Olay film Büşra vizyonda!!

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > GÜNDEMDEKİLER > Haberler > Ülkemizden > Olay film Büşra vizyonda!!
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: Olay film Büşra vizyonda!!  (Okunma Sayısı 409 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
19 Mart 2010, 04:34:00 ÖS 16
Üye Bilgileri
vesâir
Süper Aktif Üye
****

Mesaj Sayısı: 613
Nerden:
I'm muslim don't panic


WWW Offline
« :»

Olay film Büşra vizyonda  Paylaş

 
Bugün yeni bir film vizyona girdi. İsmi “Büşra.” Türbanlı bir kız ile liberal bir gazetecinin aşkını anlatan hikaye vizyona girmeden tartışmaları başlamıştı. Alper Çağlar’ın yönetmenliğini yaptığı film Türkiye’nin aslında bir çok yerinde yaşanan çelişkinin hikayesi dersek yanlış olmaz sanırım.

Filmin ön gösterimine gitmeden önce kafamda bir sürü önyargı vardı ve çıktıktan sonra ise Can Yücel’in meşhur şiirinin dizelerini getirdi aklıma;

"En uzak mesafe ne Afrika'dır

Ne Çin, ne Hindistan

Ne seyyareler

Ne de yıldızlar geceleri ışıldayan...

En uzak mesafe

İki kafa arasındaki mesafedir

Birbirini anlamayan..."


Filmde seçilmiş karakterlerin sosyal konumlarındaki farklılık bir yana aslında bunu anlatıyordu en çok. Vizyona daha girmeden büyük tartışmalar yaratan Büşra’nın başrol oyuncularıyla filmi, türban meselesini, filmle ilgili ilginç tepkileri konuştuk.


Bahadır Boysal’ın karikatürlerinden sinemaya uyarlanan ve senaryolaştırılan Büşra’nın başrol oyuncusu Tayanç Ayaydın filme en son dahil olan isim. Mine Kılıç’ın keşfedilişi ise tamamen Yeşilçam’ın efsane keşfediliş hikayelerindeki gibi. Büşra’yı Yaman karakterindeki Tayanç Ayaydın ve Büşra rolündeki Mine Kılıç ile konuştuk.


Rolü almanız oldukça ilginç bir süreç sanırım? Bu süreçten biraz bahseder misiniz?


Buse ÖZEL'İN röportajı

 
Mine K: Yapımcımız Alper Bey beni arkadaş ortamında eğlenirken fiziksel özelliklerimden dolayı Büşra’ya benzetiyor ve bana gelip “işle ilgili bir durum var, görüşsek” diyor.

 

Tayanç A:  Hollywoodvari olmuş seninki.


M: Evet, ilk onun dikkatini çekiyorum. Sonra bana deneme çekimi için teklifte bulunuyor. Oyuncu olduğumu öğrenince de kahkahalar atılıyor.

 Senaryo elinize geçtiğinde ikinizde de endişeler oldu mu? Film muhafazakar kesimden bir öykü anlatıyor ve belli bir tarafı öven bir film olduğunu düşündünüz mü?


T: Ben Bahadır'ın Büşra ile ilgili kafasındakileri bildiğim için senaryoyu önyargılı almadım. Cumhuriyetçi yazarla türbanlı kızın aşkı da aslında sadece simge olarak seçildi. Sorbonne'da okumaya gidecek bir kız ile inşaat işçisi bir çocuğun aşkı da olabilirdi.


M: Ben projeye dahil olduğumda daha senaryo yoktu. Karikatürden uzun metraja çevrileceği için de çok mizah dolu bir şey bekliyordum sonra senaryo yazıldığı dönemde birazcık daha derinleşti olay. O zaman düşündüm. Biz bunu yaparsak nasıl olur, ne kadar etkilenirim olaydan. Fakat senaryo bittikten sonra ben de rahatladım çünkü kimseye dokunan bir şey yok gerçekten de filmde.

 Film için Yaman karakterine hazırlanırken gözlemlediğiniz bir gazeteci var mıydı?


T: Birazcık sert gözüken tavırlarından örnek aldığım birisi var ama ismini söylemeyeceğim.

 “UYUŞTURUCU BAĞIMLISI YA DA TÜRBANLI BİRİYLE OLABİLİRİM”


Filmde bir aşk hikayesi var ve birbirinden çok farklı iki insanın hikayesi. Siz gerçek hayatınızda böyle bir ilişkiye nasıl yaklaşırdınız?

 T: Aşklar ve ilişkiler aslında ihtiyaçlara göre belirlenen şeyler. Eğer benim boş olan bir yerimi, bir ihtiyacımı dolduruyorsa ve o bütünlükten keyif alıyorsam ister başörtülü olsun, ister çok progresif birisi olsun, ister toplum tarafından çok reddedilen bir özelliği olsun, ister uyuşturucu bağımlısı olsun o birlikteliği kimse durduramaz.


M: Biriyle bir şeyi yaşama isteği içinde doğuyorsa kabullenmişlikle gelen bir süreçtir. Madem öyle kabullendiğin insanla neden birlikte olmayasın. O yüzden aşk her şeyin üstesinden gelir gibi klişe sözler var.

 T:  Şöyle bir gerçek de var; bu imkansıza yakın bir şey çünkü bazı egemen güçler bazı yapılar sosyal ortamımızı birbirinden ayırıyor. Dolayısıyla karşılaşmak çok da kolay bir şey değil. Filmde de çok tesadüfi bir şekilde karşılaşıyorlar.


Zaten toplumsal olarak ayrılıyoruz, siz şurada durun siz de şurada durun gibi bir durum var. Herkes kendi gettosunda yalnız bırakılmak için zorlanıyor. Çünkü benzer fikirler bir şey üretemiyor ancak karşıt fikirler bir şeyler üretebilir. En tehlikelisi de bu.

 
"ANNEMLE SARILIP AĞLADIK"

 Türbanlı bir genç kızı oynayacak olmana  ailenin tepkisi ne olmuştu?

 
M: Ailemin görüşleri genelde benimkiler, çok domine etmezler. Tabii ki de türbanı duyduklarında  biraz endişelendiler ama ekip beni ikna etti ben de onları. Filmi de annemle birlikte izledikten sonra sarıldık birbirimize ağladık.

 

Film çok yeni ama muhafazakar kesimden ilk gelen tepkiler nasıl?

 

M: Büşra'lar var anti Büşra'lar var. Şu an sadece fragmanlardan, teaserlardan fikir yürütebiliyorlar. Ama şöyle bir şey de var onları anlatan bir film ilk defa yapılıyor ve ilgilerini çekmesi çok doğal ama  bu sadece onlara özel bir film yaptığımızın göstergesi değil.

 
T: İki tarafla da ilgili iltihaplanmış şeyler gösteriliyor. İki kahramanında aslında filmde durduğu yerler çok net ve belli. Biz cumhuriyetçi tarafı çok üst düzeyde bir yerde geziniyor gösterip ama onlarda şöyle böyle demiyoruz. Filmde denge olduğunu düşünüyorum. Şu çok gerçek tabii kimse üniversitelere başörtüyle girilmesin denildi başörtü bir simge oldu ama başörtü takıp olabildiğince dar pantolonlar giyip sonrada saçın görünse ne yazar yani.  Sen bu kadar akıllı mantıklı fikirler söylüyorsun, Atatürk diyorsun ama hayatına sokmuyorsan ne yazar yani. Sen inançlarını, inandığın şeyleri hayat biçimi haline dönüştürmezsen ne yazar. Sadece sonrasında kendini kandırdığını görürsün.

 
Filmde ön plana çıkan şey sizce aşk hikayesi mi yoksa sosyolojik boyutu da ön plana çıkıyor mu?

 
T: Yalnızlık.

M: Yalnızlığın komplikasyonları.

T: Türbanlı kız ve Cumhuriyetçi gazeteci birer simge. Türkiye'nin sosyo politik hayatına baktığımızda bu simgelerin böyle seçilmesi hem seyirciyi empati kurulması açısından biraz daha rahatlatıyor hem de biraz daha gündemden faydalanıyor. Dolayısıyla seyirci biraz daha meraklanıyor. Burada çok daha insani bir anlatım biçiminden bahsediyoruz. Dolayısıyla simgelere çok fazla takılmaması gerektiğini düşünüyoruz. Bir de propaganda yapmadık, sanat eseri ortaya koyduk.
 

M: Ama zaman olarak endişe duyduğumuz oldu.  Bir iki yıl önce tartışmalar daha yoğunken yayınlanmış olsaydı farklı olabilirdi.


T: Tabii galeyana gelmiş halde bir olaya bakış açınla dingin haldeykenki bakış açın farklı. Sinemanın söylem gücü tabii ki var ama biz bunu bir propaganda aracı olarak kullanmadık.

TÜRBANLA YABANCILIK HİSSETTİM

Peki türban takmak sana ne hissettirdi? Herhangi bir rahatsızlık verdi mi?


M: Ben oldu denilince gidip türban aldım kendime hemen. Eve gidip aynanın karşısında taktığımda hayatta oynamam dedim. Hiç yakıştıramadım ve yabancılık durumu hissettim. Nasıl altından kalkacağım diye düşündüm, ifadem değişti. Ama bir hafta sürdü sonra alıştım hatta o kadar fazla alışıldı ki insanlar şimdi ne kadar yakışıyor sana türban. Takmalısın bence diyor.

 

Gelecek projelerinizden bahsedelim…

 M: Oyunculukla ilgili çok saplantıları olan biri değilim ben o yüzden seçmek istiyorum. Birazcık bekleyip öyle yola çıkmak istiyorum.


T: Konuşulan çok şey varda Türkiye'de ne kadar gerçekleşir bilmiyorum ama fikir üretiyor olmak güzel.

Logged

"HAK İLE MEŞGUL OLMAZSAN ,BATIL SENİ İŞGAL EDER"
24 Mart 2010, 12:06:51 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
Leyl
Daimi Üye
**
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 79
Nerden:

WWW Offline
« Yanıtla #1 :»

Bizler, bu tip filimlerin de,hikayelerin de, değişik versiyonları zaman zaman gördük.Türbanlı kız sabit,esas adam değişik ideolojilere sahip.80'li 90'lı yılların Mehmet Efe'sinin Mızraksız ilmihali'nden tutunda ,2-3 sene öncesinin siyah beyaz çizgi filmi Persepolisteki zorla başı örtülen küçük kızın Fransız anlatımıyla batı-doğu arasında sıkışmasına ve hatta bir dönem dönüp dönüp seyrettirilen Danimarkalı Gelinine kadar.Kiminde aşk hikayesi,kiminde ise seküler adıyla türbanın getirileri sayesinde lafta yaşanan zorluklar.

Cin Ali'nin maceraları kıvamında Türban güncesi yazmaya ara verilmesini beklemek ,hayattan çok şey beklemek gibi birşey sanırım.Üstü muhafazakar demokrat,altı ise bas bas liberalim diye bağıran kızlardan çok daha önemli sorunları vardı dün bu uğurda mücadele edenlerin ve  bugün yine tek derdi sadece inandığı gibi yaşamak  ve Allah(c.c)'nun rızasını kazanmak için başörtüsü takanların.Alın size en tazesinden güne dair bir haber :

Türkiye'de inancı gereği taktıkları başörtüsünden dolayı birçok kadın zenci muamelesine tabi tutuluyor. Örtülü hanımlar hakaretlere ve aşağılanmalara maruz kalıyor. Yaşanan bu tür olayların son örneği ise İstanbul Üniversitesi (İÜ) Cerrahpaşa Hastanesi'nde meydana geldi. İÜ Türk Dili ve Edebiyat Bölümü Araştırma Görevlisi Yusuf Akçay'ın 6 aylık bebeği Hakan Yavuz Akçay, rahatsızlanarak havale geçirdi. Hakan bebeğin havale geçirmesi üzerine anne Sevda Akçay (24) bebeğini Cerrahpaşa Hastanesi Çocuk Acil bölümüne götürdü. Anne Akçay, hastanede Prof. Dr. Halit Çam tarafından olmadık hakaretlere maruz kaldı.

ANNEYE HAKARET GİBİ SÖZLER

Anne Sevda Akçay konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, çocuğu hastanede yatarken, çocuk acil bölümünden sorumlu olan Prof. Dr. Halit Çam'ın, teftiş sırasında oğlu Akçay'ı kontrol ettiğini söyledi. Kontrol sırasında doktorun kendisine, "çocuğun nesi var?" diye sorduğunu ifade eden Akçay, doktora çocuğunda kalsiyum eksikliği olduğunu söylediğini kaydetti.

Akçay, Doktor Çam'ın bu cevap karşısında, kalsiyum eksikliğinin çocukta olmasına rağmen kendisine dönerek; "baksana şu kıyafetine tabii ki kalsiyum eksikliği olur. Bu kıyafetin neresinden güneş girecek. Sen hiç mayonu giyip deniz kenarında güneşlenmedin mi?" şeklinde garip bir cevap verdiğini belirtti. Doktorun kendisine hangi ilçede oturduğunu sorduğunu da söyleyen anne Akçay, Ümraniye'de oturduğunu söylediğini ifade etti.

Bu cevap karşısında Doktor Çam'ın daha da ileri gittiğini kaydeden Akçay, kendisine, "Tamam işte kendine benzeyenlerle beraber oturuyorsun" şeklinde konuştuğunu söyledi.

Çocuğunun hastalığı ile mi yoksa karşısındaki garip tavırlar içerisindeki doktorla mı uğraşacağına şaşırdığını kaydeden Sevda Akçay, doktora, "Siz bana hakaret etmeye mi geldiniz, çocuğumuzla ilgilenmeye mi geldiniz?" şeklinde soru sorduğuna dikkat çekti. Akçay, doktorun bu soru karşısında sırıtıp uzaklaştığını belirtti.

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Türk Dili ve Edebiyat Bölümü Araştırma Görevlisi Yusuf Akçay ise, doktorun eşi Sevda Akçay'a bu şekilde davranmasını hekim ahlakına yakıştıramadığını söyledi.

Prof. Çam, çam üstüne çam devirdi

Konuyla ilgili kendisine ulaştığımız Doktor Halit Çam, yaptığı açıklamada, Sevda Akçay ile arasında tartışma yaşandığını doğruladı. Olay günü tıp öğrencileri ile beraber hastalara vizite yaptıklarını kaydeden Doktor Çam, annenin tesettürlü olduğu ve çocuğunda da kalsiyum eksikliği olduğunu duyunca öğrencilere dönerek; "Muhafazakar yapıda insanlar kapalı giyindiği için bunların güneşe maruz kalma şansları az. Dolayısıyla bu kişilerin çocuklarında kalsiyum eksikliği rastlanabiliyor. Bu kişiler farklı görüşlerdeki kişiler gibi mayo giymediği için güneşte kalma ihtimalleri de az" diyerek konuyu anlattığını belirtti. Doktor Halit Çam, anne Sevda Akçay'a dönerek de; "Sizler muhafazakâr olarak farklı görüşte olan insanlar gibi mayo giymediğinizden dolayı güneşe maruz kalamıyorsunuz… Mayo giyenlerde ise kalsiyum eksikliği olmaz" dediğini iddia etti. Doktor Çam, anne Akçay'ın cahil olduğunu ve aydınlatmak için bunları kendisine söylediğini öne sürdü.

HÜSEYİN KULAOĞLU / VAKİT

 


Şimdi sormazlarmı adama :Büşra kimdir ,derdi nedir ,neyin mücadelesini vermiştir,kimi ve neyi temsil etmektedir ve de yukarıdaki gibi bir durumda ne yapacaktır ,yanısıra da tekmesi kime gelecektir?

Kalın selametle.


« Son Düzenleme: 24 Mart 2010, 12:35:50 ÖÖ 00 Gönderen: Leyl » Logged
25 Mart 2010, 10:11:16 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
müslümanlardan
Süper Aktif Üye
****
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 900
Nerden:

Offline
« Yanıtla #2 :»

YAZIYI OKUDUKTAN SONRA ,AZ ÖNCE FİLMİN FRAGMANLARINA BAKTIMDA büşrada,İSLAMİ

BİR ÖRTÜ GÖREMEDİM AMA ADİL OLMAK GEREK, BÜŞRA BU ÖRTÜSÜYLE TIPKI BİR KILEOPATRAYA BENZEMİŞ.

VE HEP DEMİŞİMDİR,SAKALLI ÇOK FİRAVUN,ÖRTÜLÜLÜ ÇOK AMA ÇOK KILEOPATRA VAR MEYDANLARDA,

Her neyse aslında konu bu olsada,yinede BİLİNÇSİZ KURANDAN UZAK müslümanlar üzerinde iyi bir senaryo oynanıyor.Oyunun ismi ise ILIMLI İSLAM bunu yutturacaklar ama nasıl olacak oyununuda ilk başta TELEVİZYON[FİTNE VİZYONLARINDA] AŞILIYORLAR ESKİSİ GİBİ,

Reklamın yisi kötüsü olmadığını düşünenler,nasıl olsa biz serpelim bu fitne tohumunu yeşerir birgün deyip bilinçsiz MÜSLÜMANLARIN GÖZÜNÜN ÖNÜNDEDE ALLAHIN ADIYLA DİYE BAŞLAYIP SERPTİRİYORLARKİ,kendilerine inanmayan bilinçsiz müslümanlar ALLAHINadına inanırlar,ama ALLAH NE DİYOR,

uyanık olun veSAKIN ŞEYTEN [VE DOSTLARI] SİZİ BENİM RAHMETİMLE[ADIMLA] KANDIRMASIN,

UYANIN MÜSLÜMANLAR UYANIN YETER ARTIK BU SAHTE KONULARA NALZEME OLDUK VE HALEN AKLETMİYORUZ NEDİYEYİM YAZIKKK....

Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.05 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu