Haftanın Konuğu ''M.Kürşat ATALAR''

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > HOŞGELDİNİZ > İDP KONUKLARI > Önceki Konuklar > Haftanın Konuğu ''M.Kürşat ATALAR''
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1] 2 3 ... 17   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: Haftanın Konuğu ''M.Kürşat ATALAR''  (Okunma Sayısı 9769 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
20 Nisan 2009, 12:37:54 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
eliflamra
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 1313
Nerden:

Offline
« :»

   
                                           
                     Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

''Eğer dev, uyanmışsa, üzerindeki uyku sersemliğini atana kadar, düşecek ve kalkacaktır. Ancak ‘kendine geldiğinde’, o zaman eski günlerine geri dönecektir. ''


Bu haftaki konuğumuz

   İslam terimleriyle;sahih bir müslüman zihni oluşturmak isteyen

İktibas Dergisi yayın kurulu üyesi 

   


 M.KÜRŞAT ATALAR







Logged
20 Nisan 2009, 12:40:10 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
eliflamra
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 1313
Nerden:

Offline
« Yanıtla #1 :»

                          Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Mehmet Kürşat ATALAR


1965’ te Ankara da doğdu.1990 yılında ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Aynı bölümde 1994 yılında yüksek lisans programını, 2002 yılında doktorasını tamamladı.

1988 yılından beri İktibas, Girişim, Kalem ve Onur, Nida gibi çeşitli dergi ve yayın organlarında makale ve çevirileri yayınlandı. Halen İktibas Dergisi yayın kurulu üyeliği görevini yürütmektedir.

Eserleri :
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Düşüncede Devrim  Anlam Yayınları

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

On Tez    Anlam Yayınları


Çevirileri :


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
“Kuran'ın Zihni İnşası” , Seyyid Abdullatif


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
“Batı Düşüncesinde İslam” Albert hourani


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
“Modern Küresel Sistem” Immanuel Wallerstein
« Son Düzenleme: 20 Nisan 2009, 12:45:53 ÖÖ 00 Gönderen: eliflamra » Logged
20 Nisan 2009, 09:43:31 ÖÖ 09
Üye Bilgileri
narcicegi
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 1742
Nerden:

Offline
« Yanıtla #2 :»

Davetimizi kabul edip sitemize geldiğiniz için çok teşekkür ediyoruz.
Allah razı olsun.
İlk soruyu ben sorayım izninizle:

Türkiye'de Müslüman kesimde tevhidi uyanış sürecinin başladığı 80 li yıllardan bugüne ne kadar yol katedilmiştir. Ve tevhidi uyanış sürecinde Müslümanlar arasında neden bütüncül bir yapı görmek yerine birbirine alternatif oluşturma ve hatta ötekini yanlış yolda görme eğilimleri görülmektedir. Tevhidi duyarlılığa sahip kesimlerde  bile bu hizipçilik görülürse islamii bir  yaşam biçimi kurmak mümkün müdür ?

Şimdiden teşekkür ederim...
« Son Düzenleme: 20 Nisan 2009, 09:44:48 ÖÖ 09 Gönderen: narcicegi » Logged
20 Nisan 2009, 09:49:38 ÖÖ 09
Üye Bilgileri
mkatalar
idp yazarı
*

Mesaj Sayısı: 150
Nerden:

Offline
« Yanıtla #3 :»

Değerli narçiçeği kardeşim,

Vahdet noktasında yaşanan sorunların 'düşünsel yetkinlik' düzeyinden kaynaklandığına inanıyorum. Yani vahdet çağrılarının anlamlı ve olumlu sonuç verebilmesi için, asgari düzeyde yetkin bir 'düşünce birikimi' olmalıdır. Bu olmadığı zaman, 'ilmi otorite' eksikliği ortaya çıkar. Bu da yoksa, çağrıya icabet edecek kişilerin kalpleri 'yeterince' tatmin olmaz. Kalpler yeterince tatmin olmayınca da, organizasyonel potansiyeller 'yeterince' açığa çıkmaz. Ve sonuç itibarıyla istenen vahdet, 'istenilen düzeyde' gerçekleşmez. Sorunuza bu şekilde özet cevap verebilirim.
Logged
20 Nisan 2009, 09:52:20 ÖÖ 09
Üye Bilgileri
mkatalar
idp yazarı
*

Mesaj Sayısı: 150
Nerden:

Offline
« Yanıtla #4 :»

Değerli İslami Düşünce Platformu üyeleri,

aslında bir tanışma mesajı yazıp göndermiştim ama görüyorum ki ilk mesaj olarak narçiçeğinin sorusuna verdiğim cevap çıkmış. Halbuki önce tanışmamız gerekiyordu:))

Neyse ben tekrar hepinize merhaba diyorum. İnşallah hayırlı bir sohbet gerçekleştiririz. Nazik daveti için site yöneticisi kardeşime teşekkür ediyorum; ayrıca sohbete dahil olacak kardeşlerime de şimdiden selamlarımı iletiyorum...
Logged
20 Nisan 2009, 09:57:00 ÖÖ 09
Üye Bilgileri
FECR
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 2156
Nerden:
Selam Hidayete Tabi Olana


WWW Offline
« Yanıtla #5 :»

Kürşat Abi
Haftanın konuğu olarak foruma katıldığınızdan dolayı teşekkür ederiz
1980 yıllardaki islami süreçten geçmiş birisi olarak 1980-1990 yılları arasındaki düşünsel ve ameli olarak müslümanların durumunu ve 1990-2009 yılları arasındaki islami hareketlerin seyrini değerlendirmek gerekirse ne söylemek istersiniz?
Logged

Selam Hidayete Tabi Olanlara

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
20 Nisan 2009, 10:01:47 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
narcicegi
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 1742
Nerden:

Offline
« Yanıtla #6 :»

Karşılama sırasındaki telaşımızdan dolayı kusurumuza bakmayın Smiley

Cevabınız için teşekkür ediyorum.

Son yıllarda tasavvufa karşı ağır eleştiriler artma eğilimi göstermektedir. Her alanda olduğu gibi tasavvufta da sapmalar, yanılgılar olabileceğini kabul edip, ıslah etmek yerine toptan reddetmek ve hatta gayri islamii bir inanç yapısı olduğunu iddia etmek  ne kadar doğrudur ?
Logged
20 Nisan 2009, 10:05:28 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
mkatalar
idp yazarı
*

Mesaj Sayısı: 150
Nerden:

Offline
« Yanıtla #7 :»

Merhaba değerli kardeşim,

1980-90 arası, malum 'heyecan-yoğun' bir dönemdi. İslami bilinçlenme 'genel başlıklar' altında gerçekleştiği için, bugün ayrışmış olan gruplar o gün 'topluca' aynı konuları tartışırdı. Bu da 'canlı' bir tartışma ortamının ortaya çıkmasına neden oluyordu. Ancak her gelişme veya evrilme sürecinin doğal sonucu olarak, İslami uyanış süreci de zaman içerisinde bazı başlıkların daha öne çıkmasına, bazılarının geri plana itilmesine, bazılarının da unutulmasına yol açtı. Bu tür süreçlerin 'doğal' bir yanı vardır; bunu çok fazla da büyütmemek gerekir. Süreç içerisinde, olumlu yönlerin öne çıkmasını ya da çıkmamasını belirleyen de, yine o sürece yön veren kesimlerin 'düşünsel yetkinlikleri'dir. Bu noktada ciddi zaaflar bulunduğu için, 1990-2009 arasında, organizasyonel güçlülük açısından gerilemeler oldu. Ancak 'düşüncenin gelişimi' organizasyonel gelişimle her zaman aynı trendi göstermez. Daha doğrusu, bu ikisi arasındaki ilişki, "düşüncenin gelişiminden organizasyonel gelişime doğru" şeklindedir. Yani özetle söyleyecek olursak, 1980-90 arasında, düşüncenin gelişim düzeyi, ciddi bir toplumsal dönüşümü gerçekleştirecek boyutta olmadığı için, daha sonraki dönemde organizasyonel çözülmeler yaşandı. O yüzden, Müslümanlar olarak, düşüncenin gelişimi üzerinde odaklaşmamız gerekiyor. Yani Kur'an'ın ifadesiyle "ilimde derinleşme"yi sağlamamız gerekiyor. Elbette bu, organizasyonel faaliyetlerin terk edilmesi anlamına gelmez. İkisi bir arada yürüyecektir; ancak ilkine her zaman daha fazla hassasiyet göstererek. Bilmemiz gereken de şudur: ilkindeki zaaf, daima ikincisindeki zaafı beraberinde getirir. Ya da bunu şöyle de ifade edebiliriz: ikincisindeki  zaaf, daima ilkindeki zaaftan kaynaklanır. O halde, biz de zaaflarımızın kökenlerine inmeli ve öncelikle oradaki sorunu çözmeye çalışmalıyız...
Logged
20 Nisan 2009, 10:16:42 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
mkatalar
idp yazarı
*

Mesaj Sayısı: 150
Nerden:

Offline
« Yanıtla #8 :»

Değerli narçiçeği kardeşim,

Tasavvuf konusunu farklı açılardan değerlendirmek gerekir. Genellikle bu konu 'itikadi' açıdan değerlendirilmiştir ki, Müslümanları da öncelikle ilgilendirmesi gereken nokta burasıdır. Tasavvufun farklı kolları olduğunu biliyoruz. Bazıları özellikle 'zühd', 'rabıta', 'riyazet' kavramlarını öne çıkaran bir yaklaşımı benimsemiş ve 'ameli saflaşma'yı sağlamaya çalışmışlardır. Tarikatların (Kadiri, Nakşi, Senusi gibi) yoğunlaştıkları yön burasıdır. Bazıları da 'felsefi' kavramları öncelemiş ve hepimizin bildiği gibi 'vahdet-i vücud' felsefesi etrafında bir terminoloji geliştirmişlerdir. İkinci grupta, 'şirk' unsuru görüşler çoktur. Hallac, Beyazıd-i Bistami, Sühreverdi ve İbni Arabi gibileri bunlar arasında sayabiliriz. Ancak şunu bilmeliyiz: tasavvufun ayrı bir 'ekol' olarak, kendine özgü 'kavramları' vardır ve bunlar hem fıkhi terminolojiden hem de kelamcıların terminolojisinden farklıdır. İşte bu fark noktasında bütün 'tasavvufi oluşumlar' ortaktır. Bendeniz, tasavvufun bu 'farklı' yönünün sonradan çıktığını, yani bu ekolün oluşumunda o dönemde yaşanan bazı siyasi ve sosyal olayların etkili olduğunu düşünüyorum. Buna da tasavvufun 'sosyolojisi' diyorum. Bu konu bizim aramızda fazla tartışılmıyor. Ama bence tartışılmalı. Tabiatıyla insan yaşadığı olaylardan vs. etkilenir. Toplumlar da öyledir. Müslümanlar, o dönemde ciddi siyasi buhranlar yaşadılar. Sonra sorunlarına çözüm bulamadılar ve 'içe yöneldiler.' İşte tasavvuf bir nevi 'toplumsal içe yönelme' sonucunda ortaya çıkmıştır. Toplum içine kapanmış ve potansiyellerini de yavaş yavaş yitirmeye başlamıştır. Bu konu da, itikadi boyutun dışında ayrıca ele alınacak, araştırılacak ve üzerinde yeni görüşler ileri sürülmeyi hak edecek bir konu olarak görünüyor bendenize...
Logged
20 Nisan 2009, 10:23:07 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
FECR
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 2156
Nerden:
Selam Hidayete Tabi Olana


WWW Offline
« Yanıtla #9 :»

Son zamanlarda islami camiada "İslamda evrim" tartışmaları gündeme gelmeye başladı.
Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Logged

Selam Hidayete Tabi Olanlara

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
20 Nisan 2009, 10:31:30 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
narcicegi
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 1742
Nerden:

Offline
« Yanıtla #10 :»

Bir ropörtajınızda,
İsrailde dine dayalı bir yönetim olmadığını, amerikadaki yahudi lobilerinin siyonist bir yapı taşımadığını , sadece israilin çıkarlarına öncelik vermeye çalıştıklarını söyleidniz.Oysa müslümanlar Amerikayı siyonistlerin yönettiğini ve israil ile vadedilmiş topraklardan yola çıkarak dünyaya hakim olma amacı güttüklerini düşünmeleri sizce bir abartı-paranoya mı?
Logged
20 Nisan 2009, 10:36:28 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
mkatalar
idp yazarı
*

Mesaj Sayısı: 150
Nerden:

Offline
« Yanıtla #11 :»

Evrimi meşrulaştırma çabalarını beyhude olarak görüyorum. Çünkü 'evrim teorisi'ne (ya da bütün bilimsel olduğu söylenen teorilere) saf bilimsel mantıkla bakılmamalıdır. Bu teorilerin ortaya atıldığı dönemin hakim paradigmalarını iyi bilmek ve onlarla bu teorilerin ilişkilerini yakalamak gerekir. Evrim teorisi ortaya atıldığında, Malthus'çu 'ayıklama' anlayışı sosyal bilimlerde de hakimdi. Yani bu şu demekti: "Modern olmayan ya da olamayan uluslar, ayıklanacaktır!" Darwin'in teorisi de bu teoriye destek verdi. Yani evrim teorisi aslında Malthus ve benzerlerinin savunduğu ayıklama teorilerinden etkilenerek ortaya atılmıştır. Yani burada 'iktidar ilişkileri'nin etkisi vardır ve bunu ihmal etmemek gerekir.

Gelelim evrim teorisinin 'bilimsel' çelişkilerine. Özellikle son 50 yılda gen teknoloji alanındaki yeni buluşların evrim teorisinin temelini ciddi biçimde sarstığı bilinmektedir. Çünkü organik canlılardaki özelliklerin genler aracılığıyla aktarıldığı eğer bir gerçekse, bu şu anlama gelir: çevresel faktörler belirleyici değildir. Eğer bu doğruysa, o zaman evrim teorisi çöker. Her ne kadar çevresel faktörlerin 'mutasyon'a yol açtığı söylenebiliyorsa da, benim bilebildiğim kadarıyla, Batılı bilim çevreleri kromozom yapılarının değişmediği yönündeki tezi daha ağırlıklı olarak destekliyorlar. Bu, bilim çevrelerinin Darwin'in öngördüğünden farklı bir yöne doğru evrildiğini gösteriyor. Yani özetle, Darwin'in görüşleri artık bugün daha fazlasıyla bir 'bilimsel gerçek' olarak değil, 'bilimsel teori' olarak kabul ediliyor.

Aslında bizim tarihimizde de 'evrim' anlayışını savunanlar olmuştur. Özellikle tasavvuf çevrelerinde canlıların basitten mütekamile doğru evrildikleriyle ilgili görüşler daha fazla yer bulmuştur. Benim bilebildiğim kadarıyla Mevlana'nın bu yönde bir görüşü var mesela. Bu tür 'aykırı' (ya da eksantirik) görüşlerin tasavvuf çevrelerinde niçin daha fazla rağbet gördüğü de tabii ki ayrıca tartışılması gereken bir konudur...
Logged
20 Nisan 2009, 10:51:55 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
bilgekralaliya
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 52
Nerden:

WWW Offline
« Yanıtla #12 :»

Selamun Aleyküm!

hocam öncelikle hoş geldiniz. Bir fransız atasözü der ki: kavramlarda anlaşamadığımız müddetçe hiçbir konuda anlaşamayız. Müslümanlardan bir kısmı kavramlara anakronizm derecesinde bir tarihselcilikle yaklaşıyor, bir kısmı ölçüsüz derecede bilimsel referans kullanıyor kuran kavramlarına yaklaşırken, öyle ki kuranı bir bilim kitabı zannediyorsunuz, bir kısmı tamamen edebi bir metin olarak yaklaşıyor ve herşeyin mecaz ve alegoriden oluştuğunu düşünüyor. Sizce müslümanlar nasıl ve ne zaman aynı dili konuşmaya başlayacaklar. Çünkü ben temel problemimizin bu olduğuna iyice kanaat getirdim.

teşekkür ederim
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
20 Nisan 2009, 10:52:18 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
mkatalar
idp yazarı
*

Mesaj Sayısı: 150
Nerden:

Offline
« Yanıtla #13 :»

Değerli narçiceği kardeşim,

Amerika'yı siyonistler yönetmemektedir. Amerika'yı Anglo-Sakson kökenden gelen 'beyaz'ların kurduğu 'seküler' bir iktidar eliti yönetmektedir. Buna bir 'güç bloku' da diyebiliriz. Bu blok, sivil-asker bürokrasi ve işadamı-sanayici ayaklarından oluşmaktadır. Bunların özellikle işadamı-sanayici ayağında 'Yahudi-kökenli' multimilyarderler vardır. Bu doğrudur. Fakat bu başka bir şeydir; Amerika'yı Yahudi-kökenli bu zenginlerin yönetmesi başka şeydir. Böyle bir şey yoktur ve bir ve sadece basit propaganda malzemesidir. Bunu, İslam dünyasında, kitlelere şirin görünen ve oy avcılığı yapan dini görünümlü siyasiler kullanmaktadır. Böylece sahte bir 'düşman' oluşturarak, muhafazakar kitlelerin oylarını kendi partilerinde toplamaya çalışmaktadırlar. Amerika'daki siyasal sistem, kendi ifadeleriyle, 'pluralist' (yani 'çoğulcu') bir sistemdir. Buradaki mantık şudur: 'interest groups' (çıkar grupları')nın siyasal talepleri meclis'e (Temsilciler Meclisi'ne) yansımalıdır. Bunun içinde 'lobiler' de vardır. İşte Yahudi lobisi, Ermeni lobisi, Türk lobisi... vs. Yahudi lobisi de bu lobilerin arasındadır. Evet, etkili bir lobidir ama sonuçta sadece bir lobidir. Malum 'para'nın egemen olduğu bir dünyada ne kadar zengininiz varsa, o kadar etkiniz var demektir. Ama şunu da unutmalayım ki, "para herşey değildir!" Zira Amerikan sisteminde bir de Senatörler vardır. Senatörler aslında bir anlamda sistemin 'denetim'i görevini de üstlenmişlerdir. O yüzden, iktidar ilişkileri Amerika'da da geçerlidir. Zaten hiç bir ülkede bir 'siyasal erk' yoksa, 'devlet' denilen varlıktan da söz edilemez. Siyasal erkin varlığı ise, malum 'iktidar araçları'na gerek duyar. Ordu da bunlardan biridir mesela. Ya da medya da 'kısmen' böyledir. Amerika'da da medya, en nihayetinde, kurulu sisteme zarar verecek bir oluşuma çanak tutamaz. Washington Post ve New York Times'in 11 Eylül olaylarından sonra yaptığı yayınlara bakıldığında bu görülebilir. Bizde medya nasıl darbelerden sonra hemen "asker-yanlısı" oluveriyorsa, başka ülkelerde de 'güvenlik kaygıları' öne çıktığında medyanın tutumu farklı olmaz. Bu, o devletin varlık meselesiyle ilgili olduğu için böyledir. Bunu da anlamak zor olmasa gerektir.
Arz-ı Mev'ud'a gelince, bu da İsrail 'ulus-devleti'nin siyasetçilerinin iç politika malzemesi olarak kullandıkları bir kavramdır. İsrail'in verili küresel siyasal şartlarda, bu kavrama göre bir politika gütmesi mümkün değildir. Bunu yapsa, başta Amerika karşı çıkar. Çünkü bu, Ortadoğu'da dengelerin bozulması demektir. Bunu da en çok Ortadoğu'da dengeleri korumaya çalışan Amerika istemez...
Logged
20 Nisan 2009, 10:57:33 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
mkatalar
idp yazarı
*

Mesaj Sayısı: 150
Nerden:

Offline
« Yanıtla #14 :»

Değerli bilge kral Aliya kardeşim,

Tespitin doğru. Fransızlar da doğru tespit yapmışlar. Bilimsel, edebi, tarihsel... vs. dillerin olması bize şunu gösterir: 'ortak bir dil' oluşmamış. Ortak bir dil, 'ekol' oluşumuyla alakalıdır (Buna mezhepleşme de diyebiliriz). Eger düşünceler bir ekol tutarlılığı içerisinde serd edilemiyorsa, bu dağınık tablo normaldir. Yani sorun, 'düşüncenin sistematikleşememesi'den kaynaklanmaktadır. Düşüncenin sistematikleşememesi de, ilmi düzeyin düşük olduğunu gösterir. O zaman ne yapıp edip düşünce düzeyimizi (yani en genel anlamda bilgi seviyemizi) yükseltmemiz lazımdır. İşte o zaman 'aynı dili' konuşmaya başlayabiliriz...
Logged
Sayfa: [1] 2 3 ... 17   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.177 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu