'ı hoşnut etmek olduğu bilinciyle hayatlarını sürdürürler. (9/72, vd.)
Allah'ın birleştirilmesini istediğini birleştirir, korunmasını İstediği bağları korurlar. Rabbleri'ni gücendirmekten sakınır, çekinir, korkar buna göre eylemler peşinde koşarlar. (13/21, vd.)
Rabbleri'nin rızası için direnir, direnişi diri tutarlar, sabrı elden bırakmazlar. Allah'ın verdiği rızıktan ihtiyaç sahibiyken bile gizli ve açık olarak yoksullara infak ederler, kötülüğü iyilikle savar, namazlarının sürekliliğini korurlar. (. 13/22; 23/1-9, vd.).
İmanını sözden öte bilince dönüştürüp güzel amellerle süslerler, kalpten de öte gönülleriyle görmedikleri halde Rablerin den korkarlar. Kıyamet saatinden sakınır, ahret teki hesaptan çekinirler ve Allah'ın rahmetini uman bir eylemlilik yaşarlar, O'ndan ümidi kesmezler. (. 21/49; 39/9, vd.). Bu durumu bazı hadislere göre Peygamberimiz (s) ihsan kavramıyla anlamlandırmıştır.
Allah'ın ayetleri kendilerine hatırlatılınca secdeye kapanırlar, büyüklük taslamazlar, mütevazidirler, daima Rablerin i över, yüceltirler. . 32/15, vd.).
Yanlarını yataklarından uzaklaştırır, gecenin bir kısmını kıyam, secde, ibadet, taatle geçirirler. (32/16, vd).
Küfrün ordularının büyüklüğü, sayılarının kalabalıklığı gücünün fazlalığı tankları, topları, tüfekleri onların imanlarını artırır ve teslimiyetlerini büyütür. (33/22, vd).
Allah uğrunda can alır can verir, O'na verdikleri ahdi yerine getirir, misaki bozmazlar. (Bkz. 13/20; 25/ 63-70; 33/23,.).
"Adakları yerine getirirler ve şerri çok yaygın olan bir günden korkarlar. Sevmelerine rağmen, yemeği, düşküne, yetime ve esire yedirirler. Derler ki; 'biz sizi sadece Allah rızası için doyuruyoruz. Sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Biz korkunç şiddetli bir günde Rabbimizden korkarız. Allah da onları o günün şerrinden korumuş ve onlara bir parıltı ve sevinç bahsetmiştir. Sabrettikleri için onları cennet ve ipek ile ödüllendirmiştir." (76/İnsan, 7-12).

Mü'min Allah'a verdiği sözleri yerine getiren, fıtri ve dini antlaşmayı bozmayan kimsedir. Allah'ın ayırmasını istediği şeyi ayıran, birleştirmesini emrettiği şeyi birleştiren mü'minler, Rabbi'nin kendisine yüklediği sorumlulukları yerine getirmek suretiyle yeryüzünde güvenliğin barış ve adaletin ikamesinin teminatı olarak görev üstlenmek zorundadırlar.
İman ile aynı kökten türeyen mü'min aynı zamanda Allah'ın sıfatlarından biridir. (Bkz. 59/23). Allah'ın mü'min olması demek her türlü güvenliğin, emniyetin ve başarının sahibi olması demektir. Rabbimiz bu sıfatı müslümanlara da uygun görmüştür. Çünkü mü'min fıtratla, mevcudat ve mahlukatla savaşarak ilahi dengeleri bozan müfsidlerle mücadeleye görevli kılınmış kimsedir. Müslim ise Allah'a boyun eğerek sadece O'na teslim olan zihinlerde ve yeryüzünde bulunan bütün ilahları terkeden kimsedir. Böylelikle kendisi, çevresi ve Rabbi ile çıkacak olası çatışmaları terketmiş; barış, güvenlik esenlik yolu olan Allah'ın yoluna İslam'a girmiş kimseye müslim denir.
Kelimelerin kök anlamlan ve Kur'an bütünlüğündeki seyirleri de dikkate alınarak yapılan bu tanımlarda da görüldüğü gibi mü'min ile müslim arasında niteliksel bir fark yoktur. Linguistik ve nicel bir fark vardır. Nitel olarak mü'min olan müslim, müslim olan da mü'mindir. (Bkz. Prof. M. Ebu Zehra, Ebu Hanife, Sh. 200, Can Kitabevi, 1984, İst.).
"Sen Rabbimizin ayetleri bize geldiği zaman O'na iman ettiğimiz için, yalnızca bunun için bizden intikam alıyorsun. Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve müslüman olarak canımızı al dediler". Ayet-i kerimede de görüldüğü gibi iman ile İslam arasında yüce Allah bir ayrım yapmamaktadır. (Ayrıca bkz. 12/101).

İman Amel bağlantısı [/color]
"Onların ardından gelenler Kitab'a varis oldukları halde şu alçak dünyanın menfaatlerini alıyorlar ve 'biz nasıl olsa bağışlanacağız' diyorlar. Kendilerine daha çok menfaat versek onu da alırlar. Peki Allah hakkında gerçekten başkasını söylememeleri hususunda kendilerinden Kitab misakı (sözleşmesi) alınmamış mıydı? Onu okuyup öğrenmemişler miydi? Ahiret yurdu korunanlar için daha hayırlıdır düşünmüyor musunuz?" (7/A'raf, 169).
"Biz müslümanız nasıl olsa bağışlanacağız" diye günahtan sakınmayanları Rabbimiz yukarıdaki ayette dünya menfaatlerini tercih etmekle suçlamaktadır. Casiye sûresi 21. ayette de buyrulduğu gibi tenkid edilen husus imandan sonra imanının gereğini yerine getirmemek, sözünde durmamak, salih amel işlememekle ilgilidir. Oysa Rabbimiz sınanmasız bir imanın kabul görmeyeceğini açıkça vurgulamaktadır: "Elif. Lam. Mim. İnsanlar yalnız inandık demekle hiç sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun ki biz onlardan öncekilerini sınadık. Elbette Allah sınayıp doğruları bilecek, yalancıları da bilecektir." (29/Ankebut, 1-4;. 2/25, 277; 3/57; 4/34; 5/62, 63, 69,.).
İman, Allah'ın güvenlik teminatı altına girmektir. Kur'an'ı Kerim'de iman ve onun ilkelerinden söz edilirken sürekli olarak zihinde oluşan soyut değerlerle değil imanın ancak tezahürlerle bir anlam taşıyabileceği vurgulanmıştır. Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık
İman edenler ve hicret edip Allah yolunda cihad edenler var ya, işte bunlar, Allah'ın rahmetini umabilirler. Allah, gafûr ve rahîmdir. (2/218)
İki ayrı din olan tevhid ve şirk inananlarında, ortaya koydukları hayat tarzı ile ayrışmaktadır. Bu yüzden iman ettim dediği halde hala tağuta kulluk eden, hayatının tümünü ibadet bilinciyle düzenlemeyip Allah'tan başka hüküm koyucular, ilahlar, rabbler edinenler bu sözü hiç söylememiş gibidirler. Önemli olan Allah'a hanif olarak inanıp bunun gereğini bireysel, toplumsal şahitliklerle ortaya koymaktır. Yoksa inandığım, Allah'a iman ettiğini söylemek müşriklerin bile itiraf etmek zorunda kaldığı bir gerçektir: "Andolsun onlara kendilerini kim yarattı diye sorsan elbette "Allah" derler. O halde nasıl haktan çevriliyorlar?" (43/Zuhruf, 87).
İman salih amelle bütünleşmediğinde toplumsal ve hayati alandan soyutlanmış bireyin kalbine, vicdanına hapsedilmiş olur. Kur'an'da Allah Teala insanlardan sadece kendisine iman etmelerini sadece O'nu birlemelerini ister. Hemen ardından mü'minleri sorumluluğa çağırarak kişisel keyiflere göre bir iman anlayışına engel olur.

Mü'min Allah'ın kendisinden istediği tevhidi sorumlulukları yerine getirme mücadelesi veren bu yolda canını, malını cennet karşılığında Allah'a satan, eşini ve çocuklarını bile bir imtihan aracı olarak gören kimsedir. Tüm bunları teorik olarak sadece zihninde bulunduran ve bu konuda hiçbir faaliyet sergilemeyen biri mi mü'min olacak, doğrusu salih amelsiz mü'min telakkisi Kur'an'ın ilkelerine aykırıdır. Sen körleri sapıklıklarından çevirip doğru yola getiremezsin. Ancak âyetlerimize inanıp da teslim olanlara duyurabilirsin. (27/81)
Kendilerine "La ilaheillallah diyen herkes cennete girecektir" şeklinde bir hükmü şiar edinip yan gelip yatanlar Al-i İmran sûresi 23-24. ayetleri bir daha dikkatlice okumalıdırlar. "Baksana Kitab'dan kendilerine bir pay verilmiş olanlar aralarında hüküm versin diye Allah'ın kitabına çağrılıyorlar da sonra onlardan bir topluluk yüz çevirerek dönüyorlar. Bu hareketleri onları bize ateş sayılı birkaç günden başka dokunmayacaktır demelerinden ileri gelmektedir. Uydurdukları şeyler onları dinlerinde yanıltmıştır". "Nasıl olsa affedileceğiz" anlayışı Kur'an ehlinin hurafe, bid'at olarak sayacağı bir anlayıştır. Çünkü Yüce Allah bu yanlış itikada dayanarak salih amelden kaçan geçmiş vahiylerin takipçileri olan yahudi ve hristiyanları açıkça tehdit etmiştir. (Bkz. 5/18; 34/35-39; 31/33; 42/3; 57/29, vd.).
Rabbimiz Kitab-ı Kerim'inde kimleri affedeceğini açıklamıştır: "Sizi, bize yaklaştıracak olan mallarınız ve evlatlarınız değildir. Ancak kim inanır ve doğrulan yaparsa, işte onlara, onlar için yaptıklarının karşılığı olarak kat kat mükafat vardır. Onlar, köşklerde, emniyet içerisindedirler" Artık o çetin azabımızı gördükleri zaman: Allah'a inandık ve O'na ortak koştuğumuz şeyleri inkâr ettik, derler. (40/84) (34/Sebe, 37; ayrıca bkz. 39/Zümer, 35-36).

Sorumluluk Bilinci
Bir müslüman olarak herşeyden önce Allah'a kulluk etmek, hevamıza, nefsimizin kötü arzularına gem vurmakla yükümlüyüz. Yaratılış gayemiz, varoluş nedenimiz Allah'ın bizim için seçtiği yeryüzünde adaleti kurumlaştıracak yegane din olan İslam'ın hakim kılınmasıdır. Allah'ın kelimesini yüceltme görevi nefsimizde başlayan ve dünyanın tümünü kuşatan tümünü hedefleyen bir mücadele ile mümkündür.
İslam dilin ucuna gelen, düşünülmemiş, idrak edilmemiş bir söz değildir. İslam, inanç için bilgi, amel için inançtan oluşan yüce ve tüm mekanları ve zamanları kuşatan idealler bütünüdür. Bu ideallerin gerçekleşmesi için imanın söz olarak kalmaması gerekir. Sözü eyleme dönüştürmek hayata geçirmek gerekir. İslam teslimiyeti iman sorumluluğu gerektirir. Yeryüzünde erdemli insanca yaşamanın gerekleridir. Sınırlı zamana sıkıştırılmış yaşamın en anlamlı işi Rahmanın emniyeti altına girmek, dahası karşılıklı emniyetleşmektir. Biz pazarlıksız şeksiz şüphesiz iman ettiğimizde Şanı yüce Rabbimizde bizden emin olacaktır. Gerçek imanda bu değilmi zaten ?


Logged
09 Temmuz 2011, 10:06:34 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
müslümanlardan
Süper Aktif Üye
****
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 900
Nerden:

Offline
« Yanıtla #1 :»

OZAN ARKADAŞIM ANLAMLI PAYLAŞIMINIZDAN DOLAYI TEŞEKKÜRLER VE EMEĞİNİZE SAĞLIK.

VE SİZE ŞÖYLE Bİ SORUM OLACAK SİZCE GÜNÜMÜZ MÜSLÜMANLARIYIZ DİYE İDDA EDENLERİN İMAN ALGISI SİZE GÖRE NASILDIR .Örneğin yazınızın içinde İMANI EMİN EMNİYETTE KALMAK OLDUĞU vurgusunuda yapmışsınız,insanlar ALLAHU EKBER DERKEN ALLAHTAN BAŞKA BÜYÜK OLMADIĞINA İMAN ETTİKLERİNİ SÖYLEDİKTEN,SONRA ALLAHTAN DAHA BÜYÜK KORKULARI VARSA BUNLARIN DOĞRU Bİ İMAN ALGISI OLUR MU,

İkincisi insanların İMAN ALGISI OLARAK ALLAHTAN BAŞKA KANUN KOYUCU[İLAH] Kabul etmiyoruz deyip Allahın hükmüne rağmen beşeri hüküm koyucuları seçerek onlara teslim olarak DOĞRU BİR İMAN VE ALGISINDA VE İMANDA KALA BİLMİŞLER MİDİR VE DOĞRU İMAN ALGISINDA OLANLAR ÖRNEĞİN SİZ İMAN ALGISI YANLIŞ OLUP AMA AMEL EDENLERİDE MÜSLÜMAN GÖREBİLİYOR MUSUNUZ EVETSE CEVABINIZ BUNU KURAN VE RASULULLAHIN PIRATİKLĞİNDE BİRAZ AYDINLATA BİLİR MİSİNİZ şimdideden teşekkürler...
« Son Düzenleme: 09 Temmuz 2011, 10:08:00 ÖÖ 10 Gönderen: müslümanlardan » Logged
14 Temmuz 2011, 01:22:35 ÖS 13
Üye Bilgileri
ozan_er
Üye
*
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 16
Nerden:

Offline
« Yanıtla #2 :»

Dost cevapları vermissin ve cevap istiyorsun  vakti geldiğinde inşallah
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.149 Saniyede 18 Sorgu ile Oluşturuldu