ramazana müslümanca bakış...

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslam´ın Şartları > Oruç > ramazana müslümanca bakış...
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: ramazana müslümanca bakış...  (Okunma Sayısı 253 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
25 Ağustos 2009, 10:50:00 ÖS 22
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3638
Nerden: ankara

WWW Offline
« :»


ŞENLİK ve FESTİVAL HAVASINDA EDÂ EDİLEN ORUÇLARIMIZ’a
EĞLENCEYE DÖNÜŞTÜRÜLEN RAMAZANLARIMIZ’a MÜSLÜMANCA BİR BAKIŞ



Ramazan’ı gereği gibi değerlendiren, durumunu hayırlara doğru değiştiren, Oruç’larının hakkını vererek başını dik tutanların ve başını oruçla dik tutanların Ramazan’ları bereketli, Oruç ve diğer ibadetleri makbul olsun inşaallah.
Ne kadar acıdır ki; insanımızı yönlendiren resmî kurumlar, belediyeler ve özellikle medya tarafından Ramazan, “ibâdet ve mâneviyât  ayı” olmaktan çıkarılıp, eğlence ayı olarak değerlendirmekte, daha çok folklorik plânda, panayır tarzında, festival, şenlik, eğlence olarak hayata yansıtılmaktadır. Belki şehrimizde de böyle bir organize yapılmış ve hatta ünlü Cola firması bile buna sponsor olmuş olabilir. Araştırırsanız göreceksiniz. Eski Ramazanlar dedikleri İstanbul sosyetesinin, Ramazan ruhundan uzak direkler arası eğlenceleri, çadır programları maalesef, artık her yerde ve her Anadolu şehrinde var.

İnancımıza göre Ramazan; Karanlıklardan nura çıkışın başlangıcı... Günahlardan arınmak için bir fırsat... Ne kadar güzellik, ne kadar hayır varsa hepsini kuşatmıştır. Ne namaz festivalidir, ne de mukabele ziyafeti; beşerin vahiyle yeniden buluşmasıdır o... Geride kalan bir yılın muhasebesi, bugünün ihyası ve geleceğin inşası... Bütüncül bir bakış... Korku ve pişmanlık, tevbe ve ümittir. Eğlenceyle, şamata gürültü ve hadsiz densizliklerle hiç mi hiç alakası yoktur aslında Ramazanlarımızın.

Yazıklar olsun, imtihanda olduğunu unutarak dünyayı sadece geçim ve seçim dünyası kabul eden, ibâdetleri ihmal eden ve adetlerini ibadetleştiren, ibadetleri adetle değiştirenlere, Ramazan’ı hevesleri istikametinde şölene ve şenliğe çevirenlere!

……………. Ramazan, bir okuldur inancımızda. Namaz, Oruç, Fitre, Kur’an’ı okumak, Anlamak ve Dinlemek, çokça zikir ve duâ yapmak gibi dersleri vardır. Ramazan okulundan yararlanmak için, dinimizin emirlerini yerine getirip haramlarından kaçan gerçek müslüman olmaya gayret etmek, ibâdetlere ve Kur’an’a sarılmak gerekir. Bu ayda geçmiş on bir ayın muhâsebesini yapan, geleceğe beden ve ruh olarak hazırlanan İslâm’ı yaşayan insanlar, ayın sonunda Allah’tan rahmet ve rızâ diplomasını hak ederler.

Ramazan, oruç ve az yeme ayıdır, tıka basa yeme ayı, oburluk ayı değil. Açlık ve mideyi dinlendirme, ruhu terbiye ve gıdalandırma ayıdır. Ramazan, zengin ile fakiri en azından gündüzleri eşit yapar. Oruç da, hayatın yalnız yeme-içme, bencil duyguları ve hayvanî arzuları tatmin etme anlayışına dayanmadığını öğreten asîl bir ibâdettir.
Ramazan, Müstekbirler, emperyalist kafirler, kapitalist haramzadeler, komprador ağalar-beyler ve bütün zalimlerden hesap sormak için; Ümmetin İnkılâb ayıdır. Zihinlerde, sosyal ilişkilerde, mabedlerde, siyasal iktidarda ve tüm sosyal kurumlarda yaşamakta olan şirki defetmek ve vahyin buyruklarını hayata ikame etmek için, mahrumların ve mustazafların hakları için,  bir imkan ve fırsat ayıdır Ramazan. Kadrini bilip değerlendirebilenler için, her yıl ayağımıza gelen Rahman’ın verdiği bir fırsat.

Filistin’li, Cezayir’li, Bosna’lı, Somali’li, Keşmir’li, Doğu Türlistan’lı, Tacikistan’lı kardeşlerimizin acılarını yüreğimizde hissedeceğimiz, işgal altındaki Mekke ve Kudüs’ün, tüm İslâm topraklarının derdiyle dertleneceğimiz aydır Ramazan. Diğergâm ve hemahenk olmayı,  sabrı, vazgeçmeyi, öğretir de tekrar bize dönmek üzere sessizce aramızdan çıkar gider.

Müslümanları tehdit eden, baskı, işkence ve korkutmayla sindirmeye çalışan azgınlara, müfsidlere, zalimlere karşı ilk darbenin indirildiği ayın adı Ramazan’dır. Oruç ayı olan Ramazan, küfrün belini kıran şanlı Bedir zaferinin daimî tanığıdır. Nefisle cihad ayıdır, olgunluk ve sabır ayıdır. Allah için sabretmeyi ve Allah için başkaldırmayı öğretir öncelikle inananlara. Atalar dinini değil, vahyî ölçüyü esas alan ve tarihten dersler çıkaran, kendi durumunu değiştirmedikçe Allah’ın durumlarını değiştirmeyeceğine iman etmiş, İslâm’ı, Allah’ın indirdiği netlikle yaşamaya ve yaşatmaya çalışan, Peygamberlerin takipçisi, Şehitlerin yolunu sürdüren, Küfrün korku odağı, İslami Hareketin İnkılâb ayıdır Ramazan.

Ramazan; haramlara, şeytanlıklara, nefsimizin isteklerine karşı bir sığınak ve kaledir. Oruçla girilir bu kaleye. Ramazan’ın içinde bulunduğunu ve imsaktan iftara kadar geçen zamanda orucuyla ibâdet halinde olduğunu bilen kişi,  Allah’ı görüyor gibi, yaptıklarını ölçülü ve güzel yapmaya çalışacaktır. Ve Ramazan’larını diriltebilenler, Ramazan’larda dirilenler olacaktır.

Oruç, yaratıcımız, çevremiz ve kendi nefsimizle olan ilişkilerimizde olumsuzluklardan arınma duygumuzu güçlendirdiğimiz Tevhidî bir eylemdir. Rabbimiz için mahrumiyetleri ve güçlükleri göğüsleyebilmenin ve zorluklara mukavemet gösterebilmenin güzel eğitimidir. Ne mutlu Ramazan ikliminde İlâhî terbiyeden geçebilenlere, İtaat edenlere.

…………… Sadece yavan bir Oruç tutmakla iş bitmemektedir ve aslında yapılması gereken Orucun başını dik tutmaktır. Orucun başı, haram yiyerek beslenen haramzadelere ve haramilere inat, bu ülkede helâlin, hakkın, adaletin ısrarlı temsilcisi olmakla dik tutulur. Haramilerin gasbettiği bu ülkenin öz kaynaklarının, gasıpların elinden alınarak mustaz’aflara iade etme azminin, orucun tamamlayıcı bir boyutu olduğuna inanarak dik tutulur. Ne mutlu Oruç tutanlara, Oruçlarına tutunanlara.

…………… Bin tane 28 Şubat süreçleri olsa da, her biri binlerce yıl sürse de İmânlarımızın ve her bir ibadetimizin üzerine tanklarıyla, toplarıyla, tüfekleriyle yürüseler de, tek bir Ramazan’ın şu toplumda oluşturduğu manevi atmosferi dağıtmaya güçleri yeter mi? “Girmedikçe bir millete tefrîka düşman giremez, Toplu vurdukça yürekler onu top bile sindiremez” diyen şair M.Akif, bu imân gücünü hakkıyla biliyordu. Fakat bilmeyenlerin, inanın, bizlerden öğrenecekleri daha çok şeyler var çok.

İslâmî değerlerle “bin yıl da olsa mücadeleyi sürdüreceğini” söyleyenlerin görmediği ve görmek istemediği, utanmaz, arsız suratlarında bir tokat gibi, patlayan gerçek işte buydu. Ve onlar, savaş açtıkları İslam’ın, bu günlere binyıllardır küfrün, şirkin, tuğyan ve şeytanların her türlüsüne rağmen geldiğini unutmuş görünüyorlar. Fakat elbette hatırlayacaklar ve bileceklerdir.

…………… Evlerimiz epeydir, Ramazan’la Kur’an kursuna dönüşmemekte, vaktimizi Kur’an doldurmamaktadır. Formalite icabı ve âdet olarak mukabelelerle yetinilmekte, düşünmeden, anlamadan, hayata geçirme endişesi duymadan Kur’an’ın sadece lafzı hızlı bir şekilde okunmakta ve malesef Kur’an’a karşı insanların görevlerinin, adetâ sadece hatim etmekten ibâret olduğu sanılmaktadır.

Açlık ve sabırla imtihan ayı olan Ramazan, cahilleştirilmiş halkımız açısından bir tıkınma ayıdır. Günler öncesinden koşturmacalar başlar, piyasalar canlanır, çeşit çeşit gıdalar Ramazanda midelere havâle edilmek üzere evlere yığılarak depolanır. Kadınlarımız, Kur’an okumaya ve nâfile ibâdete, bilinçlerini arttırmaya vakit ayıramasınlar diye mutfaklara hapsedilir; yağlılar, börekler, çörekler, Ramazan Yemekleri adı altında bitmeyen uğraşlarla meşgul edilir. Medyada çeşit çeşit “Ramazan Yemekleri” ve “Yemek Târifeleri” programları yapılır. Bütün bunlar, açlıkla, sabırla, ruhları arındırılacak insanların, iştahlarını azdırmak içindir.   

Câmi cemaatleri içinde “itikâf nedir?” diye bir anket yapılsa, bilenlerin sayısı ya çok az çıkacak ya da onu uygulayanlar hemen hiç bulunmayacaktır. Ramazan itikâf ayıdır. Ramazan ayının son on gününde itikâfa girmek sünnettir. “Hz. Peygamber, Ramazanın son on gününde, vefatına kadar itikâfa girdi. İrtihalinden sonra da zevceleri itikâfa devam ettiler” (Buhârî, İtikâf 1). Halkımızın Ramazanında ise itikâf yoktur, hatta adını bile telaffuz etmekte zorlanır insanımız. Oruçsuzlar da Bayrama hazırlanırlar oruçlularla beraber. Neredeyse, elleri değmişken Orucu da vekaletle halledecekler ama herhalde ona daha sıra gelmedi.

……………. Ramazan’ı festivale dönüştürenler orucu diyete, ibadeti âdete dönüştürürler. İbadetleri âdete dönüştürenlerin kaçınılmaz olarak yaptıkları ikinci yanlış ‘adeti ibadete’ dönüştürmektir. Ramazan’ı ‘beslenme festivaline’ dönüştürmek, bu güzelim imkânı, arsızca ve hovardaca isrâf etmekten başka bir şey değildir.
Hiç olmazsa bu Ramazan; Hurafelere bel bağlayıp ilk iftarı Oruçbaba türbesinde açarak, Eyüpsultan’da teravih kılarak, Sultanahmet panayırında gezerek, Feshane gecelerinde nostalji yaşayarak avunmakla... Anladığı dilden tefekkür ederek Kur'an okumak yerine sadece doğru sesleri çıkarmaya çalışarak papağanlık etmekle... Orucu açlığa, namazı ritüele, dûayı buyruğa, zekâtı cimriliğe çevirerek... Özü şekle, anlamı lâfza kurban ederek... veya benzerleriyle oyalanıp kendimizi kandırarak Ne Olursunuz Treni Kaçırmayalım.! Bunlar sadece İstanbul’da olmuyor. Gözümüzü açalım, yakınımızda inanın en alâsı oluyor.

Bilmem kaç yıldızlı otellerin, (Ramazan ayı dışındaki zamanlarda toplantılarının içkisiz yapılmadığı) balo salonlarında, daha çok zenginlerin birbirini ağırladığı, tanınmış kişilerin sofralara dâvet edildiği, iftar ziyafetlerinde, Firavun sofralarına benzer tarzda iftar etmek, günümüz insanına has taşkınlık ve tuhaflıklardandır. Ve Ramazan’ın ruhuna hakarettir.

Oruç, insanda sabır kapılarını sonuna kadar açarken, açlık da insanı olgunlaştırırken; bırakın oruç tutmanın hakkını vermeyi, aç bile kalamayan insanlar, akşamdan tıka basa yedikten sonra, sahurda da gün boyu hazmedilemeyecek yağlı ve hamur işleriyle kilo arttırmaya çalışır. Buna rağmen sinirlenmenin ve sabırsızlığın suçu oruca yüklenir. Bir ibâdete hiç bağdaşmayacak kadar çirkin ve yalan şekilde iftirâ atılır.  “Oruç kafası” olarak tabir edilen sinirlilik, acelecilik, iftar öncesi aksilik,  çekilmezlik, telâş ve özellikle trafikteki keşmekeş ve kazaların yoğunluğunu hemen hepimiz biliriz. Sebep olarak gösterilen iftirâ ise hazırdır; “Oruç kafası!” Tek kelimeyle iftira. Dinlenme değil, “din”lenme ayı olması gereken Ramazan’da daha bir tembellik ortaya çıkar, uyku ve uyuşuklukla, geyik muhabbetleriyle boş vakitle bu değerli günler israf edilir. Sonra da utanmadan, ne alâkası varsa Oruca, Ramazan’a fatura kesilir. İnandığımız gibi yaşamayıp ta, yaşadığımız gibi inanmaya başlamamızın sonucudur bu.
…………….Orucun başı, yüreğinizi paylaştığınız gibi, sofranızı ve ekmeğinizi, yoksullarla, yetimlerle, evsiz, işsiz ve aşsızlarla paylaşarak dik tutulur. Her gün iftarda ve sahurda yemeyi düşündüğünüz envai çeşit yiyeceğin bedelini Çeçenistan, Filistin, Afganistan, Irak, Keşmir, Sudan, Somali gibi iman ve özgürlük mücadelesi veren gönül coğrafyanızın sakinlerine ayırıp, sofranızda bir depremzede standardına razı olmakla dik tutulur. Orucun başı, yeryüzünün tüm açlarını, açıklarını, mazlumlarını, mağdurlarını yüreğinize alıp, onlara donattığınız gönül sofranızı iç geçirerek izlerken, açlığınızı unuttuğunuz zaman dik tutulur.

Oruçlarımızı çaldırmamak, Ramazanlarımıza sahip çıkmak adına uyanık olalım. Kötülük odaklarına karşı verilecek mücadelenin bireysel boyutunu teşkil eden Oruç’un ellerimizden tutarak bizi Ramazan’ın çocukları olarak yetiştirmesi dileğiyle, Ramazan’larda Oruçlarımızla arınmak, dirilmek, dik duruşlarımızı bozmadan ve Hakk’ın hatırını beraberce yüceltmek dileğiyle, Başlarını Oruç’la dik tutanların, Oruçları ve ibadetleri makbul, Ramazan’ları bereketli olsun. Unutmayalım ki, İslâmî Tesettürün defilesi, açılıp saçılarak gösterilmesi nasıl mümkün değilse, İbadetlerin de, Ramazan’ın da Festivali, Eğlencesi ve Şenliği olmaz, olamaz… … Sâhûr, İmsâk, İftâr ve Oruçlarıyla beraber…… Hayırlı Ramazanlar………


Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.183 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu