DEMOKRATİK SEÇİMLERE KATILMAK

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslami Bilgiler > Fıkıh ve Akaid (Moderatör: Yonetim) > DEMOKRATİK SEÇİMLERE KATILMAK
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: DEMOKRATİK SEÇİMLERE KATILMAK  (Okunma Sayısı 202 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
01 Aralık 2009, 05:24:22 ÖS 17
Üye Bilgileri
müslümanlardan
Süper Aktif Üye
****
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 802
Nerden:

Offline
« :»

Başka önemli konu vardır ki, o da demokratik seçimlere katılarak oy kullanman, hakimiyet yetkisini, yönetme ve idare etme hakkını, kanun ve yasa çıkarma görevini insanlara vermendir.

Bilindiği üzere yıllardır bu ülke de belirli zaman aralıklarında parlamentoya vekil tayin etmek için seçimler yapılmakta, insanlar hafta sonu bir Pazar günü koşarak sandık başlarına gitmekte ve her hangi bir partiye oy vermekte ya da hiçbir partiye oy vermeden boş oy atmaktadırlar. Belirli bir oy oranına sahip olan partilerin milletvekilleri demokrasinin ibadet yeri olan parlamentoya girerek bir müddet orada çıkardıkları kanun ve yasalarla tüm ülkeyi yönetmeye çalışmaktadırlar. Görevde kaldıkları sürece bir çok kanun ve yasa çıkarmakta, çıkardıkları bu kanun ve yasalarla insanları yönetmektedirler.

Ey kardeşim bil ki! İster her hangi bir partiye oy vermek suretiyle olsun, isterse de boş oy kullanmak suretiyle olsun bugün yaşadığımız şu ülkede belirli aralıklarla yapılan demokratik seçimlere katılarak oy kullanmak apaçık bir şekilde Allah’a şirk koşmanın ve müşrikliğin kendisidir. İşte şimdi ben sana bu meseleyi en anlaşılır ve en sade haliyle anlatmaya çalışacağım.

Öncelikle yine burada bir defa daha tağut kavramının anlamını hatırlatmak istiyorum. Konumuz açısından tağut kavramının anlamı; Allah’ın indirdiği hükümleri bırakarak kendi kafalarından kanun ve hüküm çıkaran kişi kurum ve kuruluşlardır. O halde daha işin başında bugün demokrasinin parlamentolarında kanun ve hüküm çıkaran, yasa koyan, hüküm vaaz eden bütün parlamenterler birer tağut konumundadırlar. Bu yüzden sana emredilen tağutu inkar etmendir. Yoksa kendin için belirli seçim dönemlerinde yeni yeni tağutlar seçmen, Allahu Tealâ tarafından sana emredilmemiştir. Sana tağutları reddetmen, inkar etmen ve onları tanımaman emredilmiştir. Bu emre rağmen her üç-beş yılda bir kendine yeni tağutlar seçmek üzere demokratik sistemin öngördüğü bir şekilde seçimlere katılman, işte Allah’ı inkar ederek tağutlara iman etmenin en açık göstergesidir.

Diğer taraftan bu seçimlere katılmak hükmetme, yönetme ve idare etme yetkisini Allah’tan başkasına yani milletvekillerine vermek olduğu için sahibini İslam dininden çıkaran bir ameldir.

Bil ki; İslam’da yönetme, idare etme, kanun ve yasa çıkarma hakkı ancak Allahu Tealâ’ya aittir. Allah’tan başka hiçbir kimsenin, insanların yaşamlarına dair kanun ve hüküm çıkarma yetkisi yoktur. İnsanı Allahu Tealâ yaratmıştır ve insanoğlunun uyması gereken kuralları ancak O belirleyecektir.

“Hüküm ancak Allah’a aittir. O, kendisinden başka hiçbir şeye tapmamanızı emretmiştir. İşte en doğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (12, Yusuf /40)

“Hüküm ancak Allah’ındır. Ben ona tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnız ona tevekkül etsinler” (Yusuf Suresi: 12/67)

Hüküm ancak Allah’ındır. Allahu Tealâ bizleri yaratmış ve uymamız gereken kuralları resulleri vasıtasıyla bizlere bildirmiştir. Ve son Resul Muhammed (s.a.v) aracılığı ile de uymamız gereken emirlerini, kaçınmamız gereken yasaklarını ve bu yasaklara uymayanlara karşı uygulanması gereken cezai müeyyidelerini çok açık bir şekilde bizlere bildirmiştir.

Burada örnek vermek gerekirse Allahu Tealâ bizlere belirli vakitlerde yine belirli rekatlerde namaz kılmamızı, Ramazan ayında oruç tutmamızı ve bunun gibi daha bir çok ameli emretmiştir. Yine Allahu Tealâ içki içmeyi, faizi, zina etmeyi, kumar oynamayı, yetimlerin mallarını haksız bir şekilde yemeyi bizlere yasaklamıştır. Ve bu yasaklara uymayan kimselere de dünya da uygulanmak üzere belirli cezalar tayin etmiştir. Hırsızlık yapanın elini kesmek, zina eden kimseye bekar ise yüz değnek vurulması, evli ise recmedilmesi Allahu Tealâ’nın koymuş olduğu bu cezalardan birer örneklerdir.

Bilindiği üzere bugün yaşadığımız bu ülkede insanların seçmiş olduğu vekiller vasıtasıyla Allah’ın emir ve yasakları bütünüyle bir kenara atılmış ve yine Allah’ın suçlular için öngördüğü dünyevî cezalar hiçe sayılmıştır. Bunun en çarpıcı örneğini bizler bugün türban meselesinde görmekteyiz. Zira Allahu Tealâ kadınlara örtünmelerini emrederken, bugün bu emir görmezden gelinerek yasaklanmıştır. Allahu Tealâ içki içilmesini, kumar oynanmasını, faizle alış verişte bulunmayı haram kılarken bugün bu yasakların hepsi bir kenara itilmiş ve serbest bırakılmıştır. Allahu Tealâ’nın suçlular için öngördüğü cezalar hiçe sayılmış, demokrasinin ibadethaneleri olan parlamentoda çıkarılan kanunlarla suçlular için yeni yeni cezalar belirlenmiştir. Allahu Tealâ hırsızın elinin kesilmesini isterken, bugün hırsızlar için belirli sürede hapis cezaları öngörülmektedir. Ve bunun gibi sayamayacağımız nice şeyler bu parlamentolarda yapılmaktadır.

Ey Kardeşim! Allah sana ve bizlere rahmet etsin. Bizleri dininden ayırmasın ve kendisine şirk koşmaktan bizleri sakındırsın. İşte tüm bu cinayetler, tüm bu suçlar senin belirli zamanlarda sandık başına giderek oy atman suretiyle idareye sahip olan vekiller eliyle işlenmektedir. Ve sen bu suçları işleyeceklerini bildiğin halde onlara oy atmak suretiyle suçlarında onlarla ortak olmaktasın.

Yukarıda da söylediğimiz gibi hüküm koyma, kanun çıkarma, suç ve ceza belirleme yetkisi sadece ama sadece Allah’a ait iken, sen bu yetkiyi Allah’tan alıp insanlara vermektesin. Sandık başına giderek oy kullanmak suretiyle adeta şöyle haykırmaktasın:

“Ey şu partinin adayları! Ben sizi, bizleri yönetmeniz için vekil tayin ediyorum. Sizler ülke yönetiminde söz sahibi olarak kendi çıkardığınız kanun ve yasalarla bizleri en iyi şekilde yönetin. Bizler için uymamız gereken kanunlar çıkarın, yasaklar belirleyin ve sizin belirlediğiniz yasaklara uymayanlar içinde cezai müeyyideler tayin ederek onları insanlar üzerinde uygulayın.”

İşte ey okuyucu! Senin bu fiilinin Allah’ın kitabında tek bir karşılığı vardır, o da Allah’a ortak koşmaktır ve müşrikliktir. Ve böyle bir amelden, böyle bir fiilden tevbe ederek uzak kalmadığın sürece yerin ebedi cehennem olacaktır. Böyle bir sondan Allah’a sığınırız.

Pek yakında yine bir seçim var. Belirli partilere mensup vekiller meydanlara çıkarak sizlere seslenecekler. Diyecekler ki: “Sizler için en iyi yöneticiler bizleriz. Sizin daha rahat, daha müreffeh yaşamanız için en uygun kanun ve hükümleri biz çıkartırız. Bizim çıkardığımız kanun ve yasalarla, bizim koyduğumuz hükümlerle çok daha rahat bir hayat yaşayacaksınız. Biz sizin için tüm bu işleri en iyi idare edebilecek kadrolara sahibiz.”

Yani aynen kendilerinden önce yaşamış Mısır Firavun’u gibi şöyle seslenecekler:

“Firavun, Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka bir ilah tanımıyorum (dedi).” (28, Kasas/38)

“(Firavun) Derhal (adamlarını) topladı ve (onlara) bağırdı: Ben, sizin en yüce Rabb’inizim! dedi.” (79, Naziat/23-24)

Belki, açık açık “bizler en iyi ilahlarız ve rableriz” deme cesaretini gösteremeyecekler. Ancak seçim meydanlarında söylemiş oldukları sözler tam anlamıyla Firavun’un ilahlık ve rablik söylemi ile uyum içindedir.

Ve sen.. Evet sen ey okuyucu kardeşim! Bu söylemlere kulak asarak herhangi bir partiye oy vermek suretiyle, oy verdiğin partinin vekillerini kendin için bir ilah ve rab seçme işine girmek mi istiyorsun? Allah’ı bırakarak farklı farklı rablerden mi razı olacaksın? Hüküm koyma, kanun ve yasa çıkarma yetkisi, sadece ve sadece Allah’a ait iken sen kendin için kanun koyacak, hükümler belirleyecek rabler mi tayin edeceksin?

Peki bu küfrün üstünde başka hangi küfür vardır? Bu şekilde bir muhalefetten sonra Muhammed’in (s.a.v) Allah’ın kulu ve rasulü olduğuna ne şekilde muhalefet edilebilir?

Ey akıllılar topluluğu!  Ey zekiler ve ey basiret sahipleri! Sizin gibi insanları nasıl sizler için hükümler koyması, kanunlar çıkarması için sandık başına giderek oy atmak suretiyle rabler edinirsiniz?
Sizler nasıl kanlarınız, canlarınız, mallarınız, aileniz hakkında hüküm belirlemeleri, kanun ve yasa çıkarmaları için bu rablerden razı olabilirsiniz. Halbuki bunlar Hakim ve Hamid olan Allah tarafından indirilen kitabı bir kenara atarak sizleri yönetmek istemektedirler. Bu konudaki sözlerimi büyük alim Şehid Seyyid Kutub’un şu tespitleri ile kapatmak istiyorum:
“Dilleri ile Allah’tan başka ilah olmadığını ve Muhammed’in (s.a.v) Allah’ın kulu ve rasulü olduğunu söyleyip bireysel davranışlarda, arınma, evlenme, boşanma ve miras gibi konularda Allah’ın vahyine tabii oldukları için kendilerini müslüman diye isimlendirenler, bununla beraber bunun dışındaki konularda Allah’ın kitabına göre şekillenmemiş kanun ve nizamlara itaat edenler… Allah kitabında izin vermediği halde Allah’ın kitabına muhalif olan yasalara ve kanunlara itaat edenler… İsteyerek veya istemeyerek bu çağdaş putlarının kendilerinden istedikleri görevleri yerine getirme noktasında tüm değerlerini feda eden­ler…. Bu kutsal değerleri ile çağdaş tağutların istekleri çeliştiği zaman Allah’ın emirlerini kulak arkası yapıp bu çağdaş tağutların emirlerini yerine getirenler… Evet, kendilerini müslüman ve Al­lah’ın dinine mensup zannedip de tüm bu fiilleri yapanlar, kafalarını yastıklarından kaldırıp bir an önce uyanmak ve ne kadar büyük bir şirk bataklığının içinde olduklarını görmek zorundadır­lar.

Şirk ve müşriklik, rabb’lik noktasında Allah’tan başka bir rabb’in yaratan, rızık veren, öldüren vb. varlığına inanmakla ortaya çıkmaz. Allah ile beraber veya Allah’ın dışında başka rabb’lerin hakimiyetine inanmak da şirkin en bariz örneklerin­dendir.

O halde yeryüzünün doğusunda ve batısında yaşayan tüm insanlar, yaşantılarında yetkiyi kime verdiklerine, kime uydukla­rına, kime itaat edip, kime boyun eğdiklerine, kimin emrine uyup sözünü dinlediklerine bir baksınlar… Şayet tüm bu konularda sadece Allah’a itaat ediyorlarsa Allah’ın kendisinden razı olduğu dine, İslam’a mensupturlar. Yok şayet bu konularda Allah’tan başkasına tabii oluyorlarsa Allah korusun onlar tabii oldukları tağutların dinine mensupturlar.“
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.38 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu