Klasik Hadis Usûlünün Problemleri

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > PEYGAMBERLER ve Örnek Şahsiyetler (Bilgi Platformu) > Peygamber Efendimiz S.A.V > Hadis-Sünnet > Klasik Hadis Usûlünün Problemleri
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: Klasik Hadis Usûlünün Problemleri  (Okunma Sayısı 341 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
26 Nisan 2010, 09:50:54 ÖÖ 09
Üye Bilgileri
FECR
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 2160
Nerden:
Selam Hidayete Tabi Olana


WWW Offline
« :»

Klasik Hadis Usûlünün Problemleri
                                    Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu


Şu zavallı cahil döndü dolaştı
Din adına dinde yaralar açtı
Sûfi ve mollanın tevillerine
Cibril hayret etti peygamber şaştı

                                 Muhammed İkbal

En kısa ifadeyle Hz. Peygamber’in (s.a.v) İslam'ı diyebileceğimiz sünnetin en önemli kaynağının hadisler olduğu şeklinde genel kanaatin aksine, en önemli kaynağın Kur'an-ı Kerim olduğunu, onun ardından ikinci derecede önemli kaynak olan Mütevatir, Mütevaris veya Yaşayan Sünnetler, ya da ameli tevatür denilen ve müslümanların kitlesel rivayet yoluyla nesilden nesile aktardıkları uygulama ve bilgilerin geldiğini, bugün kütüphanelerimizi dolduran kaynaklardaki hadislerin ise önem ve güvenilirlik bakımından ancak üçüncü sırada yer alabileceğini çeşitli vesilelerle yazılarımızda ifade etmiştik.

 


 
 
 Sünnet konusunda bize bilgi veren kaynaklar olarak Kur'an-ı Kerim ile mütevatir sünnetlerin sübûtu konusunda bugüne kadar ciddi bir problem söz konusu olamamıştır. Ancak hadislerin sübûtu konusunda ise aynı şeyleri söylemek mümkün değildir. Zira bugün kaynaklarımızda yazıya geçirilmiş bulunan binlerce rivayet, ne Kur'an-ı Kerim gibi, ne de mütevatir sünnetler gibi bize tevatüren, yani nesilden nesile kitlesel rivayet yoluyla nakledilmiş değildir. Tam aksine, herkesin bildiği gibi bu hadislerin muhafazası ve daha sonraki nesillere intikal ettirilmesi ferdî çabalarla olmuştur. Bu yüzdendir ki, bu hadislere, hadis ilminin terminolojisiyle “âhâd” adı verilmiş ve bu sûretle bunların tek tek ravilerin naklettikleri birer rivayet olduğuna dikkat çekilmiştir.

Durum bu olduğu halde, ondört asırlık geçmişimiz boyunca genellikle sünnet konusunda ağırlık "âhâd" olan hadislere verilmiş, mütevatir sünnetlere, hele hele Kur'an-ı Kerim'e bu amaçla başvurmak nadiren düşünülmüştür. Bu durumun tabii bir sonucu olarak da, hemen tamamı âhâd olan bu hadisler, ¹ sünnet konusunda, hatta daha genel bir ifadeyle İslam anlayışımızın belirlenmesinde en az Kur’an-ı Kerim kadar, zaman zaman ve belli konularda ondan da fazla etkili olmuştur. ²

 
 
Ancak İslam Düşüncesinde son derece etkili olan hadislerin hangilerinin gerçekten Hz. Peygamber’e ait olduğu konusunda tam bir ittifak hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. ³   Zira ahad olan bu hadisler mahiyeti gereği tek tek fertlerin rivayetlerinden ibarettir. Başlangıçta –yani sahabe nesli süresince- toplumda hadis konusunda pek fazla tereddüde mahal bırakmıyordu. Ancak çok geçmeden –hadis uydurma faaliyetlerinin giderek artış ve yayılış gösterdiği malumdur. Bu sebeple bu tarihten itibaren, hadisleri rivayet edenlerin güvenilir olup olmadıklarını araştırma uygulaması, giderek sistematik bir şekilde yürürlüğe kondu. Bu suretle de hadis ilminin omurgasını oluşturan isnad sisteminin temelleri atılmış oldu. İlerleyen asırlarda isnad etrafında birçok disiplinler oluştu. Bu gelişmeler olurken isnadlarla rivayet edilen metinler konusunda –metin tenkidi konusunda değil!- bazı esaslar da belirlendi. Bu suretle, hadisler etrafında yüzlerce inceleme konusu teşekkül etti. Gerek toplanan hadisler, gerek bu hadisler etrafında oluşan alt disiplinler ve bu konularla ilgili çalışmalar sonucunda öyle muazzam bir literatür oluştu ki, bu literatürün İslami ilimler geleneği içerisinde en zengin alanı oluşturduğu rahatlıkla söylenebilir. Bugün bir kısmı matbû, bir kısmı ise hâlâ elyazması halinde kütüphanelerimizi dolduran bu literatürün, geçmişte bu alanda ortaya konulanların tamamını temsil etmediğini de burada hatırlatmak yerinde olur. Çünkü bugün elimizde matbû ya da elyazması olarak mevcut olanlar dışında, küçümsenemeyecek sayıda eserin kaybolup, tarihin derinliklerine gömüldüğü de bilinmektedir. Velhasıl hiçbir dinin mensupları, peygamberi hakkındaki bilgileri gelecek nesillere aktarabilmek için böylesine muazzam bir çaba göstermiştir. Yine hiçbir dinin peygamberi etrafında böylesi muazzam bir literatür oluşmamıştır.

 
İşte bu noktada sorulması gereken soru şudur: İslam ümmetinin ondört asır boyunca göstermiş olduğu bütün bu muazzam çabalara rağmen, Hz. Peygamber hakkında bize bilgi veren bir kaynak daha genişletecek olursak, bugün itibariyle, bize ulaşan her türlü rivayet –hadis- eser-haber- v.b konusunda bütün problemlerin bertaraf edildiği ileri sürülebilir mi?  Özetle aradan geçen ondört asırdan sonra bugün gelinen noktada, elimizdeki rivayetlerin gerçeğinin sahtesinden, sağlamının çürüğünden tamamen ayrıldığı matematik bir kesinlikle ifade edilebilir mi? İşte bu kitabın cevap arayacağı temel sorulardan biri budur.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------

1. Fiilî tatbikat olarak değil de, birer rivayet olarak elimizdeki “hadisler” içerisinde gerçek anlamda bir mütevâtirin bulunup bulunmadığı konusu ileride ele alınacaktır.
2. Sünnetin Kur’an-ı Kerim’i neshedebileceği iddiası (Bkz: Medet Coşkun, Sünnet’in Kur’an-ı Nesbi Meselesi  (Yayınlanmamış Y. Lisans Tezi), A.Ü.İ.F. Ank. 1995) ve Kur’an-ı Kerim’de olmayan itikadi ve fıkhi konularda, hadislere dayanan pek çok inanç, düşünce ve uygulama’nın mevcudiyeti – ki sayılamayacak kadar çoktur- burada örnek olarak zikredilebilir. Bu durum Şia dünyası için daha da geçerlidir. Zira “ğaib imam”, “oniki imam”,  “imamların masumiyeti”, “imamların nass ile tayini” gibi konularda doğrudan Kur’an’da bir dayanak bulmak mümkün değildir. Bu konudaki dayanakların çoğunu rivayetler, daha doğrusu “gelenek” oluşturmaktadır.
3.Hemen her bir ekolün ve pek çok İslam aliminin sahih hadiste aradığı şartların şu veya bu ölçüde farklı olduğu ehline malumdur. Mamafih bu hususu dile getiren son bir esere burada işaret etmeden geçmeyelim: İsmail Mansur, Tabsîru’l-Umme bi-Hakîkati’s-Sunne, I (Minhâc) (Mısır, 1995), s.363

***************************DEVAM EDECEK***********************
Logged

Selam Hidayete Tabi Olanlara

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
28 Nisan 2010, 06:02:57 ÖS 18
Üye Bilgileri
FECR
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 2160
Nerden:
Selam Hidayete Tabi Olana


WWW Offline
« Yanıtla #1 :»

Her şeyin ortaya konulup, her konuda olduğu gibi bu konuda da son sözün söylendiğine –üstelik bunun bir defada ve bütün zamanlar için söylendiğine- inanan, geçmişi kutsallık hâlesiyle kuşatan, yani özetle hakikatin selefimizin bize sunduğu “verili” bir bilgiden ibaret olduğuna inananların bu soruya vereceği cevabın olumlu olacağı kuşkusuzdur. Bunun tam aksine hakikatin verili olmayıp “keşfedilmesi gereken” bir şey olduğuna inananların, tetkik ve tahkik süzgecinden geçirmeden hiçbir fikrin kabul edilmeyeceği ilkesini benimseyenlerin, bu soruya vereceği cevabın olumsuz olacağı da –aynı şekilde- kuşkusuzdur.

Ondört asırlık bir geçmişe rağmen bugün çeşitli kaynaklarda yer alan binlerce rivayetin sıhhat ve sübût açısından tetkikinin tamamlanıp, tam bir sonuca ulaşılıp ulaşılmadığına, sadece karşılıklı iddialarla bir cevap bulmak mümkün değildir. Zira delilsiz, mesnetsiz, karşılıklı iddialarla, genellemelerle bir yere varıldığı hiçbir vakit görülmemiştir. Bu konuda sağlıklı bir kanaat sahibi olabilmenin yegane yolu, mücerret iddiaları ve genellemeleri bırakıp müşahhas delilere ve ilmi araştırma sonuçlarına göre hareket etmektir. Dolayısıyla bugün elimizdeki rivayetlerle ilgili hiçbir problemimiz yoktur veya birçok problemimiz vardır, şeklindeki mücerret iddiaları bir tarafa bırakıp, mevcut durumu esas alarak bir sonuca gitmek gerektiği ortadadır. Bir başka ifadeyle, İslam dünyasının hâl-i hazırda hadislerle ilgili herhangi bir problemin bulunup bulunmadığına –yani iddialara değil yaşanan gerçekliğe- bakılarak bu sorunun cevabını aramak gerekir.

Mesele bu açıdan ele alındığında, içinde yaşadığımız son iki yüzyılda İslam düşüncesindeki temel tartışma konuları içerisinde hadislerden kaynaklanan birçok problemin bulunduğu kolaylıkla görülebilir.

XIX. yy’da gerek Ortadoğu’da (Mısır-Suriye) gerek Hind alt kıtasındaki entelektüel tartışmaların en önemlilerinden birisinin hadisler etrafında cereyan ettiği malumdur. 4 XX. yy’ın başlarında Osmanlı aydın ve âlimlerinin önemli tartışma konuları içerisinde hadislerin ne ölçüde yer aldığını tam olarak bilmiyoruz. Kesin olan ise bu dönemin düşünce dinamizmine mukabil, Cumhuriyet döneminde İslam düşüncesinin bir duraklama dönemine girdiği ve bunun 60’lı yıllara kadar devam ettiğidir. 1960-70’li yıllarda yoğun olarak İslam dünyasının çeşitli bölgelerinden yapılan tercümelerin akınına uğrayan Türkiye, bu çeviriler aracılığıyla İslam dünyasının çeşitli bölgelerindeki hadis-sünnet ile ilgili tartışmalardan haberdar oldu.

XIX.-XIX. yy’da hadislerden kaynaklanan problemlere dikkat çeken başlıca isimler arasında Seyyid Ahmed Han, Muhammed Abduh, Reşit Rıza, Mehmed Akif, Musa Carullah Bigiyef, Mustafa es-Sibâi, Ahmed Emin, M. Zahit el-Kevser î, el-Mevdûdi, Gulam Ahmed Perviz, Dr. Tevfik Sıdki, Şeyh Saffet Efendi, İzmirli İsmail Hakkı, Aksekili Ahmed Hamdi, Mahmud Ebu Rayye, eş-Seyyid Salih Ebubekr, Muhammed el-Gazali, Yusuf el-Kardavi ve Fazlur Rahman ilk akla gelenlerdir. 5 İslam dünyasının farklı coğrafyalarında yaşamış bu ilim, düşünce ve eylem adamlarının kimisi bu şüphelere karşı hadisleri müdafaaya girişmişlerdir. Bu şahsiyetlerin hadisler karşısında takındıkları tavır elbette aynı değildir. Bilakis onların tavırlarının bir spektrum oluşturduğunu ifade etmek daha doğru olur. Aralarındaki ton farkları ne olursa olsun, kesin olan şudur ki, İslam dünyasının bu düşünce önderleri hadis konusunda hiçbir zaman tam bir ittifak içerisinden olmamışlardır. XIX ve XX. yy’da hadis etrafında cereyan eden yoğun tartışmalar karşısında, ortada bir problemin bulunmadığını iddia etmek için ise fazlaca iyimser olmak icap eder.

Diğer yandan bu sayılanlar dışında, ya hadislerle ilgili olarak geçmişte yapılanları eleştirmek ya da hadislere yöneltilen bu eleştirilere cevap vermek amacıyla eser yazmış olan, ilmi düzeyleri farklı pek çok yazarın eserleri İslam dünyasındaki kitabevlerinin vitrin ve raflarını doldurmaktadır. Bunlar o kadar çoktur ki, bunları burada tek tek saymak dahi mümkün değildir. Yine bu konuda yazılmış olan makâlelerin de burada tek tek zikredilemeyecek kadar çok olduğunu ilave etmek gerekir.

*******************devam edecek**************************

4.Bu konuyla ilgili olarak bkz: Halid Zaferullah Dâvudî, Pakistan ve Hindistan’da Şah Veliyyullah ed-Dehlevî’de n Günümüze Kadar Hadis Çalışmaları (İst.1995); G.H.A. Juynboll, The Authenticity of the Tradition Literature-Discussions in Modern Egypt, Leiden, 1969; Mazharuddin Sıddıkî, İslam Dünyasında Modernist Düşünce (İst., 1990)., s.85-92 vd., Bu konuda bir de doktora tezi yapılmıştır: İbrahim Hatiboğlu, İslam’da Yenilenme Düşüncesi Açısından Modernistlerin Sünnet Anlayışı (M.Ü.İ.F., İst; 1996,). Konuyla ilgili zengin bir malzeme ihtivâ etmesine rağmen, işlenişi açısından tezin baştan ele alınması gerekmektedir. Zira tez baştan ön yargı olarak işlenmiş, nadir de olsa kaynaklardaki bilgilerin tahrif edilip saptırıldığı dahi olmuştur. Meslektaşımız İbrahim Hatiboğlu’na tezin yeniden yazılması için eleştirilerimizi ve düşüncelerimizi iletmiş bulunuyoruz. Sanırız bize düşen de budur. Ancak insan ister istemez jüri üyelerinin bu tezi nasıl kabul edebildiklerini, üstelik TDV. İslam Araştırmaları ödülünün de bu teze nasıl lâyık görüldüğünü kendi kendine sormadan edememektedir. Bize göre bunun sebebi “tenkit ve araştırma” zihniyetinin ilmi müesseselerde bile kurumuş olmasından başka bir şey değildir.
 
5. Bu müelliflerin konuyla ilgili makale ve kitapları ile  fikirlerinin ele alındığı pek çok çalışma bulunmakla beraber, biz burada bunlardan sadece bir önceki dipnotta zikredilen eserlere tekrar atıfta bulunmakla yetiniyoruz. Bunların dışında genelde Hadis literatürü, özelde Sahih-i Buhari ile ilgili problemlere işaret eden, Fuad Sezgin’in Buhari’nin Kaynakları Hakkında Araştırmalar (Kitabiyat Yay. , Ank. 2001²)  adlı eseri gibi, tam anlamıyla akademik çalışmalar da yapılmıştır. Ne var ki, bu çalışmadan oryantalistlerin nisbeten haberdar olduğu söylenebilirse de, İslam dünyasının, hele bu çalışmanın yapıldığı ülkemizin ilahiyatçılarının bu eserden ya haberi yoktur, ya da bu çalışmanın değeri gereği gibi takdir edilememiştir.

Logged

Selam Hidayete Tabi Olanlara

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.153 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu