Anayasa Değişikliği

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > GÜNDEMDEKİLER > GÜNDEM > Anayasa Değişikliği
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Anket
Soru: Anayasa değişikliği ile ilgili yapılacak olan referandumda oyunuz ne olacak?
Evet
Hayır
Kararsızım
Sandığa Gitmeyeceğim
Geçersiz Kullanacağım

Sayfa: 1 2 3 [4] 5 6 7   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: Anayasa Değişikliği  (Okunma Sayısı 3398 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
16 Ağustos 2010, 02:16:37 ÖS 14
Üye Bilgileri
Rahmetli
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 638
Nerden: İzmir

Offline
« Yanıtla #45 :»

Sevgili Hakan Alper;
Pasif direniş sözünden ne kastettiğimi sormuşsunuz? Pasif kelimesini aktif karşıtlığından ziyade silahlı direnişin karşıtı olarak kullandım. Bu tür bir kullanımı tercih sebebim, bulundukları bölgelerde tağuti sistem ile mücadeleyi silahlı mücadele olarak gören ve bunu bir yöntem olarak kabul eden kişilerin sayılarının azımsanmayacak kadar fazla oluşundandır.
Vahyin farkına varan, ve vahye teslim olan Müslümanlar öncelikle vahyi muhataplarına ulaştırma gayreti içinde olmalıdırlar. Bu mücadeleyi uygun bir dille ve en uygun bir biçimde gerçekleştirmelidirler. Bu muhatap isterse firavun kadar laf anlamaz bir diktatör olsun.
Yoksa pasif direnişimizi sürdürelimden kastım, konforlu ve rahat evlerimizde göbeğimizi kaşımak, ya da üç beş senede bir sandık başına giderek oy atıp rahatlamak değildi. Ya da  Müslümanlıkları bile şaibeli birkaç elemanın liberalizm öğretisinin ışığı doğrultusunda hazırladıkları kurtuluş reçetesini kurtuluş yolu olarak görmek de değildi.
“Kalk emriyle kalkıp yirmi üç yıl boyunca mücadelesini hiç aksatmadan sürdüren Resulullah, ne kadar pasif ise o kadarlık bir pasiflikti sözümdeki kasıt…
Birilerine göz kırparak (uzlaşarak) çok şeyler başardığını sananlar, uğraşlarının suyun üzerindeki köpük misali olduğunu çok geçmeden anlayacaklar. Allah bizleri örnekliğiyle bize örnek kıldığı Resulullah aleyhissalatu vesselama ve İbrahim Peygambere uyan kullarından eylesin…
Logged

İyilik su gibidir, içmeyen ölür...
16 Ağustos 2010, 02:50:26 ÖS 14
Üye Bilgileri
ozanca
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3670
Nerden:

Offline
« Yanıtla #46 :»

Sevgili Rahmetli Abi ...
Her türlü nimetinden faydalanılan bir şeyi meşru saymamak , onu tanımamak nasıl olabilir ?
Meşru sayıyorsun , çunku nimetlerini kullanıyorsun ...
Bir PKK lı ben bu sistemi meşru saymam dese anlarım , çıkmıştır dağa kurmuştur kendi düzenini , hiç bir nimet ona dokunmaz o zman derki ben bu sistemi meşru saymıyorum ...
Bu söylem bana ayakları yere basan bir söylem gibi gelmiyor ....
Ki zaten bir çözüm degil , ziyadesiyle çözümsüzlük öneriyor ...
Müslümanlar haric digerlerinin şekillendirdigi düzenlerde yaşamayı öneriyor ki , zaten müslümanın derdine derman degil ...
Şunu söylemediniz bir peygamber küfre savaş açmışken , tek koruyucu ve gözetici Allah diye haykırırken ..
Mekkeye girebilmek için bir eman alıp , bir kafirin -küfür sahibinin - koruyuculuguna başvuruyor ...
Hani tek koruyucu Allah idi ...
Allah Resulu küfüre meyletmedi ...
Allah Resulu Küfürden medetde ummadı ...
Allah resulu duruşundan taviz vermedi , küfürle uzlaşmadı , yeri geldi anlaştı sadece ...
Bir anlaşmaydı , uzlaşı degil ...
Ben evet demekle Yurduma İslam gelecek demiyorum ki ..
Veya yeni anayasa bir şerri anayasadır da demiyorum ...
Söylemlerim hiç bir şekilde degişmiyor , bu anayasanın olması yada olmamasıyla ...
Olması yurdumdaki herbir ferdin manevra alanını artıracak , ve gözlerinden kin akan insanların önüne bir engel koyacak ....
Onları huzursuz edecek , onların koltuklarını ellerinden alacak ...
Olmaması durumunda ise , bunlar gene olacak er yada geç ...
Zulum ile bilmem ne olunmaz ....
Hasılı benim duruşum veya umudum bu anayasaya baglı degil ...
Olması yada olmaması arasındaki tercih hakkımı kullanıyorum ...
Logged

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
16 Ağustos 2010, 03:09:24 ÖS 15
Üye Bilgileri
hakanalper
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 160
Nerden: Kayseri
bana gelince; düşmanlarmdan daha fazla ya$ayacagm!


WWW Offline
« Yanıtla #47 :»

Degerli Rahmetli

Vahyin farkına varan, ve vahye teslim olan Müslümanlar öncelikle vahyi muhataplarına ulaştırma gayreti içinde olmalıdırlar. Bu mücadeleyi uygun bir dille ve en uygun bir biçimde gerçekleştirmelidirler.

dediniz... ama ben burda yazdıklarınızdan altta alıntıladıgım soru daha dogrusu sual lerime bir karsılık bulamadım.. sadece genelle var zannımca acıklamada..

Alıntı sahibi: Hakan Alper
bi de bu pasif direnis, ne zaman aktiflige gececek.. ?  veya ne yapılarak aktiflige gecilecek..

peki bizim bu gizli direnisteki faaliyetlerimiz neler olacak?

ya da "pasif direnisi sürdürmek zorundayız" dendigine gore  gecmisten beri bi devam ede geliyor.. gecmisten beri neler yapıyoruz...! ?

pasiften kastınızı acıkladınız, o kısmı anladım..  Efendimizin sav pasifligi kadar pasifiz.. peki S.A.V in mekke doneminde( pasif gorunumunde) yaptıgı faaliyetler var.. ve o faaliyetler (erkam bin ebil erkam) neticesinde acıktan teblig, hicret vs surecine girilmiş.. yani kuluckaya yatmıs bir anne tavuk gibi civcivlerini palazlandırmı$, yeti$tirm$ , buyutmu$...

peki.. bizim faaliyetlerimiz neler? dirinişe nasıl hangi faaliyetlerle devam ediliyor? tmm, mevcut a uymayalı..alternatif ne yapalım..? yapıyoruz? yapıyorsunuz?

« Son Düzenleme: 16 Ağustos 2010, 03:15:47 ÖS 15 Gönderen: hakanalper » Logged

İz telâkkavnehu bi elsinetikum ve tekûlûne bi efvâhikum mâ leyse lekum bihî ilmun ve tahse... Nur-15
16 Ağustos 2010, 03:33:52 ÖS 15
Üye Bilgileri
Rahmetli
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 638
Nerden: İzmir

Offline
« Yanıtla #48 :»

Sevgili Alper kardeş,
Neler yapmalıyız sorusunun cevabı, ya da ne yapıyorsunuz sorusunun cevabı kolay bir cevap değil. Kolay değil, çünkü şunları şunları yaptım diye övünecek yapıp etmelerimin olduğu kanaatinde değilim. Allah'ın dinini doğru anlamaya çalışan, gördüğü doğruları pratiğe geçirme azminde olan, ve bunları başkalarıyla paylaşmanın gayretini güden birisiyim. Ve nihayetinde herkes hesabını Allaha verecek, hesap görücü olarak ta Allah yeter.
Selamlar...
Logged

İyilik su gibidir, içmeyen ölür...
16 Ağustos 2010, 03:46:21 ÖS 15
Üye Bilgileri
hakanalper
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 160
Nerden: Kayseri
bana gelince; düşmanlarmdan daha fazla ya$ayacagm!


WWW Offline
« Yanıtla #49 :»


Hasılı benim duruşum veya umudum bu anayasaya baglı degil ...
Olması yada olmaması arasındaki tercih hakkımı kullanıyorum ...


ben de aynen bu $ekilde du$unuyorum ozanca..

Muhterem Rahmetli..
Zannedersem tam da bu nokta da, ne yapmalıyız, alternatif ? kısmına gelince tıkanıyoruz..muhakkak herkes birseyler yapıyordur.. palazlanması için cali$tıkları civcivler vardır..
herkes bu ugurda Hak namına bir durus sergilemeye calısıyordur.. bu duru$un temeli saglam olsun, kafi...

Nasıl ki hesap gorucu olarak Allah cc yeterse, hukum koyucu olarak da Allah yeter...kanısındayım..

Aleykum selam...
« Son Düzenleme: 16 Ağustos 2010, 03:53:04 ÖS 15 Gönderen: hakanalper » Logged

İz telâkkavnehu bi elsinetikum ve tekûlûne bi efvâhikum mâ leyse lekum bihî ilmun ve tahse... Nur-15
16 Ağustos 2010, 04:02:32 ÖS 16
Üye Bilgileri
Rahmetli
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 638
Nerden: İzmir

Offline
« Yanıtla #50 :»

Ozanca kardeşim; yıllar önce puta saygı göstererek öğretmenlik yapmayı çelişki gördüğüm için öğretmenliği terkettim. Gördüm ki bir şeyi terk etmekle mesele hallolmuyor. Zamanla önüme terketmem gereken yığınlarca şey çıktı. Bazılarına gücüm yetmedi, tıpkı domuz eti yemek gibi yapmak zorunda kaldığım yanlışlarım söz konusu oldu. Reddiyeler pratik sonuçlar doğurmuyorsa, sözde kalıyorsa anlam ifade etmiyor. Ama yapmak zorunda kalsamda hiç bir zaman bir yanlışı meşru görmedim, Rabbim beni bundan muhafaza buyursun.
Taif dönüşü Peygamberin bir müşriğin emanıyla Mekke'ye girişini de yanlış okuduğun kanaatindeyim. Tıpkı Yusuf'un firavun hükümleriyle hükmettiğini savunanların yanlış okuyuşu gibi. Amcasının vefatıyla korumasız kalan Resulullahın mevcut şartlar altında bir şeyler yapma çabasını, Mekke'nin putlarına saygı göstermeyle eşdeğer kabul edemeyiz. Sizin destek verme adına evetlediğiniz kişiler ise bu işi alenen yerine getirmekte. Sadece bu kısmı bile gözardı edilmeyecek kadar önemli.
Logged

İyilik su gibidir, içmeyen ölür...
16 Ağustos 2010, 04:44:17 ÖS 16
Üye Bilgileri
ozanca
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3670
Nerden:

Offline
« Yanıtla #51 :»

Sevgili Rahmetli Abi ...
Allah Resulu Mekkeye emansız girmeye çalışıpta benim koruyucum ve gözeticim Allah ..
O'nun herşeye gücü yeter diyemeyecek birisimi ?
Ki bu cümlelerin teorik olarak veya pratik olarak ne mahsuru varki ?
Gayet  yerinde ve makul cümleler neden yapılmadı ?
Tek bir sebebi vardı , siyasi bir manevra ...
Yoksa Allah resulu bir kafirden medet umup , koruyucu ve gözetici vasfını ona adfetmedi degilmi ?
Emin olun şu hareketi bugun bir vatandaş yapsa sözleriniz o vatandaşı yerden yere vurur ...
Ortalık şirk ithamları ile dolar ...
Buna üzülüyorum zaten ...
İnsanların itikadlarının bu kadar çabuk ters düz edilmesi nebevi bir yöntem olmasa gerek ...

Logged

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
16 Ağustos 2010, 05:07:55 ÖS 17
Üye Bilgileri
ozanca
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3670
Nerden:

Offline
« Yanıtla #52 :»

Selahaddin E. Çakırgil'in başka bir konuda yazdıgı ama konumuza bakış olarak hoşuma giden daha doygun cümlelerle ifadeleri ....
En azından bu yaklaşımın faydası olmayacak diyebilirsiniz ...
İşi itikada vurmak bana hamlık gibi görünüyor ...
Buyrun ilgili yazı ...

Bu hamur, İran’da daha çook su götüreceğe benziyor!

Önce ve yine, birkaç konuya kısaca değinerek, sonra asıl konumuza geçelim:

 

Ülkemiz ve halkımız üzerinde yanlış metodla sonuç almak mı?

 TC’deki mevcud ‘kemalist /laik/ jakoben (tepeden inmeci)’ sistem, elbette ki halkımızın iradesiyle değil; tank ve süngüucu zorlamalarıyla, tehdid ve entrikalarla, dârağaçlarıyla, zindan ve sürgünlerle, sarhoş nâra ve kusmuklarıyla ve de nice mazlumların kan ve gözyaşlarıyla ve boğulmuş feryadlarıyla oluşmuş bir sistemdir.. Ve, bu sistemin halk iradesiyle kabul edildiğine dair zâhirî görüntü ve belgeler bile, -hukuk diliyle-  ‘hile ve ikrah’la elde edildiği için, ‘mutlak butlan’la bâtıldır.. ‘1923’den beri varolduğu ve gerekirse bin yıl daha hep varolacağı’,  o dönemin Gen. Kur. Başkanı’nca da  ileri sürülen ve -aslında, tarih boyunca görülen bütün zorbalıklarla yaşıt olan- ‘28 Şubat Zorbalığı’nın daha bir palazlandırdığı, kanun adına oluşturulmuş zırhlarla korunan bir sistemdir, bu düzen..

Bu zorbalık temeli üzerinde kurulu sisteme karşı verilecek mücadele, -bütün toplumlarda olduğu gibi, ülkemizde de- genel çerçevesi itibariyle iki türlüdür..

1- Ya, sistemi milletin doğrularına, adâlet ölçülerine ve iradesine göre yeniden kurmayı göze alacak ve egemen-zorba güçlerin koyduğu kurallara aldırmadan, mevcudu da temelinden yıkmaya yönelik bir ‘inkılabçı (ya da devrimci) mücadele’ ;

2- Ya da, kurulu düzenin, egemen güçlerin, mütegallibe zümresinin koyduğu kurallar içinde kalarak, yani ‘ıslahatçı-uzlaşmacı’ usûl yoluyla mücadele..

Bu iki usûlden hangisine göre mücadele vereceği konusunda, her ferd veya toplum kendi iradesine göre karar verir.. Bizim istemediğimiz bir usûlü benimsemeyenleri, yanlış yaptıkları gerekçesiyle belki eleştirebiliriz, ama, suçlayamaz ve kimseden, mutlaka bizim gibi düşünmeleri ve davranmaları gerektiğini bekleyemeyiz.. Herkes, kendi aklının ve yüreğinin kaldırabileceği, elini taşın altına sokabileceği bir tavır ortaya koyar..

Birinci (yani, inkılabçı) usûl için, maalesef halkımızın devletle ilgili inanç, kültür ve geleneğinde şuûrlu bir sosyal tepki geliştirebilecek bir temel çok net değildir.. Ve halkın böyle bir mücadeleyi, Timur’un çadırına şikayete giden heyetin, kapıda Nasreddin Hoca’yı bırakıp kaçması  hikayesinde olduğu üzere, yarı yolda bırakması kuvvetle muhtemeldir. 

 

Bugün, ikinci (yani ıslahatçı, uzlaşmacı) usûlle yapılmakta olan mücadelenin yanlış bir temel üzerinde verilmekte olduğunu söylesek bile, halkımızı, ülkemizi ve geleceğimizi ilgilendirdiği için, bizim dışımızda diye, konunun kenarından ilgisiz bir şekilde geçmenin ne kadar mantıklı olduğunu da düşünmek gerekiyor..

Bu satırların sahibi, konuya böyle bakmaktadır.. Bu defalarca da beyan edilmiştir, onyıllardır.. Böyleyken, konunun bu çerçeveden çıkarılıp, sanki bugünkü iktidarın kayıtsız-şartsız destekçisi gibi göstermek isteyenlerin biraz insaflı düşünmeleri tavsiye olunur. 

Ve mesela, şu son günlerde, ‘Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)’nda verilmekte olan mücadele üzerinde derinlemesine düşünülmelidir..  Evet, bu noktada da, Hükûmet’in bütün kanunî imkanları korumaya çalıştığı görülüyor..

Devlet içindeki 90-100  yıllık bir tahakküm anlayışını ve kadrolaşmayı kırmak ve durumu kısmen de olsa biraz ıslah etmek isteyen Hükûmet cenahının ne çetin direniş ve entrikalarla karşı karşıya olduğu görülmez ve ‘Bize ne bu durumdan.. Biz bu sisteme temelden karşıyız.. Biz bu gibi konularla meşgul olmayız, enerjimizi ve dikkatimizi bu gibi konulara harcamayız..’ gibi iddialı söylemlerle  sorumluluktan kaçınan yaklaşımlara prim verilirse..  Bu yaklaşım tarzının, en inkılabçı mücadeleler üzerinde bile, çok olumsuz etkiler meydana getireceği unutulmamalıdır..

Yaşadığı toplum ve çağdaki gelişme ve hadiseleri kavrayamıyanların, değerlendiremiyenlerin, ayakları yerden kesik yorumlar üretseler bile, bir toplumu ve dünyayı şekillendirmekte, yere  arkaları üzerine ‘küttt’ diye düşmeleri çok kere kaçınılmazdır..
Logged

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
16 Ağustos 2010, 06:14:04 ÖS 18
Üye Bilgileri
Rahmetli
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 638
Nerden: İzmir

Offline
« Yanıtla #53 :»

Selahaddin E. Çakırgil'in başka bir konuda yazdıgı ama konumuza bakış olarak hoşuma giden daha doygun cümlelerle ifadeleri ....
En azından bu yaklaşımın faydası olmayacak diyebilirsiniz ...
İşi itikada vurmak bana hamlık gibi görünüyor ...

İster hoşumuza gitsin, isterse gitmesin her işimizi itikada vurmak boynumuzun borcudur ve bunu hamlık olarak değerlendirmen kastı aşan bir ifadedir.

Türkiye’de yaşayan ve olup bitenler ile ilgilenmeyi de ben itikadımın bir gereği olarak görüyorum. Sonuçta yalnızca Allah’ı rab ve ilah kabul etmeyi namaz, oruç, zekat vs ibadetlere has kılmadığım için itikadımın olaylara bakışta önemli bir yer tuttuğunu ve müslümanca yaşamanın gereği olduğu kanaatindeyim.


AKP’nin mücadelesinin İslami bir mücadele olmadığını belirttiniz. Zalime karşı gerçekleştirilen bu direniş ne adını yapılmakta önce bunu iyi belirleyelim. Türkiye’de ki değişimde “Müslümanlar” mı yoksa liberaller mi rol almakta. Liberaller de olsa biz olumlu olanın yanındayız mı? Diyorsunuz. Bu sistem değişsinde yerine kim gelirse gelsin önemli değil mi? Diyorsunuz. Tüm bu olan bitenlerin din ile ilgi alakası yok, bunlar dünyevi meseleler mi? Diyorsunuz. Emperyalistlerin,bu ülkede attıkları her adımın, yürüttükleri her politikanın dikkatle yürütüldüğünü iddia edenleri komplocu olarak mı değerlendiyorsunuz? Amerika ile eş güdümlü yürütülen ılımlı İslam projesi iddialarını Fethullah Gülen’e ve çalışmalarına atılan çamur olarak mı değerlendiriyorsunuz. Bazı İslami hükümlerin çağa uygun yeniden düzenlenmesi çalışmalarını olumlu birer gelişme olarak mı değerlendiriyorsunuz? Tüm bu yazdığım ve cevaplarıyla birbirimize yakınlaşıp uzaklaşacağımız konular, aslında bir bütünün birer parçası. Keşke Müslümanlar inisiyatifi ellerinde tutsalardı da biz bütün bu olan bitenleri konuşmasaydık. Ama ne yazık ki, Müslümanların bu problemleri çözebilecek yetkinlikte mercileri henüz yok.

12 Eylül sonrası Anayasaya evet diyenlerin içinde Adıyaman cemaatinin lideri de vardı. O dönemler evet oylamasını eleştirdiğimizde, “memlekette kan gövdeyi götürüyordu, hiç olmazsa kan durdu, cinayetler bitti. Sade bunun için bile evet denilmeli diyorlardı.”
Şu an ki değişimde aktif rol alan kimi cemaatlerin önlenemez yükselişleri de yine aynı dönemin içinde meydana gelmiştir. Recep Tayyib Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığından Başbakanlığa uzanan serüveni de bir takım eller vesilesiyle gerçekleştiği kanaatindeyim. Tüm bunlar ön kabullerin insanı sürüklediği şeylerdir. Siz bir yöntemi kabul etmişsinizdir ve o yöntem içinde yapılanlar sizce meşrudur. Bunları yazarken birilerini ülkeyi satmakla filan da suçladığım yok. Başta da dediğim gibi değişim senaryosunun yazarları hiçte sanıldığı gibi BİZİM MAHALLEDEN değil. Bu senaryonun diğerlerinden memleket hayrına daha iyi sonuç getireceğini söylemekte gabya taş atmaktır. Senaryoda oynayanların samimiyetleri ne kadar yerinde de olsa, bu oyunların Müslümanların hayrına sonuçlandığını uzun bir süredir görmedik, göreceğimizi de sanmıyorum.

Bana hangisi iyi sorusuna, bu ikisi de benim istediğim değil cevabımı hamlık olarak nitelendirmeniz düşündürücü…
Logged

İyilik su gibidir, içmeyen ölür...
16 Ağustos 2010, 07:04:24 ÖS 19
Üye Bilgileri
hakanalper
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 160
Nerden: Kayseri
bana gelince; düşmanlarmdan daha fazla ya$ayacagm!


WWW Offline
« Yanıtla #54 :»


Bugün, ikinci (yani ıslahatçı, uzlaşmacı) usûlle yapılmakta olan mücadelenin yanlış bir temel üzerinde verilmekte olduğunu söylesek bile, halkımızı, ülkemizi ve geleceğimizi ilgilendirdiği için, bizim dışımızda diye, konunun kenarından ilgisiz bir şekilde geçmenin ne kadar mantıklı olduğunu da düşünmek gerekiyor..
.........
.....
Devlet içindeki 90-100  yıllık bir tahakküm anlayışını ve kadrolaşmayı kırmak ve durumu kısmen de olsa biraz ıslah etmek isteyen Hükûmet cenahının ne çetin direniş ve entrikalarla karşı karşıya olduğu görülmez ve ‘Bize ne bu durumdan.. Biz bu sisteme temelden karşıyız.. Biz bu gibi konularla meşgul olmayız, enerjimizi ve dikkatimizi bu gibi konulara harcamayız..’ gibi iddialı söylemlerle  sorumluluktan kaçınan yaklaşımlara prim verilirse..  Bu yaklaşım tarzının, en inkılabçı mücadeleler üzerinde bile, çok olumsuz etkiler meydana getireceği unutulmamalıdır..

cok guzel soylemler...



KOLAYCILIK baslıgı altında bi konu acılmıstı.. acaba orda bahsedilen mi kolaycılık.. yoksa
Alıntı
Biz bu sisteme temelden karşıyız..o yuzden uzak duruyoruz. etliye sutluye karısmyoruz
mantıgı mı kolaycılık.. ha, bana sorar iseniz ikisi de degil.. ama ilkini kolaycılık sayar iseniz, ikincisi dunden potaya girer..



ozancanın hamlık ifadesine gelince;

Sayın Rahmetli nin
Alıntı
""bu ikisi de benim istediğim değil""
tercihi ve dusuncesi hamlık olmadıgı gibi...
ozancanın
Alıntı
Hasılı benim duruşum veya umudum bu anayasaya baglı degil ...Olması yada olmaması arasındaki tercih hakkımı kullanıyorum ...
yani oy kullanıyorum demesi de itikatsızlık olmasa gerek...(sayın rahmetliye gonderme degil, genel bir ifade)


Yazıda geciyor ya;
Alıntı
yanlış yaptıkları gerekçesiyle belki eleştirebiliriz, ama, suçlayamaz ve kimseden, mutlaka bizim gibi düşünmeleri ve davranmaları gerektiğini bekleyemeyiz..
hele hele sistemin adamı olmak, oy vermek ile sisteme katılmak, sistemi destekledigi anlamını cıkarmak, taguta yandaslıkla suclamak vs vs asla yapılamaz...

herkes kendi tercihini yapıyor.. ama birisi cikip bunun islami itikata sıgmadıgını soyler ise, gerisini itikatsızlık ile ithaf etmiş sayılacagını unutmamak lazım derim.. !
« Son Düzenleme: 16 Ağustos 2010, 07:09:05 ÖS 19 Gönderen: hakanalper » Logged

İz telâkkavnehu bi elsinetikum ve tekûlûne bi efvâhikum mâ leyse lekum bihî ilmun ve tahse... Nur-15
17 Ağustos 2010, 12:44:26 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
ozanca
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3670
Nerden:

Offline
« Yanıtla #55 :»

Öncelikle haddi aştı isem özür dilerim ..
Hamlıktan kasıtım öncelikle şahsınıza degil bu dşünce biçimine idi ..
Ve içerigi itibariyle bir çözüm , bir adım sonrasına bir açıklama getirilmedigi için olgunlaşmamış , henuz kemale ermemiş düşünce babında idi ...
Sonuçta müslümanları sürekli sistem dışı tutup , sadece ezilen zümre kılıyor gözümde ...
Üstelik sadece ezilen degil , aynı zamanda sömürülen zümre , ki kanıma asıl dokunan bu ...
Kaldıki , şirk kokan hareketler bunlar sözünden çok daha hafif bir söz ...
Sorun burada zaten ...
Aynı amaca yöneldiginiz insanlar , degişik bir takım çareler aradıgında bunu itikada aykırı ilan etmek çok daha agır ve vebal isteyen konudur ...
Olaya şöyle baksanız itiraz etmem ...
12 eylül anayasası oylandıgında bir takım insanlar şu an sizin söylediginiz söylemlerle çıktı meydana ve musluman kitleleri bir yöne kanalize ederek taraftar ilan ettirdi ...
sonucunda ortaya çıkan sonuçlara muslumanlarda taraf olarak yazıldıgı için , toplum gözünde bir damga yedi ve bu biz muslumanlara çok pahalıya mal oldu ...
Aynı duruma müslümanların tekrar tekrar düşmesini engellemek adına bu referandumda müslümanlar renk vermemeli bu oyuna taraf olmamalı deseniz inanın hiç ama hiç itiraz etmeyecegim ve dediginizi düşünecegim ...

Ama direk bu referanduma bir şekilde şirk kokan hareketler dersek degil eylemin düşüncenin bile önüne set çekiyoruz ...
Logged

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
17 Ağustos 2010, 12:58:40 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
ozanca
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3670
Nerden:

Offline
« Yanıtla #56 :»

Dedigim gibi bu anayasa islami bir söylem degildir gözümde ...
Veya AKPnin gizli gündeminde İslam şeriatini egemen kılmak gibi bir maddesi oldugunada inanmıyorum ...
İnandıgım bir şey var ...
Bir müslümanın ekmegiyle , gelecegiyle , canıyla kimi zaman namusuyla keyfince oynayan , idelojisince kin güden , diledigince hükmeden kurum ve kişilerin ortalıkta at koşturmalarını istemiyorum ..
Kaldıki örnekteki musluman degil her kim olursa olsun insana bunu yapanların bir şekilde cezalandırılmalarını ve artık buna yeltenememelerini istiyorum ...
Yoksa bu referandum muslumanlara bir tuzak , onları bir şekilde bir yöne taraf yapıp , sonrasında ümmüklerine çökmek için hazırlanmış bir referandum ise o zaman hepbirlikte bu tuzagı bozalım ....
Ama yok siyasi güçlerin bir kavgası , egemenlik savaşı ise bu ...
Bunda muslumanlar olarak bize en fayda saglayacak tarafa destek olmalı , hayatı daha kolay yaşanabilir hale getirmeliyiz ...
yoksa kırkından sonra hidayet bulup , namaz kılmak gafletinde ! bulunmuş bir TSK mensubunun sorgusuz sualsiz ekmegini , gelecegini , dünyalık neyi varsa herşeyini basitce , arsızca , kindarca elinden alınması kanıma dokunur ve buna ses vermek , karşı durmak isterim ...
Ve olayı itikadi degil , siyasi olarak görüyorum ...
Keşke muslumanların ortak bir tavrı olsa , ve ozaman ben oy kullanmak istesem bile ...
Sırf mulsumanlar ortak tavır aldı diye içim yana yana sandıga gitmesem ...
İnanın tercihim bu olurdu ...
Konacak ortak tavır sandıktan cıkacak her cevaptan bin kat daha guzeldir , daha özlemdir ...
Ama ortak tavrın önündeki belkide en buyuk engel bizden kan can olan insanları bir eylemle din içi din dışı konuma itmektir.
Kaldıki kimsenin kalbini, açıp bakma yetkimiz olmadıgından olsa gerek ...
her ve söylem ve eylemişirk ile damgalamaqmak gerektigine inanıyorum ..
Selamlarımla ...


Logged

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
17 Ağustos 2010, 04:29:27 ÖS 16
Üye Bilgileri
m.ufukalp
Mehmet Ufukalp
ÜYELİĞİ SİLİNDİ
*

Mesaj Sayısı: 424
Nerden:

Offline
« Yanıtla #57 :»

Bu ve benzeri değişiliklerin elbette islamla alakası yok ancak, islama giden yolda, katı islam düşmanı laik cephenin burçlarında açılacak bir gedik olabilir. Ozancaya katılıyorum.

Ancak ne olursa olsun, islamı müdrik bir müslümanın her alanda islama göre hareket etmesi gerektiği de unutulmamalı.
« Son Düzenleme: 31 Ağustos 2010, 02:35:52 ÖS 14 Gönderen: m.ufukalp » Logged
26 Ağustos 2010, 05:23:38 ÖS 17
Üye Bilgileri
Verda Naz
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 125
Nerden:

Offline
« Yanıtla #58 :»

Bizim sorunumuz anayasanın değişmesi veya değişmemesi değil...
bizim sorunumuz(düşünmemiz gerekenler)anayasanın değişmesiyle olması muhtemel müslümanların daha adil bir alanda yaşamaları buna paralel olarak davalarını daha iyi yürütebilmeleri ve aynı zamanda yıllarca müslümanlara zulmeden insanlardan hesap sorulacağı düşüncesiyle tağuti düzene evet diyerek göz kırpdığımız zaman ki yapılan bu eylemin tevhidi inanç ve duruşumuza bir zararı olup olmaması...
ve aynı zamanda yurutulen bu eylemin (bu zamanki cihat böyle olabilir düşüncesi)dayandığı nass kıyas ictihat ve ruhsat gibi bir delilinin olup olmamasıdır...

eğer bu araştırmalar sonuçsuz kalırsa evet belki tağuti sisteme hiçbir tehlike teşkil etmeyen tevhidi duruşumuza devam etmeliyiz...

sisteme tehlike oluşturma veya oluşturmama tartışılması gereken başka bir konu...

evet devam etmeliyiz çünkü karşımızda şirk denen büyük bir bela var ve ALLAHın şirke gireni affetmeme gibi bir tehdidi var bizim bu konuda duruş noktamızı kuran ve sünnet olarak belirleyip derinlemesine 100 kere düşünüp birkere hareket etmemiz gerekir...

öyle ki ahirette şu anki tağuti sisteme onların silahlarıyla tehlike arzetmenin vermiş olduğu sevinç ALLAHın habidat ama'likum (amelleriniz boşa gitmiştir) demesiyle sonlanabilir...

ALLAH bütün müslümanları rızasına ters hareket etmekten korusun...

Logged

Bizim görevimiz bu cahili toplumun gerçekleriyle uzlaşmak ve onun egemenlik hakkını onaylamak değldr
31 Ağustos 2010, 08:46:37 ÖÖ 08
Üye Bilgileri
Rahmetli
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 638
Nerden: İzmir

Offline
« Yanıtla #59 :»

NİÇİN REFERANDUM ÇAĞRISININ TARAFI OLMAMALIYIZ?
 
Hamza ER - 19/08/2010 - 09:09
 
Rejimin tarihi sindirme sürecini görmezden gelerek, kendi gündemimiz ve hesaplarımızdan koparak, sadece darbe karşıtlığı ve özgürlük alanları sloganlarının peşine takılmak affedilemez bir unutkanlıktır. Özellikle AKP eliyle yürütülen bu projenin sonucunda Müslümanlar sistemle barıştırılmak istenmektedir. Referandum bu barışın zirvesi olacaktır.
 
 
12 Eylül darbe anayasasına büyük bir antipatiyle bakmak ve referandumu darbecilerle hesaplaşmaya endekslemek, üzerinde düşünülmesi gereken bir noktadır. Şunu sormamız gerekir; daha önceki anayasaların durumu neydi ki 82 anayasası sorun olsun. Yine şu sorularda aklımıza gelmelidir; 90 yıldır bu topraklarda icra edilen kanunlar kime dayanmaktadır. Bu kanunlarla kimler susturulmuş, asılmış ve sürgün edilmiştir. Hangi değerlerimiz yok sayılmış, halka rağmen, halkın dini olan İslama rağmen hangi yasaların zorla, zorbaca ve süngü tehdidiyle icrasına geçilmiştir. Kaç tane anayasa yapılmış ve bu anayasaların temel nitelikleri olarak neler tespit edilmiştir. Bu soruların ışığında 82 anayasasının 90 yıllık rejimin yakın döneme yansımasından başka bir şey olmadığı görülebilmelidir. Bizim gündemimiz, halka bu acıları yaşatan zihniyet ile hesaplaşarak, toplumun Tevhidi hakikatleri kavramasına engel teşkil eden, hayatın her alanını kuşatan uygulamalarına son vermek olmalıdır.

 

Rejimin tarihi sindirme sürecini görmezden gelerek, kendi gündemimiz ve hesaplarımızdan koparak, sadece darbe karşıtlığı ve özgürlük alanları sloganlarının peşine takılmak affedilemez bir unutkanlıktır. Özellikle AKP eliyle yürütülen bu projenin sonucunda Müslümanlar sistemle barıştırılmak istenmektedir. Referandum bu barışın zirvesi olacaktır.

 

Daha düne kadar sistem içi mücadele meşru mu, değil mi tartışmaları yaparak sandıklar değerlendirilirken, bugün tartışmalar bu bağlamda değerlendirilmemektedir. “Sistem içi mücadele yöntem olarak nebevi, Rabbani değil” ikazlarımız artık komik gözükmeye başlamıştır. Çünkü hedefler hedef olmaktan çıkmış, sistem içi mücadelenin taktiksel bir yöntem olduğu mazereti de anlamsızlaşmıştır. Toplumun, devletin İslamileşmesi talepleri rafa kalktığından, Demokratik devlet, Adalet devleti söylemleri yetinilmesi gereken olduğundan, onun kendi iç hareket alanlarını sorgulamak artık anlamsızdır. Çünkü hedef batıl olduğu için yöntemden söz etmenin gerekliliği de kalmamıştır.

 

Bu tespitlerden, Müslümanların etraflarında yaşanan gelişmelere duyarsız, ilgisiz kalmaları anlamı çıkarılmamalıdır. Müslümanlar olarak her şart altında, tevhidi, İslami kimlik ve ilkelerimize sadık kalarak Nefsimizi ve tüm Müslümanları, vahyin ölçüleriyle uyarma ve ıslah etme sorumluluğumuzu ciddiyetle yerine getirirken, egemen yapının kendi yapısal değişimlerini takip etmeli, iç istişarelerimizde bunun değerlendirmelerini yapmalıyız. Mücadele alanlarımızın açılması, hareket imkânlarımızın çoğalması noktasında ki girişimler tabii ki temenni edilebilir. Her alternatife göre strateji belirlenebilir. Ama bu temenniler, propaganda ve aktif katılım aşamasına geçmemelidir. Resulullah(s) ve ashabı, Ebu Talib’in, Habeş kralının ve Rum ordusunun askeri ve propagandisti olmayarak bağımsız İslami kimliklerini inşa etme faaliyetlerini terk etmemişledir. Sadece işlerini daha iyi yapabilme adına gözlemde bulunmuşlar ve adımlarını ona göre atmışlardır.

 

Referandum sürecinde, Demokrasi, özgürlük, insan hakları gibi söylemlerin sahiplerine kendi inandıkları değerlere karşı samimi olmalarını hatırlatabiliriz. Ancak İslami çalışmalar içerisinde bilinç kazanan, yetişmiş Kur’an neslinin fertlerine çağrımız, nesli olmakla övündüğümüz Kur’an’ın o net beyanından başka bir şey olmamalıdır :  “Onların demelerine karşı sen sabret ve onlardan güzel bir ayrılma tarzıyla (düşünce ve eylem bakımından köklü bir tutum) ile kopup ayrıl.”(73/Müzzemmil 10)

 

Neden Referandum Çağrısının Tarafı Olmamalıyız ?

1- Devlete egemen olan Kemalist rejim, İslami değerlere savaş açmış ve ağır dayatmalar sonucunda varlığını sağlamlaştırabilmiştir. Bu toprakların mayası olan İslami hayat tarzı tek düşman ilan edilmiş, belki de işgal ordularının bile göze alamayacağı tahribatlar, katliamlar sergilenerek yönünü batıya çeviren, Laik bir Ulus devlet inşasına kalkışılmıştır. Bu sistem İslam’a ve Müslümanlara yabancı, dayatmacı, işgalci bir zihnin ürünüdür. Müslümanların, kendilerini hidayete sevk etmek üzere gönderilen kitapları Kur’an’a bakarak, yaşadıkları toplumu ve egemen olan anlayışları tanımlamaları ve ona göre bir tavır geliştirmeleri gerekmektedir. Bizler bu kaynağın ışığında, günümüz sisteminin bir cahiliye sistemi, tâğûti sistem olduğunu görebilmeliyiz. İmanın ilk adımı ve Peygamberlerin ortak gönderiliş gayesi, insanları tâğût’a kulluktan kaçındırmaktır. Bu sebeple bütüncül ve bilinçli bir kopuş yaşamamız gereken cahiliye sistemiyle aidiyet oluşturacak tüm girişimler reddedilmelidir. Belli aralıklarla önümüze konan sandıklar ve seçim davetleri de bu girişimlerdendir. Rejim, sandığı kendine bağlılığın test edilmesi olarak görmekte, vatandaşlık bilinci kazandırdığı insanların sayısının artmasıyla da dayatmalarla başlattığı hâkimiyetinin kemale erdiği mutluluğuna sahip olmaktadır. Laik, Kemalist, ulusal sistemi meşrulaştıracak vatandaşlık görev davetlerini, böyle bir sistemin vatandaşı olmayı kabul etmediğim için reddediyorum.

 

2- Devletin yeni Anayasasını oluşturacak olan Referandum çağrısında, tartışılanın ve oylanacak olanın bir hüküm kitabı olduğu gerçeği gözlerden kaçmamalıdır. Temel kısmı darbecilere ait kalan, bazı kısımları Liberal-Demokrat hükümetlerce değiştirilerek 1982’den beri 28 yıldır delik deşik edilen mevcut anayasa ile ilgili, şimdi de dünyadaki normlara paralel olarak bazı şekil verme çabalarını görmekteyiz. Toplumun ifsadından başka bir işe yaramayan ve yaraması da beklenmeyen cahiliye sisteminin hüküm kitabının oylanması davetini, hükmün sadece Allah’a ait olduğu inancımdan dolayı reddediyorum.

 

3- Eski haline göre görece olumlu bazı maddelerin yeni pakette bulunduğu açıktır. Fakat rejimin hiçbir zaman emekliye ayrılmayan hukukçuları, paşaları ve eski başkanları, ürettikleri teorilerle bu yeni maddelerin işlevini daraltmakta, böylece örneğin 12 Eylül darbecilerinin yargılanmalarının mümkün olmadığı yorumları yapılmaktadır. Birbirinden farklı birçok konuyu içeren Anayasa paketine, sadece Anayasa mahkemesi ve HSYK üzerinde yapılacak değişiklikler sevdasıyla yönelerek darbe ve darbecilerin safında olmama gerekçesiyle evet oyu verecek olanlar, düzenin bu kaygan ve kaypak yönünü göz ardı etmektedirler. Herhalde sürekli olarak AKP veya onun çizgisinde bir partinin hükümet olacağı sanılmaktadır. Bu sebeple, anayasa mahkemesi ve HSYK’nın üye sayılarının artması, Cumhurbaşkanının, Meclisin ve Adalet akademisinin bu üyelerin belirlenmesinde etkinliklerinin olacağı ümit olarak görülmektedir. Oysaki sistem temel unsurları ile karşımızda durmaktadır. Yürürlüğe girmeye aday kanunlar da, diğer tüm kanunlar gibi temel unsurların muhafazası adına ucube yorumlarla ihlal edilme ve delinebilme durumunda olacaktır. Eğer göz yumulan ve uygunluğuna onay verilen bazı değişiklikler varsa da, bunların sistemin tıkanan noktalarının açılması için yürütülen restorasyon çalışmalarından öte bir durum olmadığı aşikardır. Bir anlık heyecan ve iç fısıltılarla sandık başına gidecek olan Müslümanlar sadece yitirdikleri ile kalacaklardır. Tırnaklarımızla kazıyarak modelliğini oluşturmaya çalıştığımız İslami kimliğimiz bu süreçte zarar görecektir. Sistemin kendi iç senaryolarına aldırmadan sadece kendi ilahi senaryomuzu tatbik etmeye çalışmamız gerektiğinden,  Tevhidi bakış, istikrar, sabır, ilkelilik ve samimiyet gibi değerlerimizi yitirmemizin asla mümkün olamayacağından dolayı Referandum sandığını reddediyorum.

 

4- Gerek Rabbimizin kitabındaki ilkelerde, gerek bu ilkelere göre mücadele içerisinde bulunmuş Resullerin örnekliğinde, gerekse son Nebi ve Resul olan Hz.Muhammed(s)’in pak mücadele sünnetinde, müşrik düzenlerin temel niteliklerine yönelik sistem içi mücadele ve uygulamalara aktif katıldıklarına dair tek bir uygulama ve açık kapı bulunmamaktadır. Aksine, kendilerine yapılan uzlaşma ve beraber hareket etme tekliflerini ellerinin tersiyle iterek toplumu Tevhidi yönde dönüştürme görevlerine devam etmişlerdir. Resuller bu tercihlerinde, yani mücadele yöntemlerinin sınırlarının çizilmesinde Allah(c)’tan bağımsız değillerdir. Bu sebeple, Resullerin mücadele örnekliğine ters olan, günümüz egemen sisteminin Müslümanları kendisiyle barıştırma daveti olarak algılanması gereken bu referandum çağrısını reddediyorum.

 

5- Rabbimizin bizlere yüklemiş olduğu şahitlik görevi, müşriklerin hayat tarzı ve uygulamalarından tam bir kopuşu ve ısrarla Tevhidi hakikatleri net bir biçimde ortaya koymayı gerektirir. Vazifemizin, kulluğumuzun temelini bu oluşturur. Bizler Allah(c)’a, bu görevimizin farkına varıp varamadığımız, yerine getirip getiremediğimiz hususunda hesap vereceğiz. Bu referandum sürecinin peşinden koşulmasını, Tevhid ve Adaletin şahitleri olma görevime zarar vereceğinden dolayı reddediyorum.

 

6- Sistem içi iyileştirme olarak görülen bu sürecin kumandasında da baş aktörlerin olduğunu, AB normları, BOP gibi proje sahiplerinin üzerimize yeni dünyaya ait yeni bir elbise biçtiklerini görebilmekteyiz. Üzerine hesapların yapıldığı Ortadoğu ve yakın Asya bölgesi üzerinde model ve uygulayıcı konumunda olan bir ülkenin içerisindeki dikta anlayışlarının tasviye edilmesi ve iç hesaplaşmaların, emperyalist projelerden bağımsız olmadığı bilinmelidir. Çağımıza yönelik hazırlanarak vizyona sokulmaya çalışılan, başrollerinde emperyalistler ve işbirlikçilerinin yer aldığı filmde, mustazaf halka biçilen rolü figüranlık olarak gördüğümden dolayı oy kullanmayı reddediyorum.

 

7- Referandum ve seçim davetlerini, kirlenmemiş, sabırla yürüyen ve gelişen, anlık heyecanların rüzgârına kapılarak mahcubiyet ve pişmanlık yaşamamış, keşkeleri olmayan, Tevhidi ilkeleri öncelemiş, gelecek nesillere miras olarak bırakacağımız örnek bir İslami Hareket’in var olabilmesi adına reddediyorum.

 

8- Müslümanlar olarak çok önemli sorumluluklarımız bulunmaktadır. Bu sorumluluklar, ancak Müslümanların bir araya gelebilmesiyle planlı ve etkili hal alabilmektedir. Her 4-5 yılda bir farklı bahanelerle üzerimizde estirilen seçim rüzgarı, Müslümanların arasına tartışma ve ayrışmayı sokmaktadır. Bu dönemlerde enerjilerimiz boşa harcanmakta, küskünlükler ve kopuşlar görülebilmektedir. Sistemin kendi iç davetlerini, bize kendi işimizi unutturduğundan, yola çıkış gayelerimizin üstünü örten, hedeflerimizi kaybettiren bir sürece bizleri yönlendirdiğinden dolayı reddediyorum.

 

9- Üniversitelerde ve birçok mesleki alanda başörtülü olarak yer almanın yasak olduğu, Kur’an öğreniminin 13 yaşına kadar engellendiği, okullarda resmi ideolojinin çocuklarımıza kendini her yönüyle dayattığı, dini değerlere savaş açmış ve aynı zamanda kirli bir savaşın tarafı olan askeriyeye katılımın zorunlu olduğu çok açıktır. Müslümanları direkt ilgilendiren bu konular asla gündeme getirilmemekte, bu sorunların çözümüne yönelik hiç bir girişimde bulunulmamaktadır. Bu toplumun gerçeği, temel harcı olan İslami hayat tarzımıza yönelik en ufak bir saygı gösterilmemekte, Müslümanlar bu ülkede yokmuş gibi hareket edilmektedir. Müslümanları görmezden gelenleri ben de görmezden geliyor ve gündemlerini gündemim yapmayacağım için sandığa gitmeyi reddediyorum.

 

10- Şehadetinin 44. yılında üstat Seyyid KUTUB’un o tavizsiz duruşuna gıpta ile bakıyor, Namazda Allah(c)’ı birleyen elimin bir tâğût’un hükmünü tasdik edemeyeceği için, önüme konan sandığı reddediyorum.

 

(Not: Bu yazı Haksöz Dergisi'nin Ağustos sayısındaki referandum soruşturması kapsamında dergide yayınlanmıştır.)
 
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
KAYNAK

 
« Son Düzenleme: 31 Ağustos 2010, 08:48:44 ÖÖ 08 Gönderen: Rahmetli » Logged

İyilik su gibidir, içmeyen ölür...
Sayfa: 1 2 3 [4] 5 6 7   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.195 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu