MÜSLÜMANIN İLİŞKİLERİNDE TEMEL PRENSİPLERE DAİR...

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslami Bilgiler > Fıkıh ve Akaid (Moderatör: Yonetim) > MÜSLÜMANIN İLİŞKİLERİNDE TEMEL PRENSİPLERE DAİR...
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: MÜSLÜMANIN İLİŞKİLERİNDE TEMEL PRENSİPLERE DAİR...  (Okunma Sayısı 177 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
31 Aralık 2010, 04:02:08 ÖS 16
Üye Bilgileri
müslümanlardan
Süper Aktif Üye
****
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 900
Nerden:

Offline
« :»

Müslümanın ilişkilerinde temel prensiplere dair...



İlişkilerde Temel Prensipler


rahman ve rahim olan allahın adı ile....


Toplumsal ilişkilerde birbirinden ayrı ve birbirinden farklı düşünen müslümanların, bu ayrılık nedenleri genel olarak aşağıda zikredeceğimiz ÜÇ meseleye farklı yaklaş­malarından kaynaklanmaktadır. Müslümanlar olarak toplumsal ilişkilerimizde ortak bir çizgiye, ortak bir tavıra sa­hip olabilmemiz, bu üç meselede ortak bir yaklaşım oluşturabilmemize bağlıdır.
Kur'an-ı Kerim'e ve ihtilaflara yaklaşım başlıklannda ele alacağımız ilk iki mesele, bizlere ortak bir ölçü ve yaklaşım vermesi bakımından önem kazanan meselelerdir.
ÜÇÜNCÜSÜ başlıkla ele alacağımız tasdik ve tekfir meselesi ise toplumsal ilişkilerimizle ilgili en önemli mesele olup, bütün önyargılarımızı, sevgilerimizi, nefretlerimizi, dost ve düş­manlıklarımızı bir kenara bırakarak itina ve itidalle çözme­miz gereken bir meseledir. Çünkü belirttiğimiz gibi bu meselelere yaklaşımda bir vahdet sağlayamadan, toplumsal ilişkilerimizde bir vahdet sağlayabilmemiz müm­kün olmayacaktır.

NOT. BiRİNCİSİNİ müslümanlara ve gelenekçilere yaklaşım başlıklarında aktarılmıştı....


1.Kur'an-ı Kerim'e Yaklaşım

2.İhtilaflara Yaklaşım


.
3.Makul Karşılamamız Gereken İhtilaflar



4.Israrla Ve Azimle Çözülmesi Gereken İhti­laflar


5.Allah'a Bırakmamız Gereken İhtilaflar



konu bu başlıklarla devam edecektir konunun sonunda kaynak belirtilecektir inşaallah...
Logged
01 Ocak 2011, 10:39:13 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
müslümanlardan
Süper Aktif Üye
****
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 900
Nerden:

Offline
« Yanıtla #1 :»

KURAN-ı Kerim'e Yaklaşım


Vahdet meselesini ciddi bir düzlemde konuştuğumuz müslümanlaria, kaynak meselesini konuşmamıza, yönelme­miz gereken en önemli ve en öncelikli kaynağın Kur'an-ı Kerim olduğunu belirtmemize gerek yoktur. Çünkü vahdet konusunda muhatap almak istediğimiz müslümanlar, zaten bu meselenin bilincinde olan ve vahdeti sağlayabilecek en öncelikli kaynağın Kur'an-ı Kerim olduğunu idrak eden müslümanlardır. Dolayısıyla bu müslümanlarla konuşma­mız gereken mesele kaynak meselesi değil, kaynağa yöne­liş meselesidir.
Bazı İslam dışı çevrelerin sık sık telaffuz ettikleri “Herkesin Kuran anlayışı farklı” sözleriyle ilk karşılaştığım zamanlar, bu sözlere karşı çıkmış ve “Bu sizin kuruntunuzdur” demek istemiştim. Çünkü biliyor ve iman ediyordum ki Kur'an-ı Kerim kendisine samimi bir kalple yönelen bü­tün müslümanlan ortak bir çizgiye, ortak bir mücadeleye davet eden bir vahdet kitabıdır. Ne var ki ilerleyen yıllarda karşılaştığımız reaiite, İslam dışı çevrelerin söz ve ithamla­rını kısmen doğrular mahiyette gelişti. Kur'an-ı Kerime yö­neldiğini söyleyen ve gerçektende ciddi bir cehdle Ku’an-a yönelen bazı kardeşlerimiz, birken ikiye, ikiyken üçe ayrıl­maya başladılar!.

Peki ne olmuştur, neden böyle olmuştur?
Kendilerini samimi bir şekilde Kur'an'a nisbet etmele­rine ve “Müslümanların vahdetini sağlayacak yegane kaynak Kur’an’dır” demelerine rağmen Kur'an-ı delillerle birbir­lerini itham ederek hazin bir bölünmeyi yaşayan kardeşlerimizin bu durumu, Kur'an-ı Kerim'den kaynakla­nan haklı bir durum mudur?
Değildir, elbetteki değildir!.

Tevhid dininin en önemli ve en öncelikli vahdet kay­nağı olan Kur'an-ı Kerim, hiç kuşkusuz ki müslümanlan ayrılığa değii birlik ve beraberliğe davet eden bir Kitab'dır. Kur'an-ı Kerim'de müslümanların ayrılmasına haklı neden olarak getirilebilecek ne bir sure, ne bir ayet, ne de bir harf vardır. Dolayısıyla ayrılık nedenlerini Kur'an-ı Kerime nisbet eden kardeşlerimizin karşı karşıya bulundukları so­run, kaynak değil, kaynağa yöneliş sorunudur.

Bu sorunun en önemli boyutu ise Kur'an-ı Kerim'i bir bütün olarak ele almamak, bu yüce Kitaba bir bütün ola­rak yönelmemektir. Nitekim aynı İlahi kaynağa yönelmele­rine rağmen ihtilafa düşen grupların, birbirleriyle çekişen müslümanların bu durumlan, Kur’an-ı Kerim’e eksik ya da bölük pörçük yaklaşmalarından kaynaklanan bir durumdur. Daha kısa ve daha acı bir ifadeyle, Kur’an-ı Kerim’e bölük pörçük yaklaşanlar, netice olarak Kur'an'ı Kerim'ideğil, kendilerini bölmekte ve kendileri bölünmektedir!.
Söz konusu ettiğimiz bu müslümanlar, hiç kuşkusuz ki Ehl-i kitab gibi Kur'an'ın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkar etme sapıklığına düşen kimseler değildir. Samimi bir şekilde Kur'an-ı Kerim'e yönelen bu kardeşlerimizin içine düştükleri önemli bir yanılgı, herhangi bir meselede İlahi kelamı sonuna kadar dinlememek, bu meseleyi Kur'an-ı Kerim'in bütünlüğünde değerlendirmemektir. Araştırdıklan meselede ilk karşılaştıkları ya da önyargılarına, önduygularına, önsezilerine en uygun bulduklan ayet-i kerimeleri esas alarak Kuran-ı bir bakış kazandıklannı zanneden bu müslümanlar, tartışma düzlemlerinde şu benzer ifadeleri kullanmaktadırlar.
“Bu mesele Kur'an'a göre böyledir!.”

“Yanılıyorsun, o mesele Kur'an'a göre şöyledir!.”
“İkiniz de yanılıyorsunuz. O mesele Kur'an'a göre ke­sinlikle böyledir!.”
Birbirinden farklı yaklaşımlann, birbirinden farklı gö­rüşlerin, birbirinden farklı yorumların ortak ifadesi hep aynıdır.,
“Kur'an'a göre!.”
Oysa ne kadar büyük, ne kadar iddialı bir sözdür bu!.
Kur'an-ı Kerim'in bir tane olduğunu bilmesem, “Birbi­rinden farklı olan bu iddialarınız hangi Kuranlara, Kur'an'ın hangi versiyonlarına göre?” diyeceğim. Halbuki biliyoruz ki Kur’an bir tanedir, Tahrif edilmiş bir ikinci nüs­hası, tevil edilmiş bir ikinci versiyonu yoktur. Bazı türkçe meallerde kısmi farklılıklar olsa da, bu gibi kısmi farklılıklar ortak mesajı etkileyecek, ortak mesajı değiştirecek farklılık­lar da değildir. O halde aynı olan Kur'an'dan bu farklı hükümler nasıl çıkarılıyor ve bu farklı hükümler “Kur’an’a göre böyledir!.” iddialarıyla nasıl ileri sürülüyor!. Halbuki herhangi bir meseleyi sadece birkaç ayet-i kerimeye göre değerlendiren bütün müslümanların, bu kısa değerlendir­me sonucunda vardıkları neticeyi “Kur’an-a göre böyledir” gibi genel bir ifadeyle değil, “Şu ayet-i kerimelere göre böyledir” gibi makul bir ifadeyle ileri sürmeleri gerekir. Çünkü herhangi bir meselede “Kur’an-a göre böyledir” ifa­desini kullanabilmeleri için, o meseleyi içine alan konuyu mutlaka ve mutlaka Kur'an-ı Kerirn'in bütünlüğünde incele­meleri, o konudaki birkaç ayet-i kerimeyi değil, o konuyla ilgili bütün ayet-i kerimeleri dikkate almaları gerekmekte­dir. Dolayısıyla böyle bir yaklaşım, Kur’an-a yönelik tüm araştırmalarda esas kabul edilmesi gereken bir yaklaşım­dır.

Kur'an'ı Kerim'e yaklaşımla ilgili bu1 meseleyi bir ör­nek vererek değerlendirmemiz, oldukça önemli olan bu meselenin daha iyi anlaşılmasını sağlayabilecektir. Mesela hidayet yani doğru yola erişme meselesini ele alalım. Her­hangi bir insan, hidayet meselesiyle ilgili olarak Kur'an'ı Kerim'de şu ayet-i kerimelerle karşılaşabilir.

“Allah kime hidayet verirse o artık hidayeti bul­muştur; kimi de şaşırtıp-saptırırsa artık onlar da hüs­rana uğrayanlardır.” [araf 178]
“De ki: “En 'üstün ve apaçık' delil Allah'ındır. Eğer O dileseydi elbette tümünüzü hidayete yöneltip iletirdi.” [enam 149]

İnsanların hidayet bulmasıyla ilgili olarak sadece bu ayet-i kerimelerle karşılaşan bir insan, hidayet meselesinde kısaca şu sonuca varabilir.
“Hidayetin gerçek sahibi olan Allah (c.c.) dilediğine hidayet eder, dilediğini de şaşırtıp-saptınr. Bu bir İlahi takdir, bu bir kaderdir. Dolayısıyla müşriklerin, kafirlerin ve bütün sapıkların içinde bulundukları durum ve bunların hi­dayete ulaşamamaları, Allah'ın bunlar hakkında hidayeti dilemeyip, sapıklığı dilemesi nedeniyledir!.” Hidayetle ilgili olarak bunlan söyledikten sonra da, yukarıdaki iki ayet-i kerimeyi açık bir delil olarak zikrederek, bu görüşünü pe­kiştirir!.
Artık bu insana bir şey anlatmanız oldukça zordur. Çünkü hidayet meselesini, Kur'an'ı Kerim'e göre değerlendirdiğini zannetmekte ve bu görüşüne sımsıkı sarılmakta­dır!.
Kur'an'ı Kerim'e vakıf olmayan kimseler tarafından İtirazsız kabul edilebilecek olan bu görüşle, Kur'an'ı Kerim'in bütünlüğüne göre hem eksik veçhem de yanlış bir görüştür. Nitekim bu önemli konuda Kur'an'ı Kerim'in bü­tünlüğüne yöneldiğimiz zaman, hidayet meselesiyle dolay­sız ilgili olan 160'tan fazla ayet-i kerimeyle karşılaşıyoruz. Bütün bu ayet-i kerimeler, meseleye değişik boyutlardan yaklaşmakta ve meseleyi genel bir açıklığa kavuşturmakta­dır.
Hidayet, hiç şüphesiz ki Hadi, yani yegane hidayet edici olan Allah (c.c.)'a aittir. Hadi olan Rabbimizin dilediğine hidayet etmesi ise, yine Kur'an'ı Kerim'de beyan edilen gerçekler­dendir. Ancak Rabbimizin bu dilemesiyle ilgili olarak şu soruyu sormamız gerekir.
Dilediğine hidayet eden Rabbimizin bu dilemesi, mesnetsiz, hikmetsiz veya tesadüfi bir dileme midir?
Şanı yüce Rabbimizi hiçbir kuşku duymadan tenzih ederiz ki, Rabbimizin bir kişi hakkında hidayeti dilemesi, kesinlikle ve kesinlikle tesadüfi değildir.

Çünkü Hadi olan, dilediğine hidayet edecek olan Rabbimizin bir diğer sıfatı da Adi, yani adalet sıfatıdır. Dolayısıyla Rabbimizin her dilemesinde zulümden en ufak bir iz olmadığı ve ola­mayacağı gibi, her dilemesi de bir adaletin tecellisidir.
Mesela Firavunun sapıklığı, Musa (a.s.)'ın ise hidayeti haketmesi, Firavunun ve Musa (a.s.)'ın kendi eylem ve yönelişleriyle ilgili bir hadisedir. Nitekim hidayet meselesini Kuranı Kerim'in bütünlüğünde değerlendirdiğimiz zaman, meselenin tüm gerçek boyutları ortaya çıkmaktadır. Hadi olan şanı yüce Rabbimiz, hidayetten uzaklaşanların, sapık­lığı hakedenlerin, hangi eylem ve yönelişlerle bu duruma düştüklerini, dolayısiyle kimlere hidayet etmediğini ve et­meyeceğini açıkça beyan etmektedir.

“Allah, kendisine mülk verdi diye, Rabbi konu­sunda İbrahim'le tartışmaya gireni görmedin mi? Hani ibrahim: “Benim Rabbim diriltir ve öldürür” de­mişti; o da: “Ben de öldürür ve diriltirim” demişti. (O zaman) İbrahim : “Şüphe yok, Allah güneşi doğudan getirir, (haydi) sen de onu batıdan getir” deyince, o küfre sapan böylece afallayıp kalmıştı. Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” [bakara 258]

“Ey iman edenler, Allah'a ve ahiret gününe inan-mayıp, insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; ona sağanak bir yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir. On­lar kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremez (elde edemez)ler. Allah, kafirler topluluğuna hidayet ver­mez.” [bakara264]

“Bu, gerektiği gibi şahidliği yapmalarına veya ye­minlerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden kork­malarına daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının ve dinleyin. Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdir­mez.” [maide 108]

“Bir kısmına hidayet verdi, bir kısmı da sapıklığı haketti. Çünkü bunlar, Allah'ı bırakıp şeytanları veli edinmişlerdi. Ve gerçekten onları doğru yolda saymak­tadırlar.” [araf 30]

“Allah'ın ayetlerine inanmayanları Allah hidayete ulaştırmaz ve onlar için acıklı bir azab vardır.” [nahl 104]
“Haberin olsun; halis (katıksız) olan din yalnızca Allah'ındır. O'ndan başka veliler edinenler (şöyle der­ler
“Biz, bunları bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsın­lar diye ibadet ediyoruz.” Hiç şüphesiz Allah, kendi aralarında, hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten Allah, yalancı, kafir olan kimseyi hidayete eriştirmez.” [zümer3]

“Firavun ailesinden imanını gizlemekte olan mü' min bir adam dedi ki: “Siz, benim Rabbim Allah'tır diyen bir adamı öldürüyor musunuz? Oysa o, size Rabbinizden apaçık belgelerle gelmiş bulunmaktadır. Buna rağmen o eğer bir yalancı ise yalanı kendi aley­hinedir; ve eğer doğru söyleyen ise, (o zaman da) size va'dettiklerinin bir bölümü size isabet eder. Şüphesiz Allah, ölçüyü taşıran, çok yalan söyleyeni hidayete er­dirmez.” [mümin28]

Sadece bir kısmını zikrettiğimiz bu ayet kerimeler­de, kimlere hidayet edilmediği ve edilmeyeceği beyan edilmektedir. Bu ayet-i kerimelere dikkat edilirse, insanları hi­dayetten uzaklaştıran eylem ve yönelişlerin, insanların kendi insiyatiflerinde olan ve insanların kişisel tercihleriyle gerçekleşen kendi eylem ve yönelişleri olduğu görülecektir.
Ve yine aynı Kur'an'ı Kerim'de hidayeti hakeden, hi­dayete layık olan kimselerin de eylem ve yönelişleri belirtilmekte ve hidayeti isteyen herkes, bu eylem ve yönelişle­re davet edilmektedir.

“Bu (Kur'an), insanlar için bir beyan, sakınanlar için de bir hidayet ve öğüttür.” [aliimran 138]

“Musa'nın kabaran öfkesi (gazabı) yatışınca lev­haları aldı. (Onlardan biri) Nüshasında “Rablerinden korkanlar için bir hidayet ve bir rahmet vardır” (yazılıydı).” [araf 154]

“Her ümmet içinde kendi nefislerinden onların üzerinde bir şahid getirdiğimiz gün, seni de onlar üze­rinde bir şahid olarak getireceğiz. Biz Kitab'ı sana, her şeyin açıklayıcısı, müslümanlara da bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.” [nahl 89]

“Müminler için bir hidayet ve bir müjdedir.” [nem2]

“İhsan yapmakta olanlara bir hidayet ve bir rah­mettir.” [lokman3]

“Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerini hidayete eriştirdikleridir ve onlar, temiz akıl sahihleridir.” [zümer 18]

“Allah'ın izni olmaksızın hiçbir musibet (hiç kim­seye) isabet etmez. Kim Allah'a iman ederse, onun kal­bini hidayete yöneltir. Allah, her şeyi bilendir.” [tegabün 11]

Evet, sadece bir kısmını zikrettiğimiz bu ayet-i kerimeleri dikkate alarak hidayet meselesini değerlendirecek olursak, şunları söyleyebiliriz.

Yegane Hadi olan Allah (c.c.) dilediğine hidayet eder. Şanı yüce Rabbimizin haklarında hidayet dilemediği ve hidayet etmediği kimseler; Allah'ın ayetlerine inanma­yan, şeytanı dost edinen, zulmeden, haddi aşan, kafir, müşrik, yalancı, fasık ve zalim oian kimselerdir.
Rahman olan Rabbimizin hidayet ettiği kimseler ise; Allah'a içten yönelen, sadece Allah'tan korkan, Allah'a, Resulüne ve Kitab'ina iman edip, teslim olan, sözün en güzeli olan Kur'an'a uyan, ihsanda bulunan, Allah'ı birleyen ve karşılaştığı musibetlere Allah için sabreden kimselerdir.

İşte hidayet meselesindeki bu kısacık değerlendirme, kısa olmasına rağmen Kur'an-ı Kerim'in bütünlüğünü dikkate alan bir değerlendirmedir. Bölücü veya kısır bir yakla­şımla kaleme alınan çitler dolusu eserden, çok daha kıy­metli ve hak bir değerlendirmedir.
Kur'an'ı Kerime bir bütün olarak yaklaşmak mesele­sine metod bazında bir diğer örnek verecek olursak, me­sela Kur'an'ı Kerim insan gerçeğini değişik surelerde, muhtelif ayet-i kerimelerle beyan etmektedir. Bazı ayet-i kerimelerde kalbe ve kalbi durumlara açıklık getirilirken, bazı ayetlerde ise nefse, duyu organlanna, akıla, düşünce­ye, insanın psikolojik ve sosyolojik yönlerine açıklık getiril­mektedir.

İşte Kur'an'ı Kerime göre insanı tanımlayabilmek için, bütün bu gerçekleri dikkate almamız ve bu gerçekleri yerli yerine koymamız gerekmektedir. Çünkü bu konuyla ilgili bütün gerçekleri tesbit etmek ne kadar önemliyse, bu gerçekleri yerli yerine koymak da o kadar önemlidir.

Yaklaşımla ilgili bu gerçekleri dikkate almayan her­hangi bir kimse, Kur'an'ı Kerim'de beyan edilen bu gerçeklerden sadece bir tanesini, mesela kalp gerçeğini alıp, insan gerçeğini sadece kalbe göre tanımlarsa, bu tanım eksik ve yanlış bir tanım olacaktır. Bir diğer yanlış yakla­şım ise kalple ilgili gerçekleri Kur'an'ı Kerim'den alıp, insa­nın diğer yönlerine kişisel görüş ve yorumlarla tanım getir­meye çalışmaktır. Oysa böylesi yaklaşımlarla tanımlanan insanda, herhangi bir canlılık emaresi olmayacaktır. Nitekim bu gibi kısır yaklaşımlarla tanımlanan insan veya müs-lüman kimliği, toplumların dirilmesine vesile olabilecek canlı bir kimlik değildir.
Aynca şunu da belirtmek isterim ki karşılaştığımız herhangi bir meselede öncelikli cevap hakkını Kur'an-ı Kerim'e bırakmak ve Kur'an-ı Kerim'in cevabını sonuna kadar dinlemek ne kadar önemliyse, bunun kadar önemli ve ön­celikli olan diğer bir husus ise Kur'an-ı Kerim'in verdiği ce­vabı açıklama ve yorumlama hakkını da yine Kur'an-ı Ke-rim'e vermektir. Çünkü Kur'an-ı Kerim'i yani İlahi kelamı ilk tefsir etme hakkı, yine Kur'an-ı Kerim'in yani İlahi kela­mın öncelikli bir hakkıdır.

Kendi ayet-i kerimelerine yine kendi ayet-i kerimeleriyle açıklık getiren Kur'an-ı Kerim, bu hakkı öncelikle kendisinde görmektedir. Dolayısıyla ilk cevap verme hakkı­nı Kur'an-ı Kerime bıraktığımız gibi, verilen birçok cevabın açıklama ve yorumlama hakkını da Kur'an-ı Kerime bırak­tığımız zaman, emin olunuz ki temel meselelerimizde hiç­bir ihtilafımız, hiçbir ayrılığımız kalmayacaktır.
Daha önceki birçok çalışmamızda ifade ettiğimiz gibi, herhangi bir ayet-i kerimeyle karşılaştığımız zaman, bu ayet-i kerimeye karşı yönelişimiz., bu ayet-i kerimeye güzel bir mana vermek için değil, bu ayet-i kerimenin gerçek ve güzel manasını kavra­mak için olmalıdır.
Çünkü bizlerde, biz yaratılmışlarda, bu ayet-i kerimelerin güzelliğine güzellik, gerçekliğine gerçeklik katabilecek hiçbir şey yoktur. Bu ayet-i kerime­ler, bizlerin tanımlamasıyla tanımlanabilecek, bizlerin an­lam yüklemesiyle anlam kazanabilecek ayetler değildir.
Bu ayetlerin anlamı, bu ayetlerin güzelliği, zaten Kur'an-ı Kerim'in bütünlüğünde ve bu ayet-i kerimelerin özünde bulunmaktadır. Bize düşen görev ayetlere mana vermek değil, Kuran bütünlüğünü dikkate alarak bu ayet-i kerimelerin manasını anlamaya çalışmaktır.
İşte böylesi bir düşünce yöntemi, tanımlayıcı değil, arayıcı bir düşünce yöntemidir. Kur'an-ı Kerim'den faydalanmak isteyen günümüz müslümanlarına gerekli olan ve bütün müslümanlarının muhtaç oiduğu düşünce yöntemi de, arayıcı olan böylesi bir yöntemdir. Düşünsel faaliyetler­le ilgili bu yönteme dikkat edildiği zaman, birçok ihtilaflar giderilebilecek ve Kur’an-ı Kerim'in bütünlüğünde vahdet sağlanabilecektir. Çünkü Allah'ın ayetleri hakkında ihtilafa düşenler, Allah'ın ayetlerini kendilerine göre tanımlayanlar ve bu ayetleri kendilerine göre yorumlayanlardır.

Oysa Allah'ın ayetlerine tanımlayıcı değil, arayıcı bir düşünce yöntemiyle yöneldiğimiz zaman, aradığımız ve bulduğumuz şeyler birbirinden farklı veya birbiriyle çelişkili olmayacaktır.
Yaşadığımız birçok ortak sorunlarımızı, bütün bunları dikkate alarak ve bu bilinçle Kuran-ı Kerime götürdüğümüz zaman; hiç şüphesiz ki karşılaşaca­ğımız ortak gerçeklerle Kur'an-ı Kerim'in hakikat atmosfe­rine girmemiz ve bu atmosferde vahdetle tanışmamız mümkün olacaktır.
Çünkü özlem duyduğumuz vahdetin ışık kaynağı olan Kur'an'ı Kerim,bizleri aynı gerçeğe, aynı hakikate, aym yola davet edecektir.


İhtilaflara Yaklaşım başlığında


konu devam edecektir ,inşaallah .....

NOT KAYNAK EN SON BELİRTİLECEKTİR...
« Son Düzenleme: 01 Ocak 2011, 10:39:46 ÖÖ 10 Gönderen: müslümanlardan » Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.064 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu