MUSA VE YLDAŞI

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > KUR´AN-I KERİM (Bilgi Platformu) > Kur'an-i Kavramlar > MUSA VE YLDAŞI
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: MUSA VE YLDAŞI  (Okunma Sayısı 360 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
18 Haziran 2011, 01:40:24 ÖS 13
Üye Bilgileri
ozan_er
Üye
*
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 16
Nerden:

Offline
« :»

MUSA VE YOLDAŞI

Kuranda Musa ve Yol arkadaşından bahseder. Bu konuyu süreci değil sonucu itibarı ile ve inceleyeceğiz. Teknik detaylara ince ayrıntılara giremeyeceğiz .Burada konu neden anlatılmıştır.Çıkarılması gereken sonuçlar nelerdir.Rabbimiz bu olayı bize niçin anlatmıştır.Zaten Rabbimiz olayları nasıl gerçekleştiğini anlayın diye değil.Sonuçlar ve ibretler çıkarın diye anlatmaktadır .

Musa nın Hz Musa peygamber olduğu üzerinden hareket edeceğiz.Peygamberde olsa zihninde belirtilen sorulara cevap bulmak isteyecektir.Bu risaletindeki sorunların çözümünde önemli rol oynayacaktır.Hayatın girift ve gizemli ,karmaşık algı ve gözlem ötesi olay ve durumlara bir takım çözüm eğitimleri verilecektir. Asıl olan karekter ve kavramların bir kısmının sembolik olduğu düşüncesindeyiz bu durum algılama açısından hareket alanı sağlayacaktır. Yani insanların sürece takılmasını önleyerek sonuçlar ve dersler üzerine odaklanmasını sağlayacaktır
18:54 İşte bunun gibi , Biz bu Kuran'da insanlar(ın yararlanması) için çeşitli açılardan türlü türlü dersler ortaya koyduk. Bununla birlikte, insan her şeyden çok tartışmaya düşkündür
Hayatı çok zorlu değişik olaylara sahit olan Musa as üzerinden birçok dersler çıkarmak mümkün olacaktır.Karşılacağı ve karşılaştığı değişik olayları Çözümleme yeteneği kazanması açısından iyibir eğitim süreci olacaktır. :
Hz Musa zaman zaman Rabbinin izni ile kavminden ayrılarak çeşitli eğitim süreçlerinden geçirilir.daha öncede “Musa, korku içinde çevresini gözetleverek oradan çıktı. “Rabbim! Beni zalim milletten kurtar’ dedi.”
“Medven’e doğru yöneIdiğinde: “Rabbimin bana doğru yolu gostereceğini umarım” dedi.”(28/21-22)

Daha sonra Musa’ya otuz gece vade verip sonra buna on gece daha kattık; böylece Rabbinin tayin ettiği süre kırk ge¬ceve tamamlandı.”(7/142) kardeşi Harun a kavmini bırakarak ayrıldı ve Meşhur Samiri olayı ile neticelenecektir.Hz MUSA Meraklı bir kişiliğe sahiptir ve bu merakı eğitim sürecinin önemli bir ayağını oluşturacaktır.Rabbi onu çeşitli eğitim süreçlerinden geçirecektir.
7:143 Ve Musa belirlediğimiz vakitte, belirlediğimiz yere (Sina Dağına) varınca, Rabbi onunla konuştu. (Musada:) "Ey Rabbim" dedi, "göster bana (Kendini) ki seni göreyim!" (Allah): "Beni asla göremezsin. Ama yine de (istersen) şu dağa bir bak; eğer o öylece yerinde kalırsa, o zaman, ancak o zaman, beni görebilirsin!" Ve Rabbi şavkını dağa gösterir göstermez onu toza toprağa çevirdi; ve Musa da bayılıp düştü; uyanıp kendine geldiği zaman "Ne sınırsız bir yücelik seninki? Pişmanlık içinde sana sığınıyorum; ve (bundan böyle daima) inanların ilki olacağım!"
Tıpkı diğer peygamberler gibi,Takvayı esas olan Musa Bilginin doruğuna çıkma beklentisi üzerinden Rabbimizin bir eğitiminden geçmektedir.Rabbimiz onu iki( bilginin ) denizin kaynağına yönlendirir.

“ Musa, arkadaşına: “Ben iki denizin birIeştiği Y ere uIaşincaya kadar ya da uzun bir sure yürüveceğim demişti.” (18/60)

Bu bilginin kaynağında kendi bilgisinin sınırlılığını ve bilginin hikmete dönüştüğünü müşahede etmesi gerekmekte idi .Aslında görünenin hakikat olmaya bileceğini gibi insan algı mekanızmasının sınırlılğı ve yanılsamaya müsait olduğunu görmesi gerekmekte idi ve insanlık bilgi ve gerçeklik algısını bunun üzerindeki çok şeçenekliliği görmesi gerekmekte idi .O zaman varlık bilginin ve gerçekliğin yegane kaynağına yönelmek zorunda kalacaktır.
18/61 Fakat iki [denizin] birleştiği yere vardıklarında balıkları bütünüyle akıllarından çıktı ve denize dalıp gözden kayboldu.
18/62 Ve biraz uzaklaştıktan sonra [Musa] yardımcısına: “Öğlen azığımızı çıkar” dedi, “doğrusu, bu yolculuk bizi bir hayli yordu!”
18/63 [Yardımcısı]: “Olacak şey mi, bu” dedi, “O kayanın yanında dinlenmek için durduğumuzda, nasıl olduysa, balığı unutmuşum. Bunu olsa olsa bana Şeytan unutturmuş olacak! Tuhaf şey, nasıl da yol bulup suya ulaştı!”

18/64 [Musa heyecanla]: “Demek, aradığımız yer orası[ydı]!” diye bağırdı.72Musa’nin (a) uşağına, iki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar ya da uzun bir sure yürüyeceğim” kararında belirttiği “Mecma’I Bahreyn” ifadesi, coğrafi bir anlatımı içermektedir. Lisanu’ül Arab adlı eserde Bahr’ın ister tatlı ister tuzlu olsun çok su anlamını içerdiğini belirtilir. Cahiliyye Araplarının, ister deniz ister akarsu olsun her türlü büyük su kütlesini “Bahr” olarak ifade ettiklerini beyan eder. Bahr’in; kesintiye uğramadan, toprağı yararak akan büyük tatlı suları da kapsadığını; bu yüzden geniş adımlı atlara da “Bahr” dendiğini belirtir.Biz burada coğrafi olarak olayın gerçekleştiği yer üzerinde durmayacağız.zaten sonuçsal anlamda coğrafyanın bir belirleyiciliği de yoktur.biz olayı anlamsal anlamda analiz etmeye çalışacağız.
Yanlarına aldıkları balık (bilgi) görevini yerine getirdi,kayboldu bilgi denizinde.Zaten her zaman bulmak değil kaybetmekte yarar sağlayabilir.Balığın kaybolması bilginin görevini yerine getirmesi anlamını taşır.Basiretli gözler varlığın nişanesini almaçlarını dikkatli ve doğru açarsalar Rabbimiz doğru ikazları verir.


18/65 Ve orada kendisine katımızdan üstün bir bağışta bulunarak (özel) bir bilgiyle donattığımız kullarımızdan birine rastladılar.

Asıl konu burada başlıyor kimdir bu şahıs.Bu şahısla ilgili çokça tanımlama yapılmıştır.Ancak dediğimiz gibi biz burada Kuranın Tabiri ile “İlim Verilmiş kul olarak tanımlayacağız.”Bilge Kul”Bu kişilik üzerinde çokca spekülasyon yapılmıştır melek ,Hızır gibi tanımlamalar yapılmış ancak Kuranın tanımlaması ile yetineceğiz. ancak kişinin sahip olduğu bilgi verilmiş bilgidir.Bilgelikten kasıt çalışarak okuyarak kazanılacak bilgi değildir.İçerisinde çok ca gaybi bilginin de bulunduğu hikmetli bilgileri aktarmaktadır.Tekrar ediyorum Bilgeliği tartışmak verilen mesajı atlamak anlamına gelecektir.kanatimiz odur ki sembolik bir kişiliktir.

“Musa ona: “Sana öğretilenin bir kısmını öğrenip ol¬gunlaşmam için seninle gelebilir miyim!” dedi.”
“0 dedi ki: “Ama sen benim yaptıklarıma dayana¬mazsın.”
" İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl dayana¬caksın! ”(18/66-68)
Burada bir peygamber olarak bile bir takım olayların algı yanılsaması ile karşılaşabileceği,her zaman görenen ve bilinenin aynı olmayacağı hakikatın eşyanın kendinde değil eşyaya verilen anlamla ilgili olduğu vurgulanarak " İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl dayana¬caksın! İfadesi kullanılmaktadır.

Yani bilgi ile hakikatı karıştırmamak ve bilgiden hakikata varmak emek sabır dahası derin bir tevekkül isteyen bir iştir .Buna ulaşmak peygamberde olsa zor bir iştir.ama varılmayacak hakikat değildir. Algı mekanızmasının üzerindeki olaylarda derin bir saygı ile Rahmana derin bir tevekkül gerçekleştirmek gerekecektir.
18/69 [Musa:] “Allah dilerse, beni sabırlı biri olarak bulacaksın” dedi, “ve ben hiçbir konuda sana uyumsuzluk göstermeyeceğim!”18/70 [Bilge kişi:] “Pekala” dedi, “O halde, eğer benim peşimden geleceksen, [yapacağım] şeyler hakkında, bu hususta ben sana bir açıklamada bulununcaya kadar bana hiçbir şey sormayacaksın.”

18/71 Bu ikisi böylece yola koyuldular; sonunda [bir kıyıya vardılar; ve onları karşı kıyıya taşıyan] tekneden inecekleri zaman, bilge kişi75 teknede bir delik açtı, [Musa bunu görünce:] “İçindekileri boğmak için mi onu deldin? Doğrusu, çok vahim bir şey yaptın!” diye çıkıştı.
18/72 Beriki: “Ben sana, bana asla katlanamayacağını söylememiş miydim?” dedi.
18/73 [Musa:] “[Kendimi] kaybettim diye beni paylama ve beni yaptığım işten dolayı zora koşma!” dedi.
18/74 Böylece yeniden yola koyuldular; sonunda genç bir adama rastladılar: [bilge kişi] onu öldürdü, [Musa bunu görünce:] “Bir başka cana karşılık olmaksızın masum bir cana kıydın, öyle mi?” diye çıkıştı, “Gerçekten, çok korkunç bir iş yaptın sen!”
18/75 Beriki: “Ben sana, bana asla katlanamayacağını söylememiş miydim?” dedi.
18/76 [Musa:] “Bundan böyle sana soru soracak olursam benimle artık yoldaşlık yapmazsın: [çünkü artık] benden yana yeterince özür işittin” dedi.
18/77 Ve bunun üzerine yeniden yola koyuldular; derken, bir kasaba halkıyla karşılaştılar; onlardan76 yiyecek bir şeyler istediler; ama bu ahali onlara konukseverce davranmaya hiç yanaşmadı. Ve bu [kasabada] yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler; [bilge kişi] onu hemen onarıverdi; [Musa bunu görünce:] “Eğer dileseydin, [hiç değilse, yaptığın] bu iş için bir ücret alabilirdin” dedi.
18/78 [Bilge:] “İşte böylece seninle yol ayrımına gelmiş olduk.” dedi, “Şimdi sana, sabır göstermediğin [bütün o olayların] iç yüzünü açıklayacağım:
18/79 O tekne, geçimini denizden sağlayan yoksul insanlara aitti; ona hasar vermek istedim,77 çünkü peşlerinde her (sağlam) tekneye zorla el koyan bir hükümdar oldu[ğunu biliyordum].
18/80 O genç adamda, ki anası-babası mümin kimselerdi, taşkınlıkları ve inkarcı eğilimleriyle onlara çok derin acılar vereceği yolunda kaygı verici belirtiler görmüştük;78 81 [onu öldürürken] Rablerinin o ana-babaya onun yerine ondan daha temiz seciyeli ve merhamette ondan daha ileri [başka bir çocuk] vermesini istedik.”
18/82 Ve duvara gelince; duvar o kasabada yaşayan iki yetim oğlan çocuğuna aitti ve altında [hukuken] onların olan bir hazine [gömülüydü]. Onların babası dürüst ve erdemli biriydi; bunun içindir ki, Rabbin onların erginlik çağına eriştiklerinde o hazineyi Rabbinden bir bağış olarak kazıp çıkarmalarını irade etti.

ANALİZ;

Bu kıssa niçin bize anlatılmıştır.Şekilselliğin ve yüzeyselliğin ve hikmetten yoksun bakış
açısının insanı ne tür yanılsamalara götürebileceğirni gösteren önemli bir olgudur. ve Rabbinin eşyaya verdiği anlamın unutulup ,başkaca anlamlar yüklemenin ne tür sonuçlar doğuracağına ; Rabbimizin bilginin yegane kaynağı olma hakikatının unutulmaması adına , bir kez daha bir peygamber ve bir bilge üzerinden bu olaylar anlatılmaktadır.İsim ve fiilin tanımlaması kudreti sonsuz olan Rabbimize aittir.Bilgi ve analiz gerçekleşirken bakış açısı ,süreci ve sonucu varlık tanımlamasından bağımsız düşünülemez.Her zaman görülen ve yaşanan, hakikat olmayabilir.Her zaman hayır görülen hayırla sonuçlanmayabilir .Şerde görülen olaylar hikmetli ve Rabbani bakış açısı ile Rahmete dönüşebilir.Gerçek yegane bilgi ,ilmi sonsuz Rabbimizin yanındadır.Tüm iş oluşlarda Rahmanın sonsuz ilmine müracat etmeli ve sonsuz sabır ve tevekkülle ona yönelmeli onun bak dediği yerden ve şekilde bakmalı .Bilgi analiz ve hikmeti veren Rabbimize hamd olsun.
Logged
19 Haziran 2011, 02:20:06 ÖÖ 02
Üye Bilgileri
Maveraî
Süper Aktif Üye
****

Mesaj Sayısı: 682
Nerden: Araf'tan
Aynayım: bakanlar beni değil, ancak kendini görür.


Offline
« Yanıtla #1 :»

Zaten Rabbimiz olayları nasıl gerçekleştiğini anlayın diye değil, sonuçlar ve ibretler çıkarın diye anlatmaktadır .

....zihninde belirtilen sorulara cevap bulmak isteyecektir. Bu risaletindeki sorunların çözümünde önemli rol oynayacaktır. Hayatın girift ve gizemli, karmaşık algı ve gözlem ötesi olay ve durumlara bir takım çözüm eğitimleri verilecektir. Asıl olan karakter ve kavramların bir kısmının sembolik olduğu düşüncesindeyiz bu durum algılama açısından hareket alanı sağlayacaktır. Yani insanların sürece takılmasını önleyerek sonuçlar ve dersler üzerine odaklanmasını sağlayacaktır

Hayatı çok zorlu değişik olaylara sahit olan Musa as üzerinden birçok dersler çıkarmak mümkün olacaktır. Karşılacağı ve karşılaştığı değişik olayları Çözümleme yeteneği kazanması açısından iyi bir eğitim süreci olacaktır.


Hz Musa zaman zaman Rabbinin izni ile kavminden ayrılarak çeşitli eğitim süreçlerinden geçirilir.

Daha sonra Musa’ya otuz gece vade verip sonra buna on gece daha kattık; böylece Rabbinin tayin ettiği süre kırk geceye tamamlandı.”(7/142)

(Bu çok önemli: İradi terbiye adına 40 gece/gün -tutmak, tutulmak- sayısal vurgudaki hikmeti de gözardı etmeyerek..)

Hz MUSA Meraklı bir kişiliğe sahiptir ve bu merakı eğitim sürecinin önemli bir ayağını oluşturacaktır. Rabbi onu çeşitli eğitim süreçlerinden geçirecektir

Tıpkı diğer Peygamberler gibi, takvayı esas olan Musa, bilginin doruğuna çıkma beklentisi üzerinden, Rabbimizin bir eğitiminden geçmektedir. Rabbimiz onu iki (bilginin) denizin kaynağına yönlendirir.

Bu bilginin kaynağında kendi bilgisinin sınırlılığını ve bilginin hikmete dönüştüğünü müşahede etmesi gerekmekte idi. Aslında görünenin hakikat olmaya bileceğini gibi insan algı mekanızmasının sınırlılığı ve yanılsamaya müsait olduğunu görmesi gerekmekte idi ve insanlık bilgi ve gerçeklik algısını bunun üzerindeki çok şeçenekliliği görmesi gerekmekte idi. O zaman varlık bilginin ve gerçekliğin yegane kaynağına yönelmek zorunda kalacaktır.


Yanlarına aldıkları balık (bilgi) görevini yerine getirdi,kayboldu bilgi denizinde. Zaten her zaman bulmak değil kaybetmekte yarar sağlayabilir. Balığın kaybolması bilginin görevini yerine getirmesi anlamını taşır. Gözler, varlığın nişanesini/amaçlarını dikkatli ve doğru açarlarsa Rabbimiz doğru ikazları verir.

Ancak kişinin sahip olduğu bilgi verilmiş bilgidir. Bilgelikten kasıt çalışarak okuyarak kazanılacak bilgi değildir. İçerisinde çokca gaybi bilginin de bulunduğu hikmetli bilgileri aktarmaktadır.

Burada bir peygamber olarak bile bir takım olayların algı yanılsaması ile karşılaşabileceği, her zaman görenen ve bilinenin aynı olmayacağı hakikatın eşyanın kendinde değil eşyaya verilen anlamla ilgili olduğu vurgulanarak " İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl dayanacaksın! ifadesi kullanılmaktadır.

Yani bilgi ile hakikatı karıştırmamak ve bilgiden hakikata varmak emek sabır dahası derin bir tevekkül (ve tefekkür) isteyen bir iştir.

Buna ulaşmak peygamberde olsa zor bir iştir ama varılmayacak hakikat değildir. Algı mekanızmasının üzerindeki olaylarda derin bir saygı ile Rahmana derin bir tevekkül gerçekleştirmek gerekecektir.


ANALİZ;

Bu kıssa niçin bize anlatılmıştır. Şekilselliğin ve yüzeyselliğin ve hikmetten yoksun bakış açısının insanı ne tür yanılsamalara götürebileceğirni gösteren önemli bir olgudur. Ve Rabbinin eşyaya verdiği anlamın unutulup, başkaca anlamlar yüklemenin ne tür sonuçlar doğuracağına; Rabbimizin, bilginin yegane kaynağı olma hakikatinin unutulmaması adına, bir kez daha bir peygamber ve bir bilge üzerinden bu olaylar anlatılmaktadır. İsim ve fiilin tanımlaması kudreti sonsuz olan Rabbimize aittir. Bilgi ve analiz gerçekleşirken bakış açısı, süreci ve sonucu varlık tanımlamasından bağımsız düşünülemez. Her zaman görülen ve yaşanan, hakikat olmayabilir. Her zaman hayır görülen hayırla sonuçlanmayabilir. Şerde görülen olaylar hikmetli ve Rabbani bakış açısı ile Rahmete dönüşebilir. Gerçek yegane bilgi, ilmi sonsuz Rabbimizin yanındadır. Tüm iş oluşlarda Rahmanın sonsuz ilmine müracat etmeli ve sonsuz sabır ve tevekkülle ona yönelmeli onun bak dediği yerden ve şekilde bakmalı. Bilgi analiz ve hikmeti veren Rabbimize hamd olsun.

Elinize sağlık, paylaşım için tşk.ler!
« Son Düzenleme: 22 Haziran 2011, 05:38:01 ÖS 17 Gönderen: Maveraî » Logged
24 Haziran 2011, 02:12:42 ÖÖ 02
Üye Bilgileri
Maveraî
Süper Aktif Üye
****

Mesaj Sayısı: 682
Nerden: Araf'tan
Aynayım: bakanlar beni değil, ancak kendini görür.


Offline
« Yanıtla #2 :»

Kehf Suresi: 60. ayetten başlayıp 82. Ayete kadar süren Musa A.S. ve Alim Kul kıssası ibretlik neler anlatır bizlere?


RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA....
(MERHAMET, RAHMET VE BAĞIŞLAMANIN YEGANE KAYNAĞI VE GÜZELLİKLERİN SAHİBİNİN ADIYLA!!..)


60. Ve bir vakit Mûsâ, delikanlısına: "Ben iki denizin toplandığı yere varıncaya kadar durmayacağım yahut senelerce gideceğim" demişti.

60. ayetle başlayan kıssanın ilk bölümü Musa ve yol arkadaşı delikanlı (Feta) arasında geçtiği ifade edilen bir diyalog şeklinde anlatılır: Anlatım şekli adeta 2 farklı karakterin konuşturulduğu bir diyalogla sunulmasına rağmen aslında anlatılmak istenen monolog diyalog yani kişinin kendisiyle olan iç hesaplaşması, kendi kendisiyle olan konuşmasıdır. Burada konu edilen Musa’nın yüreğinde ve zihninde kopan fırtınalardır. Musa kendi öz benliği ile konuşturulmaktadır. Musa, kendi doyumsuzluğuna ve hırsına ket vurmak adına kendi benliği ile yola çıkmış görünmektedir ve konuştuğu o genç (feta) Musa’nın kendisidir aslında.
İki denizin toplandığı yere kadar durmayacağını ifade edişi, bilginin dimağına varana değin kendinde olan bu hırs ve doyumsuzluğun sona ermeyeceğini ancak bu Hut (hırs ve doyumsuzluk) un ancak bu iki denizin toplandığı yerde teskin olacağını ifade etmektedir. İşte bu iki denizin toplandığı yer vahyin doğduğu yer olsa gerektir. Bir diğer ifadeyle bilginin toplandığı hırstan tevazuya geçişin gerçekleştiği yerdir iki denizin toplandığı yer. Senelerce gidebileceğini anlatması ise, hidayete açılan yolculuğun bir ömür boyu durmaksızın devam etmesi gereken bir yolculuk olduğunu anlatır. Hidayeti aramak bir anlık aranıpta bulunan ve tamam olan bir hal değil hayatın bu hidayet üzere her anının anlamlı kılınması ve rüşde erdiren yol üzere durmaksızın ilerlemeyi anlatır.


Bu ifadenin tam karşılığı Cin: 14 ‘de ifade edilmektedir: “Müslüman olanlar, işte onlar hidayeti arayanlardır”

61. Bunun üzerine "iki denizin toplandığı yere vardıklarında ikisi de Hûtlarını (balıklara has olan doyumsuzlukları,ihtirasları) unuttu/terk etti. O zaman o [hût], denizde, yolunu çekip gitmek edindi.


61. İki denizin toplandığı yere vardıklarında Musa ve gençliği (benliği) var olan o hırs ve doyumsuzluklarını (Hut) unuttular. Adeta hutlar deryada kayboldu gitti. Yani hırs ve doyumsuzluk, ilahi vahyin karşısında tevazu ve alçak gönüllükle yok oldu gitti. Bir diğer ifadeyle vahyin tecelli ettiği, Rabbani ilhamın tecelli ettiği yerde beşeri hırs ve arzulara yer kalmamıştı.

62. Bu şekilde geçtikleri zaman o [Mûsâ], delikanlısına: "Getir kuşluk yemeğimizi; gerçekten biz bu yolculuğumuzda yorulduk" dedi.
63. O [Delikanlı]: "Gördün mü? O Kaya'ya sığındığımız vakit doğrusu ben hûtu unuttum/ terk ettim ve onu anmamı muhakkak şeytan unutturdu/ terk ettirdi. O [Hût], şaşılacak bir şekilde denizde yolunu edindi" dedi.
64. O [Mûsâ], "İşte bu, aradığımızdı! " dedi. Hemen izlerini takip ederek gerisin geri döndüler.


62.63 ve 64. Musa delikanlısına (feta’sına) yorulduklarını ve acıktıklarını bu sebeple beraberindeki kuşluk azığını getirmesini istemektedir. Aslında burada sanatsal bir anlatımla Musa’nın kendi nefsiyle olan mücadelesi anlatılmaktadır. Acıkma şeklinde ifade edilen aslında nefsinin ihtirası, sıkıntıları, hırs ve doyumsuzluğudur. Bu doyumsuzluğun frenlenebilmesi, bu sıkıntıların sukuta erebilmesi için manevi bir azığa ihtiyaç vardır. Ancak bu sıkıntı, karamsarlık hali bu doyumsuzluk bu esnada giderilemez, çünkü: kuşluk azığı (hut) sığınılan kayalıkta unutulmuştur. Yani Musa ilk ihtiras ve hırsın kendisini galebe çaldığı o esnada sığındığı kayalıkta bu hut tan kurtulmayı başarmış, onu terk etmişti. Çünkü farkında olmadan sığındığı kayalık, vahyin kaynağı idi. Lakin yolculuğun sonraki safhasında unutulan hırs ve doyumsuzluk, karamsarlık halleri yeniden depreştiğinde ilk unutulan yer aklına geldi. İşte bu ilk unutulmanın tezahür ettiği yer vahyin kaynağı, iki denizin toplandığı yerdi. Ve Musa gerisin geri bilgeliğin var olduğu, ilahi mesajın muştulanacak olduğu yere döndü.

65. Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, Biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.

65. Orada, derken bir kul buldular: Rabb'i katından, kendisine rahmet verilmiş ve ilim öğretilmiş bilge bir kul.
Musa Hut’ unu unuttuğu/terk ettiği yerde bilge kişiyi buluyor. Bir başka ifade ile Musa ve yanındaki genç (feta) olarak tasvir edilen benliği sığınılan kayalığa geri döndüğünde feta (Musanın iç dünyası,nefsi,benliği) yerini alim kula devretmektedir. Kul Musa ilahi mesajın kendisine muştulanacağı yerde kendisine Rabbin katından bir rahmet verilmiş bir ilim öğretilmiş elçi konumunda ki Musa ile monolog diyaloğa geçmektedir. Bu diyalog, peygamber olarak görevlendirilecek birisinin ledünni ilim ile hangi aşamalardan geçerek besleneceğinin ikili anlatımı olsa gerektir.

Devamı gelecek, inşaAllah!
« Son Düzenleme: 24 Haziran 2011, 02:19:13 ÖÖ 02 Gönderen: Maveraî » Logged
25 Haziran 2011, 11:14:08 ÖS 23
Üye Bilgileri
Maveraî
Süper Aktif Üye
****

Mesaj Sayısı: 682
Nerden: Araf'tan
Aynayım: bakanlar beni değil, ancak kendini görür.


Offline
« Yanıtla #3 :»

66. Musa ona: "Doğru yol konusundaki sana öğretilenden bana da öğretmen için sana tabii olabilir miyim?" dedi.

66: Doğru yol konusunda tabiiyet vahiy ile beslenmedir. Vahiy; yol bilmez iken yol gösteren bir nurdur. Beşeri vasıfların beraberinde var olagelen ihtiras ve doyumsuzluk (hut); yerini hoş görü, tevazuu ve tatmine, mutmainliğe bırakmalıdır. Mutmainliğin gerçekleşebilmesi de kalben itaat ve okuma ile gerçekleşecektir. Musa da evrendeki var olan Yaratıcının yasalarını (sünnetullah) evrenin diliyle okumaya işte bu noktada İki denizin toplandığı yerde başlamaktadır. Çünkü: Musa ihtiraslarının, doyumsuzluğunun esaretini ve karamsarlığını gençliğinde sıkça yaşamış birisidir. İşte elçiliğe hazırlanan bir kulun nalınlarını çıkarması yanında Hutlarını da terk etmesi olmazsa olmazlardandır. Hutların unutulduğu ve nalınların çıkarıldığı bu süreç vahyin gönüllere kazındığı süreçtir. Evrensel yasalar evrensel dil ile Musa’ya sunulmakta ve Musa da sunulanları kelimeleştirmektedir.

67–68. O [Âlim kul]: "Şüphesiz sen benimle beraber sabra takat yetiremezsin. Ve kavrayamadığın bilgiye nasıl sabredeceksin!" dedi.

67-68: Vahiy ile muhatabiyet, sabır ve tâkat gerektiren bir süreçtir. Başlangıçta kavranılamayan aşkın bilgiye karşı sabretmek gerekmektedir. Monolog diyalogla sunulan bu temsilde 'Elçi Musa' henüz kendi içindeki ihtiras, karamsarlık ve doyumsuzluklarla mücadele etmekte olan 'Kul Musa’ya bu haleti ruhiye içerisindeyken, Rabbin, evren ayetlerinin tecelli edişine sabır ve takat gösteremeyeceğini çünkü içteki var olan ihtiras ve karamsarlık halinin aşkın bilgiyi anlayıp idrak edebilmeyi engelleyeceğini ifade etmektedir. Aşkın olanın, afaktakilerin enfüste anlamlı olabilmesi için ruhen mutmain ve huzurlu olmak gerekmektedir.

69. O [Musa]: "İnşallah beni sabırlı bulacaksın ve senin hiçbir işine karşı gelmem" dedi.

69: Ve Musa’nın ifadesi; sabırlı olacağı ve hiçbir şeye itiraz etmeden itaat edeceği üzerinedir. Zahiren olacak olanlardan bihaber olan her ferdin böyle bir söz ile yola koyulabileceği aşikârdır. Yani günümüzde hemen herkes bilmediği bir konu ile alakalı da olsa sabırlı olacağını, fikir beyan etmeyeceğini olan bitene karşı itiraz etmeden tabii olacağını söyleyebilir. Kul Musa’da bu tarz bir söz verme işini söyleyerek bir ölçüde nefsinin dizginlerini eline alacağını, karamsarlığa düşmeyeceği, ihtiraslarının esiri olmayacağını ifade eder tarzda bir söz vermektedir.

70. O [Âlim kul]: "O halde eğer bana uyacaksan, bana hiçbir şey hakkında soru sorma, ta ki; ben sana öğüt olarak ondan söz açıncaya kadar."

70: Görülmektedir ki; itaatteki ölçü hiçbir sualin sorulmamasıdır. Ta ki; öğüt olarak açıklanacak olanlar gerçekleşinceye kadar. 70. ayette anlatılmak istenen: Rab'den gelene itaat, hiçbir şekilde itiraz etmemeyi gerekli kılmaktadır. Yani afakta tecelli eden Rabbin ayetlerinin müşahedesi Musa’nın enfüsünde şekillenecek, bir diğer ifade ile Musa’nın alt beyninde tefekkür edilen evren kitabının ayetleri, üst beyine aktarılacak ve üst beyinde birikenler (ikra) Elçi Musa’ nın diliyle kelimeleşecektir. Elçilere afakta sunulanlar enfüslerinde tevil edilecektir. Ancak bunun için şek ve şüphe götürmeyen bir itaat ve sabır gereklidir.

71. ayet ile başlayan vahiy ile terbiye 78. ayete değin sürmektedir. Bu süreçte Musa’nın iç benliğiyle olan hesaplaşması, beyninde kopan fırtınalarla olan mücadelesi görülmektedir. Zaman zaman ihtiras ve karamsarlığına, doyumsuzluğuna boyun eğiş ara ara ikazlarla düzeltildikten sonra son noktada itiraz ede geldiği hakikat ile yüzleştirilmektedir Musa. Evreni yine evrenin diliyle (sembollerin anlatımıyla) okuması anlatılmaktadır Musa’ya. 71-78 ayetler arası anlatılanlar sünnetullah’ ın işleyişinin sembolik anlatımıdır. Musa’nın evrenin dilini okuması ve okunanların kelimelerle ifadesi ise 78'den 82'ye kadar ki pasajda açılım getirilen te’vildir. Allah, hiç şüphesiz en doğrusunu bilendir.

Kehf suresinin 71. Ayetinden itibaren Bilge Kul ve Musa arasında geçtiği bildirilen kıssayı tefekkür edelim inşallah;

71.Bunun üzerine ikisi [Bilgin kul ile Musa] yürüdüler; nihayet gemiye bindiklerinde o [Âlim kul] gemiyi yırttı; parçaladı.
O [Musa]: "İçindekileri boğman için mi onu yırttın; parçaladın? Kesinlikle sen, şaşılacak bir şey yaptın!" dedi.


Musa, bilge kul ile olan yolculuğunda bindikleri geminin, bilge kul tarafından tahribatına şahit olmaktadır. İşte bu cereyan eden hadise Musa’nın vahiy ile sınanıp terbiye edilişinin başlangıcıdır. Âlim Kul tarafından gerçekleştirilen gemiye hasar verme hadisesi, insafsızca, zalimane bir davranış gibi görünmekle birlikte arka planı ileriki bölümlerde açıklanacak önemli bir te’vile işaret etmektedir aslında.
Kıssanın ayette geçen bu bölümü üzerine; Bilgin Kul'un kendisi o çevreyi tanıdığı gibi, gemi sahipleri ve yolcular da "Bilgin Kul"u tanıyor ve ona güveniyor olmalılar ki, onun gemiyi yaralamasına engel olmamışlardır. Ne "bilgin kul", ne de o yöre hakkında bilgisi olmayan Musa peygamber ise bu işe karşı çıkmıştır.” denilebilir. Bu cihetten değerlendirildiğinde, bu hadise gemi sahipleri ve yolcular haricinde Musa’yı derinden etkilemiştir. Yaşanan hadiseye kendi iç benliğinde bir anlam verememekte ve doğrudan gözlemlediği bu hadise karşısında sessizliğini daha fazla koruyamamış olan Musa, sabırsız ihtiras dolu söylemiyle yapılan işe itiraz etmektedir. Halbuki vahyi terbiye kesinlikle itirazsız bir kabulü, teslimiyeti gerektirmektedir.
   
Vahiy ile muhatabiyette duygusallığa yer yoktur. Rab’den gelen emrin üzeri hiçbir dünyevi ihtirasla, karamsarlık ve doyumsuzlukla örtülemez. Bu hadise bir anlamda, Rab tarafından evrensel vahyin Musa’ya, ilk sunumudur da aynı zamanda.
   
Şura 51’ de geçtiği üzere: Ve bir beşer için, bir vahiy ile veya perde arkasından yahut bir Elçi gönderip de izniyle dilediğini vahyetmesi dışında Allah'ın kendisiyle konuşması olmaz. Şüphesiz O, Alî'dir Hakîm'dir.

Rabbin, bir beşer ile hangi şartlarda konuştuğu açıklanmaktadır.
Dolayısıyla cereyan eden hadise: vahyin evrensel donelerle sunumu (sembol diliyle anlatımı) te’vili ise: elçi aracılığıyla anlatım şeklinde gerçekleşmesidir. Bu sahnede Bilgin kula atfen bu olayda herhangi bir olağanüstülük, esrarengizlik söz konusu değildir. Kulun gaybı bilmesi gibi bir durum da söz konusu değildir.
   
71. ayeti, sembol diliyle anlamaya çalıştığımızda yukarıda bahsini ettiğimiz anlamdan çok daha farklı anlamların çıktığını müşahede etmiş bulunmaktayım. Bu anlamlar, kıssalarda sembollerin ve o sembollerin dilinin (evrenin dili) kelimelere ne tür zenginlikler kattığını görebilmeme imkân tanımıştır.
   
Yine bu kıssanın başında da ifade edildiği üzere monolog anlatım (kişinin kendisiyle konuşması) Musa’nın iç benliği, gençliği ile olan konuşmasının ardından Âlim vasfıyla ifade edilen vahiy ile muhatap kul Musa (peygamber Musa) ve onun öncesinde beşer bir kul Musa diyaloğu şeklinde cereyan etmektedir. Bu diyaloğun ilk pasajında; bir süre yürümenin ardından gemiye binmek, sembol dilinde; darlık, ihtiras, sıkıntı ve hatta doyumsuzluk hallerini yaşayan birisinin huzura sükûnete ermesini anlatır. Dolayısıyla Musa derya da (vahyin, ledünni ilmin kaynağında) gemiye bindiğinde yani ledünni ilim ile beslenmeye başladığında iç ihtiraslarından, doyumsuzluk ve ruhsal sıkıntılarından kurtulmaya başlamaktadır. Geminin sanatsal olarak yaralanması akıp giden yaşam içerisinde ihtirasların yok edilmesini anlatır. Sual yerindedir: 'İçindekileri boğmak için mi gemiyi tahrip ettin?'' Evet beşeri vasıfların bir kenara bırakıldığı ve ihtirasların ve nefsin dizginlerinin sımsıkı tutulduğu, nefsi arzulara geçit verilmediği, ihtirasların boğulduğu andır bu an. Şaşılacak bir iş şeklindeki tasvir ise, Beşer Musa’nın, elçi Musa olma noktasında ki ledünni ilim ile beslenme ve tefekkürün tezahür edişindeki bu olağanüstülüktür. Çünkü bir beşerin Necm suresi ayetlerinde ifade edildiği gibi sidret-ül müntehada, cennetül me’va dan beslenmesi sıradan birisi için şaşılacak bir iştir.

72. O [Âlim Kul]: "Ben, 'Şüphesiz sen benimle beraber olmaya sabredemezsin?' demedim mi?" dedi.
   
Musa’nın, Bilge kul ile çıktığı yolculukta meydana gelen ilk olaya karşı gösterdiği tepkinin bir sonucu olarak sabırsızlığı gözler önüne serilmektedir. Vahiy ile muhatab olan elçiler Rabbisiyle olan birlikteliğinde olağanüstü sabır göstermeleri gerekmektedir. Aynı zamanda bu 71 ve 72. ayetlerde de bizlere elçilerin de beşer oluşlarına ilişkin bir tanımlamayı da anlatır.
72. Ayette Âlim kulun; "Ben, 'Şüphesiz sen benimle beraber olmaya sabredemezsin?' demedim mi?" şeklindeki ifadesi aşkın bilginin ledünni ilmin Allah katından bir rahmetin, ancak evrensel mesajın perde arkasının görülebilmesiyle anlaşılır olacağını da ifade eden bir söylem ihtiva etmektedir. Dolayısıyla Alim Kul [Musa]  kendisine verilen ledünni ilim ile kendi -evrene dair- tefekkürünü birleştirerek bir başka ifade ile hayatı, yaşananları gözlemleyerek/okuyarak hareket etmektedir. Dolayısıyla kendi içselliğinde bir takım sorunları henüz çözümleyememiş bireyler; hayatı anlamada, evrende her gün inen Rabbin ayetlerini okumada bir takım tatminsizlikler ve huzursuzluklar, ihtiraslar yaşayacaklardır. Asıl olan yüreklerdeki mutmainlik olmalıdır.

73. O [Musa]: "Unuttuğum şeyle beni cezalandırma ve işimden dolayı bana güçlük çıkarma!" dedi.

Bu ayet; bir önceki ayetle bağlantılı olarak değerlendirildiğinde yapılan anlaşma bir sual ile Musa’ya hatırlatılmakta ve anlaşmaya  uygun hareket sergilemeyen Musa’nın eğitim sürecinde aldığı ilk eksi olarak değerlendirilebilir. Ve bu olumsuz hali kurtarmak adına Musa özrünü ifade etmektedir. Bu aynı zaman da, bir insanın kendi benliğiyle iç hesaplaşması gibidir de. Elçi olarak seçilenler asla nefislerinin, benliklerinin esiri olmamalıdırlar.

Musa unutkanlığın ne tür bir sıkıntıya neden olduğunun farkındadır. Bir diğer ifade ile; kendi nefsiyle, kendi hutuyla/doyumsuzluk, ihtirasıyla yaşadığı bu olay karşısında adeta evrensel mesajı okumaya 1-0 mağlup başlamıştır. Bu sıkıntıdan ötürü bu manevi seyahatin sekteye uğramamasını da istemektedir. Çünkü iki denizin birleştiği (toplandığı) yerden gelenler hayatın gerçekleridir; hayatın özüdür. Bu bilgilenme yolculuğu devam etmelidir. Ve sonraki ayetler de vahiy ile beslenme yolculuğunun devam ettiğini ifade etmektedir.

74. Yine gittiler. Nihayet bir delikanlıya rast geldiler; O [Âlim Kul] onu öldürüverdi. O [Musa]: "Bir nefis karşılığı olmaksızın tertemiz bir nefsi mi öldürdün? Kesinlikle çok anlaşılmaz bir şey yaptın!" dedi.

Bilgin Kul ile Mûsâ yola devam ederler. Nihayet bir delikanlıya (ğulam) rastlarlar. Bilgin Kul bu delikanlıyı öldürür. Bunun üzerine Musa Bir nefis karşılığı olmaksızın tertemiz bir nefsi mi öldürdün? Kesinlikle çok anlaşılmaz bir şey yaptın! diyerek olayı kınar. Bunun üzerine Bilgin Kul, Musa’ya Ben sana 'Kesinlikle sen benimle birlikte asla sabredemezsin' demedim mi? diyerek seyahat şartlarını hatırlatır. Musa da eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme! Kesinlikle tarafımdan özre erdin [kovarsan darılmam] diyerek tekrar son özrünü bildirir. (Tebyinul Kur’an C:7,sayfa:155)

74. ayetin de sembol diliyle farklı mesajlar içermekte olduğu kanaatindeyim: Allah’ın kulu Musa ve vahiy ile muhatap olan Elçi Musa’nın monolog diyaloğunda, sahnede bir fetadan farklı olarak ğulam girmektedir. Erişkin genç (ğulam) bu sahnede öldürülüverir. Gencin (ğulamın) öldürülmesi, genç Musa’da ki ihtiras ve hırsın, doyumsuzluğun, nefsi düşünmenin yok edilmesinin temsili anlatımıdır. Genç yaşta birinin gençliğin vermiş olduğu tez canlılığın ve doyumsuz halin çekilip alınması tabir yerindeyse körpecikken nefsi arzuların ve ihtirasların öldürülmesi anlaşılacak bir şey değildir. Ancak vahye dayalı bu tür bir yolculukta nefsi düşünmeye, ihtirasa ve tatminsizliğe yer yoktur. İşte beşer Musa bu içselliğinin öldürülmesiyle adeta bir Elçi olarak yeniden doğmaktadır. "Bir nefis karşılığı olmaksızın tertemiz bir nefsi mi öldürdün? Suali, nefsin arzu ve ihtiraslarına son verilmesinin karşılıksız bir hal olduğunu anlatır. Musa kendi içinde kopan fırtınalara rağmen o gemiye bindiği andan itibaren sükûnete ve huzura erdiğini görmekte ve olanları hayretle izlemekte ve anlaşılmaz olarak telakki etmektedir. Halbuki nefsin öldürülmesi sonucu Musa Âlim Kul vasfıyla tanımlanmaktadır. Çünkü: vahiy ile beslenmektedir.

75. O [Âlim kul]: "Ben sana ‘Kesinlikle sen benimle birlikte asla sabredemezsin' demedim mi?" dedi.
76. O [Musa]: "Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme! Kesinlikle tarafımdan özre erdin [kovarsan darılmam]." dedi
.

75. ayette yine Alim Kul vasfıyla Musa, beşeri vasıflarıyla orada bulunan Allah'ın kulu Musa’ya bu vahiy yolculuğunun şartlarını hatırlatmaktadır. Burada soru şeklinde gelen “bu yolculukta kesinlikle sen benimle birlikte sabredemezsin demedim mi?“ şeklindeki ifade vahiy ile muhatabiyetin ne denli sabır ve itaati gerektirdiğini bir kez daha ifade etmektedir. 2. Vahiy ve 2. Kez evrensel mesajın kul Musa tarafından okunamaması ve vahiy karşısında 2-0 lık mağlubiyet. Ancak sabırsızlığın farkında olan kul Musa, tecelli eden vahye karşı başlangıçta olan bitene bir anlam veremiyor olmasına rağmen duyarsız da değildir. İki denizin toplandığı yerden kendisine ilham olunanlar bu ledünni ilme dayalı seyahatin devam etmesi gerektiğini söylemektedir kendisine. Sabrın ve gereksiz sualin tekrardan sorulmamasının altı bir kez daha çizilmekte ve hadd-i zatında bu soruların devamlılığı halinde bu seyahatin noktalanacağı yol arkadaşlığının sona ereceğide anlatılmaktadır.  Aslında vahiy ile olan muhatabiyet ve vahye dayalı yolculuğun sonlanacak olduğu yer esmaların anlamlı kılındığı (te’vilin yapıldığı) kendisine sunulan ayetlerin hayatın içinde önemli mihenk taşları olduğunun anlatılacağı yer olacaktır.

Devam edecek inşaAllah!
« Son Düzenleme: 25 Haziran 2011, 11:33:01 ÖS 23 Gönderen: Maveraî » Logged
27 Haziran 2011, 03:19:29 ÖÖ 03
Üye Bilgileri
Maveraî
Süper Aktif Üye
****

Mesaj Sayısı: 682
Nerden: Araf'tan
Aynayım: bakanlar beni değil, ancak kendini görür.


Offline
« Yanıtla #4 :»

77. Bunun üzerine yine gittiler. Nihayet bir köy halkına varınca onlardan yemek istediler. Bunun üzerine onlar da, kendilerini misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. O [Âlim kul], onu doğrultuverdi. O [Musa]: "İsteseydin bunun karşılığında mutlaka bir ücret alırdın" dedi.

77: ayette Peygamber Musa ve beşer Musa devam ettikleri yolculuklarında vardıkları köy halkından gereken ilgi ve alakayı, misafirperverliği göremedikleri anlatılmaktadır. Buradan çıkarılabilecek ilk sonuç; Âlim Kul Musa ve kul Musayı o yörede kimsenin tanımıyor oluşudur. Ancak her ne olursa olsun yoldan gelen bir yabancıya hemen her yerde yiyecek ikram edilir, Tanrı misafiri genel anlamda boş çevrilmez. Ancak burada Musa ve Bilge Kulun misafir edilmeyişi neyi anlatmaktadır? Yıkık olan duvar neyi temsil etmektedir acaba?

Yıkık duvar zararı, ziyanı temsili olarak anlatır. Yıkık duvarın tamir edilmesi ise felaketin, zarar ve ziyanın sona ereceğine işaret olduğunu düşünmekteyim. Yıkık duvar, o yörede ki insanların vahiyden bihaber oluşlarını, hayır ve hasenatın iyi, güzel ve erdemli kul olmanın neyi ifade ettiğini bilmediklerine bir kinaye olmaktadır. Yıkık duvar, vahiy ile terbiye olmamışlığı, viraneliği, karanlığı ve kokuşmuşluğu anlatır. Bu noktada yıkık olan duvarın örülmesi: o ahalinin üzerine çökmüş olan şirk ve küfür karanlığının vahiy ile, Rabbin ayetleriyle, tek Rabbe kulluğa davet edilmek suretiyle tevhide, aydınlığa erişmeyi ifade etmektedir. Yıkık duvarın örülmesi, o ahalinin üzerine çökmüş olan karanlığın sıyrılmasına ve aydınlığın etrafı kuşatmasına bir teşbih olmaktadır. Burada ayetin son paragrafı “İsteseydin bunun karşılığında mutlaka bir ücret alırdın” şeklinde ki ifade ancak elçilerin tebliğ süreçlerinde karşı karşıya kaldıkları bir durumu anlatır. Elçiler ecirlerini/ücretlerini Rablerinden isterler. Onların görevi vahy edileni toplumlara bir karşılık beklemeksizin iletmektir.
   
İşte bu pasajın sembollerin diliyle anlatmak istedikleri 'Allahu alem' bunlar olduğunu düşünmekteyim. Son cümle kul Musa’nın, Elçi Musa’ya bir beşerin gösterecek olduğu dünyevi bakış açısını anlatır cinstendir. Yapıp ettiğinin bir karşılığının, bir bedelinin olması. Evet hayatı dünya ve ahiret şeklinde 2'ye bölmenin ne denli sakat bir düşünce olduğunu da ifade eder bu ayet. Vahiy ile başlayan süreç, esmaların okunması ve hayatın içinde bir tesbih ile akıp gitmesi ve zikrin devamlılığı, nihayetinde salatın anlamlı hale gelmesini sağlayacaktır. Salat: kişinin hayat-memat sürecinin hayatındaki yansımasıdır. Salat: üflenen ruha sahip çıkabilmektir.

78–82. O [Âlim kul]: "İşte bu, seninle benim aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana o, üzerine sabra takat getirmediğin şeylerin te'vîlini haber vereyim: "Gemi olayına gelince; o, denizde çalışan birtakım miskinlerindi. İşte o nedenle ben onu kusurlu hale getirmek istedim. Ötelerinde de bütün gemileri gasp edip alan bir kral vardı. Delikanlıya da gelince; onun anne–babası Mü'min kimselerdi. İşte o nedenle biz, onun, o ikisini azdırmasından ve inkâra sürüklemesinden korktuk. Sonra da ‘Rableri onun yerine kendilerine temizlikçe daha hayırlı ve merhamet bakımından daha yakınını versin' istedik. Duvara da gelince; o, şehirde iki yetim oğlanındı ve onun altında onlar için bir define vardı. Babaları da iyi bir zat idi. İşte onun için, –Rabbinden bir rahmet olmak üzere– Rabbin onların erginlik çağına ermelerini, definelerini çıkarmalarını diledi. Ve ben onu [duvar doğrultma işini] kendi görüşümle yapmadım. İşte senin, üzerine sabra takat getiremediğin şeylerin te'vili!"


78. ayetle başlayan ve 82. Ayetle sonlanacak olan pasajda Âlim kul ile Musa’nın süregelen yolculuklarının sona erdiği ve yollarının bu andan itibaren ayrıldığı ifade edilmektedir. Kul Musa, tecelli eden vahye karşı sabır ve takat gösteremediği hususlar hakkında artık bilgilendirilecektir. Evet bu andan itibaren Kul Musa ile Elçi Musa arasında cereyan eden vahyin te’vili konusu bir anlamda vahye dokunmayı anlatmaktadır. Hayatın içinden sunumlarla sembolize edilmiş olan vahiy sembollerin diliyle te’vil edilecek ve Musanın diliyle kelimeleşecektir. Kur'an' da Âlim Kulun ifadesiyle te’vili yapılan pasaj metne sadık kalınarak anlatılmaya çalışılacaktır: İlk vahiy ve ilk te’vil.

"Gemi olayına gelince; o, denizde çalışan birtakım miskinlerindi. İşte o nedenle ben onu kusurlu hale getirmek istedim. Ötelerinde de bütün gemileri gasp edip alan bir kral vardı. Ayette geçtiği şekliyle değerlendirdiğimizde gemiye verilen hasar, geçimlerini bu gemiyle sağlamakta olan miskinlerin elinden bu gemiyi almasından endişe edilen krala karşılık bir tedbir mahiyetindedir. Çünkü orada yaşayan bu kral sağlam gemileri gasp etmektedir. Sembollerin diliyle ayetin te’viline bakacak olduğumuzda ise çok daha farklı mesajların verilmek istendiği görülecektir: Daha önceki pasajda 71. ayetin açılımında da ifade ettiğimiz üzere, derya üzerinde yüzmekte olan  “gemiye binmek” deyimi sanatsal anlatımla Ledünni ilim ile beslenmeye başlamak olarak ifadelendirilebilir. Çünkü Vahyin kaynağı teşbihsel bir anlatımla derya (deniz) olarak anlatılmıştır.

Konunun daha da berraklaşması için ayette geçen miskin kelimesine bakmak da yarar vardır; Miskîn sözcüğü "sakin olmak, hareketsiz durmak" anlamındaki سكن - se-ke-ne sözcüğünün türevlerindendir. 'Lisanü'l-Arab' adlı eserde 'sekene' sözcüğünün esas anlamının واضع -eğilen/boynunu büken, tevazu gösteren demek olduğu belirtilmektedir. [10-4] Cilt 4, Syf. 630–635, Sekene maddesi. Bu iki anlam bir arada düşünülürse, miskîn 'in gerek fakirlik yüzünden gerekse başka bir etken nedeniyle hareketsiz kalmış, serbest hareket imkânını kaybetmiş, boynu bükülmüş kimse" olduğu anlamına ulaşılır.

Bu tarifin ardından tekrardan ayete döndüğümüzde Gemi, denizde çalışarak geçimini sağlayan boynu bükülmüş, fakir kimselerin geçim kaynağıdır. Bu geminin kusurlu hale getirilmesi tamamen elden alınıp gasp edilmesini önlemek amaçlıdır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, "Bilgin Kul"un gemideki hasarı kendi iradesi ile yapmış olmasıdır. Bu hususu kendisi de فاردت ان اعيبها -Ben onu kusurlu hale getirmek istedim'' diyerek beyan etmiştir. Burada gaybı bilme gibi olağan dışı, sır bir durum söz konusu değildir. (Tebyinul Kuran C:7)

2. vahiy ve 2. te’vil: Delikanlıya da gelince; onun anne–babası Mü'min kimselerdi. İşte o nedenle biz, onun, o ikisini azdırmasından ve inkâra sürüklemesinden korktuk. Sonra da ‘Rableri onun yerine kendilerine temizlikçe daha hayırlı ve merhamet bakımından daha yakınını versin' istedik.

İfadelere dikkat edilirse, öldürme olayında Bilgin Kul'un yalnız olmadığı görülür. Olayda "Bilgin kul" ile beraber başkaları da vardır. Kıssaya geleneksel açıklamalar doğrultusunda bakanlar, bu Âyetlerdeki korktuk ve istedik şeklindeki çoğul fiillerin öznelerini uyduramamışlardır. "Bilgin kul"un "Hızır" veya "melek" olduğu iddia edilince, "korkanlar"ın da –hâşâ– Allah ile Hızır veya Allah ile melek olduğu anlamı ortaya çıkmaktadır.

Âyetlerden anlaşıldığına göre, delikanlıyı öldürme olayı resmi otoritenin; toplum olarak yasalara göre verdikleri bir karar gereği olmuştur. "Bilgin Kul" bu kararın infaz memurudur. Bu nedenle, olayı açıklarken فخشينا - korktuk ve فاردنا - istedik ki şeklinde çoğul bir ifade kullanmıştır. Eğer delikanlının öldürülmesi o delikanlının yaşadığı kentte yasal bir icraat olmasaydı, hem delikanlının yakınlarının hem de şehir halkının [kamu otoritesinin] "Bilgin Kul"a gerekli tepkiyi göstermeleri ve onu cezalandırma yönüne gitmeleri gerekirdi. Görüldüğü gibi, "delikanlının öldürülmesi" olayının bilinmeyecek, yadırganacak, batın ilmi ile açıklanacak herhangi bir yanı yoktur. Normal, yasal bir uygulamadır.

Ne var ki, Mûsâ, o yörenin yabancısı olduğundan bunu bilmemektedir. Mûsâ peygamber ''bir can karşılığı olmaksızın masum bir cana mı kıydın?'' diyerek bir insanın sadece kısas ile öldürülebilineceğini ileri sürmüştür. Hâlbuki şer'an [yasal açıdan] insan sadece kısas için öldürülmez; Allah'a savaş açanlar da öldürülür:

(Maide: 33) Allah ve Rasûlüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların karşılığı, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama/arka arkaya kesilmesi, ya da yeryüzünden sürgün edilmeleridir. Bu, onlar için dünyada bir zillettir. Ahirette de onlar için büyük bir azap vardır.

Dikkat edilirse, 80. Âyette Delikanlıya gelince, anne-babası Mü'min kimselerdi. Onun, o ikisini azdırmasından ve inkâra sürüklemesinden korktuk denilmektedir. Bu ifadeden de delikanlının Mü'min anne ve babasını dinden çıkarmak için çaba sarf ettiği [Allah ile savaştığı] anlaşılmaktadır. Yani bu durumda Maide Sûresinin 33. Âyetine göre onun öldürülmesi meşru bir olaydır. (Tebyinul Kur’an C:7)

Anlatılmak istenen: Musa’nın gençliğinde öldürdüğü adamı hangi sebeple öldürdüğüne dair bir ders mahiyetindedir. Bir insan hangi gerekçeye binaen öldürülebilir ?

3.vahiy ve 3. te’vil: Bilgin Kul, duvarı doğrultma işinin içyüzünü açıklarken, -Duvara da gelince; o, şehirde iki yetim oğlanındı ve onun altında onlar için bir define vardı. Babaları da iyi bir zat idi. İşte onun için, –Rabbinden bir rahmet olmak üzere– Rabbin onların erginlik çağına ermelerini, definelerini çıkarmalarını diledi. Ve ben onu [duvar doğrultma işini] kendi görüşümle yapmadım'' demektedir.

Görüldüğü üzere, Bilgin Kul, Rabbinden bir rahmet olmak üzere- Rabbin onların erginlik çağına ermelerini, definelerini çıkarmalarını diledi فاراد ربّك diyerek işin, Allah tarafından yaptırıldığını açıklamaktadır. Ayrıca "Ve ben onu [duvar doğrultma işini] kendi görüşümle yapmadım'' demek suretiyle de sadece duvar olayını kendi görüşüyle yapmadığını beyan etmektedir.

Demek oluyor ki, Bilgin Kul'a bu üç olaydan sadece üçüncü olay vahiy ile bildirilmiştir. Yani "Bilgin Kul"un kendi bilgisi ve iradesiyle gerçekleştirmediği olay sadece duvar doğrultma işidir.

Âyetin orijinalindeki وما فعلته عن امرى - ve mâ fe'altühü an'emrî ifadesi, tefsir ve meallerin ekserisinde [hemen hemen hepsinde] ''ve ben bunların hiç birini kendi görüşümle yapmadım'' diye çevrilmiştir. Bu çeviriye göre, üç olaydan hiç birinde "bilgin kul"un kendi görüşü ile davranmadığı, her üç olayda da aldığı vahiyle hareket ettiği anlaşılmaktadır. Oysa bu çeviri yanlıştır. Doğru çeviri: ''Ve ben onu [duvarı doğrultmayı] kendi görüşümle yapmadım'' şeklindedir. (Tebyinul Kuran C:7)

Değerli dostlar, Kehf suresinin 78-82. ayetleri arasında geçmekte olan te’vil’e atıf kıssasının 70. ayetinde yapıldığını görüyoruz;

70. O [Âlim kul]: "O halde eğer bana uyacaksan, bana hiçbir şey hakkında soru sorma, ta ki ben sana öğüt olarak ondan söz açıncaya kadar."

Bu ayetten anlaşılması gereken; Rabb'e teslim olmuş bir Elçinin kendisine fısıldanan, inzal olunanlar üzerine ve inenlere bağlı evrene dair sunumlar hakkında hiçbir sualin sorulmamasıdır. Aslolan sabır ile itaatkar olmak, balığın (hut/benlik, ihtiras, karamsarlık, doyumsuzluk) emrine tabii olmamaktır. Bir başka ifadeyle de Rab’den gelene uymak gelenler hususunda hiçbir şekilde soru sormamayı kendine şiar edinmektir. Çünkü, o indirilenler ve evren kitabında sahnelenenler öğüt olarak açıklanacaktır. Elçiler, evreni Rabb'den gelen bir öğretiyle, evrensel dili kullanarak okurlar. Evrenin okunması bazen bir balık, bazen bir gemi, bazen bir feta, bazen bir ğulam (genç delikanlı) ve bazen de yıkık virane bir duvarla sembolize edilir. Evren kitabında sahneye konulanlar, elçilerin kendilerine üflenen ruha sahip çıkmalarının bir sonucu olarak, perdenin açılmasını anlatır.

Örneğin bir tiyatro oyununa giden izleyiciler perde denmeden önce, perdenin öteki tarafında ne tür bir dekor ve ne tür bir sunumun var olduğundan habersizdirler. Perde dendiğinde ise oyunun dekoru ve karakterleri ortaya çıkacaktır. Gerek dekor ve gerekse karakterlerin uyumlu oyunları ve bunların izlenmesi ve algılanması ne ise, izleyenler tarafından evren sahnesinde ki perdenin kalkması ve perde arkasının izlenmesi de böyle bir şeydir.

İzlenen tiyatro da oynanan oyun: 'ke-te-be'yi ve oyunun dekorları: 'esma'yı, oyunu oynayanların (aktörlerin) sözleri: 'vahyi' bunların izlenmesi ve algılanması ise: 'ka-re-a'yı anlatır. Esmalar, karea edildiğinde anlamlıdırlar. Evren kitabının sahnesinde sunulanlar (esmalar) evrenin diliyle karea edildiğinde, izleyenler vahyi anlamış olacaklardır.

78-82. ayetler içinde, te’vili yapılanlar: Peygamber Musa’nın perde arkasından aldıklarıdır. 78. ayete kadar ki ilk bölümde ise açılımı getirilen te’vil: Kul Musa’nın perde arkasından ala geldikleridir. Rabb'in yeryüzündeki mimikleri, Kul Musa için bir anlam ifade etmiş, Peygamber Musa için ise farklı bir anlam ifade etmiştir. Allah’ın 'ketebe'si değişmez' lakin, kelimeleri değişir. İşte evren kitabında sunulanların ketebe'si Sünnetullah’ın bir gereği olarak değişmediğine göre, her 2 Musa karakteri için değişenler kelimelerdir.

Kendisine üflenen ruha sahip çıkanlar, Rabb'in mimiklerine (sünnetullah'ın işleyişini idrake) dokunurlar. Yeryüzü Rabb'in mimikleri ise; dokunmalar, evrene dair olmalıdır... Kul Musa Rabb'in mimiklerine dokunurken algıladıkları, onun itirazlarıyla kelimeleşirken Elçi Musa’nın Rabb'in mimiklerine dokunmasıyla kelimeleşenler ise: Kul Musa’nın itirazlarına cevap niteliğindedir. Allah, doğrusunu en iyi bilendir.

Yazılanları, yapılan te’villeri beğenmeyen dostlar, sıra dışı gören arkadaşlar için ise: sözün bittiği yer olacak şu cümleleri söylemeyi uygun buluyorum: Yazılanları “Bir delinin akıllıca sözleri ve bir akıllının delice düşleri “şeklinde de düşünebilirsiniz. Esen kalınız!

                                                                                     Merhametli/ 13/01/2010
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.068 Saniyede 18 Sorgu ile Oluşturuldu