İnzar kavramı -Nüzul sürecindeki kullanımı-

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > KUR´AN-I KERİM (Bilgi Platformu) > Kur'an-i Kavramlar > İnzar kavramı -Nüzul sürecindeki kullanımı-
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: İnzar kavramı -Nüzul sürecindeki kullanımı-  (Okunma Sayısı 231 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
18 Haziran 2009, 11:43:54 ÖÖ 11
Üye Bilgileri
Rahmetli
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 655
Nerden: İzmir

Offline
« :»

74/1-2) Ey bürünüp örtünen, Kalk (ve) bundan böyle uyar.

92/12-14) Şüphesiz, bize ait olan, yol göstermektir. Gerçekten, son da, ilk de bizimdir. Artık sizi, 'alevleri kabardıkça kabaran' bir ateşle uyardım.

77/5-6) Zikr (vahy, öğüt) bırakanlara; Özür (suçu, eksikliği ortadan kaldırmak) veya uyarmak için.

74/35-37) Şüphe yok ki bu [cehennem ateşi] gerçekten büyük [bir uyarı]dır -ölümlü insan için bir uyarı- öne çıkmayı veya geride kalmayı seçen her biriniz için!
79/42-45) "O ne zaman demir atacak?" diye, sana kıyamet-saatini soruyorlar. Sen onun hakkında ne söyleyebilirsin ki? [Çünkü] onun [bilgisinin] başı ve sonu yalnız Rabbinin katındadır! Sen, yalnızca ondan 'içi titreyerek korkanlar' için bir uyarıcısın.

53/56-62) Bu önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır. O yaklaşmakta olan yaklaştı. Onu Allah'ın dışında ortaya çıkaracak başka (hiç bir güç yoktur). Şimdi siz, bu sözden mi şaşkınlığa düşüyorsunuz?  (Alayla) Gülüyorsunuz ve ağlamıyorsunuz. Ve şuursuzca baş kaldırıyorsunuz. Hemen, Allah'a secde edin ve (yalnızca O'na) kulluk edin.

37/69-73) Çünkü onlar, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı. Kendileri de onları izleri üzerinde koşturup-duruyorlardı. Onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı. Andolsun, biz onlara uyarıcılar göndermiştik. Uyarılanların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak.

37/167-182) Onlar (putatapıcılar), her ne kadar şöyle diyor idiyseler de: "Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı." "Gerçekten bizler de, Allah'ın muhlis olan kullarından olurduk." Fakat (kitap gelince) onu tanımayıp-küfrettiler; yakında bileceklerdir. Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir: Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır. Ve hiç şüphesiz; bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır. Öyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir. Ve onları seyret; (azabı) yakında göreceklerdir. Şimdi onlar, bizim azabımızı mı acele istiyorlar? Fakat (azab) onların sahasına indiği zaman uyarılıp-korkutulanların sabahı ne kötü olur. Sen bir süreye kadar onlardan yüz çevir. Ve seyret; (azabı) yakında göreceklerdir. Üstünlük ve güç (izzet) sahibi olan senin Rabbin, onların nitelendirdiklerinden yücedir. Gönderilmiş (peygamber)lere selam olsun. Ve âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.

26/115) ‘Ben, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım.’

26/173) Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru ne kötü.

26/194) Uyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir) .

26/208) Kendisi için bir uyarıcı olmaksızın, biz hiç bir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz.

26/214) (Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyar.

38/70) ‘Bana ancak, yalnızca apaçık bir uyarıcı olduğum vahyolunmaktadır.’

15/89) Ve de ki: ‘Şüphe yok, ben apaçık bir uyarıcıyım.’

51/50) Öyleyse, Allah'a doğru (yönelip, şirkten ve bozulmalardan) kaçın. Gerçekten ben sizi, O'ndan yana açıkça uyarıyorum.

51/51) Allah ile beraber başka bir ilah(ı ortak) kılmayın. Gerçekten sizi, O'ndan yana açıkça uyarıyorum.

54/5) (Ki her biri) Doruğunda-olgunlaşmış hikmettir. Fakat uyarmalar bir yarar sağlamıyor.

54/16) Şu halde Benim azabım ve uyarıp-korkutmam nasılmış?
54/18) Ad (kavmi) de yalanladı. Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
54/21) Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
54/23) Semud (kavmi) de uyarıları yalanladı.
54/30) Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
54/33) Lut kavmi de uyarıları yalanladı.
54/36) Oysa andolsun, zorlu yakalamamıza karşı onları uyarmıştı. Fakat onlar, bu uyarıları kuşkuyla karşılayıp-yalanlamakta direttiler.
54/37) Andolsun onlar, onun konuklarından da murad almak için baskı yaptılar. Biz de onların gözlerini silip kör ettik. ‘İşte azabımı ve uyarmamı tadın.’
54/39) Şimdi azabımı ve uyarmamı tadın.
54/41) Andolsun Firavun ailesi (ve çevresi ile kavmi) ne de uyarılar geldi.

44/3) Gerçekten Biz onu mübarek bir gecede indirdik, gerçekten biz uyaranlarız.

71/1-2) Şüphesiz, biz Nuh'u; ‘Kavmini, onlara acı bir azab gelmeden evvel uyar’ diye kendi kavmine (peygamber olarak) gönderdik. O da dedi ki: ‘Ey Kavmim, gerçek şu ki, ben size (gönderilmiş) apaçık bir uyarıcıyım.’

19/97) Biz bunu (Kur'an'ı) senin dilinle kolaylaştırdık, takva sahiplerine müjde vermen ve direnen bir kavmi uyarıp-korkutman için.

38/4) İçlerinden kendilerine bir uyarıcının gelmesine şaştılar. Kâfirler dedi ki: ‘Bu, yalan söyleyen bir büyücüdür.’

38/65) De ki: ‘Ben, yalnızca bir uyarıcıyım. Bir olan, kahreden Allah'tan başka bir ilah yoktur.’

50/2) Hayır, onlara kendilerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da, o kafirler: ‘Bu şaşılacak bir şey’ dediler.

36/6) Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin) .
36/10-11) Kendilerini uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir; inanmazlar. Sen ancak, zikre (Kur'an'a) uyan ve gayb ile Rahman olan (Allah') a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele.

36/70) (Kur'an,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve kâfirlerin üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir) .

41/4) Bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak. Ama çoğu yüz çevirdiler. Artık onlar dinlemezler.

43/23) İşte böyle, senden önce de (herhangi) bir memlekete bir uyarıcı göndermiş olmayalım, mutlaka onun 'refah içinde şımarıp azan önde gelenleri' (şöyle) demişlerdir: ‘Gerçekten biz, atalarımızı bir ümmet (din) üzerinde bulduk ve doğrusu biz, onların izlerine (eserlerine) uymuş kimseleriz.’

33/45) Ey Peygamber, gerçekten biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.

21/45) De ki: ‘Ben sizi yalnızca vahy ile uyarıp-korkutuyorum. Ancak sağır olanlar, uyarıldıklarında çağrıyı işitmezler.’

78/40) Gerçekten Biz sizi yakın bir azab ile uyardık. Kişinin kendi ellerinin önceden takdim ettiklerine bakacağı gün, kafir olan da: ‘Ah, keşke ben bir toprak oluverseydim’ diyecek.

25/7) Dediler ki: ‘Bu elçiye ne oluyor ki, yemek yemekte ve pazarlarda dolaşmaktadır? Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi?’

25/51) Eğer dilemiş olsaydık, her kasabaya bir uyarıcı gönderirdik.

25/56) Biz seni yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.

67/8-9) Öfkesinin-şiddetinden neredeyse patlayıp parçalanacak. Her bir grup içine atıldığında, bekçileri onlara sorar: ‘Size bir uyarıcı gelmedi mi?’ Onlar: ‘Evet’ derler. ‘Bize gerçekten bir uyarıcı geldi. Fakat biz yalanladık ve: ‘Allah hiç bir şey indirmedi, siz yalnızca büyük bir sapmışlık içindesiniz, dedik.’

67/17) Yoksa gökte olanın üzerinize 'taş yağdıran (fırtınalı) bir rüzgar' göndermeyeceğinden emin misiniz? Siz o takdirde Benim uyarmam nasılmış bilip-öğreneceksiniz.

67/26) De ki: ‘(Bununla ilgili) Bilgi ancak Allah'ın katındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.’

14/44) Azabın kendilerine geleceği gün (ile) insanları uyarıp-korkut ki, (o gün) zulmedenler, şöyle diyecekler: ‘Bizi yakın bir süreye kadar ertele ki, Senin çağrına cevap verelim ve elçilere uyalım.’ Oysa daha önce, kendiniz için hiç zeval yoktur diye and içenler, sizler değil miydiniz?

14/52) İşte bu (Kur'an) uyarılıp korkutulsunlar, gerçekten O'nun yalnızca bir tek ilah olduğunu bilsinler ve temiz akıl sahipleri iyice öğüt alıp düşünsünler diye bir bildirip-duyurma (bir belağ) dır.

19/39) İş(in) hükme bağlanıp biteceği, hasret gününe karşı onları uyar; onlar bir gaflet içindedirler ve onlar inanmıyorlar.

16/2) Kullarından dilediklerine, melekleri emrinden olan ruh ile indirir: Benden başka ilah yoktur, şu halde benden korkup-sakının, diye uyarın.’

18/2) Dosdoğru (bir Kitaptır) ki, kendi katından şiddetli bir azabla uyarıp-korkutmak ve salih amellerde bulunan mü'minlere müjde vermek için (onu indirdi) ; şüphesiz onlara güzel bir ecir vardır.
18/4) (Bu Kur'an) ‘Allah çocuk edindi’ diyenleri uyarıp-korkutur.

2/6) Şüphesiz, inkâr edenleri uyarsan da, uyarmasan da, onlar için farketmez; inanmazlar.

32/3) Yoksa onlar: ‘Bunu uydurdu’ mu diyorlar? Hayır; o, Rabbinden olan bir haktır; senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş bir kavmi uyarman için (onu sana indirdik) . Umulur ki hidayet bulurlar.

17/105) Biz onu (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ve o hak ile indi; seni de yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.

27/58) Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kötüdür.

27/92) ‘Ve Kur'an'ı okumakla da (emrolundum) . Artık kim hidayete gelirse, kendi nefsi için hidayete gelmiştir; kim sapacak olursa, de ki: ‘Ben yalnızca uyarıcılardanım.’

11/2) Öyle ki, Allah'tan başkasına ibadet etmeyin. Gerçekten ben, sizi O'nun tarafından uyaran ve müjdeleyenim;

11/12) Şimdi onların: ‘Ona bir hazine indirilmeli veya onunla birlikte bir melek gelmeli değil miydi?’ demeleri dolayısıyla göğsün daralıp sana vahyolunanlardan bir kısmını terk mi edeceksin? Sen yalnızca bir uyarıcısın. Allah her şeye vekildir.

11/25) Andolsun, biz Nuh'u kavmine gönderdik. (Onlara:) ‘Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıp-korkutucuyum.’

41/13) Bu durumda eğer onlar yüz çevirirlerse, artık de ki: ‘Ben sizi, Ad ve Semud (kavimlerinin) yıldırımına benzer bir yıldırımla uyardım.’

7/63) ‘Sakınıp rahmete kavuşmanız için, içinizden sizi uyarıp korkutacak bir adam aracılığı ile bir zikir (Kitap) gelmesine mi şaştınız?’

7/69) ‘Sizi uyarmak için aranızdan bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir zikr'in gelmesine mi şaşırdınız? (Allah'ın) Nuh kavminden sonra sizi halifeler kıldığını ve sizin yaratılışta gelişiminizi arttırdığını (veya üstün kıldığını) hatırlayın. Öyleyse Allah'ın nimetlerini hatırlayın, ki kurtuluş bulasınız.’

7/184) Sahiplerinde (ya da arkadaşları olan peygamberde) delilikten hiç bir şey olmadığını düşünmüyorlar mı? O, apaçık bir uyarıcıdan başkası değildir.

7/188) De ki: ‘Allah'ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiç bir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluk için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim.’

22/49) De ki: ‘Ey insanlar, gerçekten ben sizin için yalnızca bir uyarıcıyım.’

6/19) De ki: ‘Şahidlik bakımından hangi şey daha büyüktür?’ De ki: ‘Allah benimle sizin aranızda şahiddir. Sizi -ve kime ulaşırsa- kendisiyle uyarmam için bana şu Kur'an vahyedildi. Gerçekten Allah'la beraber başka ilahların da bulunduğuna siz mi şahidlik ediyorsunuz?’ De ki: ‘Ben şehadet etmem.’ De ki: O, ancak bir tek olan ilahtır ve gerçekten ben, sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım.

29/50) Dediler ki: ‘Ona Rabbinden ayetler (birtakım mucizeler) indirilmeli değil miydi?’ De ki: ‘Ayetler yalnızca Allah'ın katındadır. Ben ise, ancak apaçık bir uyarıcıyım.’

34/28) Biz seni ancak bütün insanlara bir müde verici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar.

34/34) Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdikse, mutlaka oranın 'refah içinde şımaran önde gelenleri': ‘Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz’ demişlerdir.

34/44) Oysa biz onlara ders alacakları kitaplar vermemiştik ve kendilerine senden önce bir uyarıcı da göndermemiştik.

34/46) De ki: ‘Size bir tek öğüt veriyorum: ‘Allah için ikişer ikişer ve teker teker kıyam etmeniz, sonra düşünmeniz. Sizin sahibiniz (veya arkadaşınız olan Peygamber) de hiç bir delilik yoktur. O, yalnızca sizi, şiddetli bir azabın öncesinde uyarandır.’

10/73) Fakat onu yalanladılar; biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık ve onları halifeler kıldık. Ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Uyarılanların nasıl bir sonuca uğratıldıklarına bir bak.

10/101) De ki: ‘Göklerde ve yerde ne var? Bir bakıverin.’ İman etmeyen bir topluluğa apaçık ayetler ve uyarmalar bir şey sağlamaz.

28/46) (Musa'ya) Seslendiğimiz zaman da, sen Tur'un yanında değildin. Ancak Rabbinden bir rahmet olmak üzere senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için (gönderildin) . Umulur ki, öğüt alıp düşünürler diye.

40/15) Dereceleri yükselten Arş'ın sahibi (Allah) , 'toplanma ve buluşma' günü ile uyarıp-korkutmak için, kendi emrinden olan ruhu kullarından dilediğine indirir.

40/18) Onları, yaklaşmakta olan güne karşı uyar; o zaman yürekler gırtlaklara dayanır, yutkunur dururlar. Zalimler için ne koruyucu bir dost, ne sözü yerine getirebilir bir şefaatçi yoktur.

18/56) Biz elçileri, müjde vericiler ve uyarıcılar olmak dışında (başka bir amaçla) göndermeyiz. İnkâr edenler ise, hakkı batıl ile geçersiz kılmak için mücadele ediyorlar. Onlar benim ayetlerimi ve uyarıldıklarını (azabı) alay konusu edindiler.

42/7) İşte biz sana, böyle Arapça bir Kur'an vahyettik; şehirlerin anası (olan Mekke halkı) nı ve çevresinde olanları uyarman için ve kendisinde şüphe olmayan toplanma gününü (haber verip onları) uyarman için de. (O gün onların) Bir bölümü cennette, bir bölümü çılgınca yanan ateşin içerisindedirler.

35/23-24) Sen, yalnızca bir uyarıcısın. Şüphesiz biz seni, hak ile bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Hiç bir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın.

35/37) İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar: ‘Rabbimiz, bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım.’ Size orda (dünyada) , öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi? Size uyaran da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur.

35/42) Yeminlerinin olanca güçleriyle, kendilerine bir uyarıcı-korkutucu gelecek olsa, ümmetlerinin herhangi birinden mutlaka daha doğru olacaklarına dair, Allah'a and içtiler. Ancak onlara bir uyarıcı-korkutucu geldiğinde (bu,) nefretlerinden başkasını artırmadı.

46/3) Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları ancak hak ve adı konulmuş bir ecel (belli bir süre) olarak yarattık. İnkâr edenler ise, uyarıldıkları şeyden yüz çeviren(kimseler) dir.

46/9) De ki: ‘Ben elçilerden bir türedi değilim, bana ve size ne yapılacağını da bilemiyorum. Ben, yalnızca bana vahyedilmekte olana uyuyorum ve ben, apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim.’

46/12) Bundan önce de, bir rehber (imam) ve bir rahmet olarak Musa'nın kitabı var. Bu da, zulmedenleri uyarmak ve ihsanda bulunanlara bir müjde olmak üzere (kendinden önceki kitapları) doğrulayıcı ve Arapça bir dil ile olan bir kitaptır.

7/2) (Bu,) Bir Kitap'tır ki onunla uyarman için ve mü'minlere bir öğüt olmak üzere sana indirildi. Öyleyse bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.

39/71) İnkâr edenler, cehenneme bölük bölük sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı ve onlara (cehennemin) bekçileri dedi ki: ‘Size Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugünle karşılaşacağınızı (söyleyip) sizi uyaran elçiler gelmedi mi?’ Onlar: ‘Evet.’ dediler. Ancak azab kelimesi kâfirlerin üzerine hak oldu.

10/2) İçlerinden bir adama: ‘İnsanları uyar ve iman edenlere, muhakkak kendileri için Rableri katında 'gerçek bir makam' olduğunu müjde ver’ diye vahyetmemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi? İnkâr edenler: ‘Gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür’ dediler.

10/11) Eğer Allah, onların hayra ulaşmak için çarçabuk davrandıkları gibi, insanlara şerri de çabuklaştırsaydı, mutlaka ecellerine hüküm verilirdi. İşte bize kavuşmayı ummayanları biz böylece taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda bırakırız.

2/119) Şüphesiz biz seni bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak, hak (Kur'an) ile gönderdik. Sen cehennemin halkından sorumlu tutulmayacaksın.

4/165) Elçiler; müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderildi) . Öyle ki elçilerden sonra insanların Allah'a karşı (savunacak) delilleri olmasın. Allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet ve hüküm sahibidir.

6/48) Biz elçileri müjde vericiler ve uyarıp-korkutucular olmaktan başka (bir nedenle) göndermiyoruz. Şu halde kim iman ederse ve (davranışlarını) düzeltirse, artık onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.

6/51) Rablerine (götürülüp) toplanacaklarından korkanları onunla (Kur'an'la) uyarıp-korkut; onlar için ondan başka ne velileri vardır ne şefaatçileri. Umulur ki korkup-sakınırlar.

6/92) İşte bu (Kur'an) , önündekileri doğrulayıcı ve şehirler anası (Mekke) ile çevresindekileri uyarman için indirdiğimiz kutlu Kitaptır. Ahirete iman edenler buna inanırlar. Onlar namazlarını (özenle) koruyanlardır.

6/130) Ey cin ve insan topluluğu, içinizden size ayetlerimi aktarıp-okuyan ve size bu karşı karşıya geldiğiniz gününüzle sizi uyarıp-korkutan elçiler gelmedi mi? Onlar: ‘Nefislerimize karşı şehadet ederiz’ derler. Dünya hayatı onları aldattı ve gerçekten kafir olduklarına dair kendi nefislerine karşı şehadet ettiler.

13/7) İnkâr edenler derler ki: ‘Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya.’ Sen, yalnızca bir uyarıcısın ve her topluluk için bir hidayet önderisin.

9/122) Mü'minlerin tümünün öne fırlayıp çıkmaları gerekmez. Öyleyse onlardan her bir topluluktan bir grup, çıktığında (bir grup da) , dinde derin bir kavrayış edinmek (tafakkuhta bulunmak) ve kavimleri kendilerine geri döndüğünde onları uyarmak için (geride kalabilir) . Umulur ki onlar da kaçınıp-sakınırlar.

48/8) Şüphesiz, biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.

46/21) Ad'ın kardeşini hatırla; onun önünden ve ardından nice uyarıcılar gelip geçmişti; hani o, Ahkaf'taki kavmini: ‘Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, gerçekten ben, sizin için büyük bir günün azabından korkarım’ diye uyarmıştı.

46/29) Hani cinlerden birkaçını, Kur'an dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Böylece onun huzuruna geldikleri zaman, dediler ki: ‘Kulak verin;’ sonra bitirilince kendi kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler.

2/213) İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere hak kitaplar indirdi. Oysa kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra, birbirlerine karşı olan 'azgınlık ve kıskançlıkları' yüzünden anlaşmazlığa düşenler, o, (Kitap) verilenlerden başkası değildir. Böylece Allah, iman edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izniyle eriştirdi. Allah, kimi dilerse onu doğruya yöneltir.

35/18) Hiç bir günahkar bir başka günahkarın günahını yüklenemez. Eğer yükü ağır olan kimse (bir başkasını) onu taşımaya çağırsa, -bu, yakın-akrabası da olsa- kendisine ondan hiç bir şey yükletilmez. Sen, yalnızca gayb ile Rablerinden 'içleri titreyerek-korkmakta' olanları ve dosdoğru namazı kılanları uyarırsın. Kim temizlenip-arınırsa, artık o, kendi nefsi için temizlenip-arınmıştır. Sonunda dönüş Allah'adır.

5/19) Ey Kitap Ehli, elçilerin arası kesildiği dönemde: ‘Bize müjdeci de, bir uyarıcı da gelmedi’ demenize (fırsat kalmasın) diye size apaçık anlatan elçimiz geldi. Böylece müjdeci de, uyarıcı da gelmiştir artık. Allah her şeye güç yetirendir.
« Son Düzenleme: 18 Haziran 2009, 11:58:30 ÖÖ 11 Gönderen: Rahmetli » Logged

İyilik su gibidir, içmeyen ölür...
20 Haziran 2009, 10:19:24 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
Rahmetli
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 655
Nerden: İzmir

Offline
« Yanıtla #1 :»

Rağıp Müfredatında der ki: İnzar; içinde korkutma bulunan bir haber vermedir. Tebşir de içinde sürur bulunan bir haber verme anlamındadır. Bu mahiyette tebşir ile ilgili ayetleri de buraya aktarmak icap ediyor. Pek yakında... Smiley
Logged

İyilik su gibidir, içmeyen ölür...
20 Haziran 2009, 10:48:25 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
Rahmetli
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 655
Nerden: İzmir

Offline
« Yanıtla #2 :»

84/24) Bu durumda sen, onlara acı bir azab ile müjde(!) ver.
19/97) Biz bunu (Kur'an'ı) senin dilinle kolaylaştırdık, takva sahiplerine müjde vermen ve direnen bir kavmi uyarıp-korkutman için.
36/11) Sen ancak, zikre (Kur'an'a) uyan ve gayb ile Rahman olan (Allah') a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele.
41/4) Bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak. Ama çoğu yüz çevirdiler. Artık onlar dinlemezler.
33/45) Ey Peygamber, gerçekten biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
33/47) Mü'minlere müjde ver; gerçekten onlar için Allah'tan büyük bir fazl vardır.
31/7) Ona ayetlerimiz okunduğunda, sanki işitmiyormuş ve kulaklarında bir ağırlık varmış gibi, büyüklük taslayarak (müstekbirce) sırtını çevirir. Artık sen ona acı bir azap ile müjde ver.
25/22) Melekleri görecekleri gün, suçlu-günahkarlara bir müjde yoktur. Ve o gün (melekler onlara) derler ki: ‘(Size sevinçli haber) Yasaktır, yasak.’
25/48) Ve kendi rahmetinin önünde rüzgarları müjdeciler olarak gönderen O'dur. Biz, gökten tertemiz su indirdik;
25/56) Biz seni yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.
16/102) De ki: ‘İman edenleri sağlamlaştırmak, müslümanlara bir müjde ve hidayet olmak üzere, onu (Kur'an'ı) hak olarak Rabbinden Ruhu'l-Kudüs indirmiştir.’
18/2) Dosdoğru (bir Kitaptır) ki, kendi katından şiddetli bir azabla uyarıp-korkutmak ve salih amellerde bulunan mü'minlere müjde vermek için (onu indirdi) ; şüphesiz onlara güzel bir ecir vardır.
2/155) Andolsun, biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele.
17/9) Şüphesiz, bu Kur'an, en doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan mü'minlere, onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir.
17/105) Biz onu (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ve o hak ile indi; seni de yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.
27/2) Mü'minler için bir hidayet ve bir müjdedir.
27/63) Ya da karanın ve denizin karanlıkları içinde size yol gösteren ve rahmetinin önünde rüzgarları müjde vericiler olarak gönderen mi? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Allah, onların şirk koştuklarından yücedir.
45/8) Kendisine Allah'ın ayetleri okunurken işitir, sonra müstekbirce (inatla büyüklük taslayarak) sanki işitmemiş gibi ısrar eder. Artık sen onu acı bir azabla müjdele.
11/2) Öyle ki, Allah'tan başkasına ibadet etmeyin. Gerçekten ben, sizi O'nun tarafından uyaran ve müjdeleyenim;
41/30) Şüphesiz: ‘Bizim Rabbimiz Allah'tır’ deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar (yok mu) ; onların üzerine melekler iner (ve der ki:) ‘Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size vadolunan cennetle sevinin.’
30/46) Size kendi rahmetinden taddırması, emriyle gemileri yürütmesi ve O'nun fazlından (rızkınızı) aramanız ile umulur ki şükretmeniz için, rüzgarları müjde vericiler olarak göndermesi, O'nun ayetlerindendir.
30/48) Allah, rüzgarları gönderir, böylece bir bulut kaldırır da onu nasıl dilerse gökte yayıp-dağıtır ve onu parça parça kılar; nihayet onun arasından yağmurun akıp çıktığını görürsün. Sonunda kendi kullarından dilediğine verince, hemen sevince kapılıverirler.
7/57) Rahmetinin önünde rüzgarları bir müjde olarak gönderen O'dur. Bunlar ağırca bulutları kaldırıp yüklendiğinde, onları (kuraklıktan) ölmüş bir şehre sürükleyiveririz ve bununla oraya su indiririz de böylelikle bütün ürünlerden çıkarırız. İşte biz, ölüleri de böyle diriltip-çıkarırız. Ki ibret alasınız.
7/188) De ki: ‘Allah'ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiç bir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluk için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim.’
34/28) Biz seni ancak bütün insanlara bir müjde verici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar.
10/87) Musa ve kardeşine (şöyle) vahyettik: ‘Mısır'da kavminiz için evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı dosdoğru kılın. Mü'minleri de müjdele.’
18/56) Biz elçileri, müjde vericiler ve uyarıcılar olmak dışında (başka bir amaçla) göndermeyiz. İnkâr edenler ise, hakkı batıl ile geçersiz kılmak için mücadele ediyorlar. Onlar benim ayetlerimi ve uyarıldıklarını (azabı) alay konusu edindiler.
42/23) İşte Allah, iman edip salih amellerde bulunan kullarına böyle müjde vermektedir. De ki: ‘Ben buna karşı yakınlıkta sevgi dışında sizden hiç bir ücret istemiyorum.’ Kim bir iyilik kazanırsa, biz ondaki iyiliği arttırırız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, şükredene karşılığını verendir.
35/24) Şüphesiz biz seni, hak ile bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Hiç bir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın.
39/17) Tağut'a kulluk etmekten kaçınan ve Allah'a içten yönelenler ise; onlar için bir müjde vardır, öyleyse kullarıma müjde ver.
39/45) Sadece Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır. Oysa O'ndan başkaları anıldığında hemen sevince kapılırlar.
8/10) Allah, bunu, yalnızca bir müjde ve kalblerinizin tatmin bulması için yapmıştı; (yoksa) Allah'ın katından başkasında nusret (zafer ve yardım) yoktur. Hiç şüphesiz Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
61/6) Hani Meryem oğlu İsa da: ‘Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah'tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi ‘Ahmed’ olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim’ demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: ‘Bu, açıkça bir büyüdür’ dediler.
61/13) Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret) ' ve yakın bir fetih. Mü'minleri müjdele.
46/12) Bundan önce de, bir rehber (imam) ve bir rahmet olarak Musa'nın kitabı var. Bu da, zulmedenleri uyarmak ve ihsanda bulunanlara bir müjde olmak üzere (kendinden önceki kitapları) doğrulayıcı ve Arapça bir dil ile olan bir kitaptır.
16/89) Her ümmet içinde kendi nefislerinden onların üzerine bir şahid getirdiğimiz gün, seni de onlar üzerinde bir şahid olarak getireceğiz. Biz Kitabı sana, her şeyin açıklayıcısı, müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.
3/126) Allah bunu (yardımı) size ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla tatmin bulsun diye yaptı. 'Yardım ve zafer' (nusret) ancak üstün ve güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ın katındandır.
3/170) Allah'ın kendi fazlından onlara verdikleriyle sevinç içindedirler. Onlara arkalarından henüz ulaşmayanlara müjdelemeyi isterler ki onlara hiç bir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir.
3/171) Onlar, Allah'tan bir nimeti, bir fazlı (bolluğu) ve gerçekten Allah'ın mü'minlerin ecrini boşa çıkarmadığını müjdelemektedirler.
22/34) Biz her ümmet için bir ‘Mensek’ kıldık, O'nun kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine Allah'ın adını ansınlar diye. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır, artık yalnızca O'na teslim olun. Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver.
22/37) Onların etleri ve kanları kesin olarak Allah'a ulaşmaz, ancak O'na sizden takva ulaşır. İşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirmiştir; O'nun size hidayet vermesine karşılık Allah'ı tekbir etmeniz için. Güzellikte bulunanlara müjde ver.
3/21) Allah'ın ayetlerini inkâr edenler, peygamberleri haksız yere öldürenler ve insanlardan adaleti emredenleri öldürenler; işte onlara acıklı bir azabı müjdele.
10/2) İçlerinden bir adama: ‘İnsanları uyar ve iman edenlere, muhakkak kendileri için Rableri katında 'gerçek bir makam' olduğunu müjde ver’ diye vahyetmemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi? İnkâr edenler: ‘Gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür’ dediler.
10/64) Müjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır. Allah'ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.
57/12) O gün, mü'min erkekler ile mü'min kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. ‘Bugün sizin müjdeniz, içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz) , altından ırmaklar akan cennetlerdir.’ İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur.
2/97) De ki: ‘Cibril'e kim düşman ise, (bilsin ki) gerçekten onu (Kitabı) , Allah'ın izniyle kendinden öncekileri doğrulayıcı ve mü'minler için hidayet ve müjde verici olarak senin kalbine indiren O'dur.
2/119) Şüphesiz biz seni bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak, hak (Kur'an) ile gönderdik. Sen cehennemin halkından sorumlu tutulmayacaksın.
4/138) Münafıklara müjde(!) ver: Onlar için gerçekten acıklı bir azab vardır.
4/165) Elçiler; müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderildi) . Öyle ki elçilerden sonra insanların Allah'a karşı (savunacak) delilleri olmasın. Allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet ve hüküm sahibidir.
6/48) Biz elçileri müjde vericiler ve uyarıp-korkutucular olmaktan başka (bir nedenle) göndermiyoruz. Şu halde kim iman ederse ve (davranışlarını) düzeltirse, artık onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.
9/111) Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur.
9/124) Bir sûre indirildiğinde onlardan bazısı: ‘Bu, hanginizin imanını arttırdı?’ der. Ancak iman edenlere gelince; onların imanını arttırmıştır ve onlar müjdeleşmektedirler.
48/8) Şüphesiz, biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
9/3) Ve büyük Hacc (Hacc-ı Ekber) günü, Allah'tan ve Resûlü'nden insanlara bir duyuru: Kesin olarak Allah, müşriklerden uzaktır, O'nun Resûlü de... Eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha hayırlıdır; yok eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Allah'ı elbette aciz bırakacak değilsiniz. İnkâr edenleri acı bir azabla müjdele(!).
9/21) Rableri onlara katından bir rahmeti, bir hoşnutluğu ve onlar için, kendisine sürekli bir nimet bulunan cennetleri müjdeler.
9/34) Ey iman edenler, gerçek şu ki, (yahudi) bilginlerinden ve (hristiyan) rahiplerinden çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah'ın yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar... Onlara acı bir azabı müjdele.
2/25) (Ey Muhammed) iman edip salih amellerde bulunanları müjdele. Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde: ‘Bu daha önce de rızıklandığımızdır’ derler. Bu, onlara, (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur. Orada, onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır.
2/213) İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere hak kitaplar indirdi. Oysa kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra, birbirlerine karşı olan 'azgınlık ve kıskançlıkları' yüzünden anlaşmazlığa düşenler, o, (Kitap) verilenlerden başkası değildir. Böylece Allah, iman edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izniyle eriştirdi. Allah, kimi dilerse onu doğruya yöneltir.
2/223) Kadınlarınız sizin tarlanızdır; tarlanıza dilediğiniz gibi varın. Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak güzel davranışlar) takdim edin. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki elbette O'na kavuşucusunuz. İman edenlere müjde ver.
5/19) Ey Kitap Ehli, elçilerin arası kesildiği dönemde: ‘Bize müjdeci de, bir uyarıcı da gelmedi’ demenize (fırsat kalmasın) diye size apaçık anlatan elçimiz geldi. Böylece müjdeci de, uyarıcı da gelmiştir artık. Allah her şeye güç yetirendir.
« Son Düzenleme: 20 Haziran 2009, 10:57:33 ÖÖ 10 Gönderen: Rahmetli » Logged

İyilik su gibidir, içmeyen ölür...
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.08 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu