Haftanın Konuğu ''M.Kürşat ATALAR''

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > HOŞGELDİNİZ > İDP KONUKLARI > Önceki Konuklar > Haftanın Konuğu ''M.Kürşat ATALAR''
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 17   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: Haftanın Konuğu ''M.Kürşat ATALAR''  (Okunma Sayısı 9809 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
20 Nisan 2009, 11:15:45 ÖÖ 11
Üye Bilgileri
ayilesefer
Üye
*
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 13
Nerden:

Offline
« Yanıtla #15 :»

sayın Atalar;
tevhidi manada müslümanlık iddiasında ki insanlar olarak bir özeleştiri yapacak olursak,
maneviyat yoksunluğu içinde olduğumuzu düsünüyorum. yer yer mekanik/metalik bir yaşayısa dogru gittimiz kanısındayım. derdimi tam ifade edememekle birlikte tevhidi bilinç manevi yoğunluga engelmidir diye sorup fikrinizi ögrenmek isterim
Logged
20 Nisan 2009, 11:19:33 ÖÖ 11
Üye Bilgileri
Rahmetli
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 638
Nerden: İzmir

Offline
« Yanıtla #16 :»

öncelikle hoşgeldiniz diyerek sözüme başlıyayım.
Benim de son dönemler Kurana yöneliş çerçevesinde farklı zihin sapmalarının yaşanmasıyla ilgili bir sorum olacak. Arı duru bir vahiy anlayışının yerleştirilmesi kapsamında rivayetlerin Kuran perspektifinden geçirilmesi ve Kuran mantelitesi doğrultusunda ele alınması şüphesiz en doğru olanı.
1/Allahın mutlak adalet sahibi olduğu ve bu nedenle geçmiş ümmetlere gönderilen vahiylerin de korunması gerektiğini dile getiren ve bu nedenle Tevrat, İncil vb kutsal kitapların tahrifatının sadece anlamsal bir tahrifat olduğu iddiasıyla yeniden o kitapların dikkate alınması gerektiğini söyleyenler ile
2/yine Allahın mutlak adalet sahibi olduğu ve bu nedenle geçmiş ümmetlere gönderilen vahiylerin korunmadığı gibi Hz.Muhammed'e gönderilen Kuran'ında korunmadığını (korunanın levhi mahfuz olduğunu) iddia edenler hakkında söyleyebileceğiniz bir kaç cümleniz var mı? Teşekkür ederim..
Logged

İyilik su gibidir, içmeyen ölür...
20 Nisan 2009, 11:20:47 ÖÖ 11
Üye Bilgileri
abdulhamit
ALLAH RAHMET EYLESİN
*

Mesaj Sayısı: 2522
Nerden:

Offline
« Yanıtla #17 :»

ÖNCELİKLE HOŞGELDİNİZ DER , ALLAHIN SELAMI SİZ DEĞERLİ MUMİNLERİN ÜZERİNE OLSUN DERİM.

BENİM SORUM DA AŞAĞIDAKİ GİBİDİR

Özde “özgürlük”  genelde  (demokrasi, laiklik,  insan hakları, eşitlik, hümanizm..vd) batı kavramlarına karşı duruşumuz ne olmalı ? hepsi mi  İslama aykırıdır ? kavramlar islamiileştirilemez mi ?
Logged
20 Nisan 2009, 11:33:20 ÖÖ 11
Üye Bilgileri
mkatalar
idp yazarı
*

Mesaj Sayısı: 150
Nerden:

Offline
« Yanıtla #18 :»

Değerli ayilesefer kardeşim,

Tasavvufun önemli özelliklerinden biri de, insanın 'ruh boyutu'nu güçlendirdiği yönündeki iddiasıdır. Tasavvuf bu konuda gerçekten sistematik önerilerde bulunmuştur; mesela Tekke hayatı ve çile teknikleri buna iyi bir örnektir. Bu tür 'idmanlar'ın beden eğitimine de katkısı olabilir. Zira bendeniz Japonya'ya gittiğimde oradaki müslüman olmuş bir Japon'la tanışmıştım. Bana kendisi Ninja eğitimi aldığını ve bunun son derece zor bir eğitim olduğunu anlatmıştı. Ben de ona: "benzerlerini bizdeki tasavvufçular da uyguluyor" demiştim! Yine İbni Haldun, Mukaddimesi'nde "45 güç aç yaşayan bir mutasavvıfı tanıdığını" söylüyor. Bunlar tabii ki beden (ve ruh) eğitimiyle oluyor... Ancak bunları genel manada 'olumlama'ya gelince, orada biraz durmak gerekiyor. Zira Kur'an'da ifrat ve tefrite sapılmamasına dair doğrudan ve dolaylı bir çok ayet bulabiliriz. En başta 'adalet' ve 'Hak' kavramlarını buna örnek verebiliriz. Adil olmak, hakka hukuka riayet etmek isteyen biri, sınırlara dikkat eder. Ayrıca Hz. Peygamber'in de bir hadisi var biliyorsunuz: "sahabinin birisi geliyor ve ben artık hanımımla ilişki kurmayacağım diyor, diğeri geliyor ben artık geceleri uyumayacağım ve sürekli ibadet yapacağım diyor, birisi de geliyor ben de artık her gün oruç tutacağım diyor. Peygamberimiz de onlara "hanginiz benden daha fazla müslüman?" diyor ve şunları ekliyor: "ben hanımımla da ilişkiye giriyorum, geceleri de uyuyorum ve her gün de oruç tutmuyorum..." Şimdi bu rivayet bize Müslümanın amellerinde 'denge'yi gözetmesi gerektiğini söylüyor. O nedenle, tasavvuf pratiğinde genelde bu sınırlar zorlanmış ve aşılmıştır. Bunu tarihe baktığımızda da görürüz. Halen de tarikatların bir çoğu bu 'sapma'ları devam ettirmektedir. Hiç birimiz Peygamberimizden daha fazla müslüman olamayız. O ise bu noktalarda 'dengeyi' gözetirdi...
Logged
20 Nisan 2009, 11:38:51 ÖÖ 11
Üye Bilgileri
mkatalar
idp yazarı
*

Mesaj Sayısı: 150
Nerden:

Offline
« Yanıtla #19 :»

Değerli Rahmetli rümuzlu kardeşim,

Tevrat ve İncil'in sadece 'anlamsal' tahrife maruz kaldığını düşünenlerin mevcut haliyle bu kitapları (yani Kitab-ı Mukaddes'i) okumadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Nitekim benim okuduğum Kitab-ı Mukaddes metninde, Hz. Nuh'un gemiden indikten sonra kızlarıyla cinsel ilişki kurduğu ve Hz. İbrahim de Mısır'dan geçerken geçiş ücreti olarak hanımını o dönemin Firavun'una gönderdiği aynen yazıyor! Daha başkalarını anmaya gerek var mı bilmiyorum ama metin tahrif olmadıysa bu ifadelerin nasıl 'vahiy' olarak korunduğunu, bu iddiayı dile getirenlere sormak lazım!

Kur'an'ın korunmadığını söyleyenler de, tabii ki önceki iddiadan destek alarak bu safsatayı söylüyorlar. Bunların karinesi neymiş ki, Kur'an'ın korunmadığını ileri sürüyorlar. Delilleri, sadece önceki 'iddia' ile tutarlı bir başka 'zan' da bulunmaktan ibarettir. Kur'an Hicr suresi 9. ayet ve tarihin tanıklığı gereğince 'mahfuz'dur. Onda hiç bir 'raybe' (şüphe) yoktur. Furkandır, şifadır, hüdadır. Ama 'kalbinde eğrilik olanlar' ondan nasibini tabii ki alamazlar. Şifadan kaçana "Eş-şifa" nasıl deva olabilir ki!
Logged
20 Nisan 2009, 11:49:24 ÖÖ 11
Üye Bilgileri
mkatalar
idp yazarı
*

Mesaj Sayısı: 150
Nerden:

Offline
« Yanıtla #20 :»

Değerli Abdülhamit kardeşim,

Kavramların islamileştirilmesi konusunda acizane bir yöntem önermeye çalıştım; bilemiyorum o makalemi okudunuz mu? Orada savunduğum fikir özetle şöyledir: bazı kavramlar islamileştirilebilir, bazıları islamileştirilemez. Bunu belirleyen, kavramın 'kök'ünde yer alan 'sabit' anlamdır. Örnek verdiğiniz demokrasi, özgürlük (siyasal içeriği ile), insan hakları, eşitlik (siyasal içeriği ile), hümanizm (siyasal içeriği ile) ve laiklik kavramları islamileştirilemez. Çünkü bu kavramların kökünde yer alan anlam, İslami kavramlarla çelişir. Ancak örneğin "İslami hareket" kavramı kanaatimce İslamileştirilebilir. Bu kavram 20. yüzyıldan önce İslam dünyasında kullanılmamıştır. Batılı 'toplumsal hareketler' kavramından çıkarılarak uyarlanmıştır. Ama İslamileştirilebilir. Çünkü bu kavramın hem terimsel hem de kavramsal anlamı, İslam'la çelişmemektedir. Zira buradaki 'hareket' basit anlamda da sosyal ve siyasal anlamda da İslam'la çelişki içermemektedir. İslami hareket denilince anlaşılan şey de, "İslam'ın siyasal iradesini topluma hakim kılmaya çalışan hareket"tir. Bu mananın İslam'a aykırı bir tarafı yoktur.
'Özgürlük' kavramına gelince, ben son yıllarda en çok bu kavramı eleştiriyorum. Çünkü bu kavramın Batı siyasal düşüncesi içerisinde 'merkezi' bir konumu olduğunu ve bizdeki zıddının da tam olarak 'ibadet' olduğunu düşünüyorum. (Biliyorsunuz ki Mevdudi'ye göre de, 'ibadet' kavramı Kur'an'ın en merkezi 4 kavramından biridir.) İbadet kavramını önceleyen bir Müslümanın da 'özgürlük' kavramını onaylayamayacağına inanıyorum. Bu konuda bizim camiamızda nacizane asgari düzeyde bir 'literatür' oluşturacak tartışmalar yapılmaya başladı. Ama henüz yeterli değildir. Bu konunun iyi işlenmesi gerekiyor. Çünkü bu, hem kendi terminolojimizi hem de Batı terminolojisini anlamak ve vukufiyet kesbetmek için önemli bir tartışma alanıdır. İnşallah dikkatli okurların da gayretiyle bu meseleyi çözer ve "ibadet vs. özgürlük" denklemini iyi anlarsak, 'düşüncenin okullaşması' olarak tanımladığım kavramın açılımlanması noktasında da önemli mesafeler alabileceğimizi düşünüyorum...
Logged
20 Nisan 2009, 12:15:24 ÖS 12
Üye Bilgileri
bilgekralaliya
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 52
Nerden:

WWW Offline
« Yanıtla #21 :»

Hocam, islamileştirilemez kavramlar arasında "Demokrasi"yi de göstermişsiniz. Açıkçası ben de kendi kavramlarımızla konuşmak taraftarıyım. Başka kavramları dönüştürmek hem artık mümkün görünmüyor ve hem de zaman alacaktır. Bununla beraber Aliya izzetbegoviç Demokrasi kavramına vurgu yapmakta ve SDA aslında, adının içindeki demokrasi kelimesi ile özdeş bir partidir. Müslüman bir düşünce ve aksiyon adamı olan Aliya'yı kendi şartları içinde mi değerlendirmek gerekir. Yoksa sizce Aliya demokrasi kavramını yanlış mı anlamlandırmıştır?

Bununla birlikte, bazı kavramların ve feri konuların, içinde bulunulan toplumla ilişkili olarak tedricen anlam kanacağını düşünüyorum. Örneğin Malcolm X'in müslüman Afro-amerikalılar hareketinde, başörtüsüz kadınların ve/veya bazı bayanların örtünme biçimlerinin islamiliği büyük tartışma konusu olabilecekken biz bunları hiç sorun etmiyoruz ve etmememiz de gerekir. Bana göre yeni yeni dönüşen bir toplum için öncelikler bellidir. Bu anlamda asli ve feri sıralamasını gözetmemiz gerektiğini düşünüyorum.

 Yada kırgız toplumunda "kımız, sarhoş edici bir içki olmasına rağmen"  kendini geleneksel anlamda müslüman olarak tanımlayan bu toplumda kımız içilmektedir. Bunu da feri kabul edip toplum dönüştükten sonra tedrici bir biçimde normalleşmenin sağlanmasını toplum inşaası anlamında değerlendirmeye alamaz mıyız?

Bu anlamda Aliya örneğini kavramların, içinde bulunulan toplumun zihin dünyasındaki anlamına göre değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Siz ne düşünüyorsunuz? Aksiyon anlamında ise Kımız ve başörtüsü örneğini verdim. Bir toplumun inşaası esnasında feri hususlarda geçişlilik esasının çok önemli olduğunu, tedrici bir geçişin sağlanmasının toplum içindeki travmatik vak'aları engelleyeceği kanaatindeyim. Sizin bu konudaki fikrinizi merak ediyorum.

Saygı ve muhabbetle...
« Son Düzenleme: 20 Nisan 2009, 12:21:56 ÖS 12 Gönderen: bilgekralaliya » Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
20 Nisan 2009, 12:19:06 ÖS 12
Üye Bilgileri
abdulhamit
ALLAH RAHMET EYLESİN
*

Mesaj Sayısı: 2522
Nerden:

Offline
« Yanıtla #22 :»

VERDİĞİNİZ CEVABLAR İÇİN ÖNCELİKLE TEŞEKKÜR EDERİM.

AMA DEMOKRASİ KAVRAMININ NEDEN İSLAMLA BAĞDAŞMADIĞINI HALA ANLAYABİLMİŞ DEĞİLİM ?

iSLAMDA DEMOKRASİ  kavramın özü var mıdır , yok mudur ?

Nisa sur.58: Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür.

Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi emreder derken

BU AYET TEFSİRİNE GÖRE BANA GÖRE DEMOKRASİYE ATIF YAPILMIŞTIR Kİ, İŞTE

O Halde bu ayet ifadesine göre Allah bir hüküm belirtmiş ise artık birey ve toplumun seçme hakkı yoktur

ÇÜNKÜ YUKARIDAKİ AYET İFADESİNE GÖRE TOPLUM YÖNETİCİLERİNİ HANGİSİ MAHİR İSE O KİŞİ VEYA KİŞİLERİ BELİRLEYECEK VE SEÇECEKTİR

Fakat ne garip ki, islamın özü olan bu kavramı biz değil batılılar sahiplenmiştir. Ve bu yönetim şekli insanlığın yeni icadı olarak sunulmuş ve benimsenmiştir.

MÜSADENİZLE ÇOK ÖNEMLİ GÖRDÜĞÜM BİR SORUYU DA ŞÖYLE SORMAK İSTİYORUM VE SİZE TEŞEKKÜR EDİYORUM

Her seçim sürecinde “oy vermek caizmidir?” konusu Müslümanlar arasında tartışma konusu olagelmiştir. Bu konu üzerinden sistem içi sistem dışı mücadele farklılığı nedir ? “oy vermeyen vebal altında kalır”  iftatından “oy veren küfre”  girer tefriti  arasında duruşumuz ne olmalıdır
 

« Son Düzenleme: 20 Nisan 2009, 12:28:00 ÖS 12 Gönderen: abdulhamit » Logged
20 Nisan 2009, 12:28:59 ÖS 12
Üye Bilgileri
mkatalar
idp yazarı
*

Mesaj Sayısı: 150
Nerden:

Offline
« Yanıtla #23 :»

Değerli bilge kral Aliya kardeşim,

Bendenize göre, kavramların İslamileştirilmesi konusundaki hassasiyeti elden bırakmadan ama 'itidalli' bir üslup kullanarak bu konulara cevap bulabiliriz. Bence Aliya veya bir başka saygın kişi, bir konuda bir yanlış yapmışsa, ona 'yanlış' demek gerekir. Çünkü aksi taktirde yanlışın meşrulaştırılması gibi bir vebal altına gireriz. Bir yanlışı filanca kişi yapınca yanlış, falanca kişi yapınca doğru oluyorsa, o zaman ortada 'ilke' diye bir şey kalmaz. Bence müslüman olarak bu hususa çok dikkat etmemiz lazım. Ama bu yanlışı Aliya yaptı diye, Aliya'yı veya başka bir saygın kişiyi yerin dibine de geçirmemiz gerekmez! Buralarda da dengeyi, hakkı, adaleti gözetmemiz gerekir. Özetle, yakinen bilmiyorum ama sizin dediğiniz gibi Aliya 'demokrasi' kavramını olumlu manada kullanıyor. Bence yanlış yapmıştır. Burada bir parantez açarak şunu söyleyebilirim: bu yanlışı o değil, cümle alem de yapıyor. Demokrasi, özgürlük ve insan hakları gibi kavramlar konusunda 'sakınımlı' bir dil kullanmayı becermek ayrı ve zorlu bir iştir. Mesela Mevdudi de İslam'ın bir nevi 'teo-demokrasi' (yani dini demokrasi) olarak adlandırılabileceğini söylemiştir ki, o da yanılmıştır. Aslında Aliya'nın da Mevdudi'nin de kastının ne olduğunu biliyoruz. Kasıt konusunda bir sıkıntı yoktur. Fakat terminoloji yanlıştır. Bu da vurgulanmalıdır. İşte " 'düşüncenin okullaşması' konusunda sıkıntı yaşıyoruz" derken bunu kast ediyorum. Bize ait, 'orjinal' bir dilin oluşturulması noktasında bunlara dikkat etmemiz gerekir.
Ancak 'aşamalı tebliğ' olarak da adlandırabileceğimiz stratejiyi zaman zaman uygulayabiliriz: burada 'zaruret' olarak gösterilen şeylerin gerçekten zaruret olup olmadığına bakılır. Zaruret olarak görülürse, üstüne gidilmez. Mesela bendeniz başörtüsünün Kur'an'ın emri olduğuna inananıyorum: bunu hangi gerekçeyle olursa olsun takmamamın bir 'günah' olduğunu da söylüyorum. Ama kendi etrafımda da bir çok kişinin bunu yaptığını biliyorum; fakat onları her Allah'ın günü sıkıştırıp, "bu yaptığınız günah" diyerek de sıkıştırmıyorum! Burada şöyle bir hassasiyete dikkat edilmeli bence: eğer birine bir şey yapma diyorsanız, alternatifini yapabileceği şartları hazırlamanız gerekir. Esas kural budur. Bunu hazırlamadıysanız, yapılan iş yanlış olsa bile, kişiyi seçeneksiz bırakma yükünü siz omuzlamış oluyorsunuz. Yani o kişi başını açmakla sorumlu oluyor, siz de ona tercih edebileceği başka bir seçeneği sunmamakla sorumlu oluyorsunuz. Bu sorumlulukların hangisinin daha ağır olduğu konusu da kimi zaman 'göreceli'dir. Onu da söylemekte yarar var...
Logged
20 Nisan 2009, 12:47:12 ÖS 12
Üye Bilgileri
mkatalar
idp yazarı
*

Mesaj Sayısı: 150
Nerden:

Offline
« Yanıtla #24 :»

Değerli Abdülhamit kardeşim,

Demokrasi, malumunuz 'halkın iradesi' demek. Kavramsal yöntemimiz tekrarlayacak olursak, bu yönetim biçiminde halkın iradesi asıldır. Yani bu, halkın iradesinin üzerine hiç bir irade geçemez demektir. Şimdi sorun burada çıkıyor zaten. Yani sorun, demokrasilerde Allah'ın iradesi ile halkın iradesi arasındaki zıtlıktan kaynaklanıyor. Mevdudi, sizin söylediğinize yakın bir şey söylüyor ve demokrasiyi sadece 'seçim süreçleri'yle ilgili bir kavram olarak görüyor. Bence yanılıyor. Demokrasi, temelinde 'özgürlük' (ve modern dönemde 'insan hakları' ve 'eşitlik') kavramlarının bulundu bir kavramdır ve buradaki 'özgürlük' de 'human' olarak tanımlanan ve insanın serbest iradesiyle alacağı kararların temel itibarıyla 'hak açısından' sorgulanamayacağını ima eden bir kavramdır. Yani Batılı 'özgürlük' anlayışında kişi, zina edebilir, içki içebilir, uyuşturucu kullanabilir. Bu 'bireysel' kararlarına kimse 'müdahale' etme hakkına sahip değildir. (John Stuart Mill'in 'Özgürlük Üzerine' adlı kitabını, bu tezi en net ifadelerle savunan bir kitap olarak okumanızı salık veririm.) Çünkü bu 'human' (yani 'insan') 'rasyonel' bir bireydir. Bireyin bu konulardaki 'hak'kına kimse 'tecavüz' edemez! O yüzdendir ki 'genelevler' özgürlük kavramı üzerine inşa olunmuş demokrasilerde 'yasal' olarak açılabilen, vergisini verdiği sürece de müdahale edilemeyen kurumlardır. Çünkü bu özgürlük anlayışında kişi bedeni üzerinde 'tam tasarruf' hakkına sahiptir. Bir başkası da buna karışamaz...
Şimdi özgürlük kavramı özetle bu içerikle tanımlandığı için, demokrasiler de bu tanıma uygun 'özgür birey'lerden oluşan bir toplum olduğu için, bu toplumların yasama organı olan Meclis'lerde örneğin genelevlerin kapatılması, içki satışının açık yerlerde yasaklanması gibi konular kanun teklifi olarak bile verilemezler. Çünkü bu 'haklar' bu demokrasilerin 'Anayasa'larında korunmuştur!
Dolayısıyla bana göre, demokrasi, hem kavram olarak hem de 'uygulama' açısından bakıldığında, İslamlaştırılabilecek bir kavram değildir...

Hal böyle olunca, demokratik bir sistemde kurulacak partiler de (ister istemez) bu ideallere bağlılıklarını ifade etmelidirler. Zaten bu yüzdendir ki en 'dinci' görünen partiler bile demokrasilerde tüzüklerinde 'İslami' kavramları kullanamazlar. Bendeniz Master Tezi'mde, Türkiye'deki partileri incelerken, o zamanki Refah Partisi ve MÇP'nin de tüzük ve programlarına bakmıştım. Diğer partilerin tüzük ve programları zaten laik üslupla yazılmıştı. Fakat ilginç olanı, MÇP'nin programında 'İslam' kelimesi defaatle geçerken ve bir kültür unsuru olarak övülürken (çünkü bu parti resmi Türk-İslam sentezi kavramını olumluyor), Refah partisinin tüzük ve programında İslam sözcüğü hiç bir yerde geçmiyordu. Sadece 'milli' değerler vs. ifadesi geçiyordu. Yani demem o ki, en sağda yer alan ve 'dinci' bilinen bir parti, resmi beyanlarında dinle ilgili bir ifade dahi kullanamıyor bu ülkede! Şimdi bu önemli bir husustur. Resmi beyanda amacınızı açıkça ifade edemiyorsanız, bana göre, aslında yoksunuz demektir. (Tabii öyle bir amaç gerçekte var mı, o da ayrı bir tartışma konusu!). Ben söylemin gücüne inanan biriyim. Nice sahabi biliyoruz ki, ölüm tehdidi altında bile sözünden dönmemiştir. Ancak Ammar'a yaptığı için izin verilmiştir; o da "bile bile" (veya bizim amiyane tabiriyle 'pisi pisine') ölme riskinin bulunduğu durumlar için geçerlidir. Bu noktada taviz vermek, ölümcüldür. O nedenle, bunları söylüyorum. Zaten bu partilerin 'gerçek' niyeti de, gizli yerlerde söyledikleri gibi 'hizmet' vs. değildir. 40 yıldır yapılanlara bakıldığında, bu işlerin basit bir siyasi rant meselesi olduğunu görmek zor değildir. Bir de insanın 40 yıl olumlamadığı bir ortamda bulunması durumunda, başta temiz olsa bile, sonda temiz kalamayacağı gerçeğine de gözlerimizi kapamamamız gerekir. Bu şartlar altında, ilkesel olarak, olumlanmayan parti, kişi veya gruplara, destek beyanı mahiyetinde oy vermenin doğru olmadığı açıktır. Dahası, bana göre, kişi destekleyeceği bir siyasal oluşum yoksa, yani oy vereceği bir partisi yoksa, oy vermemelidir. Çünkü aksi taktirde 'çıkarcı'  davranmış olur. İlkeli davranmak isteyen kişi, ya kendi partisini kurar ya da başka parti veya partilere oy vermez. Bir kişi de, eğer bir partinin ilkelerini beğeniyorsa, oyunu o partiye vermelidir. O yüzden, herkes yaptığı şeyi bilinçli yapsın; bilgisizce ve kime niçin oy verdiğini bilmeden, başkalarının sözlerine bakarak oy (veya başka bir şey) vermesin. O zaman sorunu 'fıkhi' terimlerde tartışma açmazından kurtulmamız daha kolay olacaktır...
Logged
20 Nisan 2009, 12:48:35 ÖS 12
Üye Bilgileri
bilgekralaliya
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 52
Nerden:

WWW Offline
« Yanıtla #25 :»

Yani yerel şartlar ne olursa olsun. Dünyada "Demokrasi"nin anlamı ayrıdır. islamın karşısına konumlanmış bir ideolojidir bu anlamda ne şart ve gerekçe ile kullanılırsa kullanılsın yanlış yapılmış olur diyorsunuz? Ben bu meseleinin demokrasiyi bir ideoloji olarak görmekle bir kavram olarak görmek arasındaki ayrımla ilgili olduğunu düşünüyorum.

Eğer demokrasi bir ideoloji ise "İslam yada Allahın kitabı neyinize yetmiyor ki" diyebiliriz. Çünkü sosyalizm de bir ideolojidir ve müslümanlığın karşısına konumlanmıştır. İslam da dahil diğer din ve ideolojilere karşı bir alternatif görünümündedir.

Fakat demokrasiyi bir "Kavram" olarak değerlendirirsek, muhattaplarımızla aynı lisanı konuşabilmek adına, yani sırf anlaşabilmek adına kullanılabilir bir kavram olduğu kanaatindeyim. Fakat bu kavramın içinin ne ile doldurulacağını önemli ölçüde önemsiyorum. Yani kavramın içeriğini biz doldurmadıktan sonra, bir "kavram" olarak kullanılmasının da sakıncalı olduğu kanaatindeyim. Çünkü ben "yahudiler kendilerine indirilenle hükmetsinler, nasraniler kendilerine indirilenle hükmetsinler ve sen de kendine indirilenle hükmet" (maide 42, 43, 44 yanılmıyorsam) şeklinde özetleyebileceğim daha geniş yelpazesi olan bir inancın müntesibiyim (demokrasi ötesi). Bu anlamda demokrasi kavramının içeriği bizim istediğimiz şekilde doldurulup dönüştürülemez mi? yani yerel bir lisan geliştirilemez mi? Çünkü söylediklerimizi özet olarak söyleyebileceğimiz "Demokrasi" gibi bir kavram geliştiremediğimizi yada ben bile duymadıysam ve öyle bir kavram varsa yaygın bir kullanıma sahip olmadığını düşünüyorum. Bir toplumu dönüştürme niyetinde olan bizlerin, örneğin "zekat" kelimesini "malın tezkiyesi" anlamında bir kavrama dönüştüren bir dine inanıyorsak bu toplum içinde de demokrasiyi içeriği geliştirilebilir bir "KAVRAM" olarak kullanamaz mıyız?

Demokrasi, sizin anladığınız anlamıyla nedir? belkide en başta sormamız gereken soruydu... Anladığım kadarıyla bir ideoloji olarak görüyorsunuz. Bir kavramın bizim olabilmesi için Arapça mı olması gerekir? Bir kavramın bizim kavramımız olabilmesi iç
in gerekli şart nedir?

selam ile...
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
20 Nisan 2009, 12:50:02 ÖS 12
Üye Bilgileri
bilgekralaliya
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 52
Nerden:

WWW Offline
« Yanıtla #26 :»

Hocam Abdulhamid kardeşime verdiğiniz cevapta benim için özet bilgiler mevcut. Fakat benim sorularımın tam karşılığı değil. Uzattığım için kusura bakmayın. Sorularım biribir ile bağlantılı olduğu için sizin abdulhamit kardeşime sorduğunuz ve benim cevaplarını aldığım kısımlarını kesemedim. haklarınızı helal ediniz
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
20 Nisan 2009, 01:04:52 ÖS 13
Üye Bilgileri
mkatalar
idp yazarı
*

Mesaj Sayısı: 150
Nerden:

Offline
« Yanıtla #27 :»

Değerli bilge kral Aliya kardeşim,

Demokrasi kavramını özetle tanımlamaya çalıştım. Ama sizin ikinci değininizde üzerinde durulması gereken bir başka 'önemli' konu var ki onun üzerinde biraz daha durabiliriz. Bu da 'kavramların içerisine yeni anlamlar pompalanıp pompalanamayacağ' meselesidir. Bunu da aslında 'kavramların islamileştirilmesinde yöntem' konusunda ifade etmeye çalışmıştım. Fakat burada biraz daha açabiliriz. Malumunuz ben kavramın özünde yatan 'sabit anlam'ı esas alma taraftarıyım. Dolayısıyla bu sabit anlamın bulunması, bu konuda önem arz eder. Ancak burada da bir zorluk vardır. Bu da lügatlerden kaynaklanmaktadır. Lügatlerde, bir kavramın birden çok anlamı, "aynı düzlemde" verildiği için, bir çok kişi burada yanılgıya düşmekte ve her bir anlamın 'ayrı ayrı' alınabileceğini sanmaktadırlar. Halbuki bu yöntem bana göre yanlıştır. Bence bir kavramın sabit bir anlamı vardır ve bu anlam özdedir. Diğer anlamlar, (eğer bu kavram subjektif etkilerle saptırılmamışsa) 'tali' anlamlardır. Bu tali anlamların da asıl anlamla bağını bulmak mümkündür. Ben bunu On Tez adlı kitabımda 'zikr' kavramı örneğinde yapmaya çalıştım. Bu kavramın aynı anda hem Kur'an, hem Tevrat, hem hatırlama, hem öğüt, hem namaz vs. anlamına gelmesi mümkün değildir. Fakat bu terimlerin 'hatırlama' sabit anlamıyla bağını kurmak mümkündür. Aynı şeyi siz demokrasi, bir başkası özgürlük, bir başkası sosyalizm, bir başka liberalizm, bir başkası insan hakları vs. üzerinde de yapabilir. Bendeniz bu yöntemi uyguladığımızda, tutarlı sonuçlara ulaşacağımızı düşünüyorum.
Ayrıca bana göre, 'tanımlı' ve bu tanım üzerinden 'yaygın kullanımı' bulunan kavramların içine yeni anlamlar pompalamak sonuç alınabilecek bir çaba değildir. Çünkü örneğin demokrasi kavramının içeriğine ne kadar başka (yani 'olumlu') anlamlar pompabalasanız bile, bu kavram 'tanımlı'dır ve çıktığı coğrafyadaki yaygın kullanımı nedeniyle, bu yeni anlamı kabul etmez ve dışlar. Belki dar bir çevrede bu anlamı benimsetmeniz mümkündür, ama genel entelektüel camia bu yaklaşımı onaylamaz. Dolayısıyla, kavramların 'tanımlı' içeriklerini kabul edip ona göre tavır belirlemek daha doğrudur. Mesela siz aynı yaklaşımın 'İslam' için yapıldığını düşünsenize. (Nitekim tarihte bir çok gulat mezhep bunu yapmıştır; mesela kavramların içeriğine müdahale etme cüreti bakımından tasavvuf ve felsefe akımlarının yaptığı da pek farklı değildir!) Birine göre İslam şu manaya gelir, ötekine göre bu manaya gelir! Peki o zaman ortada tartışma yapılacak bir vasat kalır mı? O yüzden, 'tanımlı' alan üzerinden gitmek her zaman daha iyidir ve tutarlı olmak bakımından da daha emin bir yoldur!

Logged
20 Nisan 2009, 01:07:40 ÖS 13
Üye Bilgileri
mkatalar
idp yazarı
*

Mesaj Sayısı: 150
Nerden:

Offline
« Yanıtla #28 :»

Değerli kardeşler! Bir öğle arası molası verelim mi! Ne de olsa nefsimizin de üzerimizde hakkı var! Smiley)
Logged
20 Nisan 2009, 01:07:52 ÖS 13
Üye Bilgileri
eliflamra
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 1313
Nerden:

Offline
« Yanıtla #29 :»

Selamun Aleykum
Forumumuza hoşgeldiniz Kürşat abi
Abdulhamit abinin sorduğu oy verme konusu...
en çok tartıştığımız konulardan biri devlet ve devlete karşı tutumumuz
devletin başına geçenelr tarafından yönetiliyoruz
devlet okullarında okuyorz
devlet işinde çalışıyoruz
yani br şekilde devletle muhatap oluyoruz...
Alıntı
İlkeli davranmak isteyen kişi, ya kendi partisini kurar ya da başka parti veya partilere oy vermez.
oy vermeyince srun ortadan kalkıyor mu
ya da hala! ilkeli bir parti kuracak babayiğit yok mu  Smiley

Ercümet Özkan ile islami hareketler üzerine yaptığınız söyleşiyi bir solukta okudum.çünkü sonunda nasıl bir çözüm getirilecek merak ettim
müslümanlar bu gidiş nereye diyoruz
hataları tespit ediyoruz
ancak haraket kısmında takılıyorz
elimizde birçok örnek var
Ercüment beyin siyasi açıdan ferasetli bulduğu (dini açıdan değil) Humeyni...
bir dönem bilfiil çalıştığı hizbuttahrir.....
ihvan vsss
sizce bunlardan gerekli olan dersi almıyor muyuz(sanki her gelen başa sarıyor)
görmek istediğimiz tablo çok mu ütopik


iktibasın ilkeleri ve çalışmaları neler?

Stk ların çalışmalarını nasıl buluyorsunuz destekliyor musunuz

Logged
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 17   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.193 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu