Haftanın Konuğu "NURETTİN ŞİRİN"

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > HOŞGELDİNİZ > İDP KONUKLARI > Önceki Konuklar > Haftanın Konuğu "NURETTİN ŞİRİN"
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1] 2 3   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: Haftanın Konuğu "NURETTİN ŞİRİN"  (Okunma Sayısı 3017 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
02 Aralık 2008, 01:10:47 ÖS 13
Üye Bilgileri
TaLiA
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 2483
Nerden:

WWW Offline
« :»


Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


Bu haftaki konuğumuz

 İnancının bedelini ödeyen cesur, dik ve Filistin sevdalısı bir adam..

ve bu davanın onurlu bir mücahidi

Mektebi yusufiyyeden icazetli ...

Kudüs-Der sorumlusu


   

'NURETTİN ŞİRİN'
« Son Düzenleme: 02 Aralık 2008, 01:33:26 ÖS 13 Gönderen: TaLiA » Logged

Ne BeYaN-i HaLe Cu'ReT, Ne FiGaNa TaKaTiM VaR.Ne ReCa Yi VaSLa GaYReT, Ne FiRaHa KuDReTiM VaR...
02 Aralık 2008, 01:23:06 ÖS 13
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4071
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #1 :»

Sitemize Ali Ammar nickiyle üye olan Çok değerli büyüğümüz Nurettin Şirin Abimiz Hoşgeldiniz...

Nurettin Abi; sizi bir yazardan öte İslami hareketin genç ve dinamik, biraz başı dik abisi olarak tanıyoruz..

Sadece kürsüde (yazar kürsüsünde) konuşan değil, sanki sokaklarda slogan atan, koşturan bir mücahid olarak tanıdık...

öncelikle yaşantı haline getirdiğiniz mücadelenizi Rabbimin bereketlendirmesini diliyorum..
İşlerinizin ecrini Rabbimin kat kat artırmasını temenni ediyorum...

-Abi bize kısaca hayatınızı anlatırmısınız?

- Özellikle dikkat ettiğiniz sünnetler, kurallarınız var mı?

- Sizce bir müslüman (baba-eş- abi- amca-dayı- kardeş.vs.) nasıl olmalı?

-Hemen  o meşhur kudüs gecesi ile başlayan mücadelenize gelecek olursak;

-O günden bu güne bişeyler değişti mi?
- O gün verdiğiniz o soylu , başı dik mücadeleden ne gibi olumlu sonuçlar alındı? türkiye msülümanları üzerinde o gecenin ve sonrasının olumlu etki-izlenimlerini gördünüz mü?

şimdilik bunlarla başlamış olalım.. devam edeceğim.. çünkü çok merak ettiklerim var..

Davetimizi kabul edip teşrif ettiğiniz için Çok teşekkür ederim..

Allah Razı olsun
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
02 Aralık 2008, 08:01:59 ÖS 20
Üye Bilgileri
esen
Süper Aktif Üye
****

Mesaj Sayısı: 934
Nerden:
"lalüebkem"


Offline
« Yanıtla #2 :»

 çok sevindim  geldiğinize...
şimdilik sadece heyecanımı dile getirip hoş geldiniz diyorum
sonra soracam inşallah:)

Logged

cici sözlerine karşılık çıkarıp masalarına koyacağımız bir din taşımıyoruz yüreğimizde
02 Aralık 2008, 08:08:05 ÖS 20
Üye Bilgileri
Ali Ammar
nureddin şirin
Üye
*

Mesaj Sayısı: 12
Nerden:

Offline
« Yanıtla #3 :»

Selamun Aleykum

Bismillahirrahmanirrahim

Öncelikle Filistin davasına gösterdiğiniz ilgi ve hassasiyetten ve İslami bilgi, düşünce, şuur ve sorumluluk noktasındaki çabalarınızdan dolayı sizleri tebrik ediyor, Allah Subhanehu ve Teala'dan çalışmalarınızda başarı, esenlik ve kolaylıklar diliyorum.

Şahsımla ilgili ifadeleriniz ve sitayişlerinizden dolayı da ayrıca teşekkür ediyorum.

Kısaca özgeçmişimizden söz edecek olursak: 1964 Trabzon doğumluyum. İlk orta lise tahsilini İstanbul Güngören semtinde tamamladım. Lise sonrasında Konya Yabancı Diller Yüksek Okulu'nda bir sene okuduktan sonra 1982 yılında Ankara DTCF'de tahsile devam ettim. 1985 yılında aylık olarak İstiklal dergisinin yayınına başladım, bir yıl sonrasında dergi yayınını Şehadet adı altında sürdürdüm, 1990-93 yılları arasında da aylık Tevhid dergisi yayını içinde bulundum. Bundan sonra haftalık ve günlük Selam gazetesi yayınında köşe yazarı ve haber müdürü olarak yer aldım.

12 Eylül 1980 öncesinde Milli Selamet Partisi, Akıncılar ve MTTB'de İslami faaliyetlere katıldım. Bu çalışmalar süresinde genellikle kültür ve basın çalışmaları içinde yer aldım. Kısacası, 12 Eylül öncesi ve sonrasında, İslami çalışmalarımız genellikle basın yayın ve kültürel faaliyetler düzleminde devam etti.

Bu süreç içerisinde yazdığımız yazılar, yaptığımız konuşmalar dolayısıyla değişik kereler tutuklanıp hapse konulduk. 1979, 1981, 1989, 1995, 1997 yıllarında tutuklanarak cezaevine konulduk, takriben 10 yıl hapis hayatımız oldu. Son olarak da cezaevinden çıktıktan sonra Konya'da Aralık ayı içinde "Tarih Boyu Tevhid Mücadelesi" konulu konferanstan dolayı TCK 301 maddeden dolayı 5 ay hapis cezasına çarptırıldık, dava şu anda Yargıtay'da.

Sizlerin de belirttiğiniz üzere, çalışmalarımızın yoğunluğu Kudüs davası çevresinde olmaktadır. İstar basın yayın alanında, ister kültürel ve sosyal etkinlikler bağlamında olsun, gücümüz nisbetinde bu davaya ilişkin sorumluluklarımız ve yükümlülüklerimizi yerine getirmeye çalışıyoruz.

Şu anda da velfecr.com ve israhaber.com internet siteleri ile "İsra Kültür Merkezi" adı altında sosyal faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. İnşaallah yakında bir internet televizyonu yayınına da başlayacağız, şu an hazırlık ve test aşamasındayız.

Bu minval üzere, sorunuzda belirttiğiniz hususlara dönecek olursak: "kudüs davası" tüm İslam ümmeti için mihver ve evrensel bir davadır; bu dava sadece işgal altında bulunan kutsal toprakların savunulması değil, aynı zamanda tarih boyu tevhid davasının temel ilke ve prensiplerinin, İslam Ümmeti'nin özgürlük ve geleceğinin, müslüman olan herkesin onur ve şerefinin savunulmasıdır. Kudüs davası bir akide, kimlik ve varoluş kavgasıdır.

Kudüs davasını anlamlı ve eksen kılan bir diğer temel nokta da; Kudüs davası, İslam ümmetinin birlik, beraberlik ve dayanışmasının simgesi ve harcı durumunda olmasıdır. Yeryüzündeki bütün müslümanlar, hangi hizip, cemaat, mezhep ve kavim mensubu olursa olsun, Kudüs davasında tek yumruk ve tek ses olabilmektedir. Dolayısıyla, İslam'ın temel şiarı "İslami vahdet", Kudüs Davası zemininde vücut bulabilmekte, böylelikle düşmanların İslam ümmeti arasında ekmeye çalıştığı tefrika, niza ve husumet tohumları büyük ölçüde etkisizleşmekte ve özellikle günümüzde Ümmetimizin için hayati bir önek taşıyan vahdet zemini Kudüs davası ile canlılığını koruyabilmektedir.

Kudüs Davası, İslami kimliğin asli şiarlarından olan cihad, emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker sorumluluklarının zihinlerde ve amellerde yer bulmasının en etkin ve işlevsel bir vesilesi durumundadır. Cihad, direniş, fedakarlık, sabır, şehadet kavramlarının hayatta en güzel örneklerine "Kudüs davası" düzleminde tanık oluyor, bu vesileyle zihni, kalbi ve ameli planda "İslami direniş" kimliği ve misyonu ile bağımızı koruyabiliyoruz.

Sözü fazla uzatmamak için, belirttiğiniz üzere Sincan'daki Kudüs Gecesi programına geçecek olursak:

Sincan Kudüs Gecesi, Refah Partili Sincan belediyesi tarafından düzenlenmiş, bu programa benim de konuşmacı olarak katılmam istenmişti. Ben de o sıralar Selam gazetesinin günlük yayını yeni başladığından, gazetede haber müdürlüğünü yaptığım ve geceli gündüzlü mesai ayırmak zorunda kaldığım bir zamana denk gelmesi itibariyle, İstanbul dışına çıkmak çok zordu, gazete merkezinin hemen yanında evim olduğu halde eve bile gidemiyordum. Ancak Kudüs davasının önemi ve öncelilikliliği dolayısıyla programa gittim ve orada bir konuşma yaptık. Ayrıca programda gösterilmek üzere, siyonistlerin zulüm ve katiamlarını anlatan bir sinevizyon kaseti de hazırlayıp göndermiştim.

Bildiğiniz üzere, şimdilerde "ergenekoncular" şeklinde tanımlanan odaklar, o dönemde, Necmeddin Erbakan hocanın başbakanlığında Refah-Yol hükümetini yıkmak için çok yönlü saldırılara başlamışlardı. Ortaya bir 28 Şubat süreci çıkmıştı. Sonuçta Sincan Kudüs günü programı 28 şubat sürecinde çizilen senaryonun önemli bir taşı haline getirildi ve bu program üzerinden hükümetin yıkılması ve İslami camianın baskı altına alınması planı devreye sokuldu. Programda kullanılan afiş ve pankartlar da en büyük bahane olarak kullanılıyor, kartel medyası diye adlandırdığımız televizyon ve gazeteler de sürekli bu noktayı öne çıkarıyordu.

Siyonizme karşı mücadelenin öncü hareketleri Hamas, Hizbullah ve İslami Cihad terör örgütleri olarak tanımlanıyor ve bu hareketlerin önder şehidleri "terörist liderler" şeklinde sunuluyordu. Bu aynı zamanda siyonist bir projeydi. Oluşturulan gergin ortam ve darbe sendromu ile islami camia korkutulmuştu. Ayrıca program Refah Partili bir belediye tarafından organize edildiği için de bütün bunlar Refahyol hükümetinin yıkılması için bir mızrak başı şeklinde kullanılıyordu.

Benim tutuklanmam ve 17 yıl 6 ay hapis cezasına konulmama sebep olan nokta, programda yaptığım konuşma değildi. Belediye Başkanı Bekir Yıldız'ın isteği üzerine, programda asılan şehid posterlerinin ve pankartlarının bana ait olduğu şeklinde, posterleri ve pankartları üslenip bunu Hürriyet gazetesine açıklamıştım. Hürriyet gazetesi de açıklamalarımızı yayınlayınca Ankara DGM savcılığı bunu ihbar kabul ederek, gözaltına alınmamızı emretti.

İstanbul Fatih semtinde bulunan Selam gazetesi binasına gelen emniyet güçleri tarafından gözaltına alındık, Ankara'dan gelen emniyet güçlerine teslim edildik, Ankara emniyette 6 gün süren sorgudan sonra 13 Şubat tarihinde tutuklanıp cezavine konulduk, 4 kasım 2004 yılında da tahliye olduk.

Kendi nefsine pay ayırmaktan ve böbürlenmenin şerrinden Allah'a sığınırım. Bu vesileyle bir noktaya işaret etmek istiyorum: Eğer bireysel davransaydım, taşın altına ellerimizi koymamız gerektiği zaman ellerimi kenara çekseydim, Kudüs Gecesi programından dolayı ne gözaltına alınacaktım ne de hapis cezasına çarptırılacaktım. Ancak, bizler müslümanlar olarak öncelikle İSlam'ın ve müslümanların esenliği için ellerimiz taşın altına koymayı, gerektiğinde başımızı da taşın altına koymayı göze alabilmeliyiz. Ne yazık ki biz Türkiyeli müsümanların en büyük zaafı bu.. Normal şartlarda hepimiz cesur, fedakar, atak ve şehadet sevdalısı olabiliyoruz da, ama zorlukla sınandığımız zamanlarda, İslam davasının bizden fedakarlık beklediği dönemlerde, bedel ödenmesi gereken süreçlerde hızlıca siperlerimizden çıkıp kaçabiliyoruz. Yelkenleri suya indiriyor, mızraklarımızı kendi ellerimizle kırıyor, rotayı ve pusulayı değiştiriyoruz.

28 Şubat süreci bu gerçeğimizi yalın bir şekilde ortaya koydu. Yüzlerimiz makyajlıydı, o kadar çok boya sürmüşüz ki yüzümüze, meğer bu boyanın altında çehre ile boyanın üstünde görünen çehre hiç de birbirine benzemiyordu. Burada genelleme yapma durumunda değilim; bu süreçte birçok müslüman kardeşimiz, bacılarımız büyük bedeller ödediler, zorluklara katlandılar, yapayalnız kalma ve bırakılma pahasına da olsa mücadelelerini sürdürdüler.

Ancak altını çizerek belirtmek isterim ki, "gemiyi önce fareler, en son kaptanlar terkeder" denir. Bizde ise ne yazık ki, kaptanlarımız farelerden de, yolculardan ve tayfalardan önce gemiyi terkettiler. Hoclarımız, aydınlarımız, üstadlarımız, büyüklerimiz, ağabeylerimiz davayı yalnız bıraktı. Birileri sustu lal oldu, birileri gözlerini yumdu âmâ oldu, birileri yelkenleri indirdi taş oldu, birilerimiz ortalıktan kaçtı görünmez oldu, birileri gömlek değiştirip akıntıya yol tuttu.

Kendimizi ıssız ve fırtınalı bir çölün ortasında bulduk. Halbuki zahiren ne de güzel yemyeşil bağ ve bahçelerimiz vardı, ne de güzel ev ve binalarımız vardı. Ne de namlı başta gidenlerimiz vardı. İnsan bir noktada Bu 28 Şubat süreci için "iyi ki oldu!" diyesi geliyor... Kendimizi, gerçeğimizi, çapımızı, boyumuzun ölçüsünü görmüş olduk...
« Son Düzenleme: 03 Aralık 2008, 01:52:11 ÖÖ 01 Gönderen: Ali Ammar » Logged
02 Aralık 2008, 08:19:13 ÖS 20
Üye Bilgileri
erbaiin
Süper Aktif Üye
****

Mesaj Sayısı: 868
Nerden: Bursa

Offline
« Yanıtla #4 :»

nurettin abi hoşgeldiniz.

ahde vefa hakındaki düşüncelerinizi merak ediyorum.
Logged
02 Aralık 2008, 09:55:20 ÖS 21
Üye Bilgileri
sülfile
Aktif Üye
***

Mesaj Sayısı: 416
Nerden:
حركة المقاومة الاسلامية


Offline
« Yanıtla #5 :»

Öncelikle hoşgelmişsiniz hoşsedalar getirmişsiniz. Benim iki ayrı sorum olucak kabul ederseniz. Şimdiden teşekkürler.

1-Yaşanan o karanlık süreç te kişisel olarak ödenen bedelleri bir kenara bırakırsak toplumsal olarak ödenen en büyük bedel sizce neydi?

2-İhsan Dağı bugünkü zaman gazetesindeki yazısında Kürt sorununu İslam kardeşliği çözer mi? diye bir soru yöneltiyor ve yazının sonunda " 'Tek İslam milleti', İslam kardeşliği söylemiyle çözemeyiz Kürt sorununu. Etnik farklılıklar ile İslam müştereğini barındıran Afganistan ilginç bir örnektir; Paştunlar, Tacikler, Özbekler, Hazaralar... Çeşitli dönemlerde farklı etnik gruplar ortak bir İslam milleti içinde eritilmeye çalışıldı. Bunun en sert uygulamasını da Taliban yürüttü. Sonuç ise ilkel totaliteryen bir rejim oldu" diyor. Bende aynı soruyu size yöneltiyorum sizce Kürt sorununu İslam kardeşliği çözer mi?





Logged

Ya kalkın direnin cemaat çocuklar ölmesin, yada susun saklayın korkuları çocuklar görmesin!!!
02 Aralık 2008, 09:56:09 ÖS 21
Üye Bilgileri
Kararsız
Aktif Üye
***

Mesaj Sayısı: 489
Nerden:

Offline
« Yanıtla #6 :»

Hoşgeldiniz sayın Şirin,

Müsadenizle sizi yakalamışken bir soru da ben sormak isterim.
28 şubat süreci yaşanmamış olsaydı, Türkiye müslümanları şu anki durumlarından daha mı farklı olurdu?
Logged
02 Aralık 2008, 09:58:47 ÖS 21
Üye Bilgileri
Ali Ammar
nureddin şirin
Üye
*

Mesaj Sayısı: 12
Nerden:

Offline
« Yanıtla #7 :»

Bismillahirrahmanirrahim

Ara verme durumunda kaldığım için özür diliyor, kaldığım yerden devam ediyorum.. Bu arada, "erbain" imzalı kardeşimizin "ahde vefa" hakkındaki düşüncelerimi sormuş. Bu kardeşimizin sorusunu konu akışkanlığı içinde cevaplayacağım inşallah.

Bizler her zaman kendimizi ilahi mizana çıkarmamız gerekiyor, bunun için de nefis muhasebesi yapmamız, kendimizi murakebe altında tutmamız gerekiyor. Bunun başında da kuşkusuz ki tevbe ve istiğfar geliyor. Şu ayet-i Kerime bizim için her zaman uyarıcı olma durumundadır:

"Rabbimiz! Günahlarımızı (ayıplarımızı, kusurlarımızı) işlerimizdeki aşırılıkları ve taşkınlıkları bağışla. Ayaklarımızı sabit kıl, kafir kavme karşı bize yardım et; bizleri başarı ve zafere ulaştır"

Yeter ki muhlis ve gayretli olalım ve yeter ki hesabımızı yalnız Allah ile yapalım...

28 Şubat dönemi, bize kendimize çeki düzen vermemizin gerektiğini öğretti. Bizleri samimiyet, mertlik, dürüstlük, ahid, misak, fedakarlık ve cesaret süzgecinden geçirdi. İnşallah bu süreci sadece konuşarak ve tartışarak değil de, kendimizi hesaba çekerek değerlendirir, İslam davasına sadakat ahdi ile yolumuza devam ederiz.

Şahsım ile ilgili övücü sözler nefsime hoş gelir, ama eğer gerçekten kendimizi ilahi mizana vuracak olursak, bu övgüleri hak etmediğimiz ortaya çıkacaktır. İslami görev ve sorumlulukların unutulduğu, sözde kahramanlarımızın buğday başağı gibi savrulduğu bir zeminde ve süreçte sadece biraz farklı görünmekteyiz. Hani nerede Mekke ve Medine'nin yiğitlerini örnek alışımız? Nerede Yasir ailesini, Bilal ve Habbab'ları örnek alışımız? Hep "Mekke dönemi" "Mekke dönemi" diyoruz da, sanki Mekke dönemi müslümanların "lale devri"ni ifade ediyor! İşin doğrusu kaçıyoruz ama, kaçıyor gözükmemek için kutsallara sığınıyoruz. Kutsallarımızı araçsallaştırıyoruz...

Birileri bu kez kalkıp başma bir yola başvuruyor: "bu işler hamasetle, sloganla olmaz, miting düzenlemek, sokak gösterileri yapmakla olmaz!" Allah aşkına! Hz. Resul-i Ekrem ve ashabı 40 kişiyle Mekke sokaklarına tekbirlerle çıkıp putların, putlaşanların, putperestlerin yüzüne "la" diye haykırdığında hangi güçlerine, imkanlarına güvenmişlerdi! Devlet mi kurmuşlar, ordu mu hazırlamışlardı! Ebu Cehil ve Ebu Leheplerin sahip olduğu gücün üstüne mi çıkmışlardı!

Hemen karşılık veriyorlar: "Biz de hele onlar gibi 40 kişi olalım. Ondan sonra biz de çıkarız meydanlara elbet!"

Hayır kardeşim hayır... Bu gidişle sayımız hiç bir zaman 40'a ulaşmayacak. "Bizim oğlan binâ okur, döner döner yine okur" sözüne emsal olmaktan öteye gidemeyeceğiz...

Bugün Gazze'de tarihin en acımasız, insanlık dışı ve barbar bir kuşatması sergilenirken, Allah ve Resulü'nün en amansız düşmanları siyonistlere boyun eğmedikleri için, gayri meşru siyonist yapının tanınmasını reddettikleri için, İslam yolunda, Kudüs'ün özgürlüğü ve ümmetin onuru için direnişi terketmediklerinden dolayı bir kuru ekmekten dahi manhrum bırakılan Filistinli kardeşlerimiz "neredesiniz ey dünya müslümanları! Bizim için feryad edecek bir gücünüz dahi kalmadı mı?" diye sorarlarken, "meydanlarda ve caddelerde bizim mazlumiyetimizi haykırın!" diye bizden küçük bir adım atmamızı beklerlerken, bizler yerimizde çakılıp durabiliyorsak, ondan sonra kendi aramızda ders halkaları kurup tefsir dersi yapıyorsak, siyer ve hadis dersi yapıyorsak, Sahabenin hayatını anlatıp duruyorsak, işte o zaman Rabbimizin şu uyarısı ile karşılaşırız: "Niçin yapladıklarınızı/yapmayacaklarınızı söylersiniz?"

Merhum Muhammed İkbal'in çok güzel bir sözü var, der ki: "Benden selam olsun mollaya ve sofiye, onlar bize İslam'ı öğrettiler. Gel gör ki öyle bir yorum yaptılar, Allah'ı, Peygamber'i Cebrail'i hayrete düşürdüler"

Şu satırları yazdığım sırada, haberlere baktığımızda, siyonist işgal güçlerinin Gazez'ye yaptıkları saldırıda iki Filistinli çocuğu şehid ettiklerin öğreniyoruz: Gazzeli kardeşlerimiz her zamanki gibi üzerlerine tevhid bayrağını sardığı bu küçücük şehidlerinin nâşlarını omuzlarına alıp siyonist düşman karşısında direniş ahidlerini haykırıyorlar...

Kardeşlerim, bacılarım,

Yarın ruz-i mahşerde dillerimiz susup uzuvlarımız konuştuğunda; şahitlik yaptığında, acaba kulaklarımız Gazze'den yükselen çığlık ve feryadları işittiğini dile getirdiğinde, ellerimiz ve ayaklarımız da, "duydu mu ama, ne eliyle ne ayağıyla bir şey yapmadı" dediğinde, halimiz ne olacak!

Bu sitenin Filistin için ne yapibiliriz, konulu samimi bir gündem açtığı için, şahsen tanımadığım bu kardeşlerime karşı sevgi ve saygı ve takdir duygularım oluşmuştu. İnşaallah bizler bu sözlerimize amellerimizi tanık tutarız, inşallah çabalarımızı, fedakarlığımızı, cihadımızı yazılarımıza ve iddialarımıza tanık tutarız...

Bizler "müslümanların dertleriyle ilgilenmeden sabahlayan benden değildir" diyen bir peygamberin ümmetiyiz...

Ahde vefa'yı soran kardeşime...

Ahde vefa deyince, ilk önce "ahd-i misak"ı hatırlamamız gerekir çünkü: Rabbimizin "Elestu birabbikum" sualine "belâ" diye cevap veren bizlerin yaşadığı her gün, soluk aldığı her an, ahdine ne kadar vefalı olduğuna tanıklık ediyor. Bizler ahdimizi Resulullah'a ne kadar sunabiliyoruz, Allah yolunun aziz şehidlerine ne kadar sunabiliyoruz. Bizler, ümmetimizin acılarını acı, sevinçlerini sevinç olarak paylaşacağımıza dair verdiğimiz söze ne kadar sadık kalabiliyoruz?

"Ey dünya müslümanları! İslam'ın yardımına koşunuz, vesayet altına alınan Kur'an'ın yardımına koşunuz! kendi topraklarında zulme uğrayan mazlum müslümanların yardımına koşunuz..!"

Bu feryad ve çağrı, 1986 yılında yayınladığımız "Şehadet" adlı derginin ilk sayısının kapağında yazıyordu. Artık, bizler varlığımızı, var olduğumuzu, yani diri olduğumuzu zinde olduğumuzu ortaya koymamız gerekiyor...

Varsın birileri, bize aşırı desin, varsın birileri bize radikal, kötendinci, fundamentalist desin! Varsın bizileri bize reel politik amentüsünü okusun! Varsın yaptıklarımız, söylediklerimiz delilik gibi görünsün.

Yeter ki Allah şahidimiz olsun, yeter ki Kur'an şahidimiz olsun! Yeter ki mazlum ümmetimizin acısı dinsin de adresimiz zindan olsun.

İslam ümmetinin özgürlüğü ve esenliği, vahdeti ve zaferi için çabalayan kadın-erkek bütün müslümanlara selam olsun. Allah'a verdikleri sözde sadakat gösterip adaklarını yerine getiren ve sırasını bekleyenlere selam olsun. Üzerimize giydirilmek istenen zillet libasını parçalayıp atanlara, direniş ve fedakarlıkla hedefine koşanlara selam olsun...

müsaadenizle...

vesselamu aleykum
« Son Düzenleme: 03 Aralık 2008, 06:11:09 ÖS 18 Gönderen: Ali Ammar » Logged
02 Aralık 2008, 10:00:37 ÖS 22
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4071
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #8 :»

Alıntı
İstanbul Fatih semtinde bulunan Selam gazetesi binasına gelen emniyet güçleri tarafından gözaltına alındık, Ankara'dan gelen emniyet güçlerine teslim edildik, Ankara emniyette 6 gün süren sorgudan sonra 13 Şubat tarihinde tutuklanıp cezavine konulduk, 4 kasım 2004 yılında da tahliye olduk.

selam gazetesinin sıkı bir takipcisi olarak yukardaki olayı bu gün gibi hatırlıyorum. her ne kadar kötü gibi görünse de o günlerdeki hava hiç de öyle değildi. gayet kendinden emin ne yaptığını bilen izzetli bir müslüman vardı.. objektiflerde...
Nurettin Şirini o gün (ben daha çocuk denecek yaştaydım) benim gzümde yıkılamayacak kahraman yapan işte o fotoğraftı..

araya girdim kusura bakmayınız.. dayanamadım ama affola..

Lütfen buyurunuz...
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
02 Aralık 2008, 10:19:42 ÖS 22
Üye Bilgileri
narcicegi
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 1745
Nerden:

Offline
« Yanıtla #9 :»

Hoşgeldiniz Nurettin Bey,


Alıntı
Bu minval üzere, sorunuzda belirttiğiniz hususlara dönecek olursak: "kudüs davası" tüm İslam ümmeti için mihver ve evrensel bir davadır; bu dava sadece işgal altında bulunan kutsal toprakların savunulması değil, aynı zamanda tarih boyu tevhid davasının temel ilke ve prensiplerinin, İslam Ümmeti'nin özgürlük ve geleceğinin, müslüman olan herkesin onur ve şerefininin savunulmasıdır. Kudüs davası bir akide, kimlik ve varoluş kavgasıdır.

Yukarıda "Kudüs Davası" için söylediklerinizden bir kesit alarak soruma geçmek istiyorum:
Kudus-Der başkanı olduğunuzu biliyoruz.
Burada Kudüd için-Filistin için yaptığınız çalışmaları bize anlatabilir misiniz?
Bizlere Kudus için yapmamız gerekenler konusunda-somut adımlar atabileceğimiz türden
ne gibi önerilerde bulunabilirsiniz?

Logged
02 Aralık 2008, 10:41:49 ÖS 22
Üye Bilgileri
duaekseni
Aktif Üye
***
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 458
Nerden:

Offline
« Yanıtla #10 :»

Selamun Aleykum

Değerli Nurettin Şirin Hocam,

Rabbimden hayırlar getirip,hayır bulmanız duamla hoş geldiniz.

Benim size sorum olmayacak.Zira eylemleri ile söylemleri örtüşen imanını yaşamına şahit kılan ,kalemini hakk üzere kullanan ender insanlardansınız.

Ülkemizde "bunca yıldır tebliğ yapıyorum,hakk dava için çalışıyorum(!)  ve bu işi öyle ustaca yapıyorum ki elhamdülillah daha hiç içeri girmedim, sistemle hiç sürtüşmem olmadı " diye övünen yazan-bozan takımından değilsiniz.

Yazdıklarınızı dikkatle okudum.O kadar net,davasını özümsemiş,Kudüs'le bütünleşmiş,ne istediğini bilen,ne yapacağını günü birlik değil planlı olarak ortaya koyuyorsunuz ki sadece takipetmek/okumak yeterli diye düşünüyorum.

Kardeşlerim soru soruyorlar ben de dua yapayım istedim. Benim yazdıklarımı okuyanlarda amin diyeceklerinden Yüce Makam'a (cc) sunulan dilekçe mesabesinde olur,kabul görür inşallah.

Rabbim rızası üzere yapacağınız tüm gayretlerinizi kolaylaştırsın,bereketli kılsın,  Özgür Kudüs'te topluca namaz kılmayı bizlere nasip etsin dualarımla..(amin)

Selametle..

"KUDÜS'SÜ SAVUNMAK, GERÇEK BAĞIMSIZLIĞI SAVUNMAKTIR" Nuri PAKDİL
Logged

"Hasbunallah ve ni'me'l-vekil"
02 Aralık 2008, 11:07:51 ÖS 23
Üye Bilgileri
Aysegul
Emektar Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3265
Nerden: Bursa

WWW Offline
« Yanıtla #11 :»

Değerli Duaekseni'nin dualarına Amin, Amin, Amin.. diyerek Hoşgeldiniz demek istiyorum ben de..

Selam gazetesi sonrasında..
Şimdi 'gazete'ye ihtiyaç duyuyor musunuz?
Projeleriniz arasında yer alıyor mu gazete?

Bizleri de şahitlikte bulundurduğunuz için Allah razı olsun.
Logged
02 Aralık 2008, 11:14:13 ÖS 23
Üye Bilgileri
Ali Ammar
nureddin şirin
Üye
*

Mesaj Sayısı: 12
Nerden:

Offline
« Yanıtla #12 :»

1-Yaşanan o karanlık süreç te kişisel olarak ödenen bedelleri bir kenara bırakırsak toplumsal olarak ödenen en büyük bedel sizce neydi?

2-İhsan Dağı bugünkü zaman gazetesindeki yazısında Kürt sorununu İslam kardeşliği çözer mi? diye bir soru yöneltiyor ve yazının sonunda " 'Tek İslam milleti', İslam kardeşliği söylemiyle çözemeyiz Kürt sorununu. Etnik farklılıklar ile İslam müştereğini barındıran Afganistan ilginç bir örnektir; Paştunlar, Tacikler, Özbekler, Hazaralar... Çeşitli dönemlerde farklı etnik gruplar ortak bir İslam milleti içinde eritilmeye çalışıldı. Bunun en sert uygulamasını da Taliban yürüttü. Sonuç ise ilkel totaliteryen bir rejim oldu" diyor. Bende aynı soruyu size yöneltiyorum sizce Kürt sorununu İslam kardeşliği çözer mi?

-28 şubat süreci yaşanmamış olsaydı, Türkiye müslümanları şu anki durumlarından daha mı farklı olurdu?

-Burada Kudüs için-Filistin için yaptığınız çalışmaları bize anlatabilir misiniz?
Bizlere Kudus için yapmamız gerekenler konusunda-somut adımlar atabileceğimiz türden
ne gibi önerilerde bulunabilirsiniz?


Kardeşlerimizin sorularına genel olarak cevap vermeye çalışacağım.

1- Bizler Türkiyeli müslümanlar olarak, 28 Şubat sürecinde toplumsal olarak mukkadesatımıza, islami şahsiyet ve onurumuza yapılan azgın ve küstahça saldırganlığa karşı gereğince bir "savunma" konumunda olamadığımız için, onurumuz konusunda "bedel" ödedik, ama bu bedel iftihar edilecek bir bedel değil elbette. Hani denir ya: "değdi mi bu zillete!"

2- Kürt sorununun çözümünün tek yolu elbetteki İslam kardeşliğidir. Afganistan'daki örneklik, İslam kardeşliğinin farklı etnik yapılar arasındaki çekişmeleri kaldıramayacağı yönünde bir örnek gibi sunulsa da burada gözardı edilen başka bir yanlışlık şu: mesele sadece farklı etnik yapılar arasındaki bir sorun değildi. Rusların Afganistan'ı işgali sırasında aynı etnik yapılar arasında da bir gerilim yaşanmıştı. Buradaki sorunun temelinde ne yazık ki iktidar hırsı yatıyordu. Bu iktidar hırsı bazen aynı etnik yapılar arasında ayrışmalara da yol açıyordu. Söz gelimi belli vaatlerle yanındaki birliklerle karşı tarafa geçen komutanlar, tercihinde etnik yapıyı gözönünde bulundurmuyordu.

Ancak ülkemizde yaşanmakta olan kürt sorununa, zahiren ve şekli bir İslam kardeşliği ile çözüm bulunamaz. Yani, İslam kardeşliğini sadece dıştan cazip gelen bir söylem olarak kullanmamamız gerekiyor. İslam kardeşliği diyoruz ama içini milliyetçi güdülerle, milliyetçi kutsallıklarla doldurduğumuz zaman, elbette bu İslam kardeşliği förmülüne tekabul etmiyor. Sözgelimi, siz bir Türk kökenli müslümansınız ve kürt kardeşlerinize İslam kardeşliği temelinde bir çözüm öneriyorsunuz: Ardından "necip" bir milletin tarihini, dilini kültürünü, edebiyatını, örfünü bu birlikteliğin zemini olarak sunuyorsunuz. Ya da, "türklük" vurgusunu öne çıkarmamakla birlikte, türklüğü İslamlık ile eşitleyebiliyor ve kürtleri bu pota içinde eritmeye çalışıyorsunuz. Şunu belirtmeye çalışıyorum: Bizler "ümmet" ve "İslam kardeşliği" derken, bu söylemlerimiz içinde belli bir etnik renk hiç bir sürette bulunmamalı, etnik yapılar doğal olarak bütün renkleriyle kendinde yer bulabilmelidir. Hani derler ya: "alavere dalavere, kürt memet nöbete" Birileri türk milliyetçiliği diyerek kürtleri nöbete gönderirken biz de İslam kardeşliği diyerek kürtleri nöbete göndermeyelim. Biz de biraz nöbete gidelim de kürtler biraz evde otursun. Aksi takdirde, bir kürt kardeşimiz çıkıp bize sorar: "Kemalistler geldi nöbet çıktı, İslamcılar geldi yine nöbet çıktı. Değişen ne oldu!"

3- 28 Şubat süreci yaşanmamış olsaydı, bir noktada bir çok acı yaşanmayacaktı ama, içi kof varlıklar hormonel bir şekilde büyümeye devam edecek, ardından biri gelip çuvaldızı batırınca çok daha büyük hüsranlar yaşanacaktı. BU süreci, ilahi mukadderatın bir cilvesi olarak görecek olursak, en hayırlısının bundan çıkaracağımız ibretler ve derslerle sahih, muhlis ve dürüst çabaları büyütmeye çalışmak olacağını düşünüyorum.

4- Kudüs için yapacağımız çalışmaları genel hatlarıyla ifade etmeye çalışmıştım. En kısa şekilde ifade etmeye çalışsak şöyle dememezi mümkündür: Kudüs için öyle bir şey yapalım ki yaptığımız işler Filistinli, Gazzeli kardeşlerimizi sevindirsin ve güldürsün. Siyonistleri ve yandaşlarını üzsün ve daraltsın. Bu da istişarelerle belirlenir inşallah.

Bu istişareye şimdiden küçük bir katkıda bulunacak olursak:

a- Kudüs bilincini, Kudüs davasını gündemlerimizin başına alabilmeli, sosyal, kültürel, enformatik çabalarımızın merkezine oturtabilmeliyiz.
b- Kudüs davasını zihinlerde ve yüreklerde canlı tutacak etkinlikler, film gösterimleri, resim sergileri, bilgilendirici toplantılar düzenlenmeliyiz
c- Siyonist saldırganlık ve işgal ve katliamlar karşısında Filistinli kardeşlerimizin yalnız ve sahipsiz kalmadığını göstermek için protesto gösterileri yapmalıyız
d- Özellikle ambargonun altında çok ağır şartlar altında yaşayan Filistinli kardeşlerimizin ihtiyaçları için yardım kampanyaları düzenlemeli ve bunları güvenilir kuruluşlar eliyle Gazze'ye ulaştırılmasını sağlamalıyız
e- Kudüs davasının önder şehidlerini çeşitli vesilelerle yad etmeli, onların mücadelelerini, hatıratını ve mirasını canlı tutmalıyız
f- Siyonizme karşı mücadele bilincini canlı tutarak, bu kanser mikrobu bütünüyle ortadan kalkıncaya kadar direnişin sürekliliğini vurgulamalı ve direnişi gücümüz nisbetinde paylaşabilmeliyiz.
g- Siyonist rejimin varlığını tanıyanları, bu rejimin varlığını normalleştirmeye çalışanları, siyonist rejim ile gizli açık işbirliğine girenleri, bunların ihanetlerini deşifre edip islm camiasına, tohlumun pak vicdanlarına sunmalıyız.

Bu başlıklar altında sıraladığımız görev ve sorumluluklarımızı kendi içinde de alt başlıklara ayırabiliriz.

İnşaallah sorumluluk bilincinde olanr müslümanlar bir "Kudüs Manifestosu" yayınlayarak siyonizme karşı mücadelede sistemli, planlı ve sürekli bir gündem ve program oluştururlar. Bizler de tam bir ciddiyetle ve sorumlulukla bu vazifelerimizi ifa ederiz inşallah...

Bu yazıyı yazarken gelen mesajlarda bizlere dua eden kardeşlerime bil mukabele dualarımı ve selamlarımı sunuyorum.
Logged
02 Aralık 2008, 11:48:54 ÖS 23
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4071
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #13 :»

Abi Allah Razı Olsun

Öncelikle bu sorum bi yargı değil , lütfen yanlış anlamayınız..
yukarda kendimi selam okuru (hatta talebesi mi demeliyim) olarak yazmıştım.

efendim daha iyi bilirsiniz ki biz selamda ki

Atasoy Müftüoğlundan : Düşünmeyi,
Mustafa İslamoğlundan: tarihi, imanı, ve tavrı
Nurettin Şirinden: kudüsü ve siyonizmi
Mustafa Çelikden : tevhidi
ve daha bir çok çok değerli misyon ve dava adamlarından öğrendik hayata dediğimiz islamı

Selamın o zamanki konumu; "sistemi eleştiren tek ses" olmasıydı,
hani sistem selam satırlarından meşru bir yol bulamazdı..
sistemi din çatısı altında meşru gösterenler de alırdı ağızlarının payını..

son seçimdeki tavrınızı (ki bu konuda yazdığınız geniş makaleleri de okumuş olmamıza rağmen) anlayamadık hocam
ne değişti? merak ediyoruz?
hani siyonizme karşı dediniz de (düşünmeden edemedik) acaba eğer iktidar olsalardı bu siyonist karşıtlığını sürdürebileceklermiydi?
güvenebildiniz mi hocam?
yada sadece gömlek çıkarıp siyon dostluğunu kabul edenlere bir reddiye miydi?
 cevap vermeyebilirsiniz?
ama içimde ki tedirginliği -( belki su-i zanna varan şüpheleri) dağıtmak istiyorum..

Allah Razı Olsun
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
03 Aralık 2008, 12:25:45 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
Ali Ammar
nureddin şirin
Üye
*

Mesaj Sayısı: 12
Nerden:

Offline
« Yanıtla #14 :»

Selam gazetesi sonrasında..
Şimdi 'gazete'ye ihtiyaç duyuyor musunuz?
Projeleriniz arasında yer alıyor mu gazete?


Değerli kardeşim,

Selam gazetesi kendi döneminde belli bir boşluğu dolduruyor ve yayın düzleminde belli bir etkiyi gösteriyordu. Gazetenin kapanmak zorunda kalmasının ardından, cezavinden çıkışımızdan sonra çeşitli vesilelerle gittiğimiz şehirlerde birçok kardeşimizin Selam gibi bir gazeteye ihtiyaç duyulduğuna dair beklentilerine tanık olduk...

Ekonomik imkanlar ve kadro itibariyle haftalık bir gazete çıkarabilme durumunda değiliz. şimdilik velfecr ve israhaber internet siteleriyle bu yönde bir boşluğu bir nebze olsun doldurmaya çalışıyoruz. Bir de birkaç ay içinde yayınına başlamayı düşündüğümüz bir internet televizyonu projemiz var. İnşallah bu çalışma ile de biraz olsun belli yayın hedeflerimize ulaşırız.


Selamın o zamanki konumu; "sistemi eleştiren tek ses" olmasıydı,
hani sistem selam satırlarından meşru bir yol bulamazdı..
sistemi din çatısı altında meşru gösterenler de alırdı ağızlarının payını..

son seçimdeki tavrınızı (ki bu konuda yazdığınız geniş makaleleri de okumuş olmamıza rağmen) anlayamadık hocam
ne değişti? merak ediyoruz?
hani siyonizme karşı dediniz de (düşünmeden edemedik) acaba eğer iktidar olsalardı bu siyonist karşıtlığını sürdürebileceklermiydi?
güvenebildiniz mi hocam?
yada sadece gömlek çıkarıp siyon dostluğunu kabul edenlere bir reddiye miydi?
 cevap vermeyebilirsiniz?
ama içimde ki tedirginliği -( belki su-i zanna varan şüpheleri) dağıtmak istiyorum..


Değerli kardeşim,

Çok samimane duygularla ve iyi niyetla yazdığınız bu mesajdan dolayı, bizide bazı noktaları açıklama fırsatını verdiğiniz için öncelikle teşekkür ediyorum..

Müsadenizle bir kıssa anlatarak konuya girmek istiyorum:

Bir gün iki kadın yanlarında bir bebek ile Hz. Ali'nin yanına gelirler. Her iki kadın da bebeğin kendisine ait olduğunu iddia ediyor, yani bebeğin annesi olduğunu iddia eden iki hanım var. Hz. Ali'ye derler ki: "Ya Ali! Sen adilsin, bu bebek benim, ama o kadın "benim" diye sahip çıkıyor." Diğer bir kadın da aynısını söylüyor. Hz. Ali ne yapsın, ne gaybi bilir, ne de gen testi yaptırabilir.

Hz. Ali kılıcını kınından çıkarıp der ki: "ben kılıcımla bu bebeği tam ortasından, eşit bir şekilde ikiye ayıracağım, yarısını sana, diğer yarısını da öbürüne vereceğim!" Bunun üzerine, kadınlardan biri hemen ileri atılıp "hayır hayır, ben bu bebeğin annesi değilim. Ben vazgeciyorum, bebeği o kadına ver!"

Hz. Ali de "bebeğin gerçek annesi sensin" deyip, bebeği ileri atılan kadına verir....

Niçin? Çünkü doğal olarak annelik duygusu kendini bu şekilde hissettirmiştir. "Bebeğim yaşasın da varsın ellerde yaşasın, bebeğim yaşasın da varsın ben yavrumsuz kalayım..."

Değerli kardeşim.

Bizim için Kudüs davası böyle bir "bebek"tir işte....

Benzetme gibi olmasın, mesele anlaşılsın diye böyle bir ilişkilendirme yapıyorum...

Kudüs davası bi ülkede garip kalmasın... Kudüs davasını canlı tutacak her bir vesile da canlı kalsın... Saadet Partisi ve Milli Görüş hareketi, ülkemizdeki Kudüs davası'nı yani bu masum bebeği yedip giyderecek bir anadır her zaman. Zira bizler kudüs davasını, siyonizme karşı mücadeleyi bu zeminde öğrendik. Özgeçmişimizi anlatırken, 12 Eylül 1980 öncesinde Milli Selamet Partisi ve Akıncılar çatısıaltında İslami faaliyetlerde bulunduğumuzu belirtmiştim... Ben kendi örnekliğimde ve hayat tecrübem içerisinde buna şahidim. Bir parti hareketi ile özdeşleşme veya orgenik anlamda bir partinin çatısı altında çalışma durumunda değilim. Bundan o parti de zarar görebilir. Ne de olsa, bizlerin elinde "bugün bunu yapar, yarın öbürünü yapar" yazılı bir "deli raporu" var.

Bir önrnekle açayım bunu:

Cezavinde bulunduğumuz sırada, hz. Paygamber ve ashabı ile Merhum Mehmed Akif hakkında aşağılayıcı ve küçültücü ifadeler kullananan bir general olmuştu. Ben de onun üzerine Selam gazetesinde bir yazı yazmıştım. Bir hafta geçmişti ki beni mahkemeye çağırdılar. Adliyeye gittim, savcının karşısına çıkarıldım. Savcı önce bana gazetedeki yazının fotokopisi çekilmiş küpürünü gösterdi. "Bu yazıyı sen mi yazdın?" diye sordu. Ben de "evet" dedim.

Sonra yazıyı okudu ve "bunları yazmışsın" dedi. Ben de yine "evet yazdım" diye cevap verdim. Savcı garip garip yüzüme baktı. "Bu yazıyla sana ceza gelecek" dedi. Ben de "gelsin ne olacak, birisi kalkıp peygamberimize küstahça dil uzatacak, ben de susup tepkisiz mi kalacağım. Yaratılmışlar içinde en şerefli insan Hz. Peygamberdir, en şerefsizi de Hz. Peygambere dil uzatandır. Onlar omuzlarındaki rütbelere güvenerek bu küstahlığı yapabiliyorlarsa, bilsinler ki bu yaptıkları yanlarında kalmayacaktır" deyince, savcının gözleri neredeyse dışarı fırlayacaktı...

Daha sonra bu yazı için mahkemeye çıkarıldık, TCK 312'den dava açılmıştı. mahkedede "ben bu mahkemeyi tanımıyorum, esas mahkeme Allah'ın mahkemesidir ve bu hesap Allah'ın mahkemesinde görülecektir. Savunmam bundan ibarettir" dedim..

Arkasından üç yıl hapis cezası geldi...

Mahkeme gerekçeli kararında şöyle bir ifade kullanmıştı: "sanık Nureddin Şirin Sincan Kudüs davasından 17 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldığı ve cezasını Bandırma Cezaevinde çektiği halde, hala uslanmadığı görüldüğünden cezasının üst sınırdan verilmesine karar verildi"

Yani benim "uslanmaz biri" olduğuma dair elimde mahkeme belgesi olduğu için, ne olur ne olmaz, yarın yine bir şey olursa ağer, partiye de zarar gelmesini istemem...

Hani Mehmed Akif diyor ya; "Bir Hilal uğruna Yâ Rab! Ne Güneşler batıyor!" Bu hilalin yerine "Kudüs Davası"nı koyarsanız benim meramım da daha iyi ahlaşılmış olur inşallah...
« Son Düzenleme: 03 Aralık 2008, 12:29:19 ÖÖ 00 Gönderen: Ali Ammar » Logged
Sayfa: [1] 2 3   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.097 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu