Hükümeti devirmek için yemin ettiler

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > GÜNDEMDEKİLER > Haberler > Ülkemizden >  Hükümeti devirmek için yemin ettiler
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: Hükümeti devirmek için yemin ettiler  (Okunma Sayısı 235 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
23 Mart 2009, 12:32:23 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
şimal
Aktif Üye
***
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 401
Nerden:

Offline
« :»

(Batılın böyle delaleti var ,putunu kendi yapar kendi tapar,işlerine gelmeyincede böyle...Allah milleti hepinizin şerrinden korusun..hoş ,siz değişmedikçede.. unutulmamalı)


 Hükümeti devirmek için yemin ettiler

Cumhuriyet yazarları: "Hükümetin devrilmesi için çalışmazsak namerdiz"

Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'ın kitaplarını imzalamak için bir araya gelen yazarlar, hükümeti devirmek için çalışacaklarına yemin etti. Deniz Som, "Hükümetin devrilmesi için çalışmazsam namerdim" derken; Ümit Zileli ise hükümetin yıkılmasında birazcık pay sahibi olabilmeleri halinde onur duyacaklarını söyledi.

Atatürk Kültür Merkezi'nde açılan kitaf fuarında bir araya gelen Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Deniz Som, Ali Şirmen, Alev Coşkun, Ümit Zileli ve Serdar Kızık, tutuklanan Mustafa Balbay'ın kitaplarını imzaladı.

Daha sonra yazarlar, okuyuculara bir takım konuşmalar yaptı. Bursa'daki kitap fuarında söylenen "Bu hükümeti yıkmak benim görevimdir" sözünü hatırlatan Deniz Som, "Demokratik hakları kullanarak bu hükümetin devrilmesi için çalışmazsam namerdim" dedi.

ZİLELİ'DEN BALBAY'A DESTEK
Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Ümit Zileli ise Mustafa Balbay'ın söylediği her söz, yazdığı her yazı ve konferansta söylediklerinin altına sadece imza atmayacağını, bundan şeref duyacağını belirtti. "Biz bu hükümetin yıkılması gerektiğini yıllardır yazıyoruz." diyen Zileli, bütün hakları sonuna dek kullanarak bu hükümetin yıkılmasında birazcık pay sahibi olabilmeleri halinde bundan onur duyacaklarını vurguladı.

Kendilerine yapıştırılmaya kalkışılan suçların ancak göğüslerinde birer şeref nişanesi olacağını dile getiren Zileli, "Hele adlarını anmayı bile gereksiz gördüğüm bu tetikçilerin, ahlaksızların sözleri bizim için ancak ve ancak şeref nişanesi olur. Biz sonuna kadar yazmayı da çizmeyi de konuşmayı da sürdüreceğiz. Ama diyeceksiniz ki sizi kestiler, evet kesildik. Ama buradan keserler, oradan çıkarız. Sonuçta konuşmalarımızı orada da yaparız, burada da yaparız. Başka platformlarda da yaparız. Üzgün olmaya hiç gerek yok. Bu süreçler içerisinde böylesi komik bir faşizmin, darbe diyorlar hangi darbe; biz içinde yaşıyoruz zaten. Biz koyu dinci bir faşizmin tam göbeğinde yaşıyoruz" diye konuştu.

BEDEL ÖDEMEYE HAZIRIZ

Askeri darbelerden bahsedildiğini, 12 Eylül'ü çok ağır bir şekilde yaşamış gazeteci olduğunu ifade ederek, şunları söyledi: "12 Mart'ta çocuktum. Onu da babamın yaşadığını gözledim, devletin kaymakamı olarak. Her türlü şartta 12 Mart ve 12 Eylül faşizminden askeri darbelerine çok net bir biçimde karşı çıkmış Cumhuriyet Gazetesi ve onun yazarları ve ben onun yazarı olarak şunu söylüyorum; 12 Eylül'den de beter bir dönemde yaşıyoruz. 12 Eylül'ü bile nerdeyse rahmet okutacak bin tane yazım vardır 12 Eylül ile ilgili. Bu kadar ağır bir dinci faşizme, bu ülke hiç yaşamamıştı daha önce. Ama biz bu karanlığın içinden çıkmayı becereceğiz. Bu karanlığın içinden aydınlık çağdaş yurttaşları, bu ülkenin aydınlık insanları bunu da bertaraf edecek. Bedel ödeyeceğiz ama bedellerimiz olacak ama biz bunu çocuklarımıza borçluyuz. Çocuklarımıza borçlu olduğumuz bu geleceği bu alçakların elinden söke söke alacağız, hiç kuşkunuz olmasın." Yazarların konuşmaları, salonda bulunanlar tarafından büyük alkış aldı.
Logged
24 Mart 2009, 03:38:03 ÖS 15
Üye Bilgileri
narcicegi
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 1767
Nerden:

Offline
« Yanıtla #1 :»

Halk düşman, komşu düşman, kardeş düşman…24 Mart 2009 Salı "Bazı emekli paşalar askerlikten başka her şeyle uğraşmışlar. İyi ki onların zamanında savaşa girmemişiz..."

Bu sözü söyleyen Bülent Arınç'a askerden tepki geldi.

Hemen ardından Balbay'a ait günlükler yayınlandı ki, kaç darbe arifesi yaşamışız.

Darbelerden direklerden dönmüşüz.

Düşman edebiyatı ile bugünlere geldik.

İçte düşman, dışta düşman...

Halk düşman.

Komşu düşman.

Kardeş düşman.

İç savaşın eşiğinden dönmüşüz.

Hurşit Tolon'a ait olduğu öne sürülen konuşmalar tam bir nefret manifestosu.

Siyasetçiyi tehdit: "Cemsede size de yer ayıralım. AB mabe dinlemeyiz. Ne AB'si?".

Gazetecilere hitap, "ulan"

"Bizim zamanımızda raconu asker keserdi"

Sanki "Kurtlar Vadisini" izliyoruz.

En yoğun tehdit, bakın kime.

"Bana bak vali, o Emniyet müdürüne söyle, ayaklarını keserim".

Yazarken bile insan irkiliyor.

İsrail, Filistinli çocukların ayaklarını kesmişti, slâytlara bakanlar baygınlık geçirmişti.

Okullarda çocuklar ayakları kesilip de, sınıfa gelemeyen arkadaşları için sıra arkadaşının acısını anımsatmak için iskemlesinin üstüne yazı asmış:

"Ayaklarını kaybettiği için sınıfa gelemedi"

Polisle ilgili tehdit sürmekte:

"Buradan polis salâvatla geçer"

Değil halk, polisin bile korktuğunu ima etmeler.

Terbiye ve vicdanla uyuşmayan söylemler.

Neden polis salâvatla geçsin, niye Kelime-i Şahadeti aklından çıkarmasın, her an öldürülme riski taşısın.

Asker ve polis bu ülkenin evlatları değil mi ki düşman prosedürü uygulanmaktadır.

İş polisle de sınırlı değil.

Bir nefret de orduya.

"Ordunun başına molla geldi".

Darbeden yana değilsen kötü askersin.

Eski Genelkurmay Başkanı da nasibini alıyor, mollalıkla suçlanıyor.

Gerçekten çok korkunç ifadeler.

Sanki bir iç savaş panoraması.

İyi ki Lübnan'daki gibi acıklı bir iç savaş çıkıp halk birbirini kesmedi.

Ne ki kamplaşmaların ağır bir hesabı var, onu nasıl verecekler acaba.

Her gün gözlemliyoruz.

Bir vebalı yerine konan başı örtülü kadının yanına, otobüslerde katı laikçi hemcinsi oturmuyor, ya da surat asıyor, "pis gerici" diye taciz ediyor.

Son on yıllarda halkı birbirine düşman eden bu söylemlerin ağır faturasını nasıl ödeyeceğiz.

Katı laikçilerin kibrine karşı, başı örtülü kadınlarda da farklı bir ironi.

Artık kimse kimseyi tanımak, dinlemek istemiyor.

Çözün bakalım bu kördüğümü.

Halkı birbirine düşman edişinizin vebalini nasıl ödeyeceksiniz; tarihe, medeniyete, millete, ülkeye.

İnsanları; ırkları, mezhepleri ve farklı dilleri yüzünden düşman etmek için akıtılan kanların hesabını nasıl vereceksiniz?

Esnafı fişleyip "sakıncalı" listeleri ile halkı bölerek sahi neye hizmet ettiniz?

Huzur atmosferini yok edişinizin sorgusunu nasıl vereceksiniz?

Bu millet birbirine bu kadar saygılı iken, insanlar kardeşçe geçinirken, kimsenin lisanı, kıyafeti ötekini rahatsız etmezken; düşman halklar üretme projeleriniz başınıza çalınsın.

Bu soylu millet asırlarca askeri, polisi, esnafı, işçisi, Türkü, Kürdü yan yana kardeşçe yaşadı.

Ne istediniz bu güzel ülkeden ve bu masum halktan?..

 
Mine Alpay GÜN
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.128 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu