"Kandil" hurafesi, İslam'ın içini boşaltmaktadır

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > GÜNDEMDEKİLER > Haberler > Güncel Konular (Moderatör: Yonetim) > "Kandil" hurafesi, İslam'ın içini boşaltmaktadır
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: "Kandil" hurafesi, İslam'ın içini boşaltmaktadır  (Okunma Sayısı 760 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
09 Mart 2009, 03:08:06 ÖS 15
Üye Bilgileri
hattabhamza
Aktif Üye
***
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 481
Nerden: GİRESUN
şirkten boşanıp,şehadetle nişanlanmak


Online
« :»

Müslümanların İslami hayattan uzaklaşmış olmalarının temel nedenlerinden biri de, bu tür uyduruk gün ve gecelerdir. Zira, bunlarla İslam’ın içi boşaltılmıştır. İslam’ın hayata hakim olmasının, hayatın tamamını kapsamasının önüne geçilmiş; müslümanların Kur'an'la bağlantıları kesilmiştir. 

 Kur'an'ın önermediği, Peygamberimiz (sav)'in hayatında yer vermediği ve sahabe döneminden çok sonraki dönemlerde ihdas edildiği anlaşılan beş adet "uyduruk" gecemiz(!) var. "Kandil geceleri" adı altında kutsanan ve kutlanan bu "mübarek"(!) geceler şunlardır: Rebiyülevvel ayının on ikinci günü "mevlid kandili"; Recep ayının ilk cuması "regaib kandili"; Receb'in yirmi yedinci günü "mirac kandili"; Şaban ayının on beşinci günü "berat kandili" ve Ramazan ayının yirmi yedinci gecesi "kadir kandili".

Mevlid kandili: Peygamberimizin, miladi 571 yılında, hicri aylardan Rebiyülevvel ayının on ikinci gecesinde doğmuş olmasına atfen icad edilmiş bir gecedir. Regaip kandili: Regaip, elde edilmesi arzu edilen değerler anlamına gelmektedir. Allah'ın kullarına bol bol rahmet ve bağışta bulunduğuna inanılan gece olarak Recep ayının ilk perşembesini cuma gününe bağlayan gece olarak icad edilmiştir. Miraç kandili: Recep ayının yirmi yedinci gecesinde peygamber efendimizin göğe yükselerek Allah'la buluşmasına(!) atfen icat edilmiştir; Şaban ayının on beşinci gecesi kutlanan "berat kandili" ise günahlardan, borçlardan ve her türlü cezadan kurtulma anlamına gelmektedir. Ramazan'ın yirmi yedinci gecesi olarak kutlanan "kadir kandili" ise Kur'an'ın indirildiği geceye atfen icat edilmiştir.

Din adına uydurulan bu türden kutsal gece ve günlerin, İslam aleminde büyük bir kabul görmüş olması ve müslümanların müslümanlığına, dolayısı ile İslam’a büyük yarar sağladığı konusundaki ittifak; din adına uydurulmuş şeylerin, gerçek dinin yerini nasıl almış olduğunun açık bir göstergesidir. Bu türden gün ve gecelerin kutlanmasından ve kutlanma şeklinden Kur'an'da bir tek kelime bile söz edilmemektedir. Keza, Allah rasulü ve sahabesinin hayatında da kutladıkları kutsal gün ve gece bulunmamaktadır. Buna rağmen daha sonraki dönemlerde müslümanların inancında ve hayatında bu kadar önemli yer alması, "cahiliyenin" yeniden İslam'a sızmış olduğunu ortaya koymaktadır. Bu kuşatılmışlık öylesine baskın bir durumdadır ki: bunların bidat ve hurafe olduğuna inanan bir çok kimse dahi halkın levminden korktuğu ve itibar kaybetmemek için susmayı tercih etmektedir.

Ciltler dolusu kitaplarla bu türden gün ve gecelerin önemi anlatılmış olunsa da, yararları (!) saymakla bitirilemese de, eşi ve benzeri olmayan kutsal şeyler olarak görülseler de aslında bunların cahili düşüncenin uydurması olduğunu Kur'an'la akleden herkes anlamaktadır. Birazcık olsun gerçeği idrak etmiş olanlar şu gerçeği görmektedirler: Müslümanların İslam’dan uzaklaşılmış olmalarının temel nedenlerinden biri de bu tür uyduruk gün ve gecelerdir. Zira, bunlar ve benzerleri uyduruk şeylerle İslam’ın içi boşaltılmıştır. İslam’ın hayata hakim olmasının, hayatın tamamını kapsamasının önüne geçilmiş; müslümanların Kur'an'la bağlantıları kesilmiştir. Farkında olunsun veya olunmasın, hangi niyetle yapılmış olunursa olunsun bu tür bir anlayış sonuç olarak Kur'an'dan uzaklaşma, onu terk etmeye neden olmuştur. Bu aslında küfre rucu etmenin değişik bir versiyonudur. Kur'an'ın hakimiyet alanın daraltılmasıdır. Diğer bir deyimle dinin ruhbanlaştırılmasına geçiş sağlamada önemli bir kırılma noktasıdır.

Kur'an'da süreklilik esastır. Kur'an zamanın ve hayatın tamamına hiçbir boşluk bırakmaksızın hakim olmak istemektedir. Zamanın ve mekanın tamamı Allah'ındır. Allah'ın yanında üstün zaman ve mekan yoktur. Hiçbir gün ve zaman bir başka gün ve zamandan üstün değildir. Günah ve sevap, hayır ve şer işlendiği zamana ve güne göre artıp eksilmez. Artma ve eksilme amele göre belirlenmektedir. Hangi zaman diliminde veya günde yapılmış olunursa olunsun o zamanın ve günün yapılan şeyin değerini arttırma ve eksiltme gibi bir özelliği yoktur. Haram olan bir şeyi yapan kimse bunu ne gün ve zamanda yaparsa yapsın haramlığın derecesine etkisi olmaz. Veya sevap olan bir şeyi yapan bir kimse bunu ne zaman ve gün yapmışsa yapsın, zaman ve gün o sevabın derecesini etkilemez.

Ne var ki gereğince akletmeyenler araçla amacı birbirine karıştırdığı için bu gerçeği kavrayamamaktadırlar. Elbetteki Kur'an, başta kadir gecesi olmak üzere Ramazan ayı, cuma günü, Kâbe, Arafat, Mescid-i Haram gibi birçok gün ve mekandan söz etmektedir. Ancak, Kur'an'ın bunlardan söz etmiş olması bizatihi o gün ve mekanların bir önemleri olmasından değildir. O günleri ve mekanları önemli kılan şey onlarda yapılması istenen ibadetlerdir. Yani kutsal olan, bizatihi Ramazan ayının kendisi değil, o ayda oruç tutulmasıdır. Kutsal olan kadir gecesinin kendisi değil, Kur'an'ın o gecede indirilmiş olmasıdır; önemli olan cuma gününün kendisi değil, cum'a namazıdır. Bu gün ve mekanların önemli oluşlarının nedeni bu gün ve mekanların kendileri değil, onlarda yapılan ibadetlerdir. Yoksa bütün yeryüzü ve bütün zamanlar Allah'ındır. Örneğin oruç Rama-zanda değil de Muharrem ayında olsaydı o zaman Muharrem ayı önemli olacaktı. Demek ki önemli olan ayın kendisi değil oruçtur. Diğer bir deyimle oruç Ramazan ayı için değil Ramazan ayı oruç için vardır. Cuma namazı cuma günü için istenme-miş, cuma günü cuma namazı için seçilmiştir. Eğer cuma gününde cuma namazı olmasaydı, cu-manın gün olarak diğer günlerden bir farkı olmayacaktı. Eğer oruç olmasaydı Ramazan’ın diğer aylardan bir farkı olmayacaktı. Eğer Kur'an kendisinde indirilmeseydi kadir gecesinin diğer gecelerden bir farkı olmayacaktı.

Şu husus çok önemlidir: Kur'an bizden devamlı müslüman olmayı mı yoksa belli gün ve gecelerde müslüman olmayı mı istiyor. Cennetin bedeli "devamlı müslümanlık" mıdır yoksa belli gün ve gecelerle yetinen müslümanlık mıdır? devamlı müslüman olmak mı daha doğrudur yoksa belli gün ve gecelerde müslüman olmak mı?.

Kur'an bizden, İslamı, hayatın ve zamanın tama-mına hakim kılmamızı istemektedir. Kur'an, müslümanın, müslümanlığının sürekli olmasını istemektedir. Kur'an, müslüman'ı İslam’ın tamamından sorumlu tutmaktadır. Sadece belli gün ve gecelerde ve belli ibadetlerle sınırlı bir islam anlayışı Kur'an da yoktur. Yalnızca belli gün ve gecelerde ve belli ibadetler ne Allah'ın, ne de peygamber(sav)'in kabul edebileceği tarz bir müslümanlık değildir. Allah ve rasulü müslümanları hayatın tamamında, İslam’ın tamamından sorumlu tutmaktadır. Müslümanlık yalnızca belli gün ve gecelerde yapılan şeylerden ibaret değildir.


O hayatın tamamını kuşatmıştır. Ona inancı ve saygısı olan, onun belli bir kısmıyla yetinmez. Haftada bir gün namazla, belli gecelerde sabaha kadar ibadetle, bir ay oruç tutmakla müslüman olunmayacağını bilir. Kur'an, kendisine iman eden ve tâbî olanlardan, hükümlerinin tamamına uymasını istemektedir. Yalansız bir hayat, hilesiz bir ticaret, malıyla ve canıyla Allah yolunda cihat, Allah'ın verdiği nimetlerden infak, İslam’ın hayata hakim kılınması için mücadele, cömertlik, muhtaçlara yardıma koşma , dürüst olma kısacası insana ve hayata dair her konuda Kur'an'a tabi olmaktır müslümanlık. Kurtuluş Kur'an'ın tamamına tabi olmaktadır. Onun gösterdiği yoldan gitmektedir.

Yaşadığımız hayatta Kur'an'ın tanımladığı bir İslam yoksa, müslümanlar Kur'an'ın öngördüğü müslümanlar değillerse, bunda "araçla" "amacı" birbirine karıştıran çarpık düşüncenin çok büyük payı vardır. Güya masumiyet ve güzellik adına, güya iyilik ve hoşgörü adına İslam’ı zamana ve mekana göre bir din haline getirenler içinde bulunduğumuz durumun müsebbibleridir. Bu çarpık zihniyetin ürettiği anlayışta aslında İslam’ın hayatın tamamına hakim olma talebi pasifize edilmektedir.


Bu çarpıklığın, yalnız Kur'an'la bağını koparmış, cahili düşüncenin rotasına girmiş olanlarda değil, ömrünün büyük bir kısmını Kur'an'la geçirmiş olanlarda da bulunması anlaşılır gibi değil. 2 Kasım 2005 tarihli zaman gazetesindeki köşesinde Ali Bulaç bu çarpık düşünceyi şu şekilde sergilemektedir. "Allah bize zaman zaman kurtuluş(felah) fırsatları vermektedir: Ramazan ayı, cuma günü, kadir gecesi, Mescid-i Haram (Ka'abe'nin tavafı, Arafat, Müzdelife, Mina ve diğer iki mescidin (Mescid-i Nebevi, Mescid-i Aksa) bereketine iştirak etmek, bu kurtuluşun imkanlarıdır." Bu tespit ilk bakışta masum görülse de zihniyet olarak Kur'an'ı bir bütünlükten uzak, indirgemeci bir anlayışı ortaya koymaktadır.

Aslında bütün inanç ve düşüncelerde kutsal gün ve geceler var. Bizdeki kutsal yer, gün ve geceleri uyduranlar, insanları inandırmak için yalanlarını peygamber efendimize söyletmişlerdir. Bu konudaki hadislerin tamamı uydurmadır. Zira Allah'ın rasulü Kur'an'a ters bir söz söylemez. Zaten hadis kritiği yapanlar da bu hadisleri sahih bulmamaktadırlar. Birazcık aklı olan bu hadislerin uydurma olduklarını hemen anlar. Örneğin kadir gecesi ile ilgili hadislere bakıldığında hadislerin birbirleriyle çeliştikleri, kendi içlerinde de tutarsız oldukları açıkça görülmektedir.


Kadir gecesinin zamanı ile ilgili Kütüb-i Sitte'de bir çok hadis var: bu hadislerin kimine göre kadir gecesi Ramaza’nın ilk gecesi, kimine göre son on gecesinin tekli olanlarında, kimisine göre yirmi yedinci gecesi, kimisine göre tamamının her hangi bir gününde, kimisine göre on beşinci gecesindedir. şimdi bunların hangisi doğru. Peygamber (sav)'in her seferinde farklı tarih vermesi mümkün mü? Bir hadiste de Allah'ın bu geceyi önce bildirdiğini sonra da unutturduğu söylenmektedir. Güya bilinmesin ki müslümanlar bütün bir ay boyunca ibadet etsinlermiş. Biraz düşünecek olursak kadir gecesinin peygamberimiz tarafından çok net bir şekilde bilinmesi gerekir. Zira Kur'an o gecenin Ramazan ayında vahyin ilk indiği gece olduğunu söylüyor. (Bakara -185) peygamber efendimiz kendisine vahyin hangi gece geldiğini nasıl bilmez.

Kadir gecesi ile ilgili hadislere içerik olarak bakıldığında da uydurma oldukları açıkça belli olmaktadır. O gece ibadetle geçirenin bütün günahlarının af edileceği, annesinden yeni doğmuş çocuk gibi günahsız hale geleceği ifade edilmektedir. Böyle bir anlayışı Kur'an yüzlerce ayette yalanlamaktadır. Günah ve sevapla ilgili, amellerle ilgili ayetlere bakıldığında hayra ve şerre zerre kadar da olsa kim ne yapmışsa karşılığını görecektir. Ayrıca kadir gecesinden bir gün önce ölene, kadir gecesinden bir gün sonra günahları tamamen sıfırlanmış olarak ölene göre haksızlık yapılmış olmaz mı? Keza geçmiş toplumların kadir geceleri yoktu. Onların günahlarını sıfırlama şansları da yoktu. Allah'ın kulları arasında böyle bir ayırım yapması mümkün mü?

Kadir gecesinin gece olarak diğer gecelerden bir farkı yoktur. Onu kutsal kılan, onu şerefli ve mübarek yapan o gecede vahyin gelmiş olmasıdır. Onun bin aydan daha hayırlı olduğunun söylenmesi Kur'an'ın önemini vurgulamak içindir. Vahyin inmesi o kadar değerlidir ki inmeye başladığı geceye diğer gecelere göre bin aydan daha fazla değer katmıştır. Değer, gecenin kendisinde değil vahiy'dedir.

Kadir gecesi her yıl tekrar eden bir gece de değildir. Bütün zaman içinde bir kez olan bir gecedir. O da Kur'an'ın ilk kez vahyedilmeye başladığı gecedir. Bir başlangıçtır. Kaldı ki Ramazan ayı her yıl on gün ileri geldiğinden kadir gecesi ilk Ramazanda gelmiş olsa da Ramazan’la birlikte o da öne alınan bir tarih olamaz. Ancak otuz üç yılda bir aynı Ramazan’a denk gelebilir.

(Erhan Aktaş / İktibas Dergisi, Sayı 323)



Logged

Kan; Toprağın, Ter; Ekmeğin, Gözyaşı; Yüreğin Bereketidir...
09 Mart 2009, 03:24:04 ÖS 15
Üye Bilgileri
m.ufukalp
Mehmet Ufukalp
ÜYELİĞİ SİLİNDİ
*

Mesaj Sayısı: 424
Nerden:

Offline
« Yanıtla #1 :»

Batıl egemenler her türlü kötülüğe aşina oldukları gibi en belirgin yönleri e akıllı olmalarıdır.
Bir toplumda üç sınıf insan vardır: Egemenler, uyuyanlar, uyandırmaya çalışanlar. Egemenler, uyuyanlar ile uyandırmaya çalışanları birbiri ile uğraştırdı mı, yollarına rahat bir şekilde devam ederler. Yukarıda kandiller hakkında sözü edilenlerde bundan başka bir anlama gelmemektedir.
Yok islamın içi bu kandilerle boşalkılmış mış, yo bilmem ne yapılmış mış. Hep afaki, soyut, elle tutulur gözle görülür olmayan değerlendirmeler. Elin adamı bu kandillerle islamın içini boşaltmaya muktedir olmuşsa, sende içini doldurmaya muktedir ol.
Bir toplumda dönüşüme hangi noktadan başlanır. Bunun örnekleri tarihte yaşanmış mıdır. toplumlarda devrim sürecini oluşturmanın temel dinamikleri nelerdir. Devrimler halk üzerinde nasıl bir etki oluşturmuş ta yerleşik düzenleri değiştirmiştir.
Söyleminde zulüm çarklarına hiç bir göndermede bulunmayanlar, halkın yanlışları ile uğraşarak kimleri karşısına almakta, kimlerin çarklarının dönmesine sebep olmaktadırlar. Bunların hesabı yapılmışmıdır? Ve toplum değiştirmeye hangi olgulardan başlanacaktır. Aciliyet arzeden konular nelerdir. Bütün bunların hesabı yapılmış mıdır?
Cahiliyye düzeninin katmerlisinin hakim olduğu bir coğrafyada, islamın suç müslümanın suçlu olduğu, her türlü zulüm ve hakarete layık görüldüğü, ezildiği, sürüldüğü, horlandığı bir ortamda, birer oksijen odası gibi gördüğü camilere, kandillere sığınmasını bile, islamın içinin boşaltılması olarak görmek zulüm değilde nedir? O kandillerde o mazlum halk elini kime açmaktadır? Derdini kime anlatmaktadır. Gözyaşlarını kime akıtmaktadır? Bunların hiç mi önemi yoktur, bu tashihçi iktibas zihniyeti için.
Meydana tağut olarak babasını, müşrik olarak annesini, sapmış olarak kardeşlerini, düzenin bekçileri olarak akrabalarını gören evlatlar bırakmak, İslama mı yaramakta rejime mi yaramaktadır. Otkuz yılı aşkın bir zamandır programa konulan bu çarpık akım ne zaman ellerini müslüman halkın yakasından çekecektir.
Logged
09 Mart 2009, 07:23:47 ÖS 19
Üye Bilgileri
hattabhamza
Aktif Üye
***
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 481
Nerden: GİRESUN
şirkten boşanıp,şehadetle nişanlanmak


Online
« Yanıtla #2 :»

bu yazıyı yolladığım kişilerden birinden bana şöyle bir cevap geldi:
bu kandilde yurta bu sene ilk defa toplu halde kuran okundu..namaz kılındı..tebrik edildi..kucaklanıldı..arkadaşım burada toplumsal bişey var dini bişey değil..ayrıca allah rasulunun doğduğu gün şüphesiz diğerlerinden farklıdır..sana katılmıyorum..kültürümüzde elimizde kalan 3-5 şey var onlardan biride senin bu yazın tarafından bitmesin..
Logged

Kan; Toprağın, Ter; Ekmeğin, Gözyaşı; Yüreğin Bereketidir...
09 Mart 2009, 07:39:02 ÖS 19
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3668
Nerden: ankara

WWW Offline
« Yanıtla #3 :»

Alıntı
hattabhamza

kültürümüzde elimizde kalan 3-5 şey var onlardan biride senin bu yazın tarafından bitmesin..


hattab kardeşim adam kendi ağzı ile deşifre etmiş olayı
kültür işte
bırak kültürlerini yaşasınlar

bende bir zamanlar çok uğraşırdım ama yoruldum. sana el veriyorum sen devam et Smiley

atalarının dinini yaşayanlar kutlmaya devam etsin onların dinine göre doğrudur
yok kuranın islamını yaşayalım diyorsanız orada durup düşünelim.....

karl marx'ın ünlü bir sözü varya "din afyondur" demişmiş

elbette sahih din inancına göre iler tutar yanı yok bu sözün
ama adam atalarının dinini yaşayanları gözlemleyince bunu söylemiş ise hiç de haksız değil...!!!

Logged
09 Mart 2009, 08:24:24 ÖS 20
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4231
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #4 :»

kültür nedir?
bir milletden kültürü çıkarırsanız geriye ne kalır?
 kandillerin bidat olmadığını savunmuyorum asla

ama bana göre taktik hatası yapıyorsunuz.
çünkü bilinçlendirme kişilerle olur. kişiyi bilinçlendirmeye çalışırsanız sonuç alırsınız. kitleleri bilinçlendirmeye kalkmak başında aykırıyım demektir.
bırakın kitleleri. tekerlek yokuş yukarı çıkarken enerjiyi böyle sonuç alamayacağımız şeylere harcamayın. tekerlek tepeyi döndü mü, işte o bahsettiğimiz kitle gücün yanında olacaktır.
rasul mekkede toplam 90 veya 100 kişiye ulaştı.
hep atlıyoruz mekede ki tebliğ neydi?
mekkede rasul neyin kavgasını verdi? Huh?

bilmem belkide  yanlış olan benim

Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
09 Mart 2009, 08:29:55 ÖS 20
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3668
Nerden: ankara

WWW Offline
« Yanıtla #5 :»


serender elbette haklısın
eğer toplumsal dönüşümü hedefliyor isek duvarı tuğlalardan ördüğümüz gibi toplumu da bireylerden örmeliyiz
o yüzden hedef bireydir
bireysel dönüşümdür.

lakin bu iş herkişinin işi değildir ehil kişinin işidir.
üslup ve yaklaşım çok önemli, sonuç alınmak isteniyorsa
bu nedenle (benim gibi) tebliğ metodunu bilmeyenler ya öğrenmeli ya da yapmamalı...

Logged
09 Mart 2009, 11:09:51 ÖS 23
Üye Bilgileri
Qani
Aktif Üye
***

Mesaj Sayısı: 317
Nerden:

Offline
« Yanıtla #6 :»

Serender'in siyasetten iyi anladğını düşünmüşümdür hep:)

kitle, birey ve devrim konusunda ne söylendiği kadar kimin neyi söylediği de önemlidir. mesela Tayyip erdoğan kandil diye bişey yok derse kitlesinden gram kaybetmez. ama SP- Numan söylerse bir tane oyu kalmaz...
Logged
10 Mart 2009, 10:51:54 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
m.ufukalp
Mehmet Ufukalp
ÜYELİĞİ SİLİNDİ
*

Mesaj Sayısı: 424
Nerden:

Offline
« Yanıtla #7 :»

Kitleleri elde etmek isteyenler, kitlelerin dört elle sarıldıkları olguların kavram kargaşası ile uğraşmaz, mevcut kavramların içeriğini ıslah ederler kabuk kalsa bile. Ki zaten egemenler de bu gün içeriğini doldukları kavramları aslında kaldırmak istemişlerdi de buna güçleri yetmediği için kavramı kalıp olarak bırakmış içeriğini değiştirmişlerdi de kitleler bunun farkına varamamışlardı.
Bir zamanlar, batı medeniyeti ile karşılaşmamış, homojen şekilde aynı coğrafyada yaşamamız sebebiyle, hristiyanların Hazreti İsa a.s. peygamberimizden daha üstün gösterme çabalarına karşın Süleyman Çelebi hazretlerinin Peygamber aşkı ile MEVLİD i yazmış, bu mevlit müslüman insana peygamber aşkını vermişti.
Bu gün ise, rejim, insanların mevlit okumalarına müsaade ettiğini dillendirerek insanlara dinsel özgürlüğünü veriyormuş hissi vererek insanlara şirin gözükmeye çalışmaktadır.
Müslümanların yapması gereken ise, madem böyle bir alan var. Mevlit organizesi ile insanlar doğal bir şekilde toplanabiliyorlarsa, mevlitte esas öz ise pheygamber aşkı ise, aynı mevlit töreninde islami bilinci de veremez mi?
Biz ne yapıyoruz. Mevlit bidat deyip peygamber aşkı için mevlit düzenleyenleri müşriklikle suçluyoruz. Peki kendisini müşirlikle suçladığımız hangi insan tağuti rejimler karşısında bizim yanımızda yer alacaktır.
Kavramlarımızın olgularımızın egemenler tarafından içlerinin boşaltıldığı, rejimin çıkarına göre kullanıldığı doğru. Ancak bundan kurtulmanın yolu mevcut kavramlara saldırmak değil, ıslah etmektir.
Öyle davranalım ki, karşımıza insanlar değil, egemenler dikilsin. Yoksa egemenlerin de istediği bilinçli müslümanlarla cahil halkın karşı karşıya gelmesinden başka bir şey değildir.
Bu konularda çok şeyler söylendi yapıldı. Ve bu alanda nice emekler hea oldu ve 30, 40 yılda elde kalan bir HİÇ ten başka bir şey olmadı.
Hala yorulmayanlara kolay gelsin demekten başka diyeceğimiz olmaz.
Ama yüreği ile sorumluluk duyanlar için, neyi, nasıl, nerede, en güzel yapmalıyız ki, İSLAM devlet olsun kaygısı üzerinde en güzeli aramak çaba göstermek an akıllıca yöntem olacaktır.
Logged
10 Mart 2009, 12:47:35 ÖS 12
Üye Bilgileri
yildiz
Üye
*

Mesaj Sayısı: 19
Nerden:

Offline
« Yanıtla #8 :»

İslamın içini boşaltmaya çalışanlara karşı biz ancak kuranın anlatmak istediği mesajın gerçekten doğru şekilde anlaşılmasını sağlayarak harekete geçebiliriz. Bunun için de kişileri evlerde, derneklerde vs. yerlerde bir araya getirerek tefsir çalışmaları yapmanın en doğru olduğunu düşünüyorum. Gerçek mesaj anlaşıldığında neyin hurafe neyin doğru olduğu da anlaşılacaktır zaten. Kuranla tanışmadan önce bana istenildiği kadar söylensin kandil gecelerinin hurafe olduğuna kesinlikle inanmazdım. Klasik yaklaşım vardı bende de islama karşı. Bunu değiştiren tek şey de ayetler oldu. Bana Allah dedi sen yanlış düşünüyorsun diye. İnsanlar ne kadar söylerse söylesin etkili olmuyor. Onun için Allah'tan gelmiş orjinal bir söz insanları değiştirme etkisine sahip olabiliyor.
Bizim bir derneğimiz var. Bu dernekte düzenli olarak tefsir derslerini yapmaya çalışıyoruz. Hem erkekler hem bayanlar için. Etkili olduğunu da düşünüyorum.
Kuranı ne kadar çok kişiye anlatırsak o kadar çok kişiyi doğru islamla tanıştırmış oluruz.
Nacizane görüşlerimdi bunlar. Allah yardımcımız olsun.
Logged

Yaşasın Boykot Kardeşliği!
10 Mart 2009, 03:18:55 ÖS 15
Üye Bilgileri
m.ufukalp
Mehmet Ufukalp
ÜYELİĞİ SİLİNDİ
*

Mesaj Sayısı: 424
Nerden:

Offline
« Yanıtla #9 :»

Yarım arapça bilgisi ile meal yazanların meallerinden Kuran anlaşılmaz. Buna ne Kuran denebilir ne de İslam.
Bu meallerle de ne Allahın insanlara bildirdiği mesaj anlaşılabilir ne de başka bir şey.
Kandillere hurafe demeyi kim hangi ayete dayandırmaktadır merak ediyorum.
Kandiller hurafe ise içinde yaşadığımız ülkede insana hitap eden gayrimeşruluk icra eden kurumlar nedir peki.
Kandillerin hurafe olduğunun bilinmesine gerek var da, toplumu Kuran dışı kanunlarla idare eden yönetimlerin tağut olduğu bilgisine ihtiyaç yok mudur?
İnsanlarla Kuran arasındaki en büyük engel, Kuranın yaşananacağı iklime izin vermeyen rejimler değil midir?  O halde en büyük sorunumuz Kuranın önündeki en büyük ve somut engelin bertaraf edilmesi değil midir?
Öyle sanıyoruz ki, amiyane bir tabirle bizler " Eşeğe bir şey yapamayınca, palanı dövüyoruz" hepsi bu.
Kandillerin hurafe olduğunu bilmesi gerekenler, Allahın dininin tam zıddı kanunlara uymanın şirk olacağını bilmesine gerek yok mudur?
Nedense insanlar işin kolay tarafından yürümektedirler. İnsanlar sadece bunu bilseler, kendilerine egemen olan tağutları yerle bir ederler de, İslamın hakim olduğu bir ortamda o zaman canımızın istediği bir şekilde bütün hurafelerle daha kolay ve akademik bir şekilde mücadele ederdik. Öyle değil mi?
Logged
10 Mart 2009, 10:29:09 ÖS 22
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3668
Nerden: ankara

WWW Offline
« Yanıtla #10 :»


sayın m ufukalp  değindiğiniz konularda haklısınız ama acelecisiniz ya da konuları karıştırıyorsunuz

devlet kuramadık diye hurafelere bidatlere şirklere değinmeyelim mi ?

tamam devletin din ile olan sorununu tagut kavramını ele alan başlık açın o konuyu orada değerlendirelim
ama hizbuttahrir örgütünün yaptığı gibi alakalı alakasız her konuyu hilafeti ikame etmezsek bak böyle olur mantığına taşır isek esas o zaman havanda su döveriz.

devlet istiyorsanız önce devleti oluşturan toplumu oluşturmalıyız. toplum oluşturmak istiyorsanız şahsiyetli ilkeli bireyler yetiştirmeliyiz. ilkeli birey yetiştirmek istiyorsanız önce kendimizi adam etmeliyiz.

bu da her alanda adam olmakla başlar bunun kılavuzu da kurandır.
yüzyıllarca islam denizine akan kanalizasyonlardan arınmadan ve arınmış bir kitle oluşturmadan değil devlet köy bile kuramazsınız...!!!

bu nedenle her konuda her alanda kuran rehberliğinde rasul önderliğinde sahih islam kimliğini inşaa etmeliyiz önce kendi şahsımızda ve gücümüz yettiğince ulaşabildiğimiz insanlarla.

dikkat etmemiz gereken bir husus var ki kimliğimiz ve söylemimiz saf islam kokmalı kuran merkezli olmalı. şucu bucu diye hizipleşmelere meyletmemeliyiz.

bu da başında da dediğim gibi benim gibi dan dun konuşmak yerine arkadaşlarımızda da güzel örnekliğini gördüğümüz gibi güzel bir üslup ile vurucu değil kucaklayıcı tavır ile yapmalıyız......

saygılarımla
Logged
11 Mart 2009, 09:17:29 ÖÖ 09
Üye Bilgileri
m.ufukalp
Mehmet Ufukalp
ÜYELİĞİ SİLİNDİ
*

Mesaj Sayısı: 424
Nerden:

Offline
« Yanıtla #11 :»

Mümin kardeşim, söylediklerinize tümüyle katılmamak mümkün değil. Bunun farkındayım.
Ancak, mesele şu ki, Kuranı anlamada ve kavramlarını anlamlandırmada da müslümanlar yekvücut değildirler. Her Kuranı anlayan müslümana Kurandan anladığını yazmalarını istesek, neredeyse adam başına Kuran anlayışları ortaya çıkacaktır. Herkesin kendi anladığı bir şir, müşrik, bidat, hurafe ve aklımıza gelebilecek ne kadar olgu varsa o kadar farklı anlayışlar ortaya konacaktır, nitekim konmuşturda.
Artık, hal böyle olunca Kuran artık halka yansımaktan öte, her aklına güvenenlerin Kuran anlayışlarının çarpıştığı bir alana dönüşüvermekte zeminler. Zaten bunu her durumda da gözlemlemiyor muyuz?
Halbuki Kuran Kuranı anlamada bile insanları gerçekten hikmet sahibi önderlere yöneltmekte, Kuranı anlamada da vahdeti sağlamak istemektedir. Eğer böyle yapılırsa gerçek anlamda sahih bir Kuran anlayışı ortaya çıkar ve bu anlayış halka sunulurda halk bilinçlenince elbette tağutları yeryüzünden silmenin zamanı gelir.
Bizim burada dikkat çekmek istediğimiz şey şu ki, batı medeniyetinin islam ülkelerini işgal ettiği yılların en kesif zamanı 1800 lü yıllardan bu tarafa müslümanların düşünceleri batılı tarzda bozulmaya yüz tuttu. Aslında geleneği sorgulayıp batı egemenliğinden kurtulmak için yola çıkılmıştı ancak, iş çığırını aştı ve batılı bir tarzda islam anlayışları ortaya kondu. Örneğin Muhammed Abduh. Çağdaş İslam anlayışına çok büyük katkıları olsa bile, islamı modern tarzda yorumlamaya çalıştı ve bazı konularda islamın safiyetinden uzaklaştı. mesela Fil Suresindeki Ebabil kuşlarını mikroplar olarak tefsir etti.
Yani sözün kısası, insanları, küfürden, şirkten, hurafeden kurtarayım diye ortaya konulan anlayışlar gerçek anlamda öyle olmadılar. Batılı bir kafa yapısı ile islamı anlamaya çalıştıklarından İslamın özünden olan bir çok meseleye bile hurafe adını verdiler ve böylece mücadeleleri işgalcilerle değil müslüman halkla oldu. Müslümanlar böylece binlerce parçaya bölündü. Bir kısım müslümanlar kendi anlayışlarına göre hurafe, bidat şirk içinde zannettikleri müslümanlarla mücadeleye girişirken, gelenksel anlayışa sahip müslümanlarda bu insanları islamdan sapmış, islamı yıkmaya yönelmiş garpzedeler olarak değerlendirdi ve müthiş bir direnişle onlara karşı koydu.
Ve bu mücadele hala görüldüğü gibi bütün hızıyla devam etmektedir. Ne yazık ki, islam alemi içerisinde batı işgalinin devamınıda bu mücadeleden başka bir şey sağlamıyor.

Alıntı
Fetih Suresi Ayet:10. Sana bîat edenler ancak Allah'a bîat etmiş olurlar.2 Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Verdiği sözden dönen kendi aleyhine dönmüş olur. Allah'a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük bir mükâfat verecektir. 


İşte bu nedenle, yeryüzünde müslümanlar eğer liyakatli önderlerini ve mekteplerini tanımazda, herkes kendi kafasına göre, bir arınma programını uygulamaya kalkarsa, sonuç hezimetten başka bir şey olmayacaktır maalesef. Maalesef görünende ondan başkası değildir.

Hizbuttahrir gibi yapılanmalara gelince, bu tür yapılanmalar, ingiliz emperyalizminin, müslümanların bölünmesini derinleştirmek için ortaya atıp destekledikleri bir yapılanmadan başka bir şey değildir.

Elbette, insanlar yetiştirilmeden islami bir yönetim kurulamaz. Ancak insanları gerçek islama göre yetiştirecek programlarda her önüne gelenin tespit edebileceği bir konu da değildir.

Bu yüzden dünyada olup bitenlere bakmak lazımdır. Zaten bakıldığında görülmemesi imkansızdır. Küfrün ve kutbunun neresi ve kimler olduğu, İslam ve kutbunun neresi ve kimler olduğu.

Ayrıca muhterem kardeşim, kendisine sadece Kuran merkezli, sahih islam anlayışına sahip olduğunu söyleyen, şucu bucu hizipleşmelerden olmadıklarını söyleyen ama her biri birbirinden fersah fersah farklı yüzbinlerce anlayış sahibi insanlar gösterebiliriz. Şuculuk buculuk hiç kimsenin kendisi için verdiği bir isim değil, yeryüzü zemininde insanın nasıl düşündüğü ve hareket ettiğine diğer insanların verdiği bir isimdir. Böyle demenizle isimlendirilmekten kurtulacağınızı sanmamalısınız.

Velhasıl, her halükarda islam ümmeti, yeryüzünde birlik halinde hareket etmenin yollarını çok iyi araştırmalıdır. Çünkü kurtuluş yolu birlikte hareket etmektedir. Başka çıkar yol da yoktur. Herkes kendi anlayışına en doğru der de bu yüzden islami vahdetten uzak kalırsa, küfrün egemen olacağı her saniye bundan mesul olur. Her halükarda vurucu değil kucaklayıcı olmak zorundayız, çok haklısınız.
Logged
11 Mart 2009, 12:54:45 ÖS 12
Üye Bilgileri
yildiz
Üye
*

Mesaj Sayısı: 19
Nerden:

Offline
« Yanıtla #12 :»

Yarım arapça bilgisi ile meal yazanların meallerinden Kuran anlaşılmaz. Buna ne Kuran denebilir ne de İslam.
Bu meallerle de ne Allahın insanlara bildirdiği mesaj anlaşılabilir ne de başka bir şey.


Bu sözlerinizle sizde aslında belli bir zümreyi ayırıp safdışı bırakmış olmuyormusunuz? Her birimizin arapça bilme imkanı olmadığına göre tek bir kaynaktan değil de bir çok kaynağı elimizde bulundurup ve yorumları karşılaştırıp (ki bence arada çok büyük farklılıklar yok) iletilen mesajı anlamaya çalışmamız gerekmez mi? Herkese aynı şeyi düşündüremezsiniz. Ama yorumlardan çıkan sonuçların da çok kafa karıştırıcı olduğunu düşünmüyorum. Ayrıca bir müslüman Allah'ın kitabını öğrenmeye çalışacak, bunun için zaman harcayacak, dinini ilahi rızaya uygun yaşamak için hayatını vakfedecek ve Allah ona mesajını doğru anlaması için yardım etmeyecek öyle mi? Bence en önemli şey samimi olmak ve Allah'ın rızasını gözetmek.
Logged

Yaşasın Boykot Kardeşliği!
11 Mart 2009, 02:36:40 ÖS 14
Üye Bilgileri
m.ufukalp
Mehmet Ufukalp
ÜYELİĞİ SİLİNDİ
*

Mesaj Sayısı: 424
Nerden:

Offline
« Yanıtla #13 :»

izahta her zaman güçlük çekilen konu şudur: Uzmanlık. İnsanlar her konuda her bilim dalında uzmanlık diye bir vakanın gerekliliğini anlarlar ama ne hikmetse mesele İslama Kurana gelince, insanlar bir mealle uzman olunabileceği vehmine kapılırlar. Anlatmaya çalıştığımız şey bu.
Biz, örneğin şunu demeyiz.  Dnüya 180 parelel, 360 meridyen ise, bunu coğrafya bilim adamları söylemektedir. Onlar söylerlerse söylesinler, biz yinede dünyayı dolaşıp bir ölçmemiz daha uygun olur.
Mesela tıp bilimi: Tıp uzmanları ne derse esin biz kendimiz tıp ilmini başından sonuna okuyup ona göre davranmalıyız demeyiz.
Örnekleri çoğaltabiliriz.
İşte Kuranda İslamda da uzmanlaşma diye bir olay var. Her asırda ve her yerde bu uzmanlarda bulunmalıdır, bulunacaktır da. Ama herkesin uzman olması mümkün müdür. Elbette değildir. İşte bu Kuran ve İslam Uzmanları uzman olmayanlarında aynı noktada bir daha çaba göstermesine gerek kalmadan meseleleri açıklamaktadırlar. Nasıl ki diğer bilimlerde uzmanlardan istifade ediyorsak, Kuran ve İslam konusunda da uzmanlarımızdan istifade etmeliyiz. Mesele bu.
Bizim şöyle yanlış bir iddiamız yok. Biz, Kuranı önceki nesiller anlayablir de biz anlayamayız demiyoruz. Biz uzmanlarımız ne dedilerse gözlerimiz kapalı kabul edelimde demiyoruz. Ama gözlerimiz kapalı red de edemeyiz. Eğer Kuranda İslamda uzmanlaşmayı seçmişte bu konuda emek vermişsek ne ala, ama, diyoruz ki yetersiz bilgilerle Kurandan İslamdan hüküm ve mana çıkarmanın yanlış olacağını, yanılabileceğimizi söylüyoruz. Elbette atacağımız her adımın, yapacağımız her eylemin Kurana İslama uygun olması için çalışmalıyız,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.108 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu