Haftanın Konuğu:KAYIPKENTLİ(Kadir BAL)

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > HOŞGELDİNİZ > İDP KONUKLARI > Önceki Konuklar > Haftanın Konuğu:KAYIPKENTLİ(Kadir BAL)
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: 1 [2] 3   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: Haftanın Konuğu:KAYIPKENTLİ(Kadir BAL)  (Okunma Sayısı 3522 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
06 Ekim 2009, 06:46:54 ÖÖ 06
Üye Bilgileri
kayipkentli
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 229
Nerden:

Offline
« Yanıtla #15 :»

Rahmetli'ye...(Babacan)

... Ne yapmamak gerekiri bizlere bakarak bulabilecek kadar sizlere ibretlik numuleriz... Başka söze ne hacet.. Rabbim gönlünüzü açsın, asıl yükün farkına vardırsın da, lüzumsuz yükler ile yürüdüğünüz yolu yorgun adım yürüme zahmetine girmeyin.(rahmetli)

  A.s Babacan!

  Belki sana daha önce yazdığım ve sana ithaf ettiğim HOŞBULDUK adlı şiirle cevap verebilirm abi.

  Ben o şiiri yazmadan önce HOŞGELDİN şiirini yazmıştım.Hoşgeldin şiirinde yırtınan, kendini arayan,ne yapacağını bilemeyen,zamanın akışı karşısında telaşlı ve bağıra çağıra konuşan bir gencin acısından yazmıştım.

  Hoşbulduk ise sendin abi.Sen olsaydın vereceğin cevaplardı.

  Hoşgeldin şiirinde:

 "  Gideni kolay uğurlayan
    Geleni heyecansız ağırlayan ve uzun uzun susan bir adama döndüm
    Çocuk değilim artık.
    Yüzümün coğrafyasından anlarsın bunu
    Mazlum ama direnen, ölen ama köleleşmeyen bir mazlum
    Ama kendi sesinde çocuklarını emziren bir kadınım da...ağlamayan!
    Erkekler ağlamaz; çünkü sessiz ölür erkekler...


  Hoşbulduk şiirin de bir tecrübe-bir özgüven-bir yaslanacak ağaç gövdesi:sen geldin ve dedin ki:

"uzun uzun susan bir adamdan
     gelene heyecanla şarkılar söyleyen
     gidenin ardından ıslıklar çalan bir dosta dön
     Dön ki büyüsün kalbindeki çınar!
     Madem sessiz ölür erkekler, kıs sesini sözünü yükselt!"


   Biz bağıran gençlere büyüklerin sesimizi kısmamızı ve s/özümüzü yükseltmemizi öğütlemesine ihtiyacımız var.

   Sonra o telaşlı ve yol yordam dağınığı genç dedi ki:

  "Ben iyi ölmek istiyorum
  ben ölmeyi iyi istiyorum
  ama iyilikler üzerine...
  ne olur ellerini çekme başımdan olur mu?
  saçlarım çok acıyor,
  Keşke bir parça İsa olsaydım, tükrüğümü sürseydim ellerime
  dokunduğum her yara kapansaydı...
  Ölen yanlarıma sarılsaydım
 
  Keşke
  Bir Parça İsa olsaydım
  ve yüzümü sürseydim yüreğime"

  Ve sen yine ordan seslendin dedin ki:

 " iyi(lik)lerle yaşamalıyız
ama kötülüklerin inadına...

çek ellerini başından
sana okşanacak başsız yurtlar
kırılmış halklar
oyulmuş ruhlar getirdim
acıyan bir sen misin be babacan?
keşke yüzümüzü yan yana koyduğumuzda
bir binanın tuğlaları olsaydı bakışlarımız
dönseydi gerisin geriye karanlıklar
biz aydınlık alevler yudumlasaydık kalbimize
soğumasaydı ciğerlerimizdeki nefes...

İsa olmaktansa İsa'dan yana ol!

  Ben kurtuluşu İsa olmak kolaycılığında ararken bak sen tecrübelerinle geldin ve dedin ki: İsa olma İsa'dan yana ol.

  Ellerimi kendi başımdan alıp başsız yüreklere götürmemi öğütledin ve dedin ki: başına gelen acıları gidermenin yolu acılı yüreklerin başını okşamaktan geçer dedin ve hayatın içine ötekinin sorunlarına yönlendirdin beni...

  Konuştuk biz senle..Sen bana bunları söyledin..Yalnızlıklarından bahsettin.Herşeye yeniden bir Bismillahla nasıl başladığından..Gençlerin korkaklıklarından..Hayata girmeyişlerinden...Maddi korkulardan dolayı evliliği geciktirmelerinden...Bunu onaylamayışından..Tek tipçi ve eli tornavida tutmayan pısırık gençlerin yetiştiğinden..Böyle olmaması gerektiğinden..Egemen sisteme başkaldırmaktan bahseden gençlerin kendilerine yenilmelerinden bahsettin sen bana...Uzun uzun dinledim ben seni babacan...

  "Hiç mi Allah'ınız Yok Lan Sizin" adlı şiirimde demiştim ki:

  "misafirler talan ediyor sofralarımı
"ne olur" diyorum, bir kez olsun güneşten bahsedin!
ellerinden tutup deniz kenarına götürüyorum
"düşünün ki bir sabah uyanmışsınız ve sular çekilmiş?"
gülüyorlar.."


   Talan ediyorlar abi sofraları.İstanbul'a geldim geleleli Talan edilmiş sofralarda oturdum hep.Ya da oturduğum sofraları talan ettiler.
   Ben güneşten bahsedin dedikçe onlar İslamcısından Solcusuna Bu ülkenin ne kötü bir yer olduğundan bahsediyorlar.
   Ben hadi güneşi arayalım dedikçe onlar daha çok karartıyorlar.
   Gelin aramızda bir havuz kuralım.Ve paralarımızı orda toplayalım.Hiçbir kardeşimiz başkasından borç para istemesin diyorum.Ertesi gün İftiralarla birbirlerinden ayrılıyorlar.Bu şehrin Güzel insanları nerdeler abi?
   Acele sevip acele ayrılıyoruz artık. O yüzden "acele eylemci" adamlara dönüyor İslamcı Gençler!
   Bu şehrin "Rahmetli"leri nerde abi?
   İşte ben onları arıyorum.Arıyorum çünkü ben Umudumu yıkmadım!Melankolinin değil Elemlerinden Alim/mert,adamgibiadam'lar çıkartan kalplerin kapısını aşındırıyorum abi.
   
  Kur'an'da bir ayette soruyor ya:

  "düşünün ki bir sabah uyanmışsınız ve sular çekilmiş" gülüyoruz abi..Ben sana daha ne diyeyim..

   O yüzden Tecrübelerinizle ve yenilgilerinizle ve herşeyi yüzünüze gözünüze bulaştırmalarınızla üst kuşağımız olarak siz büyüklerimiz iyiki varsınız abi..

   Soruna gelince:"Şairlik, tamamen kişinin doğuştan kendisinde var olan bir yetenek midir? Şiir okumayı ve yazmayı seven genç kardeşlerimiz için iyi bir şair olmanın yolunu kısaca anlatır mısın?"

   Ben bunun doğuştan bir yetenek olduğunu düşünmüyorum abi. Bu zaman içerisinde insanın mizacı-sosyal çevreyle olan ilişkisinin ruhuna yansımasından damıttığı-kendi iradesi ile ürettiği bir duruş olduğunu düşünüyorum.İyi bir şair olmak ne demek bilmiyorum.Sözün doğru olanını söylemekten başka...

  Zira Türkiye'nin yaşayan ve kendi zamanlarına namlarını vurmuş iki ayrı şair: İSMET ÖZEL ve HİLMİ YAVUZ
İkisi de birbirini sevmez.Hatta Hilmi Yavuz:"İsmet'in kitaplarının olduğu raflardan benim Kitaplarımı kaldırın" bile der.İsmet Özel'de ondan geri kalır şeyler söylemez elbette.

  Ve İsmet Özel'ciler ile Hilmi Yavuz'cular birbirlerinin muhitlerine uğramazlar ve şiirin sofrasına birbirlerini oturtmazlar.

  Ama sonuçta İkisi de iyi şairdir.Vesselam.

 
   ama Teknik açıdan diyorsak: Ben ne kadar iyiyim bilmiyorum. O sizlerin takdirine kalmış.Ama üstadlardan aldığım tavsiyeyi paylaşabilirim:

  *Okuyabildikleri kadar Şiir okusunlar
  *Çok okusunlar
  *Çok yazsınlar
  *Sabırlı olsunlar
  *Tarihe ve İnsanlığa damgasını vuranların eserlerini sıkı sıkıya incelesinler
  *ve üretsinler.Zamanla kendi renklerini yakalayacaklardır şiirlerinde.Gerisi Toplumun Bağrına basmasına kalmış!


   Bunun dışında benim acizane tavsiyem: Koklasınlar...Kelimeleri,İnsanları..Herkesin gördüklerini değil insanların göremedikleri tarafı gösterebildikleri zaman kendi seslerini yakalarlar.

   Bir de çağlarının vadilerinde şaşkın şaşkın dolaşmamak adına: Şiirlerini Adaletten yana-İyilikten yana ve Ezilenden yana kılsınlar.


   Şimdilik Bu kadar Babacan!!!Sen umudumsun.

 

 

« Son Düzenleme: 06 Ekim 2009, 04:18:24 ÖS 16 Gönderen: kayipkentli » Logged
06 Ekim 2009, 06:56:35 ÖÖ 06
Üye Bilgileri
kayipkentli
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 229
Nerden:

Offline
« Yanıtla #16 :»

İlahi Sevda'ya...


misafirliğin hayırlı olsun kadir abi
1- Müslümanların farklı düşünmeleri bir ayrılık sebebi olarak görülebilir mi?


  İlahi Sevda abim:

  Hangi konularda farklı düşünüldüğü önemli.Yoksa farklı düşünmek kesinlikle olmalı.Farklılıklar zenginliktir de..
İbadi-İtikadi konularda farklı düşünmekse kastın evet Ayrılık sebebidir.

   Muş'a selamlar canım abim.
« Son Düzenleme: 06 Ekim 2009, 04:19:10 ÖS 16 Gönderen: kayipkentli » Logged
06 Ekim 2009, 03:25:16 ÖS 15
Üye Bilgileri
kayipkentli
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 229
Nerden:

Offline
« Yanıtla #17 :»

İmam Huseyin'e...

Eraeyte Esad adlı şiirinizin özelliği ve nasıl bir duygu ile yazıldığı?
Dışarda erkek olup evde Ruhsuzlaşan Erkeklere makalenizde özellikle Müslüman kesime mesaj vermişsiniz neden?


  Serbest yazılmış, şiirsel bir deneme...

  Eraeyte Esad. Kur'an'daki Maun suresi ekseninde benim gözlemlerimi aktaran bölüm..Zaten kapalı bir bölüm yok o çalışmada..Olduğu gibi..Yani gözlerine MAUN gözlüğü takarak ,etrafına ve piyasaya şöyle bir bakmış gencin feveranı var orda.
  Farkındalığın : Acı çekmekle eş değer olduğunu anlayan bir feveran...
  Hani anlarsın ama anlatamazsın ya!

  Orda annem: aslında etrafımızı çeviren samimi cahillik.Anneler de öyledir ya.Sizi yetiştirmekten başka birşey düşünmezler.Sorun biraz da başka şey düşünmemelerinden kaynaklanır.Başka şeyden kasıt ise: sen oğlunu biyolojik olarak besler büyütürken,oğlunu sosyolojik olarak çeviren,besleyen,bozan bir canavar düzen...

  Şimdi anneler evlat mı doğuruyor yoksa Piyasaya: İŞÇİLER VE MEMURLAR mı abi?
 
  O yüzden bir şiirim de: Artık analar evlat değil, İşçiler ve Memurlar doğuruyor demiştim.

  ...

  Bu ve buna benzer sızılarla yazdım abi.

  O yazıda bir mesaj verme kaygım yoktu abi.O yazı dışarıdan yapılmış bir eleşiri yazısından ziyaden, içeriden yazılmış bir özeleştiri yazısıydı ama evli erkeklere yol gösteren bir yazı değildi.Sadece gördüklerini aktarmaya çalışan bir oğul,evlat,yeğen,komşu yazısıydı...

  o yazım Nida dergisinin son sayısında: DIŞARIDA İSLAMCI OLUP EVİNE YABANCILAŞANLARA başlığıyla çıktı.Bir çok kişiden olumlu olumsuz tepkiler aldım.

  Olumlu tepkileri geçelim olumsuz tepkiler daha çok: sen kimsin, bir bekar olarak şimdi başımıza adammı kesildin yaklaşımları idi..

  Oysa onların görmek istemedikleri ve ısrarla yaşımı ve bekarlığımı suratlarıma vuruyor oluşlarında ıskaladıkları şey:Yazıda Evli ve 3 çocuk babası olan Psikolok Mücahid Gültekin'in sözleri idi...

  Zira ben biraz da Mücahid Gültekin'in sözlerini taşımıştım o yazıya.Zira Mücahid Gültekin şunu demişti bir konferansta:

  Bize başvuran hastaların çoğunluğu İslamcı kesimin,muhafazakar kesimin hanımları ve kızları.Haplarla ayakta kalmaya çalışan bir kadın kitlesi...Sizler bu kadınlar hastalanırken nerdesiniz? demişti..ben işte o NERDEYİZ sorusuna bir cevap aramıştım o yazıda..

 

 
« Son Düzenleme: 06 Ekim 2009, 04:48:47 ÖS 16 Gönderen: kayipkentli » Logged
07 Ekim 2009, 04:45:04 ÖÖ 04
Üye Bilgileri
kayipkentli
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 229
Nerden:

Offline
« Yanıtla #18 :»

Fecr'e...

Kayıpkentli kardeşim,haftanın konuukluğun hayırlı olsun
Kısaca bir kaç soru sorayım:
1-Dikkat ettim de genellikle yazdığın şiirleri gece saatlerinde,sabaha karşı vakitlerde yazıyorsun.Bunun özel bir sebebi var mı?.Müzzemil suresindeki "gece okuyuşu"nun bereketini,feyzini mi hissediyorsun?.Ya da gecenin senin hayatındaki (değerlendirme açısından) gündüzden farkı nedir?


  Gecelerin karanlıktan başka birşey daha olduğunu öğretiyor şiir.Akşamları başka birşey oluyor.Tanımlayamıyorum.Din buna feyiz,"gece okuyuşu" demiş.Allah'ın dikkatimizi çektiği bir şey mi gece yoksa gece dikkat çekilecek bir şey mi?Yani demek istediğim şey şu: Dinden haberim olmasaydı da farkederdim "gecenin sinerjisini" gecede insana yazdıran söylettiren derinleştiren o dingin sessizliği...

  Geceleri Hira'dan sürekli yıldızlara ve aya bakan o adamı daha iyi anlıyorsun bu zamanlarda!
  Geceleri verebiliyorum kendimi şiirin ellerine...hepsi bu!Gündüzleri ise derinliği değil kavgayı hissedebiliyorum.

***

 
 2-Yazdığın şiirlerin birinde(ERA EYTE ESAD'da) Müslüman kimselerin ticareti hayatlarındaki yamuklukları ifade etmek için şöyle yazmışsın:
piyasa...kapitalizm denizi..serbest piyasa ekonomisi..rant.kredi.teşvik.kapital.faiz.repo.kobi.yatırım payı.kalkınma fonu...vs...:kısaca:cumartesi toplumunun özellikleri!
Yahudi zihyinetin müslümanlar arasında da yaygınlaştığını mı ifade ediyorsunuz?.


    Özel sektörün içinde olduğun için bilirsin Fecr abi.Kapitalizm bir deniz.Bizse içinde yaşayan balıklarız.Ve diğer ekonomik finans kavramlarının heepsi reel hayatta etrafımızı saran şeyler.Ben insanları özellikle de iddia sahibi özel sektördeki müslümanları kapitalizm denizin ortasında yaşadıkları için suçlamıyorum.Nasıl suçlayabilirm ki.Hepimiz bir balık değilmiyiz bu kokuşmuş denizde?

    Benim üzüldüğüm ve Esadlar divanı şiirinde de dile getirdiğim aslında sistemin bizi kuşatan sömürge çarkları karşısında sanki birilerinin işine geliyor olması...

   Mersinde İslamcı kimliğiyle SÖYLEM-ŞHOW yapan bir adamın iş yerine çalıştığım yerel kanaldan ötürü bir röportaj yapmak üzere gitmiştim.Adam İffetten bir girdi.Kadına kıza bakmamaktan çıktı.Namazın öneminden bir girdi.Sünnette çıktı.Mesh'den girdi kıldan çıktı...

   O sıra gözlerim tezgahta elbise katlayan yaşları küçük iki çalışan kıza takıldı.

   Adam huşuyla dinin sünnetin öneminden bahsederken birden adama dedim ki:

  -Yanında çalıştırdığın kızlar kaç lira alıyor?

  - 175 ytl dedi bana..O zamanlar askeri ücret 300 ytl belki biraz üstü..Sigortaları var mı dedim.Yok dedi.Kaç saat çalışıyorlar dedim.12 saat dedi.Sabah 7:30 açılan ve akşam 20:00 de kapanan bir iş yeri...Ve bu adam 2-3 ev,kolejde çocukları,kolları altın dolu karısı,ve bir Firavuna döndüğü işyerinde bana Sünnetten bahsediyor...

   Adama neden dedim neden?.sorgulamam hoşuna gitmediş. Sanane dedi.Piyasa her yerde böyle dedi.Sen iş sahibi ol eleman çalıştırda görelim dedi.

    O dinîdar adamı orada bırakıp başka bir dinîdar iş yerine geçtim.Onlar da Mersin'in en büyük isim yapmış x ciğercisi.Ciğerci x dedin mi akan sular durur!

   Aynı soruları ona da sordum.Namazlarını hiç kaçırmamakla ve İslam Devleti olmayan bir yerde Hüküm ayetlerdinden bahsetmenin anlamsızlığından bahseden bu adam yanına aldığı elemanı 16 saat çalıştırıp,300 den az vermenin yollarını arıyor. sigortayı da bir süre denedikten sonra yapacakmış.Deneme süresi mi? En az 3 ay!!!

  Efendim dışarıdan hiç bir şey o kadar kolay gözükmüyormuş.O çark nasıl dönüyormuş.Bu devirde iş yeri sahibi olmak kolaymıymış.Ailesiyle bile ilgilenemiyormuş.
  Gençmişim.Tuzum kuruymuş.Ben ne anlarmışım.Hem ben kim oluyormuşum da onu sorguluyormuşum.Babamı tanıyormuş.Hiç ona çekmemişim.Üstelik dilim de sivriymiş.Benim gittiğim yollardan o dönüyormuş.Kanım hızlı ve heyecanlıymışım...vs vs vs..

   Tanıdığım bütün sahtekâr iki yüzlü dindar profilinin ortak ağzı, bu işte!

   Eraeyte Esad şiirinin çıkış hikayesi biraz da bu!

  Yine bir yayınevinde çalışan olarak,Müslüman camianın ticari hayatları ile söylemleri arasında ne gibi farklar muşahade ediyorsunuz?.


    Bu konuda sizleri geçtiğimiz aylarda vefat eden,Söz ve Adalet dergimizin son sayısında kendisi ile röportaj yaptığımız Şura yayınları sahibi SELAHADDİN ÖZER abinin röportajı ile başbaşa bırakmak istiyorum.Ondan daha farklı şeyler söyleyebileceğimi sanmıyorum.

  Bknz:  Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


*******
3-İhsan Eliaçık'la beraber çalışmanın size getirdiği olumluluk veya olumsuzluklar var mıdır?.

   İhsan abiyle birlikte olmak bana olumlu olarak:Mülk konusunda söylemlerimin güçlenmesini sağladı.Eskiden Mülk-Mal yığma konularında Bazuka kullanıyordum dilimde.Şimdi Koskoca bir Tankım oldu:)

   Yayınevi kitaplar konusunda bir tecrübe kazanmama vesile oldu.

   Olumsuzluklara gelince:İhsan Eliaçık Radikalinden Selefisine birçok kişinin mal-mülk konusunda kafa konforlarını bozduğu için, gittiğim oturduğum yerlerde saldırı hedefi oluyorum bazen!

   En son SultanAhmet Kitap fuarında bir ehli-hadis çizgisinde bir yayıncının çok ağır sözlerine maruz kaldım. Adam Akideden girdi,Sünnetten çıktı.Din yıkıcılığından girdi, din yıkıcılığından çıktı.Sanki Ehli Sünnetcicilik Faşizmini veya Ehli Şiacıcılık Faşizmini din edinince Yıkım olmuyor gibi!!! Neyse geçelim.
   Adama dediğim tek şey şu oldu:

   -Yanında çalıştırdığın elemanına kaç lira verdiğini ve sigortasını yapıp yapmadığını sana hiç sormayacağım.
   Zira yayınevleri camiasında işveren ahlak(sızlığ)ımız ortada! Madem dini kökünden yıkan, yakan, şunu reddeden bunu reddeden bir insanın(!), neden bir kez olsun mekanına uğrayıp: EMRİ BİL MARUF NEYHİ ANİL MÜRKER yapmadın
diye sordum.

      Ne geleceğim yaa!!gibilerinden bir cevap verdi.Dedim ki: madem din üzerinden konuşuyorsun ve hepimizi ilgilendiren bir sorundan bahsediyorsun.O halde Hasta Yahudi komşusunun kapısını çalan Peygamberin yaşamının sen neresindesin?

    Haklısın aslında gelmemiz lazım ama iş güç işte diyerek çekti gitti.
   
       Bunun gibi sıkıntılar işte.Alaylar,üstü örtülü hakaret ve tekfir gırla....

       Bir de en çok gördüğüm şey: İhsan Eliaçık'la yüzyüze görüşüp onu dinlerken: Hocam çok haklısın yaa..Yani birilerinin bunu söylemesi gerekiyor evet.Diline sağlık vs diyen kişilerin, başka yerlerde "bırak yaaa o da adam mı?" dediklerine çok şahit oluyorum.

       Bunlar dışında İhsan Eliaçık çok sakin, iri yarı gövdesinin altında hassas bir kalp taşıyan güzel bir insan. Açıkçası onun yanında hiç bir zaman elemanı ya da işçisi olmamış olmam, fikirlerimi tartışabilmem, uzun uzun konuşabilmemiz en olumlu yanlarından birisi sanırm:)

      Devede Kulak mesabesinde şimdilik bunları söylemiş olayım!

******

       
4-Yaşamınızda bir çok vilayette bulunmanız hasebiyle,o yörelerin kültürleri,yaşamlarından da etkileniyor musunuz?.O yerlerin sizde bıraktığı etkiler var mıdır?

      Vesair'e verdiğim cevapta bu soruyla ilgili cevap bulacağını umuyorum abi. Elbette yaşadığım yerlerin şiirlerime yansımaları olmakta.Nasıl olmasın ki? Mekan zaman ve mücadeleyle iç içe bir kalemle karalamaktayım gözlerimin akını...

*****

   
5-Şiirlerinizde genellikle eleştiri yöntemi kullanmanızın,bir çok islami camianın,cemaatin,grubun içerisine girip çıkmakla veya onlarla iletişim halinde olmanızın etkileri var mıdır?

    Elbette etkileri var. Ama eleştirinin yanında Rabbimden bana Çözüm odaklı bir anlayış derinliği vermesini de istiyorum. Zira ELEŞTİRİMANYAK tiplerden olmaktandan da, herşeyi eleştiren, çok konuşan ama yüreğini ve çözümlerini sunamayan bir tip olmaktan da ALLAH'A sığınırım...

****


   
  6-Kayıpkentli ne zaman kayıbına/yitiğine ulaşacak ya da ulaşmak için ne gibi çabası oluyor?

          Analar ne zaman memurlar ve işçiler doğurmak yerine evlatlar doğurmaya başlarlarsa...belki de o zaman ulaşacağım.

          Bu kayıp hepimizin kaybı abi..Ebuzer Rebezeye sürülüp öldürüldü ya, İşte orda başlasın istiyorum benim Hikayem!

          Rebeze çölleri Yeşil Sarayların başına çarpılana dek sürecek...
       

         
         

         
« Son Düzenleme: 07 Ekim 2009, 02:47:09 ÖS 14 Gönderen: kayipkentli » Logged
07 Ekim 2009, 06:53:05 ÖS 18
Üye Bilgileri
kayipkentli
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 229
Nerden:

Offline
« Yanıtla #19 :»

 Narçiçeği'ne...


Hoşgeldiniz Kayıpkentli...
Şiirlerinize daha çok, acı, hüzün, ayrılık, başkaldırı-isyan konu oluyor.
Şiirlerinizi hayatınızın bir yansıması olarak görürsek,
Bunun nedeni genç yaşınıza rağmen hayatınıza birçok olayı sığdırmış olmanız mı?

Etkilendiğiniz , beğendiğiniz şairler kimlerdir?
Kolay şiir yazıyor musunuz?Yazdığınız dizeler su gibi akıp gidiyor diyebilir miyiz?


 Şiir şairin hayatının yaşadıklarının ve yenilgilerinin ve ümidlerinin şiir dilinde ortalamasıdır.Şiir'i şairinin aynasıdır.

  Şiirlerini dikkatle okuduğum ve etkilendiğim şairlerden ilk söyleyebileceklerim:

   Müslüm Yücel 
       İbrahim Halil Baran
       Küçük İskender
       M.Akif Ersoy
       Erdem Bayezıt

   Bunların hepsinden öte: Müslüm Yücel sanırım şiirlerime ve yazılarıma en çok etki eden kalem.Müslüm Yücel bir yana diğerleri bir yana diyebilirm.İbrahim Halil ise gelecekte Sol'un, Solcu Kürtlerin, ve Liberal Batı'nın özellikle takip edecekleri ve ışığını görecekleri bir şair olacağını düşünüyorum.Muhafazakarların ise yine kafaları kendi mahallelerine sokulu olacak."Şehid Tahtında Rabbe Gülümsemeye" devam edecekler(!!!) Vahiy diye, Adalet diye, Kur'an'ı anlamak diye derdi olan İslamcı gençlerin Kapitalist ve Emperyalist dünyanın suratına çarpacakları bir MUHAMMED İKBAL'lerinin her daim yetişmesi umudumu koruyorum her zaman.Lütfen altı çizilsin bunun!

   Kolay şiir yazıyor muyum?
Evet.Şiirlerini kolay yazan biriyim.Ama şiirin iskeletini sancılarla kuran biriyim.Yazmak kolay,sancısı zor.Zira ben şiirlerimi "hadi bugün bir şiir karalayayım" diye yazan birisi değilim.
"sızlayan suları bana bırak sevdiğim" adlı şiirimde:

  "Dilimi rahat bırakın
Ben alem-i ervahta söz verdim
Küfrüm patron sınıfların üzerine olsun"

demiştim.

  "Ah Rabbim Beni Terk mi Ettin?" adlı bir başka şiir çalışmam da ise:

 arada hayatıma biçilmiş kapital bir din
  Neo-İman edenlerin en parasız kafiriyim
.

    demiştim.
  Neden demiştim.Sanırım o zamanlar tuzu kuru Fethullahçılarla bir hesaplaşma içindeydim. Onlar neo-iman edenlerdi.Ben de onların Kafiri...Ben Şehidler Kervanı ezgilerin modunda iken onlar Sami Yusuf:Alahu Allah modunda idiler..Hani Sami Yusuf'un Ortadoğudaki katliamların ortasında Otobüste kadına yer veren, Yazı tahtasında Teknokrat arkadaşlarına çizimlerle fikir sunan, Çocuklarla top oynayan, Keman çalan, Allahu Allah diye diye açlığın , zulmün,varoşların, çetelerin, pragmatizmin ortasında bunlar yokmuş gibi KRAL TV de yayınlanacak klipler çekme modu var ya-ya da yeşil popun modası..Aha ondan bahsediyorum işte!

  Ben Şeyh Ahmet Yasin tarafından "ümmetin suskunluğunu Allah'a şikayet edilmiş" olmasının sersemliği ile ne yapacağımı düşünürken ve "hepimizi öldürün,karınlarımızda Amerikalıların Piçleri var" diye yalvaran mektubuyla Fatma Nur Bacı'nın dehşetindeyken, Onlar Allahuallah mutluluğunda idiler..

   Doğudan Mersin'e göç etmiş ailelerin çocukları olan Kürt kökenli arkadaşlarım Pkk'nın kucağına savrulurken, Kürt mahallelerinde Gençlik Merkezi açan Müslümanların salı-perşembe günü derslerinde kıldan girip-sakaldan çıkmaları...İmam Şafii'nin abdest fıkhından girip, Cennetin dilinin Arapça olmasından çıkmaları öfkeden çılgına çeviriyordu beni.

   Ülkücüler: Mersin Türktür Türk Kalacak,Aponun Piçleri diye slogan atarlarken içlerinde akrabalarımın olması çılgına çeviriyordu beni.
   Solcu'ların İslam'ı Faşist-Sağcı-Devletçi kirli dindarlık anlayışları üzerinden vurmaları deliye döndürüyordu beni.

   Oturduğum Mahalleyi panzerler çevirdikleri zaman defalarca söylememize rağmen çocukların diz kapaklarına ve dirseklerine jop vurmakta ısrar eden yeni mezun Çevik Kuvvet Polisleri deli ediyordu beni.

    Kürt mahallerde "Türk olduğum için" şüpheli, İslamcı olduğum için de "Feodal görünmek" karşısında verdiğim çabaların
    Kendi akrabalarımın arasında "kürtçü" sanılmak ve "vahhabi"olmak suçlamalarını göğüslemeye çalışırken bulmuştum kendimi...

    Nurcuları Süleymancıları Tarikatçıları görmek bile istemiyordum zaten...

    Zaten aptal bir aşkın ortasında kendim olmaya ve kendim kalmaya çalışıyordum. 

    O sıralar karşıma İran'ı tekfir eden ve keskin söylemli Selefiler çıkmışlardı.Adanaya gidip gelmeye başlamıştım. Onlarında solcular gibi halkı sevmediklerini, "ne yapsakta birini tekfir etsek" psikozlarında olduklarını görür görmez direk mesafeyi çakmıştım zaten araya..

    Solda da ısrarlı bir Faşizm karşıtlığı adı altında İslam'ın ta kendisine bir düşmanlık ve yabancılaşma vardı.

    İlla sünnetden dem vurulacaksa Ehli sünnetli olmak ile ehli sünnet faşizmi olmak arasında bir fark olmalıydı.
    Laik Kemalist düzene karşı çıkalım evet, ama kimse beni Emevi Abbasi Muavviye din algısına çağırmasındı derdim.

    Akşamları eve bisikletle dönerken şiirlerimi pedallarda yazdım desem yalan olmaz.Anneme anlatamadıklarım bunlardı.
    Ben bir küfür sisteminin içinde Peygamberlerini kaybetmiş bir yetimdim.
    Ve Rabbim Beni Terk mi Ettin diye soracak kadar da bırakılmış "hissediyordum" kendimi.

    İsmet Özel okuduğum bir akşamdı: İsmet Özel: Sularda sızlarmı yaraya değince mealinde bir cümlesinden tetiklenerek yazdığım aşağıdaki şiirdi mesela:

kayıp:
ellerimde bir gençlik...
harmanımı taşıdığım dudaklarım kendi geçmişine küfür...

sorgularımın ey gece yarıları
karanlık odamın gecelerinde ruhumu soyunduğum
gündüzleri yırtılmış bir atı taşıdığım çarşı suskunlukları
bende onların cevapları
onlarda benim çıkış yolum
arada hayatıma biçilmiş:kapital bir din
 
   


balta ve sap arasındaki "oyun bozan bir söylem"in aynası: dağınıklığım
adam olamadım,gitti;çok uzaklara,ta içimde bir ben kavmi   
..
adem kalamamış bir çağdan alıpta başını...

2   
dil yok söz yok kelimeler yok
oturuş şeklimiz artık ruhumuzun rengi

benim ellerim:
masamın çekmecesine kitlediğim.
geceleri çıkarıp önüme koyduğum.
bana anlatın dediğim...
bana susan ellerim
 
Avuç içlerimde açılmayan bir kapı
ah Rabbim beni terk mi ettin?


  Velhasıl şiirleri kolay yazdım.Ama yaşadıklarım sancılıydı.Umarım cevap olmuştur kardeşime...selametle.
Logged
08 Ekim 2009, 11:31:29 ÖÖ 11
Üye Bilgileri
çırağ
Yeni Üye

Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 5
Nerden:

Offline
« Yanıtla #20 :»

Öncelikle hoş geldiniz Abi.Şeref verdiniz.
Lafı fazla dolandırmadan sorayım.Abi şiir okumakla ve yazmakla ilgilenen gençlere tavsiyeleriniz neler?Şiir tekniğini nasıl kavrayabiliriz?İyi bir şiir nasıl yazılır?Bu noktalarda hem tecrübelerinizden hemde kitap önerilerinizi faydalanabilirmiyiz?
 
teşekkür ederim

baki selamlar..
Logged
08 Ekim 2009, 04:14:38 ÖS 16
Üye Bilgileri
kayipkentli
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 229
Nerden:

Offline
« Yanıtla #21 :»

Çırağ'a...

   Kardeşim.İyi Şiirin ölçütü nedir ne değildir? Kime göre İyi şiir? gibi sorular karşısında bocalamamamız için soruyu iyi şiir kötü şiir temelinde ele alınmamasından yanayım.

   Şiirle ilgilenen arkadaşlarıma madem şiirle ilgileniyorlar, tarihe damgasını vurmuş,topluma mâl olmuş şairlerin eserlerini incelemelerini tavsiye edebilirim...

    mesela M.Akif'in sadeleştirilmiş safahat'ından tut günümüz de yaşayan Hilmi Yavuz-İsmet Özel'e dek..İbrahim Tenekeciye dek...İncele..Yoğun okumalar yapması gerektiği kanaatindeyim şiir işçisinin..

    Şiir bir de derinlik istiyor.Yalnızlık istiyor.Ve gözlem istiyor.Özellikle de kendine karşı nöbette kalmayı istiyor.
    Yalnızlığı ve susma oruçlarını tavsiye ederim bir şiir içşisine...
    Kelimelere kulağını dayamasını ve hissetmiyorsa da yazmak için yazmamasını tavsiye ederim...
« Son Düzenleme: 08 Ekim 2009, 04:15:09 ÖS 16 Gönderen: kayipkentli » Logged
08 Ekim 2009, 04:30:03 ÖS 16
Üye Bilgileri
narcicegi
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 1745
Nerden:

Offline
« Yanıtla #22 :»

Sorularımı içtenlikle cevapladığınız için teşekkür ediyorum Kayıpkentli...
Şiirin arka planını, hangi şartlarda , nasıl yazıldığını öğrenince hem şiirin vermek istediği mesajı , hem de şairi daha iyi anlamış oluyoruz...

Bir de şunu merak ediyorum:
Serbest veya kafiye ölçüsüne göre yazılan şiirlerin hepsinden farklı lezzetler alıyoruz okurken...Duyguları ifade ederken serbest ölçüde yazmak size daha rahat mı geliyor, yoksa şiirin konusuna göre bu durum değişiyor mu?

Ayrıca nesir yazarken sıkıntı yaşıyor musunuz? Mesela bana nesir yazılarında da şiirsel bir anlatım kullanıyorsunuz gibi geldi...Veya şöyle sorayım; deneme veya hikaye gibi diğer edebi türlere ilginiz var mı?
Logged
09 Ekim 2009, 02:35:58 ÖÖ 02
Üye Bilgileri
kayipkentli
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 229
Nerden:

Offline
« Yanıtla #23 :»

 Narçiçeği'ne...

Sorularımı içtenlikle cevapladığınız için teşekkür ediyorum Kayıpkentli...
Şiirin arka planını, hangi şartlarda , nasıl yazıldığını öğrenince hem şiirin vermek istediği mesajı , hem de şairi daha iyi anlamış oluyoruz...




  Değerli Narçiçeği..

  Bana içtenlikle sorular sorduğunuz için ben teşekkür ederim.Zira benim şiirlerim

 sokağın derdinden,

 evin kahrından,

 hayatın kavgasından,

 Allah'tan rol çalan küçük Rabbcik(!)lerin dünyasından,

 Doğanın tahribatından,

 hepimizin kapitalizm denizinin içindeki yüzgeçlerimizdeki yaralarımızdan,

 şeytanın terketmediği dostlarımızı terkedişlerimizden,

 Patronlarımıza riyakar müşfik,

 cahiliyedeki akrabalarımıza birdenbire muvahhid kesilmelerimizden, İÇE YÖNELİK Özeleştiri dinamiğinden yola çıkan bir yolculuğun kendisi...

  ...

   Yola çıkış burdan da...
   ya yolda...?
   Bu yolun şarampolü var, tehlikeli durakları var, sabıkalı otostopçular var...
   Yolda olmak yola çıkmanın tehlikeli hali...
   O yüzden şiiri bu düzlemde ele alında tehlikeli bir durumun içinde oluyorsunuz!!!

   Soru sormak bir nevi: Yolda sizi durduran ve Araç muayenesi ve kontrol noktalarında üst arama gibi bir durum oluyor. Birisinin size Direksiyonunuzun sağa çektiğini anlatması,sorularla durum tespiti yapmanızı sağlaması gerekiyor...

   O yüzden bir şiiri yalnız bırakmak Yazarına sessiz kalmakla olur. Yazarına sessiz kalınan şiirler ise sizi de sürüklerken vebalini alırsınız...

   O yüzden bende elimden geldiğince eleştiri mekanizmasını dinamik tutmaya gayret ediyorum..

   Bunu anlatmamın sebebi:tehlikeler içinde yol almaya çalışan bir şiirde bana soru sormakla nasıl bir yardımda veyahut teyakkuzumu dinç tutmamda sağladığınız faydadır...

    O yüzden soru ve yapıcı eleştiri=duadır...Siz bu duanın bir yüzüsünüz, ben diğer yüzü, icabet eden Rahman ise diğer yüzü...

    Böylesi bir ortaklık işte!

   ***

    Bir de şunu merak ediyorum:
Serbest veya kafiye ölçüsüne göre yazılan şiirlerin hepsinden farklı lezzetler alıyoruz okurken...Duyguları ifade ederken serbest ölçüde yazmak size daha rahat mı geliyor, yoksa şiirin konusuna göre bu durum değişiyor mu?

 
   Kafiyeli yazmak, hakkı verilerek yazıldığı  ölçüde ciddi  bir sanattır.Kolay olmadığının farkındayım ve  kafiyeli yazma hususunda pek de başarılı olamayacağımın kanaatindeyim.
   Lakin 2.yeni şiir tarzının içinde kalmamla da alakası var bunun.
   Bazıları serbest şiiri, kafiyeli şiire oranla daha basit, yavan ve söylemin indirgenmiş hali olarak görüp kafiyeli şiirle kıyaslama yoluna gidiyorlar.
    Oysa bu kafiyeli şiiri kendi içinde , serbest şiiri de kendi içindeki örnekleriyle kıyaslamaktan yanayım ben..

    Şiirin konusuyla alakalı değil de şiiri yazış biçimiyle alakalı diyebilirm size.

    ***

  Ayrıca nesir yazarken sıkıntı yaşıyor musunuz? Mesela bana nesir yazılarında da şiirsel bir anlatım kullanıyorsunuz gibi geldi...Veya şöyle sorayım; deneme veya hikaye gibi diğer edebi türlere ilginiz var mı?

   Ben şiir çalışmalarımda dikkatinizi de çekmiştir: iç konuşmalara sıklıkla yer veriyorum. Diyaloglara yer veriyorum.Ve canlandırmalara yer veriyorum.

   Mesela :Çölden dönüş: Dağları ve kadınları ve düğünleri rahat bırakın! başlıklı çalışmamda

  Nasıl sorusundan başka bir şey soramayan Modern insanı , İnsana bir amaç ve yön kazandıran,onu sorumlu ve onurlu kılacak olan Ne ve Niçin sorularıyla eleştiriye tabi tutmuştum.

   Zira Modernizm bize: mesela konu Araba almak ise Nasıl sorusunu sordurur.Başka da birşey sordurmaz.O nasıl sorusundan Modern insan sadece : Nasıl araba alabilirime cevap arar durur.Eğer konu iyi araba ise bu sefer Nasıl daha iyi sorusuna cevap aratır.
   Oysa Halife kılınan insan bu kadar çıkar eksenli değildir.O bu nasıl sorusunun önünü Ne ile sonunu da Niçin sorularıyla kuşatır ve insanı serseri bir şekilde anlamsızlaştırmaz..Ona önce zemin ve sonra da amacına Yön Tayin eder!
 
  O yüzden modernizmin ve post modernizmin insanı: Vahyin değerlerine yaslanan İnsandan farklı olarak, zeminsiz ve yönsüzdür.Azgın Üretim ve azgın tüketimin çıkış yeri bu yönsüzlük değilde nedir?

   Yine araba örneğinden açmak istersem: Araba bir teknoloji mi? Evet!

   O halde Teknoloji NE'dir? diyerek size önce bir zemin kazandırır!
   Sonra Teknolojiyi sürekli Nasıl geliştiririm hırçınlığını ve hırsınızı Niçin sorusuyla dengeler ve der ki: Teknolojiyi Niçin geliştirmeliyim.İşte burda insanın vereceği cevaplar Ya Kapitalizme ve Hırsına ve de  İnsanlığın ve Doğanın kendisine cevap olacaktır.

   Bugün Ortodoks Bilim,kendisi bir Tanrılığa dönüşmüş halde olduğu için Orta Çağ kilise şeytanlığından kaçarken,seküler İblisin,Materyalist Tuğyanın gelip kucağına oturmuştur.

   Şimdi o şiirde :

  "Sordum ben de kendime:
Vahiy asıl mı; usul mü?
Vahiy asıl mı; usul mü?
Vahiy asıl mı, usul mü?..."


   Diyerek Modernizmin benden çaldığı Ne ve Niçin sorularımı şimdi kendime yöneltiyorum ve soruyorum Peki o halde? Aslolan ne? Usul olan ne?Ve Vahiyle olan ilişkimi belirlemeye çalışıyorum.Vahiy asılsa ben onun nesiyim? Ben asılsam o benim neyim?

    Gördüğünüz üzere ele almaya çalıştığım konu bir şiir formatını zorlamakta.Ya da ben zorlanmaktayım, ama bir makalenin konusunu da şiirle ele almaktayım.Zira Şiirle haykıran bir insan olarak dış dünyanın bana dayattığı düşünme kalıplarına karşı şiirimle direnmekte ve şiirle bir dirilişe çağırmaktayım.

    Bununla birlikte şiirle olan ilişkim düz yazıya da elbette yansımakta.Şiir kelimelerin ruhunu biraz daha ön plana çıkarmaya yaradığı için şiir yazanların düz yazıya el atmaları da düz yazıya bir şiirsellik tadı katmakta..

    Denemeye ilgim var.Zira deneme yazılarımda var.Son zamanlarda deneme yazmıyorum,şiir çalışmalarımdan ötürü.Hikaye yazmadım hiç, ama yine bu sitede yayınladığım bir tiyatro oyunum var.Etrafındaki insanların mutluluğu için yalana başvuran insanların o yalanlarla git gide özdeşleşmesini anlatan dramatik bir oyun.İlgilenirseniz ona da bakabilirsiniz.Şiirlerim arasında bulunuyor.Başlığı: YALANCILAR KOĞUŞU.

    Makale olarak ele aldıklarım Nida dergisinde yayınlanmakta.

    Daha çok Şiir işçiliğine yöneldiğimi söyleyebilirim...

    Teşekkür ederim Narçiçeği tekrardan.Şimdilik Bu kadar.
   

   
« Son Düzenleme: 09 Ekim 2009, 02:38:43 ÖÖ 02 Gönderen: kayipkentli » Logged
09 Ekim 2009, 04:01:16 ÖS 16
Üye Bilgileri
zarifcebirgarip
Yeni Üye

Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 7
Nerden:

Offline
« Yanıtla #24 :»

Yayınlamadığınız mahseninizde tuttuğunuz özel bir şiiriniz var mı?
Şairler kendi şiirilerini pek sevmezler (hepsi değil tabi) sizdede var mıdır bu ahval ?
Ve kulluk elbet hepimizin gayesi onun dışında bir yazar olarak kadir bal kimdir ne olmak ister nerede yahut ?
Ve Mersin ?
Logged
10 Ekim 2009, 01:56:20 ÖÖ 01
Üye Bilgileri
anemon_intifada
Yeni Üye

Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 3
Nerden:

Offline
« Yanıtla #25 :»

bismillah,bismillah..,

“Nun.Kaleme ve kalem ehlinin satıra dizdiklerine ve dizeceklerine and olsun.”


....
"İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse,
Öbürüne sağır..
O ferah ve delişmen gözüken birçok alınlarda
Betondan tanrılara kulluğun zırhı vardır!
Çelik teller ve baruttan çatılınca iskeletim
Şakaklarıma dayanınca güneş,can çekişen bir sansar edasıyla..,
Uğultudan farkedilmez olunca konuştuğum,
Kadınların sahiden doğurduğuna,toprağında sürüldüğüne inanmıyorum..
Nicedir kavrayamam haller içindedir halim
Demiri bir hecenin sıcağında eriyor iken gördüm
Bir somunu bölünce silkinen gökyüzünü..
Su içtiğim tas bana merhaba dedi duydum,
Duydum yağmurların gövdemden aktığını….!!!!!"
........Diyerek aslında hece ile başlayan hayatımızın kalem ile devam eden macerasına bismillah kuvvetiyle doğrularak adımını sağlam atıyor ismet özel varii tüm yürek sakinleri!!
Bir yanı gündüz,bir yanı gece iken; bir yanı kudüste atıyor bir yanı piramitlerde..
Her atış ayrı bir doğum,her doğum ayrı bir varoluş ve yeni haberlerin muştusu…
Kör kuyularda yusuf iken,yırtılan gömleğiyle kenan ilinde..
Bir bakarsınki haticenin kervanında.. aişenin evinde..
Ebuzerin sığınağında,ebubekr ile mağarada..
Asa ile sinada,
Karınca ile zeytin dallarında…,
İsa ile gece yürüyüşlerinde..
İsmailce adanışta,
Asiyece direnişte.,
Yakup ile nuh ile sabrın pençesinde..,
…..
azere yumruk,
firavuna boğucu su,
nemruda ateş,
asrın cehillerine kalemiyle alinin kılıcı!!!!
..
aşkın and ile buluştuğu tüm yeryüzünün en ücra köşesinde…
mustazaf ve mazlumun gözyaşında……
endonezyanın bakmaya kıyılmayan yüzlü çocuklarında..
nusaybinde kalbi atan bir nilüferde..
maverada ..
nilde..
……
ateş ile içini dağladığı,sazlıklardan çıkıp asillik kazanan bir kamış geçmişiyle ,
davut sesi ve bilal haykırışıyla…. Tüm kıtalarda.!
..


eksik yüreklere ,yarı kalmış cümlelere,eğreti duran tüm sapmalara tamamalamadır onun kalemi!
Kalem aslında oku ile şekil bulduran bir düzeltme sanatıdır,rabbin bahşettiklerine karşı!..
Bir takım eksiklikler vardır,yarı kalmışlıklar,…..
Zirvedeki kardelen sabitliğiyle o güçlüdür,vardır,ve asla boyun eğmez ,mertliğiyle!
Çünkü hamd eden bir kalemi vardır..
Kimi ,kulluğunun getirisi olan ve cennetini kazandıracak olan hamdını bedenen yapar,
Kimi fiili yapar,kimi vicdani yapar!
Ama O!?!..
Onun dilide ,kalbide,hamdide,duruşuda,nefeside,,,,kalemidir!
Rabbin nimetlerini haykırabilmek için,hamda durur kelimeleri!
Nefis terbiyesidir onun kalemindeki kelimeleri!
İyi bir hesaplayıcıdır yeri geldiğinde,
Yaridir,
Yarenidir.
Yarasının merhemidir!! O kutlu kelimeleri!!

..
örtüye bürünen geceye kalemi and eder,
güneşe,aydınlığa,aya,semaya,…
kuşluk vaktine,incire,zeytine,sinaya,en emin beldeye!!! And eder şerefli kelimesiyle,oku emrince!
Tarıka,burca,vaad olunmuş güne,şahidlik edene edilene!
Ziyanda olan insanlığa andı,bir simyacı gizemliliğiyle kalıcılığını sürdürür!
..

..

kelimeleri dağıtır bütün umutsuzluğu!  Kalemi kullanıştakii ustalık  bütün karanlığa inat aydınlatır tüm yeryüzünü,
insanlığının sıcaklığı kışı unutturur,eritir tüm karları..
Masumiyeti bütün kuşkuları bertaraf eder,
samimiyeti tekrar tekrar güven oluşturur.
Bahar gibi gelir kelimeleri yüreklere…
…..

Yeryüzünde yaşanan onca haksızlığın acısını asil yüreğinde taşır ve zalimlere inat ne mazlumun elini bırakır nede gülümsemeyi terk eder,gülümsemeyi öğreterek..
Gülümsemeyi bilmek,güç olur..
O ve sahip olduğu değeri,kalemi; mustazafların yüzlerindeki yarına saklanmış gülümseyiştir!!!



Pencereden bir cümle giriyor içeri;ben duha vakti çok diri olurum,diyor uzaktaki çatılara tünemiş yalnız ebabil kuşları (!)
Ebabil misali taşıyalım zeytin dalını,incir yaprağını,sabır kanaryalarını, serpiştirdiğimiz tohum tarlasına! Saatlerin katilleri (!) bilmez bu yürüyüşün sahiplerinin her biri aslında dört mevsimden biridir ve her biri vicdanına tutunarak yürür!
KALEM,verimli bir toprakta gebedir KELAM a. Sancılı süreçtir,ve asi’ye karşı kürek çekişidir bir bakıma.
KALEM,kurumuş toprakta yetiştirdiği buğdaydır,alınteri eseri.
Dile geldimi KALEM,en dipsiz kuyulardan ne zaferanlar çıkarır,işaret parmağının ahdini yerine getirmeye dair.
KALEM,ahidleşmenin diğer adıdır.
Kalem den kelama geçiş,ahdi vefanın simgesidir.
……
yol çetin,yol taşlık,yol yokuş!,,,
yılmadan,yorulmadan,bıkmadan,korkmadan hayırmaya devam hakkı hakk için!!!!
Mücadele kutlu,mücadeledeki yol şerefli!
Tefekkür,ahid,and,bilinç,takva,adalet,eşitlik,özgürlük,idrak,…sen ,ben,o,kürdüyle,türküyle,..yamyamıyla……renkli derililerle..,,……… şiirlerinizin daimliğiyle inşallah,yolunuz aydın ,yolunuz muhammedi yol olsun!
Tüm cehl ile ancak bukadar samimiyetle mücadele başarıya ulaşır,kaleminiz kılıcınız olsun
Ve rabbim keskinliğininin yitikliğini vermesin turap olana dek bu canlar…!
Yüreğiniz,kaleminiz.. insanlığınız çok değerli,allah zayi etmesin ! yolunuz pak olsun!
Esselam..




Logged
10 Ekim 2009, 04:05:36 ÖS 16
Üye Bilgileri
kayipkentli
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 229
Nerden:

Offline
« Yanıtla #26 :»

    Zarifcebirgarip'e...

Yayınlamadığınız mahseninizde tuttuğunuz özel bir şiiriniz var mı?
Şairler kendi şiirilerini pek sevmezler (hepsi değil tabi) sizdede var mıdır bu ahval ?
Ve kulluk elbet hepimizin gayesi onun dışında bir yazar olarak kadir bal kimdir ne olmak ister nerede yahut ?
Ve Mersin ?


  Yayınlamadığım şiirlerim var. Kendi şiirlerim seviyorum..Ben de o ahval pek yok.Her çalışmamı kendi tarihi içinde değerlendirmeye çalışıyorum.20 yaşında yazdığım şiirlerdeki işçilik, duygusal geçişler, metin bağlamı vs ile son çalışmalarım arasındaki fark biraz da kendime tuttuğum aynam oluyor..İnsan değişiyor,değiştikçe o değişim çalışmalarına da yansıyor.

   Kadir: seninle aynı şehirde büyümüş, senin yürüdüğün hastane caddesi,istiklal caddesi,metropol,Atatürk Parkı,Çavuşlu'su,Güneykent'i,Mezitlisi her bir karesine buram buram çocukluğu sinmiş biri.

   Hani bir eylemde senin getirdiğin bayraklarla benim getirdiğim bayrakları eylem dağılışı geri toplamaya çalışırken, bayrakları yarım yamalak dönmüş, ama her yarım yamalığı Mersin'in ortasında kapatmaya çalışan bir telaşın kardeşi...
 
   Kendi çağına yabancılaşmamış, geçmişi özlemeyen,  Fenafisselef olmaya karşı, kendi zamanınınHalefiSalihin i olma derdinde..
  Allah'ta kaybolmayı reddeden ve Allah'a yönelen tüm aşkları elinin tersiyle itip,Allah'la yürümeye çalışan, Nass-kopatbir kitabist değil Referans değerleri Nassa dayalı olan, kaybolmuş her hikmetin evladı olduğunu düşünen...

  İman'ını ve kitabını bir işaret parmağı olarak gören, teolojiyi değil antropolojiyi önemseyen, İşaret parmağı ile uğraşmayı merkeze alanların garabetinden kaçıp İşaret parmağının istikametine yürümeye çalışan, Allah'ı praksis bir düzeyde arayan.

  O yüzden sokakların ve caddelerin ortasında, ayrılıkların ve göçlerin ruhunda şiirlerini yazmaya çalışan, ne geçmişe Asr'- Saadet diyen, ne de geleceğe daha kötü-karanlık bakan...
  Günleri etrafında döndürüp dolaştıran bir dairesel yürüyüş içerisinde, yaşadığı zaman diliminin hakkını vermeye çalışan,An'ın öneminin farkındalığını kaybetmemeye çalışan...

   Kendi çağının Şahidi olmak dışında zerre ne geçmişe yahut geleceğe öykünmeyen, hataları-eksikleri ve gençliğinin tüm tecrübesizliklerini yanına almış, Ne Farkeder ki demeyen, İ.Özel'in dediği gibi: Bilmeden Farkı istemişim'den farkın bizzat kendisini tanımaya anlamaya çalışan, Terin ve emeğin ortasında, sömürünün ve ayakta kalma savaşının ortasında, baharların ve dostlarımın arasında Hamd ve l İntifada ve's sabr ve'ş şukr!...
Olduğum ve olmaya devam edeceğim hikayem bu olacak İnş.

   Mersin: Susuyormuş gibi durur. Küçük bir deniz şehri gibi durur. Bunu en iyi sen ve ben biliriz, o kentte ki gizil insan karaborsasını..suskunluğu..ve karanlığı..

               Pkk için ikinci Diyarbakır, Kuvai Milliye gibi SiyonistFaşo'lar için yangınlara giden kıvılcımların kenti olsa da..
 
   Mersin: deniz ile dağlar arasına enlemesine boylu boyuna uzanmış, limonun,portakalın şehri..Göçleri ağırlayan anaç şehir.Fakirlerin üşümediği,kışı küçük bir katalitik sobayla da geçirebileceğin, sıcağın, nemin ve denizin şehri...

   Bana beni öğreten, beni bana büyüten şehir..en çok da bizlerin eksildiği, en çok da samimi müslüman hareketlerin rengine yabancı bir şehir...

   Kent merkezine Sol-Chp-Varoşlara-Pkk hakimken, Kırsal ilçelere ve köylerine Mhp ve Süleymancıların rengini verdiği bir şehir..
   Arap'larının  sessiz kaldığı...
   
   21 Mart Nevruz kutlamalarında çatışma haberlerinde ismi geçen D.bakır-Van-İstanbul şehirlerinin arasında Ana Haber bülteni sunan Spiker'in ağzında eğreti duran şehir:MERSİN!

  Yaşamaya gelince: Kolay,insana zaman kazandıran, kanaatkar bir çiftin 600 ytl ile kimseye el açmadan ev geçindirebileceği, uzun uzun düşünmek isteyenler için, yaşlanınca kendine kalmak isteyenler için, depresyonlarını yenmek isteyenlerin kaçıp bir kıyısında hırçın denizinin dalgalarına baka baka kendilerini tedavi edecekleri mandalina'nın şehri..

   Yaylalarının içinde bazlama ve yörük ayranı, çökelek ve batırık yemeği tadında Çeteleşmelere ve tüm Yalanlarına inat Bu ülkeye ve bu güzelim doğamıza rağmen neden bu kadar İhanet edilir ki diye hayıflanmalar uyandıran bir şehir.

  Mersin, Mersin'den az bir uzak kalıp uzaktan bakmayanların hiç bir zaman ne demek olduğunu anlamayacakları bir Şehir...

   Mersin biraz Çekik gözlü Çen: güzelliği ve içten gülüşü
   Mersin biraz da Sedrik         : saflığı, tutkusu
       Çizgifilm tadında...

   Mersin: Deniz, esmer, turfanda, Biraz Kürt..Biraz Türk..kıyıdan başınızı kaldırdığınızda Aniden Dağlar, ve Güneş'in şehri..Muz'un Çilek'in kalbi..

   Palmiye ağaçları kadar kendine has...Oranın bir kokusu var Zarif, sen iyi bilirsin.Buralarda hiç olmayan bir koku.Bir sabah benim için de çek içine...selam ile!
   
« Son Düzenleme: 10 Ekim 2009, 04:07:19 ÖS 16 Gönderen: kayipkentli » Logged
10 Ekim 2009, 08:53:46 ÖS 20
Üye Bilgileri
FECR
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 2158
Nerden:
Selam Hidayete Tabi Olana


WWW Offline
« Yanıtla #27 :»

Verdiğin cevaplar için teşekkür ederiz.Misafirliğin bitmeden biraz daha sormaya devam edelim:
1-Haftanın misafirliğinde İhsan Eliaçık Hoca,cemaatsizliği savunmuştu.Onun yanında çalışıyor olmanız münasebetiyle siz de bu konu da aynı mı düşünüyorsunuz?.Ya da İhsan Hoca,İslami Cemaatler içindeki bir takım kimselerin yaptığı hatalar yüzünden mi cemaatleşme fikirlerine soğuk bakıyor?
2-Kendinden  yaşca ve tecrübe olarak daha tecrübeli olan abilerin/hocaların sana olumlu/olumsuz ne gibi tavsiyeleri oluyor?.
3-İslami camia içerisndeki tekfir akımı hakkındaki görüşünüz nedir?.
4-Kur'anı anlamaya yönelik ne gibi çalışmalarınız/dersleriniz oluyor?
5-Bazen insanlar geriye dönük hesaplaşma içerinde olduğu zaman,"şuralarda hata yapmışım,metod olarak yanlışlığımı anladım" tarzında bir muhasebeye yapıyor musunuz.(Yaptıysanız aklınıza gelen bir iki olayı örnek vermek mümkün mü?)

Logged

Selam Hidayete Tabi Olanlara

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
12 Ekim 2009, 10:30:39 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
yesevi
Üye
*

Mesaj Sayısı: 28
Nerden:

Offline
« Yanıtla #28 :»

selamun aleykum
sizin şiirlerinizi ilk okumam rahmetli abim sayesinde olmustu.
ilk okudugumda açıkça söyleyeyim ki hiçbir şey anlamadım.
zamanla bir şiirinizi ilk okudugumda aklıma yüreğime düşen şeyler farklı 2. 3. okumalarda daha farklı yönelere kayıyor. şiirleriniz o kadar geniş bir düzlemdeki her okuyuş farklı bir görünüme büründürüyor.
zamanla şiirleriniz daha çok hoşuma gitti. bazen içinde bir kelime etkiliyor bazen bir cümle...
haftanın konugu olarak sizi sectikleri için site yönetimine teşekkürler.
soruları ve verdiğiniz cevapları okuyunca bana sorulacak birşey kalmamış gibi görünüyor.

kimi zaman gülümseten
kimi zaman düşündüren
kimi zaman işte burda beni de anlatmış dediğimiz şiirleriniz devamlı olmasını dilerim.
dua ile 
Logged

hayatın rengi bir derin mavi
12 Ekim 2009, 02:02:13 ÖS 14
Üye Bilgileri
kayipkentli
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 229
Nerden:

Offline
« Yanıtla #29 :»

   FECR ABİ'ye



Verdiğin cevaplar için teşekkür ederiz.Misafirliğin bitmeden biraz daha sormaya devam edelim:
1-Haftanın misafirliğinde İhsan Eliaçık Hoca,cemaatsizliği savunmuştu.Onun yanında çalışıyor olmanız münasebetiyle siz de bu konu da aynı mı düşünüyorsunuz?.Ya da İhsan Hoca,İslami Cemaatler içindeki bir takım kimselerin yaptığı hatalar yüzünden mi cemaatleşme fikirlerine soğuk bakıyor?
2-Kendinden  yaşca ve tecrübe olarak daha tecrübeli olan abilerin/hocaların sana olumlu/olumsuz ne gibi tavsiyeleri oluyor?.
3-İslami camia içerisndeki tekfir akımı hakkındaki görüşünüz nedir?.
4-Kur'anı anlamaya yönelik ne gibi çalışmalarınız/dersleriniz oluyor?
5-Bazen insanlar geriye dönük hesaplaşma içerinde olduğu zaman,"şuralarda hata yapmışım,metod olarak yanlışlığımı anladım" tarzında bir muhasebeye yapıyor musunuz.(Yaptıysanız aklınıza gelen bir iki olayı örnek vermek mümkün mü?)




  1) Fecr abi, İhsan abi'ye de okudum sorularını.Tebessüm etti.Selamı var. Bana istediğin gibi cevap verebilirsin dedi.Ben de cevap vereyim o halde:

      İhsan abi, cemaatten anladığı şey günümüzün insanların cemaatten anladığı şey değil.Cemaatsizlikten anladığı şey ise Cemaatsizlik deyince insanların akıllarına gelen şey değil.

     Cemaatler bugün insanı içine alan, örgütlü olma imkanı veren, bununla birlikte cemaatin menfaatinin bireyin özgürlüğünün önüne geçtiği bir zemindir.

     İhsan abi, insanlar Toplumsal bir Hayr,adalet ve iş bölümü için zaten bir araya gelerek sorunlarını çözmelerini öneriyor.Ama bunun için cemaatçi olmak mı lazım, o nokta da ayrılıyor.Bir de cemaat bir şekilde kendi iç yapısında hiyerarşisini kurar.

     Bırakın sıradan cemaatleri..Dergilerini okuduğumuz, düşüncelerini takip ettiğimiz, küçük STK düzeyinde olan dernek,hareket vs onlar bile aslında kendi içlerinde cemaatleşerek, hiyerarşi duvarını örmekteler.Kişinin kimlerle nasıl ilişki kuracağına kadar bir şekilde belirlenmekte.

    İhsan abi fenafil-cemaa! olgusunu iyi gözlemlemiş birisi. Şahısların hatalarına bakarak bir olguyu harcayan birisi değil.O yüzden şahıslar üzerinden cemaatlere soğuk değil.Cemaatin üzerinden şahsiyete/kişinin bir yabancılaşmaya evrildiğini kendi tecrübelerine dayanarak karşı.. Ben kendi adıma şunu diyebilirm.Hiç bir cemaate veya STK'ya bağımlı değilim.Ama ortada TOPLUMSAL VİCDANI lekeleyen bir hadise olduğu zaman, bir cemaatin veya STK'nın düzenleyip düzenlemediğine bakmadan elimden geldiğince programlarına,eylemlerine,iştirak etmeye çalışan birisiyim.

    Üzerimde bir STK nın bir CEMAA nın gölgesini istemiyorum.Yani bana kimse AKABE'ci, Özgür-Der'ci, Medeniyet'ci diyememeli. Çünkü ben örnek olması açısından verdiğim bu gibi kurumların YANINDA yer almaya çalışırm, İçinde değil. Zira bu tarz kurumların daha AKTİF ve daha Kuşatıcı olamamalarının bir nedeni de biz katılımcıların Yanında olmak yerine İçinde olmaya kalkmamız sonra da İçeride yaşadığımız sıkıntıların faturasını kuruma kesip,küsüp,ayrılmamızdır!
    Bir başörtüsü ya da Kürt sorunu karşısında bir STK, 30 kişiyle eylem yapıp basın açıklaması yapıyorsa , bu kurumları YALNIZ bırakan insanların ve bu kurumların içinde olan insanların ortak bir ÖZELEŞTİRİYE ihtiyaçları olduklarını gösterir! BEN BU ÖZ ELEŞTİRİ DİNAMİĞİMİ koruyabilmek adına Cemaa'ların içinde değil yanında durmaya çalışıyorum. Mevzuuyu sadece AKP iktidarına atıp,İnsanların İktidardan dolayı Muhalif seslerini kıstıklarını söyleyemeyiz.Evet Bu bir etkendir.Ama etkenin kendisi vakıanın KENDİSİ DEĞİLDİR.

   Zira bu dediğimi İstanbul'da olduğum süresince defaalarca gördüm ki , insanlar hangi Cemaa'ya, STK'ya, bilmem ne' -der'e kulak kesilmiş iseler bir diğer cemaa'ya sağır  idiler.Bu bir sonuçtu tabiki.Yanında olmaktak ile içinde olmak farklılığının bir sonucu...

  ***
 İSLAMCI kesimde -benim görebildiğim kadarı ile- olarak, gencinden yaşlısına ALİNASYON'un tam göbeğinde yaşıyoruz.
    Yani YABANCILAŞMANIN..İdeolojik Yabancılaşma, Ticari Yabancılaşma...İnsanın özüne dair.Yüreğine dair sözleri sadece ALEVİ DEYİŞLERİNDE VE MÜZİKLERİNDE bulmak zorunda mıyım ben?

     Etrafımda LAİK OLİGARŞİK BÜROKRASİYE,JAKOBEN CUNTA'ya karşı olmak dışında NURCU,SÜLEYMANCI,TARİKATÇI lara kafayı takmış Mealciler dışında, İşi gücü KUR'AN'IN ICIĞINI CICIĞINI çıkarmak dışında olan kaç YÜREK GÖNÜL insanı kaldı bilemiyorum.

     Biri Fenafil-Kudüs'çü...Diğeri Fenafil-selefi'ci...Biri Fenafil-İslamoğlu...Biri Fenafil-Cemaati,mealcisi,Kur'ancı'sı,Hadisçisi,Fıkıhçısı, fena SIKIYORLAR vesselam!

   Güzel insanlar mı?...Ben yok demedim ki? Ben toptan süpürücülük yapmadım ki!

    İşte RAHMETLİ abi...Ondan er zaman bir Feyiz ve Dişe dokunur yaklaşımlar görmüşümdür.

Ona verdiğim cevapta yazdıklarımda da söz konusu ettiğim eleştiri vel nasihatleri yapan büyüklerim var.Ama bir elin 3 parmağı kadarlar ....Üzgünüm.Gördüğüm geçirdiğim,budur!

     ***

  3-İslami camia içerisndeki tekfir akımı hakkındaki görüşünüz nedir?.

   Tekfir'i ZALİMLERİN YANINDA UTANMADAN YER ALIP, MAZLUMLARIN HAKKLARINI  YİYEN SİSTEME SEVE SEVE KOLTUK DEĞNEĞİ OLAN
  Cüpplesinden-Yaşar Nuri'sine...Zekariya Beyaz'ından, İskender Evrenesoğluna Kullanamayacaksam o da tersinen bir LAKAYTLIĞIN ta kendisidir.

    Bununla birlikte akşam başlarını yastığa koydukları zaman " BUGÜN ALLAH İÇİN KAÇ KİŞİYİ TEKFİR ETTİM" diye vicdan(sız) muhasebesi yapan, bütün gıdasını CEHENNEM ZEBANİLİĞİNden alan, embesil TEKFİRCİ düşünce yapıları var biliyorsunuz. Nereyse kendisini Tekfir edecek.Hatta bu da yetmeyecek,yakında ALLAH'ı bile tekfir edecek gene rahatlamayacak kafalar...Bunlar yok mu sanıyor bazıları! Var!

    Tekfir: Ne dengesiz HOŞGÖRÜ zilleti içindekilerin elinde BUHARLAŞSIN ne de DİNCİ FAŞİST'lerin tekelinde kalsın.İkisi de SAPKINLIKTIR!

  ***

4-Kur'anı anlamaya yönelik ne gibi çalışmalarınız/dersleriniz oluyor?

      Kur'an bir İşaret Parmağı olduğu için ilgimi ve enerjimi Kur'an'ın işaret ettiği REEL HAYATA çevirmiş bulunuyorum abi. Yani ben KUR'AN'LA oyalanan..Ve KUR'AN'LA vakit geçiren, KUR'AN'la mealkolik-meal-kopat olan adamların içinden geldiğim için, KUR'AN okumayan,onu ölülere okuyan,duvarların üzerine koyarak rahatlayan MUHARREF KÜLTÜRE kızıp ANLAMANIN KENDİSİNİ DİN HALİNE getirmiş tipleri çok gördüm.

       O yüzden Kasmıyorum O kadar. Vahiy hayatın içine ALLAH'ın serpiştirdiği DOĞA VE CANLILIĞIN ta kendisi iken, NE BAHARLARIN, NE KUŞLARIN, NE KARINCALARIN, NE BİYOLOJİNİN, NE DAĞLARIN, NE DENİZLERİN umurlarında olmadığı ama dönüp dönüp MEAL'in SÜTÜNÜ YAĞINI DERİSİNİ KILINI almaya sağmaya çalışan DOYMAK BİLMEZ bir garabet avcılarını da gördüğüm için İkisi arası bir yerdeyim.

      Kur'an benim için Vahyin bir parçası olan Kitap'tır. Vahiy=Kur'an değildir yani.
      O yüzden Praksis birisi olduğum için, Kur'an'ı tefsir salonlarına gömmek yerine hayatın atar damarları içerisinde Vahyi değerlerle var olmaya çalışan birisiyim.

       Kur'an'ı anlama çabası kadar kendisini anlamaya çalışmayan,
       Allah'la kul olma söylemlerini tükettiği kadar kendisiyle dost olmaya çalışmayan
       Selefe verdiği yücelik-kutsallık kadar, Halefe değer vermeyen
       Kitaba gömdüğü kafasını kaldırıpta Hayata-etrafına bakmayan
       Kur'an dersleri-tefsirleri-mealleri gırla giderken,Oturduğu mahallesindeki Yetimlerin-Dulların-Miskinlerin listesini MAHALLE MUHTARINDAN temin etmeyen
       İşaret parmağının gösterdiği yere bakmak ve orda var olmak yerine kafasını KUR'an'a gömmüş bir vakıa var.Ve bunu konuşmaya nedense bir türlü sıra gelmiyor.

       Zira ben KUR'AN çalışmalarımı esadlar Divanı adlı şiirlerim, Rabbe Sayıklamalar adlı çalışmalarım ve senin sorduğun Esadlar Divanı'ndaki sorulara verdiğim cevaplar ekseninde yaptığım için, PRATİK,YAPMAK,O AN İŞ ÜZERİNDE OLMAK benim eksenimdir.Kur'an sokaklardan çalışan,içselleştiren bir duruşun içinde olmak!!!

      Ben Kur'an'ı sokaklarda Öğrendim! Mersinde gönüllü temsilcisi olduğum yardım dernekleri,Göç Edenleri Koruma dernekleri'nin VAROŞ mahallelerinde ANKET ÇALIŞMALARI yaparken öğrendim.

      PKK 'nın hakim olduğu mahallelerde , esrar satan torbacılarla kavga ederken öğrendim. Kur'an bir hayat kitabı iken ben kendimi SEMİNERLERE, GECELERE, PROGRAMLARA gömmedim. Seminer program tefsir programı gibi çalışmaları KÜÇÜMSEDİĞİM ZANNEDİLMESİN!

      Ben bunların GÖLGESİNDE oturup bir türlü IŞIĞA ÇIKMAYAN, Hatta kendisi IŞIK olmayan, herkesin PROFESYONEL ANLAMDA KUR'AN'cı olduğu bir zamanda yaşayıp, bir türlü HAYATIN İÇİNDE BASİT BİR İŞPORTACI kadar bile olsun hayatın içinde yer almayanlardan SIKILDIM!

     Kuran'ı anlamak eşittir= Namazdır= Komşunun açlığıdır=Sokaktır=Piyasadır,Zulümlere karşı olma ERDEMİDİR!VE EYLEMLİLİĞİDİR...

  Namazda-Komşusunun açlığında-Sokağın ruhunda-Piyasanın içinde göremediğim Müslümanı TEFSİR SALONLARINDA,sohbetlerinde,kitapevlerinde GÖRMEK KANIMA DOKUNUYOR. vesselam!

  ***

   5-Bazen insanlar geriye dönük hesaplaşma içerinde olduğu zaman,"şuralarda hata yapmışım,metod olarak yanlışlığımı anladım" tarzında bir muhasebeye yapıyor musunuz.(Yaptıysanız aklınıza gelen bir iki olayı örnek vermek mümkün mü?)

        Keşke Orta Okuldan sonra Lise okumasaydım.Açık öğretimden 1,5 yıl 2 yıl içinde bitirip KENDİM ÜRETİM YAPABİLECEĞİM bir alana yönel(til)seydim. Bir kaç Dil öğrenip, insan merkezli bir bakış açısı geliştirebileceğim bir METOD içinde büyüseydim.Kur'an'ın ruhunu Teolojinin branşlarında boğan insanların dizlerinin dibinden daha erken yaşlarda ayrılsaydım. Büyük sohbetler,kitaplar, cemaatler yerine BÜYÜK DÜŞÜNMEYİ ÖĞRETECEK GÖNÜL İNSANLARI bulabilseydim keşke...Bunun dışında KENDİMDE ÜZÜLDÜĞÜM hiç bir şey yok!

         
« Son Düzenleme: 22 Ekim 2009, 04:37:30 ÖS 16 Gönderen: kayipkentli » Logged
Sayfa: 1 [2] 3   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.105 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu