KUR'ÂN VE SÜNNET ÜZERİNE

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > PEYGAMBERLER ve Örnek Şahsiyetler (Bilgi Platformu) > Peygamber Efendimiz S.A.V > Hadis-Sünnet > KUR'ÂN VE SÜNNET ÜZERİNE
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: KUR'ÂN VE SÜNNET ÜZERİNE  (Okunma Sayısı 958 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
08 Eylül 2009, 11:13:10 ÖÖ 11
Üye Bilgileri
Rahmetli
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 637
Nerden: İzmir

Offline
« :»


Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Kur’ân ve Sünnet üzerine - Hikmet Zeyveli

1.Hangi Sünnet
Gerek Kur’ân’da ve gerekse Kur’ân-dışı rivayetlerde Sünnet kelimesinin ıstılahlaştırılmış (terimleşmiş) bir anlamda kullanıldığına rastlamıyoruz.
Bu Kaynaklarda Sünnet kelimesi; genellikle, ya tamlama şeklinde (Allahın Sünneti, Peygamber’in Sünneti, Ömer’in Sünneti, öncekilerin Sünneti, cahiliye Sünneti... gibi); ya da bir sıfatla beraber (adil bir Sünnet, güzel bir Sünnet, kötü bir Sünnet...gibi) kullanılmaktadır. Çok nadir olarak da yalın halde kullanılmakta ise de bu, günümüzde kendisine yüklenen ıstılah (terim) manasından çok uzak bir anlamdadır. (Cari örf, uygulama veya teamül anlamında.)
Bu genel kullanımlarına paralel olarak Sunneh ‘sunneh’ veya çoğulu ‘sunen’ ya da fiili ‘senne’ kelimelerinin ifade ettikleri anlamlar da çok farklılık arzeder.
Sadece birkaç örnek verelim:

a.Teamül: “Hükümdarların birbirine gönderdikleri) elçilerin öldürülmeyeceği yolunda bir Sünnet (teamül) cari idi.” (Musned, 1/391,396)

b.Çığır: “Çünkü o (Kabil), adam öldürmeyi Sünnet yapan ilk kişiydi.” (Buhari,64:10,28)

c.Hüküm, hukuk: “Onlara (Mecusilere) Ehl-i Kitabın Sünnetini (hukukunu) uygulayınız. (Buhari, 96:15)

d.Teşri: “Resulullah (s) sefer namazını iki rekat olarak ‘Sünnet kıldı’ (sene)” (Musned, 1/241; İbn Mace, 5:124)

Kelimenin menfi kullanımlarından vazgeçip müspet anlamlarıyla ’sünne’i ele alırsak, ve bu takdirde söz konusu olabilecek ‘Allah’ın Sünneti’, ‘Peygamberin Sünneti’,  ‘Müslümanların Sünneti’.. gibi tamlamalar içerisinde “Resulullah’ın Sünneti’ni belirlersek, bu konuda özet olarak bazı şeyler söyleyebiliriz.

2.Kur’ân ve Sünnet
Kur’ân’da, Sünnetin (artık ‘Resulullah’ın(s) Sünneti’ özel anlamında), Kitab’a (yani Kur’ân’a) bir alternatif olarak zikredildiğine şahid olamıyoruz. Kur’an’da sadece, Allah’a itaatin yanı sıra Resulullah’a (s)da itaatin vucubiyeti vurgulanmakta (Kur’ân, 3/32,132; 4/59; 5/92; 8/1,20,46; 24/56; 47/33; 58/13; 64/12)ve onun insanlar için “güzel bir örnek” olduğu bildirilmektedir. (Kur’ân, 33/21) Ancak Kur’ân’da, “Allah’ın Sünneti” ibaresi bulunmasına rağmen “Peygamberin Sünneti” tabiri geçmemektedir.

Hadislerde ise “Allahın Sünneti ve Resulunun (s) Sünneti kullanımının yanı sıra (Musned, 1/248, 2/56,57)nadiren kitab ve Sünnet tabirine de rastlanmaktadır. (Buhari, 96:28; Muqaddime, 17)

Hadislerde geçen bu kullanımlardan ötürü, Kur’ân ve Sünnetin tarifleri ve birbirleriyle olan ilişkileri önem kazanmaktadır:

Kur’ân: İnsanların doğru yola hidayetine medar olacak bütün düsturları ihtiva eden Allahın vahyi/mesajı

Sünnet : Şifahi bir metin olan Kur’ân düsturlarının, ilk muhatab toplumda Peygamberî uygulaması.

Bu tarifleri doğru kabul edersek –ki bizce doğrudur- Sünnet’in Kur’ân’dan bağımsız bir şey olmadığı sonucu ortaya çıkar. (Resulullah’ın (s) ahlakının Kur’ân’dan ibaret olduğu müsellem bir vakıadır). Bununla beraber aralarında bir farkın da olması gerekir ki onu da şöyle benzetmeyle izah edebiliriz.

Bir tiyatro eserinin bizzat kendisini okumakla, sahne konmuş halini seyretmek arasında, herhalde bir fark –en azından etki farkı vardır. Eser, yazılı halden canlı bir gösteri haline getirilirken bazı özel tasarruflar da söz konusu olabilmektedir. Bununla beraber sahnelenmiş veya perdeye aktarılmış eser gene de yazarına izafe edilir. Örneğin biz, Shakespare’nin ‘Hamlet’ini ya da ‘Kral Lear’ini seyretmiş oluruz.

Benzer şekilde –teşbih caiz görülerek- Kur’ân ve metninin hayat sahnesine konmuş hali ‘Resulullah’ın (s) Sünneti’ diye adlandırılırsa Kur’ân ve Sünnet arasındaki ilişki daha iyi anlaşılmış olur. Bu bağlamda, Sünnet, Kur’ân’ın bir bakıma özdeşi ya da gerçek te’vili demek olur.

Ne var ki, Kur’ân ve Sünnet arasında gene de bazı özellik farklarının varlığı göz ardı edilmemelidir:

Kur’ân’ın sahibi; gaybı bilen, dolayısıyla geleceği bilen Allah olduğundan, onun ‘ebedi’ kaydıyla koyduğu düsturlar, gerçekten zaman/mekan faktörlerinden etkilenmeden kıyamete kadar geçerli olurlar. ‘Ebedi’ kaydıyla ibaresini kullanıyoruz; çünkü Allah’ın kitabı Kur’ân’da da ebedi olmayan bazı yerel/geçici hükümler yer almaktadır. Örneğin, Resulullah’ın (s) vefatından sonra hanımlarıyla kimsenin evlenemeyeceği şeklindeki Kur’ânîyasak (33/53) elbette ki madde niteliğinde olup Hz.Peygamber’in (s) son hanımının vefatından sonra, ayetin nassi hükmü kalkmış bulunmaktadır.

Resulullah’a (s) gelince, onun beşer olduğunu ve bu vasfıyla gaybı (dolayısıyla kendi zamanı ve mekanı dışındakileri) Allah bildirmedikçe bilemeyeceğini Kur’ân bize bildirmektedir. (Resulullah’ın (s) gayb bilgisi konusunda “Gaybı Kim Bilir?” ve “Gaybı İhbar Eden Rivayetler Üzerine” başlıklı makalelere bakz.) Bu beşeri vasfa sahip olan bir Peygamberin; özel bir coğrafyada, özel bir zamanda ve özel bir toplumdaki Kur’ânîuygulamasının –o şartlarda en mükemmel olmasına ve bizim için daima örneklik özeliğini korumasına rağmen –başka coğrafya, zaman ve toplumlarda, bütün teferruatıyla aynen taklid edilebilirliğini iddia etmek herhalde mümkün olmasa gerektir. Nitekim Kur’ân’da tarifi Resulullah’a (s) –ve belki de her Müslüman ‘ulu’l emr’e bırakılan (Kur’ân, 4/59) bazı tarifsiz (‘mutlak’) ifadeler var ki bunlar şartların değişimi ile yeniden tarif gerektiren hükümlerdir. Örneğin, Kur’ân’da ‘sefer’ kelimesi tarifsiz olarak geçmekte ve bununla ilgili bazı hükümler teşri kılınmaktadır. Seferin tarifini ise Resulullah’ın (s)Sünnetinde bulmaktayız. Eğer ‘sefer’ için teşri kılınan ruhsatların illeti ‘meşakkat’ ise seyahat vasıta ve imkanlarının fevkalade gelişmiş olduğu günümüzde veya başka zaman/mekanlarda ‘sefer’ haline yeni bir tanım getirilmesinin kaçınılmazlığına inanmamız, Hz.Peygamber’in (s) Sünnetini ihlal etmemiz ya da Kur’ani hidayetten uzaklaşmamız anlamına alınamaz.

Bu noktada akla önemli bir soru gelmektedir:

Resulullah’ın (s) Kur’ân-dışı teşri yetkisi var mıdır? Varsa günümüz müslümanının bunlar karşısındaki durumu nedir?

Cevap: Hz.Peygamber’in (s), ‘resul’ ve ‘imam’ sıfatıyla hem ‘tebliğ,’ hem de ‘tatbik’ görevi vardır. Tebliğ; Allah’ın mesajını metin olarak apaçık duyurmak, muhataplarına ifham etmek (kavratmak)tır. Tatbik ise, tebliğ ettiği topluma Kur’ânî düsturları uygulamaktır. İşte bu ‘tatbik’ safhasında Resulullah (s) da, Allah’ın Kur’ân’la bildirdiği teşriatın dışında teşri yetkisine sahiptir. Nitekim risaleti boyunca bazı genel ve özel teşriat koymuştur da. Bu teşriatın esaslarını Kur’ân belirlemiş olmakla beraber, geçici veya kalıcı nitelikli olmaları, illetlerinin (gerekçelerinin) sürekli veya geçici olmasına bağlıdır.

Günümüz Müslümanının Kur’ânî esaslar çerçevesinde teşri kılınmış ve fakat Kur’ân’da mevcut olmayan bir Peygamberî teşri karşısındaki tutumu ise bize göre aşağıdaki gibi olmalıdır.

a)Peygamberî teşriin illeti(gerekçesi) biliniyorsa ve bu illet değişmemişse, ona aynen ittiba etmek (bir kadını aynı anda teyzesi veya halası ile beraber nikâhlamak yasağı gibi);

b)Peygamberî teşriin illeti biliniyorsa ve fakat bu illet zaman/mekân faktörleriyle değişmiş ise; Kur’ân’ı esas ve Peygamberî teşrii örnek alarak, değişen şartlara uygun yeni çözümler aramak (yukarıda verdiğimiz ‘sefer’ örneği gibi);

c)Peygamberî teşriin illeti hiç bilinemiyorsa bu teşri’e aynen ittiba etmek (Namazların vakit ve rek’at sayılarının tesbiti gibi)..

Ve... Kur’ân’a ilk ittiba eden Resulullah’ın (s) güzel (Kur’ân, 7/20-23; 10/15,109) örneğini (Kur’ân, 33/21) ve azim ahlakını (Kur’ân, 68/4)  kavrayabilmek için her şeyden önce Kur’ân’ın muhakematını kavramamız, öncellerimizi Kur’ân’la oluşturmamız gerekiyor. Aksi halde, Kur’ân derecesinde sahih olmalarına hiçbir surette imkan olmayan nakillerle bize tanıtılan Peygamber’in gerçek simasını ve siretini/Sünnetini ihata edemeyiz. (Çünkü O’nun ahlakı Kur’ân’dan ibarettir.)

Kur’ân ve Peygamberî Uygulama’yı birbirinin adeta karşıtı göstermeye çalışan ya da Peygamberî Sünneti yanlış tanımladıktan sonra Kur’ân’ı ona tabi kılan zihniyetin zaaf ve sapmalarını burada tartışmayacağız. Tevhid dininde ‘tek’liğin esas olduğunu layıkıyla idrak ettiğine inandığımız Hz.Ömer ve Hz.Aişe (Buhari, 3/39, 23/32, 64/83, 75/17, 93/51, 96/26, ve Muslim, 11/9, 25/5)  gibi biz de, Allah’ın kitabının yeterliliğini savunuyor ve fakat Resulullah’ın (s) siret ve sünnetinin, Kur’ân’ın tatbikinden başka bir şey olmadığını kabul ediyoruz.

Burada kısaca hatırlatılmasını gerekli bulduğumuz birkaç nokta daha var:

1.Sünnet, hadisle karıştırılmamalıdır. Sünnet, bir uygulamanın, bir teamülün; hadis ise bir sözün naklidir. İkisinin ortak özelliği bize naklen gelmiş olmalarıdır. Bazı hadislerle bir Sünnet nakledilmiş olabileceğine karşılık her hadis bir Sünnet ihtiva etmeyebilir.

2.Bazı Sünnetler mütevatir uygulamalarla bize kadar gelmişlerdir. Namazın kılınışı, Haccın uygulanışı gibi. ‘Uygulanmış Esaslar’ anlamında Sünnet  veya Sünnetlerin bize ameli intikali akli bir zaruret ve neticedir.

3.Resulullah’ın (s) Sünnetini yalnızca hadis kitaplarında aramak yanlıştır. Kur’ânî öncüller oluşturulduktan sonra , Hz. Peygamber’in (s) Sünnetini bulma ve kavrama yoluyla bize intikal etmiş her tarihi malzeme (hadis, siret, tarih, tefsir, tabakat... kitapları) yol gösterici olabilir. Bu yolla, taassuba kapılmadan daha doğru sonuçlara ulaşma şansını elde etmiş oluruz. Unutmamalıyız ki hadisçiler de tarihte kelamcılar ve fukaha gibi bir ekol teşkil etmişlerdir ve onların da usul ve furu’da bazı zaaf ve hataları mevcuttur.

4.Sünnetin vahiy olup olmadığı tartışması bizce gereksiz bir tartışmadır. Zaten vahiyle (Kur’ân’la) hidayet edilen bir Peygamberin, her sözü ve her fiilinin vahiy addedilerek inisiyatifi yok sayılmak pahasına ‘vahiyle kuşatılmış iradesiz bir Peygamber’ vasfına büründürülmesi makul olmasa gerektir. Hz.Peygamber’in (s) Kur’ân rehberliğinde fakat irade ve inisiyatifiyle hareket ediyor olması, onun hevasından konuşuyor olmasını asla gerektirmez.

5.Kur’ân’ın irşadı gereği, Resulullah’ı (s) ‘güzel örnek’ kabul etmemiz, O’nun hakkında bize ulaşan her rivayete –tahkiksiz- körü körüne inanmamızı ve mefhumunu taklit etmemizi zorunlu kılmaz. ‘Örnek almak’la taklit etmek’ arasındaki büyük fark göz ardı edilmemelidir.

6.‘Resulullah (s) örneği’nden müstağni kalabileceğini sanan bir zihniyet, Kur’ân’ı Kerim’i Allahın rızasına uygun olarak anlamaktan kendini mahrum bırakmış demektir.

Her toplumda olduğu gibi toplumumuzda da ifrat ve tefrit içerisinde birtakım taassup mihraklarının var olması, bizi, tarafsız ve basiret üzere hakkı aramaktan alıkoymamalıdır.

Kur'ân ve Sünnet Üzerine Makaleler/Hikmet Zeyveli, Birun Yayınları,2.Baskı-2003 Sayfa: 13-18
« Son Düzenleme: 08 Eylül 2009, 11:29:58 ÖÖ 11 Gönderen: Rahmetli » Logged

İyilik su gibidir, içmeyen ölür...
12 Eylül 2009, 12:06:21 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
abdulhamit
ALLAH RAHMET EYLESİN
*

Mesaj Sayısı: 2522
Nerden:

Offline
« Yanıtla #1 :»

Alıntı
4.Sünnetin vahiy olup olmadığı tartışması bizce gereksiz bir tartışmadır. Zaten vahiyle (Kur’ân’la) hidayet edilen bir Peygamberin, her sözü ve her fiilinin vahiy addedilerek inisiyatifi yok sayılmak pahasına ‘vahiyle kuşatılmış iradesiz bir Peygamber’ vasfına büründürülmesi makul olmasa gerektir. Hz.Peygamber’in (s) Kur’ân rehberliğinde fakat irade ve inisiyatifiyle hareket ediyor olması, onun hevasından konuşuyor olmasını asla gerektirmez.

VAHİYLE KUŞATILMIŞ İRADESİZ PEYGAMBER Mİ YOKSA İRADELİ PEYGAMBER Mİ !

SÜNNET VAHİY MİDİR ?

Tahrim 1- Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan çok esirgeyendir.

EĞER PEYGAMBERİN HER EYLEMİ BİR VAHİY , VAHYE DAYALI İSE YUKARIDAKİ AYET NEYİN NESİ OLUYOR ?


« Son Düzenleme: 12 Eylül 2009, 12:36:22 ÖÖ 00 Gönderen: abdulhamit » Logged
29 Eylül 2009, 10:13:57 ÖS 22
Üye Bilgileri
yildiz
Üye
*

Mesaj Sayısı: 19
Nerden:

Offline
« Yanıtla #2 :»

Öncelikle herkesi Allah'ın selamıyla selamlıyorum. Selamun aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu.

Kısa bir süre sitede kaldıktan sonra ne yazıkki uzun bir süre uzak kaldım. İnşAllah tekrar istifade etmeye devam edeceğim.

Güzel bir tevafuk olmuş sünnet konusunun yakın bir zamanda konuşulması. Peygamber efendimizin sünneti ile ilgili bir ödev hazırlamam gerekiyor. Hz. Peygamberin her yaptığını ve her söylediği sözü sünnet olarak niteleyen kişilere karşı onun aynı zamanda bir beşer olduğunu ve ancak vahiyle bütünleşen davranışlarının sünnet olarak kabul edilebileceğini almamız gerektiğini anlatmaya çalışacağım. Ama aslında benimde bu konuda az bilgim var. Kafamda oluşan bir takım şeyler olmakla birlikte bunları kelimelere dökmekte zorlanıyorum.
Arkadaşlarım ilginç örnekler veriyor. Mesela Hz. Peygamberin yemeğe tuzla başlaması sünnet mi? Yada sakal bırakması veya cübbeyle ve sarıkla dolaşması. Eğer bir takım şeylere sünnet diyemiyorsak onların genel bir adı var mı?
Sahabenin Hz. Peygambere aldığı kararlar ile ilgili bunlar senin sözlerin midir yoksa Allah'ın vahyi midir dediğini biliyoruz. Eğer aldığı karar bir vahiy değilse Hz. Peygamberin de beşer olduğunu göz önünde bulundurup yanlış yapacağından endişe mi ediyorlardı?
Belki bu konu daha önce konuşuldu bilemiyorum. Eğer öyleyse beni yönlendirebilirseniz sevinirim. Eğer konuşulmadıysa ödevi hazırlamam için fikirlerinize ihtiyacım var. Herkese şimdiden teşekkür ederim.
Logged

Yaşasın Boykot Kardeşliği!
30 Eylül 2009, 12:04:56 ÖS 12
Üye Bilgileri
Rahmetli
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 637
Nerden: İzmir

Offline
« Yanıtla #3 :»

ve aleyküm selam kardeşim.. Bu konuyla ilgili benzer fikirlerin dile getirildiği formun diğer köşesinin adresini de vereyim, belki ödevinde faydası olur.. Ev ödevlerimizi ihmal etmeyelim...  Smiley
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
http://www.islamidusunce.net/forum/index.php?topic=7657.msg51690;topicseen#msg51690
Logged

İyilik su gibidir, içmeyen ölür...
30 Eylül 2009, 09:23:38 ÖS 21
Üye Bilgileri
yildiz
Üye
*

Mesaj Sayısı: 19
Nerden:

Offline
« Yanıtla #4 :»

Teşekkür ederim Smiley
Logged

Yaşasın Boykot Kardeşliği!
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.063 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu