Düşen uçakta iki İHH çalışanı var

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > GÜNDEMDEKİLER > Haberler (Moderatör: Yonetim) > Düşen uçakta iki İHH çalışanı var
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: Düşen uçakta iki İHH çalışanı var  (Okunma Sayısı 517 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
17 Mayıs 2010, 07:54:13 ÖS 19
Üye Bilgileri
Rahmetli
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 637
Nerden: İzmir

Offline
« :»

Düşen uçakta iki İHH çalışanı var
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Düşen uçakta iki İHH çalışanı var

Afganistan’da düşen uçakta İHH İnsani Yardım Vakfı Asya Sorumlusu Faruk Aktaş ve İHH Gönüllüsü Bahattin Yıldız da yer alıyordu. Aktaş ve Yıldız, İHH’nın Kunduz’da açmayı planladığı yetimhaneye arsa bulmak için bölgeye gitmişlerdi.

Aktaş ve Yıldız, gerekli çalışmalar yapıldıktan sonra Kabil’e dönmek için Pamir havayollarına ait uçağa bindiler, ancak uçak Kabil'e yaklaşık 100 kilometre mesafede düştü. Uçakta 38 yolcu ve 5 kişilik mürettebat bulunuyordu.

3 bin metre yüksekliğe düşen u&c cedil;ağın enkazına ulaşılmaya çalışılıyor.

Faruk Aktaş ve Bahattin Yıldız, 12 Mayıs Çarşamba günü İstanbul’dan Afganistan’a yola çıkmışlardı.

Bahattin Yıldız:
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

1956 Sivas doğumlu. 1975 yılında İzmir İmam Hatip lisesinden mezun oldu. 1987 yılında Erzurum İşletme Fakültesini bitirdi. Yazıları Mavera, Güldeste, Gurbet dergilerinde ve Milli gazetede yayınlandı. Dunyabulteni.com sitesinde yazarlık yapıyor. Savaşan Afganistan, Cihat Günlüğü, Kar Çiçeği, Karda Ayak İzleri, Güllerin Vedası isimli kitapları yayınlandı. Üçü kız ikisi erkek beş çocuğu var.

Faruk Aktaş:
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

1974 Iğdır doğumlu. İlk, orta ve liseyi Iğdır’da okudu. Çok küçük yaşlarda babasını kaybetti. Yetim büyüdü. 2002 yılında Pakistan İslam Üniversitesi Şeriat Fakültesinden mezun oldu. Altı yaşında Muhammed Ferzan isimli bir çocuğu var. Ailesi İstanbul’da. 6 ay önce İHH’da çalışmaya başladı. İngilizce, Arapça ve Urduca dillerini biliyor.
« Son Düzenleme: 17 Mayıs 2010, 07:55:06 ÖS 19 Gönderen: Rahmetli » Logged

İyilik su gibidir, içmeyen ölür...
17 Mayıs 2010, 07:58:02 ÖS 19
Üye Bilgileri
Rahmetli
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 637
Nerden: İzmir

Offline
« Yanıtla #1 :»

Yiğit bir müslüman olan Bahattin Yıldız abiyi yakinen tanırım. İnşaallah kurtulur, sağlık haberlerini alırız. Rahmeti rahmana da kavuşmuş ise, bu ölümü müslümanlar için bir ibret vesikasıdır. Yıllar önce şehadet arzusuyla gittiği Afgan cihadında erişemediği şehadet mertebesine, Rabbim bu vesileyle ulaştırır inş. Gönül verdiği Afganistan yiğidimizi bağrına bastı, Hak rahmetini esirgemesin...
Logged

İyilik su gibidir, içmeyen ölür...
17 Mayıs 2010, 09:11:30 ÖS 21
Üye Bilgileri
vesâir
Süper Aktif Üye
****

Mesaj Sayısı: 608
Nerden:
I'm muslim don't panic


WWW Offline
« Yanıtla #2 :»

Bahattin Yıldız abi ile ilgili bir özgeçmiş dinledim az önce haberlerde dondum kaldım ..Eğer ecel hak vaki olduysa bize sadece özenmek gıpta etmek düşer rabbim bizlerede böylesi bir hayat ve ölüm nasip et ..amin
Rızaullah için insanlara hayır için koşturan bu yiğit abilerimize rabbimden rahmet (merhamet) istiyorum ..
yakınlarına sabrı cemil diliyorum
vesselam
Logged

"HAK İLE MEŞGUL OLMAZSAN ,BATIL SENİ İŞGAL EDER"
18 Mayıs 2010, 10:17:59 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
FECR
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 2158
Nerden:
Selam Hidayete Tabi Olana


WWW Offline
« Yanıtla #3 :»

Allah iki kardeşimize de rahmet etsin,mekanlarını cennet kılsın
"inna lillahi ve inna ileyhi raciun"
Logged

Selam Hidayete Tabi Olanlara

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
18 Mayıs 2010, 06:21:15 ÖS 18
Üye Bilgileri
vesâir
Süper Aktif Üye
****

Mesaj Sayısı: 608
Nerden:
I'm muslim don't panic


WWW Offline
« Yanıtla #4 :»


"Bugün İsrail’in yaptığı vahşetin cevabı aynı biçimde verilmedikçe ne insanlığın kin ve nefreti soğuyacak ne de siyonistler başka bir dilden anlayacaktır. Bunun da uzun soluklu ve o yola çıkanlar için risklerle dolu bir yol olduğu bilinmelidir. Batı’nın hala travmasını sürdüren Haçlı seferleri tarihinin acıları, bir daha öyle bir acı yaşamak yerine, Yahudileri Müslümanlara karşı yeni savaşta maşa gibi kullanmak işlerine geldi. Haçlı seferleri Müslümanlar için yüz yıllık acı ve aşağılanma yaşatmıştı; fakat yeni dirilişleri de başlatmıştı. “Her zorluktan sonra bir kolaylık ve genişleme vardır.”

Filistin ve Kudüs bütün Müslümanların doğum sancısıdır."
Bunlar Afganistan`da düşen uçakta vefat eden Bahattin Yıldız`ın yazısının ışıl ışıl parlayan son cümleleriydi...
İşte Bahattin Yıldız`ın kısa biyografisi ve o yazı...
 



Bahaddin Yıldız ağabeyimiz ve İHH Asya Sorumlusu Faruk Aktaş kardeşimiz Afganistan`da düşen bir uçakla şehid oldular.

 
     Hayatını Resulullah (sav.)` in yolunda hizmet için adamış değerli ağabeyimiz Bahattin Yıldız, Afganistan`da düşen uçaktaydı. Bahattin Yıldız ağabeyimiz, İHH`nın bir yetim projesini Afganistan`da hayata geçirmek amacıyla gönüllü olarak gitmişti.     
     Pamir Havayolları`na ait uçakta altısı yabancı 43 yolcu bulunuyordu. Değerli ağabeyimiz Bahattin Yıldız`ın yanısıra aynı projede görevli, İHH`nın Asya sorumlusu Faruk Aktaş kardeşimiz ve Mustafa Cebil isimli bir Türk vatandaşının daha olduğu haberlerini aldık. Kazada kurtulan olup olmadığı ise bilinmiyor.     
     Kurtarma ekiplerinin, çok yoğun kar yağışı dolayısıyla kaza mahalline ulaşamadığı da gelen bilgiler arasında. (17 Mayıs 2010 P.tesi saat 23.00.)
     30 yıldan bu yana Afganistan sorunuyla yakından ilgilenen Bahattin Yıldız ağabeyimiz, geçtiğimiz günlerde geçici olarak yaşadığı Almanya`dan Türkiye üzerinden Afganistan`a geçmişti ve 17 Mayıs 2010 Pazartesi günü sabah saatlerinde Afganistan`da düşen uçakta bulunuyordu...
     1956 Sivas doğumlu olan Bahattin Yıldız ağabeyimiz, 1975 yılında İzmir İmam Hatip lisesinden mezun olmuş, 1987 yılında Erzurum İşletme Fakültesini bitirmişti. Yazıları Mavera, Güldeste, Gurbet dergilerinde ve Milli Gazete`de yayınlanmıştı. Üçü kız ikisi erkek beş çocuğu olan Bahattin Yıldız ağabeyimizin; Savaşan Afganistan, Cihat Günlüğü, Kar Çiçeği, Karda Ayak İzleri, Güllerin Vedası isimli kitapları yayınlanmıştı ve gazetelerde, dergilerde, internet sitelerinde sürekli yazıları yayınlanmaktaydı...
 
     İHH Asya sorumlusu olan Faruk Aktaş Kardeşimiz ise 1974 Iğdır doğumluydu. İlk, orta ve liseyi Iğdır’da okumuştu. Çok küçük yaşlarda babasını kaybeden Faruk kardeşimiz, 2002 yılında Pakistan İslam Üniversitesi Şeriat Fakültesinden mezun olmuştu. Bir çocuğu olan Aktaş, altı aydan bu yana İHH’da çalışıyordu.
 
Bahattin Yıldız
Siyonist İsrail’in İşlevini Kavramak
Çarşamba, 07 Nisan 2010 09:30
 

19 Mayıs 1901`de Siyonizmin birleştirici babası Thedor HERZL, Sultan Abdülhamid`in huzurundadır. Batılı ülkelerin ekonomik ablukaya aldığı Osmanlı maliyesinin bütün borçlarını ödeyerek, devleti bu zor durumdan kurtarabileceklerini, karşılık olarak ta Filistin’den çok az toprak talebi vardı.
 
Abdülhamid; "Ben bir karış dahi toprak satmam. Bu vatan milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kıldı. Onu tekrar kanlarımızla örteriz. Devletimin Suriye ve Filistinlilerden oluşan alayların neferlerinin tamamı Plevne’de şehid düştü; bir tanesi dahi geri dönmeden savaş alanında kaldı. Musevilerin milyonları kasalarında kalsın. Bizim devletimiz parçalanırsa o zaman Filistin`i karşılıksiz ele geçirebilirsiniz. Fakat sadece cesetlerimizi bölüşebilirsiniz. Kimse canlı bedenimiz üzerine ameliyat yapamaz." (Siyonizm ve siyonizm tarihi)
 
2 Kasım 1917 İngiltere Başbakanı Loyd George, Dış işleri bakanı A.James BALFOUR ve Siyonist Haim WEİZMAN, henüz Osmanlıdan kopartılmış olan Filistin’de bir Yahudi devleti kurulmasını ilan ettiler. Bu ilan tarihe BALFOUR deklarasyonu olarak kaydedildi. 
 
Aslen Musevi kökenli olan ünlü yazar Artur KOESTLER  "Bu belgeyle bir milletin  (İngilizler), başka bir millete (Yahudi), üçüncünün (Arap) ülkesini vaad ettiğini" kaydeder.
 
Lord BALFOUR`un demeci şöyledir: "Kullanılan pek önemli değil (siyonistler), yeter ki biz Orta Doğunun petrollerini elimizde tutalım. Asıl önemli olan bu petrolün ulaşabilir olarak kalmasıdır." (Siyonizm tarihi-Garodi)
 
NATO eski genel sekreteri Jozeph Luns`un dediklerine bir bakalım: "İsrail, modern çağımızın en az masraflı paralı askeri olmuştur."  (Filistin sorunu  Edward Said)
 
Üstad Roger GARAUDY ise: "İsrail devleti, dünyanın geçici efendilerinin, yani Batı tipi büyümenin temel taşı olan Orta Doğu petrollerini sahiplenme gayesi güden Amerika Birleşik Devletleri’nin batmayan nükleer uçak gemisi konumundadır." (İsrail ve Mitler s.10 )
Üstad GARAUDY`nın Batı tipi büyüme ve zenginleşme işareti çok önemli, İngiltere, Portekiz, İspanya, Fransa, Belçika, Hollanda dediğinizde o bakımlı ve nadide mimarilere baktığımızda, bugün İsrail’in Gazze de yaptığı katliamları hatırlamalısınız, Hindistan’dan, Endenozya`dan, Güney ve Kuzey Amerika’ya kadar bütün dünyanın yağmalanıp sermaye yapılıp, zenginlik kazanıldığını iyi bileceğiz, unutmayacağız. İsrail’i Orta Doğu’nun bağrına bir hançer gibi sokan, bunun için de Şerif Hüseyin gibi açgözlüleri kullanan İngiltere ve 1948 de İsrail’in devlet ilanını on dakika içinde kabul eden ABD`nin hedefi yeni sömürgeler ve kara altındı.
 
Siyonist İsrail’le barış olur mu?
 
Der Yasin Katliamı: ilk büyük katliamdır. 9 Nisan 1948`de saat 04`de başlayan saldırıda akıl almaz vahşetler işlenmiştir. "Kudüs ey Kudüs" kitabının yazarları bunu örnekleriyle anlatır.
 
Siyon Hagahan terör örgütünün komutanlarından Zvi Ankori: "Ortalık kopartılmış uzuvlar, Karınları yarılmış kadınlar, parçalanmış cesetlerle doluydu. Düpedüz katliamdı."
 
Bu katliamın planlayıcısı Manahem BEGİN: "Eğer biz bu tarz bir eylem yapmasaydık, Araplar dehşete düşüp bölgeyi terk etmeyecekti, onları sindiremeyecektik; dolayısıyla BM tarafından kurdurulan İsrail devleti kağıt üzerinde kalacaktı.(Filistin Sorunu; Edward Said )
 
Der Yasin’in katillerinden biri olan Scheib adlı siyonist 1967 yılındaki bir konuşmasında; “Der Yasin olmasaydı, bugün bu topraklarda hala yarım milyon Arap olacaktı. Ve tabii ki İsrail devleti olmayacaktı. Bunu hiç hesaptan çıkarmayın, sorumluluklarınızın bilincinde olun.
 
Siyonist İsrail’in en kanlı katillerinden biri olan Moşe DAYAN 1969  Nisanında ki demecinde “Biz Arapların zaten oturmakta olduğu bu coğrafyaya geldik. Ve burada bir Yahudi devleti kuruyoruz. Yüzde altı kadar araziyi Araplardan satın aldık (Bir siyonist yalanı gerçekte Filistindeki yabancı emlakçılardan aldıkları toprak binde ikidir) Arap köylerini yıktık, Yahudi köyleri kuruldu. Eski adlarını artık kimse bilmiyor. Onları yazan coğrafya kitaplarını da yok artık. Bu ülkede eskiden halkı Arap olmayan tek bir yer inşa edilmiş değil (HaAretz.4 Nisan 1969)
Bahçe duvarlarıyla beraber evler, mezarlıklar geride iz kalmayacak biçimde tamamen ortadan kaldırılmıştır. Gelip geçen ziyaretçilere, ‘Tamamiyle çöldü’demekteler.(Prof.İs. Shahak) 
İsrail’in bir zamanlar genel kurmay başkanlığını yapan general Gur’la  yapılan bir söyleşiye bakalım: 
 
-Mart 1978 Lübnan işgali sırasında ayrım yapmadan insanları bombaladığınız doğru mu?
 
-Ben işine geleni söyleyen birisi değilim. Yıllardır yaptığımızı bilmezlikten geleceğimi mi sanıyorsunuz. Bütün Süveyş Kanalı boyunca ne yaptık: İsmailiye’yi, Port Said’i, Port Fuad’ı bombaladık: Bir buçuk milyon insan mülteci oldu. Güney Lübnan Halkı ne zamandan beri kutsal oldu. Avivim katliamından sonra dört köyü emir almaya kalkmadan bombalattım. .
 
-Sivil, asker ayrımı yapmadan mı?
 
-Ne ayrımı? İrbit halkı ( Kuzey Ürdün’ de çoğunluğu Filistinli olan bir şehir) bizim tarafımızdan bombalanmak için ne yapmıştı?
-İddialar hep teröristler olduğu yolunda.
 
-Biraz ciddi olun. Ürdün vadisinde bir tane savaşçı yoktu ve biz bütün vadiyi sindirip boşalttık.
 
-Siz, bu halkı cezalandıralım mı diyorsunuz?
 
-Evet, bundan hiç kuşku duymadım. İşgal sırasında komutan Yanuk’a: uçakları, topları, tankları kullan dediğimde ne yaptığımı çok iyi biliyordum. Otuz yıldır köy ve kasabalarda oturan Arap halka karşı savaşıyoruz. Her seferinde aynı soru soruluyor: Sivil halka sardıralım mı saldırmayalım mı? ( El Hamişar 10 May.1978 ) 
İşte İsrail’i kuran zihniyetten örnekler. Onun hamisi ABD’ nin Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı atom bombası 300.000 insanı katletmişti. İnsanlık tarihinde böyle bir vahşet yoktu.İsrail,hamisinin koruyucu kanatları altında güvenle,dünyayı ve Müslüman tepkileri umursamadan yürümektedir:İsrail projesi,Amerika projesi olduğundan,iki azgınlığı bir kefede hesaplamak önemlidir.

Bugün İsrail’in yaptığı vahşetin cevabı aynı biçimde verilmedikçe ne insanlığın kin ve nefreti soğuyacak ne de siyonistler başka bir dilden anlayacaktır. Bunun da uzun soluklu ve o yola çıkanlar için risklerle dolu bir yol olduğu bilinmelidir. Batı’nın hala travmasını sürdüren Haçlı seferleri tarihinin acıları, bir daha öyle bir acı yaşamak yerine, Yahudileri Müslümanlara karşı yeni savaşta maşa gibi kullanmak işlerine geldi. Haçlı seferleri Müslümanlar için yüz yıllık acı ve aşağılanma yaşatmıştı; fakat yeni dirilişleri de başlatmıştı. “Her zorluktan sonra bir kolaylık ve genişleme vardır.”

Filistin ve Kudüs bütün Müslümanların doğum sancısıdır.

Dünya Bülteni

Logged

"HAK İLE MEŞGUL OLMAZSAN ,BATIL SENİ İŞGAL EDER"
18 Mayıs 2010, 11:27:32 ÖS 23
Üye Bilgileri
Waşta erva!!
Süper Aktif Üye
****
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 502
Nerden:

Offline
« Yanıtla #5 :»

Rabbim bu iki islam aşığınada rahmi celil niyaz eylesin.
Alileleri ve tüm yakınlarına da sabır ihsan eylesin.
Logged
19 Mayıs 2010, 10:25:42 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
Rahmetli
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 637
Nerden: İzmir

Offline
« Yanıtla #6 :»

Bir yiğit adamı kaybettik...

Bazen yazmak, bir şeyi anlatmak, kelimeleri ardı ardına sıralamak, bir cümle kurmak öyle zordur ki... Hele söz etmek istediğiniz konu size çok yakınsa, onunla aranızda çok güçlü bağlar varsa...

Kelimeler, cümleler zihninizde hızla akar gider ama bir tanesini bile aktaramazsınız. Yutkunursunuz, ağzınız kurur, kalbinize bir ağrılık çöker, gözleriniz hiç bir şeyi seçemez olur, dolup dolup taşar...

Dün böyle bir gündü benim için. Öyle sanıyorum ki, uzunca bir süre de öyle olmaya devam edecek. Gençlik yıllarımdan bu yana, bir "toy" üniversite öğrencisi olarak İzmir'e adım attığım yıldan bu yana ekmeğini, zamanını, düşüncelerini, birikimlerini, heyecanını, sorumluluğunu, kaygılarını, sevinçlerini, ideallerini benimle, bizimle, seçkin ve coşkulu bir grup genç insanla paylaşan, direniş öncüsü bir yiğit adamı kaybettik...

Yıllar önce, saf, tertemiz Afgan direnişine kanıyla katkıda bulunan, o günden bu yana, Balkanlar'dan, Ortadoğu'dan Güney Asya'ya kadar ülke ülke ideallerinin peşinde koşan Bahattin Yıldız, dün yine o topraklarda, Afganistan'da bize veda etti. IHH'nın Asya Koordinatörü Faruk Aktaş'la birlikte, Kunduz'dan Kabil'e giderken düşen Pamir Havayolları'na ait uçağın yolcuları arasındaydı. Yine bir "sefer"deydi. Ama bu sefer hizmet için, insani yardım için, yetimler için oradaydı.

Vefat etti. Belki farkında değiliz ama sadece biz, onu tanıyanlar, onunla dost olanlar değil, Türkiye çok değerli bir insanını kaybetti.

Onu sevmeyen kimseyi görmedim ben. Bu ülkenin sessiz öncülerinden biriydi. Bir yiğit adamdı, belki bizim tanıma sansı bulduğumuz birkaç delikanlıdan biriydi.

Şan, şöhret, toplumsal statü, zenginlik, iktidar umurunda bile olmadı. Ama bunların hepsinin ötesinde, daha derin, daha güçlü bir miras bıraktı geriye.

Biz; dostları, arkadaşları olarak o mirasa sahip çıkacağız ve onu unutturmayacağız.

Cesaret, özveri, tevazu, vefayı, bu toprakların ruhunu ondan öğrendik çünkü.

Allah rahmet etsin...

Çok üzgünüz...

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
http://yenisafak.com.tr/yazarlar/?i=22353&y=IbrahimKaragul
Logged

İyilik su gibidir, içmeyen ölür...
19 Mayıs 2010, 10:30:43 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
Rahmetli
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 637
Nerden: İzmir

Offline
« Yanıtla #7 :»

Bir yıldız daha kaydı aramızdan...
 
Erzurum’un en soğuk günlerinin biriydi. Yıldız semtindeki öğrenci yurdunda ısınma yok, su yok, yemekhanesi yoktu. Anadolu’dan gelen öğrenciler barınıyordu sadece burada, kirası ucuz diye.

Palandöken bembeyaz kardan bir giysiye bürünmüştü. Erzurum’un soğuğu bıçak gibi kesiyordu her yanı. Adeta nefesiniz donacak gibiydi. Su boruları dondan dolayı çalışmıyordu. Karları eriterek çay demledi arkadaşlar bize. Çaylarımızı yudumladıktan sonra iliklerimize kadar üşüdüğümüzü fark ettik.

Ankara’daki yurtta bizim her şeyimiz vardı. Sıcak su, kalorifer, üç öğün sıcak yemek ama yinede bazı ehli keyf arkadaşlar yemeklerden şikayetçi idi. Halimize şükrettim. Şikayetçi olan arkadaşlar, bir hafta bu yurtta kalsalar, acaba yine de şikayetlerine devam ederler mi, diye düşündüm.

Ben, burada tanıdım Bahaddin Yıldız’ı önce. Burada dostluğumuzun ilk temel taşları atıld, harcı kar suyundan demlenmiş sıcak çay ve dava arkadaşlığından oluşuyordu.
1975 yılında İzmir İmam- Hatip Lisesi’ni bitirmiş ve Erzurum Üniversitesi İşletme Fakültesi’ne kaydını yaptırmış ve 1987 yılı Afganistan dönüşü okulunu bitirmişti.

78 kuşağından Bahaddin Yıldız’ı tanımıyan yoktur Erzurum’da ve üniversitesitede ve Akıncılar arasında. Hicri 1400 yılı dolayısıyla Mehmet Öztürk’le birlikte Erzurum’dan Ankaraya kadar maraton koşmuşlardı. İyi bir maratontoncuydu.
Palandöken dağları onun nasıl kayak yaptığına şahittir. Ve onun nasıl adam gibi bir Akıncı  olduğunu, dostları da düşmanları da çok iyi bilir.

Akıncılar İzmir Teşkilatı Başkanlığı sırasında Bahaddin Yıldız, sadece İzmir ile değil tüm Ege bölgesini kuşatan bir çalışma yapıyordu. O, 20. yılın dervişi idi. Kendisini tanıyan herkes gibi ben de, mütevazi, sessiz, kimseye zararı dokunmayan, inançlı, imanlı, davasına ve kavgasına sadık, korkusuz mangal gibi bir yüreği olan bir Müslüman olduğuna şahadet ederim.

Kendisinin çok yakın bir dostu olarak, hiçbir zaman makam, mevki, rütbe, şan, şöhret, zenginlik..vs. gibi nefse hoş gelen dünyalık değerlere boyun eğmediğini ve onlara asla pirim verme bayağılığa düşmediğini bilirim.
Dost ve arkadaşlarına karşı vefalı ve sadık biri idi… 12 Eylülden sonra bende yurt dışına çıkmak zorunda kalanlardanım. Dost ve arkadaşlarımdan çok azı annemi ve kardeşlerimi ziyaret etmiştir. Bahaddin o vefalı dostların başında gelir. Yaşlı annem başta olmak üzere bizim evde herkes Bahaddin’i bilir. Sanki ailemizin bir ferdi gibidir. Ben 10 yıl ülkeme giremedim. Bu süre içinde  Bahaddin hep annemi arayıp ziyaretine gelmiş. On yıl sonra annem bana, ‘oğlum sen bayramlarda evimizde yoktun.Ama; arkadaşın Bahaddin Allah razı olsun senin yerine hep beni ziyarete geldi’ dediğinde ne kadar mutlu olduğunu ve olduğumu tarif edemem.
Belki de O çağımızın bir Ebu Zer’i gibiydi desem yanlış olmaz. Ve, O’nu yakından tanıyanlarda bana hak verirler sanırım…
Kuşağımızın eli kalem tutan, kalemin hakkını veren ve namusuna sahip çıkan arkadaşlarımızın önde gelenlerinden biri oldu hep.
İnanıp kafasına koyduğu bir işi tek başına da olsa yapar veya yapmaya çalışırdı. Bahaddin Yıldız olarak O, tek başına bir ordu ve tek başına bir ümmet idi.

12 Eylül darbesinin mağdurlarından biri olarak, o da bir çok kardeşimiz gibi ülkesini terk etmek zorunda kalmıştır.
O çetin günlerin, sert iklimlerin, çileli yolların, islam davasının bir eri olarak, Rusların zulmüne uğraan Afganlı kardeşlerinin yanında omuz omuza savaşmayı tercih etti. olay ve rahat olan yollarda değil, zor ve meşakkatli olan yollarda yürümeyi denedi.
Yıllarca Afganistan’da cepheden cepheye savaştı. Palandöken dağlarında, Erzurumun karlı yollarında, soğuk ikliminde yaptığı sporlar Hindikuş Dağlarında işine yaradı.
1982 yılında cephedeyken sağ omzundan yaralandı.Peşaver’de bir hastanede tedavi görür iken, Almanyadan kendisini ziyerete gittim. Beni Peşaver havaalanında karşılamaya geldi.Omzundan ve kolundan ağır yaralar almıştı.
Orada kucaklaştık eski bir dost olarak… Çok mutlu olmuştu…Tek katlı topraktan yapılmış bir hastanede tedavi ediliyordu. Her türlü tıbbi ilaç ve aletin yok olduğu bir viraneydi kaldığı hastane. Ama; suratı asık bir yaralı görmedim ve herkes çok mutlu idi. Hele Türkiyeli olduğumu duyan yaralılar;görmeye,tanışmaya,dost olmaya geliyordu yanımıza.
Özbek kökenli bir Afgan yaralı mücahid, cephede savaşan Türkiyeli gençlerin kahramanlıklarından bahsediyor ve ‘’onlar zamanımızın sahabeleri gibidir’’ diyordu.
İşte, Gazi Bahaddin Yıldız da böyle bir yiğitti. Gözünü budaktan sakınmıyan, korku tanımaz, kavgadan kaçmıyan bir Allah eri, İslam savaşcısı idi.
Dervişti, mümindi, mücahiddi, adam gibi bir müslümandı. Müminlere karşı müşfik ama, kafirlere karşı aslan kesilirdi. Ona yatağında ölmek yakışmazdı. Ve öyle de oldu.
Afganistan’da kaldığı sürece orada gördüklerini bir gazeteci gibi Abdulhamit Muhaciri ve Ferhat Dağcı takma adıyla Türkiyede çeşitli yayın organlarında insanımızla paylaştı.
Yıllar sonra, Ferhat gibi karlı dağları, tepeleri, susuz çölleri, çileli yolları, sınırları aşarak Afganistan’dan ülkesine geri döndü.
Yargılandı. Müslüman olmaktan başka hiçbir suçu yoktu. Birçok insana isnad edilen, 12 eylül darbecilerinin iftiralarına muhatap oldu ise de delil olmadığından dolayı davalardan beraat etti.
Birçok gazete,dergi ve yayın organında Afganistan üzerine yazılar yazdı, yorumlar yaptı. Son olarak da, Almanya’da www. yorum-online.de ve Dünya Bülteni adlı yayın organında düzenli yazıları yayınlanıyordu.

Gazi Bahaddin Yıldız bizim kuşağın sevilen romancısıdır aynı zamanda.
Birinci Kitabı;Savaşan Afganistan,1985 yılında Ferhat Dağcı takma adıyla Rahmet yayıncılık tarafından yayınladı.
İkinci Kitabı; Cihat Günlüğü,1988 yılında Abdulhamit Muhaciri takma adıyla,
Üçünçü kitabı;Kar Çiçeği,1995 yılında Bahaddin Yıldız,
Dördüncü Kitabı;Güllerin Vedası, 1996 yılında Bahaddin Yıldız,
Beşinci Kitabı;Kardaki Ayak izleri; 2003 yılında Bahaddin Yıldız olarak Özgün yayıncılık tarafından yayınlandı

Hanımının yurt dışı görevi dolayısıyla Bahaddin, birkaç yıldır geçici olarak Almanya’da yaşıyordu. Orada da görüştüm, kendisini ziyarete gittim.

Son görüşmemiz 14.05.2010 günü istanbuldaki evimde telefonla oldu. Bahaddin’den bir telefon geldi.
Hal hatırdan sonra;’’Arif ben Afganistana gidiyorum İHH dan bir arkadaşla beraber.Senin Serdar diye bir arkadaşın vardı Kabil’de onun telefon numarasını verebilir misin’’ dedi.
Beş dakika sonra onu ben aradım bu sefer. Meymene milletvekili olan arkadaşım Serdar’ın telefon numaralarını bulup verdim.
‘’Hakkını helal et Arif’’dedi. Helalleştik. 30 yıllık arkadaşımdır Bahaddin Yıldız… Hiç de helalleştiğimizi hatırlamam O’nunla… Ama; bu sefer O, ‘hakkını helal et’ dedi bana. Sanki, geri dönülmez bir yola gidiyor gibi. Güllerin vedası gibiydi gidişi….

Tekrar ediyorum. Bin defa helal olsun, Sivasın evladı, Erzurumun göz ağrısı, İzmirin yiğidi, Hindikuşların şahini kardeşim benim.
Ben yeni geldim, bir hafta oldu Tanrı Dağları’ndan, Kırgızistan’dan daha… Kader ise seni tekrar Hindikuşların zirvesine çekti yeniden. Kar çiçekleri açsın, diye, Hindikuşların zirvelerinde..
Rabbim seni bir vesile ile çok sevdiğin, uğruna yaralandığın, yıllarca savaştığın Afganistan’a davet etti.
Orada kardaki ayak izlerini gördü ve yanına çağırdı seni.
Bilal ile, Tekiner ile, Pencir aslanı Mesutla birlikte binlerce şehidin ve kardelenlerin yanına…
Şehadetin kutlu olsun.
Sevgili Kardeşim
Can Dostum Benim….

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
http://www.dunyabulteni.net/author_article_detail.php?id=13483
Logged

İyilik su gibidir, içmeyen ölür...
19 Mayıs 2010, 10:49:44 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
Rahmetli
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 637
Nerden: İzmir

Offline
« Yanıtla #8 :»

Hüseyin ALAN - 18/05/2010 - 13:13  ( İslam ve hayat sitesi )

Kadere bak, taktire bak! Ne çok sok severdi oraları. 80'li yıllarda cenk etmişti kâfir Rus'lara karşı oralarda. İyi bilirdi coğrafyayı ve insanlarını Afganistan'ın. Birlikte gittiği kimi dostları şehid olmuş, mezarları orada kalmış, yaralı gazi olarak dönmüştü kendisi. Fırsat bulduğu her zaman gider ziyaret ederdi, cihad ettiği arkadaşlarının mezarlarını. Döndüğü zaman da paylaşırdı anılarını.

İzmir'in yiğidi

    Henüz hiç bir ayrıntı yok. Yabancı ajansları ve el-Cezire'yi takip eden arkadaşlardan da iyi haberler yok. Uçağın 3800 metre yükseklikte Hindikuş dağ silsilesinde Kabil'e 100 km uzaklıkta bir tepeye çarptığı, infilak ettiği haberleri geliyor. Afganistan, ah ki ah, imkansızlıklar ülkesi, garipler yurdu. Teçhizat yok, helikopter yok! Arayanlar katırlarla arayışa geçtiler ama aşılması zor engeller var!
     
    Afganistan yolculuğuna çıkacağı son gün birlikteydik İzmir'de. İzmir'in ikinci Bahaddin'i ile birlikte epey sohbet ettikti. O akşam İstanbul'a gidecek, oradan da Afganistan'a uçacaklardı, diğer İHH'lı yoldaşı ile birlikte.
     
    Bu iki Bahaddin'ler 70'lerin kuşağıdır. Takılmıştım onlara; burada başka Bahaddinler yok, kalmadı sizlerden artık. Nesliniz tükendi. Kendinize mukayyet olun, ne olur bizleri üzecek işlere kalkışmayın, dedimdi! Hey Rabbim, 80'lerde devlet işlerine bulaşmayan, pis ilişkilerden uzak duran, vicdanlarını kirletmeyen, elleri tertemiz kalan iki güzel insandı bunlar. El emekleri ile geçinen, nâmerde muhtaç olmayan iki yiğitten birinin akıbeti meçhul, şimdi!
     
    İzmir'den gönlü geniş, eli açık bir tanıdığı vaad etmiş yetimhanenin kuruluş giderlerini. Sıra arsasını bulmaya gelmişti Afganistan'a kurulacak savaş yetimlerinin bakım ve iaşe yurdu için. Aramış oraları, bulmuştu arsa verecek birisini. Onun için gideceğim diyordu Yıldız olan Bahaddin'imiz.
     
    Bir hafta içinde dönerim, yaz mevsiminde de inşaatı bitiririz inşaallah diyordu. Öyle mutluydu ki, anlatılması zor, çok zor. Yetimlerimiz diyordu, bizim yetimlerimiz! Allah böyle imkanlar verir de biz boş mu dururuz! Ben bilirim ki çoğu masraflarını kendi cebinden karşılardı o, gücü yettiğince!
     
    Kadere bak, taktire bak! Ne çok sok severdi oraları. 80'li yıllarda cenk etmişti kâfir Rus'lara karşı oralarda. İyi bilirdi coğrafyayı ve insanlarını Afganistan'ın. Birlikte gittiği kimi dostları şehid olmuş, mezarları orada kalmış, yaralı gazi olarak dönmüştü kendisi. Fırsat bulduğu her zaman gider ziyaret ederdi, cihad ettiği arkadaşlarının mezarlarını. Döndüğü zaman da paylaşırdı anılarını.
     
    Savaş var oralarda, kirli ve pis bir işgal ve katliam. Ne gariptir ki eski tanıdıklarının bir kısmı da şimdi ABD'nin yanında yer almıştı. Ne olur ne olmazdı, mevsim iyi değil, ortalık karışıktı. Bu sefer gitme, yaşlandın artık, sağlığın da elvermiyor, diyerek takılmıştım! Hafifçe tebessüm ettiydi, gideceğim diyordu! Ben de biliyordum gideceğini, konu Afganistan oldu mu duramazdı. Ne çok anıları vardı oralarda!
     
    Akıbetini bilmiyorum arkadaşım, bu gün ikinci gün ve hala bir haber yok sizlerden... Bana başka bir yazı yazdırmasın Allah'ım senle ilgili. Gönlüm yaslı, gözlerim hüzünlü. Tüm dostların gibi. Özletme bizleri, biz İzmir'li Müslümanları. Şu an duadan başka bir şey gelmiyor elimizden, aciziz.
     
    Dün akşam senin kurduğun dernekteydik, tüm sevenlerin oradaydı. Herkeste hüzünlü ve meraklı bir bekleyiş, çoğunlukla da gözü yaşlı arkadaşların oradaydık. Tam da arzuladığın gibi bir birlik havası vardı, keşke görseydin! Lakin bu defaki toplantıda coşku değil hüzün doluyduk. Yapılacak bir şeyi paylaşmak için değil, senin gıyabında senin için toplanmıştık.
     
    Bunu mu istedin bizden ey sevgili Yıldız? Senden gelecek her habere hazırlandık gibi ama bir umudumuz var hala... Yitirmeyeceğiz ve bekleyeceğiz.
    Her şeye gücü yeten Rabbimizden niyaz ediyoruz, bizleri sevindirecek bir haber gelir mi ola?
Logged

İyilik su gibidir, içmeyen ölür...
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.183 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu