Almanya'da Ailelerinden Koparılan Müslüman Çocuklar!!!

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > GÜNDEMDEKİLER > Haberler > Dünyadan > Almanya'da Ailelerinden Koparılan Müslüman Çocuklar!!!
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: Almanya'da Ailelerinden Koparılan Müslüman Çocuklar!!!  (Okunma Sayısı 1018 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
31 Aralık 2009, 03:24:03 ÖS 15
Üye Bilgileri
gurbetci
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 81
Nerden: Almanya

Offline
« :»

‘Abisi okuldan kaçıyor, o da kaçabilir’ gerekçesiyle 9 yaşında ailesinden alınan Cennet Erdost’un Jugendamt hikayesi tam bir dram, acı ve  skandallar silsilesi gibi. Jugendamt’da kaldığı yerden kaçarak ailesine sığınan ve geçen hafta başında  ailesiyle birlikte Zaman’a konuşan Cennet Erdost şimdi yine polis zoruyla ailesinden alınmış bulunuyor. Anne Destegül Erdost “kızım tekrar evine kaçmasın diye Kuzey Almanya’da bir yere gönderildi” diyor.

Almanya’da Jugendamt (Gençlik Dairesi) skandallarının ardı arkası kesilmiyor. Almanya’nın Aachen kenti Jugendamt’ı, okuldan kaçtığı gerekçesine dayanarak Erdost ailesinin kızı Cennet Erdost’a beş yıl önce el koydu. Daha iyi bakma ve koruma iddiasıyla el konulan Cennet Erdost gazetemiz Zaman’a zorla mağdur edildiğini, Jugendamt’ın gönderdiği okuldaki bir öğretmeninin kendisini defalarca söz ve elle taciz etmeye çalıştığını, ancak derdini kimseye anlatamadığını da söyledi.

Jugendamt yurdunda başta uyuşturucu kullanan gençler olmak üzere her türlü kötü örneğin bulunduğunu, eğitmenler tarafından bazı çocuklara şiddet uygulanmasına şahit olduğunu ve çok korktuğunu bildiren Cennet Erdost, “Sözde bize daha iyi bakacaklarını iddia ediyorlardı ama, orada M. isimli bir bakıcı kadın boğazımı sıkmış, beni dövmüştü mesela. Çocukları soğuk suyun altı koyduklarını gördüğümde çok korkmuştum. Orada yaşananları görmemek için kız arkadaşımla birlikte Leverkusen, Duisburg gibi uzak kentlere kaçıyor, günlerce sokaklarda yatıyorduk. Ben annemin, ailemin yanında kalmak istiyorum. Onların hiç bir kötülüğünü görmedim. Annemi çok seviyor, onunla kalmak istiyorum” diyor.

Jugendamt’ın sözde çok iyi koruduğu Cennet Erdost, geçen hafta başı aile ile yaptığımız görüşmede bir kez daha kaldığı yerden kaçıp, artık velayet hakkı bile elinden alınmış olan ailesinin yanına sığınmış bulunuyordu. Kızı koruması gereken kurumun günlerdir kayıp görünen Cennet’i arayıp sormadığına da dikkat çeken Destegül Erdost çocuğuma zorla el koyan kurumun işini ne kadar iyi yaptığının bir gösterdgesi de bu diyordu.

Dokuz yaşındayken el konan ve şimdi 13 yaşında olan Cennet Erdost, annesi Destegül Erdost ve 17 yaşındaki ağabey Deniz Erdost’la Aachen’daki evlerinde görüştük.   

Erdost ailesi ve açılan davalarda uzman olarak dinlenen tanıklarının anlattıklarına göre Jugendamt tarafından Erdost ailesine reva görülen şeylerde skandal içinde skandal var. Erdost ailesinin aile felaketi beş yıl önce başlamış. Bir inatlaşma uğruna Jugendamt’ın Erdost ailesine reva gördüklerine davanın hakimi bile dayanamayıp davayı bırakmış.

Olayı ayrıntılarıyla gazetemize anlatan çileli anne Destegül Erdost, “Oğlum Deniz o dönem okuldan kaçıyordu. Ben de Jugendamt’tan bu konuda yardım istedim. Fakat Jugendamt Deniz konusunda yardım etmek yerine bir hafta sonra, o zaman dokuz yaşında olan kızıma el koydu. Dünyam başıma yıkıldı. Ondan sonra çekmediğimiz kalmadı. Taciz edilmeye çalışılınca kızımın psikolojisi iyice bozuldu. Adını bile değiştirip Dilara E. Nalbant yapmışlar. Telefonla görüşürken bile Türkçe konuşmayacaksın dediler. Sonra Jugendamt’ın yurtlarından kaçıyor dışarıda geceliyorlardı. İşte böyle sahip çıkıyorlar, ya başlarına bir şey gelseydi?” diyor.

O dönem sosyal pedagog olarak Jugendamt’a çalışan ve adının yazılmasını istemeyen olayın tanığı Türk uzman ise, “Erdost ailesinin kızına, annenin çocuklarını eğitme konusunda yetersiz olduğu iddia edilerek el konuldu. Mahkeme beni de tanık olarak çağırdı. Ben orda da söylediğim gibi eğer Cennet Erdost’a el konacaksa Türk çocuklarının yüzde 90’ına el konulması lazım. Çünkü anne Destegül Erdost’un hiç bir psikolojik veya fizyolojik problemi yok. Sadece eğitimli bir insan değil’ dedim.

Mahkeme hakimi de Jugendamt’ı değil Erdost ailesini haklı görüyordu. Jugendamt’la çalıştığım için biliyorum; Destegül hanımda somut bir problem bulamadıkları için konuya “Erdost problemi” ismini veriyorlardı. Sırf aile ile inatlaşmadan dolayı Cennet’in velayetini almak için her yolu denediler. Biliyorsunuz Jugendamt gibi kurumların eli-kolu uzundur. Destegül hanımı Köln’de Türk bir kadın psikoloğa gönderip ondan istedikleri gibi bir bilir kişi raporu aldılar. Raporda Destegül hanımın çocuklarını eğitmeye ehil, yetenekli olmadığı belirtiliyordu. Buna gösterilen gerekçeler ise çok komikti. Bunlardan biri Destegül hanımın dini inancından dolayı Cennet'i erkek çocuklar da görüyor diye yüzme dersine göndermek istememesiydi mesela.

Bir diğeri ise Deniz’in odasında hem Kuran var hem de Michael Jackson’un posterinin bulunmasıydı. ‘Bu çok büyük bir çelişki’ gibi sudan bahanelerdi. Davanın hakimi aileyi haklı gördüğü halde Jugendamt’ın bilirkişi raporuyla gelmesi üzerine ‘Bundan sonra elimden bir şey gelmez’ dedi ve davayı bıraktı. Daha sonra davayı devralan hakim velayet hakkını anneden alarak Jugendamt’a verdi. Oysa Destegül hanım eğitim konusunda yetersiz idi ise ona bir pedagogla eğitim desteği verilebilirdi. Bir çocuğun alınabilmesi için bir tehlike olması lazım. Hiç bir hayati tehlike yoktu. Benim başından beri önerim; Destegül hanıma bir pedagogla destek verilmesiydi. İlk hakim de bu fikirdeydi. Destegül hanım hasta değil, psikozları yok, sadece eğitimsiz. Jugendamt Destegül hanımla çok inatlaştı, bir düşmanlık vardı. İş, ya biz, ya Destegül hanım’a dönüşmüştü. Hatta Jugendamt’ın aleyhinde beyanda bulunduğum için benim de çıkışımı verdiler. Şimdi bir kasabadaki Jugendamt’la çalışıyorum” dedi.

Sosyal pedagog, Destegül hanıma başka bir raporun verilip yeni bir velayet davası açılmasının mümkün olduğunu söyleyerek, “Bakın kızcağız sürekli annesinin yanına kaçıyor. Çok kötü bir anne olsa kızcağız annesinin yanına kaçmaz. Jugendamt Destegül hanıma o kadar kafayı takmıştı ki; bu tür olaylarda veli için psikoz falan gibi durumunu anlatan bir terim kullanılır. Destegül hanımda böyle bir şey olmadığı için bir isim, bir kategori bulamıyorlardı ve ‘Erdost problemi’ diyorlardı artık. Tamamen rekabet ve inatlaşmadan kaynaklanıyordu. Çocuğun alınabilmesi için çocuğa ya bedensel, ya düşünsel veya ruhsal işkence yapması gerekiyor. Böyle bir şey yok. Dolayısıyla ben yapılanı haksız bulunuyorum. Biz Jugendamt’a çalışanlar yasa gereği yaptığımız iş hakkında sadece mahkemeye açıklama yapabiliyoruz. Bu nedenle ismimi yayınlamamanızı rica ediyorum” diyor.

Anne Destegül Erdost ise, kendisine bir pedagogla eğitim desteği teklifinin hiç yapılmadığını, direk olarak kızına el konduğunu aktararak, “Oğlum için yardım edeceklerine Cennet’i ikinci sorun yaptılar” diyor.

Kölnlü Türk avukat Dr. Figen Saltaş Özcan ise, “Başta oğlu okula gitmiyor, okuldan kaçıyormuş. Aynı problem Cennet’te de görülüyor diye çocuğa el konulmuş. Annenin eğitim yeteneği konusunda Köln’de verilen bilir kişi raporunda eğitim yeteneği olmadığı rapor edilmiş. Buna dayanılarak velayet hakkı alınmış. Jugendamt’ta cinsel olarak rahatsız edildiği için, şimdi gönderilmek istendiği Förderschule’de de aynı şey başıma gelir korkusuyla gitmiyormuş. Velayet hakkı 2006’da alınmış. En son mahkeme kararı ise bu yıl 26 Kasım’da verilmiş. Velayet hakkının alınması için yeni bilirkişi raporuyla yeni bir dava açılması lazım.” dedi.

Kendileriyle görüştüğümüzde hala annesinin yanında olan Cennet Erdost, geçen hafta Perşembe günü polis zoruyla yeniden evinden alındı. Anne Destegül Erdost alınma sırasında tartaklandıklarını, bunları cep telefonuna çektiklerini söyledi. Erdost, kızının şu an tekrar evine dönmesin diye daha uzak olan Kuzey Almanya’da bir yere gönderildiğinin söylendiğini aktardı. Sosyal yardımla geçinen ve bedava avukat hakkını kullanmış olan Erdost, yeniden dava açmak için avukat ve benzeri masrafları nasıl karşılayacağını bilmediğini aktararak destek beklediğini söyledi. [ZIVER ERMIŞ-KÖLN]

Kaynak: eurozaman
Logged
31 Aralık 2009, 03:25:30 ÖS 15
Üye Bilgileri
gurbetci
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 81
Nerden: Almanya

Offline
« Yanıtla #1 :»


Gençlik Daireleri ve kaybolan çocuklarımız
Av. Mesut Gülveren
(02.04.2008)

Değerli okuyucular, evet kaybolan çocuklarımız yazınca sanırım anladınız bu sayımızda hangi konuyu işleyeceğim. Sokakta oynarken kaçırılan çocuklardan bahsetmiyorum, göz göre göre elimizden alınan ve sonuçta türk toplumu ve aileler olan kaybettiğimiz çocuklardan bahsediyorum. Son 1-2 yılda fazlaca; Post gazetenizde de haberlerini okuyabildiğiniz üzere, hiç beklenmedik şekilde aniden çocukları elinden alınan gözü yaşlı anne babaları gördünüz. Bu haberleri okuyunca, tv lerde çocukları elinden alınan velileri görünce hangimizin yüreği parçalanmıyor ki. Ama malesef iş işten geçtikten sonra da kısa sürede sonuca götürecek pek birşeyler yapılamıyor.

Alman gençlik daireleri tarafından türk ailelerin çocukları son 1-2 yıldamı alınmaya başladı? Bence hayır. Daha önceki yıllarda da vardı bu olaylar ama toplum ve medya olarak pek önemsemiyorduk belki. Ama sayı olarak bakarsak gerçekten de son yıllarda bu olaylar çok fazla arttı. İnsan ister istemez düşünüyor ve kendi kendine soruyor, NEDEN diye ve son yıllarda dünya da görülen gelişmelerle bağlantı kurmaya çalışıyor. Ne kadar ispat edilemese de son yıllarda ki görülen yabancı (türk) düşmanlığının artması, müslümanlara karşı avrupalıların bakış açılarının negatif şekilde değışmesi ve diğer taraftan müslüman olan avrupalıların sayısının artması sanki bazı şeyleri insanın beyninde çağrıştırır gibi oluyor!!!
Alman gençlik daireleri tarafından ailelerinden kopartılan küçücük anakuzuları için benim neden kaybolan çocuklar dediğimi herhalde tahmin edebiliyorsunuz. Evet, bence gerçekten kayboluyorlar. Tabi, türk ailelerin elinden alınan çocuklar ilk etapta sokağa atılmıyor, genelde bu işi meslek haline getirmiş ve geçimini onunla sağlayan ALMAN ailelere veriliyorlar. Bu güne kadar bir türk çocuğunu bir TÜRK ailesine teslim edildiğini hiç duymadım!!! Bu çocuklarımız genelde öyle bir yaşta alınıyorki, birkaç ay veya 1-2 sene içinde anne babalarını unutuyorlar. Bu çocukların adından başka türklükle ve müslümanlıkla hiç bir bağlantıları kalmıyor ve tamamıyla bir alman ve hristiyan gibi yetiştiriliyor. Durum böyle olunca tabi benim gözümde bu çocukları kaybetmiş oluyoruz. Bu uzun yıllardır kanayan bir yaramız ama malesef ne türk toplumu olarak ne de veliler olarak bu konuda pek bir duyarlılık gösteremedik. Ciğeri yanan anne babalar hatalarını ne kadar anlasada zamanı geri çevirmek olmuyor ve bir iki gazete haberinden sonra da toplum olarak bu konu hemen gene unutulmya yüz tutuyor. Daha önce de yazdığım gibi alman hükümeti çocukları daha etkin korumak icin kolları sıvadı ve çok sayıda kontrol mekanizması öngörülüyor ve yakın zamanda bu düşünceleri yasa haline getirecekler. Örneğin bundan sonra yeni doğan bebekleri çocuk doktorunun öngördüğü aralarda kontrollere götürmeyen anne babaların hemen başı ağrıyacak çünkü bu durumlarda çocuk doktorları anne babanın ihmalkar olduğunu ve bebekleriyle ilgilenmediğini gençlik dairelerine bildirecek. Gençlik daireleri de bir aileyi hedef aldıktan sonra sorunlar ciddi olarak başlamış olacak zaten.
Hukuksal olarak tabiki mahkemelerin çocukları ailelerinden alıp bir başka aileye verilmesi kararına itiraz etme hakkı oluyor ama bu itirazlar malesef çok çok az sayıda ve çok çok uzun yıllar mücadele ettikten sonra başarıya götürüyor. Çünkü - şimdi bu işlere bakan alman hakimlerin tamamıyle tarafsız olduğunu düşünsek bile - gençlik dairelerinin hazırladıkları raporlara mahkemeler genelde sanki incil okur gibi güvenle ve inançla yaklaşmaktalar. Gençlik daireleri birde tabi hergün beraber çalıştıkları çocuk doktorları, çocuk psikologları ve psikiatristleri bilirkişi göstererek güya ne kadar doğru bir iş yaptıklarını kolaylıkla mahkemelere anlatabilmekteler. Kötü olan o ki, yıllarca dökülen gözyaşından ve hukuki mücadeleden sonra dava kazanılsa bile kaybolan çocukları tekrar kazanmak artık mümkün olmuyor.
Gerçek anlamda çocuklarıyla ilgilenmeyen ve gelişmesini ciddi bir şekilde tehlikeye sokan türk anne babalar yokmu? Tabiiki vardır ve bu durumlarda çocukları korumak açısından örneğin (geçici olarak) bu çocukları alıp güvenilir bir başka TÜRK ailesine vermek olur. Bunun içinde aile hayatı müsait olan türk aileler gençlik dairelerine başvurup onlarda bulunan aileler listesine alınmaları için mücadele etmeleri gerekiyor. Bizler bunu bile başarabilsek, ki en basit başarılacak olay bu, çok büyük bir gelişme sağlamış oluruz.
Diğer taraftan her türk ailesini çocuklarının bakımında ve eğitiminde bundan böyle çok daha fazla duyarlı ve dikkatli olmaya çağırıyorum ve rica ediyorum. Çünkü kaybettiğimiz her yavru BİZİM yavrumuz.

Mayıs ayında tekrar buluşmak üzere, Allah`a emanet olun.

Avukat Mesut Gülveren  Reutlingen Tel: 07121 - 491 084 
Logged
31 Aralık 2009, 03:33:33 ÖS 15
Üye Bilgileri
gurbetci
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 81
Nerden: Almanya

Offline
« Yanıtla #2 :»

Almanya’da Gençlik Daireleri tarafından el konulan göçmen aile çocuklarının sayısı artış gösterdi.
Federal Hükümet adına önergeyi cevaplayan Federal Aile Bakanlığı geçen yıl ülke genelinde 32 bin 300 çocuğa Jugendamt tarafından el konulduğu belirtildi. Gençlik Dairesi tarafından alınan bu çocukların ise yaklaşık beş bin 800’ünü göçmen kökenli çocuklar oluşturuyor. Federal Hükümet’ten yapılan açıklamada Alman vatandaşı olan göçmen çocuklarının kaydının ayrıca tutulmadığı belirtildi.
Jugendamt tarafından korumaya alınan göçmen çocuklarının oranı eyaletlere göre değişiklik gösteriyor. Saksonya eyaletinde ise bu oran yüzde 9, Bavyera’da yüzde 23, Baden- Würtemmberg’de yüzde 24, Hessen’de yüzde 31, Berlin’de yüzde 32 ve Hamburg’da yüzde 44 olarak açıklandı.
Bazı eyaletlerde alınan toplam çocuk oranı içinde göçmen çocukların büyük yer tutması dikkat çekiyor. Alman ailelere gösterdiği toleransı göçmen aileler göstermediği yönünde eleştirilen Jugendamt’lar, Türk ailelerce “Alman ailelerin çocukları ile yaşadıkları sorunları psikolog ve uzmanlarla çocuğa el koymadan çözme yoluna giderken, göçmen ailelerin çocuklarını ise en küçük problemde alma yoluna gidiyor.” tepkisi gösteriliyor.
FDP’nin, Gençlik Daireleri’nin kimlerin bildirmesi ile çocuklara el koyduğu sorusu üzerine ise hükümet verdiği cevapta, el konulan 32 bin 300 çocuktan yüzde 9’nun kendi isteği ile Gençlik Daireleri’ne başvurmalarına karşılık yaklaşık 14 bin çocuğa ise yüzde 15 ailelerinin isteği, yüzde 45’ine sosyal kurumlar, yüzde 17’sine polis ve zabıtanın uyarısı üzerine el konulduğu ifade edildi.
Çocuklara hangi nedenlerden dolayı el konulduğu konusunda ki bir soruya da Federal Hükümet, yüzde 22 aile içi sorun, yüzde 13 çocuğu ihlal etmek, yüzde 10 çocuğa kötü muamele, yüzde 7 çocuğun uyum sorunu, yüzde 6 gencin cezai bir suç işlemesi, yüzde 5 çocuğun okul ve eğitim problemi ve yüzde 29’da diğer nedenler olduğunu açıkladı.
İsmail Çevik
Logged
01 Ocak 2010, 10:18:12 ÖS 22
Üye Bilgileri
gurbetci
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 81
Nerden: Almanya

Offline
« Yanıtla #3 :»

Haksız yere alınan bu çocuklar sadece bir iki örnek vermeye çalıştım...sadece 2008 yılı resmi rakamları günde ortalama 77 çocuk alındığını gösteriyor.(tabi tamamı müslüman değil)Lütfen hem bu durumda olan aileler hemde bizim için Allah rızası için  dua edin.Sırf bu yüzden dönüş planlarımızı yaptık.
Logged
01 Ocak 2010, 10:40:24 ÖS 22
Üye Bilgileri
Elemîn
Daimi Üye
**
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 114
Nerden:

Offline
« Yanıtla #4 :»

Es Selamu Aleyküm

Gurbetçi kardeş olayın vehameti gerçekten ürkütücü ! Rakamlar çok ciddi . Çok özür fakat olaya şu an konsantre oldum ve çok üzüldüm. Şahsen benim çocuğumun elimden alınmasına - büyük konuşmamayım ama - asla tahammül edemem. Sizce bu çocuklara el konulması - ki  hangi normlarda bir hukuki prosedür uygulanıyor halen anlamış değilim -bilinçli / detaylı bir planın veya amacın sonucu mu gerçekleştiriliyor yoksa bu çocukların alınması haklı nedenlere mi dayanıyor ? Yani ortada almanlaştırma , asimile etme vs gibi kötü bir niyet var mı ?

Duaya gelince emin olun dualarımız müşterek , ben şahsen sizin ve aileniz için inşaAllah dua edeceğim.

Allah (cc)'na emanet olunuz. Allah (cc) sizi , ailenizi , tüm yakın ve sevdiklerinizi her türlü kazadan , belâdan , görünür görünmez tehlikelerden , afâtlardan muhafaza eylesin. Cin ve insan şeytanlarının şerlerinden korusun. Daima huzurda ve huzurlu kılsın.Hep iyilerle karşılaştırsın , Rabbim sizlere dünya ve ahiret saadeti versin.Amiin.




Logged
01 Ocak 2010, 11:38:17 ÖS 23
Üye Bilgileri
gurbetci
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 81
Nerden: Almanya

Offline
« Yanıtla #5 :»

Almanya’da Jugendamt ile sadece göçmen aileler sorun yaşamıyor. Birçok Alman aile de çocuklarının haksız yere ellerinden alındığı gerekçesi ile mahkemeye gidiyor.Gençlik Kurumları’nın uygulamalarının Avrupa hukuk standartlarına uygun olmadığını söyleyen Dr. Karin Jackel, “Jugendamt’ların bağımsız olması temel problemlerden birisi. Diğer bir problem ise el konulan her beş çocuktan birisine mahkeme sürecinin yapılmaması” diyor. Çocuk kitapları ve Jugendamt üzerine araştırmaları ile ünlü yazar Dr. Jackel, kurum çalışanlarının yeterince kontrol edilmemesinin haksız uygulamalara sebep olduğunu belirtiyor. Lübnanlı bir annenin Jugendamt’a karşı verdiği mücadeleyi “Oğlum olmadan hayır!- Nicht Ohne mein Sohn” ismi ile kitaplaştıran Dr. Jackel, “Jugendamt binlerce annenin göz yaşına sebep oluyor.” diyor. Dr. Jackel ile Jugendamt’ın temel sorunlarını anlattı. 

Gençlik dairelerinin bağımsız hareket etmesi temel sorunlardan

Almanya’da çocukların refahını koruma adına Jugendamt’ların bağımsız hareket etmelerini bir sorun olarak görüyorum. İdari denetim mekanizması olmadığı için genelde çalışanları kendi düşüncelerine göre ve ön yargıları ile karar verebiliyorlar. Yasalara göre yerel kurumlar bağımsız olduğu için çalışmalarını denetleyecek bağımsız bir idari yapı maalesef yok.

Siyasiler çocukların Jugendamt müdahaleleri ile daha iyi korunacağını düşünüyor

Ben siyasilerce de Jugendamt kurumları tarafından ailelere müdahale edilmesinin istendiğini söyleyebilirim, böylece çocuğu daha iyi koruyacaklarını düşünüyorlar. Siyasi irade çocuklara profesyonel bakım vermek istiyor. Devlet çocukların anne ve babalarına ihtiyaç olmadan da profesyonel şekilde yetişebileceklerini göstermek istiyor. Bunun ben bayanların daha fazla meslek hayatına yönelmelerine sebep olduğunu düşünüyorum. Burada değişik hedefler bir arada toplanıyor.

Jugendamt yurtları olması gerekenden daha özgür

Çocukların Jugendamt kontrolünde kötü alışkanlık edinmeleri bir fenomen. Çocuk bir anda farklı yabancı bir bakıma maruz kalıyor. Bir de 14 yaşından sonra çocuğun alkol almasını, cinsel birlikteliklerini normal karşılıyorlar. Jugendamt yurtlarında ailelerinden olduğundan daha fazla özgürlük (!) ortamına kavuşuyorlar. Çocuk bunu sınırlayamıyor ve birçok kötü alışkanlık edinebiliyor.

Kurum çalışanlarında “çocuğa en iyi bakımı biz veririz.” düşüncesi var 

Öncelikle bu kurumlarda çalışanların kalifikasyonlarının bu alanda çalışmak için yeterli olmadığını söyleyebiliriz. Bu önyargıların oluşmasına ve çalışanların kafasında “Alman ulusal düşüncesine fikslenme ve çocuğa en iyi bakımı biz veririz” düşüncesini meydana getiriyor. Jugendamt çalışanı, bazen bir çocuğun annesi ile İtalya’ya taşınmasını, çocuğun refahı için tehlike olduğuna karar verebiliyor. Bir çok anne yada babanın çocuğunu Almanya dışına çıkarma girişimleri nedeni ile tutuklama tehdidi ile karşı karşıya geldiğini biliyoruz. Çalışanların yaptıkları sadece ön yargıdan kaynaklanıyor. Uluslararası standartların Jugendamt çalışanlarına da öğretilmesi gerekiyor.

Medya ve siyasiler bu kurumun hatalarını eleştiremiyor

Ben şahsen birçok defa Alman medyasında bazı haksız uygulamalar için makale yazılması konusunda girişimlerde bulundum. Bir defasında Der Spiegel dergisinden bir muhabire bu konuda bir geniş bir çalışma yapılıp yapılmayacağını sormuştum. O muhabir de bana “Bizim de çocuğumuz var ve Jugendamt’ın bize sorun çıkarmasından korkuyoruz.” dedi. Bazıları bu kurumların işlerini çok iyi yaptığını söylüyor, “Çünkü çocuğuna bakamayan ve anlaşamayan anne baba sayısı her geçen gün artıyor.” şeklinde düşünüyorlar. Burada gerçekten Jugendamt’ları eleştirmekten korkuyorlar, çünkü arka planda kendilerine karşı nasıl bir tavır alınacağı bilinmiyor. Bu kurumları eleştirmek aynı zamanda siyasiler tarafından da istenmiyor. Siyasiler “Belli küçük hatalar olabilir ama bu kurumlar işini çok iyi yapıyorlar. Biz Jugendamt’lara daha fazla yetki vermeliyiz. Aileler çocuklarınla iyi ilgilenemiyorlar, eğitimlerine destek veremiyorlar. “diye düşünüyorlar.

Çocukların kaldığı yurtlarda yaşanan bazı skandallar çocuğa zarar vermesin diye kamuoyuna yansıtılmıyor. Bu doğru bir davranış olabilir ama bu Jugendamt’ın yaptığı hataların eleştirilememesi için kullanılmamalı. Medya, Jugendamt’ların hatalarını ve skandallarını çocuğu koruyarak verebilmeli.

Jugendamt uluslararası standartlara göre yeniden yapılandırılmalı

Öncelikle idari denetim mekanizması olmalı, bireysel kararlar kontrol edilebilmeli ve hata varsa telafi edilebilmeli. Jugendamt’lar yeniden uluslararası standartlara göre yapılandırılmalı. Çalışanların eğitimine önem verilmeli ve iyileştirilmeli. Ayrıca ailelerinden alınan çocukların verildiği bakıcı ailelerin hangi şartlara, hangi eğitime sahip olacaklarının da bir standardı yok. Genelde aileler “ben bakıcı aile olmak istiyorum.” deyip başvuruyorlar, belki aileye bir kaç soru soruluyor, o kadar. Münih’te bakıcı annenin çocuğu öldürmesi vakasını biliyoruz.

Alman veya göçmen fark etmeden çocuğa el koyuluyor

Ben 20 yaşından itibaren çocukların ailelerinden alınmaları ile ilgilenmeye başladım. Eğer Jugendamt çalışanı bir çocuğun ailesinden alınmasını istiyor ve önemli görüyorsa, Alman veya göçmen aile fark etmiyor. Jugendamt, “şu ya da bu olursa çocuğa el konur.” şeklinde bir prensipler yok. Kurum çalışan gerekli görüyorsa çocuk aileden koparılıyor.

Jugendamt aynı zamanda ekonomik bir sektör

Maalesef Jugendamt çocuğu ailesinden koparmasından sonra bir de aileden de bakım ücreti talep ediliyor. Jugendamt’ın çalışmaları aynı zamanda en basit çalışanından yurtlara, bakıcı ailelere kadar büyük bir ekonomik sektörü oluşturuyor.

Sorun yaşayan aileler uzun yıllar sürecek mücadeleye hazır olsunlar

Jugendamt için beni arayan onlarca aile var. Onlara mahkemeye gidip sonuna kadar çocukları için mücadele etmelerini tavsiye ediyorum. Bu uzun yıllar sürecek bir mücadele olabilir, hatta sonunda kayıp da edebilirler. Birçok aile hakimi “Aileler kendilerini Jugendamt’a karşı çaresiz hissetmesinler.” diyor ama kısmen öyle. Ben gönüllü olarak yıllardır Jugendamt’ın çalışmalarının denetim altına alınması için mücadele ediyorum. Bunun için yüzlerce aile ile birlikte Avrupa Birliği Başvuru Komisyonu’na dilekçe verdik. Başvuru Komisyonu, hazırladığı çalışma raporunda Jugendamt’lara acil şekilde denetim mekanizması getirilmesini istedi. AB Başvuru Komisyonu’nun raporu için Federal Aile Bakanlığı’na yazdığımda bakanlıktan “Almanya olarak bu raporu dikkate almak zorunda değiliz.” cevabı geldi. Böyle bir rapor olduğuna önce inanmadılar. Sonra ise “Bir kaç küçük hata var. Onları düzelttik. Yoksa Jugendamt çok iyi çalışıyor. Bu rapor AB Başvuru Komisyonu’nun şahsi girişimi” dediler. Çok ciddiye almadılar. Benim elimde bakanlığın verdiği cevaplar mevcut.

Jugendamt'ındiğer kurumlarla kutsal ittifakı var!

Gençlik Dairesi ile birçok kurumun kutsal bir ittifak içinde olduğunu düşünüyorum. Mahkemeler, polis, okul  v. s Jugendamt’ların planlarının hayata geçirilmesi için yardımcı oluyorlar. Jugendamt, bir çocuğu ailesinden alacağı zaman polis ile geliyor. Karşı çıkan çocuk yada aile üyesi kelepçe ile götürülebiliyor. Bütün bunlar “Çocuğun refahı” adı altında yapılıyor. Bunu anlamak mümkün değil. Çocuğun ailesinden kopmamak için ağlaması yalvarması işe yaramıyor. Bu şekilde yaşanmış onlarca drama var. İnsan haklarına aykırı hareket ediyorlar. Ailelere şans vermiyorlar. 2007 resmi rakamlarına göre günlük ortalama 77 çocuk ailesinden alınıyor. Bir profesör tarafından yapılan araştırmada el konulan her beş çocuktan birisi için hiçbir şekilde mahkeme süreci yaşanmadığı belirlendi.

Kindeswohl (çocuğun refahı) her yöne çekilebiliyor

Bu yasada tanımlanmamış. Sadece çocuğun refahı deniyor ama nedir? Hangi hallerde bu tehlikeye girer? Bir açıklama yok. Bu nedenle her Jugendamt çalışanı çocuğun refahını farklı tanımlıyor. Mesela iki sene önce ailesinden alınmış bir çocuğun mahkemesine katılmıştım. Hakim, çocuğun babasından korktuğu gerekçesi ile bakıcı ailede kalmasına ve babası ile bir daha görüştürülmemesine karar vermişti. Düşünebiliyor musunuz iki sene önce babasını çok seven bir çocuk şimdi babasından korkuyor ve bu çocuğun refahını tehlikeye atıyor. Bu kabul edilebilir bir şey değil.
“Göçmenlere yönelik çocuğun uyumunu öne çıkartıyorlar”

Karlsruhe’de Jugendamt ile aile arasında yaşanan bir olayda, "Çocuk evde Türkçe konuştuğu için Almanca öğrenemiyor."gerekçesi öne sürülmüş ve çocuğa el koyulmuş. Jugendamt’ın görevi, çocuğu ya da genci içinde yaşadığı topluma entegre etmektir. Fakat Gençlik Dairesi çalışanları göçmen ailelere yönelik bunu “çocuk çok iyi şekilde Almanca konuşmalı, eğer çocuk ailede Almanca konuşamıyorsa çocuğun refahı (Kindeswohl) tehlikeye giriyor. Çocuk öncelikle içinde yaşadığı topluma uyum sağlamalı” şeklinde yorumluyorlarsa bu bir skandaldır.

Alınan Türk çocuklar Türk ailelere evlatlık verilmeli

Eğer bir Türk çocuğu ailesinden alınmak zorunda ise, bu çocuğun Türk bakıcı aileye verilmesi o çocuk için çok daha faydalı. Göçmen kökenli ailelerden alınan çocuklar sadece ailesini değil kültürünü de kaybediyor. Bu çocuk için iki kat daha acı verici bir durum.

Jugendamt birçok kurum, kuruluş, resmi yurtlar, yardım kuruluşları vs. işbirliği yapıyor. Türk dernekleri yurt açabilir ama asıl çözüm mümkün olan en az çocuğun ailesinden koparılmasıdır ya da çocuğa en optimum yardımı yapabilmektir. Ailesinden koparmak değil.

 

11 Aralık 2009, Cuma
ARAŞTIRMA, ROPÖRTAJ, İSMAIL ÇEVİK  Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

    




   
   
Logged
01 Ocak 2010, 11:51:41 ÖS 23
Üye Bilgileri
gurbetci
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 81
Nerden: Almanya

Offline
« Yanıtla #6 :»


Jugendamt´ın himayesine aldığı genç kız şimdi alkolik ve hamile -
                 Almanya’da gençlerin problemlerini çözmek için kurulan Jugendamt (Gençlik Daireleri) problemli ve önyargılı bazı elemanları sebebiyle çirkinlik üretmeye devam ediyor. Bad Oeynhausen Gençlik Dairesi 16 yaşındaki R.’ye el koydu. Mahkeme kararına rağmen kızı ailesine göstermeyen Gençlik Dairesinin himayesine aldığı R. şimdi Alkol alıyor, okulundan atılmış durumda ve hamile. Daire, İntihar etmek isteyen kıza kürtaj yapılması için çocuğunu kendisine göstermediği aileden imza istiyor.

Gençlik Dairesi’nin Özcan ailesine yaşattığı dram, 16 yaşındaki küçük kızları R.’nin arkadaşları tarafından kandırıldığı güne kadar geri gidiyor. “Hadi gel ev tutalım ve birlikte orada yaşayalım, böyle hayat çok tatlı” diyerek R’yi ikna eden arkadaşları, ailesinden sorunsuz ayrılabilmesi için de “Ailem bana baskı yapıyor diye gençlik dairesine sığın sonrasını hallederiz” diye akıl verirler.

Kendisine söylenenleri aynen yapan R.yalan beyanda bulunarak gençlik dairesine sığınır. Özcan ailesi resmi makamlara başvurarak kızının eğitim hayatının tehlikede olduğunu, kendilerine tekrar iade edilmesi talebinde bulunur. Hakimin “Kızınız baskı gördüğünü söylüyor,  buna ne diyeceksiniz? sorusuna baba Ramazan Özcan şu cevabı verir: “Ben eğitime çok önem veren bir insanım ve babayım. Üç çocuğumun da okuması için elimden gelen her fedakarlığı yaptım. Şimdi büyük kızım hukuk fakültesi son sınıf öğrencisi. Ortanca kızım tıp fakültesi 2.sınıf öğrencisi ve küçük kızım da başarılı bir lise öğrencisi. Eğer ben baskı yapmış olsaydım çocuklarımın psikolojisi bozulur ve ders çalışamazlardı. Bilakis her zaman moral verdim ve okumalarını destekledim.”

Bunun üzerine hakim hastaneden küçük kıza dayak ve baskı uygulanıp uygulanmadığına dair rapor ister, tıp ve hukuk okuyan diğer çocukların ifadesini almak ister. Hastaneden darp ve benzer hallerin olmadığı, ayrıca psikolojisinin de yerinde olduğu raporu gelir. Öğrenim gören diğer çocukları da dinleyen ve evde baskı olmadığını öğrenen hakim, Gençlik Dairesinin aile ile irtibat kurmasına karar verir, bu zamanın beş haftayı geçmemesini, sonrasında beraber ne yapılabileceği konusunda görüşmelerini ister.

Gençlik Dairesi birkaç hafta geçmesine rağmen aileyi hiç aramaz. Bunun üzerine ablalarından H.Özcan, küçük kardeşinin durumunu merak edip hal hatır soran mektup yazar. Gelen cevabi mektubu açan ablası şaşırır. Zira mektuptaki elyazısı ve imza kardeşine ait değildir. Ayrıca mektupta ‘artık beni arayıp sormayın, ben geri dönmek istemiyorum’ satırları da yer almaktadır.

Bunun üzerine ‘çocuğumuzun başın acaba bir şey mi geldi?’ endişesine kapılan Özcan ailesi, ısrarla Gençlik Dairesinden çocuklarını görmek istediklerini bildirir. Bütün bu isteklere kayıtsız kalan Gençlik Dairesi yetkilileri sadece şu cevapla yetinirler: “Eğer biz çocuğu size verecek olursak, siz çocuğu Türkiye’ye kaçırırsınız” Bu cevap karşısında şoke olan aile, Gençlik Dairesine şu teklifi götürür: “Evimize kamera takın, bizi 24 saat izleyin ve her gün kontrole gelin” Bu teklifi de ‘masraflı olur yapamayız’ bahanesiyle geri çeviren daire, çocuğu ailesine dahi göstermez.

Daha sonra Özcan ailesine komşusu şu haberi getirir: “Senin kızını okuldaki arkadaşları görmüş. İçki içmiş, sarhoş bir hali varmış” Özcan ailesi hemen Gençlik Dairesine durumu bildirip, kızlarının alkol aldığı haberini duyduklarını söylediklerinde aldıkları cevap karşısında bir kez daha şoke olurlar: Gençlik dairesinden  Stahlmann, bu yaştaki bir çocuğun alkol almasının normal olduğunu ve kendi kararlarını kendisinin vermesinin gayet normal olduğunu, artık bu konuyu kapatıp bir daha kızlarını aramamalarını söyler. Gençlik dairesi,  Özcan ailesi ile hakim kararına göre azami beş haftaya kadar görüşme kararı bulunan belgeye rağmen 22 Ocaktan 5 Mayıs tarihine kadar bir türlü bu irtibatı kurmaz.

Aileyi hiç aramayan  gençlik dairesi yetkilileri, 5 Mayıs günü üç defa arayıp acilen görüşmek istediklerini söyler. Baba Ramazan Özcan şöyle devam ediyor anlatmaya: “Hastaneye gelin, kızınız çok hasta dediler. Oraya gittiğimizde kızımızı çok bitkin ve robot gibi donuk hareketler içinde bulduk. ‘Nasılsın, iyi misin?’ diye sorduk. Ağlamaya başladı ve cevap vermedi. Sonra kızımızın iki haftalık hamile olduğunu öğrendik.Gençlik dairesinde görevli Stahlmann ve Mohrmann’ın bizi buraya çağırmalarının sebebi ise çocuğu aldırmaları için bizden izin verdiğimize dair bir belgeye imza atmamız imiş.”

O güne kadar çocuğu kendisine gösterilmeyen baba daire yetkililerine patlar: “Çocuğum  dışarılarda alkol alıyor dedim, ‘normal’ dediniz.’Bizi her gün kontrol edin’ dedim ‘masraflı olur’ dediniz. ‘Çocuğumuzun eğitim ve geleceğinden endişe ediyoruz’ dedim, ‘kızınızı  arayıp sormayın ve bu konuyu kapatın’ dediniz. Bizimle kalırken ders ortalaması 1,7 olan kızımın okulundan sınıfta kaldığına dair belge geldi. Ve bugün de kızımın hamile olduğunu öğreniyorum. Kızım Gençlik Dairesine girmeden önce bunların hiçbirini yaşamamıştı. Şu ana kadar bizi kızımızla konuşturmamak için herşeyi yaptınız. Sesimize kulak tıkadınız. Hep önyargılı davrandınız. Şimdi ise kızımın kendini öldürmek istediğini hamile olduğunu söylüyor ve çocuğunu aldırılması için benden belge imzalamamı istiyorsunuz. Bu kadar sorumsuzluk olur mu?

Mohrmann ve Stahlmann ikilisi ise gayet pişkin bir şekilde, babanın feryadı karşısında sağduyu simsarlığı yaparak “Kusura bakmayın, biz bu işin bu boyutlara geleceğini tahmin edemedik. Geçmişte olanı düşünmeyelim, bundan sonra ne yapabiliriz ona bakalım” şeklinde cevap verir.

Zaman’a konuşan baba, aile olarak şokta olduklarını, kendisinin 40 tonluk yakıt yüklü tırlar da uzun yol şöförlüğü yaptığını, psikolojisi bozulduğundan dolayı artık yola çıkmaya korktuğunu söylüyor. Mahkemeye başvuran Özcan ailesi, “Bu işin peşini asla bırakmayacağız. Biz Gençlik Dairesine karşı değil, sorumluluklarını bilmeyen ve hala bazı  toplumlara yönelik kafalarında önyargı taşıyan bu insanların bu kurumlarda yer almasına karşıyız” diyor..

İki çocuğunu üniversitede okutan Özcan ailesi küçük kızları ile ilgili tam anlamıyla bir trajedi yaşıyor. Gençlik Dairesi’nin duyarsızlıktan ziyade düşmanlık kokan tavırları ailenin psikolojisini iyice bozmuş

 

30 Haziran 2009, Salı
OSMAN NURI DENIZLER/BAD OEYNHAUSEN
« Son Düzenleme: 03 Ocak 2010, 04:09:54 ÖS 16 Gönderen: gurbetci » Logged
02 Ocak 2010, 06:13:55 ÖS 18
Üye Bilgileri
gurbetci
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 81
Nerden: Almanya

Offline
« Yanıtla #7 :»

Sayın Elemin Kardeş.Öncelikle samimi duanızdan dolayı Allah razı olsun diyerek başlamak istiyorum.Kesinlikle  gizli ve tamamen asimile amaçlı bir planlardan biri  olduğunu düşünüyorum.Yukarıdaki yazılardan  birindede yazdığı üzere ;bu işte KUTSAL İTTİFAKvar. Bunuda ben değil Dr.Karin Jackel adında bir alman söylüyor .Tabiki önüne gelen her çocuğa bunu yapamıyorlar.Ama ne koparırsak kardır diye düşünüyorlar.Bir olayda hakim bile baş edemeyip davadan ayrılıyor(yada ayrılması sağlanıyor) ,yerine gelen hakim ise çocuğun velayetini hemen "Gençlik Dairesi"ne veriyor.Yani bizdeki Ergenekon'a benzer gizli planlar var.Türklerden ve diğer müslümanlardan alınan çocuklardan en fazla %2'sinin haklı gerekçelerle olduğunu tahmin ediyorum.O kadar korkunç örnekler var ki ,hepsinin küpürlerini saklıyorum...Allah nasip ederse 1-1,5 seneye kadar Türkiye'ye İstanbul'a döneceğiz.Rabbim bizlerin, evlatlarımızın,nesillerimizin imanla yaşayacağı imanla öleceği topraklarda yaşamayı nasip etsin.(amin)
Logged
02 Ocak 2010, 11:24:38 ÖS 23
Üye Bilgileri
Elemîn
Daimi Üye
**
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 114
Nerden:

Offline
« Yanıtla #8 :»

Es Selamu aleykum,

Gurbetçi kardeş gerçekten şaşkın durumdayım. Yazılanları dikkatle okudum. Şaşkınlığım böylesine vahim bir olayın toplumumuzda yankı uyandırmaması. Yani kimsenin birşeyden haberi yok. Baksanıza siz de kurulu düzeniniz bozup
dönüş yapmayı planlamışsınız. Allah (cc) yar ve yardımcınız olsun. Bu dehşetengiz kumpasdan ben de sayenizde henüz haberdar oldum. Almanya'da son senelerde siyonizmin ivme kazanarak artan etkisini bilen bir kişi olarak, varlığı kuvvetle muhtemel bahsettiğiniz kutsal ittifakda da yine siyonistlerin parmağı olduğunu düşünüyorum. Bence amaç Avrupa'da günbegün artan İslam'ın yükselişini hem asimilasyon hem de aileleri kaçırtarak önlemeye çalışmak. Gurbetçi kardeş siz bu olayı Vakit gazetesi editörü Hasan Karakaya Üstad'a  bir yazın. İnşaAllah ilgilenir de toplumumumuzda bir bilinç oluşur.O bu tip sorunları kurcalamayı iyi bilir; ehlidir. Ben de yazarım ama sizin yazmanız daha doğru olur. Olay gerçekten çok ciddi ve vahim. Yani birileri gelecek çocuğunuzu hem de sudan bahanelerle sizden alacak ve size göstermeyecek ! '' Bir yaşıma daha girdim'' derler ya hani , öyle oldum. Allah (cc) yardımcınız olsun inşaAllah. Duanıza çok içtenlikle iştirak ediyor bilvesile Rabb'imden sizi , tüm yakın ve sevdiklerinizi , gurbet ellerde mağdur olan , zalimin zulmü altında ezilen tüm müslüman kardeşlerimizi tez zamanda kurtuluşa ve huzura erdirmesini samimiyetle niyaz ediyorum.

Allah (cc) 'na emanet olunuz.
 


   
Logged
13 Ağustos 2010, 12:30:06 ÖS 12
Üye Bilgileri
gurbetci
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 81
Nerden: Almanya

Offline
« Yanıtla #9 :»

BELİNAY BEBEK NEDEN AĞLAR???[

Düşünün şimdi yeni doğum yapmış bir annesiniz. Doğum esnasında çocuğunuzun çenesi kırılıyor. Fark edemiyorsunuz sonra da ağlamaya başlıyor. Nihayet doktora götürüyorsunuz ve doktorlar çocuğu tedavi etmeden önce sebebini araştırıyorlar ve nihayet sizin daha körpe kundaktaki çocuğunuza kötü muamelede bulunduğunuzu düşünüyorlar. Derhal Jugendamt denilen Gençlik Dairesi’ne haber veriyorlar. Daire çocuğa bakacak durumda olmadığınıza karar verip elinizden alıyor. Daha bir gün bile doyamadığınız yavrunuz bir bakıcı aileye veriliyor. Mücadele ede ede sonunda yavrunuza kavuşuyorsunuz.

Kavuşuyorsunuz kavuşmasına da bu arada ikinci bir göz bebeğiniz oluyor. Bu çocuğun da ağlaması durmak bilmiyor nihayet doktora götürüyorsunuz. Doktorlar kolunun kırık olduğunu tespit ediyorlar. Kabus yeniden başlıyor. Gençlik Dairesi bu çocuğa da el koyuyor. Bir bilirkişi raporuyla anne olarak ‘uygunsuz’ olduğunuz iddia ediliyor. Çocuğa bakacak durumda olmadığınız ve çocuk iki üç yaşına gelmeden bakım, görüm ve velayet haklarınız elinizden alınıyor.

Bir hukuk mücadelesi vermek durumunda kalıyorsunuz. Bir avukata güvenip vekalet veriyorsunuz. Avukat, ‘bu kez sakın sorunu medyaya taşımayın! Taşırsanız bu sorun çözülmez! Ben bu işi çözeceğim bana güvenin!’ diyor. Mahkeme, çocuğun velayet hakkı konusunda karar verecek bir duruşma günü belirliyor. Siz de hazırlıklar yapıyorsunuz, çocuğun velayetiyle ilgili sizi tanıyan komşu ailelerinizi, doktorunuzu şahit olarak davet etmek ediyorsunuz. Onlar da duruşmaya katılacak ve elinizden haksızlıkla alınan yavrunun velayetinin sizde kalması adına tanıklık edecekler. Bu arada avukatınız sizi arıyor ve ‘Yarın yapılacak duruşma ertelendi’ diyor. ‘Her neyse’ diyorsunuz, ‘ertelenen tarihi bekleriz.’ Bu arada güvendiğiniz avukatınız duruşmada şahit olacakları da arayıp duruşma gününün tehir edildiğini bildiriyor.

Bir ay sonra elinize bir mahkeme kararı geliyor. Davayı kaybettiğiniz ve çocuğunuzun velayetinin ve bakım hakkının tamamen elinizden alındığı yazan bir karar bu. Meğer duruşma tarihi ertelenmemiş. Beyan edilen günde vuku bulmuş. ‘Bugün duruşma yok’ diyen avukatınız da meğer duruşmaya katılmış. Ne yaparsınız? Bir anne olarak baba olarak kardeş olarak ne yaparsınız? Avukatı ararsınız değil mi? Avukat da size pişkin pişkin ‘yok yahu ben duruşmaya katılmadım’ derse ne düşünürsünüz? Mahkeme kararında katıldığı yazıyor. Üstelik katılması gereken müvekkillerine duruşma tehir edildi diye yanlış bilgi veriyor. Bununla da kalmıyor şahitleri de arayıp yanıltıyor.

Belinay bebeğin ana-babasının anlattığına göre aynen böyle bir olay yaşandı Almanya’da. Anlatılanlar doğruysa yaşanan rezaleti kelimelerle ifade etmek imkansız. Hıçkırıklar boğazına bir düğüm gibi yapışıp kalır. İçinizde nice lanetler okumak geçer. Yavrunuzun hasretiyle kıvranırken bir de ‘yetersiz, deli anne’ muamelesine tabii tutulursunuz. Yalnız siz deli olmakla kalmazsınız hakkınızda yazanlar ve düşünenler de deli olurlar. Fakat Zaman gazetesi bu işin peşini bırakmaz… Sonucu mutlaka takip edin!

 

13.08.2010





EURO ZAMAN'dan alıntıdır...
Logged
13 Ağustos 2010, 12:40:08 ÖS 12
Üye Bilgileri
Aysegul
Emektar Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3265
Nerden: Bursa

WWW Offline
« Yanıtla #10 :»

Sad gurbette de gurbet yaşanıyor..
hele ki söz konusu evlat olunca.. işbirlikçi kişiler mazlumun karşısında en acı planlarıyla..
annenin anne'lik hakkını almak.. ne acı birşey..
Allah yardımcınız olsun..
Peşini bırakmayıp, ne gerekiyorsa yapılmalı.. Ve yapılan adımlar desteklenmeli..
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.059 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu