KURANI DOĞRU ANLAMADA TAKİP EDİLMESİ GEREKEN YOL NE OLMALIDIR?

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü (Moderatör: Yonetim) > KURANI DOĞRU ANLAMADA TAKİP EDİLMESİ GEREKEN YOL NE OLMALIDIR?
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

  İslami Düşünce Platformu > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü (Moderatör: Yonetim) > KURANI DOĞRU ANLAMADA TAKİP EDİLMESİ GEREKEN YOL NE OLMALIDIR?
Sayfa: [1] 2   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: KURANI DOĞRU ANLAMADA TAKİP EDİLMESİ GEREKEN YOL NE OLMALIDIR?  (Okunma Sayısı 6277 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
halukgta
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 917


« : 30 Aralık 2009, 07:10:05 ÖS 19 »

Bizler kur’anı yani rabbin ayetlerinde emrettiklerini nasıl anlamalıyız? Bazılarının söyledikleri gibi gerçekten kur’anın muhkem ayetleri, aklı başında olan herkesin okuduğun da anlayabileceği bir şekilde gönderilmemiş midir? Ayetler açık ve anlaşılır bir şekilde verilmeyip, sözcüklerinin ardından mı bazı anlamlar çıkartılır? Bunları da herkes anlayamaz, çok özel veli insanlar mı anlar? Sanırım bu sorulara Kur’an ışığında bir cevap alırda ondan sonra Kurana bakışımızı ve ondan nasıl faydalanacağımızı bilirsek, azami fayda sağlayabiliriz. Eğer daha baştan Allahın kelamını bizler anlayamayız dersek, sanırım Rabbin kuranın ipine sarılın emrini yerine getirip, ona ulaşacak yolu bulmamız imkânsız olacaktır. Hiçbir kitabın yazarı yazdığı kitabı zor anlaşılsın ve toplumun büyük bir kısmının anlamayacağı şekilde yazmaz, hele bu kitabın sahibi Yüceler Yücesi Rabbim ise bu imkânsız, bunu söylemekle ona saygısızlık yaptığımızı unutmayalım.

   Kur’anın anası olan, bizlerin iman adına sorumlu olduğumuz muhkem ayetler için bakın Rabbim ne diyor?

Kamer 40: Yemin olsun ki biz, Kuran'ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var.

Rabbim bu cümleyi kur’anın birçok yerinde defalarca yemin ederek tekrar ediyor, peki bizler ne diyoruz? Kur’an herkesin anlayacağı bir kitap değildir. Onu her kez anlayamaz onu veli insanlar anlar. Peki, Rabbin yemin billâh ederek defalarca söylediği sözlere uyuyor mu bu düşünce? Uymadığı çok açıkta, bizler neden bunları gördüğümüz halde Rabbim e inanmak yerine beşere inanıyoruz? Sorunun cevabını buna inananlar versin ve akşam kafayı yastığa koyduğumuzda lütfen yaptığımız bu yanlışın idrakine varmaya çalışalım iyice düşünelim.

  Şimdide kur’anın diğer ayetlerini hatırlayalım acaba gerçekten anlaşılır ve bizleri ilgilendiren her konuda örnekler verdiğini mi söylüyor, yoksa özet bir şekilde mi ayetler indirilmiş.

İsra 89: ; Yemin olsun, biz bu Kur'an'da, insanlar için her benzetmeden nice örnekler sıraladık. Ama insanların çoğu inkâr ve nankörlükten başka bir şeyde diretmediler.

Nur 34: Andolsun ki biz size (gerekeni) açık açık bildiren ayetler, sizden önce yaşayıp gitmiş olanlardan örnekler ve takvaya ulaşmış kimseler için öğütler indirdik.

Araf 174: Biz, ayetleri işte bu şekilde ayrıntılı kılıyoruz ki, hakka dönebilsinler.

Zümer 27: Andolsun, biz bu Kuran'da insanlara her türden örnekler verdik ki düşünüp öğüt alabilsinler.

Kehf 54; Yemin olsun, biz, bu Kuran'da, insanlar için her türlü örneği değişik ifadelerle gözler önüne koyduk. İnsan ise varlığın, tartışmaya en çok tutkun olanıdır

Nisa174; Ey insanlar, bakın size Rabbinizden kesin bir delil geldi; size açık bir nur indirdik

Kalem 52: Hâlbuki o (Kur'an) bütün akıllı âlemler için bir öğüttür.

Abese 11–12: Hayır; çünkü o (Kuran), bir öğüttür. Artık dileyen, onu 'düşünüp-öğüt alsın.

  Yukarıdaki ayetleri bakalım, Rabbim her örnekten insanlara çeşitli açıklamalar yaptım diyor, gerçi ayetin sonunda çoğu inkârda ayak direttiler diyerek her şeyi çok iyi açıklıyor. Biz sizlere gerekeni, bizlere lazım olanı açık açık bildiren öğütler indirdiğini söylüyor. Her türden örnekleri verdik ki düşünüp öğüt alsınlar diyor. Ama bizler öğüt alınacak kitaba anlaşılması zor, herkes anlayamaz diyoruz. Her benzetmeden nice örnekler verdik diyor. Yine kesin bir delil, açık bir nur indirdiğini belirtiyor. Bu kitap aklı başında olanlar için öğüt olduğunu söylüyor ve düşünüp aklımızı kullanarak öğüt alabileceğimizi sizce daha nasıl söylesin Rabbim? Hatırlayınız bu sözler, kur’anı her kez anlayamaz, orada her şey yoktur özet bilgidir diyenleri destekliyor mu? Desteklemediği halde bizler nasıl olurda kelimelerin, sözlerin arkasından anlamlar çıkarıp Kuranı bir bütün olarak düşünmeyi bırakıp da söylenenlere inanıyoruz? Allah yapılmasını istediği konularda, detaylı açıklama yaparak açıkça sizlere izah ederim, bunu da değişik örneklerle anlatırım diyor.
 

  Sizlere kur’andan birkaç örnek vermek istiyorum acaba kur’andan hatırlatacağım bilgiler, özet anlatımlı bir kitabın bilgilerimi, yoksa çok önemli detaylar mı karar sizlerin. Bakara suresi 233. Lokman 14. ayette annelerin çocuklarını iki yıl emzirebileceğini söyler. Nisa 23. ayette evlenilmesi haram kılınanlar içinde sütanne ve de sütkardeşle evlenilemeyeceğini açıklar. Acaba günümüzde kaç kişi sütkardeşiyle evlenme riskiyle karşı karşıyadır ki bu dahi açıklanmıştır? Namazlarımızda okuyacağımız duanın ses tonunun nasıl olacağını dahi açıklayan bir kitap, sizce özet bilgi olup bizlerin iman adına her şeyin olmadığı bir kitap mıdır dersiniz? Mirasımızı nasıl dağıtacağımızdan tutun, eşinden ayrılan bir kadının bekleme süresini bile bildiriyorsa, lütfen bu kitap için özet bilgidir, her şey yoktur demeyelim. Bizlere öğretilenleri kur’anda bulamadığımızda, bakın demek ki her şey kuranda yokmuş demeyelim, söylediğimiz sözlerin yanlışlığının farkına varalım artık. Allah kur’anda emretmediği hiç bir şeyden sorumlu tutmayacağını açıkça söylüyor ve sizleri bu kitaptan hesaba çekeceğim diyorsa, bu kitabın muhkem ayetleri anlaşılır ve açıktır. Bu kitapta bizlerin sorumlu olduğu her şey vardır.

 Bakın sizlere kelimelerden medet uman, Rabbim in apaçık ayetlerine, sözlerine uymak yerine, ayetlerin içindeki kelimelere hiç açıklanmayan anlamları kendilerince verdikleri bazı ayetleri sizlere hatırlatmak istiyorum. Ayetlerde geçen kelimelere verilen anlamlar, acaba kur’anın bütünlüğüyle uyuşuyor mu bunun kararını sizler veriniz. Rabbim apaçık izah ederim örnekler veririm dediği halde, acaba bazı ayetlerde bunun tersini yaparak bazı hükümleri, farzları ya da haramları kelimelerin ardında gizleyip, gizlice bizlere vermeye çalışır mı onları anlamaya çalışalım.

Nur 31: Mümin kadınlara söyle: 'Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar…….

Bu ayette geçen HIMAR kelimesine bir kısım insanlar örtü bir kısmı da hayır başörtüsüdür demişler. Bizler kur’anın anlatım ve izahını hiç unutmadan, ayetleri anlamaya çalışırsak buradaki hımar kelimesi her iki anlamda da olsa, bizlere ayetin önce ne emrettiğine bakmamız gerekmez mi? Burada göğüs kısmının örtülmesi emrini veren Rabbim başın örtülmesini de isteseydi açıkça söyleyemez miydi? Hani her şeyden nice örnekler vermişti, hani ayetler açık seçikti, kesin bir delildi kur’an, hani her şey örneklerle anlatılmıştı? Bir kelimeye başörtüsü demekle ancak ayeti kendimize uydururuz ama ayete uymamış oluruz bunu unutmayalım. Kur’an farz bir emir veriyorsa bırakın dolaylı anlatımı, bu konuda nice örnekleri değişik ifadelerle verdim demiyor muydu? Neden kur’anın hiçbir yerinde, hiçbir ayetinde kadının başının örtülmesi emredilmezde, göğsün örtülmesi emrinde cümlenin yüklemi dahi olmayan, yani cümlenin yapılması istenen iş ya da oluştan bahsedilmeyen bir anlamı, asli anlamda yani cümlenin emri olmayan bir konumda telaki etmemiz, düşünmemiz neden istenir? Doğrusu bunu hiçbir şekilde anlayamıyorum. Düşünün lütfen Allah kur’anda emrettiği onca farz görevi, apaçık birçok örnekle anlatıyor bizlere, ama kadının başını örtmesini göğsün örtülme emrini verdiği cümlesinde gizlice emrediyor öylemi? Bunu akıl ve mantıkla, kur’anın anlatım şekliyle nasıl bağdaştırırız? Yorum sizlerin.

Yine kadının regli halinde ibadet edemez hükmünü, Rabbim kuranın hiçbir yerinde söylemediği halde, bakın yine nasıl bir kelimeden yola çıkarak bizlere, bu durumdaki kadın ibadet edemez demişlerdir.

Bakara 222: Sana âdet halini de sorarlar. De ki: "O, insana rahatsızlık veren bir haldir. Hayızlı(regli)oldukları sırada kadınlardan uzak durun ve onlar temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayın. İyice temizlendiklerinde, Allah'ın emrettiği yerden onlara gidin." Şu bir gerçek ki Allah, çok tövbe edenleri sever, iyice temizlenenleri de sever.

  Lütfen iyice düşünelim, Rahman bu durumda kadının ibadet etmesini yasaklasaydı böylemi anlatırdı bizlere? Bu ayeti okuyan tarafsız her insan bu haldeyken ilişkinin yasaklandığını ve ilişkiye girmeden temizlenilmesi gerektiğini anlar. Nasıl olurda kur’anın hiçbir yerinde kadının bu haldeyken ibadetini yasaklar tek bir sözü olmadığı halde, buradan bu yasağı çıkarırız? Hatırlayın yukarıdaki ayetleri, hani her şeyden nice örnekleri değişik ifadelerle vermişti rabbim kuranda? Kur’anı hatırlayın, kadın bu halinde ibadet etmemesinin nedeni cünüp haliyse, neden Rabbim cünüplük halini cinsel birleşme ile anlatmışta kadın bu halinde de cünüptür dememiştir, bunu hiç düşündük mü? Neden gusül abdesti almamız şartlarında kadının bu halini saymamıştır? İşte bir kelimeye anlamlar yüklediğimizde bakın Kuran ile nasıl çelişiyor. İçimize sokulan bu hurafelerin kaynağı çok uzakta değildir. Tevrat tı okuyan bir kişi, tüm bu yanlış itikadın buradan içimize Yahudiler tarafından sokulduğunu çok net görecektir. İman ettiğimiz kitap Kur’an ise, bu söylenenlere iman etmek kur’an ayetlerine ter düşer.
Yine aynı yanlışı bakın bu ayette de yapıyoruz, kur’anı bir bütün olarak asla düşünmeden, kelimelerin ardına koskoca bir bilinmez anlamlar yükleyerek bakın nelere inanıyoruz?

Haşr7:… Resul size ne verdiyse onu alın; sizi neden yasakladıysa ona son verin ve Allah'tan korkun. Hiç kuşkusuz, Allah'ın azabı çok şiddetlidir.

  Şimdi lütfen düşünelim, peygamberimiz bizlere ne ile hükmetme görevi almıştı?

(Maide suresi 49 Sen de aralarında, Allah'ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma…) (Maide 67. Ey resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et.) ( Enam 19: Bu Kuran bana vahyolundu ki, onunla sizi ve ulaştığı herkesi uyarayım.) (Enam 50: Yalnız bana vah yedilene uyarım ben!") (Araf 3. (Ey insanlar), Rabbinizden size indirilene uyun..) (Kehf 27. Rabbinin kitabından sana vahye dileni oku.) (Enbiya 45 De ki: "Ben sizi ancak vahiyle uyarıyorum.)

Bu ve buna benzer daha birçok ayetler dururken, ne verdiyse alın sözünden günümüzdeki Kur’ana uymayan, hatta kuranda hiç bahsedilmeyen sözlere, hadislere nasıl inanıp ve gerçekten peygamberimiz sözü olduğuna güvenip de bu sözlere iman ederiz? Peygamberimiz apaçık bizleri Kur’anla uyarma, hükmetme görevi aldığını gördüğümüz halde onca ayeti nasıl bir kenara koyarda söylenenlere inanırız, bunu rabbim e hiç kimse izah edemez. Bugün peygamberimizin sözüdür diye bizlere anlatılan tüm sözlerin onun sözü olduğuna, Rabbim gibi kefil olan var mı? Bu garantiyi kimler verebilir? Hani rabbim elçisine sana indirdiğim sözlere bir kelime eklersen senin canını alırım demişti. Ne oldu da kur’anın dışından sözlerin peygamberimizin sözü olduğunu iddia ediyoruz? Unuttuk mu tüm bu ayetleri? Rabbim elçisine, topluma sana indirdiğimle hükmet demesinin hiçbir hükmü yokta, kur’anın hiç bahsetmediği konuları peygamberimizin üzerinden nakledilmesine nasıl seyirci kalırız da bu sözlere inanırız? Hani o güzel peygamberimiz bir hadisinde, benim sözlerim olup olmadığını kuran ile karşılaştırınız diyordu, ne oldu peygamberimizin bu sözü de mi unutuldu?
 Şimdide yine bir başka kelimenin ardına, kendi düşüncelerimizi nasıl yüklediğimiz örneğini vermek istiyorum. Nur suresi 31. ayette geçen (görünen kısımlar müstesna) sözünden ne kastettiğini bakın nasıl açıklıyoruz ve diyoruz ki; Görünen kısımlar müstesna sözüyle Allah el yüz gibi açıkta kalması gereken yerlerden bahsediyor diyoruz. Peki, o kelimenin önünde nelerden bahsediyordu ona bakalım.( Süslerini/ziynetlerini, görünen kısımlar müstesna, açmasınlar.) Değerli arkadaşlarım Allah süslerinin görünen kısımları müstesna açmasınlar diye apaçık söylüyor, bizler kalkıp hiç konusu bile olmayan, bahsedilmeyen bir kelimeye kendimizce anlamlar veriyoruz ve diyoruz ki, kendiliğinden görünen kısımlar sözüyle Allah kadının yüzü ve ellerinden bahsediyor. Rabbim böyle olsa bizlere bunu söylemezmiydi? Hani her şeyden nice örnekleri değişik ifadelerle verdik ki anlayasınız diyordu? Ayetin devamını okuyan süsler kelimesinin bir cinsel bölge olduğunu çok rahat anlayacaktır, yeter ki tarafsız okuyalım. Peki, bunu yaptığımızda kurana mı uymuş oluyoruz, yoksa kuranı kendimize mi uydurmuş oluyoruz? Karar sizlerin.

 Yine Ahzap suresi 59. ayette kadının giyimi ile ilgili cümlenin bir kelimesini alıp, (dış elbiseleri (cilbab) sözüne öyle anlamlar yüklüyoruz ki, Rabbin asla bizlere sabit bir kıyafet söylemediği halde bizler buna kimimiz peçeli çarşaf, yerlere kadar uzanan palto gibi o kadar çeşit giysiler üretiyor ve işte bu Allah ın emrettiği kıyafettir diyoruz. Hâlbuki ayetin devamında kadınlarımızın dışarı çıkarken evin içinde giydikleri daha rahat bir kıyafetle değil, üzerlerine bir şeyler alarak dış giysilerini giymelerini ve öyle çıkmalarını istiyor, kötü kadınlardan ayırt edilmesi için. Bunun sebebini de açıklıyor ve tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır diyor. Peki, bizler neler yapıyoruz, rabbin asla bizlere biçmediği bir kıyafeti bu Allah katındandır diyerek, bir kelimeye kendimizce anlamlar yükleyip topluma sunuyoruz. Bunun hesabı bir gün huzurda sorulacaktır.

 Yukarıda verdiğim bazı örnekleri çoğaltabiliriz. Eğer bizlerin amacı Rabbin ne söylediğini doğru anlamaya çalışmak ve ona ulaşacak doğru yolu bulmak ise, sanırım Kur’anı hiçbir etki altında kalmadan, sözcüklere kendimizce anlamlar vermeden Rabbin ne dediğini anlamaya çalışmak olmalıdır. Bize öğretilenlere kurandan kelimelerin ardından delil aramak yerine, rabbim neler emrediyor onları anlamaya çalışmalıyız. Allah sizlere apaçık örnekler verdim diyorsa hiçbir emri kelimelerin ardından herkesin anlayamayacağı gizlice değil, açık sözlerinde aramalıyız. Kurana bakışımız da onu anlamaya çalışırken, hiçbir etki altında değilsek, inanıyorum ki kuranı en az hatayla doğru anlarız. Fakat bizlere öğretilenlerin kanıtını, ayetlerin kırıntılarından sözlerin ardından anlamaya, çıkarmaya çalışırsak, doğru bilgilere ulaşmamız mümkün olmayacaktır.

 Rabbim kur’an ışığından, onun rehberliğinden gereği gibi istifade eden, aydınlanan kulları arasına bizleri alması dileklerimle. SAYGILARIMLA Haluk GÜMÜŞTABAK
Logged
FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4741


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« Yanıtla #1 : 31 Aralık 2009, 10:49:24 ÖÖ 10 »

Haluk abi yine konu içerisine Kur'an'da saç örtme/başörtü olmadığı anlayışını eklemişsin.Gerek bu forumda gerekse başka forumlarda başörtüsü/hımar ile tartışmalar çoktur.Kur'an'da başörtüsü olmadığına inanmanız,hemen her yazınızda aynı konuyu gündeme getirmenizi gerektirmez.Hımar'ın ne olduğu olduğu,Kur'anın indiği ortamda nasıl kullanıldığı,pratize edildiği belli iken ve yine Ahzap suresinde "cilbab" emrinin ne anlama geldiği ,nasıl uygulandığı belli iken ve sizin tabirinizle başöğretmenimiz dediğiniz Hz.Peygamber a.s'ın ve ailesinin ,ashabının bu ayetleri nasıl uyguladıkları rivayet ve yaşanır sünnet olarak bugüne kadar gelmesine rağmen hatta müşteşriklerin bile Kur'an'da başörtüsü olmadığı fikrini ileri sürmeye cesaret edememelerine rağmen,kendilerine hanif müslüman müslüman olarak adlandıran insanların bunu söylemeleri ne kadar da acı bir durum.
Gerek "Hımar "gerekse "Cilbab" ın ne anlama geldiği ile ister kavram kitaplarına,ister lugat kitaplarına,isterseniz eski ve yeni tefsir kitaplarına bir zahmet bakıverin lütfen.
Müslümanların örtüsüne el uzatmaktan,onları açıklığa teşvik etmekten kaçının.Kafirlerin emellerine,tuzaklarına alet olmayın lütfen.Adına ister örtü deyin,ister başörtüsü deyin,ister saçı örtmek deyin,bırakın örtüyle uğraşmayı.Örtü rahatsızlık duyulacak bir durum değil,övünülecek bir durum ve imanın bir göstergesidir.
Allah hidayetten ve Peygamberin öğretisinden ayırmasın
Logged

halukgta
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 917


« Yanıtla #2 : 31 Aralık 2009, 12:09:17 ÖS 12 »

Değerli arkadaşım dikkat edersen yazımın başlığında kuranı doğru nasıl anlarız sorusuna cevap aradığımı ve bunu kuranın yöntemiyle nasıl anlamamız gerektiğini anlatmaya çalıştım. Yoksa asla kimsenin başörtüsüne yada giyimine dil uzatmak değildir amacım. Dikkat edin nereye dikkat çekiyorum bu yazımla? Bir kelimeden yola çıkarak, o kelime hakkında hiç bir ayrıntı vermeden yapmamızı istediği bir emir verirmi Rabbim? Yani herşeyden nice örnekleri değişik ifadelerle anlattımki anlayasınız diyen Rabbim, göğsün örtülme emrinde geçen, bugün söylendiği gibi söylersek başörtünüzle göğsünüzü örtünüz emrinde acaba kadın başınıda örtmelidir buda farz bir emrimdirm diyemi bizlere bildirir? Yada yine örnek verdiğim ayette olduğu gibi dış giysi diyerek hiç bir kiyafet belirtmediği halde nasıl olurda günümüzdeki kıyafetin Allah emri olduğunu söyleriz? Bunları söylememiz normalmi diye düşünülmesini istedim. Siz tüm bunları peygamberimiz devrinde giyilen kıyafetlerle açıklıyorsunuz, bu o devrin geleneği ve kıyafetidir acaba tüm alemi nasıl bağlar bunuda düşünün. O devrin geleneği acaba kuran gibi farz bir emirmidir? Buda önemle düşünülmesi gereken bir soru değilmi sizce?

  Değerli arkadaşım sizce Rabbim kuluna kuran ayetlerini oku, düşün ve aklet diye emir verdiği halde acaba biz kuranda geçen anlamları başkalarından öğrenme çabasına girmemizmi en doğrusu, yoksa kendimiz bize öğretilenlerin doğru olup olmadığını kurandan öğrenmeye çalışmamız düşünmemiz mi en doğrusudur? Bakın ne yazmışsınız.

(Gerek "Hımar "gerekse "Cilbab" ın ne anlama geldiği ile ister kavram kitaplarına,ister lugat kitaplarına,isterseniz eski ve yeni tefsir kitaplarına bir zahmet bakıverin lütfen.) Bu sözlerin anlamlarını yanlız bizler kavram kitaplarından, lugatlardan, tefsir kitaplarından mı aramalıyız? Yoksa acaba Rabbim ne anlatmak istiyor diye birazda düşünmemiz gerekmezmi? İşte çok önceleri yapılan en büyük yanlış öğretilenler hakkında düşünme ve akletme gereği duymamasından kaynaklanıyor. Çünkü eskiden kuranı kendi dillerine çeviren yoktu. İnsanlar okuduklarını anlamadıkları için düşünme ye akıl yürütmeye imkanlarıda yoktu. Şimdi herşey değişti insanlar bazı kuran gerçekleri ile yüzleşme imkanı buldu. Rabbim ne diyor kuranda çoğunluğa uyarsan seni yoldan saptırırlar. İşte çoğunluğumuz buna inanıyor demek doğru anlamına gelmiyecektir.

  Değerli kardeşim bu yazımla asla geleneğimiz olan başörtüsüne karşı bir düşünceyle yazı yazmadım. Buna Kuran üzerine yemin ederim. Benim amacım başörtüsünün Allah emri olmadığını ve bizlere diretilenlerin kendi dinlerini yaratma çabasında olanların düşünceleri olduğunu kanıtlamaya çalışmaktır okadar. Lütfen düşünün Rabbim ne diyordu kuranda? Ben hüküm verdiğim farz kıldığım her konuyu sizlere çok açık anlatırım, örnekler veririm diyor. Bu konuda onlarca yüzlerce ayet sayabilirim. Bende diyorumki Rabbim eğer böyle söylüyorsa ben neden başkasına inanayımda kendimi ateşe atayım. Rabbim eğer kadın başını örtmelidir bu benim emrimdir diyorsa neden bunu açıkca söylemesin? İşte iman konusunda takip etmemiz gereken yol bu. Bunun dışında söylenecek herşey nereye çıkar biliyormusunuz? Peygamberimizin söyleyeceği, benim ümmetim kuranı devre dışı bıraktılar sözüne çıkar. Ben bunu yapmaktan RABBİM E SIĞINIRIM. İnşallah düşüncelerimi anlatabilmişimdir. Rabbim sizleri bu kitaptan hesaba çekeceğim diyorsa sizce açıklamadığı, izah etmediği bir konudan hesaba çekermi? çeker diyorsanız siz haklısınız, eğer çekmez diyorsanı lütfen söylediklerimi iyice düşününüz. SELAMETLE KAL ARKADAŞIM. SAYGILARIMLA Halukgta
Logged
FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4741


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« Yanıtla #3 : 31 Aralık 2009, 12:30:10 ÖS 12 »

Haluk abi,Arapçayı sadece Kur'an  okuyacak kadar bildiğini söylemiştin bir yerde.Şimdi Kur'an arapça olarak nazil olduğuna göre;örtünme ile ayetleri kendi aklımıza göre mi yorumlamak gerekir yoksa  o kelimeyi araplar hangi anlamla kullanmışlar,ayrıca o ayetin indiği ortamda o ayet nasıl anlaşılmış,yaşanmış,arap dilcileri o kelimeye ne gibi anlamlar vermiş ona mı bakmalı?.
Kur'anı anlamamıza yarayan kaynaklar vardır ki,onlar da gerek lugat ,gerek kavram,gerekse eski ve yeni yazılmış tefsir kitapları ve ayrıca tarihsel verilerdir.Dikkat edin ki bunlar temel kaynak değil,yardımcı kaynaklardır.Onların her yazdığını mutlak doğru olarak kabul etmemek şartıyla onlardan yararlanmak elzemdir herhalde.
Allah her şeyi açık açık kitapta yazacak idiyse ne diye peygamber göndermiş ki.Bir kitap indirir,alın bunu okuyun,kendiniz uygulayın derdi o zaman.Ama Allah bunu dilememiş,kitabı indirmiş ve onun pratiğini göstermesi için Peygamber göndermiş ki en güzel örnek olsun.Yani Allah Rasulu yürüyen Kur'andı.Onun uygulamaları müslümanlar için de elbette bağlayıcı olacaktır.
Bu konu hakkında yeterince yazılar yazıldı.M.İslamoğlunun geniş bir araştırması mevcuttu.Vakit bulursan bak istersen.Sanırım bu sitede de yayınlanmıştı.

Logged

halukgta
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 917


« Yanıtla #4 : 31 Aralık 2009, 01:29:39 ÖS 13 »

Değerli arkadaşım kuranı anlamak için her Müslüman Arapçayı öğrenmek zorunda bırakılırsa bu asla mümkün olmayacaktır ve de bunu düşünmek mantık dışıdır. Bizler hiçbir etki altında kalmadan kuranı çeviren insanların kitaplarından faydalanmak ve kuranı öğrenmek zorundayız. Bu konuda daha çok çalışılması gerektiği konusunu da söylemeliyim. Benim yazdığım bütün konular genelde tüm meallerin aynı çevirdiği ayetlerdir. Gerçekten bu konuda kuranı anlamaya çalışırken çok korkuyorum, ama yardımıma diğer ayetler yetişiyor ve çok şükür yanılmaktan koruyor bizleri. Dikkat ederseniz örtünme konusunda ya da diğer konularda ben hiçbir zaman yorum yapmıyorum. Daha açıkçası Rabbim açıkça söylüyorum ki anlayasınız sözünden yola çıkarak ayetlerde geçen sözcüklerin ardında değil, önünde yani anlatmak istenen manayı anlamaya çalışıyorum. Çünkü bazılarının söylediği gibi Allah ayetlerinde kelimelerin ardında herkesin anlayamayacağı, bazı veli insanların anlayacağı gizlice anlamlar vermediğini apaçık söylüyor.

  Gelelim o devrin insanlarının ne anlamlar verdiğine. Daha önce söylediğiniz bazı bilgilere ihtiyacımız yok mu demiştiniz. Gerçekten elbette peygamberimiz devrinin tarihi kültürel birçok bilgileri bilmemiz kuranı daha doğru anlamamıza yardımcı olacaktır, fakat hangi mantıkla bakın size bir örnek vermek istiyorum. Eğer peygamberimiz bu ayetleri tebliğ ettiğinde kadın saçının örtülmesi ve tek bir telinin bile gösterilmesinin haram olduğunu anlamış olsaydı, o devrin Müslüman olan cariyelerinde başlarının örtülmesinin gerekli olduğunu söylerdi. Hâlbuki Müslüman olan cariyelerin başlarının örtülmesi kesinlikle yasaktı. Özgür kadınla cariye ayrımı bu şekilde yapılmaktaydı. Şimdi düşünelim eğer bu din özgür insanlara inmiş dersek, cariye kadınların örtmemesi normaldir deriz. Ama yok bu din asla köle, cariye, özgür ayırt etmeden tüm insanlığa inmiştir, hatta köleliği kaldırmak için zamanla birçok ayetlerde bunun sonunu hazırlamıştır diyorsak, bu konuda yanılgımızın farkına varmalıyız diye düşünüyorum. Peygamberimiz kadınlarımızı toplayıp Nur suresi 31. ayeti tebliğ ederken, sizler saçınızı artık örtmelisiniz bu Allah emridir demiş olsa, Müslüman cariyeler buna itiraz etmezmiydi? O devrin kadınları saçlarını uzatıp ördükleri bilinen bir gerçek. Saçlarını örüp arkalarına attıkları ve açıkta kaldığı da bilinen bir gerçek. Peki, sormak gerekir örüp arkaya atılınca günah olmuyor da açık olunca mı oluyor? Birçok hadis vardır ki kadınlı erkekli birlikte abdest alındığı bilinir. Kadın erkekle birlikte abdest alıyorsa hem saçı açıktır hem de kolları. Lütfen tüm bunları düşünelim ve diyelim ki ölçümüz, imanımızın kriteri o devrin giyim ve kuşamımı olmalıdır, yoksa Kuranın açıkça söyledikleri ve koyduğu kurallar mı olmalı? Allah dikkat edin sorumlu olduğumuz tek kitabın KURAN olduğunu acaba ne maksatla söylüyor olabilir dersiniz? Bu sorunun cevaplarını bence ciltlerce dolusu kitaplardan aramak yerine kurandan arayalım derim. Ben böyle yapıyorum Rabbim yanıltmasın. Sizlerde öyle yapın demiyorum, aklınızı kuran ışığında kullanın diyorum.

 Peygamberimiz konusuna gelince, bakın onun için ne söylemişsiniz?( Allah her şeyi açık açık kitapta yazacak idiyse ne diye peygamber göndermiş ki.) Değerli arkadaşım acaba biz bu sözü söyleyebilir miyiz? Daha önce Rabbin elçisine verdiği görev ve sorumluk nedir onu bir yazımda yazmıştım. Bizler elçisine verdiği o devrin azgın sapık insanlarının kabul etmediği ve nice savaşlarla Kuranı tebliğ etme görevini bu kadar basitleştirmemiz doğrumu dersiniz? Bakın Allah kitapta açık açık her şeyi yazacak idiyse demek her şeyin yazmadığını söylemek demektir. Birkaç ayet hatırlatmak istiyorum, sizce bu ayetler bu kadar açıkken sizin söylediğiniz sözler söylenir mi?

Araf Suresi 52  Yemin olsun ki, biz onlara, ilme uygun biçimde, ayrıntılı kıldığımız bir Kitap getirdik. İnanan bir topluluk için bir kılavuz, bir rahmettir o.

Nisa Suresi 174. ayet; Ey insanlar! Size Rabbinizden apaçık, çok parlak ve güçlü bir kanıt gelmiştir. Biz size, her şeyi açık seçik gösteren bir ışık gönderdik

Bakar Nahl suresi 89. ayet; Gün olur, her ümmet için kendi aleyhlerine kendi içlerinden bir tanık çıkarırız. Seni de şu insanlar hakkında tanık olarak getireceğiz. Sana bu Kitap'ı indirdik ki her şey için ayrıntılı bir açıklayıcı, bir kılavuz, bir rahmet, Müslümanlara da bir müjde olsun

Hicr sur.1.ayet; Elif, Lâm, Râ. İşte sana o Kitap'ın ve açık anlatımlı Kuran'ın ayetleri.

Enam sur.55. ayet: İşte biz, ayetlerimizi bu şekilde ayrıntılı kılıyoruz ki, günaha sapmışların yolu açık-seçik ortaya çıksın/günaha sapmışların yolunu açık-seçik göresin!

Enam Suresi 38. Yeryüzünde hiç bir canlı ve iki kanadıyla uçan hiç bir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz Kitap'ta hiç bir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır

  Değerli kardeşim siz Rahman bu sözleri söyledikten sonra hala söylediğiniz o cümleyi tekrar edebilir misiniz? Böyle bir söz nasıl söyleriz? Lütfen bunu iyice düşünün. Bakın Allah ne diyor Kuran için?

Enam sur. 104. ayet:  Gerçek şu ki, size Rabbinizden gönül gözleri gelmiştir. Kim görürse kendisi yararına, kim körlük ederse kendisi zararına... Ben sizin üzerinize bekçi değilim.

   Bakın başka bir kaynak var mı arada? Rabbim nereye yönlendiriyor bizleri? Bizlere rehber ve gönül gözü diye gönderdiği kurana yönlendiriyor ve onun gözüyle bakarsan kendi yararına her şeyi görüsün diyor. SAYGILARIMLA Halukgta
Logged
FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4741


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« Yanıtla #5 : 31 Aralık 2009, 02:05:16 ÖS 14 »

Haluk abi şimdi bende size peygamberin örnekliği ile ayetleri  sunmak istemiyorum.Çünkü sizde biliyorsunuz ama nedense ayetleri bir bütünlük içerisinde ele almıyorsunuz.Ayrıca;
Enam Suresi 38. Yeryüzünde hiç bir canlı ve iki kanadıyla uçan hiç bir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz Kitap'ta hiç bir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır
Ayetiyle ilgili M.Yaşar Soyalan'ın yazısını sunmuştum(hatırlarsanız).
Ayette geçen kitap kelimesinin anlamı üzerinde uzunca durulmuştur.Ama siz orda kitap kelimesini Kur'an'la sınırlandırarak,kendi düşünce yapınıza uygun örgülüyorsunuz.Sizin örgünüzü gayet iyi anlıyorum.Bu örgüye göre de kendi argumanlarınızı gayet iyi kullanıyorsunuz.
Bütün müslümanlar Arapça'yı öğrenmelidir ya da Kur'anı anlamak için arapça şarttır diye bir şey söylemiyoruz.Ama din konusunda topluma mal edilecek bir düşünce irat ediyorsa bir insan,Arapçayı da bilmek zorundadır."Kur'an'da başörtüsü yoktur" demek toplumu etkileyecek bir argumandır.Bunu insanın kalbinden geçirmesi veya kendi aklıyla o sonuca varması farklı,ama bu düşüncesini din olarak kabul ettirmeye çalışması başkadır.Kişinin Arapçaya vakıf olmadan "Kur'an'da başörtüsü yoktur" gibi iddialı bir şey söylemesi üzerine biz de deriz ki:Dur bakalım,bu hükmü hangi bilgiye göre ileri sürersin deriz.Bu düşüncenizi insanlara din adına dayatmanınızı kabul edemeyiz.İşte o yüzden müslümanların örtüsüne el uzatma deme hakkımız vardır herhalde.
Logged

halukgta
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 917


« Yanıtla #6 : 31 Aralık 2009, 06:33:20 ÖS 18 »


Değerli arkadaşım gerçekten kuranı bir bütün olarak düşünmediğimizde doğruya ulaşmamız asla mümkün olmayacaktır. Eğer bir kelimeye bir anlam yüklerde kuranın başka yerinde bu anlam çelişirse, demek ki ayeti doğru anlamamışız demektir. Siz KİTAP kelimesini Kuran ile sınırlamamızın doğru olmadığını söylüyor ve bir kişinin yazısını örnek veriyorsunuz. Size sormak isterim Kur'anın birçok ayetinde Rabbin bahsettiği ve sarılmamızı istediği, sizlere rehber ve güneş indirdim dediği kitap hangisiydi? Sizce kur'an değil de onun yanında da birçok kitaplar damı var anlamında söylüyor Rabbim? Neden imtihan edileceğimiz kitabın kur'an olduğundan bahsediyor dersiniz? Madem kitap tek değil sizce Kur'an gibi güvenebileceğimiz kitaplar hangileri? Bakın nasıl sorularla karşılaşıyoruz? Burada ben kitaptan Kuranı anladığımda kendi düşünce yapıma göre mi düşünmüş oluyorum, yoksa kitap sözünden daha birçok kitapların olabileceğini anlamak ve bunu düşünmek mi kendi düşüncelerini ilave etmektir, bunun kararını size bırakıyorum.

  Değerli arkadaşım eğer ben Rabbin açık bir emrini kendi düşüncelerime göre saptırıyor ve değiştirmeye kalkıyorsam gerçekten İslam dinine nifak sokuyorum demektir. Rabbim bunları yapmaktan beni korusun. Söylediğiniz şu sözden yola çıkalım. (."Kur'an'da başörtüsü yoktur" demek toplumu etkileyecek bir argümandır.) Eğere ben Rabbim, kadın saçını örtmelidir namahremdir diyor da, bunun tersini söylüyorsam gerçekten toplumu yanlış yönde etkileyecek bir fikri topluma sunarak, o toplumun yozlaşmasını sağlıyorum demektir. Peki şimdi size sormak isterim, Rabbim asla ve asla kadın saçını örtmelidir, namahremdir diye bir emir olmadığı halde tüm bunları Allah emridir diyerek kuranda hükmü olmayan bir hükümle toplum yanlış yönlendiriliyorsa çok büyük günah işleniyor ve din yozlaştırılıyor sayılmaz mı? Böyle bir tehlikeden bahsetmemiz hiç mi mümkün değil? Kuranda emredilmeyen bir bilgiyi bu yanlıştır diye konuşmak ve anlatmak mı büyük bir tehlikedir, yoksa Rabbin bahsetmediği hüküm vermediği bir konuda kuran dışından rivayetlerle verilen hükmü Allah emridir demek mi büyük bir tehlikedir? Bununda kararını her kez nefsine verecektir.

  Değerli kardeşim sözlerinizin son kısmında bakın neler yazmışsınız.

(Dur bakalım, bu hükmü hangi bilgiye göre ileri sürersin deriz. Bu düşüncenizi insanlara din adına dayatmanınızı kabul edemeyiz.İşte o yüzden müslümanların örtüsüne el uzatma deme hakkımız vardır herhalde.)

Bakın siz bana, tıpkı benim size sorduğum soruyla karşılık veriyorsunuz ve diyorsunuz ki;( Dur bakalım, bu hükmü hangi bilgiye göre ileri sürersin deriz.) Çok doğru eğer bir hüküm varsa ortada bu hükmü Rabbimden başka kimse veremez. Bunu ben size soruyorum, ama bakın sizde bana soruyorsunuz. Şimdi bu soruyu kendimize soralım ve diyelim ki bizler kadının başının örtülme emrini kimlerden ve hangi kaynaklardan aldık? Kurandan aldık dersek kuranda böyle bir emri bulamayız. Çünkü ne diyordu Rabbim, ben emrettiğim konuları iyice açıklarım ve örnekler veririm. Peki, Kuranda böyle bir açıklama ya da örnekleme var mı? Hayır yok. O zaman nereden geliyor tüm bu bilgiler, hadisler yani rivayetler yoluyla peki bu yolla gelen bir bilgi dine hüküm koyabilir mi? Bunun cevabını Kuran asla veremez diyor. Birçok ayetinde; Deki onlara diye başlayarak hükmü yalnız Rabbim ben veririm diyor. Bu durumda konuyu çok fazla uzatmamak için şöyle bitirmek istiyorum, ben kimsenin başının örtüsüne karşı olmadığım gibi, bu geleneğimizi sürdürmemiz taraftarıyım, yalnız Allah emridir, örten kadın iffetli örtmeyen iffetsiz dememek şartıyla.
 
  Kararı her kez nefsinde verecektir, çünkü hesabı da kendisi verecektir. Hiç kimse imtihanda yanımızda olmayacak ve bana bilmem kim hoca öyle söylemişti gibi sözlerde, bizleri kurtarmayacaktır. Önemli olan Rabbin ayetlerini anlayarak okuyup onların üzerinde bir bütün düşünebilmektir. Eğer ben anlamam diyor da, Rabbim okuyun ve düşünün emrini yerine getirmiyorsak, birilerinin sözleriyle iman ediyorsak, sanırım bu yolun nereye varacağını tahmin etmemiz mümkün olmayacaktır. Bana sabırla katlandığınız için teşekkür ederim. Yeni yılınızı da en samimi ve en içten dileklerimle kutlar, 2010 yılının sizlere ve ailenize sağlık esenlik ve mutluluk getirmesini Rabbimden dilerim. SAYGILARIMLA Halukgta
Logged
FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4741


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« Yanıtla #7 : 31 Aralık 2009, 07:13:47 ÖS 19 »

Haluk abi,
Peygamber örnekliğinin ve sahabe yaşantısının ve mutevatir olarak bize gelen sünnetini yok mu sayacağız?.Başörtüsü gerek yaşantı olarak gerekse rivayet olarak bizlere kadar gelmiştir.Tarihte hiç kimse de (zamane kimi müslümanları hariç) başörtüsünün olmadığına dair bir bilgi de görmüyoruz.Nur suresindeki ve Ahzap suresindeki ayetleri Hz.Peygamber ve sahabe yanlış anlayıp yanlış mı uygulamış olarak  kabul etmemiz gerekiyor.
Mesele burada peygamberin örnekliğini kabul edip etmemekte ya da peygamberin konumunu tesbitten kaynaklanmaktadır.Bu konuda bakış farklılığımız olduğu için anlaşmakta zorlanıyoruz.
Hadislerin veya rivayetleri kanun koymaktan çok,ayetin nasıl pratize edildiğini göstermesi bakımından faydalanılması gereken kaynaklardır.Hadis ve tarihsel verilerde uydurmalar var diye tümden çöpe atmanın gereksiz olduğuna inanıyorum.
Fikir teatisinin tartışmaya dönmemesi ya da kısır döngüye girmemesi için burada noktalamak nasıl olur?
Allah doğru yoldan ayırmasın bizleri.


 
Logged

halukgta
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 917


« Yanıtla #8 : 01 Ocak 2010, 01:54:41 ÖÖ 01 »

Değerli arkadaşım ben asla sünneti yok sayalım demedim dememde zaten. Yok saymak yaşanmış bir dönemi görmezden gelmektir. Nur suresi ve Ahzap suresinde ayetleri peygamberimizin gerçek anlamda doğru anladığından elbette eminiz, çünkü yaşanan toplumda başın örtülmesi konusunda hiç bir zorlamanın olmadığını yaşanmış gerçeklerden görüyoruz. Eğer bir cariye müslüman olduğu halde başını örtmelerine izin verilmediyse başın örtülmesinin Allah emri olduğunu söylememiz ne derece doğru olur. Bu tartışmaların peygamberimiz devrinde asla bu çerçevede tartışıldığını hiç düşünmüyorum. Bakış farklılığımız konusunda haklısınız. Ben kuranın koymadığı bir hükmü geleneklerden yada rivayetlerdena sla çıkaramayacağımı kurandan anladığım için bunların Allah emri olmadığını rahat söyleyebiliyorum.

  Aslında sizin sözleriniz ile benim sözlerim bir yerde birleşiyor ama her ne hikmetse sonuca varmada yada üslup farklılığındanmı ne dir sonuçta birleşemiyoruz. Bakın ne yazmışsınız.(Hadislerin veya rivayetleri kanun koymaktan çok,ayetin nasıl pratize edildiğini göstermesi bakımından faydalanılması gereken kaynaklardır.) Kesinlikle katılıyorum ve bende bunu söylüyorum. Şimdi bu sözünüzden yola çıkarak tekrar düşünelim. Allah Nur suresi 31. ayette kadın saçını örtmelidirmi demiştir? Yada Allah emirlerini bazen açık değilde gizlice sözcüklerin ardında mı vermiştir herkezin anlayamadığı bir şekilde? Sanırım sizinle anlaşamadığımız konu burası. Sizde çok iyi biliyorsunuzki Nur suresinde asla başın örtülmesi emri yoktur. Siz açıkca hükmü verilmeyen ama cümlede geçtiği söylenen bir sözcükten bunu çıkarıyorsunuz. Örneğin bu sözcükten yola çıkarak madem başörtünüzle örtün dedi demekki başın örtülmeside bir emirdir demek kuran gerçeklerine ne derece uyar? Örneğin burada kaşkolunuzla örtün deseydi kaşkol takmak da farzdır dememizmi gerecekti? Daha sonrada bu sözcüğü peygamberimiz devri insanların gelenekleri ve rivayetlerle birleştirip bir hüküm çıkarılıyor halbuki rabbim emirlerini böyle bir yöntemle vermediğini açıkca birçok örneklerle anlattığını söylüyor. Bende diyorumki madem kuranda tek bir örnek yada açıklama bile yok bizlerin bunu Allah emridir dememiz doğru değildir.

  Söylediğiniz gibi konunun uzaması ve aynı şeyleri söylememizin hiç bir anlamı yok, gerçek doğruyu Rabbim biliyor ve tüm gerçekleri Rabbin huzurunda göreceğiz. Selametle kalın.
Logged
Leyl
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 170


WWW
« Yanıtla #9 : 01 Ocak 2010, 03:44:56 ÖS 15 »

Esselamu aleyküm

Halukgta kardeşim,

İslâm Dini’nin ana kaynakları Kur’ân-ı Kerim’dir ve de O’nun açıklaması ve uygulaması niteliğindeki Muhammedî Sünnet’tir ,bunu kabul ediyorsunuz sanırım.Sonuçta Allah Rasulü (s.a.v) dublör olarak gelmedi bu ümmete,Nebevi bir metodu anlatma ,model olma misyonu vardı.
Bir sözü, davranışı ve işi haramlıkla vasıflandırabilmek için haram hükmünün doğrudan bu iki kaynağa veya bu iki kaynaktan birine dayanması gerekir der Abdülaziz bayındır bir makalesinde ve şöyle örneklendirir.Yüce Rabbimiz Kur’ânımızın İsra sûresinin 32. âyetinde şöyle buyurmaktadır:

“Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, apaçık bir çirkinliktir ve kötü bir yoldur.”

Bu âyet zinayı yasaklamanın yanı sıra zinaya yaklaştırıcı eylemleri de yasaklamaktadır şeklinde de açıklamasını yapar.
Şimdi  bu ayetten yola çıkacak olursak ayetteki hüküm nedir? Zinaya yaklaşmayın.Yani, Sevgili Peygamberimizin ilgili sözlerinden hareketle zinaya yaklaştırıcı eylemleri çıplaklık, aralarında mahremiyet bağı bulunmayan kadınla erkeğin gözlerden ırak beraberliği, iradeli ve arzulu bakış ve bedenî temas olarak özetleyebiliriz.

Peki ‘’zina yapmayın’’ gibi bir ifade var mı ? Tam olarak net bir kelime kullanılmamış ,fakat gayet beyyine  muhkem bir ayet.Bu bize ,zinaya yaklaşmak haram,yapmak  mübah veya şüpheli,yoruma bağlı gibi bir açıklamaya götürür mü sizce ? İstediğiniz gibi, kesin ‘’zina yapmayın’’ şeklinde bir hüküm yok çünkü.Herkesin anlayamadığı,gizli bir sözcük oyunu olabilir mi ne dersiniz?

Kur’an bir bütündür Halukgta kardeşim ,içinden bir ayeti çekip istediğiniz gibi anlamlandıramazsınız.Siyag,sibab vardır  ,ayetlerin iniş zamanları ,hangi olaylar üzerine ,ne aralıkla indiğini göz ardı edemezsiniz.Aynı kavramların farklı surelerde işlenişinden ,ne gibi bir hitap kullanıldığından haberdar olmanız gerekir.Sahih,mütevatir hadisler ve tabii ki siyer bizim en büyük yardımcımızdır.Arapça öğrenimi de işte bunun için gereklidir.Evet ,illaki öğrenmelidir gibi bir şey söyleyemeyiz ,fakat FECR kardeşimin de ifade  ettiği gibi ,topluma irşad önceliğiniz ve böyle bir misyonunuz varsa kesinlikle öğrenmelisiniz.Sizin son yorumunuzdan yola çıkarak örneklendirmek istiyorum inşaallah.Demişsiniz ki:

Allah Nur suresi 31. ayette kadın saçını örtmelidirmi demiştir? Yada Allah emirlerini bazen açık değilde gizlice sözcüklerin ardında mı vermiştir herkezin anlayamadığı bir şekilde? Sanırım sizinle anlaşamadığımız konu burası. Sizde çok iyi biliyorsunuzki Nur suresinde asla başın örtülmesi emri yoktur. Siz açıkca hükmü verilmeyen ama cümlede geçtiği söylenen bir sözcükten bunu çıkarıyorsunuz. Örneğin bu sözcükten yola çıkarak madem başörtünüzle örtün dedi demekki başın örtülmeside bir emirdir demek kuran gerçeklerine ne derece uyar? Örneğin burada kaşkolunuzla örtün deseydi kaşkol takmak da farzdır dememizmi gerecekti? Daha sonrada bu sözcüğü peygamberimiz devri insanların gelenekleri ve rivayetlerle birleştirip bir hüküm çıkarılıyor halbuki rabbim emirlerini böyle bir yöntemle vermediğini açıkca birçok örneklerle anlattığını söylüyor. Bende diyorumki madem kuranda tek bir örnek yada açıklama bile yok bizlerin bunu Allah emridir dememiz doğru değildir.

Ben bu kadar başarılı anlatamacağımdan ötürü yine A.Bayındır hoca’nın gramer bilgisi yardımını alarak bahsi geçen Nur suresi  31.ayete bakalım:


Ayetin ilgili kısmı şöyledir: وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ
“Başörtülerinin bir kısmını yakalarının üstüne vursunlar….” (Nur 24/31)
(ضرب)‘ın Türkçe karşılığı ‘vurmak’tır. Bu, Arapça’da bir şeyi bir şeyin üstüne düşürmek ve sabitlemek olarak açıklanmaktadır.
Burada fiil (على) harf-i cerri ile kullanılmıştır. Kur’an-ı Kerim’de (ضرب) fiilinin bu şekilde kullanıldığı başka ayetler de vardır. O ayetler buradaki mananın tam olarak ne olması gerektiği konusunda bizi aydınlatır.

(ضربت عليهم الذلة) Bu ayet Rağıb el-İsfahânî’nin Müfredat’ında şu şekilde açıklanmaktadır: (إلتحفتهم الذلة التحاف الخيمة بمن ضربت عليه) “Alçaklık onları, üzerine çadır kurulan kişiyi çadırın örttüğü gibi örtmüştür. (ضربت عليهم المسكنة) ayeti de aynı şekilde açıklanmıştır.
Demek ki, (ضرب) fiili (على) harf-i cerri ile kullanılınca üstünü örtmek anlamına geliyormuş.

Cüyûb: Ayette geçen (جيوب) kelimesi( جيب)kelimesinin çoğuludur. Ceyb Arapçada yaka anlamınadır.
Ayette başörtüleri diye tercüme edilen kelime (خُمُر) dır. Bu, (خِمار) kelimesinin çoğuludur. Bunun da kökü (خَمْر)dir. Güvenilir bir Kur’an lugatı olan Müfredât’ta şöyle denmektedir. (خَمْر)‘ın kök anlamı bir şeyi örtmektir. (خمار) da örtü anlamındadır. Ancak Arap örfünde kadının başını örttüğü örtüye isim olmuştur. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Başörtülerinin bir kısmını yakalarının üstüne vursunlar….” (Nur 24/31)
Aklın bulunduğu yeri örttüğü için şaraba da (خَمْر) adı verilmiştir.

Güvenilir hadis lügatı olan İbn’ül-Esîr’in en-Nihâye’sinde :

(أنه كان يمسح على الخُفِّ والخِمار) “O, mestinin ve hımarının üzerini meshederdi.” hadisindeki (خمار) kelimesi ile ilgili olarak şöyle deniyor: “Burada sarığı kastetmiştir. Çünkü erkek onunla başını örter. Nitekim kadın da başını hımar ile örter. Bu şundandır: Arap sarığını örter ve onu çenesinin altından döndürürse her vakitte açamaz. O zaman o, mestler gibi olur. Ama bu durumda başının az bir kısmını meshetmesi gerekir. Kaplama mesh yerine de sarığının üstünü mesheder.
(خمار) kelimesinin kadının başörtüsü anlamına geldiği eski sözlüklerde yazılıdır. (الخمار للمرأة وهو النصيف) Hımar kelimesi kadın için nasîf anlamındadır. Nasif de başörtüsüdür.
İçinde (خمار) kelimesi geçen çok sayıdaki hadisten üç örnek verelim:

1- Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve selleme ipekli elbiseler getirilmişti. Ömer’e bir elbise gönderdi. Üsâme b. Zeyd’e bir elbise gönderdi. Ali b. Ebî Talib’e bir elbise verdi ve dedi ki;

(شققها خمرا بين نسائك) Onu karıların arasında başörtüsü olarak parçalara ayır…. Akşamüstü Üsame elbisesinin içinde çıkageldi. Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem ona farklı bir bakışla bakınca yaptığından hoşlanmadığını anladı. Dedi ki, “Ya Resulellah bana neden bakıyorsun, onu bana sen göndermiştin.Buyurdu ki, “Ben onu sana giyesin diye göndermedim. Ama onu sana gönderdim ki, kadınların arasında başörtüler olarak parçalayasın. (لتشققها خمرا بين نسائك) (Müslim, Libas7-2068)
2- Alkame b. ebî Alkame annesinin şöyle dediğini naklediyor: Abdurrahman’ın kızı Hafsa Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellemin eşi Ayşe’nin yanına girdi Hafsa’nın üzerinde ince bir başörtüsü vardı. Ayşe onu parçaladı ve ona kalın bir başörtüsü giydirdi.

(وكستها خمارا كثيفا) (El-Muvatta, Libas, 4, hadis no 6)
3- Hz. Aişe Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle dediğini bildirmiştir. (لا يقبل الله صلاة حائض إلا بخمار) Allah adet gören (yani büluğ çağına ermiş) bir kadının namazını başörtülü olmadan kabul etmez”. (Ebu Davud Salat 85, hadis no 641)


Görüldüğü üzere kendi adınıza böylesine önemli bir iddianız varsa,Arapçaya dilbilgisiyle birlikte hakim olmanız gerekir.Çok tercih ettiğim Tefsir-Meallerden olmasa da ,Muhammed Esed ‘in 25-30 sene S.Arabistan’da Kur’an’ın indiği zamandaki Faris Arapçayı öğrenip,anlayabilme adına çoğunlukla çöl bedevileri ile yaşaması beni her zaman etkilemiştir.


Görüldüğü üzere ayeti meallendirirken ,kelime köklerinden tutun da  ,alimler tarafından nasıl anlamlandırıldığı,ayetin indiği o zamanın arap toplumunda bahsi geçen konuların yaşanılırlığının koşulları ve hadislere kadar pek çok şey önemlidir. Kur'an'ı doğru anlamada metod ,başlangıç itibariylede buradan başlar .

Selam ve dua ile.

« Son Düzenleme: 01 Ocak 2010, 03:53:18 ÖS 15 Gönderen: Leyl » Logged

Adil Şahitler olarak Allah için Hakkı ayakta tutun. Maide 8
müslümanlardan
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1200


« Yanıtla #10 : 01 Ocak 2010, 04:45:10 ÖS 16 »

Güzel kardeşim haluk kuranı anlamada takip edilmesi gereken yolunuz,hayırlı olur inşaallah,ve benim sizden istediğim,kuranda ZEKAT VAR .VE BUNU BİR KAÇ AYETTEDE VERECEM. SİZDE KURANDA BUNUN NASIL nezaman,VE NEKADAR VE HANGİ MALLARDAN VERİLDİĞİNİ ANLATIRMISINIZ .AMA TEK BİR ŞARTTA SİZİ ANLAYA BİLİRİM, kuran zekattan bahsetmiş ve bunu SİZİN YAZILARINIZDAKİ ANLAYIŞA GÖRE AÇIKLARMISINIZ.

İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah'ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.”(Rum 39).

Namazı tam kılın, zekâtı hakkıyla verin, rükû edenlerle beraber rükû edin.”(Bakara 43)
“namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel bir borç verin (Hayırlı işlere mal sarfedin).”(Müzemmil 20)

not.ÖRTÜNME İLE İLGİLİ AYETLERİ AÇIKLAMA ÜSÜLÜNDE TAKİP ETTİĞİNİZ USULE GÖRE açıklama YAPINIZ. sonra sizin metodunuzu konuşalım inşaallah

« Son Düzenleme: 01 Ocak 2010, 05:29:59 ÖS 17 Gönderen: müslümanlardan » Logged
halukgta
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 917


« Yanıtla #11 : 01 Ocak 2010, 08:29:51 ÖS 20 »


 Sayın Abdülaziz Bayındır Bey fendinin birçok düşüncelerine katılırım ve saygı duyduğum bir insandır, önce onu belirtmek isterim. Bu demek değildir ki her sözüne inanmak gerekir. Kuran ana kaynaktır ondan başka hüküm koyucu, kural koyucu yoktur, bunu ben değil rabbim söylüyor. Hadisler elbette önemlidir yalnız kurana uymak ve Rabbin koymadığı bir hükmü koymamak şartıyla. Eğer bu söylediğim temel kaidenin dışında ise bu sözler peygamberimizin sözü değildir. Verdiğiniz ayet örneği kuranda genel anlatımla çok geçer. (“Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, apaçık bir çirkinliktir ve kötü bir yoldur.”) örneğin içki ve kumardan da uzak kalmamızı söyler Rabbim. Burada Rahman suça bulaşmadan kendimizi korumamızın en doğru olduğunu anlatmaya çalışır. Bu konuyu anlatan ve zinadan uzaklaştırıcı tüm sözler peygamberimizin sözüdür der kabul ederim. Fakat bu yolda öğüt verirken yol gösterirken hükmü olmayan bir davranışın, tıpkı fuhuş yapmaktır gibi sözler söyleyip, Rabbin adaletine ve hükmüne müdahale edecek sözleri söylemek doğru değildir. Konulardan bahsederken şöyle bir soru sormuşsunuz bence çok önemli.( gizli bir sözcük oyunu olabilir mi ne dersiniz?) İşte yaptığımız en büyük yanlış burada. Allah gizli sözlerle emirlerini vermez. Hele hele kullarıyla bir oyun asla oynamaz Rabbim. Allah kullarının nasıl yaratıldığını biliyor, nefisleriyle imtihanında oluşacak açıkları da bildiğinden birçok konularda bizlere Rahmetiyle yardımcı oluyor ve peygamberimizin bir hadisinde söylediği gibi,( Bazı şeyleri de unutmaksızın size rahmet olması için ha-tırlatmamıştır, onları da araştırmayın. ) sanırım bu hadisi hatırladınız.

  Kuran gerçekten bir bütündür asla bir kelimenin arkasından yada bir cümleden yola çıkarak hükümler çıkartamayız. Yazdığım yazımda da bunu anlatmaya çalıştım. Örneğin Sayın Bayındır kadının regli halinde oruç tutabileceğini söylemesine rağmen, namaz kılamayacağını iddia etmiştir. Acaba neye göre oruç tutar, neye göre tutamaz? İşte kuran a göre düşünürsek hepsinin sonucu bulunacaktır.

 Sayın arkadaşım Sayın Bayındırın yazısından alıntı yaparak Nur suresini açıklamışsınız. Birlikte düşünelim bu açıklamayı. Ayeti açıklarken kullandığı cümleye bakalım önce.( “Başörtülerinin bir kısmını yakalarının üstüne vursunlar.) O kadar çok meale baktım Diyanetinden tutun, Elmalının mealinde bile bir kısmını sözü yoktur. Peki neden bir kısmını da tamamını değil? Elmalının mealinde(başörtülerini yakalarının üzerine vursunlar.) diğer tüm ayetlerde de bu şekilde izah edilmiş. Dikkat edin burada sizce kendi düşüncemizi adaptasyon yok mu? Rabbim bir örtüden bahsediyor bunun ismine ne söylerseniz söyleyin onu yakalarının üzerine yani göğüs açıklığına vurunuz, örtünüz diyor. Şimdi bu ayeti açıklamak için verilen örneklere bakalım acaba gerçekten açıklık getiriyor mu?

( “Alçaklık onları, üzerine çadır kurulan kişiyi çadırın örttüğü gibi örtmüştür. (ضربت عليهم المسكنة) ayeti de aynı şekilde açıklanmıştır.)
Şimdi yukarıda ayette geçen cümleyi tekrar yazalım ki daha iyi anlaşılsın konu.( başörtülerini yakalarının üzerine vursunlar.)
Bir cümlede en önemli unsur yüklemdir. Yüklem İş, oluş, hareket, durum bildiren; haber veren; cümleyi bir yargıya bağlayan çekimli öğedir. Yüklem yargıyı, emri üstlenir. Cümle oluşturmaya yeterli olan tek öğe yüklemdir. Örneğin gidiyorum, geliyorum, koşuyorum sözcükleri tek başına bir yüklemdir. Daha açıkçası bir emri cümlenin yükleminden alırsınız. Şimdi bu durumda verilen örneklere bakalım gerçekten doğrumu. Başörtülerini yakalarının üzerine vursunlar dediğinizde siz neyin yapılmasını anladınız? Ya da konuyu anlatan emir nedir? Yakalarının üzerlerinin kapanması. Şimdide şu cümleye bakalım acaba burada nasıl bir anlatım var, ne anlatılmak isteniyor?( Alçaklık onları, üzerine çadır kurulan kişiyi çadırın örttüğü gibi örtmüştür.) Bu cümlede anlatılan ve çadır benzetmesiyle örtülen ve de istenmeyen konu nedir? Alçaklık. Dikkat edin iki cümlede ki yüklemi bulduk. Burada alçaklık bir benzetmeyle yani çadırla anlatılıp izah edilmeye çalışılıyor. Diğerinde de yapılması istenen örtüyle yakalarının üstünün kapanması. Şimdi bu açıklamayı ve izahı başka benzetmelerle yapalım. Diyelim ki başörtülerini yakalarının üstüne vursunlar değil de, kaşkollerinizi yakalarınızın üstüne vursunlar deseydi, acaba kaşkol takmak Allah emridir der miydik? Şimdide diğer örneği başka bir benzetmeyle kullanalım. Eğer bu cümle şöyle olsaydı;( Alçaklık onları, şehrin üzerini zehirli dumanla örttüğü gibi örtmüştür.) Deseydik siz başka bir şey mi anlayacaktınız? Elbette hayır. Burada anlatılmak istenen Alçaklığın kötü bir şey olduğu bu benzetmeyle, o insanların alçaklaşmış bir topluluk olduğu anlatılıyor. İşte bizler cümlenin ne anlattığını anlamak istiyorsak o cümlenin anlatmak istediğine bakmalıyız. Yoksa Rabbim gizlice değil açıkça her şeyi anlattığını söylüyor. Yine verilen şarap örneği de çok ilginçtir. (Aklın bulunduğu yeri örttüğü için şaraba da (خَمْر) adı verilmiştir.) Burada geçen hamr yani şarapta dikkat edin HIMAR sözünden türetilmiştir. Bu şekilde türetilen o kadar çok sözcük vardır ki kuranda. Bu kelimeden türemiş Kuranda örtü sözcüğünün mecaz anlamda kullanılan bazı ayetlerden örnek vermek isterim.

 (Dediler ki: "Bizim kalplerimiz örtülüdür.)( Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz.)( Ey Kitap Ehli, neden hakkı batıl ile örtüyor….)( Kalplerimiz örtülüdür" demeleri nedeniyle….)( kalpleri üzerine kat kat örtüler ve kulaklarında bir ağırlık kıldık.)( Gece, üstünü örtüp bürüyünce.)( Şeytan, kendilerinden 'örtülüp gizlenen çirkin yerlerini')( Onlar için cehennemden yataklar ve üstlerine örtüler vardır.)

 Yukarıdaki sözcüklere lütfen bakın hepsi örtü anlamında, ama dikkat edin mecaz anlamlarında. Şimdide şarap yani Hamr sözcüğünün ne anlama geldiğinden yola çıkarak başörtüsüne delil bulunduğu mantığa gelelim. Hamr aklı örten olduğuna göre, akıl baştadır demek ki başörtüsü başa takıldığına göre mantığıyla eğer kuranı anlamaya çalışırsak ne derece Kuranı doğru anlarız, bunun yorumunu sizlere bırakıyorum.

Hatırlayın lütfen Allah ben emrettiğimde açık ve anlaşılır söylerim, hatta bir konuyu değişik ifadelerle anlatırım demiyor muydu?

  Yine verilen örneklerden yola çıkarak bakın ne yazmışsınız.
((أنه كان يمسح على الخُفِّ والخِمار) “O, mestinin ve hımarının üzerini meshederdi.” hadisindeki (خمار) kelimesi ile ilgili olarak şöyle deniyor: “Burada sarığı kastetmiştir. Çünkü erkek onunla başını örter. Nitekim kadın da başını hımar ile örter. Bu şundandır: Arap sarığını örter ve onu çenesinin altından döndürürse her vakitte açamaz. O zaman o, mestler gibi olur. Ama bu durumda başının az bir kısmını meshetmesi gerekir. Kaplama mesh yerine de sarığının üstünü mesheder.)


Peki biz Kuranı, Allah ın ayetlerini böylemi anlamamız öneriliyor? Abdest alırken bizlere gelen rivayetlerden yola çıkarak başörtünün üzerinden mesh ederdi, sarığının üzerinden mesh edilirdi açıklamaları ile mi kuranı anlamamız isteniyor? Bunlar mı bizlerin dini anlamamızda takip etmemiz gereken yol?

 Rabbim ayetleri okuyup düşünmemizi akıl yürütmemizi neden emrediyor dersiniz? Acaba Rahman burada ne demek istiyor bizlere?

Enam sur. 104. ayet:  Gerçek şu ki, size Rabbinizden gönül gözleri gelmiştir. Kim görürse kendisi yararına, kim körlük ederse kendisi zararına... Ben sizin üzerinize bekçi değilim.

 Ben Rabbin okuyun ve düşünün emrini yerine getiriyorum, onun gönül gözünü kullanıyorum. Bunları yaparken elbette hatalarım olacaktır ama en azından başkalarının aklıyla değil, Kuranın rehberliğinde düşünüp onu anlamaya çalışıyorum. Elbette bu yolda birçok kaynaklardan faydalanıyorum bu gereklidir de ama çok dikkali olmak şartıyla. Her insan her şeyi aynı derecede anlayamaz ama çaba gösterdiğin de en az hatayla anlayacaktır. Çünkü bu kitap beşerin kitabı değil, Rabbin yemin billâh kolaylaştırdım dediği KİTABIDIR. O kitap düşünüldüğünde akıl ve mantık yürütüldüğünde anlaşılmaz olsaydı, Rabbim bizleri sorumlu tutmazdı. Allah kurana sarılın diyorsa o kitap kolay bir kitaptır zor değildir. Hiçbir velinin ardına düşmeyin diyor da Kurana yönelmemizi istiyorsa, Kuranın başka bir yerinde bunun tersini asla söylemez. SAYGILARIMLA
Logged
halukgta
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 917


« Yanıtla #12 : 01 Ocak 2010, 09:19:15 ÖS 21 »


Sayın Müslümanlardan nikli arkadaşım, bana (kuranı anlamada takip edilmesi gereken yolunuz, hayırlı olur inşallah,) demişsiniz. Teşekkür ederim Rabbim yanıltmasın. Bu sözünüzü ne anlamda söylediğinizi bir siz, birde Rabbim bileceği için iyi niyetle algıladım. Benim için düşündüğünüzün yüzlerce katını dilerim rabbim size versin.
  Sayın arkadaşım bana şöyle bir soru sormuşsunuz.

( NASIL ne zaman, VE NEKADAR VE HANGİ MALLARDAN VERİLDİĞİNİ ANLATIRMISINIZ. AMA TEK BİR ŞARTTA SİZİ ANLAYA BİLİRİM, kuran zekattan bahsetmiş ve bunu SİZİN YAZILARINIZDAKİ ANLAYIŞA GÖRE AÇIKLARMISINIZ.)

Bu soru şeklinizi bir an Musa peygambere Rabbin bir inek boğazlamasını emrettiği ayet geldi aklıma. Devamında toplumun işi savsaklamak, gevşetmek imanda zorlananların sorduğu sorularla kesilmesi emredilen ineğin ne kadar zor bir hayvan haline getirdikleri konuşmalar çok anlamlıdır. Sizde bakın Rabbimin kazancınızdan zekât verin, hayır yapın, infak edin, sadaka verin sözlerini zorlaştırmak adına sorulmuş sorular gibi; Ne kadar ve hangi mallardan vereceğiz diye soruyor ve bunları bir eksiklik gibi gösteriyorsunuz. Rabbim kuranda en çok emrettiği zekât konusunu sizce gereği gibi açıklamamış mıdır dersiniz? Bu mümkün mü? Hem açıklamayacak hem de hesap soracak, bu nasıl bir adaletin düzeni sizce? Acaba bizler bize öğretilenleri kuranda bulamadığımızda yaptığımız büyük yanlış olmasın bu sözler. Gelin kurana bakalım ve ona bu soruyu soralım diyelim ki zekâtımızı nasıl vereceğiz? Bakın Allah önce nerelere vereceğimizi ne kadar detaylı açıklıyor örnekler veriyor.

Bakara 110: Namazı kılın, zekatı verin. Öz benlikleriniz için önden gönderdiğiniz her hayrı, Allah katında bulacaksınız. Hiç kuşkusuz, Allah, yapmakta olduklarınızı iyice görmektedir.

Bakara 177: Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz zafer ve mutluluğa ermek değildir. Zafer ve mutluluğa ermek o kişinin hakkıdır ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır; akrabaya, yetimlere, çaresizlere, yolda kalmışa, yoksullara, özgürlüğüne kavuşmak gayretinde olanlara malı seve seve verir, namazı kılar, zekatı öder. Böyleleri söz verdiklerinde ahitlerine vefalıdırlar; bolluk ve bereket zamanı kadar, zorluk, sıkıntı ve şiddet zamanında da sabırlıdırlar.İşte bunlardır özüyle sözü bir olanlar.Ve işte bunlardır korunan takva sahipleri

Bakara Suresi 215. Sana (Allah yolunda) ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: "Verdiğiniz hayır (mal), ana-baba, yakınlar, öksüzler, yoksullar ve yolda kalmış(lar) içindir. Yaptığınız her hayrı muhakkak Allah bilir.

Bakara Suresi 273 Ayet; Kendilerini Allah yoluna adayan yoksullar içindir ki yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremezler. Onurlarından dolayı, bilmeyen onları zengin sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük ederek insanlardan istemezler. Hayır, olarak infaklarınızı(harcamalarınızı) şüphesiz Allah bilmektedir.

Tevbe Suresi 60 Ayet; Sadakalar; Allah'tan bir farz olarak yalnızca şunlar içindir: Yoksullar, düşkünler, görevli olanlar, kalpleri ısındırılacaklar, özgürlüğünü kaybetmişler, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmış kişi. Allah bilendir, hâkimdir.

  Şimdide sizin sorduğunuz sorunun diğer kısmına gelelim, peki ne kadarını vereceğiz? İşte Rabbim onu da açıklıyor ve aşağıdaki ayette diyor ki(size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza yeterli olanından artanını verin.) Şimdi ayetin tamamına bakalım.
 
Bakara Suresi 219 Sana uyuşturucuyu/şarabı ve kumarı sorarlar. De ki: "Bu ikisinde büyük bir günah vardır; insanlar için çıkarlar da vardır. Ama onların kötülüğü yararlarından çok daha büyüktür." Ve sana neyi infak edeceklerini de soruyorlar. De ki: "Helal kazancınızın size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza yeterli olanından artanını verin." Allah, ayetleri size işte böyle açıklar ki, derin derin düşünebilesiniz.

  Yukarıdaki ayette bakmakla yükümlü olduklarınıza yeterli olanından artanını verin diyor, diğer meallerde ise bakın nasıl aktarılmış bu cümle daha kısa ve öz? ('İhtiyaçtan artakalanı.)( İhtiyaç fazlasını.) (Gönülden bağışlananı) (Sizi sıkmayanını. )  Sizce Rabbim çok açık ve net bizleri hiçbir konuda bağlamadan ve sıkmadan ihtiyacınızdan artan kısımdan, gönülden bağışladığınızı verin demiyor mu? Şimdi nasıl olurda eeee bak ne kadar vereceğimiz yazmıyor diyebilir miyiz? Kuranı lütfen düşünün ne kadar vereceğimizi bize bırakmış ama kuranda zekâtın fazla verilmesi için bizleri nasıl yönlendirdiğini hatırlayın. Paranızı çoğaltmak istiyorsanız çok zekât verin ve hayır yapın demiyor mu? Ben sizin ne kadar verdiğiniz biliyorum diye izlendiğimiz, takip edildiğimizi ima etmiyor mu? Bizlere yapacağımız hayır ve zekâtın karşılığı olarak kat kat fazla sevap vereceğini, hatta başak örneğinden yola çıkarak, bire yedi yüz vereceği örneklemesini yapmıyor mu? Çok daha ilginç bir tabir kullanıyor lütfen bunu çok iyi düşünelim. (Bana bir borç verin) ne kadar büyük anlamı var bu sözün anlayana tabiî ki. Düşünün kefenin cebi yok derler, tam tersine kefenin cebi var olduğu bu sözden anlaşılıyor. Yapacağınız hayır ve zekâtları Rabbin huzurunda ondan geri alacağımızı, yani bunların karşısında mükâfatlandıracağını anlatmıyor mu bizlere?

  Şimdide bizlere aktarılan zekât dağıtımını hatırlayalım ve üzerinde düşünelim. Bir insan paranın, altının mücevherin 1/40 ını yani yüzde 2,5 unu zekât olarak verecektir. Köylü ektiği biçtiği mahsulün 1/10 unu yani yüzde onunu zekât olara verecektir diye öğretildi bizlere. Şimdi lütfen düşünelim. Şehirde ticaret yapan esnaf, kuyumcu ya da zengin bir insan malının paranın yüzde 2,5 unu zekât diye dağıtacak, fakat garip köylüm bedenen çalışan yorulan bir toplum, her nedense yüzde 10 unu dağıtacak. Bu adalet sizce Rabbin adaleti olabilir mi? İşte kardeşim Kuran öyle bir kitap ki, ona anlamak için bakana gerekli cevabı veriyor. Kuranı anlamak çok basit çünkü hiç unutmayacağımız rabbin iki sözü var ki kulağımıza küpe yapmadığımız takdirde Kuranı ne yaparsak yapalım anlamamız imkânsızdır. Birincisi rabbin Kuranda birçok yerinde yemin ederek kuranı kolaylaştırdığıdır. İkincisi de bu kitaptan hesaba çekeceğidir. Size soruyorum rabbim bunları söyledikten sonra, sözünde durmayıp(HÂŞÂ AFFET RABBİM) bizleri başka kitaplardan sorumlu tutar mı? Ben asla diyorum ve bu söylediklerime inanıyorum. Herkes inancından ve yaptıklarından sorumludur. Bu sözlerim benim kurandan anladıklarımdır yalnız beni bağlar. Sizlere düşende Kuranı hiçbir etki altında kalmadan okuyup anlamaya çalışmak olmalıdır. SAYGILARIMLA  Halukgta
Logged
müslümanlardan
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1200


« Yanıtla #13 : 02 Ocak 2010, 11:08:36 ÖÖ 11 »

Bakara 110: Namazı kılın, zekatı verin. Öz benlikleriniz için önden gönderdiğiniz her hayrı, Allah katında bulacaksınız. Hiç kuşkusuz, Allah, yapmakta olduklarınızı iyice görmektedir.

Bakara 177: Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz zafer ve mutluluğa ermek değildir. Zafer ve mutluluğa ermek o kişinin hakkıdır ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır; akrabaya, yetimlere, çaresizlere, yolda kalmışa, yoksullara, özgürlüğüne kavuşmak gayretinde olanlara malı seve seve verir, namazı kılar, zekatı öder. Böyleleri söz verdiklerinde ahitlerine vefalıdırlar; bolluk ve bereket zamanı kadar, zorluk, sıkıntı ve şiddet zamanında da sabırlıdırlar.İşte bunlardır özüyle sözü bir olanlar.Ve işte bunlardır korunan takva sahipleri

Bakara Suresi 215. Sana (Allah yolunda) ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: "Verdiğiniz hayır (mal), ana-baba, yakınlar, öksüzler, yoksullar ve yolda kalmış(lar) içindir. Yaptığınız her hayrı muhakkak Allah bilir.

Bakara Suresi 273 Ayet; Kendilerini Allah yoluna adayan yoksullar içindir ki yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremezler. Onurlarından dolayı, bilmeyen onları zengin sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük ederek insanlardan istemezler. Hayır, olarak infaklarınızı(harcamalarınızı) şüphesiz Allah bilmektedir.

Tevbe Suresi 60 Ayet; Sadakalar; Allah'tan bir farz olarak yalnızca şunlar içindir: Yoksullar, düşkünler, görevli olanlar, kalpleri ısındırılacaklar, özgürlüğünü kaybetmişler, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmış kişi. Allah bilendir, hâkimdir.

  Şimdide sizin sorduğunuz sorunun diğer kısmına gelelim, peki ne kadarını vereceğiz? İşte Rabbim onu da açıklıyor ve aşağıdaki ayette diyor ki(size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza yeterli olanından artanını verin.) Şimdi ayetin tamamına bakalım.
 
Bakara Suresi 219 Sana uyuşturucuyu/şarabı ve kumarı sorarlar. De ki: "Bu ikisinde büyük bir günah vardır; insanlar için çıkarlar da vardır. Ama onların kötülüğü yararlarından çok daha büyüktür." Ve sana neyi infak edeceklerini de soruyorlar. De ki: "Helal kazancınızın size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza yeterli olanından artanını verin." Allah, ayetleri size işte böyle açıklar ki, derin derin düşünebilesiniz.

CEVABIM..1.Siz infak ile zekatı aynı anlıyorsunuz(değilmi).
2.Kurana parçacı yaklaşıyorsunuz.(kuran bir konudan bahsediyorsa bu konu hakkındaki bütün ayetlere bakmak lazım).
3.enfal.3. onlar namazı dosdoğru kılar ve verdiğimiz rızıktan infak ederler.(şimdi bu ayete göre herkes infak etmekle mükellefken siz zekatıda aynen infak gibi anlıyor ve bu mutlak tır diyorsun.) bakara,219 da infak ile ilgili iken siz bunu MAALESEF ZEKAT OLARAK ANLAMIŞSINIZ.
4.Sizin kuran anlayışınıza göre peki AHZAB,21. Andolsun ki, Resulullahta, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.anlayışı nedir.
5.ve sizin anlayışınıza göre insanlar kedi , köpekte yiyebilirler herhalde .

Logged
halukgta
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 917


« Yanıtla #14 : 02 Ocak 2010, 12:52:12 ÖS 12 »

Değerli arkadaşım İnfak kelimesinin anlamı zaten ayetlerde de açıklanıyor. Örneğin bakın ayette ne diyor?( Hayır, olarak infaklarınızı(harcamalarınızı) şüphesiz Allah bilmektedir.) Demek ki hayır, infak harcamakmış. Nereden harcamak, kazandıklarımızdan, gelirimizden harcamak. Şimdide şu ayeti hatırlayalım. (Bakara 110: Namazı kılın, zekâtı verin. Öz benlikleriniz için önden gönderdiğiniz her hayrı, Allah katında bulacaksınız. Hiç kuşkusuz, Allah, yapmakta olduklarınızı iyice görmektedir.) Allah zekât verin diyor ve devamında öz benliklerimizden önden gönderdiğimiz hayrı diyor. Demek ki hayır yapmak kazançtan vermekmiş, aynı zamanda buda zekâtın izah edilişiymiş. Sizce ayet açıklamıyor mu? Şimdide şu ayete bakalım. (Hayır, olarak infaklarınızı(harcamalarınızı) şüphesiz Allah bilmektedir.) Bakın burada da hayırdan bahsediyor yani kazancımızdan olmayanlara vermekten, devamında ne diyor? İnfaklarınızı yani harcamalarımızı şüphesiz Allah bilir. Hayır, sözcüğü burada genel anlamda kullanılmış, Allahın rızasını kazanmak adına yapılan bir hareket anlamındadır. Kuranı anlayabilmek için gerçekten tüm kuranı bütün düşünmeliyiz. Her ne hikmetse hepimiz aynı şeyi söylüyoruz ama nedense ayetlerin içinden bir kelimenin ardına düştüğümüzde bu sözümüzü unutuveriyoruz. Verdiğimiz rızıktan infak ederler sözünü sizin söylediğiniz gibi eğer kuranı bütün düşündüğümüzde asla herkesin değil geliri olanın olmayana vereceğini çok rahat anlarsınız. Şimdi anladınız mı size verdiğim, bizlere anlatılan zekât vermenin ne denli adaletsiz oluşunu. Bu konuda ne dersiniz köylü kardeşim şehirli tüccarın dört kat zekât vermesine ne diyorsunuz? Bumu adaletli dağıtım sizce? Allah bu konuda bağlayıcı hiçbir hüküm vermediği halde bizlerin beşeri adaletsizlikleri din diye savunmamız ne kadar doğru? İşte kuranın kolaylığı ve güzelliği dostum, biz bu güzelliği ve kolaylığı elimizden geldiğince nasıl bozarız hesabını ne yazık ki farkında olmadan yapıyoruz. Bunun yorumunu herkes kendi nefsinde yapmalıdır.

  Gelelim sorunuza.(AHZAB,21. Andolsun ki, Resulullahta, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.) Sayın arkadaşım size bunu hayatımızdan bir örnekle anlatmak isterim. Genellikle öğrencilik hayatımızda bizleri çok etkileyen öğretmenlerimiz hayatımızda olmuştur. O bizim için adeta bir örnek insandır. Onun bilgisi, hareketleri, davranışları, konuşması bizleri çok etkilemiştir. Adeta onu taklit eder gibi yaşayan öğrencilik döneminde arkadaşlarıma rastlamışımdır. Bu örneği düşündüğünüzde buradaki öğretmen öğrencisini iyi eğitim almış, bilgili, konuşmasını bilen, örneğin matematik öğretmeniyse çok iyi anlatan ve ikna kabiliyeti oluşuyla bizleri etkileyen bir insan olduğu için örnek alınmıştır. Yoksa bu insanın toplum dışı, geleneğin kabul etmediği davranışları olsa asla yalnız bilgisiyle örnek alınması da imkânsızdır. Bu öğretmen örnek yaşayışı ile bizleri etkilediği gibi, Milli Eğitimin sunduğu müfredatı da bizlere çok güzel aktarması örnek almamızda etken olmuştur. Annelerimiz babalarımız bu öğretmene evladını verebilmek ondan eğitim aldırabilmek için çok çaba gösterilen nice öğretmenler hatırlarım. Bu tür öğretmenleri de teşvik için bazen ödüllendirilir de. Şimdi Yukarıdaki ayeti düşünelim bu anlattıklarımız ışığında. Rabbim ne diyor sizlere gönderdiğim elçi sizler için güzel bir örnektir. Allahın huzurunda mutlu olmak isteyenler için örnek bir insandır. Şimdi daha önce ikimizin de söylediği bir gerçeği hatırlayalım ne diyorduk? Kuran ayetlerini bir bütün olarak düşünmeliyiz, yoksa anlayamayız. Ne kadar doğru. Şimdi de bu düşüncenin ışığında düşünelim ayeti. Allah elçisinin örnek bir insan olduğunu söylerken acaba benim söylediklerimin dışında da bazı şeyler söyleyecektir mi diyor? Eğer evet ben böyle anlıyorum dersek kuranın onlarca ayetine iman etmiyoruz demektir. Allah elçisine nasıl bir görev vermişti ve topluma nasıl hükmet demişti? Hatırlayalım isterseniz.

(Maide suresi 49 Sen de aralarında, Allah'ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma…) (Maide 67. Ey resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et.) ( Enam 19: Bu Kuran bana vahyolundu ki, onunla sizi ve ulaştığı herkesi uyarayım.) (Enam 50: Yalnız bana vah yedilene uyarım ben!") (Araf 3. (Ey insanlar), Rabbinizden size indirilene uyun..) (Kehf 27. Rabbinin kitabından  sana vahye dileni oku.) (Enbiya 45 De ki: "Ben sizi ancak vahiyle uyarıyorum.)

Bu ve buna benzer onlarca yüzlerce ayet vardır ki peygamberimiz bizleri Kuran ile uyarma görevini aldığı açıklanır. Bu ayetleri bir bütün olarak düşündüğümüzde bahsettiğimiz ayetten ne anlamalıyız çok net çıkmıyor mu ortaya? İşte peygamberimiz yürüyen bir kurandı diyorsak bu ayetleri okuduğumuz için söylüyoruz. Allah indirdiğimiz sözlerimize ilaveler yapsaydı, önce onun sağ elini alır daha sonra şah damarını keserdik diye çok net söylediği halde, bizler nasıl olurda bunun tam tersini düşünür ve söyleriz? Sayın arkadaşım sizinle tartıştığımız konuya ne derece vakıf olduğunuzu bana sorduğunuz son sorunuzdan anlıyorum. Size göre kedi köpek yiyebilir miyiz demişsiniz. Size cevabım şöyle olacaktır. Allah, dilerim tüm insanlık âlemini, onları yiyecek kadar zor durumda bırakıp, bizleri açlıkla imtihan etmesin. Bazı şeyleri hiç düşünemiyoruz Kuran tüm zamanlara hitap eden bir kitaptır diyoruz ama aklımızı zamanımızın ötesine çıkarıp ileriyi düşünemiyoruz. Rabbim yardımcımız olsun. Şunu tekrar söylemek isterim, benim yaptığım ve söylediklerim Kurandan anladıklarımdır. Bana öğretilenlerin doğruluğunu onun süzgecinden geçirmektir. Bunu yaparken elbette hatalarım olacaktır, rabbim affetsin. Fakat bu yolu seçmeyip emin olmadığım sözlerin ardına giderde bu sözleri kuran ile karşılaştırmazsam, benim düşeceğim yanlışın ve hatanın boyutları kat kat fazla olacaktır. Rabbimin önerdiği yol bu ise ben bu yolda yürümek istiyorum, kimseyi de benim yolumdan yürüyün demiyorum. Allah herkese akıl vermiş düşünüp kurandan öğüt alsınlar diye. Sizlere rehber, güneş, gönül gözü diye indirdim diyorsa Rabbim KURANI, ben onun ışığından aydınlanmalıyım ki doğruyu bulayım. Dikkat edin ben hiçbir etki altında kalmadan kuranı anlamaya çalışıyorum, hiç kimsenin öğretisine delil aramıyorum. Benim yaptığım yalnız ve yalnız kuranın bütünlüğünde onu anlamaktır. Allah cümlemizin yardımcısı olsun ve dilerim onun rehberliğinden istifade eden kullarından olalım. SAYGILARIMLA Haluk GÜMÜŞTABAK
Logged
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.102 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu