KUR AN A GÖRE ANLAŞMAZLIĞA ve AYRILIĞA DÜŞME SEBEB ve SONUÇLAR

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslami Bilgiler > İtikat Konuları > KUR AN A GÖRE ANLAŞMAZLIĞA ve AYRILIĞA DÜŞME SEBEB ve SONUÇLAR
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1] 2   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: KUR AN A GÖRE ANLAŞMAZLIĞA ve AYRILIĞA DÜŞME SEBEB ve SONUÇLAR  (Okunma Sayısı 672 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
13 Kasım 2009, 09:06:15 ÖÖ 09
Üye Bilgileri
müslümanlardan
Süper Aktif Üye
****
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 802
Nerden:

Offline
« :»

TARAFIMDAN SİLİNMİŞTİR
« Son Düzenleme: 10 Aralık 2009, 05:37:41 ÖS 17 Gönderen: müslümanlardan » Logged
14 Kasım 2009, 05:26:34 ÖS 17
Üye Bilgileri
müslümanlardan
Süper Aktif Üye
****
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 802
Nerden:

Offline
« Yanıtla #1 :»

TARAFIMDAN SİLİNMİŞTİR
« Son Düzenleme: 10 Aralık 2009, 05:38:09 ÖS 17 Gönderen: müslümanlardan » Logged
18 Kasım 2009, 01:01:24 ÖS 13
Üye Bilgileri
m.ufukalp
Mehmet Ufukalp
ÜYELİĞİ SİLİNDİ
*

Mesaj Sayısı: 424
Nerden:

Offline
« Yanıtla #2 :»

Hariciler Kuran anlayışı sebebiyle Hazreti Aliden ayrılmış sahabilerdir. Onlar Kuran ikliminin ilk ufku ile tanışmışlardı. Hiç bir sosyal karışımların yaşanmadığı arı duru bir dönemde Kuranla muhatap oldular. Onlar Kuranın ilk müfessiri Rasulullahı da gördüler. Onun Kuran izahlarına da şahit oldular.

Ancak ne olursa olsun, hadiseler, zaman, egolar Kuran anlayışlarına tesir etti ve onların Kuran anlayışları ile Hazreti Alinin Kuran anlayışı birbirinden farklı duruma geldi.

Haricilerde çağdaşları gibi sadece Kuran demekle, Kuran ve Sünnet diyenlere karşı sanki kendileri daha sağlam konumda imiş gibi pozisyonlara girdiler.

Hazreti Ali onları hakka davet ederken Kurandan ayetler okurkan, onlar, Kurandan ayetler okuyarak güya Hazreti Aliyi hakka davet ederken haktan uzaklaştılar.

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Alıntı
1- Müslim (v.261/874)’in Rivâyeti

1. Hadis: Müslim- Züheyr b. Harb (v.234/848)[8] ve Şücâ’ b. Mahled (v.235/849) ile birlikte İbn Uleyye (v.193/809)’den[9] nakledilmektedir. Züheyr şöyle der: Bize İsmail b. İbrahim nakletti. (İbrahim de) bana Ebû Hayyân (v.145/762)[10] nakletti. (Ebû Hayyân da) bana Yezid b. Hayyân (v.?)[11] nakletti. Yezid şöyle dedi: Ben ve Husayn b. Sebre ve Ömer b. Müslim, Zeyd b. Erkam (v.68/687)’a gittik. Onun yanına oturduğumuzda Husayn ona “Ey Zeyd! Çok hayra nâil oldun; Rasûlüllah (s.a.v.) ile görüştün, Onun hadisini dinledin, Onunla birlikte savaşa katıldın, Onun arkasında namaz kıldın, böylece bir çok hayra nâil oldun. Ey Zeyd! Rasûlüllah (s.a.v.)’tan işittiklerinden bize hadis rivâyet et.”.

Bunun üzerine Zeyd “Ey kardeşimin oğlu! Vallahi, yaşlandım, zamanım da geldi, Rasûlüllah (s.a.v.)’tan ezberlemiş olduğum şeylerin bazısını unuttum. Bu sebeple size söylediğim şeyleri kabul edin, rivâyet edemediğim şeylerden dolayı da beni mükellef tutmayın” dedi ve sonra sözüne şöyle devam etti: “Bir gün, Mekke ile Medine arasında Humm denilen yerdeki suyun yanında Rasûlüllah (s.a.v.) aramızda hitap etmek üzere kalktı ve Allah’a hamd ve senâda bulundu, nasihat etti ve hatırlatmada bulundu, sonra da şöyle buyurdu: ‘Bundan sonra:

-Ey insanlar! Dikkat edin! Ben de bir beşerim, Rabbimin elçisinin gelmesi ve Benim de icâbet edeceğim vakit yaklaşıyor. Ve ben size sekaleyni bırakıyorum. Onlardan ilki Allah’ın kitabı (Kur’ân)dır ki, onda hidâyet ve nur vardır. Allah’ın kitabını alın ve ona sımsıkı sarılın.’.

Böylece Hz.Peygamber Allah’ın kitabına teşvik etti ve gönülleri ona rağbetlendirdi. Sonra da şöyle buyurdu: “Ve Ehl-i beytim; Ehl-i beytim konusunda size Allah’ı hatırlatıyorum, Ehl-i beytim konusunda size Allah’ı hatırlatıyorum, Ehl-i beytim konusunda size Allah’ı hatırlatıyorum.”

Halbuki bütün insanların değerlendirmesi ile oluşacak Kuran anlayışları curcunasının önünü almak için Rasulullahın Kuran ve Ehli Beyt ile ilgili Sekaleyn hadisini dikkate almak, Kuranı anlamanın tevhidin, birliğin ancak  Kuranı Ehli Beytin öğreticiliği ile anlayarak gerçekleşebileceği çok açık bir hakikattir.
« Son Düzenleme: 18 Kasım 2009, 01:04:04 ÖS 13 Gönderen: m.ufukalp » Logged
18 Kasım 2009, 01:46:51 ÖS 13
Üye Bilgileri
Rahmetli
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 636
Nerden: İzmir

Offline
« Yanıtla #3 :»

Allah indinde yarattığı tüm kullar bidayette eşittir. Yetişip, sorumluluk çağına ulaşana kadar, her çocuk Rabbimizin indinde sevimli ve mahlukatın en şereflisi olma mertebesine adaydır. Ne var ki, insanlar sorumluluk çağına ulaşıp, türlü ameller ile birbirlerinden ayrılır, kimi yücelik mertebesinin değişik basamaklarında, kimileri de esfel çukurunun dibine doğru sıralanır dururlar. Bu sıralanmada Rabbimiz hiç bir kuluna elleriyle kazandıklarının harici sebepler ile ne bir tenzil ne de bir terfi de bulundurur. Bu esfelin en dibinde bulunan birinin çocuğu içinde böyledir, peygamber çocuğu içinde böyledir. "Fatıma kızım babanın peygamber oluşu sana artı bir şey kazandırmaz" anlamına gelen Resulullahın uyarıları bunu teyid eder.
Allahın kulları bir zamanlar son derece gayret içinde çırpınıp dururken bu gayretlerinden vazgeçerlerde, yollarını şaşırır, yolun başındaki mevkilerini yitirirler. Yine aynı şekilde zulmün koyu karanlığı içindeyken Rablerinden gelen nuru görüpte türlü fenalıklarından uzaklaşır da Allah indinde ekrem kul haline gelebilir.
Hayat varolduğu ve ömür sürdüğü müddetçe imtihan da devam etmektedir. O yüzden İslam dininde hiç bir zümrenin ayrıcalığı söz konusu değildir. Velev ki evlad-ı resul olsun. Kulluğunun idrakinde olup, Rabbe karşı o vazifesini eksiksiz yerine getirme gayretinde olan kazanacaktır.
Öyleyse ehl-i beyte gösterilen bu ihtimam nedendir?
Resulullah aleyhissalatu vesselamın vefatından sonra kendileri ümmetin anneleri olarak vasıflandırılmış peygamber hanımlarına karşı evlilik yasağına dikkat çekmektir, yoksa Resulullah'ın kendi soyundan gelenlere özel bir ayrıcalık tanıması değil!!!
En doğrusunu Allah bilir....
« Son Düzenleme: 18 Kasım 2009, 01:49:21 ÖS 13 Gönderen: Rahmetli » Logged

İyilik su gibidir, içmeyen ölür...
18 Kasım 2009, 02:47:25 ÖS 14
Üye Bilgileri
müslümanlardan
Süper Aktif Üye
****
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 802
Nerden:

Offline
« Yanıtla #4 :»

                 TARAFIMDAN SİLİNMİŞTİR
« Son Düzenleme: 10 Aralık 2009, 05:38:38 ÖS 17 Gönderen: müslümanlardan » Logged
23 Kasım 2009, 12:58:45 ÖS 12
Üye Bilgileri
m.ufukalp
Mehmet Ufukalp
ÜYELİĞİ SİLİNDİ
*

Mesaj Sayısı: 424
Nerden:

Offline
« Yanıtla #5 :»

KUR'AN VE HADİSLERDE EHL-İ BEYT (A.S)



Bismillahirrahmanirrahim

Müslümanlar, çeşitli mezheplere mensup olmalarına rağmen Hz. Peygamber (s.a.a)'in Ehl-i Beyt'ini sever ve bu sevginin imanın bir parçası olduğuna inanırlar. Bizce bu sevginin sebebini Kur'an'da ve Resulullah'ın sünnetinde aramak gerekir. Çünkü yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de, onlardan her türlü pisliği uzaklaştırmayı ve onları tertemiz kılmayı irade ettiğini açıklamış ve Resulüne, peygamberliğinin ücreti olarak Müslümanlardan Ehl-i Beyt'ini sevmelerini istemesini emretmiştir.

Dolayısıyla Müslümanların Ehl-i Beyt'e karşı özel bir sevgi beslemelerinden daha doğal bir şey olamaz. Ancak bizce bu sevgi sırf dilde ve kalpte kalmamalıdır. Bu sevginin belirtileri Müslümanların amellerinde görülmelidir. Eğer bir Müslüman Ehl-i Beyt'i sevdiğini söylüyorsa, onların Kur'an ve sünnetteki özgün yerlerinden habersiz olmamalıdır. Onların Allah katındaki makamlarını bilmelidir. Onların dostlarıyla dost, düşmanlarıyla düşman olmalıdır. Kur'an ve sünnette onlara tanınan ayrıcalığın hikmeti üzerinde düşünmeli ve bunun sırrına vâkıf olmalıdır.

Biz bu kısa önsözde Ehl-i Beyt'in Allah ve Resulü indindeki makamlarını daha iyi tanıyabilmek için Kur'an ve sünnette Ehl-i Beyt'le ilgili ayet ve hadislerden bazı örnekler aktarıp kısa bir açıklama yapmayı uygun gördük. Umarız, değerli okuyucular bu kitapta aktarılan hadislerin nasıl berrak ve zülal bir kaynaktan geldiğini bilip onları daha bir dikkatle okur ve amellerine yansıtırlar.
Önce Kur'an'da Ehl-i Beyt'le ilgili bazı ayetlere bir göz atalım.


KUR'AN'DA EHL-İ BEYT


1- Tathir Ayeti

Ehl-i Beyt'in üstün makamını bildiren ayetlerden biri, Tathir ayetidir. Yüce Allah, bu ayette onların her türlü pislikten (günah ve kötü işlerden) tertemiz olduklarını vurgulayarak insanların onlara yönelmelerini ve her konuda onları kendilerine örnek edinmelerini istemektedir. Ömürlerinin bir bölümünü puta tapmak veya diğer günahlarda sarf etmekle geçiren lekeli insanlar, diğer insanlara önder ve örnek olamazlar. Allah'ın halifesi ve hücceti olacak kişiler, mutlaka lekesiz, tertemiz ve her yönden mükemmel insanlar olmalıdırlar. İşte bu yüzden yüce Allah, halkın, gönül rahatlığıyla Ehl-i Beyt'e uymaları ve her konuda onlara başvurmanın gerekliliğini anlamaları için şu ayet-i kerimeyi nazil buyurmuştur:
"Gerçekten ancak Allah, siz Ey Ehl-i Beyt'ten ricsi (günah ve hata pisliğini) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister."[1]

Ehl-i Beyt'ten maksat, Resulullah (s.a.a)'in Ehl-i Beytidir. Onlar da Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'dir. Allah'ın selâmı onlara olsun. Eğer Ehl-i Beyt'ten maksat, Hz. Peygamber'in hanımları olmuş olsaydı, ayetteki zamirlerin müzekker olarak değil, müennes olarak zikredilmesi gerekirdi. Yani, "ankum" ve "yutahhirekum" yerine "ankunne" ve "yutahhirekunne" buyrulmalıydı.
Ehl-i Beyt'in Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin (aleyhim'us-selâm) olmasıyla ilgili pek çok hadis ve rivayet nakledilmiştir. Örneğin, bir hadiste Resulullah (s.a.a); Hz. Ali, Hz. Fatıma, İmam Hasan ve İmam Hüseyin'e işaret ederek şöyle buyurmuştur:
"Allah'ım, bunlar benim Ehl-i Beytimdir; onlardan ricsi (günah ve hata pisliğini) gider ve onları tertemiz kıl." [2]

Bir rivayette de şöyle geçer:
"Resulullah (s.a.a), sabah namazı vakitlerinde Hz. Fatı-ma'nın evinin önüne gelerek şöyle buyuruyordu:
"Ey Ehl-i Beyt! Namaz! Şüphesiz Allah ricsi sizden gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister."[3]

Birçok rivayette Resulullah (s.a.a)'in 6 ay, bazı rivayetlerde ise 9 ay boyunca Hz. Fatıma (a.s)'ın evinin önüne gelerek; "Ey Ehl-i Beyt! Namaz! Namaz!" diyerek mezkûr ayeti okuduğu nakledilmiştir.
Resulullah (s.a.a)'in bu konuya bu kadar önem vermesi ve Ehl-i Beyt'inin kimler olduğunu tanıtmasına rağmen yine de bazı insanların, onca hadis ve rivayetleri görmezlikten gelerek; "Ehl-i Beyt'ten maksat, Resulullah'ın hanımlarıdır." demelerine şaşırmamak elde değildir. Ama Allah'a çok şükürler olsun ki, artık Ehl-i Beyt dostları kendi yollarını bulmuşlar ve bu gibi sözlere kulak asmak bile istemiyorlar.

2- Meveddet Ayeti

Yüce Allah, Ehl-i Beyt'in ne kadar yüksek bir makama sahip olduğunu halka bildirmek için onları her çeşit günah ve pislikten arındırmanın yanı sıra, onları sevmenin gerekliliği hususunda da Resulullah (s.a.a)'e şöyle buyurmuştur:
"De ki: Ben, buna (tebliğime) karşılık yakınlarıma sevgi dışında sizden hiçbir ücret istemiyorum."[4]

Resulullah (s.a.a), ayette geçen yakınların kimler olduğunu ve bu ayet gereğince kimlere sevgi duyulması gerektiğini kendi sözlerinde açıklamıştır. Müfessirler, muhaddisler ve siyer yazarları, kendi kitaplarında, bu ayetteki yakınlardan maksadın; Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (aleyhim'us-selâm) olduğunu bildirmişlerdir. Örneğin, Ahmed b. Hanbel, kendi Müsned'inde Said b. Cübeyr'den, o da İbn-i Abbas'tan şöyle nakletmiştir:
"Meveddet ayeti nazil olduğunda ashap; "Ya Resulullah! Sevgileri bize farz olan yakınların kimlerdir?" diye sordular. Resulullah (s.a.a); "Ali, Fatıma ve onların oğullarıdır." buyurdular."[5]

Böylece bu ayet gereğince, Ehl-i Beyt'i sevmek, bütün Müslümanlara farzdır. Fakat daha önce de değindiğimiz gibi, bu sevgi sadece dilde ve kalpte kalmamalı, amele de yansımalıdır. Yüce Allah, bir ayetinde şöyle buyuruyor:
"De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız, bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın."[6]

Allah'ı sevip de Peygamber'in düşmanlarına uymak düşünülemeyeceği gibi, Peygamber'i ve yakınlarını (Ehl-i Beyt'ini) sevip de onların düşmanlarının peşice gitmek de düşünülemez. Aksi takdirde sevginin gerçek olmadığı ortaya çıkar.

3- Mübahele Ayeti

Mübahele olayını tarihçiler, müfessirler ve muhaddisler genişçe nakletmişlerdir. Olay özetle şöyledir: Necran Hıristiyanlarından bir grup, bazı konularda Resulullah (s.a.a) ile görüşüp konuşmak için Medine'ye geliyorlar. Fakat Resulullah (s.a.a)'in haklı ve delilli sözleri karşısında teslim olmayıp tartışmalarını sürdürünce, Allah Tealâ şu ayeti nazil ediyor:
"Artık sana gelen ilimden sonra, onun hakkında seninle çekişip tartışırlarsa, de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lânetleşelim de Allah'ın lânetini yalan söylemekte olanların üstüne kılalım."[7]

Necran Hıristiyanları Resulullah (s.a.a) tarafından müba-heleye (karşılıklı beddua etmeye) davet edilince, düşünüp taşındıktan sonra nihayet mübaheleyi kabul ediyor ve mübahele yapmak için vaatleşiyorlar. Vaat edilen gün ve saat gelip çatınca, Hıristiyanlar, Resulullah (s.a.a)'in Hz. Ali, Hz. Fatıma ve onların iki evladı Hasan ve Hüseyin ile geldiğini görüyorlar. Resulullah (s.a.a)'in kararlılığını ve yanındaki nurlu simaları görünce, korkuya kapılarak müba-heleden vazgeçip sulh anlaşması önerisinde bulunuyorlar. Resulullah (s.a.a), birtakım şartlarla onların önerisini kabul ediyor.

Resulullah (s.a.a) bu hususta şöyle buyurmuştur:
"Canım elinde olan Allah'a ant olsun ki, Necran ehlinin helâk olması yaklaşmıştı. Eğer mübahele etmiş olsalardı, maymun ve domuz oluvereceklerdi..."

Bu olayı birçok müfessir nakletmiştir. Örn. Zemahşerî, Tefsir-i Keşşaf'ta; Fahr-i Razî, Tefsir-i Kebir'de ve Allâme Tabatabaî, el-Mizan'da.

Ehl-i Beyt'in Allah'ın emriyle Resulullah (s.a.a) ile birlikte mübahele olayına katılması, onlar için çok büyük bir makam ve fazilettir. Eğer onlar, Allah katında çok sevilen ve duaları kabul olan şahsiyetler olmasalardı, Allah Tealâ, kesinlikle Peygamberine onları mübaheleye götürmesini emretmezdi. Böyle bir makama sahip olan Ehl-i Beyt'e sahip çıkmak, onları savunmak, onları halka tanıtmak ve onların sözlerinden yararlanmak her Müslümanın kaçınılmaz bir vazifesidir. Allah Tealâ bizleri, vazifelerini tanıyan ve onları yerine getirmek için gayret gösteren Ehl-i Beyt takipçilerinden kılsın, inşaallah.

4- Salât Ayeti

Salât ayetinde, bütün Müslümanlar, Hz. Peygamber'e ve onun tertemiz Ehl-i Beyt'ine salât etmekle görevli kılınmışlardır. Ayetin meali şöyledir:
"Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygamber'e salât etmekteler. Ey iman edenler, siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selâm edin."[8]

Tefsir-i Kebir'deki nakle göre; ashap Resulullah'ın yanına gelerek; "Ya Resulallah! Biz sana nasıl salât edelim?" dediklerinde Resulullah (s.a.a) şöyle buyuruyor:
"Şöyle deyin: Allahumme salli alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed; kema salleyte alâ İbrahime ve alâ âl-i İbrahim ve barik alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed; kema barekte alâ İbrahime ve âl-i İbrahim; inneke hamîdun mecîd." [9]

Görüldüğü gibi, Hz. Peygamber'e salât etmek isteyenin, onun Âl'ine (Ehl-i Beyt'ine) de salât etmesi gerekir. Şafiî mezhebine göre teşehüdde salâvat getirmek farzdır. Şia mezhebine göre de öyledir. Teşehüdde Hz. Peygamber'e ve onun Ehl-i Beyt'ine salâvat getirmek, namazın bir cüz'üdür.
Bir hadiste Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
"Bana kesik salâvat getirmeyin; (bana salâvat getirdiğinizde) Ehl-i Beyt'ime de salâvat getirin. Salâvat getirdiğinizde onları kesip atmayın. Çünkü kıyamet günü bütün nesepler kesilip atılacak, sadece benim nesebim korunacaktır." [10]

Yine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
"Kim bana salât eder de Ehl-i Beyt'ime etmezse, cennet kokusunu koklayamaz." [11]

Cennet kokusunu almaya liyakati olmayan bir kimsenin, cennete girmesi nasıl düşünülebilir? Bu ayet ve hadislerden anlaşıldığına göre, Ehl-i Beyt'in Allah katındaki makamı düşünebildiğimizden çok daha yücedir.
Kur'an'da Ehl-i Beyt'in fazileti ile ilgili pek çok ayet vardır. Ancak biz bu kadarıyla yetinerek, şimdi de Ehl-i Beyt'le ilgili önemli bazı hadislere göz atmak istiyoruz.


HADİSLERDE EHL-İ BEYT


1- Sekaleyn Hadisi

Sekaleyn hadisi, Şia ve Ehl-i Sünnet kanalıyla nakledilen çok meşhur ve mütevatir bir hadistir. Bu hadis, çeşitli senet ve lafızlarla nakledilmiştir.
Resulullah (s.a.a) bu hadiste şöyle buyuruyor:
"Ben sizin aranızda iki değerli emanet bırakıyorum; biri Allah'ın kitabı, diğeri ise öz soyumdan olan Ehl-i Beyt'imdir; onlara sarıldığınız müddetçe, asla sapıklığa düşmezsiniz; onlar havuzun başında bana gelinceye dek birbirinden ayrılmayacaktır." [12]

Görüldüğü gibi, Resulullah (s.a.a) bu hadiste, Kur'an ve Ehl-i Beyt'in kıyamete kadar birlikte devam edeceğini bildirmiştir. Bu hadisten, diğer hadislerde olduğu gibi, yeryüzünün hiçbir zaman hüccetsiz kalmayacağı anlaşılmaktadır. Kur'an var olduğu müddetçe, onun müfesirleri olan Ehl-i Beyt de var olacaktır. Zamanımızın hücceti de, Ehl-i Beyt İmamlarından olan Hz. Mehdi (a.s)'dır. O, birtakım sebeplerden dolayı insanlar arasında gizli bir şekilde yaşamaktadır. Eğer bu ilâhî hüccetler olmasalardı, hadisler tabirince, yeryüzü ehlini yutardı. Şu hadis de, Ehl-i Beyt İmamlarından birisinin her zaman için var olduğunu ispatlamaktadır:

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
"Kim kendi zamanının imamını tanımadan ölürse, cahiliye ölümüyle ölmüştür." [13]

Acaba bu zaman veya gelecek zamanlarda cahiliye ölümüyle ölmemek için Müslümanların kime biat etmesi gerekir. Eğer; "Kendi zamanlarındaki iş başında olan yöneticilere, Ulü'l-Emr olarak biat etmelidirler." diyecek olursak, o zaman büyük bir hata veya daha doğrusu büyük bir günah işlemiş oluruz. Çünkü onların hemen hepsi İslâm düşmanıdırlar; onlara biat etmeden ölen kimse, cahiliye ölümüyle ölerek cehenneme gitmez; aksine onlara biat ederek ölen kimseler onlarla birlikte cehenneme gitmeyi hak etmiş olurlar. Hadislerde de vurgulandığı gibi Ulü'l- Emr'den maksat, yine Ehl-i Beyt İmamlarıdır. Bunlar, her zaman için vardır, kıyamete kadar Kur'an'la birlikte hayatlarını sürdüreceklerdir. İşte bunlara biat etmeden ölen kimseler, cahiliye ölümüyle ölmüş olurlar.

2- Sefine Hadisi

Resulullah (s.a.a), Sefine hadisinde Ehl-i Beyt'ini Nuh'un gemisine benzetmektedir. Nuh'un gemisi nasıl ona binenleri gark olmaktan kurtardıysa, Ehl-i Beyt de dinî ve dünyevî meselelerde kendilerine uyanları sapıklıktan kurtarırlar.

Resulullah (s.a.a) bu hadiste şöyle buyuruyor:
"Sizin aranızda benim Ehl-i Beyt'imin durumu, Nuh'un gemisinin durumu gibidir; kim o gemiye bindiyse, kurtuldu; kim de ondan geri kaldıysa, boğuldu." [14]

Buna göre, sapıklık ve cehennem ateşinden kurtulmak isteyen herkes Ehl-i Beyt'e uymak zorundadır. Çünkü Allah ve Resulü, Ehl-i Beyt'in tertemiz olduğunu, hata ve yanlışlığa düşmeyeceklerini bize bildirmişlerdir. Onların yolu ve sözü, Resulullah'ın yolu ve sözüdür. "Kur'an bize yeterlidir." demek doğru değildir. Çünkü Kur'an'ı hakkıyla anlayıp uygulayacak âlimlerin olması da şarttır. Kur'an'ı Ehl-i Beyt İmamlarından daha iyi anlayıp uygulayacak kim vardır? Öyleyse haddi aşarak onlardan öne geçmek veya akılsızlık ederek onlardan geri kalmak, büyük bir hatadır.

Ehl-i Beyt, ilim madenidir; onların ilimlerinden yararlanmak gerekir. İlim peşinde olanlar, onların kapılarını çalmalıdırlar.
Nitekim Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır; ilim isteyen o kapıya gelmelidir."[15]

3- İhtilâftan Kurtulma Hadisi

Resulullah (s.a.a), bu hadiste ümmetinin, ancak Ehl-i Beyt'e sarılarak ihtilâf ve tefrikadan kurtulabileceğini buyurmuştur. Denizde veya çölde olan bir kimse, nasıl yıldızlarla yolunu bulup sapmaktan kurtulabiliyorsa, İslâm ümmeti de Ehl-i Beyt vasıtasıyla, fikrî, amelî ve siyasî meselelerde onların söz ve davranışlarından yararlanarak ihtilâf ve sapmaktan kurtulabilirler.
Hadis şudur:
"Yıldızlar yeryüzü ehli için boğulmaktan kurtulma vesilesi olduğu gibi, Ehl-i Beyt'im de yeryüzü ehli için (ihtilâftan) kurtulma vesilesidir." [16]

4- Kisa Hadisi

Tirmizî, kendi Sahih'inde, Ömer bin Ebî Seleme'den şöyle rivayet etmiştir:
Tathir ayeti (Ahzab Suresi, 33) Ümmü Seleme'nin (bir rivayete göre de Safiyye'nin) evinde nazil olduğunda, Resulullah (s.a.a) Hasan, Hüseyin ve Fatıma'yı çağırtıp onları önünde oturttu ve Ali'yi de çağırtıp onu da arkasında oturttu. Sonra onları ve kendisini bir kisayla örtüp şöyle buyurdu:
"Allah'ım, bunlar benim Ehl-i Beyt'imdir; bunlardan her türlü ricsi (günah ve hata pisliğini) gider ve bunları tertemiz kıl." [17]

Bu hadisi İbn-i Asakir de rivayet etmiştir. Fakat İbn-i Asakir'in nakline göre hadisin sonunda şu ilâve de mevcuttur:
"Bunun üzerine Ümmü Seleme; "Ya Resulallah, beni de onlarla birlikte kıl." dedi. Resulullah (s.a.a); "Sen kendi mevkinde dur, senin sonun hayırdır." buyurdu.

Kisa hadisi, muhtelif tabirlerle birçok senetle rivayet edilmiştir. Bu yüzden bu hadis senet yönünden sahih ve kesindir.
Ehl-i Beyt hakkında pek çok hadis vardır ki, biz onlardan bu birkaç tanesiyle yetinerek bu bölüme şu hadisle son veriyoruz:
"Hiçbir kimse biz Ehl-i Beyt'le kıyaslanamaz." [18]

Ehl-i Beyt Şiilerinin Vazifesi

Ehl-i Beyt Şiilerinin önemli vazifelerinden biri, Ehl-i Beyt'in (Allah'ın selamı onların üzerinde olsun) ilmini ve hikmet dolu güzel sözlerini insanlara aktarmaktır. Çünkü eğer Ehl-i Beyt'in hikmet dolu sözleri insanlara iletilirse, insanlar o sözlerdeki güzellikleri görerek Ehl-i Beyt'e uyarlar. Nitekim Abdüsselâm b. Salih el-Herevî şöyle diyor:
İmam Rıza (a.s)'dan şöyle buyurduğunu duydum: "Bizim meselemizi ihya edene Allah rahmet etsin!" "Sizin meseleniz nasıl ihya edilir?" dediğimde şöyle buyurdular: "Bizim ilmimizi öğrenip onu halka öğretmekle. Şüphesiz, eğer halk sözlerimizdeki güzellikleri bilmiş olsalar, mutlaka bize uyarlar." [19]

Hadiste de vurgulandığı gibi, Ehl-i Beyt'in sözlerini ilk önce kendimiz iyice okuyup öğrenmeli ve daha sonra onu başkalarına aktarmalıyız. Şunu da hatırlatalım ki, bazı hadisleri anlamak pek kolay olmadığından dolayı, onları fakih ve müçtehit bir kimsenin açıklaması gerekir; yerinden kalkan herkes kendi kafasına göre yorum yapmamalıdır. Çünkü Kur'an'da olduğu gibi, hadislerde de muhkem ve müteşabih hadisler vardır. Hatta birbirleriyle çelişen bazı hadisler de vardır. Bunları ancak büyük âlimler açıklayabilirler.

Nitekim İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur:
"Bizim hadislerde de, Kur'an'ın muhkem ve müteşabih ayetleri gibi, muhkem ve müteşabih hadisler vardır. O halde müteşabihleri (ehline) bırakın ve muhkemleri (hükmü açık seçik olanları) tutun." [20]

Bir hadiste de İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:
"Anladığın bir hadis, (anlamayarak) rivayet ettiğin bin hadisten daha hayırlıdır. Sizden hiç kimse, sözlerimizin mefhumunu anlamadıkça, fakih olamaz. Şüphesiz, sözlerimizden bir kelime, yetmiş şekilde yorumlanabilir; oysa bunların hepsinde bizim için sadece bir çıkış yolu vardır." [21]

Bunları yorumlayabilecek bir güce sahip olmayan kimseler, hadisler arasında bir çelişki olduğunu zannetmiş olabilirler. Ayrıca hadisler arasında birtakım uyduruk hadisler de vardır ki, onların teşhisi çoğu insanların haddini aşmaktadır. Buna göre, anlamadığımız veya yararımıza olmayan bir hadisi görür görmez, hemen; "Bu hadis yalandır." demeye kalkışmayalım. Zira bu gibi sözlerin büyük bir sorumluluğu vardır.
Vesselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuh
_______________________
[1]- Ahzab/33
[2]- Şu kaynaklara bakabilirsiniz: Sahih-i Tirmizî, c. 5, s. 31, h. 3258, 3875, 3963; Şevahid'ut- Tenzil (Haskanî), c. 1, s. 124, h. 172 ve c. 2, s. 16, h. 647-649, 604-679, 682-689, 691-693; Menakıb-ı Ali bin Ebî Talib, (İbn-i Meğazilî), s. 302, h. 346-349; Tefsir-i Taberî, c. 22, s. 6-8. Daha fazla kaynak görmek isteyenler, "el-Müracaat" kitabıyla birlikte ek olarak basılan "Sebil'ün- Necat" kitabına başvurabilirler; orada bu konuyla ilgili 300'den fazla kaynak zikredilmiştir.
[3]- Sahih-i Müslim, Sahih-i Buharî ve diğer birçok kitaplarda nakledilmiştir. Zemahşerî de, Tefsir'ul-Keşşaf'da Mübahele ayetinin tefsirinde zikretmiştir.
[4]- Şûra Suresi, 23.
[5]- "Hz. Peygamber'in yakınlarından maksat; Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'dir." diyen pek çok kitap vardır. Örneğin; Şevahid'ut-Tenzil (Haskanî), c. 2, s. 130, h. 822-828, 832-834 ve 838; Menakıb-ı Ali bin Ebî Talib (İbn-i Meğazilî), s. 307, h. 352; Zehair'ul-Ukba (Taberî), s. 25, h. 138; es-Savaik'ul-Muhrika (İbn-i Hacer), s. 101, 135 ve 136; Metalib'us- Suul (İbn-i Talha), s. 8, Tahran basımı ve c. 2, s. 21, Necef basımı; Kifayet'ut- Talib (Genci-i Şafiî), s. 91-93. "el-Müracaat" kitabında bu sözü nakleden 35 kitabın isimi zikredilmiştir.
[6]- Âl-i İmran Suresi, 31.
[7]- Âl-i İmran Suresi, 61.
[8]- Ahzab Suresi, 56.
[9]- Tefsir-i Kebir, Ahzab Suresi, 56. ayetin tefsiri.
[10]- Vesail'uş- Şia, c. 4, s. 122.
[11]- Mir'at'ul-Ukul, c. 12, s. 96.
[12]- Allâme Firuzabadî, Sekaleyn hadisini nakleden kitaplardan bazılarının isimlerini şöyle nakletmiştir: Müsned-i Ahmed, c. 4, s. 366 ve c. 3, s. 17; Menakıb-ı Ehl-i Beyt (Tirmizî), c. 2, s. 380; Müstedrek'üs- Sahihayn (Hakim), c. 3, s. 109; Sünen-i Beyhakî, c. 2, s. 148; Sünen-i Daremî, c. 2, s. 431; Kenz'ül- Ummal, c. 1, s. 45 ve c. 7, s. 102; Müşkil'ül- Âsar, c. 4, s. 368; Sahih-i Tirmizî, c. 2, s. 308; Üsd'ül- Gabe, c. 2, s. 12 ve Hasais'un- Nesaî, s. 21.
[13]- el-Kâfi, c.1, s. 308, bab: "Men mate ve leyse lehu İmamun", h. 3 ve c. 2, s. 18, h. 9; Bihar'ul-Envar, c. 23, s.76, bab: "Vücub-u Marifet'il- İmam", h. 1-3; s. 77, h. 4-6; s. 78, h. 7 ve 9; s. 81, h. 18 ve Kenz'ül- Ummal, c. 1, s. 103, h. 463 ve 464.
[14]- Müstedrek'üs- Sahihayn, c. 2, s. 343; (Bu hadis Müslim'in şartına göre sahihtir.) Kenz'ül- Ummal, c. 6, s. 216; Tarih-i Hatib-i Bağdadî, c. 12, s. 19; Hilyet'ul-Evliya, c. 4, s. 306; Mecma'uz- Zevaid, c. 9, s. 163 ve el-Mu'cem'ul-Kebir, c. 1, s. 125.
[15]- Cami'us- Sağir, c. 1, s. 415, h. 2705.
[16]- Müstedrek'üs- Sahihayn, c. 3, s. 149; es-Savaik'ul-Muhrika (İbn- i Hacer), s. 68 ve Kenz'ül- Ummal, c. 6, s. 217.
[17]- Sahih-i Tirmizî, c. 12, s. 85; Tefsir-i Taberî, c. 22, s. 7; Tefsir-i İbn-i Kesir, c. 3, s. 485; Müşkil'ül- Âsar (Tahavî), c. 1, s. 335 ve el-Fusul'ül- Mühimme Fi Ahval'il- Eimme (İbn- i Sabbağ), s. 25.
[18]- Zehair'ul-Ukba (Taberi), s. 17.
[19]- Uyun-u Ahbar'ir-Rıza, c. 1, bab: 28, h. 64 ve Mean'il-Ahbar (Saduk), s. 180
[20]- Bihar'ul-Envar, c. 2, s. 185, h. 7.
[21]- Bihar'ul-Envar, c. 2, s. 184, h. 5.
Logged
23 Kasım 2009, 01:45:15 ÖS 13
Üye Bilgileri
müslümanlardan
Süper Aktif Üye
****
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 802
Nerden:

Offline
« Yanıtla #6 :»

TARAFIMDAN SİLİNMİŞTİR
« Son Düzenleme: 10 Aralık 2009, 05:39:31 ÖS 17 Gönderen: müslümanlardan » Logged
23 Kasım 2009, 06:41:30 ÖS 18
Üye Bilgileri
Rahmetli
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 636
Nerden: İzmir

Offline
« Yanıtla #7 :»

İmamiyye Şiasının itikadi düşüncesini kendi bakış zaviyeleriyle daha yakından tanımak için
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
http://www.alevisesi.com/haberler/yazar.asp?yaziID=543

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
http://www.shiachat.com/forum/index.php?/topic/234932729-kuranda-ehl-beyt/

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
http://www.caferilik.com/kutuphane/inanc/temel_inanclar/335-375.htm

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
http://www.caferilik.com/ehlibeyt/guluvbugz.htm

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
http://www.alimamali.com/html/tur/book/mavaddat%20ahle%20bait/2.htm

adreslerine de bakılabilir.
Sanırım benim itirazım sünni - alevi tartışmasını buraya taşıma gayreti olarak anlaşıldı. Bin küsur yıldır tarafların birbirlerini töhmet altında tutma gayretlerinin bir bin yıl daha bu bakış açılarıyla sürmesi mümkündür. Bizleri bir araya getirecek ve aramızdaki tefrikayı ortadan kaldıracak yegane gücün Rabbimizin bizlere nur, hidayet, rehber olarak gönderdiği kitabında olduğuna yürekten inanıyorum. Ve yine bütün bu tartışmaların odak noktasında, 'beşeri', olduğundan fazla gösterme gayretleri yatmaktadır. Kuran'da geçen insan tanımı tüm insanlık için geçerlidir. Resulullah'ın seçkin ashabı da zaman zaman yanlış ve hatalar yapabilir. Yapmıştır da. Bizim onların yanılgı ve hatalarını dillendirmemiz sadece tarihten ders alma maksadıyladır. Kur'an'ın da dile getirdiği gibi "2/134 Onlar bir ümmetti; gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz, onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz."

Kıyamete kadar Rabbimizin koruması altında olduğuna iman ettiğimiz Kur'an'ın dışında hidayet ve yol gösterici başka bir kaynak yoktur. Bizleri ilim ve irfanlarıyla aydınlatan, ister imam, ister mürşid, isterse Allah'ın kullarından her hangi biri, bilmeliyiz ki onlar da Kuran'a uydukları müddetçe itibar ettiğimiz, dikkate aldığımız kimselerdir. Allah'ın kullarına olan sevgimiz, o kulların Allah'a kul olmalarıyla kayıtlıdır, ve bu sevgi kulluğu Allah'a has kıldıkları müddetçe devam edecektir. Batıl yola sapan, yolunu şaşıran ve bu şaşkınlığının farkına varmayan, Allah'ın kullarını kullara kul etme gayretinde olan kişilere karşı da buğzetmek imanımızın gereğidir. Velev ki ana-babası salih kullardan olsun...
« Son Düzenleme: 23 Kasım 2009, 06:45:34 ÖS 18 Gönderen: Rahmetli » Logged

İyilik su gibidir, içmeyen ölür...
24 Kasım 2009, 11:41:48 ÖÖ 11
Üye Bilgileri
m.ufukalp
Mehmet Ufukalp
ÜYELİĞİ SİLİNDİ
*

Mesaj Sayısı: 424
Nerden:

Offline
« Yanıtla #8 :»

Alıntı
Kıyamete kadar Rabbimizin koruması altında olduğuna iman ettiğimiz Kur'an'ın dışında hidayet ve yol gösterici başka bir kaynak yoktur. Bizleri ilim ve irfanlarıyla aydınlatan, ister imam, ister mürşid, isterse Allah'ın kullarından her hangi biri, bilmeliyiz ki onlar da Kuran'a uydukları müddetçe itibar ettiğimiz, dikkate aldığımız kimselerdir. Allah'ın kullarına olan sevgimiz, o kulların Allah'a kul olmalarıyla kayıtlıdır, ve bu sevgi kulluğu Allah'a has kıldıkları müddetçe devam edecektir. Batıl yola sapan, yolunu şaşıran ve bu şaşkınlığının farkına varmayan, Allah'ın kullarını kullara kul etme gayretinde olan kişilere karşı da buğzetmek imanımızın gereğidir. Velev ki ana-babası salih kullardan olsun...

Müslümanların ihtilaf nedenlerinin kaynağı Kuran değil tabi, ancak Kuranı anlama farklılıkları değil midir? Herkes Kurana uyarsa ihtilaf olmaz cümlesi doğru gibi görünüyor ancak herkes Kurana uyduğunu söylediği halde müslümanlar arasında ihtilaflar mevcut.

Kim, hangi alim veya müslüman, söylediklerinin Kurana uygun olmadığını söylüyor ki. İslamla ilgili milyonlarca farklı görüşler kendisini ayetlere dayandırarak haklılık ispatının peşindedir.

Kuran iki insanın bile tıpatıp aynı sonuca ulaşacağı gibi bir anlayış vermez ki insanlara. Mutlak surette Kuranı anlamada farklılıklar olacaktır. Müslümanların aralarındaki farklılıklar Kuranı bir kenara itip kendi kendilerine islam adına fikir belirttikleri için değildir ki. Müslümanların ehtelaflarının nedeni Kuranı farklı anlamalarındandır ki bu da kaçınılmaz bir vakıadır.

İşte tam bu noktada Rasulullahın Ehli Beyti devreye girmektedir. Bu yüzden Rasulullah " Size iki emanet bırakıyorum, biri Allahın kitabı Kuran, diğeri Ehlibeytimdir."
Rasulullah bu hadisi söylemekle müslümanlar eğer Kuranı islamı anlamada farklılıklara düşerlerse Ehli Beytin Kuranı anlamasına başvursunlar diye söylemiştir.

Nasıl ki peygamberlerin insanlar arasından seçilmeleri insanlar arasında eşitsizlikle alakası yoksa ehlibeytin de ümmet arasındaki müfessir konumu diğer insanları ikinci sınıfa sokmak için değildir. Olaya böyle bakanların zihni değerlendirmesi yanlıştır.
Logged
24 Kasım 2009, 01:25:26 ÖS 13
Üye Bilgileri
imam hüseyin
Süper Aktif Üye
****
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 590
Nerden: Özü Doğru Olanın Sözüde Doğru Olur (İmam Ali)
MALAZGİRT


WWW Offline
« Yanıtla #9 :»

Ümmetin ayrılığa düşme sebebi Herkesimin kendini hakk diğerlerini batıl görme olgusudur ve önyargı ile bakmaktır. Bizlere düşen görev Kuran temel kaynak alınarak Ne Şia Ne sünniyi kınamadan Hakikatlerini Temel kaynak ile karşılaştırarak almaktır.. İmamiye şiası veya Ehli Sünnet siyasi ihtilaflar neticesinde oluşmuş ekollerdir. Ben kendi namıma kendimi her zaman Müslüman olarak adlandırmışım ama fıkhi olarak İmamiye Şiasına tabiyim ama ne kadarda tabi olsam Her kesimin hak yanlarını alırım geri kalan hatalı kısımlarınıda elimin tersi ile iterim..
Logged

Heyhat Minez-Zilleh! (Zillete boyun eğmeyiz)
(İmam Hüseyin)

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
www.adilmedya.com
24 Kasım 2009, 03:36:50 ÖS 15
Üye Bilgileri
müslümanlardan
Süper Aktif Üye
****
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 802
Nerden:

Offline
« Yanıtla #10 :»

TARAFIMDAN SİLİNMİŞTİR
« Son Düzenleme: 10 Aralık 2009, 05:40:25 ÖS 17 Gönderen: müslümanlardan » Logged
24 Kasım 2009, 03:55:27 ÖS 15
Üye Bilgileri
m.ufukalp
Mehmet Ufukalp
ÜYELİĞİ SİLİNDİ
*

Mesaj Sayısı: 424
Nerden:

Offline
« Yanıtla #11 :»

Kuran senin buraya aldığın kadar bir kaç ayet değil ki, Kuran yaklaşık 6200 küsur ayettir. Her ayeti herkesin aynı şekilde anlaması mümkün değildir.
Hele Kuranın pratiği olan sünnet anlaşılmasa Kuranın anlaşılması eksik olacaktır. Kuranın anlaşılması için gerekli olan konular vardır.
Sadece Kuranla yetinerek Kuranın anlaşılacağını zannedenler İslamı güdük bir din haline getirmek isteyen oryantalistlerin tuzağına düşer.
Kuran namazdan bahsetmektedir. Namazdan bahseden bütün ayetleri bir araya getirseniz bile bir insanın nasıl namaz kılacağı anlaşılamaz, mutlak surette sünnete ihtiyaç vardır.
Kuran zekattan bahseder. Eğer sünnet olmasa zekatın ne olduğu, nasıl olduğu, hangi mallardan zekat verilebileceği, ne miktarda zekat verileceğini anlamak mümkün olmaz.
Kuran bazı olaylardan ve tarihlerden kişilerden bahseder şahıs ve coğrafya ismi vermediği de vardır. Sünnet olmadan bu şahısların ve coğrafyanın kim ve neresi olduğunu anlamak mümkün müdür?
Logged
25 Kasım 2009, 12:59:57 ÖS 12
Üye Bilgileri
müslümanlardan
Süper Aktif Üye
****
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 802
Nerden:

Offline
« Yanıtla #12 :»

[TARAFIMDAN SİLİNMİŞTİR
« Son Düzenleme: 10 Aralık 2009, 05:41:22 ÖS 17 Gönderen: müslümanlardan » Logged
25 Kasım 2009, 01:09:42 ÖS 13
Üye Bilgileri
m.ufukalp
Mehmet Ufukalp
ÜYELİĞİ SİLİNDİ
*

Mesaj Sayısı: 424
Nerden:

Offline
« Yanıtla #13 :»

Kardeşim saçmalamaya gerek yok. Muğalatanın anlamı da yok. Sünnet Kuranın pratiğidir ve sünnetsiz Kuran Kuran olmaz. Çünkü hayatta uygulanabilirliği olmaz. Kendi kafana göre benzerlerin gibi papağan misali alakasız şeyler yazıp gidiyorsun.

Bana söyler misin. Zekat, Namaz ve diğer ibadetler nasıl yapılacak, hangi öelçüde ne zaman nasıl kime ve niçin verilecek yapılacak eda edilecek, bunları bir anlatırmısın?

Sadece zekatı anlatsan yeter. Seni bekliyorum.
Logged
25 Kasım 2009, 05:01:47 ÖS 17
Üye Bilgileri
müslümanlardan
Süper Aktif Üye
****
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 802
Nerden:

Offline
« Yanıtla #14 :»

sen galiba anlamak istemiyorsun YAZDIKLARIMDA SÜNNETİ (HADİSİ)  NASIL  DEVRE DIŞI BIRAKTIĞIMI ÇIKARMIŞSIN HAYRET.....BİRDAHA OKU VE OLAYI DEMOGOJİ HALİNE GETİRDİN ARTIK BİR NOKTa koymak gerek .

zekat konusunu bırakta SENİN SÜNNET(HADİS) ANLAYIŞIN,HZ.EBUBEKR,ÖMER VE OSMAN HAKKINDA NE DİYOR ONU SÖYLEDE ,KİMİN NE OLDUĞU ANLAŞILSIN.

VERECEĞİN CEVAPLARI BEKLİYORUM.............
« Son Düzenleme: 25 Kasım 2009, 05:45:59 ÖS 17 Gönderen: müslümanlardan » Logged
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.154 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu