Haftanın Konuğu ''M.Kürşat ATALAR''

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > HOŞGELDİNİZ > İDP KONUKLARI > Önceki Konuklar > Haftanın Konuğu ''M.Kürşat ATALAR''
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: 1 ... 15 16 [17]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: Haftanın Konuğu ''M.Kürşat ATALAR''  (Okunma Sayısı 9815 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
19 Mayıs 2009, 03:55:32 ÖS 15
Üye Bilgileri
ozanca
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3670
Nerden:

Offline
« Yanıtla #240 :»

Sayın Kürşat Abi ...
Aslında soru kafamda çok geniş bir alana yayılmış durumda toparlamakta zorlanıyorum ..
Şimdiye kadar kavradıgım İslamın egemenligi bana bir utopya gibi görünmeye başladı ...
İslamın en parlak dönemi olan Asrı Saadette dahi zor anlarda peygamberin cevresinde bir avuc insan kaldıgı görüyoruz ...
Ve İslamın bir gün tüm dünyaya egemen olacagı veya İslamın herzaman güçlü olması gerektigini düşünüyoruz ..
Oysa gerçek hayatta ve tarihte bunun söz konusu olmadıgını dolayısıyla bunun bir ütopya oldugunu düşünmeye başladım ..
İslam herzaman garip mi kalacak ?
Burdada aklıma şu soru geliyor ..
İslam fıtrat dinidir ...
Demekki fıtrat temize ve güzele meyilli ...
Fakat Kuranda sürekli insanlar hüsrandadır vurgusu yapılıyor ..
Çogunlugun bir şekilde aslında çürük oldugu temizlerin azınlık oldugu vurgulanıyor ..
İslam fıtrat dini ise , çogunlugun çürük olmasından maksad nedir ?

(Resulüm!) Sen yüzünü hanif olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah'ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler. Rum 30

Söz konusu ayettede buna vurgu yapılıyor ...
Neden dünyada hakim olan kötülüktür ?
Aslında neden şeytan vardır sorusuyla özdeşir gibi geliyor ama ..
Şeytan var olması dahi buna bir açıklama gibi gelmiyor bana ...
Sonuçta fıtratımızda iyilik ve kötülük % 50 oranında var ise bile ..
Doğru olanın bu derece az olması , Kuranda anılan onca peygamberin hayatlarında bir ummete sahip olamamalarının sebei nedir ?
Sonuçta Dünya bir imtihan yeri tamam kabulum , fakat imtihanda kaybedenin çok olmasını neye yorabiliriz ?
İşte bu noktada zorlanıyorum ...
Hani elmasın kömürden farkı atomlarının diziliş şeklidir ..
Yoksa madde olarak ikiside aynı maddeden yani karbondan gelir ...
Ama Elması degerli kılan çok nadir bulunmasıdır ...

Hadiseyi sadece bu açıdan görmek aslında beni tatmin etmiyor ..
Sonuçta insan en güzel sürette yaratıldı ...
Hak ile batılın sürekli mücadelesini kabul edebiliyorum ..
Dönemsel olarak birbirlerine -dunya üzerinde - egemenliklerinide anlayabiliyorum ..
Fakat batılın çogunlugu teşkil etmesine bir türlü cevap veremiyorum ...
bu birinci kısımdı Smiley

Daha önce sorulmuştu ve siz kaçamak cevap vermiştiniz , henuz listem hazır degil demiştiniz ...
Ama kavramları ögrenmeye başladıkca okumalarımda degişmeye başladı ..
En azından yavaş yavaş önceliklerimi tayin etmeye ve gercekten düşünmeye başladıgımı hissediyorum ..
Somut sonuçları nasıl olacak görecegiz daha ...
Öncelikle şunu rica ediyorum ..
Nasıl bir okuma teknigi ?
Kavramların öncelenmesi gerektigini düşünüyorum , çunku eskiden okumuş oldugum bir yazı yı şimdi okudugumda çok daha farklı algılara sebep oluyor bende ..
Ve kavramların toplu olarak ele alındıgı bir sözlük, kitap , lügat tavsiye edebilecekmisiniz ?
Öncelikli kavramamız gereken kavramlar nelerdir mesela ?
İlk yüz tanesini sorsam Smiley
Düşünmeninde okumanında ilk merhalesi nerededir ?
nasıl başlayalım ve nasıl devam edelim ?
Umarım net cevap alabiliriz Smiley
Bu kısımda ikincisi idi ... Smiley

Ve vesile kavramı ...
Takıldıgım bir kavram ve bu sıralar gündemimi işgal etmeye başladı ..
Kuranda iki yerde karşımıza çıkıyor ..

Onların yalvardıkları bu varlıklar Rablerine -hangisi daha yakın olacak diye- vesile ararlar; O'nun rahmetini umarlar ve azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı, sakınılacak bir azaptır.  İsra 57

Ve Maide 35 de
 Ey imân edenler! Allah Teâlâ'dan korkunuz ve O'na vesile arayınız ve O'nun yolunda mücâhedede bulununuz ki, felâh bulabilesiniz.

Mesela kültürel hayatta ve tasavvufta çok sık karşımıza çıkan birilerini vesile kılmak
Ki zaten Maide 35 i delil gösteriyorlar ...

Veya Hz Yakubun gözlerinin açılmasına vesile olan Hz Yusufun gömlegi ...
Veya bizim bu kavramlarımızı oturtmamıza vesile olan siz ...
Ki cahiliye dönemi putlarada tapma sebepleri bir vesile kılmak degilmiydi ?
İyi vesile , kötü vesile mi var ?
Niyete göremi şekilleniyor ...
Buradaki ölçü nedir ?
buda üçüncüsü idi Smiley

Aslında bir kaç yüz tane daha sorum var ama hazırlıksız gelmek istemiyorum ...
Şimdiden teşekkür ederim ..
Selamlar ...

Arkadaşlara not : Kürşat Abi gelene kadar soruların çitasını berbaer yükseltebiliriz ..
Benim sorularımla ilişkili aklına ekleme çıkartma gelenler irtibata gecebilir benimle Smiley
 

Logged

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
20 Mayıs 2009, 06:12:25 ÖÖ 06
Üye Bilgileri
Erhan Aydın
Yeni Üye

Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 5
Nerden:

Offline
« Yanıtla #241 :»

Alıntı
Aslında bir kaç yüz tane daha sorum var ama hazırlıksız gelmek istemiyorum ...
Şimdiden teşekkür ederim ..
Selamlar ...

Arkadaşlara not : Kürşat Abi gelene kadar soruların çitasını berbaer yükseltebiliriz ..
Benim sorularımla ilişkili aklına ekleme çıkartma gelenler irtibata gecebilir benimle


Selam kardeş,

Amaç soru sormaksa ben sana ölünceye kadar soru üretirim merak etme Grin

Logged
20 Mayıs 2009, 10:16:45 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
mkatalar
idp yazarı
*

Mesaj Sayısı: 150
Nerden:

Offline
« Yanıtla #242 :»

Değerli kardeşim Ozanca,

Ana soruların içinde ara sorular var ve bakalım hepsine cevap vermeye mecalimiz yetecek mi?

Öncelikle İslam'ın egemenliği bir ütopya mıdır? Bu sorunu şöyle cevaplayabilirim: bence bu konuyu Müslümanların egemenliğinden ziyade öncelikle Allah'ın egemenliği bakımından ele almalıyız. Yani bizim dinimiz tabir-i caizse "Hz. Muhammed'in dini" değil, Allah'ın dinidir; o nedenle hakim olma ya da olmama meselesini Allah'ı merkeze alarak düşünmeliyiz. Hal böyle olunca da, "hakimlerin hakimi"nin egemenliğinden hiç şüphe edilmeyeceği çok açıktır. Hıristiyan'ı da Yahudisi de Müslümanı da bu konuda şüphe taşımaz. Müslümanlığın dışındakilerin bu noktada yaptıkları, araya ortaklar katmaktır. E tabii bu da hakimler hakiminin gazabına sebep olmaktadır doğal olarak! Yani şunu söylüyorum; Allah'ın hakimiyeti o kadar büyük ve açıktır ki, "bir yaprak tanesi bile onun izni olmadan düşmez." O halde, Allah'ın dininin mabudundan daha üstünü yoktur. Bu bile tek başına Mümin için yeterlidir (yani kalbini ferah tutma anlamında:)) Fakat diyeceksin ki, "ben ondan bahsetmiyorum; ben kulların tabi olduğu dinlerin kullar arasındaki üstünlüğünden bahsediyorum." Tamam, buna da şöyle bakalım istersen. Demek ki kulların aklından bir sorunları var:) Yani ey Hıristiyanlar, ey Yahudiler, ey tek Tanrı'ya inanan diğerleri! Madem ki, Allah'ın bu hakimler hakimi oluşuna itirazınız yok, o zaman ne demeye başka bezlerde tarak arar durursunuz?! Eğer bunu yapıyorsanız, cezaya da müstehaksınız demektir. Kur'an'da kafirlerin ve müşriklerin acı azap göreceğine ilişkin ayetleri bu noktadan değerlendirmek gerekir bence. Çünkü bu, açıkça Allah'a karşı yapılan bir haksızlıktır ve üstelik Kur'an'ın ifadesiyle de 'zulmun azim', yani "büyük bir haksızlık"tır. (zulmü, haksızlığın karşılığı olarak kullanınca, bakın ne güzel pencereler açılıyor önümüze değil mi?!:). Demek ki, mesele 'tercih'e bağlı. Hani "dileyen inansın, dileyen küfretsin" ayetinde bildirildiği gibi. Canın ne istiyorsa onu yap; sonuçları da belli. İnanırsan ne ala. İnanmazsan da sen bilirsin! Bu kadar basit. Ama tabii ki, 'inanmak', her dinde bedeli olan (üstelik 'ağır'dır bu bedel) bir şeydir. Yani sanıldığı gibi basit bir inanma beyanı değildir. Zaten eğer Kur'an imanın (ve dolayısıyla salih amelin) karşılığı olarak cenneti vaad ediyorsa, bu ağır bir bedelin mükafatı olmalıdır. Yoksa bugün olduğu gibi: "Allah'a inan, kalbini temiz tut; gerisini boşver" mantığıyla Cennet'e girivermek mümkün değildir. "Yoksa denenmeden Cennet'e girivereceğinizi mi sanıyorsunuz?" ayetini işte tam da burada hatırlamak gerekir. Ayrıca: "andolsun sizi biraz açlık, biraz korku, biraz mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele" ayetini de burada hatırlamak gerekir. Bu son ayeti camilerde filan 'aşr' olarak çok okuruz ama içeriğindeki müthiş gerçekliği pek düşünmeyiz. Birat açlık ne demektir? Biraz korku ne demektir? Maldan, candan, ürünlerden eksilme ne demektir? Bir düşünsek. İman etmenin bedelinin ağırlığını o zaman kolayca anlayabiliriz. Bugünün şartlarında evet hayat ekstra zorluklarla da dolu. (Örneğin 'geri bıraktırılmış ülkeler'deki halkların yüzde 90'ının birincil derdi 'geçim sıkıntısı'dır.)Ama 'imanın bedeli' ayrıca ağırdır. O nedenledir ki, bu bedeli ne kadar ağır öderseniz, Cennet'in o kadar değerli katlarında yer alırsınız. Bu da tam adaletin gereğidir zaten. Şimdi senle ben, mümin olarak (inşallah) vefat ettik ve Cennet'e gittik: Allah kalkıp da bizi peygamberlerle aynı katta her halde mükafatlandırmaz, değil mi?Smiley Neyse, ben yine kendi adıma konuşayım: seni bilemem de, beni onlarla aynı katta herhalde rızıklandırmayacaktır. Ya da şöyle söyleyebiliriz: sen de ben de peygamberlerin çektikleri sıkıntıları çekelim, o zaman onların bulunduğu Cennet katına gitmeyi istemeye hakkımız olur! Peygamberlerin hayatlarına bakıyoruz: imtihanların en büyükleriyle onlar karşılaşmışlar. Ölüm riskiyle karşılaşmayan, üstelik her an bu riskin bulunduğu kişilerdir peygamberler. Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Muhammed... Saymakla bitmez. Yahudilerin isimlerini bilmediğimiz bir çok peygamberi öldürdüğü yine Kur'an ayetiyle sabittir. Canı tehlikede olanın malı zaten tehlikededir. Açlık riski, korku, ürünlerden kayıp riski... hepsi de onlar için söz konusudur. Şimdi bizler bu riskleri ne kadar yaşıyorsunuz? Herkes kendine sorsun; cevabına göre, Müslümanlar niye bugünün dünyasında egemen değil, anlaşılacaktır. Yani bu uzun cevabın özeti şu olmalı herhalde: önce bir gereğini yap, sonra egemenlik iste! Üstelik, şu da var: hak dine tabi olmak, egemen olmak için tek başına yeterli bir gerekçe değildir. Egemenliğin şartları vardır: bunların başında da sa'y dediğimiz şey gelir. Yani çalışmak. Bunu her alanda düşünebilirsin. Çalışmanın ön koşulu da "bir bilgi üzere" çalışmaktır. Yani çalışmaktan önce 'bilmek' gelir. Cahil adam, neyi nereye koyacağını dahi bilemez. Koysa da, bu yanlış olur ve bina sonunda çöker. O nedenle, bilgi eksikliği, zafiyetlerin temelinde yer alır. "Cahilden kork" lafı boşuna söylenilmemiştir. Dünyevi egemenliğin bilgisi de ayrı bir konudur tabii ki. Yani Batılılar bugün dünyevi egemenliğin sahipleridir ve bu noktada "bir bilgi" üzerine hareket etmişler, çalışmışlar ve bu çalışmalarının karşılığını da almışlardır (burada bizim asla yapamayacağımız sömürgeci yöntemler kullandıklarını bilerek bunları söylüyorum, yanlış anlaşılmasın.) Hem Allahu Teala ne diyor? "Biz o günleri insanlar arasında dönüp dolaştırırız." Bu, o egemenlik günlerini demektir. Yani kimi zaman müslümanlar kimi zaman kafirler egemen olur, demektir. Bu nasıl olur? Her halde hak edince olur. Yani sen müstehak olursun, öteki de hak eder. Böylece egemenlik değişmiş olur...

İslam'ın tüm dünyaya egemen olacağına dair Kur'an'da açık bir beyan yoktur. "Fitne ortadan kalkıncaya ve din bütünüyle Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın" ayeti ancak bir 'hedef' beyanı olarak algılanmalıdır. Yoksa bütün dünyanın bir gün gelince Allah'ın dinine tabi olacağı anlamına gelmez. Hatta bu ayetin, Hz. Peygamber'in o gün savaştığı kavim için geçerli olduğu yorumunu yapanlar da vardır. Çünkü ayette 'kıtal'den bahsedilmektedir; cihattan değil. Kıtal ise, ancak harp alanında yapılır. Harp alanı dışındaki mücadelenin genel adı 'cihad'tır ve silahla olabileceği gibi, silahsız da olabilir. O nedenle, bu ayetin yorumlarında buna da dikkat edilmeli ve başka ayetleri göz önünde bulundurarak bu ve benzeri ayetleri anlamlandırma yolunu tercih etmelidir.

İslam'ın dünya hakimiyetinin olmayışını 'gariplik' olarak da görmemek gerekir. Ayrıca İslam'ın garip olarak gelip garip olarak gideceği konusundaki rivayet bir hadistir. Malum yöntemimize göre, hadisler Kur'an'a vurulur ve eğer uymuyorsa o zaman hadis bırakılır, Kur'an tercih edilir. Kur'an'da İslam'ın garip gelip garip gideceğine dair bir ayet yoktur. Aksine, Allah'ın resulüne yardım edeceğine ve ona zaferi, fethi vereceğine dair açık ayetler vardır. Nitekim Nasr suresinde "insanların Allah'ın dinine fevc fevc girdiği" açıkça yazılıdır. Hatta müminlerin "üzerlerine düşeni yapmaları durumunda" yeryüzüne varis kılınacağına ilişkin ayetler de vardır. Yani bu konuda hep 'şart' söz konusudur. Müminler önce üzerlerine düşeni yapacaklar; sonra istedikleri şeyin yerine gelip gelmediğinin sorgulamasını yapabileceklerdir. Bizler üzerimize düşeni ne kadar yapabiliyoruz? Bence yapamıyoruz. Yapamadığımız için de, sonuç ortada. Bundan doğal bir şey de bence yok. Yani bu kadar paraya bu kadar köfte misali:) Üstelik Allah, açık çek de vermiş Müslümanlara. "Bana bir adım yaklaşana ben on adım yaklaşırım" diyor. Demek ki Müslümanlar bugün bu haldeyse, o zaman bırak bir adım yaklaşmayı, demek ki on adım geride duruyoruz ki, bugün bu hallerdeyiz. O bakımdan, suçu Allah'a veya bir başkasına atmayalım, kendimize bakalım. Biz adam olursak, dünyada kimsecikler bizi tutamaz. Gerçek söylüyorum. Biz de iş yok kardeşim. Biz de iş yok. Bunu görelim ve takkeyi önümüze koyalım...

Fıtrat konusunda ise eksik bilgiden hareket ediyorsun. Fıtrat, iyiye ve güzele meyilli değil. İyi ve güzeli ister ama bir de 'fücur'u vardır. "Fe elhemeha fucureha ve takvaha" ayetinde bu açıkça yazılır. İnsan her iki yöne de meyyal yaratılmıştır ve Fıtrat budur. Kendi iradesiyle kötüyü tercih ederse, fıtrat buna engel olamaz. Kendi iradesiyle iyiyi tercih ederse, ha o zaman, fıtrat kendi yönelimine uygun olan irade ile örtüşür ve çabuk kaynaşır. Bu doğrudur. Ancak sen zorlarsan ve ben illa kötüye gideceğim dersen, ona fıtrat değil hiç kimse engel olamaz. (hatta Allahu Teala bile engel olmayacağını söylüyor; çünkü 'belirlenmiş bir süre'ye kadar Allah kulların iradeleriyle yaptığı seçimlere müdahil olmayacağını - istisnai haller dışında - beyan ediyor.) Çoğunluğun çürük olması meselesini fazla büyütmene gerek yok. Çünkü burada şöyle düşün: önce "çoğunluk çürük müdür?" bu sorunun cevabını acele verme. Eğer cevabı verdiysen ve çoğunluk çürüktür sonucuna ulaştıysan, o zaman da yukarıdaki gibi düşün ve suçu çoğunluğa at, Allah'a değil. Çünkü bu çoğunluk, kendi iradesiyle çürük olmayı tercih etmiştir. Yoksa Allah onları çürük yaratmış değildir. Seçimi, çürüklükten yana olana diyecek bir söz kalır mı?!

Dünyada hakim olan şeyin kötülük olmasını, biraz da bugünün dünyasıyla bağlantılı olarak düşünmek lazımdır. Bugün dünya evet böyle. Ama belki bundan bir asır önce daha da kötüydü! Yoksa iyi miydi? Bunun kalbini tatmin edici bir cevabını verebiliyor musun? Bana sorarsan, dünya bir asır önce bugünkünden (bir çok açıdan) daha kötüydü. Şimdi bu açıları tek tek ele alıp işleyebiliriz ama o zaman mevzu çok uzar. Ben en önemli başlığı söyleyeyim. Bence Müslümanların bilgi birikimi olarak bir asır önceki hali, bugünkünde kötüydü. Dünyayı değiştirip düzeltecek olan şey de, en temelde bu olduğuna göre, o zaman bugünkü halimiz bir asır öncesinden daha iyidir! Değil mi? Yani diyeceğim şu ki, etrafa bakıp acele hükme varmamız doğru olmaz. Bunu basiretle yaparsak, o zaman ulaştığımız sonuç bizi doğruya götürebilir. Yoksa yanlışı doğru belleriz ki bu da bizim hata yapmamıza neden olur.

Evet, dünya bir imtihan yeri ve kaybeden de çok. Kur'an'ın beyanlarına göre bu sonucu çıkarabiliriz. Fakat bunu gereksiz duygusallıkların aracı yapmamamız lazım. Bilakis bu 'bilgi'yi bir 'rahmet' olarak görmeliyiz. Bir de şöyle düşün istersen: eğer her şeyi bilen Allah, geçmişi ve geleceği bilen El-Alim, bu bilgiyi bize vermeseydi, o zaman bizler gereksiz bir 'ümide' kapılmış olmaz mıydık? Belki di bu ümit yüzünden ayağımız da kayabilirdi! Halbuki Allah, bu bilgiyi bize vererek: "dikkatli olun, bu zorlu bir imtihandır; tedbirinizi şimdiden alın" demiş oluyor. Daha ne istiyorsun ki! Belanı mı?!:))))))

Kavramların tabii ki bir listesi de yapılabilir. Bu konuda ben bir liste yapmadım; ancak İktibas'ın kavramlar bölümünde liste zaten var. Orada da bir öncelik-sonralık sıralaması yapılabilir. Bunu oturup bir kaç gün içinde yapmak mümkün. Başka kavram kitapları da var. Fakat tabii ki, yazarına veya grubuna göre kavram çalışmalarının içeriği de değişir. Bakış açısı farklılığı burada belirleyici olur. O nedenle hangi yazarın veya grubun kavram çalışmasını okuduğunuzu bileceksiniz. Bunu bilirseniz, o zaman kendi 'önlemlerinizi' almanız da kolay olur. İnsanlar kavramlarla düşündükleri için, elbette en doğru olanı Kur'an kavramlarını en iyi şekilde bilmektir. Bu konuda da "en iyisi şudur" gibi benim bir önerim yok. Daha iyi olanlar var tabii ki. Ama "en iyisi budur" diyemem, çok iddialı bir cümle olur çünkü. Bence Müslüman yararlanabileceği bütün kaynaklardan yararlanmasını bilen kişidir. Çünkü Müslümanın bu konuda bir önyargısı olması için bir neden de yoktur. Müslüman, Allah'ın kitabına tabi olduğu için, onun için, beşerin kitapları arasındaki 'kıskançlığın' gerekçesi otomatikten ortadan kalkmış olur. O nedenle, hangi beşer hangi kitabı yazmışsa, bir Müslüman onu alır, okur, eleştirir; doğrularını destekler; yanlışlarını da iade eder. Mesele bundan ibarettir...

Vesile konusu da öyle büyütülecek bir şey değildir. Ayetlerin mealleri açıktır: Allah'ı razı edecek vesileler (yani yollar) aramak, Müslümanın zaten görevidir. Burada kriter belli olduğuna göre, bulunacak yol zaten 'tanımlıdır.' Yani bulacağın yol, ya da gideceğin yol, Allah'ı razı edecek yol olmalıdır. Allah'ın nelerden razı olduğu da Kur'an'da yazılıdır. Filanca şeyhin arkasından gidip de Cehennem'in kenarına geliyorsan, bu şeyh zaten senin için Allah'ı razı edebileceğin bir 'vesile' değildir. O ancak Şeytan'ı razı edebilir. Yine gidip Marks'ın, Mill'in, Bush'un, Kırmızı Kitab'ın, Yeşil Kitab'ın, Kitab-ı Mukaddes'in, Buda'nın vs. peşine takılırsan da, o yollar da seni kurtuluşa götürmez. Kurtuluş, ancak Allah'ın razı olacağı yoldur. Bu da 'İslam dini'dir. Nitekim ayette: "ondan başkası kabul olunmaz" diyor. Biz de buna inanıyoruz ve onu 'vesile' ediniyoruz...

Evet değerli kardeşim! Sıra geriye kalan 'yüz soru'da. Hadi bekliyorum:))

Logged
22 Mayıs 2009, 02:59:40 ÖÖ 02
Üye Bilgileri
Erhan Aydın
Yeni Üye

Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 5
Nerden:

Offline
« Yanıtla #243 :»

Alıntı
Evet değerli kardeşim! Sıra geriye kalan 'yüz soru'da. Hadi bekliyorum:))

Selam Mehmet abi,

Pes doğrusu , bu çalışma gayreti, isteği, Smiley aslında soruyu soran kardeşimizde birazcık samimiyetsizlik bulmuştum ben, yine de zanda ileri gitmek istemem.Kendisi cevap verirse daha güzel olur.Bizimde kafamıza mübalağa yaparsak yüzlerce soru takılıyor değil ki binlerce olsun, ben yine de arkadaşlarımızın kuranı bir bütün olarak okuyamadıklarını okusalar bile şartlı olark okuduklarını düşnüyorum.Bağlı bulundukları hizip yada bulundukları arkadaş çevresinin etkileriyle kurana yaklaşanlar kurandaki saf manaları anlasalar bile, bir süre sonra gerçeği bile bile saptırma derdinde oluyorlar.Ya da ben anlamadım,  biri anlatsın tarzı ifadeler... Sonuçta bizim  anlamadığımız yerler olsa bile bunlar genel olmayıp özel  yerler.Günümüzde ise tam tersi bir durum var.Okunan okumalar tevhidi bir bilinci bile oluşturamıyor çoğu kişi de.Sorulan soruların hali ortada.Birileri laf ile peynir gemisi yürümez demiş.Eğer inanıyorsak samimi bir şekilde çalışıyor muyuz, bu soruyu sorup ona göre yaşamak lazım.Yoksa hayaller ülkesinin sınırlarında  gezmenin sonu yok, ölüm gelip çatıncaya kadar.

Allah'a emanet olun.
Logged
22 Mayıs 2009, 09:46:51 ÖÖ 09
Üye Bilgileri
mkatalar
idp yazarı
*

Mesaj Sayısı: 150
Nerden:

Offline
« Yanıtla #244 :»

Değerli Erhan kardeşim,

"Selam Mehmet abi" hitabını kendi üzerime alıyorum; herhalde yanılmadım değil mi?!:) Çünkü bana genelde Kürşat diye hitap ederler. Sen Mehmet abi deyince, "bu kardeşimiz acaba bana mı hitap ediyor?" diye içimden bir tereddüt geçirmedim değil yani. Ama neyse ki, yukarıdaki alıntı cümle bana ait olduğu için, herhalde kast edilen şahıs ben olmam lazım:)

Yani "pes doğrusu" derken, benim sorulara verdiğim cevaplar için mi söylüyorsun bunları. Ya Erhan kardeşim, bunlar daha ne ki:))) Şimdi buracıktan bendenizde üstün güçler filan olduğuna dair bazı imalarda bulunabilirim ama bu sitede bu işin hikmetini bilen bazı kardeşlerimiz olduğu için, foyamız sonradan çıkabilir diye hiç o yollara tevessül etmiyorum:) Değerli kardeş, on parmak daktilo bilirseniz; biraz da mürekkep yalamışsanız; "pes doğrusu" demeye de gerek kalmaz!

Neyse bunlar espri tabii ki. Soru soran kardeşimizde samimiyetsizlik mi var, ben hissedemedim. Zaten sen de bu konuda zanda fazla ileri gitmek istemem diyorsun. O zaman soru sahibi hakkında hüsnü zanda bulunmak daha doğru olmaz mı? Yüz soru derken, malum 'çokluk' ifade eden bir tabir kullandım. Yoksa buradan, "gerçek sayı anlamında yüz (veya bin...) soru sorun, ben de onlara bir güzel cevaplar döşeneyim" manası çıkmaması lazım.

Kimin Kur'an'ı şartlı olarak okuduğu, bu şartlılığın ne olduğu vb. konular da biraz zann içeren konular. Bu tür yargılara varmadan önce dikkatli olmak gerekir. Ayrıca soru soranların niyetinin halis olup olmadığını, malumunuz internet ortamında bilebilmemiz de pek mümkün değil. İnsanlar net ortamında farklı cinsiyetlere bile bürünebiliyorlar ki, nerede kalmış niyet okumak?! O nedenle, bendeniz hüsnü zan ederek sorulara karınca kararınca cevap vermeye çalıştım. Ne derece yararlı olur, sonuç verir mi, kim bu cevaplardan ne kadar yararlanır, ya da verilen cevapları beğenmez, çöpe mi atar, bunları bilemem. Ama edindiğim izlenime göre, biraz da olsa bu uzun-metrajlı sohbetin faydası oldu galiba. Bir de şunu ekleyeyim: bazı ilaçların etkisi belli bir süre sonra görülür:)))) Efenim ne dediniz, duyamadım: burada biraz fazla mı tevazu kokusu alındı? O kadar 'tevazu' da olsun canım!

Her sorulan soru, 100 puanlık olacak diye bir kural da tabii ki yok değil mi değerli kardeşim. Herkes kendi çapında sorusunu soracak ve tabii ki tartışmaya katılacak, doğal olarak. Öyle değil mi? O nedenle, "sorulan soruların hali ortada" derken, bir anlamda 'hiyerarşik' bir uyarıda bulunmuş oluyorsunuz ki, bu da aslında çok şık değildir. Aslında kim hiyerarşinin neresindedir, beni çok fazla ilgilendirmez. Hatta birileri hak etmişse, hiyerarşinin en tepesinde olsun. Ben onu desteklerim. Çünkü hak edilmişlik vardır. Ama hakedilmişlik yoksa ve buna rağmen hiyerarşik bir uyarıda bulunuluyorsa, o zaman da destek değil, uyarı yapmak gerekir ki kardeşimiz başkalarının haklarına tecavüz ederek günaha girmesin!
Logged
Sayfa: 1 ... 15 16 [17]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.17 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu