tefsir

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > KUR´AN-I KERİM (Bilgi Platformu) > Kur'an-i Kavramlar > tefsir
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: tefsir  (Okunma Sayısı 920 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
05 Kasım 2009, 09:09:50 ÖÖ 09
Üye Bilgileri
i.h.kesik
Yeni Üye

Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 8
Nerden:

Offline
« :»

slm.istiaze ve besmele kavramı diye sorsam. :Smiley
Logged
05 Kasım 2009, 10:20:51 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
FECR
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 2160
Nerden:
Selam Hidayete Tabi Olana


WWW Offline
« Yanıtla #1 :»

Aleyküm selam

İstiaze ve besmele ilgili aşağıdaki linkte biraz açıklamalar var,:
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Logged

Selam Hidayete Tabi Olanlara

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
06 Kasım 2009, 09:00:31 ÖÖ 09
Üye Bilgileri
i.h.kesik
Yeni Üye

Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 8
Nerden:

Offline
« Yanıtla #2 :»

cevap yeterli değil. Huh?
Logged
07 Kasım 2009, 11:37:25 ÖÖ 11
Üye Bilgileri
FECR
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 2160
Nerden:
Selam Hidayete Tabi Olana


WWW Offline
« Yanıtla #3 :»

İstiaze ve besmele çok geniş/kapsamlı konudur.Kısaca bir kaç kelam etmeye çalışalım
İstiaze
İstiaze;zayıf,güçsüz bir kişinin ,güçlü olan birisine bağlanması,güvenmesi,dayanması, kendisini himaye altına alınmasını istemesidir.Yaratılanın Yaratıcı olan Allah'a sığınmasını ifade eden bir kavramdır.
İstiaze kavramında şunların öncelikle netleşmesi gerekir:
-Sığınmak nedir?
-Sığınmak nasıl olmalıdır?
-Kime sığınılacak?
-Kimden ya da nelerden sığınılacak?
-Sığınmanın yolları nedir?(Dil ile söylemek yeterli midir?)
-Sığınılacak kimsenin özellikleri nedir?
-Sığındığımız kimselerin özellikleri nelerdir?
-Ne zaman sığınacağız?

Kur'ana baktığımızda istiazenin açılımlarını görmek mümkündür.İnsanlar istiaze derken akıllarına sadece şeytan gelmektedir.Ama Kur'an'da istiazenin kullanımlarına baktığımız zaman şeytandan başka şeyler de çıkıyor:

ALLAH’A NELERDEN SIĞINACAĞIZ?
1-Cahillikten
Musa milletine: «Allah muhakkak bir sığır boğazlamanızı buyuruyor» demişti; «Bizi alaya mı alıyorsun?» dediklerinde de: «Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım» dedi.2/Bakara-67
2-Hakkında Bilgimiz Olmayan Şeyi İstemekten«Rabbim! Bilmediğim şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen kaybedenlerden olurum» dedi.11/Hud-47
3-İnsanların Kötülük Yapmasından
Demişti ki: «Gerçekten ben, senden Rahman (olan Allah) a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma) .»19/Meryem-18
4-Şeytanın Kışkırtmasından
De ki: «Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından Sana sığınırım.»23/Müminun-97
Onu doğurduğunda, Allah onun ne doğurduğunu bilirken «Ya Rabbi! Kız doğurdum. Erkek, kız gibi değildir, ben ona Meryem adını verdim, ben onu da soyunu da, kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım» dedi.3/Ali İmran-36
5-Yaratılanların-Karanlığın-Büyücülerin ve Hasedcilerin Şerrinden
Ben, ağaran sabahın Rabbine sığınırım. yarattığı şeylerin şerrinden, Karanlığı çöküp bastırdığında bir gecenin şerrinden, Ve düğümlere üfleyen (büyücü)lerin şerrinden.»113/Felak Suresi
6-İnsanların ve Cinlerin Şerrinden-Vesvesecilerin Şerrinden
De ki: Sığınırım ben, insanların Rabbine, İnsanların malikine, İnsanların ilâhına, O sinsi vesvesecinin şerrinden. Gerek cinlerden, gerek insanlardan.114/Nas Suresi


KİME SIĞINACAĞIZ?:ALLAH'A (Yukardaki ve aşağıdaki ayetler açıkca belirtiyor.)
 «Beni taşlamanızdan ötürü, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım.»44/Duhan-20

 Şeytan seni dürtecek olursa Allah'a sığın, doğrusu O işitir ve bilir.7/Araf-200

Kuran okuyacağın zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın.16/Nahl-98


Allah'a sığınmayı ifade eden daha bir çok ayet vardır.

İstiaze bir anlamda işin başında yaratıcı olan Allah'ın sığınılacak,yardım dilenecek tek merci olduğunun ifadesidir.Sığınmayı doğru düzgün beceren kimseler ondan sonraki hareketlerinin temelini de "besmele" oluşturur.
Besmele ilgili anektodlara sonra devam edelim inş.
« Son Düzenleme: 09 Kasım 2009, 08:48:18 ÖÖ 08 Gönderen: FECR » Logged

Selam Hidayete Tabi Olanlara

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
09 Kasım 2009, 09:29:48 ÖÖ 09
Üye Bilgileri
i.h.kesik
Yeni Üye

Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 8
Nerden:

Offline
« Yanıtla #4 :»

slm öncelikle çok teşekkür ederim istiaze bilgileri için ben bunu da söyleyeyim ben sorduğum konular hakkın da taze bilgi farklı yaklaşım peşin deyim çünkü araştırma yapıyorum yardımcı olursanız sevinirim yeni soru BESMELE hakkın da slm.a. Wink
Logged
10 Kasım 2009, 10:37:33 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
FECR
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 2160
Nerden:
Selam Hidayete Tabi Olana


WWW Offline
« Yanıtla #5 :»

BESMELE
Bismillahirrahmanirrahim-Rahman ve Rahim olan Allah adıyla

İstiazeyi düzgün bir şekilde yapanların ondan sonraki hareketlerinin temelini “besmele” oluşturur.Sığınılması gereken her şeyden Allah’a sığınan insan/müslüman,yaşamda başlangıç noktasına “besmele”yi eksen edinerek devam ettirmelidir.
Besmele anlayışını rayına oturtmamız için öncelikle şunları göz önüne almamız gerekir.
“Besmele” deki “be”(ile) bağlacının ne gibi fonksiyonuna sahip olduğunu anlamamız gerekir.
“Bi” bağlacı “ile” anlamına gelmektir.Besmeleyi anlam olarak düşündüğümüzde karşımıza tam bir cümle çıkmıyor,devrik bir cümle çıkıyor.Yani Rahman ve Rahim olan Allah adıyla.Yani bu cümlede “fiil(yüklem)” ve “Fail(özne)” hazfedilmiş yani gizlenmiş vaziyette.(Allahu âlem) Belki de bu cümleyle anlam daraltılmamış olmaktadır.Yani besmeleyi belli alana hasretmek,anlamını,işlevini de daraltmak anlamına gelir.Mesela;
Rahman ve Rahim olan Allah adıyla (başlarım)
Rahman ve Rahim olan Allah adıyla (yerim,içerim)
Rahman ve Rahim olan Allah adıyla  (okurum)
Rahman ve Rahim olan Allah adıyla  (çalışırım)
vs gibi fiillerle gelmiş olmuş olsaydı,o zaman anlam daraltılmış olurdu.
Besmeledeki “be (ile)”bağlacında 3 lü bir saçayak vardır:
1-Başlayan kişi (Ben-sen-o vs)
2-Adına başlanılan kişi(Allah-Şeytan-Tağut vs)
3-Yapılan iş (Maruf-münker işler)

“Bismi” yani “İsmi ile” başlanılan bir eylemde üçlü dengede bozukluk olursa yani uyumsuzluk olursa o iş sakattır.Mesela;Allah adına bir işe başladığını söyleyen kişinin münker-kötü bir davranışı yapması kişinin “adına/adıyla” hareket ettiği kişiye hakaret olur.
Besmelenin fiil ve failsiz olarak söylenmesi,hayatın tamamını kapsamasına yol açmaktadır.Hayatını Allah adına ya da hayatında Allahı var sayan bir anlayışla hareket edenler besmeleyi en güzel şekilde çekmiş olurlar.
Besmele,tevhid inancında anahtar kelimelerden birisidir.Her hareketin ve davranışın Allah adına yapıldığının semboludur.Yaratan Rab adına okumanın,yaşantıyı O’nun direktifleri doğrultusunda düzenlemenin bir ifadesidir.Yani besmele,sadece ağızla söylenen bir iki laf değil,bir yaşam tarzının ifadesidir.
            Biz hangi olaya bakarsak bakalım,iki türlü bir başlama-besmele-ile karşı karşıya gelmekteyiz:
         1-Allah’ın adıyla
            2-Şeytanın adıyla
          Bir eyleme,amele Allah’ın adıyla başlamak ,O’nu olaylar üzerine hakem kabul etmedir.Hakeza,şeytanın ve tağutun adına başlama da onların hakem kılınmasıdır.
            Hz.Peygamber a.s’ın  buyurduğu gibi;”Besmele her işin anahtarıdır.Besmeleyle başlanmayan her iş ebterdir,sakattır”
          Bizler yaptığımız amellerde gönül rahatlığı içinde Allahın rızasına uygun hareket ediyorsak o işe besleme ile başlarız.Allahın yasakladığı şeylerde beslememiz Allah adına değil şeytan adına olur.Bu hususun dikkat edilmesi gerekir.

           Allah’ın rahman ve rahim olduğu besmele de ortaya konuluyor.Rahman ve rahim kelimesi”rahmet” kökünden türemiştir.Rahman,kullarına nimet veren,bu nimeti bollaştıran anlamında Allah’ın bir sıfatıdır.Bu nimet verme,varlığın hepsinin ihtiyacını karşılamayı ifade eder.Rahim ise bu nimet verme işinde devamlılığı ifade ediyor.Allah’ın rahman sıfatının bütün alame şamil olduğu,rahim sıfatının da sadece müminlere ait olduğu anlamı da verilmiştir.

Besmele hakkında daha çok şeyler söylenebilir belki.Hatta besmelenin "be" yani "ile" bağlacından konuyu alarak Kur'anı anlatmak da mümkündür.Besmele hakkında yüzlerce sayfa yazı yazanlar da olmuştur.(Besmelenin ayet olup olmadığı,besmelenin faziletleri gibi konuları ayrıntıları ile incelemişler).Ama bazen bir konuyu uzun uzadıya anlatmak,yazmak konunun dağılmasına ve alınmak istenen mesajın kaybolmasına da neden olabilmektedir.Ayrıntılarla meşgül olacağız diye alınması gereken ana mesajı unutabiliyoruz maalesef.
Besmele kavramıyla ilgili anlaşılmayan veya başka yönlerini öğrenmek istediğiniz tarafları varsa elimizden geldiğinizce irdelemeye çalışırız inş.

Logged

Selam Hidayete Tabi Olanlara

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
11 Kasım 2009, 07:46:58 ÖÖ 07
Üye Bilgileri
i.h.kesik
Yeni Üye

Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 8
Nerden:

Offline
« Yanıtla #6 :»

slm ALLAH RAZI OLSUN ebeden daimen olur inşaallah slm.a.
Logged
16 Kasım 2009, 08:28:44 ÖÖ 08
Üye Bilgileri
i.h.kesik
Yeni Üye

Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 8
Nerden:

Offline
« Yanıtla #7 :»

slm ikrabismirabbikkelleziğalek hakkın da görüşleriniz.
Logged
17 Kasım 2009, 09:36:02 ÖÖ 09
Üye Bilgileri
FECR
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 2160
Nerden:
Selam Hidayete Tabi Olana


WWW Offline
« Yanıtla #8 :»

İkra' bismi Rabbikellezi khalak

YARATAN RABBİNİN ADIYLA OKU

Allah Rasulune ilk inen vahyin ilk ayeti.
Bu ayeti anlamak için öncelikle bazı kavramların düşüncemizde netleşmesi gerekir.
-İkra(Kıraat) kavramı-Kıraatın tertil ve tilavet ile arasındaki bağ nasıldır?
-Rab kavramı-Rabbın özellikleri-Cahiliyye zamanında Rab anlayışı ve Allah'ın ortaya koyduğu Rab anlayışı.
-Yaratmak kavramı,Allah'ın yaratıcı olması

Ayete geçmeden önce,vahyin ilk indiği ortamı ve vahy hadisesini iyice anlamak,ayeti anlamamıza yardımcı olacaktır.
          İnsan yaratıldığı ilk andan itibaren devamlı bir ihtiyaç halindedir.Kalbini imar edecek bir akideye muhtaçtır.Hayatı kendisine tefsir edecek,hayatla arasında irtibatı,rabıtayı sağlayacak,kendi şahsından daha büyük ve daha yüce bir varlıkla alakasını temin edecek ilahi bir akideye şiddetle muhtaçtır.Bu akide de  Allah’ın insanlara elçisi vasıtasıyla göndermiş olduğu vahydir.
           Allah insanı yaratıp  dünyaya göndermiş ve onu yeryüzünde kılavuzsuz,rehbersiz bırakmamıştır.Bu rehber ile insanlara hidayet ulaştırılmış ve bu hidayet olmadan insanların sürekli bir kargaşa içinde yaşayacağı bildirilmiştir.Ama insanlar bu hidayeti bulandırmışlar ve neyin doğru,neyin yanlış olduğunu bilemez olmuşlardır.Ama Allah insanları bu durumda bırakmamıştır.Çünkü O Rahmandır,Rahimdir.Kullarını karanlıkta bırakmaz.Bunun için insanlara vahyini sunan Rasuller göndermiştir.
          Bu risalet zinciri,ilk insan olan Hz.Adem ile başlamıştır.Daha sonra ise Allah,yeryüzünden seçtiği kulları belirli zaman ve yerlerde peygamberlik makamına getirmiştir.Bu peygamberler arasında İbrahim,İsa,Musa,Yusuf,Yunus –selam onların üzerine olsun-gibi insanlar vardır.Bu peygamberlerin gönderiliş amacı,insanları kula kulluktan kurtarıp Allah’a kulluk etmektir.Bu amaç uğruna peygamberler mücadele ve çaba sarfetmişlerdir.İşte bu Resuller Allah’ın vahyini insanlara sunmuşlar ve insanların bir kısmı bu vahyin gölgesinde bir süre yaşadıktan sonra onun üzerinde sebat edememişlerdir.Bu sebatsızlığın örneğini Hz.İbrahim,Hz.Musa ve Hz.İsa’nın getirmiş oldukları vahyin tahrif edilmesinde görmekteyiz.Mesela,Hz.İbrahim’in insanlara ulaştırdığı Hanif-İslam dini aslından tümüyle uzaklaştırılmış ve tanınamayacak hale gelmiştir.Aynı akibet Hz.Musa’nın getirdiği Tevrat’ta ve Hz.İsa’nın getirmiş olduğu İncil’de de ortaya çıkmıştır.
           Allah’ın kitabı asıl şekli ve güvenilir bir haliyle ortada bulunmadığı için insanların Hak ve Batılı ayırt edecek bir belge veya kaynağa başvurmaları tamamen imkansızlaştı.Vahyin tahrifi ile ilahi kaynağı kaybeden insanlık yeryüzünde içler açısı bir karanlığın içerisinde bulunmaktaydı.
           Mesela;İran’da krallar damarlarında tanrısal kan dolaştığı inancındaydı.Hatta onlara tanrı gözüyle bakılıyordu.Onlar insanüstü oldukları için kanun üstüydüler ve eleştirilemez ve yanlarında oturulamazdı.Halkın Kisralar karşısındaki görevi,dinlemek ve buyruklarına uymaktı.
           Hindistan’da durum ise;Brahmanizm,insanlar arasında büyük farklar olan dört sınıfa ayırmıştı.bu sınıfın en aşağısı kabul edilen Şoderlerin-hizmetçilerin köpek kadar bile değeri yoktu.Bunların diğer sınıflara hizmet için yaratıldığına inanılırdı.
           Roma’da ise durum bundan farklı değildi.”Roma Adaleti!” adıyla meşhur kanun uygulanmaları,diğer insanları barbar olarak gördüklerinden dolayı,sadece Romalılara,Romalılarda da sadece halkın küçük bir azınlığına uygulanmaktaydı.Halk “aşağılar-üstünler “diye ikiye ayrılmıştı ve üstünlere uygulanan kanunlar aşağılara uygulanan kanunlara nazaran daha hafiflik arzediyordu.
           Bu karanlık çağda,Dünyanın bir köşesinde karanlık biraz daha fazlaydı.O da Arabistan.Arabistan,çağdaşları olan İran,Hindistan ve Roma’ya göre bir disiplin ve düzenden uzakta bulunuyordu.Bir hükümet düzeni bile yoktu.Her kabile özerkti.Her yerde orman kanunu uygulanıyordu.Her kabile egemenlik iddiasında bulunur ve diğer kabileleri kendi boyunduruğu altına almak isterdi.Masun ve zayıf insanların mallarının yağma edilmesi ve öldürülmesi günlük düzen haline gelmişti.Hayat,mal ve namus sürekli tehlikedeydi.Herhangi önemsiz bir olay,savaşa neden olmaya,bazen yıllarca süren ve tüm ülkeye yayılan yangını alevlendirmeye yetiyordu.Sahip oldukları ahlak,kültür ve uygarlık ilkel ve kabaydı.Temizi kirliden,meşruyu gayri meşrudan ve medeniyi medeni olmayan güçlükle ayırabiliyorlardı.Hayatları vahşi,metodları gaddarcaydı.Yağma ve talan düsturları,cinayet ve soygunculuk ise adetleriydi.Aptalca bir prestij fikriyle hiçbir zaman damatları olmasın diye kız çocuklarını diri diri gömerlerdi.Günlük yeme içime,giyinme ve yıkanma adetlerinin ilkelerinden  bile habersizdiler.Dini inançlarda taşlara,ağaçlara,putlara,yıldızlara ve ruhlara kısaca Allah’tan başka akla gelen her şeye taparlar ve onlardan yardım isterlerdi.
            Kısaca;Arabistan’a kopkoyu bir karanlık hakimdi ve bu insanlar Yahudi ve Hristiyanların bozuk ahlakını göstererek şöyle yakınıyorlardı:
“Bunlar yemin ederek diyorlardı:Kendilerine haber veren biri gelirse dünyanın her milletten daha dürüst ve dindar olacaklardır.”35/Fatır-42
        İşte böyle bir ortamda Allah’ın,kıyamete kadar değişmeyecek vahyi insanları bu karanlık ortamdan kurtarmak için Abdullah oğlu Muhammed’e inmeye başlıyordu.
          Hz.Peygamber’e ilk gelen vahy,rivayete göre uykusundaki rüya halindeydi.Ne zaman bir rüya görse mutlaka gün aydınlığı gibi çıkardı.Sonra O’na yalnız başına kalmak hoş gösterildi. Ve O Hira dağındaki mağaraya çekilerek sayısı belirli günlerde orada ibadet etmekteydi ve bu esnada ailesine yaklaşmamakta ve onlara uğramamaktaydı.Beraberinde yiyeceğini de götürmekteydi.Bir müddet böyle devam etti.Nihayet vahy,Hira mağarasında geldi.Cebrail Hz.Muhammed’e yaklaştı ve “oku”dedi.O ise “ben okuma bilmem”dedi.Bu durum üç kere tekrarlandı.Sonra Melek O’na dedi ki:
“Oku,
Yaratan Rabbın adıyla
O insanı alaktan/pıhtılaşmış kandan/embriyodan yarattı
Oku ,Rabbın sonsuz kerem sahibidir.
Ki O kalemle öğretendir.İnsana bilmediğini öğretendir. “
               Böylece bu ayetlerle ilk vahiy Peygambere gelmiş oldu.Şimdi bu vahiy hadisesi üzerinde biraz duralım.O anda gerçekleşen bu hadisenin mahiyeti nedir?.Bu hadisenin mahiyeti şudur:Celil,Kahhar,Mütekebbir olan Allah insanlığı karanlıklar içinde bırakmamış “Mele-i Ala”da ikramda bulunarak,yeryüzünün bir köşesinde bulunan insana iltifatta bulunmuş,aralarından birini seçerek insanlara lütufta bulunmuştur.Bu hadise Allah’ın kendini anması,iltifat etmesi,kendisiyle beşer arasında bir alaka kurarak insan cinsinden bir peygamberi seçip kelamını ona inzal etmesi,yeryüzünü bu zata karargah kılması büyük lütuf ve ikram değil de nedir.?Çünkü insanın o andan itibaren başvuracağı noktayı,düşünce ve değer ölçülerini alacağı makamı tayin etmiştir.Bu nokta ne yeryüzü ne de arzu ve heveslerdir.Aksine o ilahi vahiydir.
            Bu akılları durdurucu hadisenin bütünüyle beşer hayatı üzerindeki tesirine gelince,bu daha ilk andan başlamıştır.İlk başlar başlamaz beşer tarihinin gidiş yönünü değiştirmiş,insan vicdanının hareket seyrini değiştirmiştir.Ayrıca o andan itibaren ruhlarında bu gerçeğin yerettiği yeryüzü insanları Allah’ın himayesinde ve doğrudan doğruya inayeti altında yaşamışlar,her işlerinde büyük-küçük her meselelerinde doğrudan doğruya O’na yönelmişler,Allah’ın murakabesi altında hareket ettiklerini hissetmişlerdir.
           Doğruyu söylemek gerekirse insanoğlu değer ölçülerini yeryüzünden değil,ilahi vahiyden almakta,tatbik ettiği hayat nizamını insanların hevesinden değil,ilahi vahiyden öğrenmekle yeniden dünyaya gelmiş ve tekrar yeni baştan doğmuştur.Çünkü bu hadiseyle birlikte daha önce ve daha sonra hiç olmayan değişim olmuş ve tarihin çizgisi yön değiştirmiştir.Bu nokta yolların ayrılış noktası olmuştur.
              Hz.Peygambere ilk,açık ve kesin vahyin gelişiyle ilgili olayı  iyice anlayabilmemiz için kendisinin ilk defa ve ani olarak böyle bir durumla karşı karşıya geldiğini göz önünde bulundurmamız gerekir.Bundan evvel hiçbir zaman,hiçbir şekilde kendisinin peygamber olacağını tahmin etmemişti.İçinde herhangi bir peygamberlik hevesi de yoktu.Bunun için ne herhangi bir hazırlık yapmış ne de böyle bir şey düşünmüştü.
         Şayet Hz.Muhammed öteden beri kendisinin peygamber olacağını tasarlamış olsaydı,kendisi gibi bir insanın nebi olması gerektiğine inansaydı ve kendine bir melek gelsin diye mağarada yalnız başına ibadet ve murakabede bulunmuş olsaydı,gayet tabii ki Hira mağarasındaki olay cereyan ettiği zaman büyük bir sevinçle yerinden fırlar,nara atar ve herkese bağıra bağıra kendisinin peygamber olduğunu iddia ederdi.Fakat Hz.Muhammed’in durumu bambaşka oldu ve kendisi hayli heyecanlı,şaşkın ve sarsılmış bir durumda idi.Titreyerek eve geldi ve yatağına sarılıp sessizce yattı.Biraz sonra kendine gelir gibi olunca hayat arkadaşı Hz.Hatice’ye durumu anlattı.Kendine bir şeyler olduğunu,hayatının tehlikede olduğunu belirtti.Peygamberliği öteden beri bekleyen bir kişinin tepkisi böyle mi olmalıydı?.Tabii ki hayır.
              İşte Rasulullah’ın durumu buydu.Böyle bir ortamda Kur’an ayet ayet nazil olmaya başladı:
-----------------devam edeceğim inş.----------------
Logged

Selam Hidayete Tabi Olanlara

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
23 Kasım 2009, 09:17:16 ÖÖ 09
Üye Bilgileri
i.h.kesik
Yeni Üye

Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 8
Nerden:

Offline
« Yanıtla #9 :»

slm alak süresinin 1.5.kadar tefsir veya yeni nesil üzerin de düşünceleriniz ayetin etki etme babından.hayırlı çalışmalar.
Logged
24 Kasım 2009, 08:55:28 ÖÖ 08
Üye Bilgileri
FECR
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 2160
Nerden:
Selam Hidayete Tabi Olana


WWW Offline
« Yanıtla #10 :»

        1-OKU YARATAN RABBIN ADINA
        İşte Kur’an’ın ilk ayeti.Hz.Peygamberi Allah adına yöneltmektedir.Okuma-yazma bilmeyen Hz.Peygamberden okuması isteniyor.Şu halde “okuma” bizim bildiğimiz anlamdan daha geniş ve esaslı bir anlama sahip olması gerekir.Öyleyse bu okuma nasıl olacaktır ve nasıl bir özelliğe sahiptir?
          Buradaki okuma pratik bir okumadır.Bunun en açık delili,okuma-yazma bilmeyen Peygamberden okumasının istenmesidir.Buradaki okuma;hayatı belirli bir şekilde yaşamadır.Ki bu da yalnızca hüküm sahibi Allah’ın istediği bir şekilde hayatın yaşanmasıdır.O’nun insanlara göndermiş olduğu esasların uygulanmasıdır.
          Bu ayet,Peygambere kendi hevasına göre okuması yani hayatı şekillendirmesini değil de yalnızca Alemlerin Rabbı olan Allah adına okuma yani yaşama ortaya çıkarıyor.O zaman karşımıza iki türlü bir okuma şekli çıkıyor:
          1-Allah adına okuma
          2-Şeytan adına okuma
         Allah adına okuma;insanları ilahi vahye götürürken,şeytan adına okuma ise,hevaya,tuğyana götürmektedir.İnsanlara doğru yolu göstermek için gönderilen ayetlerin geldiği yer beşeri olarak değerlendirilirse kimi insanlar: “Alllah’ın indirdiği gibi biz de indiririz”(6/Enam-93) tezini ileri sürerler,ya da doğrudan doğruya uluhiyyet izafe ederler.Hristiyanların Hz.İsa’ya ilahlık vasfını izafe ettikleri gibi.
Alak suresinde ikra'nın tertil ve tilavetle olan bağlantılarını anlamamız gerekir.Kıraat-tertil ve tilavet ilişkisiyle ilgili bir örnek verelim:
Ashab'tan şöyle rivayet edilir:
"Biz on ayet okur ,onu hayatımıza aktarır sonra diğer ayetlere geçerdik"
İşte Ashab'ın yaptığı eylem içerisinde hem kıraat var hem tertil var hem de tilavet vardır
Ashab Kur'an'ı kıraat ediyorlardı yani sözsel boyutuyla,ağızdan çıkma ile okuyordu:Bu okuma işini beli bir düzen ile yani on ayet on ayet ile yani tertil üzere kıraat ediyorladı.Ayrıca bu kıraatlerini o ayetleri amellerine çevirerek tilavet gerçekleştiriyorlardı,yani ayetleri hayatına aktarıyorlardı.Bunu yaparken bir sıralamaya-tertile yada tedrice dikkat ediyorlardı.

Bu üçlü birbirini tamamlayarak olması gerekeni ortaya koyuyor.Ehli Kitap bunu bildikleri halde 3 lü halkada kopukluk yapıyorlardı.Bugün Müslümanların yaptığı gibi.
Bugün insanlar Kuranı tertil üzere tilavet etmeyi tecvide çevirmişler,öyle anlamaya ve anlatmaya çalışmışlardır.
Bugün insanların Kur'an okumaktan maksadı onu metninden tecvide uygun olarak okumaktır.Biz de böyle anlarsak "ikra" ile kastedilenin ne olduğunu tam olarak anlayamayız.
Hani halk arasında şöyle bir söz vardır:
"Benim oğlan bina okur,döner döner yine okur"
Biz de yıllarca Kuranı yüzünden okuruz,döner döner yine okuruz ama bir türlü tertil ile tilavet kısmına giremeyiz.
Tertil ile tilavet kısmına girmeyen okuma ancak "bina" okumaktan farksızdır.
       
    Kur’an ilk ayetlerinde karşımıza “Rabb”gibi önemli bir kavram çıkıyor.Bu kavramın geniş olarak incelenmesini başka zamana bırakarak kısaca değinmekte yarar vardır.(Rab hakkında geniş bilgi için Mevdudi’nin “Kur’an’a Göre Dört Terim” kitabına bakılabilir) 
            Rabb kelimesinin anlamı ve Kur’an’da kullanışları şöyledir:
           1-Terbiye etmek,yetiştirmek,büyütmek
           “Yusuf:Allah’a sığınırım.Doğrusu o benim Rabbımdır.O bana ne güzel bir mevki vermiştir.12/Yusuf-23
           2-Toplamak,yığmak,hazırlamak
          “De ki:O her şeyin Rabbı iken Allah’tan başka bir rab mı arıyacağım.6/Enam-164
           3-Mes’uliyeti yüklenmek,ıslah etmek,gözetmek,kefil olmak
            “O sizin Rabbınızdır.Ve nihayet O’na döndürüleceksiniz.”11/Hud-34
           “De ki:Rabbimiz,hepimizi bir araya toplayacaktır.”34/Sebe-26
          4-Üstünlük,efendilik,başkanlık,sözünü geçirmek,istediğini yapabilmek
          “Onlar Allah’ı bırakıp bilginlerini,rahiblerini ve Meryem oğlu Mesih’i rabler edindiler.9/Tevbe-31
           “Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi rabler diye tanımayalım.”3/Ali İmran-64
         5-Malik olmak,sahip olmak
           “ Galebe sahibi Rabbın onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir,münezzehtir”37/Saffat-180
            “O göklerin, yerin ve bunların arasında ne varsa hepsinin Rabbıdır.Doğuların Rabbıdır O.”37/Saffat-5
  Allah,Rasulune ilk olarak “Rabbın adına okumasını”istiyor.Rabb adına okuma,hayatı şekillendirme peygamberlerin davetinin özüdür.Bütün peygamberlerin daveti şu olmuştur:Kelimenin bütün manası ile Rabb birdir.O’ndan başka Rabb yoktur.O da isimleri mukaddes olan Allahu Teala’dır.Kur’an rubibiyeti,hakimiyet ve mülkün eşanlamlısı kabul ediyor ve bize Rabbın şu kainatın mutlak ve ortaksız tek hakimi ,maliki olduğunu bildiriyor.Bu itibarla O bizim Rabbımızdır.Bütün alemlerin Rabbı,terbiye edicisi ve ihtiyaçları giderendir.İşte bu nedenle insanlar dahil büğtün mahlukatın kulluğuna,boyun eğmesine layık yegane varlıktır.
             İşte Kur’an ilk ayetinde Allah’ın Rabb olduğunu ve bu nedenle yaratıcılık sıfatından bahsedilmektedir.Bu andan itibaren insan ile Allah arasında bir rabıta başlıyor ve bu insanın hidayete ulaşmasına vesile oluyor.


-----------------devem edeceğim inş.-----------------
Logged

Selam Hidayete Tabi Olanlara

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
02 Aralık 2009, 03:00:36 ÖS 15
Üye Bilgileri
FECR
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 2160
Nerden:
Selam Hidayete Tabi Olana


WWW Offline
« Yanıtla #11 :»

           2-O İNSANI ALAKTAN/PIHILAŞMIŞ KANDAN/EMBRİYODAN YARATTI
         
         Görüldüğü gibi,ilk önce kainatı yaratan Rabbtan bahsedilmiş,daha sonra Yüce Allah’ın insanı bir kan pıhtısı/embriyo halinden koskoca bir mahluk olarak yaratığını açıklamıştır.Yaratılışın başlangıcı işte böyle olmuştur.
         Alak kelimesi donmuş kan ve kan pıhtısı anlamına gelen “alaka” kelimesinin çoğuludur.Bu gebeliğin başındaki durumdur ki bir insan o sıralarda kan pıhtısından başka bir şey olmuyor.Bundan sonra cenin giderek kan ve et topluyor ve bir bebek şeklini alıyor.Ta ki doğarken her şeyiyle mükemmel ama küçük bir insan oluyor.Bu durum yaratıcının kudretinin azametini ve O’nun lütfunu ifade eder.Çünkü O’nun lütfuyla bu kan pıhtısı,öğrenen ve öğreten üstün yaratılışa sahip insan şekline çıkarılmıştır.
         3-OKU,RABBIN NİHAYETSİZ KEREM SAHİBİDİR
         4-Kİ O KALEMLE ÖĞRETENDİR
         5-İNSANA BİLMEDİĞİNİ ÖĞRETMİŞTİR

       Allah’ın insanı küçükçük değersiz ve önemsiz bir durumdan çıkarıp,ilim sahibi yapmış olması büyük bir kerem ve ihsanıdır.Allah’ın keremini sadece insan üzerinde düşünemeyiz.Kainatın nerseine bakarsak bakalım,Allah’ın kereminin orada olduğunu görürüz.Allah’ın bitmez tükenmez rahmeti,keremi vardır.
        Burada Allah’ın kereminden iki tanesi zikrediliyor:
        1.-O kalemle öğretmiştir
        2.-İnsana bilmediğini öğretmiştir.
        Kalemden bahsedilen şeyin üzerinde biraz düşünülmesi gerekmektedir.Bu kalem,ilk olarak bildiğimiz kalemdir.Allah insana bir lütuf olarak insanın elinin kalem tutmasını temin etmiş ve yazmayı öğretmiştir.Çünkü eskiden beri olduğu gibi bugün de insan hayatında en tesirli öğretim vasıtasıdır.Yazı ve yazma sanatı,ilmin gelişmesi ve yayılmasında katkıda bulunmuş,insanın bilim ve teknoloji alanında yeni ufuklara yol almasını sağlamıştır.Allah insana kalemi ve yazı yazmayı öğretmemiş olsaydı,insanın bütün çalışmaları ve faaliyetleri bir yerde donup kalacaktı ve nesiller istifade edemeyecekti.İşte Allah’ın insana kalemle yazmayı öğretmesi büyük bir ikramdır.
          Kalem hakkında düşünmemiz gereken ikinci husus,kalemin risaleti kastetmesidir. Ayetin anlamına baktığımızda “kalemle öğretendir” diyor.Bu öğretme bildiğimiz gibi ilahi vahyin peygamberleri göndermesiyle olur.İnsanlar her ne kadar arasalar da yine peygamberlere gönderilen mesajı,peygamber gelmeden anlayamazlar.Peygamber,Allah ile insanların arasında öğretim elçisi,tatbikçisi olmaktadır.Bu sebebten ilk ayetlerde geçen kalemin risaletle ilişkin olduğunu da göz önüne almak gerekir.Ayrıca bu ayetler indikten sonra Rasulullah’ın durumuna baktığımızda O’nun ve Ashabının arasında kendi de dahil okuma-yazma seferberliği başlatmadığını görmekteyiz.Eğer okuma-kalem bildiğimiz anlamda olsaydı,Rasulullah ashabı arasında,okuma yazma bilmeyenlere okuma yazma öğretilmesini isterdi.İşte bu durum da göz önüne alınmalıdır.         
              İnsan yaratılış itibariyle habersiz ve bilgisizdi.İnsan ne kadar bilgi ve ilim elde edebilmişse Allah’ın inayeti ve merhametiyle elde etmiştir.Allah çeşitli aşamalarda ilim kapılarını açmış ve dünya kainatın bütün sırlarını izin verdiği kadar açıklamıştır:
          “İnsanlar O’nun ilminden başkasını kavrayamazlar”2/Bakara-255
         “İnsanlara bilmediğini öğretti” ayeti insanlar arasında devam eden tartışmalara cevap veriyor,noktayı koyuyor.Gerek bugün gerekse önceleri felsefede temel bir konu vardır.O da “Bilginin kaynağı nedir?”Filozoflar bunun üzerinde çok tartışmalar yapmışlar,kimisi bilginin kaynağının akıl,kimisi tabiat kimisi de değişik fikirler ileri sürmüşlerdir.Ama Müslüman için bu tartışmalar gereksiz olduğu kadar tehlikelidir de.Çünkü Allah bu konuya açıklık getirerek bilginin kaynağının vahiy olduğunu ortaya koymuştur.
        İşte Kur’an’ın ilk nazil olan beş ayeti.Bu ayetlerle Allah iman düşüncesini ortaya koyuyor.Bu beş ayet indiği ilk andan itibaren Rasulullah’ın duygularına hükmetmiş,dilini bağlamış,hareket ve yönüne tesir etmiş ve hayatı boyunca tesiri altında kalmıştır.Bu andan itibaren Rasulullah’ın artık yaşamı Allah için,hayat düzeni Allah için,kısacası her şeyi Allah için olmuştur.
      Bu beş ayet insan düşüncesinde bir devrim ortaya çıkarmış ve ,bu devrim kıyamete kadar baki kalacaktır.


Logged

Selam Hidayete Tabi Olanlara

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
03 Aralık 2009, 06:27:59 ÖS 18
Üye Bilgileri
Elemîn
Daimi Üye
**
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 114
Nerden:

Offline
« Yanıtla #12 :»

ES SELAMU  ALEYKUM

FECR KARDEŞ EMEKLERİNİZE SAĞLIK , ALLAH (CC) RAZI OLSUN.

İLGİNÇ BİR  NOTU DİKKATLERİNİZE TEVDİİ ETMEK  İSTİYORUM :

NEREDEYSE BÜTÜN MEALLERDE  ‘’ ALÂK ‘’  YUKARDAKİ  GİBİ KISACA  ‘’ EMBRİYO ‘’ OLARAK ÇEVRİLMİŞTİR.ANCAK , GEREKÇELİ MEAL TEFSİR KİTABINDA  MUSTAFA İSLÂMOĞLU ,   ALÂK’IN MADDİ  MANADA EMBRİYO VE HÜCRE OLDUĞUNU  TEYİD  ETMİŞ OLMASINA  RAĞMEN MEAL METNİNDE BU KELİMEYE MANEVÎ BİR ANLAM YÜKLEME İHTİYACI HİSSETMİŞ VE  KONU AYET-İ KERİMEYİ  ‘’ O İNSANI SEVGİ VE ALÂKADAN YARATTI ‘’ ŞEKLİNDE  MEALLENDİRMİŞTİR. BUNU YAPARKEN :

A) KELİMENİN AİT OLDUĞU PASAJIN İNSANIN EMBRİYOLOJİK KÖKENİNİ DEĞİL MANEVİ   BOYUTUNU ELE ALMASI
   
B) AYETİN BAŞINDA '' EL-İNSAN '' DENİLDİĞİNDEN ALÂK IN SIRF İNSAN SOYUNA  AİT  OLAN BİR ŞEY OLMASI GEREKTİĞİ

ŞEKLİNDE  İKİ NEDENE DAYANSA DA MUSTAFA İSLÂMOĞLU’NUN MEAL TEFSİRİNDEKİ BAZI AYETLERLE BİRLİKTE  BU AYETİN BU ŞEKİLDEKİ BİR  MEALLENDİRMESİNİ DE BENİMSEMEM MAALESEF  MÜMKÜN DEĞİLDİR.   ÖRNEĞİN '' BEN KAĞITTAN BİR GEMİ YAPTIM '' DERSENİZ İLK AKLA GELEN BU GEMİNİN NEREDEYSE HER TARAFININ KÂĞITTAN OLUŞTUĞUDUR. '' TAHTA ARABA '' ÖRNEĞİ DE BUNUN GİBİDİR. DOLAYISIYLE YEGÂNE YARATICIMIZ OLAN ALEMLERİN RABBİ ALLAH ( CC)  BİZİ SEVGİDEN YARATMIŞSA EĞER , İNSANOĞLUNUN  HERTARAFINDAN SEVGİ AKAN , SEVGİ DOLU  BİR VARLIK OLARAK TEZAHÜR EDİLMESİ  GEREKİR Kİ MAALESEF İLK İNSANLARDAN '' KABİL''  DE BİLE KARDEŞİNE KARŞI BU SEVGİ TEZÂHÜRÜ GÖRÜLMEMİŞTİR. TAM AKSİ OLMUŞTUR. YANİ BENCE RABBİMİZ BİZİ  BİR ŞEKİLDE SEVGİYLE YARATMIŞ OLSAYDI  BU SEVGİ İNSANOĞLUNDA  KUVVETLİ BİR YOĞUNLUKTA MÜŞAHEDE EDİLİRDİ. MAALESEF EDİLMEMEKTEDİR .

SONUÇ OLARAK  BİLİNMEKTEDİR Kİ GÜNÜMÜZDE  EMBRİYOLAR  ULTRASONLARDA TAM DA TARİFİNE UYGUN BİR ŞEKİLDE SANKİ BİR KUR'AN MUCİZESİ OLARAK RAHİMLERİN DUVARLARINA YAPIŞMIŞ OLARAK SEYREDİLMEKTEDİRLER. DOLAYISIYLE BENİM NAÇİZANE DÜŞÜNCEM DİĞER  EZİCİ ÇOĞUNLUK MÜFESSİRLERİN TESBİTİ YANİ ALÂK = EMBRİYODUR DERKEN  YANILMA PAYIMIZI AYIRIYOR VE TABİİ Kİ HERŞEYİN TAMAMINI VE DOĞRUSUNU ANCAK VE ANCAK ALLAH (CC) BİLİR  DİYORUM.

ALLAH (CC)'NA EMANET OLUNUZ.
Logged
05 Aralık 2009, 02:36:36 ÖS 14
Üye Bilgileri
FECR
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 2160
Nerden:
Selam Hidayete Tabi Olana


WWW Offline
« Yanıtla #13 :»

Aleyküm Selam

Alak kelimesine gerek İslamoğlu gerekse İ.Eliaçık "sevgi" anlamı veriyorlar.Bu bir bakış bakışı,yorum olarak görülebilir.Ama bunu mutlaklaştırmak gerekmez.Bazı yazar-çizerlerimiz farklılık adına kavramların semantiği ile oynayarak yeni anlamlar veriliyor.Kur'an'daki bir kellimeyi anlamak için ayetin indiği ortamda kullanılan anlamı,Hz.Peygamber ve ashabının o kavramdan neyi anladığını göz önüne alarak yorumlarda bulunmak daha güzel olabilir.Yeni yorumları da bir bakış açıcı,dağarcığımızı genişleten çalışmalar olarak bakabiliriz.

İslamoğlu "Gerekçeli Meal ve Tefsiri"nde "ed din" kavramına "borç" anlamını vermiştir.(Maun süresindeki dini yalanlayanların vay haline ifadesini borç gününü yalanlayanların vay haline diye çevirmiş.Bu bana kalırsa zorlama bir yorum.Ed din'i başka ayetler açıklıyor zaten.)



Logged

Selam Hidayete Tabi Olanlara

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
06 Aralık 2009, 08:06:24 ÖS 20
Üye Bilgileri
Elemîn
Daimi Üye
**
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 114
Nerden:

Offline
« Yanıtla #14 :»

Es Selamu Aleyküm

Fecr üstadım. Tamamen katılıyorum. Bu benim çok çok üzüldüğüm bir husus.
Bırakın müteşabih ayetleri , Kitab'ın anası muhkem ayetlerde dahi  benimsenmesi çok zor tevillere rastlayabiliyoruz. Apaçık , anlıyalım diye arapça indirilen ve hiçbir çelişki barındırmayan  Kur'an-ı Kerim , sembollerle ve mecazlarla dolacak neredeyse.

Allah (cc)'na emanet olunuz
« Son Düzenleme: 06 Aralık 2009, 08:58:23 ÖS 20 Gönderen: Elemîn » Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.768 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu