Tağuta Yönelik Her İtaat, Tağuta Kulluk Mudur?

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslami Bilgiler > İtikat Konuları > Tağuta Yönelik Her İtaat, Tağuta Kulluk Mudur?
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: Tağuta Yönelik Her İtaat, Tağuta Kulluk Mudur?  (Okunma Sayısı 195 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
07 Ağustos 2010, 09:44:26 ÖÖ 09
Üye Bilgileri
müslümanlardan
Süper Aktif Üye
****
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 900
Nerden:

Offline
« :»

- Tağuta Yönelik Her İtaat, Tağuta Kulluk Mudur?


Cahili bir toplumda yaşayan müslümanlar, cahili otoritenin va'zettiği bazı hükümlere isteyerek</SPAN> veya istemeyerek itaat ettikleri zaman şirke girmiş veya tağuta kulluk etmiş olurlar mı?

Bu soruyu genel olarak cevaplayabilmemiz için önce­likle itaat ve kulluk kavramlarını birbirinden ayırmamız gerekir. Çünkü birçok kardeşimiz itaat ve kulluğu aynı an­lamda değerlendirmekte ve dolayısıyle her itaati kulluk olarak nitelendirmektedir. Oysa ki itaat ve kulluk arasında bazı farklar bulunmaktadır. Bu kavramlann Kur'an'ı Kerim'de nasıl ve ne şekilde kullanıldığını dikkate alırsak, ara­larındaki bu farkı anlamamı kolaylaşacaktır. Mesela Kur'an'ı Kerim'in birçok yerinde Allah'a ve Resulüne itaat edilmesi emredilirken, kullukla ilgili diğer birçok ayet-i kerimede ise sadece ve sadece Allah'a kulluk emredilmektedir.
Bilindiği gibi İslam dini, kula kulluğu reddeden bir dindir. Bu red olayı öylesine muhteşemdir ki hiçbir istisna­sı yoktur. Nitekim en mümtaz kişiler olan peygamberlere dahi kulluk edilmesine izin verilmemekte ve onlara sadece itaat edilmesi emredilmektedir. Kulluk ve itaat kavramlan farklı içeriklere sahip olduğuna göre bu farkı belirlememiz ve dikkate almamız gerekmektedir.
Kulluk ve itaat arasında ne fark vardır?
Kulluk kavramı itaati kuşatmasına rağmen itaat kav­ramı kulluğu kuşatıcı bir kavram değildir. Başka bir deyişle her kullukta itaat olmasına rağmen her itaatte kulluk yok­tur. İtaatin kulluk olabilmesi için bu itaatin herhangi bir şarta bağımlı olmayan, herşeye rağmen ve gönülden ol­ması gereklidir, Peygamberlere gönülden iman ve itaat edilmesi, Allah'ın ernri gereği bir iman ve itaat olduğu için, bu yaklaşım da yalnızca Allah'a kulluğun bir ifadesidir.
Müslümanların peygamberler dışındaki alim veya yet­kin kimselere itaatleri ise şartlı itaatlerdir. Nitekim “Sizden olan ulu-l emre itaat edin” buyruğunda bu şart zikredil­mekte ve müslümanların itaat edecekleri ulu-l emrin, müslümanlardan olması öngörülmektedir. Ulu-l emrin müslümanlardan olması ise, bu ulu-l emrin de müslüman olmasını ve müslümanlan bağlayıcı bütün İlahi hükümleri dikkate almasını gerektirmektedir. Şayet Allah'ın hükümle­rine göre belirlenen bu şartlar kaldırılır, gözardı edilir ve söz konusu merciye herşeye rağmen itaat edilerse, bu ita­at kulluk sınırlarına giren bir itaattir ki; kulluk edeni din­den çıkardığı gibi kendisine kulluk edildiğini bilip, buna nza gösterenleri de dinden çıkar.
İtaat ve kulluk arasında bu ayırıcı özelliği dikkate ala­rak tağuta itaat ve tağuta kulluk üzerinde durabiliriz. Bunları ayrı ayn zikretmemizin nedeni, tağuta yönelik her itaat kulluk olmadığı içindir. Nitekim cahili toplumlarda yaşayan müslümanların öncelikle tağuta itaatten değil, tağuta kul­luktan içtinap etmeleri emredilmektedir. Tağuti bir hükme veya kurala itaat etmenin, tağuta kulluk kapsamına girip-girmediğinin anlaşılabilmesi, meselenin önemli olan iki bo­yutuna açıklık getirilmesiyle mümkündür.
Meselinin ilk boyutu itikadi boyuttur.
Tağuti otoriteyi, herşeye rağmen itaat edilmesi gere­ken bir merci olarak gören kimseler, bu itikadi yaklaşım ile tağuta kulluğu peşinen kabul eden kimselerdir. Mesele­ye bu itikadla yaklaşan kimselerin, tağutun hangi hüküm veya kuralına itaat ettiği de pek Önemli değildir. Çünkü tağutu veya firavunu, herşeye rağmen itaat edilmesi gereken bir merci olarak gören kimselerin, firavuna secde etmeleri değil, firavuna bir bardak su götürmeleri dahi firavuna kul­luk kapsamına giren bir eylemdir.
Tağuta her şeye rağmen ve gönülden itaat eden bu gibi İnsanlar, İslam'ın emrettiği namaz, oruç ve hacc gibi bazı dini vecibeleri yerine getirdiklerini iddia etseler bile, tağuta kulluk yapan bu kişileri müslüman olarak kabul edemeyiz. Çünkü İslam akidesini kabul eden müslümanların, tağuta veya firavunlara böylesi teslimiyetçi bir itikadla yaklaşmalan söz konusu değildir. Müslümanlar, tağutun veya firavunun ilahlık iddialarını “La ilahe” diyerek reddeden ve itikadi bir sapmaya girmeyen kimselerdir.
Meselenin ikinci boyutu ise, itaat edilen kanun veya kuralın niteliğidir.
Tağutun şeytani otoritesini reddederek itikadi bir sapmaya girmeyen müslümanların karşılaştıkları kanun, kural veya emir, tağutun belirlediği hüküm, kural veya emir olmasına rağmen, müslümanların şer'ari menedildiği bir hüküm veya kural değilse, bunlara şartlar gereği olarak itaat eden bir müslüman küfre girmez. Çünkü cahili toplumda yaşayan müslümanın bu itaati, Allah'ın hükmüne rağmen bir itaat olmadığı için, tağuta yönelik bu itaat, tağula kulluk değildir.
Mesele bu noktaya geldiği zaman bazı çevrelerce ka­bul gören bir yaklaşıma da açıklık getirmemiz gerekecek­tir. Bu çevrelerce denilmektedir ki.
“İlahi hukuk ile beşeri hukukun benzer ve farklı düz­lemleri vardır. Bu iki hukukun birbiriyle çakıştığı benzer düzlemdeki kanun ve kurallar, müslümanların amel edebi­lecekleri kanun ve kurallardır!.”
Tabi ki bu yaklaşıma katılmamız mümkün değildir. Çünkü bizler için, bu iki hukukun benzer düzlemindeki kanun ve kuralların gözettiği maslahatlar da önemlidir. Tağuti devletin maslahatını gözeten bir hüküm ile, İslam devle­tinin maslahatını gözeten bir hüküme, nasıl olsa ikisi de devletin maslahatını gözeten aynı hükümlerdir diyerek, aynı yaklaşımda bulunamayız. Çünkü insanlara zulmeden tağuti bir devletin maslahatı, bizlerin gözetmesi gereken bir maslahat değildir.
Bizler tağutun değil, insanların maslahatını gözeten kanun ve kurallara, şartlar gereği müsbet yaklaşabiliriz. Dolayısıyla yukarıdaki ifademizde “Şer'an menedilmediğimiz kanun veya kurallar” derken, İslam'ın bu genel anlayışıyla menedilmediğimiz kanun veya kurallan kastediyoruz.
Tağutun vazettiği hüküm, kural veya emir, müslümanların şer'an menedildiği ve müslümanlan küfre götüren bir içeriğe sahipse, elbette ki böylesi bir durumda bunlara itaat eden müslümanların ikraha maruz kalıp-kalmadıklan ve kalbi durumlan dikkate alınır.

mehmed alagaş
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.043 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu