ALLAH’IN SEVMEDİKLERİ

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > KUR´AN-I KERİM (Bilgi Platformu) > Kur'an-i Kavramlar > ALLAH’IN SEVMEDİKLERİ
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: ALLAH’IN SEVMEDİKLERİ  (Okunma Sayısı 353 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
31 Ekim 2008, 06:49:00 ÖS 18
Üye Bilgileri
hanif_bir_kul
Daimi Üye
**
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 92
Nerden:

Offline
« :»

ALLAH’IN SEVMEDİKLERİ

Kur'ân; Cenâbı Allah'ın sevdiği benliklerin özelliklerini detaylı olarak bildirdiği gibi, sevmediklerini de
açıklamaktadır. Oluşun negatif yönünü teşkil eden bu nitelikler, 7 başlık altında toplanmıştır. Bunları başında tüm
İlâhî Yasalar'ın inkarcısı eziyet ve işkence ehli zalimler ile varlık ve oluştaki mükemmelliği, nimet ve lütfu
görememe, Allahü Teâlâ'nın varlığını kabul etmeme sapıklığının sahibi kâfirler gelir. Bozguncular, Kibirliler,
Servetten Şımarıp Azanlar, Hainlik Edenler ve İsraf Edenler'i de Cenâbı Allah sevmemektedir. Bunlar güzele ve doğru
yola erişemez, Allah'ın lâneti ve azabı onların üstünedir. Bu dünyada olgunlaşmayarak imtihanı kaybetmiş ve
cehennem ehli olmuşlardır. Sevilmeyen sıfatlara bürünenler, yaratılışın negatif kutbu olan Celâl görüntüleridir.
Allahü Teâlâ; kemalde lüzumlu olan bu olaylara. bir müddet müsaade etmektedir.

Kur'ân'a göre, yaratılış ve devam eden oluşun özünde Zıtlar Prensibi yatar. Cenâbı Allah'ın Celâl görüntüsü
Allah'ın sevmediklerini, Cemal görüntüsü ise Allah'ın sevdiklerini yansıtır. İşte bu iki oluş ile insanlar, çile
çeker, yoğrulur ve adım adım olgunlaşarak kemale ererler
Logged
31 Ekim 2008, 06:49:56 ÖS 18
Üye Bilgileri
hanif_bir_kul
Daimi Üye
**
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 92
Nerden:

Offline
« Yanıtla #1 :»

ZALİMLER

Zulüm, lugat manası haksızlık, eziyet, işkence demektir. Kur'ân lisanında; Cenâbı Allah'ın koyduğu prensiplere ters
düşen her şey zulümdür ve bunları isteyenler da zalim'lerdir. Zulmün karşıtı ise Cenâbı Hakk'ın emirlerini
emrettiği şekilde tatbik etme anlamında ki adalet'tir. Kur'ânı Kerîm'in en önemli kavramlarından olan zulüm ve
zalim kelimeleri, birçok ayetlerle vurgulanmıştır.

Cenâbı Allah asla zulmetmez. Ancak zulümler; çok bilgisiz ve nefsinin kötü arzularına esir olan insanlardan
kaynaklanmaktadır. Allahü Teâlâ'nın sevmediği benliklerin başında zalimler gelmektedir. Küfür (Allah'ı inkar),
bozgunculuk, şirk (Allah'a ortak koşma), israf, kibir, hainlik v.s. gibi diğer sevilmeyen sıfatların tamamı veya
parçalı olarak zalimlerde bulunmaktadır. Onlar, aynı zamanda küfre sapmış kâfirlerdir.

Yaratılış düzenini bozan zulüm mutlaka bir gün sona erdirilecek, yerini adalete bırakacaktır. Yaratılış kanunu
gereği bu oluşlar Yeryüzünde hep devam edecek; böylece insanlar ıstırap ve eziyet çekecek adım adım olgunlaşarak da
kemale ereceklerdir.

ALLAH ZALİMLERİ SEVMEZ

3/57: ... Allah, zalimleri sevmez.
28/50: ... Allah, zalimler topluluğunu güzele ve doğru yola eriştirmez.
11/18: ... Allah'ın lâneti zalimler üstünedir.

Cenâbı Allah'ın sevmedikleri benliklerin başında, İlâhî Yasa'lara ters davranmayı adet haline getiren zalimler
gelmektedir. Onlar lânetlenmişler, mutlaka azaba da uğrayacaklardır.

KÖTÜ ARZULARINA UYAN CAHİLLER

30/29: Zalimler, bilgisiz ve cahil oldukları halde nefislerinin kötü arzularına uyanlardır...
7/199: ... Cahillerden (bilgisizlerden) yüz çevir.

Kur'ân, zalimleri tarif ederken onların iki önemli özelliğini vurgulamaktadır. 1 Cahil oluşları. 2 Nefislerinin
kötü arzularına uymaları. İşte bu iki sıfat birleşince kötülüğün mimarı zalimler oluşuyor.

Cehalet, Kur'ân'ın ilk ayeti olan oku emrini gözardı etmekten ve İlâhî Yasaları bilmemekten kaynaklanmaktadır.
Bunlar, nefislerinin geçici arzularını tanrı edinirlerse yapamayacakları fenalık yoktur. Her türlü zulüm (terör,
sapıklık, kötülük, nankörlük v.s.) bu tiplerden gelmektedir.

İNSANLAR KENDİLERİNE ZULMEDİYORLAR

10/44: Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Ne var ki insanlar kendilerine zulmediyorlar.
22/10: Bu ceza, senin kendi elinle yaptığın işin karşılığıdır. Muhakkak ki Allah, kullarına asla zulmedici
değildir.

İlâhî Yasa'lara uyulduğu ve yaratılış düzeni insanlar tarafından bozulmadığı sürece, ceza asla uygulanmaz. Bilakis
küçük iyilikler bile büyük mükâfatlarla ödüllendirilir. Ancak günahlarda ısrar edildiğinde, bunun karşılığında ceza
kaçınılmaz olur. Allah, insanlar ne kadar cezayı haketmişse yalnız onu verir. Muhakkak ki Allah, kullarına
zulmedici değildir. Akıl, gönül gibi pek çok nimet verilen insanlar; iman etmiyor ve her türlü kötülükleri de
işleyerek cezayı hak etmekteler. Böylece beden ve nefislerini de ceza almaya mahkûm ediyorlar. İşte bu mahkûmiyet,
kötü fiiller sergiledikleri için insanın kendi kendine yaptığı zulümdür.

İNSAN İLE ALLAH ARASINDAKİ ZULÜM

2/114: Allah'ın camilerini, içlerinde Allah'ın adı anılmasın diye engelleyen ve onların yıkımı için uğraşan
kişilerden daha zalim kim olabilir?...
31/13: ... Muhakkak ki şirk (Allah'a ortak koşma), büyük bir zulümdür.
11/18,19: Yalan düzerek Allah'a iftira edenden daha zalim kim var? ... O zalimler ki Allah'ın yolundan alıkoyar, o
yolu eğriltmek isterler. Onlar ahireti inkar ederler.
32/22: Rabbinin ayetleri kendilerine hatırlatıldıktan sonra, onlardan yüz çevirenden daha zalim kim vardır?...

Cenâbı Allah ile insan arasındaki zulümlerin en kötü olanları; şirk (Allah'a ortak koşma), yalan ve uydurmalar ile
insanları Allah yolundan alıkoyanlar, küfre saparak Allah'ı inkâr edenlerdir. Bu bakımdan zalimler için korkunç bir
azab öngörülmüştür.
Cenâbı Allah, evreni ve varlıkları yaratarak aralarında ilâhî bir düzen kurmuştur. İnsanlara da, yaşamları için en
uygunu olan Yasalar'ını bildirmiştir. Bu hükümleri bırakıp da nefisleri istikametinde hareket edenler için Maide 5
/ 45 de şöyle buyrulmaktadır : " ...Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir."

İNSANIN KENDİ KENDİNE ZULMÜ

35/32: ... Onlardan bir kısmı kendi nefsine zulmedicidir, bir kısmı da orta yolu tutar...
5/87: ... Allah'ın size helal kıldığı temiz ve güzel nimetleri kendinize haram etmeyin, aşırı da gitmeyin...

Nefs; can, kişi, kendi öz varlığı demektir. İnsanın kendine zulmü; Dünya nimetlerine yani kadın-erkek gibi zıt
eşler, para, mal, servet, otomobil, yiyip içme ve eğlence v.s. sırt çevirmek suretiyle olursa ruh namına bedene
yapılmış demektir. dünya nimetlerinin ve bedenin geçici zevklerine esir olur da nefs arzusunu tanrı edinirse, o
zaman da ruha zulüm yapılmıştır.

Kur'ân; helâl kılınan nimetleri, kendinize haram etmeyin, aşırılığa da kaçmayın, hep orta yolu tutun ikazını
yapıyor. Nefse zulmedilmeden, aşırı gidilmeden dünya nimetlerinden istifade edilmelidir. Her zaman orta yol
izlenmeli, bu da, adalete en uygun olanıdır.

ZULME SAPAN ÜLKELERİN SONU

22/45: Nice memleketler vardı ki; zulüm yapıyorlarken Biz onları yok ettik. Damları çökmüş duvarları üzerlerine
yıkılmıştır...
28/59: ... Biz ülkeleri, halkları zulme sapmadıkları sürece yok etmeyiz.

Zalimlerin ülkesi de, ahalisi de yok edilmeye mahkûm edilirler. Ancak bir ülkenin ahalisi zulme sapmadan, o ülke
ceza görmemektedir. Firâvunun Ülkesi ve Halkı, Nûh Kavmi, Roma İmparatorluğu, İkinci Dünya Savaşı ile Almanyanın
mahvolması; bu mucize ayetlerin tipik örnekleridir.

ZULME UĞRAYANLAR İÇİN SAVAŞIN

4/7576 : Size ne oluyor da, Allah yolunda: " Ey Rabbimiz! Bizleri bu halkı zalim kentten çıkar; katından bize
bir dost gönder, katından bize bir yardımcı gönder. " diye yalvarıp duran boynu bükük ve çaresiz erkekler,
kadınlar ve çocukların kurtulması uğrunda savaşmıyorsunuz? İman edenler Allah yolunda savaşırlar. Küfre sapanlarsa
şeytanın yolunda savaşırlar. Haydi, siz şeytanın taraftarlarına karşı savaşın. Hiç kuşkusuz şeytanın tuzağı çok
zayıftır.

İslâmiyette; savunma savaşının dışında, masum ve biçare insanları zulüm ile inleten zalimlere mutlaka karşı
çıkılması ve gerekirse de onları kurtarmak için savaşılması emredilmiştir. Muhakkak ki iman edenler, Allah yolunda
savaşırlar. Şeytan ve taraftarlarının tuzağını bozmak için gayret sarfedilmeli, onlara imkân vermemek için mücadele
edilmelidir.

ZULMEDENLERE KARŞI ZAFER

42/42: İnsanlara zulmedenlere, Yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere karşı durulmalıdır. İşte böyleleri için
acıklı bir azab vardır.
22/39,41: Zulme uğratılarak kendilerine savaş açılanlara, savaşma izni verilmiştir. Allah, onlara yardım etmeye
elbette gücü yeter...İman sahipleri öyle kişilerdir ki; kendilerini Yeryüzünde imkân ve güç sahibi yaparsak namaz
kılar, zekât verirler, iyiliği emreder kötülükten alıkoyarlar. Tüm işlerin sonu Allah'a varır.

Zalimlere yalnız zulme uğrayanlar değil, onların dışındakiler de mutlaka karşı koymalı, zalimleri etkisiz hale
getirmelidir.

Cenâbı Allah; zulüm yaparak savaş açanlara karşı, savunma savaşına izin vermektedir. Neticede de savaş açılan
ezilmiş tarafın ilâhî bir yardımla zaferi ile neticelenecektir. Böylelikle azgın kişilerin zulmü sona erecek;
onların yerine inançlı, barışçı, iyilik sever kullar ülkeyi adaletle yöneteceklerdir.

ZALİMLERİ MUTLAKA HELÂK EDECEĞİZ

14/13: ... Zalimleri mutlaka yok edeceğiz.
76/31: ... Zalimler için korkunç bir azab hazırlanmıştır.
6/129: Zalimlerin bir kısmını günahlardan ötürü, diğer bir kısmına böylece musallat ederiz.

Zalimler, neticede azabı hak ederler. Yaratılışın negatif oluşumu olan zalimler, mutlaka yok edilecektir. Tıpkı
Cenâbı Allah'ın Celâl görüntüsü olan şeytanî kuvvetlerin yok olduğu gibi. Nisa 4/76: " ... Korkmayın, hiç
kuşkusuz şeytanın tuzağı çok zayıftır. "

En'am 6/129 da zalimler için ilâhî bir yasa açıklanmaktadır : Yaratılış düzenine karşı koymaya çalışan mafia,
babalar ve çeteleri birbirlerine musallat edilerek yok edilmektedir: Böylece Biz, işledikleri günahlar sebebiyle
zalimlerin bir kısmını bir kısmına musallat ederiz.
Logged
31 Ekim 2008, 06:50:55 ÖS 18
Üye Bilgileri
hanif_bir_kul
Daimi Üye
**
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 92
Nerden:

Offline
« Yanıtla #2 :»

KÂFİRLER

Arab lisanında küfür; gerçeği örtme, nimeti gizleme, inkâr etme, nankör olma manalarına gelmektedir. Küfrün zıddı
iman'dır. Küfre sapana da kâfir denir. Kâfir, iman edeni temsil eden mü'min'in de zıddıdır.

Küfür; varlık ve oluştaki mükemmelliği, güzelliği, nimet ve lütfu görememe, Cenâbı Allah'ın varlığını kabul etmeme
sapıklığıdır. Küfür ehli; Yeryüzünün nimetlerine saplanmışlar, iman etmemişler, olgunlaşamayarak da dünya'da ki
sınavlarını kaybetmişlerdir.

Zalimlerin özellikleri; Cenâbı Allah'ın sevmedikleri benliklerin tümünü içerdiğinden, zalimlerle ilgili ayetler
aynı zamanda zalim olan kâfirler için de geçerli olmaktadır. Bakara 2/254: " ... Küfre sapanlar, zalimlerin ta
kendileridir. "

ALLAH KÂFİRLERİ SEVMEZ

3/32: ... Allah, kâfirleri sevmez.
2/89: ... Allah'ın lâneti, kâfirlerin üstüne olsun.
2/276: ... Allah, nankörlüğe batmış günah işlemişlerin hiçbirini sevmez.

Yaratılıştaki mükemmelliği, nimetleri, lütfu göremeyip Allahü Teâlâ'yı inkâr eden kâfirler; sonsuza kadar
lânetlenecekler, azaba uğrayarak da cehennem ehli olacaklardır.

YERYÜZÜNDE YAŞAYANLARIN EN KÖTÜSÜ

8/55: Allah katında Yeryüzünde yaşayanların en kötüsü, inkara sapıp bir türlü iman etmeyenlerdir.
31/32: ... Ayetlerimizi bile bile inkâr edenler, ancak zalim ve nankör olanlardır.

Yeryüzünde yaşayan canlı varlıkların en kötüsü, Cenâbı Allah'ı inkâr ederek iman sahibi olmayanlardır. Kendisine
akıl ve gönül veren, bu hayatı ona bahşeden Allahü Teâlâ'yı inkâr sapıklığı; ancak programlandığı gibi hayatını
sürdüren hayvanlardan bile derecesi daha aşağıdadır. Araf 7/179: "... Onların kalpleri vardır, onlarla
kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir;
hatta daha şaşkın ve sapıktırlar... " Onlara Kıyamet Günü'de hiçbir değer verilmez. Kehf 18/105: "
Bunlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na ulaşmayı inkâr etmişler de bütün amelleri boşa çıkmıştır. Bu yüzden onlara,
Kıyamet Günü hiçbir değer vermeyiz. "

NÎMETLERİ İNKÂR EDEN NANKÖRLER

14/34: Hem de size, istediğiniz şeyleri hepsinden verdi. Öyle ki, Allah'ın nimetlerini saysanız bitiremezsiniz.
İnsan; gerçekten çok zalim, çok nankördür.
22/66: Size hayat veren O'dur. Sonra sizi öldürüyor, sonra sizi diriltecektir. Gerçek şu ki, insan çok nankördür.

İnsanlara verilen nimetlerin en büyüğü muhakkak ki hayat'tır. Ayrıca hayatımızın devamı için ise, saymakla
bitirilemeyecek nimetler, Cenâbı Allah tarafından insanlara lütfedilmiştir. Mü'min 40/64: " Allah O'dur ki,
Yeryüzünü sizin için durulacak yer, göğü de bir bina yaptı, sizi temiz ve güzel nimetlerle rızıklandırdı. " ,
Bakara 2/22: " O Rabb ki, ... gökten bir su indirdi de onunla sizin için ürünlerden bir rızık
çıkardı...", Lukman 31/20: " Allah, göklerde ve yerde bulunan şeyleri sizin emrinize verdi ve görünür
görünmez nimetleri üstünüze saçtı... ", En'am 6/165: " Sizi Yeryüzünde halifeler yapan O'dur... ".
Kur'ânı Kerim; bunların dışında birçok nimetler daha bildirmiş, birçoklarını da açıklamamıştır.

Bütün bu nimet ve olanakları veren Yüce Yaratıcı'ya isyan eden, nankörlük ederek iman etmeyen sapıklar, maalesef
insanların çoğunu teşkil etmektedir. Furkan 25/50: " ... İnsanların çoğu nankörlükte ısrar etmektedir...
"

KUR’AN-I KERİM’İ YALANLAYANLAR

5/86: Küfre sapıp ayetlerimizi yalanlayanlar, cehennemin dostlarıdır.
85/19: O kâfirler halâ (Kur'ânı Kerîm'i) yalanlayıp duruyorlar.

Kâfirler ayetleri yalanlıyorlar, oysa insanları aydınlatmak ve uyarmak için gönderilen Kur'ân'ı Kerîm, Kitaplar
içinde şeref ve şanı en yüce olanıdır. O; rahmettir, insanları hidayete erdirir, kulları karanlıktan kurtaran bir
ışık, gönüllere şifa ve öğüttür.

Bürüc 85/2122: " O, şanlı bir Kur'ân'dır. O, Levhi Mahfûz'da korunmuştur. " Levhi Mahfûz; yaratılış
sırlarını, olmuş ve olacak her şeyin Cenâbı Allah tarafından yazıldığı yer, İlâhî Bilgisayar Merkezi'dir. Aslı ise,
Ümmül-Kitab (Kitapların Esası) olan Allahü Teâlâ'nın İlâhî İlim'inde bulunmaktadır. Kur'ân, her türlü bozulmadan ve
yanlıştan uzak olarak Levhi Mahfûz'da, Cenâbı Allah'ın koruması altında olduğu halde kâfirlerin Onu yalanlamaları,
küfre sapanlara verilecek azabı hakettirir. Âli İmrân 3/4: "... Allah'ın ayetlerini inkâr edenler için,
şiddetli bir azab vardır..."

ŞÜKÜR VE NANKÖRLÜK

14/7: ... Şükür ederseniz elbette size daha fazla veririm. Ve eğer nankörlük ederseniz, azabım çok şiddetli olur.
27/40: ...Kim şükrederse kendisi için şükretmiş olur; her kim de nankörlük ederse, bilsin ki Rabbinin hiçbir şeye
ihtiyacı yoktur, çok cömerttir.

Şükür; Cenâbı Allah'ın nimetlerine karşı gönül borçlusu olmak, Allahü Teâlâ'ya minnet ile teşekkür etmektir. Şükür
etme, bir kulluk görevidir. Kulun sahip olduğu nimetleri, kendisinin yarattığını sanarak gururlanmasını önler.
Şükrün düşünme ve dil yoluyla yapılması, askari bir görevdir. Esas şükür; Cenâbı Allah'ın verdiği nimetleri;
ihtiyaç sahipleriyle paylaşma, infak etmedir. Mal, ilim, güzel söz ve davranışlar ile ihsan etme, şükrün
sergilenmesinden başka birşey değildir. Sebe 34/13: " ... Ey Davûd Ailesi; şükür olarak amel (çalışma)
sergileyin... "

Lütfedilen nimetleri, kendisinin var ettiğini zannederek kibirlenen nankörler ise, rahmetten mahrum bırakılarak
şiddetli bir azab ile cezalandırılırlar. Allahü Teâlâ, hiçbir şeye muhtaç olmadığı gibi şükre de ihtiyacı yoktur.

KAFİRLERE MÜDDET VERİLMESİ

3/196-197: Küfre sapanların bolluk içinde şehir şehir dolaşmaları sakın seni aldatmasın. Azıcık bir nimetlenmedir
o. Sonra onların varacağı yer cehennem olacaktır.
3/178: İnkâr edenlere, süre tanımamızın kendileri için hayırlı olduğunu asla düşünmesinler. Biz, onlara günahlarını
arttırsınlar diye süre veriyoruz. Onlar için aldatıcı bir azab vardır.

Cenâbı Allah; iman edenleri sabretmeye, küfre sapanları da ikaz ederek uyarıyor : İnkârcı nankörlerin; bolluk
içinde memleket memleket dolaşarak turistik seyahat etmeleri, sakın seni aldatmasın. O, geçici dünya Hayatı'nda
azıcık bir nimetlenmedir. Onlara muayyen bir süre verdiğimizden, günahları da artmaktadır. Sonunda onların gideceği
yer cehennem olacaktır. Ey inananlar! Siz ise sabır ve takva ile sonsuz zafer ve mutluluğa mutlaka ulaşacaksınız.
İbrâhim 14/18: " Rablerini inkâr edenlerin durumu şöyledir: İşledikleri ameller bir küle benzer. Fırtınalı bir
günde rüzgar onu şiddetle savurmaktadır. Kazandıklarından hiçbirşey elde edemezler. İşte bu dönüşü olmayan
sapıklığın ta kendisidir. "

KÂFİRLERİ DOSTLAR EDİNMEYİN

4/144: Ey iman edenler! Mü'minleri bırakıp da kâfirleri dostlar edinmeyin!...
4/139: Onlar, mü'minleri bırakıp da kâfirleri dost ediniyorlar. Onların yanında onur ve yücelik mi arıyorlar? Onur
ve yüceliğin tümü Allah'ındır.

Mü'minler, kendileri gibi iman sahiplerini gönül dostu edinmelidir. Küfre sapanlara yapılan dostluklar
itibarlarını, kuvvetlerini mi arttıracak? Dünya menfaatleri daha mı fazlalaşacak? Hayır, hiç biri değil. Rahmetin,
onur ve yüceliğin lütfunu kim geri çevirebilir ki? Kâfirlere uyduğunuz zaman onlar sizi ancak sapık inançlarına
döndürür ve böylece zarara uğrayanlardan olursunuz.

Kâfirler, hayatı bedenî ve hayvanî olarak algılarlar. Allah'ını ve ahiretini düşünemezler. Yiyip içme, seks ve
eğlence en büyük zevkleridir. Bunun içindir ki Cenâbı Allah, kendilerinin dostu olamaz. Muhammed 47/12: "
Kâfirler, zevk edip eğlenmeye bakarlar,hayvanların yediği gibi yer içerler... " Bakara 2 / 257 : " ...
Kâfirlerin dostları ancak şeytanlardır..."

RESULÜM, KAFİRLERE SERT DAVRAN

9/73: Ey Peygamber! Kâfirlere, ikiyüzlülere karşı cihad et, onlara sert davran. Onların varacakları yer
cehennemdir...
25/52: (Resulüm) Kâfirlere boyun eğme, onlara karşı Kur'ân ile zorlu bir cihad aç.
48/29: Muhammed Allah'ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da, kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında
merhametlidirler.

Cihad; düşman ile din uğruna savaş etme. İlim ve imanla, sözle, fiille, mal ve canla bütün kuvvetini sarfetme
demektir. "Ey Resulüm! Kâfirlere cihad aç." Yani onlarla mücadele et, onlara yüz verme, yumuşak davranma.
Çünkü onların gideceği yer cehennem olacaktır.

" Resulüm, kâfirlere Kur'ân ile zorlu bir cihad aç. " Kâfirlere boyun eğme ve sert çık. Kur'ânın
hükümlerini açıklayarak, anlatarak, nasihat ederek onları Allah'ın yoluna ulaştırmak için gayret sarfet. Belki
aralarında gerçeği anlayanlar, ürperenler olabilir.

İslâmiyette, savaş açanlara karşı savunma savaşına izin verilmiştir. Mecbur olmadıkça savaş açmak ve insanları
öldürmek, ancak zalimlerin işidir. Bakara 2/190: " Size savaş açanlarla Allah yolunda çarpışın. Ancak
sınırları aşmayın. Allah, haddi aşanları sevmez." Hz. Muhammed'e (s.a.v.) Peygamberlik görevi verildiğinde,
Arabistan cahiliye devrini yaşıyordu. Zulüm, cehalet, kan dökücülük had safhada idi. Böyle bir ortamda Yüce
Yaratıcı, Resulü vasıtasıyla insanlara İlâhî Yasa'larını tebliğ etmeye başlamıştı.

İslamiyetin ilk yıllarında; Mekke şehrindeki müşrikler (Allah'a ortak koşanlar), aciz müslüman topluluğuna çok
zulüm yapıyorlardı. Her türlü eziyet ve kötülüğün dışında memleketlerini terke zorluyor ve onları yok etmeye
çalışıyorlardı. Peygamber Efendimize müşrikler tarafından yapılan suikast teşebbüsü son bardağı da taşırmış,
müslümanların Şehri terk etmeleri zorunlu hale gelmişti. Müşrikler, Müslümanlara amansız bir savaş açmışlar;
malını, mülkünü bırakarak Afganistan'a ve Medine Şehri'ne göç edenler canlarını zor kurtarmışlardı. Hz. Muhammed
(s.a.v.) e savaşma izni üç şartın neticesinde verilmişti; ( 1 Müslümanlar müşriklerle anlaşma yapmışlar, ancak bunu
müşrikler bozmuşlardı. 2 Masum müslümanlara çocuk ve kadınlar da dahil büyük zulümler yapılıyordu. 3 Müslümanlar,
öldürülme tehditiyle göçe mecbur edilmişti.) Bu 3 şartın neticesinde savaş çıkmıştı. İki taraf arasındaki savaş
yoğunlaşıp kızıştığı zaman, Cenâbı Allah müslümanlara şöyle buyurmuştu. Bakara 2 / 191 : " Allah yolunda
savaşın ve onları nerede yakalarsanız öldürün. Ve sizi çıkardıkları Mekke'den onları çıkarın... " Bu bir
hayatta kalabilme savaşı idi. Onları yok etmedikleri takdirde kendileri yok edilecekti.

Müslümanları çekemiyen ve onların karşılarında olanlar, bir nefis müdafaası için indirilen bu ayeti çarpıtmışlar;
gerçek İslâmiyet ile hiç alakası bulunmayan, fakat kağıt üzerinde müslüman olanların yaptığı zulümleri örnek
göstermek suretiyle de aşağılayıcı reklam yapmaya çalışmışlardır. Müslümanlığın esasını Kur'ânı Kerîm'den
öğrenenler, onun ancak sevgi ve hoşgörü temelleri üzerine oturduğunu anlamakta gecikmezler. Bugün milyarlarca
insanın huzuru, ümit ışığı ve güvencesi İslâmiyet'tir.

KÂFİR OLARAK ÖLENLER CEHENNEMLİKTİR

47/34: Muhakkak ki kâfir olanlar ve insanları Allah yolundan çevirenler, sonra da kâfir olarak ölenler var ya,
Allah hiçbir zaman onları affetmeyecektir.
2/161: Ayetlerimizi inkâr etmiş ve kâfir olarak can vermiş olanlar; Allah'ın, meleklerin ve insanların lâneti
onların üstünedir.

Cenâbı Allah, bu ayetlerle iman etmeyenleri uyarıyor. Ölüm kapınıza gelip çatmadan, tövbe ederek iman edin. Son
pişmanlık bir işe yaramayacaktır. Enbiya 21/13: " Yaklaştı insanların hesapları. Ve onlar gaflet içinde yüz
çevirip durmadalar. Rablerinden kendilerine ulaşan, söze bürünmüş her yeni öğüt ve hatırlatmayı ancak eğlenerek
dinliyorlar. Kalpleri hep oyun ve oyalanmada... "
Logged
31 Ekim 2008, 06:52:07 ÖS 18
Üye Bilgileri
hanif_bir_kul
Daimi Üye
**
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 92
Nerden:

Offline
« Yanıtla #3 :»

BOZGUNCULAR

Bozgunculuk veya fesad tabiattaki dengeyi bozma, karışıklık çıkarma, haddi aşıp zulmetmek anlamındadır.
Bozgunculuğun karşıtı ise; rahatlık, sulh, iyilik manalarını taşıyan salâh'tır. Nisa 4/128: " ... Esasen
nefisler, hırs ve kıskançlıklarla dolu olarak yaratılmıştır... "

Yaratılışlarındaki doymazlık, hırs ve kibirle azgınlaşan insanlar, tabiattaki dengeyi bozmaya çalışmaktadır. Kan
dökme ve öldürme ile birlikte gelen bozgunculuk, birçok insanı yok etmiş ve medeniyetleri de çökertmiştir. Allahü
Teâlâ; yaratılış ve oluştaki olgunlaşma gereği, dengeyi bozmak isteyen bozgunculara bir zaman tanımakta; sonuçta da
inançlı, adil insanların karışıklık çıkaranlara karşı, mutlak zaferi ile neticelenmektedir.

ALLAH BOZGUNCULARI SEVMEZ

5/64: ... Allah, bozguncuları sevmez.
13/25: ... Yeryüzünde bozgun çıkaranlara lânet olsun.
16/88: ... Bozguncuların azablarını kat kat arttıracağız.

Cenâbı Allah, bozguncuları sevmez. Onlar Dünyada ki sınavlarını kaybetmişlerdir. Azab çekerek sonsuz rahmetten
mahrum bırakılacaklar, ahiret hayatları da cehennemlik olacaktır. Orada korkunç bir azab onları bekliyor.

YERYÜZÜNDE BOZGUN ÇIKARMAYIN

7/85: ... Yeryüzünde, orası barışa kavuştuktan sonra bozgun çıkarmayın...
29/36: ... Bozgunculuk yaparak ülkenin huzurunu kaçırmayın.

Bozgunculukla insanların huzurunu kaçırmayın ve ülkeyi bir kargaşaya sürüklemeyin. Hep yardımlaşın ve sulh için
çalışın.

BOZGUNCULUK İNSANLARIN ÜRÜNÜDÜR

2/30: ... Rabbin meleklere: "Ben Yeryüzünde bir halife yaratacağım." dediği zaman, melekler: "...
Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın?...
30/41: ... İnsanların elleriyle kazandıkları yüzünden denizde ve karada bozgunculuk ortaya çıktı. Umulur ki
dönerler.

İnsanların; yaratılış düzeni ve İlâhî Yasa'ların aksine hareket ederek, işledikleri kötü fiillerinden dolayı
tabiatta dengesizlikler, uygunsuzluklar meydana geldi. Denizlerin kıyıları molozlarla dolduruldu, suları da türlü
zehirli atıklarla kirletilerek yapısı bozuldu, havada ki ozon tabakası da delindi. Aynı şekilde karaların da düzeni
bozguna uğradı. İnsanların sosyal yaşamında da; ahlaksızlık, adaletsizlik, şirk, ihanet, yalancılık, inkârcılık,
ihtiras, cehalet sebebiyle bozgunculuk had safhada yaygınlaştı. Mü'minun 23/71: " Eğer Allah, onların kötü
arzu ve isteklerine uysaydı; gökler de, Yeryüzü de, bunların içindekiler de bozguna uğrardı... "

" Umulur ki dönerler " Yani bozgunculuk yapanlar, çok büyük bir günah işlemekteler. Ancak onların bu
amelden (çalışmadan) dönmeleri umulur. Önce tövbe ederek iman etmeleri, İlâhî Yasa'lara uymaları, kötü
çalışmalarının yerini salih amellerin alması gerekir. Ancak o zaman kurtuluşa erişebilirler.

ÖLDÜRMEKTEN DAHA KÖTÜDÜR

2/217: ... Fitne, bozgunculuk öldürmekten daha kötüdür.

Bozgunculuk, Allah katında çok ağır bir günahtır. Çünkü fitne ve bozgunculuk, kan dökmeyi ve öldürmeyi beraberinde
getirir. Böylece birçok masum insan hayatlarını kaybederler. Kasas 28/4: " Firâvun memleketin başına geçti ve
halkını guruplara ayırdı. İçlerinden bir topluluğu güçsüz bularak horlayıp eziyordu. Bu topluluğun erkek
çocuklarını boğazlıyor, kadınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o, bozguncunun biriydi. " İşte yaratılış düzenini
bozan bu zulmün, karışıklığın durdurulması, yaratılışın korunması gereğidir. Allahü Teâlâ; bunun için bozgunculara
hiçbir zaman sonsuz fırsat vermemiş ve onların zulmünü bir gün mutlaka sona erdirmiştir. Bakara 2/251: "
(Davûd ve beraberindekiler) Allah'ın izniyle (zulmeden Calût ve ordusunu) tamamen bozguna uğrattılar... Eğer Allah,
insanların bir kısmını diğer bir kısmı ile önleyip savmasaydı, Yeryüzü muhakkak karışıklığa uğrardı... "
Ayetle ilâhî bir prensip belirtilmiştir. Bozgunculuk yapanlar; bir süre sonra, inançlı, adalet sahibi bir gurup
insan tarafından yok edilmektedir. Bozguncuların yok edilmesi, bazen onlar gibi kötü bir gurup vasıtasıyla da
olabilir, mafia çetesi ve babalarının birbirlerini yok ettikleri gibi.

SALTANAT İÇİN YAPILAN BOZGUNCULUK

27/34: ... Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi, orada bozgun çıkarırlar; oranın şerefli ve makam sahibi
insanlarını, hor görür ve perişan ederler...
89/11-12: (Firavûn ve yandaşları) Memleketlerinde azıp zulmetmişlerdi. Ve oralarda bozgunu çoğaltmışlardı.

Hükümdarlar bir memlekete girerler veya orayı istila ederlerse; kuvvetlerinden dolayı gururlu ve saltanat
hırslarının esiri olarak, halkın hak ve adaletini çiğnemek suretiyle bozgun çıkarırlar. O ülkenin şerefli ve onurlu
insanlarını hapseder veya öldürerek memleketi kana bularlar.

Firavûn da memleketinin başına geçtiği zaman, nefsinin kötü arzularına tabi olarak azmış, adaleti çiğneyerek
halkına zulmetmiş, saltanatının devamı içinde bozgun çıkararak günahsız insanları öldürtmüştü. Ancak kargaşa
çıkaranların sonu mutlaka ceza ile bitmektedir. Neml 27/14 : " ... Bak da gör, nasıl olmuştur o bozguncuların
sonu!.. "

İKİ YÜZLÜLER (MÜNAFIKLAR)

2/89: İnsanlardan öyle kimseler vardır ki: " Allah'a ve Ahiret Günü'ne inandık. " derler. Halbuki onlar
inanmış değillerdir. Allah'ı ve mü'minleri aldatmaya çalışırlar. Halbuki sırf kendilerini aldatırlar ve farkına
varmazlar.

2/14: Bunlar iman etmiş olanlarla yüzyüze geldiklerinde, " iman ettik " derler. Kendi şeytanlarıyla
başbaşa kalınca da; " Emin olun, biz de sizinle beraberiz, biz onlarla ancak alay edicileriz. " derler.

Münafık; iki yüzlü, araya anlaşmazlık sokan, bozgun çıkaran, verdiği sözü bozan, yalan söyleyen, hıyanet eden,
görünüşte müslüman olup hakikatte kâfir ve düşman olan anlamlarına gelmektedir.

İki yüzlüler; görünüşte müslüman, fakat gerçekte inanmayan, içi ve dışı başka olan yalancı sapıklardır. Mü'minlerin
inançlarını bozan, onlara maddî ve manevî zararlar veren; kâfirlerle işbirliği yaparak gizli bilgileri dışarıya
sızdıran, hainlik yapan, gerçek bozgunculardır. Nisa 4/138: " İki yüzlülere müjdele ki, onlara son derece
acıklı bir azab vardır. "

Logged
31 Ekim 2008, 06:53:07 ÖS 18
Üye Bilgileri
hanif_bir_kul
Daimi Üye
**
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 92
Nerden:

Offline
« Yanıtla #4 :»

KİBİRLİLER

Kibir; kendisini üstün görme, büyüklük demektir. Kur'ân'da ki anlamı; insanın kendisini başkalarından üstün
olmadığı halde, diğerlerinden daha üstün görme hastalığıdır. Kibrin zıddı ise, alçak gönüllü manasına gelen
tevazu'dur. İnsanlar arası münasebetler de insanları küçük görmek, kendini beğenmek, övmek, böbürlenmek o kimsedeki
büyüklük kuruntusu'nun sergilenmesidir. Bu durum Cenâbı Allah ve kullar tarafından hiç de hoş karşılanmaz.

Kur'ân, kibirlenenlerin ilk temsilcisi olarak, şeytanların atası İblis'i gösteriyor. O, büyüklük kuruntusuna
kapıldığı için, Cenâbı Allah'ın huzurundan kovulmuş ve isyankâr olmuştu. Kibirlenmenin ileri hallerinde o kimsenin
Cenâbı Allah'a karşı Kur'ân ayetlerini inkârı, yalanlaması, ibadetten uzaklaşması v.s. gelir. Bu da maalesef
büyüklük hastalığından kaynaklanmaktadır ki, insan için çok kötü bir netice ile sonuçlanır. Mutluluğa ve kurtuluşa
götüren gönül penceresi mühürlenerek kapanır, dolayısıyle dünya sınavı da o kimse için kaybedilmiş olur.

ALLAH KİBİRLİLERİ SEVMEZ

16/23: ... Şüphesiz Allah, kibirlileri sevmez.
25/21: ... Onlar, kendi benliklerinde kibre kapılmışlar ve azgınlıkta çok ileri gitmişlerdir.
46/20: ... Yeryüzünde haksızlıkla büyüklük taslamanız ve yoldan çıkmanız karşılığında alçaltıcı bir azab
göreceksiniz.

Allahü Teâlâ; kendini beğenen, öğünen, böbürlenen, insanlara tepeden bakan kibirlileri şüphesiz ki sevmez. Onlar,
Cenâbı Hakk'ın lânetini hak etmişler, büyüklük taslamışlar, yoldan çıkmalarına karşılık da azab ile ceza görmeleri
kaçınılmaz olmuştur.

KİBİRLENEREK YÜZÜNÜ ÇEVİRME

17/37: Yeryüzünde büyüklük taslayarak yürüme. Çünkü sen; ne yeri yarabilirsin, ne de boyca dağlara yetişebilirsin.
31/18: İnsanlardan kibirlenerek yüzünü çevirme, Yeryüzünde kasılarak yürüme. Çünkü Allah; kendini beğenmiş, övünüp
duran kimseleri asla beğenmez.

Bütün varlıklar Cenâbı Allah'ın sonsuz isim manalarının karışık oluşarak yoğunlaşmasından meydana gelmiştir.
İnsanların Cenâbı Allah'tan kaynaklanan bir yaratılış sebebi, bir oluş sırrı vardır. Onları küçük ve hor görerek
kendi benliğini büyük görmek, ne kadar sakat ve yanlış bir düşüncedir. İnsanlar; yaratılış gerçeklerini anlayış
içinde olmalı, sonsuz, büyük ve yüceliğe lâyık Mutlak Varlık'tan başkalarının, ancak O'nun tarafından bir gizli
sebep ile yaratılmış olduğu hakikatini hiçbir zaman unutmamalıdır. İnsanlara; yukarıdan bakmak, hor görmek, alay
etmek ile değil, ancak sevgi ve hoşgörü ile yaklaşılmalıdır.

KİBİRLENENLERİN İLK TEMSİLCİSİ

2/34: O zaman Biz meleklere: "Adem'e secde edin." demiştik, onlar derhal secde ettiler. Ancak İblis secde
etmedi, yüz çevirdi, kibrine yediremedi, kâfirlerden oldu.
38/75-77: Allah buyurdu ki: " Ey İblis! Benim kudretimle yarattığıma secde etmemene ne mani oldu? Kibirlenmek
mi istedin? Yoksa yücelerden mi oldun? " İblis dedi: " Ben, daha hayırlıyım. Beni ateşten, onu ise
çamurdan yarattın. " Allah buyurdu. " Hadi çık oradan. Sen kovulmuş birisin. "

İblis; Cenâbı Allah'ı inkâr ettiği için değil, büyüklük kuruntusuna kapılarak itaatsizlik ettiği için huzurdan
kovulmuş ve kâfirlerden olmuştu.

KİBİRLENEREK İBADETTEN UZAKLAŞANLAR

4/172: ... Her kim O'na ibadetten çekinir ve kibirlenirse, bilsin ki O, hepsini Kendi huzuruna toplayacaktır.
39/59: Ey İnsanoğlu! Ayetlerim sana gelmişti de onları yalanlamış, büyüklük taslamış ve inkârcılardan olmuştun!
40/60: ... Kibre saparak Bana ibadetten uzaklaşanlar, aşağılanmış bir halde cehenneme gireceklerdir.

Ayetlerden; insanlara hayatlarını bahşeden Allahü Teâlâ'ya ibadet etmekten alıkoyan sebebin, büyüklük hastalığı
olan kibir ve gurura saplanmak olduğu anlaşılmaktadır. Oysa bazıları; " Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı
vardır. " atasözünün sırrına ulaşamamışlar, kendilerine hayat ve her türlü nimetleri veren Yüce
Yaratıcı'larına karşı minnet ve şükran duyguları ile teşekkür, itaat ve ibadetin yerine getirilmesi olduğunu bilmek
istememektedirler. Secde 32/15: " Bizim ayetlerimize o kimseler inanırlar ki, onlarla kendilerine öğüt
verildiğinde, secdelere kapanırlar ve hiç kibirlenmeyerek Rablerini hamd ve tespih ederler. " Allahü Teâlâ'nın
kimsenin ibadetine de ihtiyacı yoktur. Kulluk eden kendisi için etmiş olur. Herkes kazandığının karşılığını
bulacaktır. Zümer 39/41: " Biz insanlar için sana (Hz. Muhammed), hak ile Kitab'ı indirdik. O halde, kim doğru
yola gelirse kendi lehinedir, kim de saparsa kendi aleyhine olarak sapar. Sen onların üzerinde vekil değilsin.
"

PEYGAMBERLERİN KİBİRLİLERE SAVAŞI

20/42-44: Sen (Hz.Mûsa) ve Kardeşin (Hz. Harûn) ayetlerimi götürün... Firâvuna gidin, çünkü o azdı. Ona yumuşak ve
tatlı bir sözle hitap edin; belki öğüt alır, yahut ürperir.
23/45-46: Sonra Mûsa'yı ve kardeşi Harûn'u mucizelerimizle ve açık delillerle gönderdik. Firâvuna ve Kodamanlarına.
Ancak onlar kibirlendiler, çünkü kendilerini büyük gören bir topluluktu.
71/7: (Hz. Nûh) Ben topluluğumu, af etmen için her davet ettiğimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar,
elbiselerine büründüler ve uzaklaşmakta ısrar ettiler, kibirlendikçe kibirlendiler.

Peygamberlerin de kendi topluluklarında bulunan, kibirli kimselerle savaşı çetin olmuştur. Onlar, kibir perdesi ile
gerçekleri görememişler bir çoğu da eğri yollarında ısrar etmişlerdir. Muhakkak ki neticede insanlar,
kazandıklarının karşılığını bulacaktır.

KİBİRLİ KALPLERE MÜHÜR

40/35: ... Allah, tüm zorba, kibirli kalpler üzerine işte böyle mühür basıyor.
7/146: Yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslayanları, ayetlerimizi (anlamaktan) uzaklaştıracağım. Onlar hangi
mucizeyi görseler ona inanmazlar. Doğruya varan yolu görseler, onu yol edinmezler. Ama azgınlık yolunu görseler onu
yol edinirler... Onlar, ayetlerimizi yalanlamayı adet edinmişlerdir...

Kur'ân'da; inkâr etmeyi, ayetleri yalanlamayı, zulüm ve azgınlığı, kibirlenmeyi adet haline getirenler için kalbin
mühürlenmesi ifadesi yer almaktadır. Cenâbı Allah; azgınlığı adet haline getiren, aşırı giden kullarından ümidini
keserek onların kalbini mühürlemektedir. Bu işlem, insanın dünya'daki sınavı kaybetmesinin bir sonucudur. Artık o
kul doğru yolu ne görebilir, ne anlayabilir ve ne de hissedebilir. Böylece haddi aşan kibrin esiri günahkârlar,
kendilerine tayin edilmiş bir süreye kadar sapıklıklarına devam ederler. Onlar için alçaltıcı bir azab
hazırlanmıştır. Zümer 39/60: " ... Kibirliler için cehennemde bir barınak mı yok. "
Logged
31 Ekim 2008, 06:54:13 ÖS 18
Üye Bilgileri
hanif_bir_kul
Daimi Üye
**
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 92
Nerden:

Offline
« Yanıtla #5 :»

SERVETTEN ŞIMARIP AZANLAR

Mal ve servetin verdiği güçle şımarıp azmak, Kur'ân'ın vurguladığı büyük bir sapıklıktır. Toplumlarda mal ve
servet, iman etmemiş küçük bir azınlıkta toplandığında, halkın çoğu horlanarak sömürülür. Böylece ekonomik sıkıntı
içinde kıvrananlarda, ezenlere karşı nefret ve kin duyguları hat safhaya ulaşmakta, o topluluk da patlamaya hazır
bir bomba haline dönüşmektedir. Ezilenlerle ezenlerin mücadelesi çağlar boyu sürmüş ve bir Evrensel Yasa olarak da,
Cenâbı Allah'ın yardımı ile ezilen inançlıların ezen inançsızlara karşı zaferi ile sonuçlanmaktadır. Bu insanların
yaratılışı icabı olgunlaşmasının gereğidir. Milletler; inançlı adil bir yönetim ile yükselme devirleri yaşamışlar,
ancak servet ve bolluk ile şımarıp azarak da çökmüşlerdir.

ALLAH, ŞIMARIP AZANLARI SEVMEZ

4/36: ... Allah, kasılıp böbürlenen şımarıkları sevmez.
13/26: Allah, dilediğine rızkını bollaştırır da daraltır da. Onlar geçici dünya hayatı ile şımardılar...

Allahü Teâlâ; rızkı yani mal ve serveti, kendi katından bir oluş sırrı olarak, dilediğine daha çok ve dilediğine
daha az verir. İnsanlar sınavdadır; bunun için rızkı az verilenler sabretmeli, çok verilenler de hayır işleri
yaparak infak ve zekat ibadetleri ile bu rızkın bir bölümünü muhtaç ve yoksullara aktarmalıdır. İman etmeyenler, bu
serveti kendisinin kazandığını zannederek kibirlenirler, şımardıkça şımarırlar ve azdıkça azarlar. Kur'ân,
böylelerini ikaz ediyor : Şımarmayın! Çünkü Allah şımarıkları sevmez ve onları sonsuz rahmetinden mahrum bırakarak
cezalandırır.

SERVETTEN ŞIMARAN KÂRÛN’UN HİKÂYESİ

28/76-77: Kârûn; Mûsa'nın topluluğundandı, onlara karşı kibirlenip azgınlık yaptı. Biz ona öyle hazineler vermiştik
ki, anahtarlarını taşımak kuvvetli bir gurubu bile zorluyordu. O vakit kavmi ona şöyle demişti: " Şımarma!
Çünkü Allah, şımarıkları sevmez... Allah'ın sana iyi ve cömert olduğu gibi sen de iyi ve cömert ol... "
28/78-80: Kârûn dedi ki: " Bu mal bana ilmim sayesinde verildi. " O bilmedi mi ki Allah, önceki nesiller
içinden ondan kuvvetçe daha zorlu, sayıca daha çok olanları bile yok etmiştir... Kârûn, süsü-püsü içinde toplumun
karşısına çıktı. İğreti Dünya Hayatı'nı arzu edenler şöyle dedi: " Ne olurdu şu Kârûn'a verilen gibi bizim de
olsa! Gerçekten o çok talihli bir adam. "Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise: " Yazıklar olsun size!
İman edip barışa yönelik iyi iş yapan kişi için Allah'ın vereceği karşılık daha üstündür. Ona ancak sabredenler
kavuşturulur." dediler.
28/81-82: Nihayet Biz; Kârûn'u da, sarayını da yere geçirdik... Daha dün onun yerinde olmayı arzu edenler ise,
ertesi sabah şöyle diyorlardı: " Vah! Demek ki Allah, kullarından dilediğinin rızkını genişletiyor,
dilediğinin rızkını da kısıyor. Allah bize lütufta bulunmasaydı, bizi de yerin dibine batırmıştı. Demekki
inkârcılar asla kurtuluş bulmazlar. "

Kur'ân Kârûn kıssası ile; iman etmeyip geçici dünya nimetlerini tanrı edinen, ebedî yaşam olan Ahiret Yurdu'nu hiç
düşünmeyen, mal ve servetiyle kibirlenerek azanların tipik temsilcisi Kârûn'u anlatıyor. Cenâbı Allah'ın lütfettiği
bu servet bolluğunu; kendi ilmi ve çalışması ile kazandığını zannederek azan, mallarının bir bölümünde yoksulların
hakkı olduğunu ve onlara vermesi gerektiğini anlayamayan, nefsinin kötü hırs ve isteklerinin esiri olarak
Yeryüzünde bozgunculuk çıkaran, çalışmalarında insanların iyiliği ve mutluluğunu esas almayan Kârûn, neticede mal
ve servetiyle birlikte yok edilmişti.

RABBIN, RIZKI AÇAR DA KISAR DA

16/71: Hiç kuşkusuz Rabbin, dilediğine rızkı açar da kısar da...
43/22: Rabbinin rahmetini (nimetini) onlar mı bölüştürüyorlar. Dünya hayatında onların geçimliklerini Biz
paylaştırdık. Ve onların kimini kimine derecelerle üstün kıldık ki, bazısı bazısını tutup çalıştırsın...
42/27: Eğer Allah, kulları için rızkı yayıp döşeseydi, Yeryüzünde mutlaka azarlardı. Ama O, dileğince ölçülü olarak
indiriyor...

Rızık, Allah'ın insanlara lütuf ve kısmet ettiği nimet, yiyip içecek şey demektir. Ayetlerden rızık taksiminin
Cenâbı Allah'ın takdiri ile olduğunu öğreniyoruz. Rızık, mutlaka çalışmakla elde edilir. Ancak miktarını yüce
yaratıcı belirlemektedir. Öyle olmasaydı, aynı akıl seviyesinde olup da çok çalışıp az kazanan veya az çalışıp çok
kazanan kimseler olmazdı. Eğer insanlar eşit olarak rızıklansalardı, çalışacak hiçbir kimse bulunamayacağından iş
üretilmeyecek ve neticede ekonomik düzen yok olacaktı. Yaşam ihtiyaçları, bireyleri çalışmak mecburiyetinde
bırakmaktadır. Ekonomik farklılıklar ise işveren ile işçiyi oluşturup bir sistem dahilinde çalışmaya zorlamaktadır.
Böylece iş yapıp değer üreten bir toplum meydana gelmesi sağlanmış olur.

Rızıkların farklı verilişinin bir nedeni de ilâhî bir sınav oluşudur. Az verilenler ödüllerinin Allah katında
olduğu bilinci ile isyan etmeden sabretmeli, çok verilenler ise şımarıp azmadan çalıştırdığı kimselerin hakkını
vermeli, ayrıca infak ve zekât ibadetleri ile de ihtiyaç sahiplerine yardım etmelidir.

MALLARDA YOKSULLAR İÇİN HAK VARDIR

51/19: Onların mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.
30/38: Akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver. Allah'ın hoşnutluğunu dileyenler için bu daha hayırlıdır.
17/30: Allah kiminize kiminizden daha çok rızık verdi. Bol rızık verilenler, çalıştırdıklarına yeterince
vermediklerinden eşitliği sağlayamamaktadırlar. Allah'ın nimetlerini inkâr mı ediyorlar?

Toplumlardaki ekonomik dengesizlikler; büyük kutuplaşmalara, çekişmelere neden olmaktadır. Zengin ile fakir
arasındaki kazanç uçurumu, her an patlamaya hazır bomba gibidir. Memleketlerin çökme nedeni de rızıkların adaletsiz
dağılmasından kaynaklanmaktadır. Cenâbı Allah; insanların çalışmaları için uyguladığı rızık farkı eşitsizliğinin,
rızıktan çok pay alanlar tarafından ihtiyaç sahiplerine yansıtarak giderilmesini istemektedir. Kur'ân; infak ve
zekât yükümlülüğü ile rızık dengesizliğini gidermiş ve sosyal adaleti temin etmiştir. " Mallarda yoksulların
da hakkı vardır. " prensibi, toplumlardaki barışı mucizevi bir şekilde sağlamıştır. Bir malın helâl olması
için, o maldan yoksulun da hakkı verilmelidir. İslâmiyette infak ve zekât yükümlülüğü ile zengin ile yoksul
arasında bir köprü kurulmuş, aralarında rızık farkından oluşabilecek bir nefret de sevgi ve dostluğa dönüşmüştür.
Yardımlaşma prensibi üzerine oturtulan İslâmiyet; Hz.Muhammed (s.a.v.) ve onu takib eden devirlerde, mükemmel bir
toplum olarak altın devrini yaşamıştır.

Mal ve servet yalnız zenginler arasında dönüp dolaşan bir güç aracı olmamalı, bütün topluma yayılmalıdır. Haşr
59/7: " ... Servet, yalnız zenginler arasında dönüp dolaşan bir kudret aracı olmamalıdır... " Allahü
Teâlâ; ne zengin ve ne de fakir, orta sınıfın çoğunlukta olduğu bir toplumu istemektedir. Böylece servet eşite
yakın dağılacağından, yaratılış düzeni gereği adalet temin edilmiş olduğundan insanlar da birbirine sevgi ve saygı
ile mutlu bir yaşam süreceklerdir.

ALLAH, EZİLEN TOPLUMUN YANINDADIR

28/5-6 : Biz ise Yeryüzünde ezilip horlananlara nîmet ve bağış sunmak, onları önderler yapmak, onları mirasçılar
haline getirmek ve Yeryüzünde onlara imkân ve kudret vermek istiyorduk ...

7/137 : Ezilip itilmekte olan topluluğu da, Yeryüzünde bereketle donattığımız toprağın doğularına ve batılarına
mirasçı kıldık...

Fakir, boynu bükük ve güçsüz İsrailoğulları, servetten şımararak azan Mısır Kralı Firavûn ve kodamanları tarafından
horlanarak eziliyordu. İki topluluk arasındaki mücadele had safhada iken Cenâb-ı Hak, Hz. Mûsa’yı görevlendirerek
"Yeryüzünde ezilip horlananlara nimet ve bağış sunmak" için Yahudilere yardım elini uzattı. Neticede
inkârcı ve zâlim Firavûn ile kodamanları dağıtılarak yok edildiler. Böylece ezilen toplumun ezenlere karşı zaferi
sağlandı. Bu İlâhi Yasa diğer toplumlarda da çağlar boyu hükmünü sürdürmektedir.
İsrailoğulları, Hz. Mûsa’dan sonra bir müddet imân ve adâletten ayrılmadılar. Ancak daha sonraları da Allahü
Teâlâ’ya verdikleri söz ve yeminden döndükleri ve adâletten ayrıldıkları için cezalandırılmışlardır.

AZAN TOPLULUKLAR YOK EDİLİR

17/16: Biz bir ülkeyi mahvetmek istediğimizde, o ülkenin servetle ve nimetle şımarmış elebaşılarına (iyilikleri)
emrederiz. Buna rağmen onlar kötülük işlerler, böylece o ülke yok olmaya hak kazanır. Biz de orayı darmadağan
ederiz.
34/34: Biz, hangi ülkeye bir uyarıcı göndermişsek, oranın servet ve refahla şımarmış kişileri şöyle demişlerdir:
" Biz, size gönderilmiş olan şeyleri inkâr ediyoruz. "

" Biz bir ülkeyi mahvetmek istediğimizde, oranın servet ve refahla şımarmış kişilerini çoğaltırız. Onlar iman
etmemiş azgın kişilerdir, ülkenin yönetimini de ele geçirdikleri zaman bozgunculuklara zulme ve isyana devam
ederler. Böylece onlara da ceza vermemiz kesinleşir. Neticede o ülke yok olur. "

Tarih boyunca birçok medeniyetler, bu şekilde son bulmuştur. Genel olarak her devirde; dinine bağlı topluluklar
fakirlerden, dinden uzak bulunanlar ise zenginlerden olduğu gerçeği bulunmaktadır.
Logged
31 Ekim 2008, 06:55:24 ÖS 18
Üye Bilgileri
hanif_bir_kul
Daimi Üye
**
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 92
Nerden:

Offline
« Yanıtla #6 :»

HAİNLİK EDENLER

Hıyanet; hainlik, vefasızlık, itimadı kötüye kullanmak, sözünde durmayıp oyun etmek demektir. Hıyanet edene de hain
denir. Hıyanetin karşıtı ise emanettir. Her devirde Cenâbı Allah'ın yasalarını çiğneyerek hainlik yapanlar
bulunmaktadır. Bunlar insanlara ve topluma zarar verdikleri gibi, Cenâbı Allah'a ve Resullere karşı da hıyanet
içinde olduklarını Kur'ân bildirmektedir.

ALLAH HAİNLİK EDENLERİ SEVMEZ

8/58: ... Allah, hainlik edenleri sevmez.
4/107: ... Allah, hainliği meslek edinmiş günahkârları sevmez.

Hâinlik, Allah katında büyük bir günahtır. Sürekli hıyanet içinde olanlar, Allahü Teâlâ'nın rahmetinden mahrum
kalırlar, ceza ve azab görmeye de hak kazanırlar.

KENDİ NEFİSLERİNE HIYANET EDENLER

4/107: Günah işleyerek kendi nefislerine hıyanet edenleri savunma...
5/13: ... İçlerinden çok azı hariç, sen onlardan hep hainlik görürsün...

İnsanlara nefisleri emanet olarak verilmiştir. Yüce Yaratıcı; kullarının özünü teşkil eden nefislerin, ilk
verildiği gibi temiz ve günahsız olarak geri dönmesini istemektedir. Adaletten ayrılarak bir menfaat elde eder
zanniyle suç işlenmesi, insanın kendisini cezalandırmaya sebep olmasıdır. Şu halde insanlar günah işleyerek kendi
nefislerini aldatmış olurlar ki, bu da ilâhî bir emanet olan nefislerine hıyanet etmiş olurlar.

HAİNLERİN HİLESİ BAŞARISIZDIR

12/52: ... Allah, hainlerin hilesini başarıya ulaştırmaz.
8/58: Eğer (Anlaşma yaptığın) bir topluluktan hıyanet şüphesi duyarsan, sözleşmeye bağlı kalmayacağını, aynı
şekilde sende onlara bildir.

Hainlik edenler de yaratılışın negatif kuvvetleridir. Nasıl ki şeytanın tuzağı hep zayıfsa, hainlerin de hilesi
hiçbir zaman başarıya ulaştırılmaz.

ALLAH'A VE RESUL'E HIYANET ETMEYİN

8/27: Ey iman edenler! Allah'a ve Resul'e hıyanet etmeyin, sonra bile bile kendi emanetlerinize hıyanet etmiş
olursunuz.
25/30: Peygamber dedi ki: " Ey Rabbim! Benim toplumum bu Kur'ânı terk etmiştir. "

Allah'a ve Resul'e ihanet, onların emanetlerine hıyanet şeklinde olmaktadır. Gerçek iman edenlerin hainliği mutlaka
düşünülemez. Ancak iman etmiş görünenlerin emanetlere hainlik etmek suretiyle yaptıkları zulümler çok yıkıcıdır.

Cenâbı Allah'ın emanetleri üç bölümde toplanmaktadır :
1) Tabiat Varlıkları emaneti. İnsanoğlu kendi kısır egoizm ve çıkarları uğruna doğayı bozmuş, denizleri kirletmiş,
atmosferde ozon tabakasını delmiş, bitki örtüsünü ve hayvanları azaltmış, çevre güzelliklerini de perişan etmiştir.
Bu yıkıcı tutum, günden güne artarak gelecek nesillerin nimetlerini de tehdit etmektedir. 2) İlâhî Kitab emaneti.
Hz. Muhammed (s.a.v.) en son gelen Kur'ânı Kerîm, Kıyamete kadar Cenâbı Allah'ın koruması altındadır. Ancak daha
önceki peygamberlere vahyedilen sayfalar ve kitaplar, insanlar tarafından ya tamamen yok edilmiş veya bozulmuştur.
3) Peygamberler emaneti. Resullerin tarihinde onlara en çok zulmeden, hainlik eden topluluk İsrailoğulları
olmuştur. Hz. Yahya ve Hz. Zekeriya'yı katletmişler, Hz. İsa'yı da öldürmek istemişlerdir. Nisa 4/155: "
İsrail oğullarının başlarına gelenler; antlaşmalarını bozmaları, Allah'ın ayetlerini inkâr etmeleri, haksız yere
peygamberleri öldürmeleri ve kalplerimiz kılıflıdır demeleri yüzündendir... "

Resulün emanetleri de iki bölümde toplanabilir. 1) Tebliğ ettiği Kitab olan Kur'ân-ı Kerîm Emaneti. Cenâbı Allah'ın
Kitabını terkederek, uydurulmuş bir takım kitapları kendi ego ve menfaatleri için, İslâm Dini'nin kaynağı olarak
göstermek suretiyle yapılan hainliktir. Yüce Peygamberimiz (s.a.v.) bu durumu Cenâbı Allah'a şikayet etmiştir.
Furkan 25/30: " Peygamber dedi ki: Ey Rabbim. Benim toplumum Kur'ânı terk etmiştir. " Allahü Teâlâ'nın
izin vermediği, doğru bulmadığı bir takım şeyler kurallaştırılmış, diledikleri gibi bir din yapılmıştır. Şûra
42/21: " Yoksa onların birtakım ortakları var da, dinden Allah'ın izin vermediği şeyleri kendileri için
yasallaştırıyorlar mı? ... " Zümer 39/3: " Dikkat edin! Halis din, yalnız ve yalnız Allah'ındır... "

Yine Kur'ânı dinleyelim. Bakara 2/79: " Vay kimselere ki, kendi elleriyle kitap yazarlar da sonra biraz para
almak için: Bu Allah katındadır, derler. " Peygamber Efendimizin sözleri olan hadislere de, mezhep ve tarikat
çekişmeleri yüzünden binlerce uydurma söz sokulmuştur. Ayrıca sonradan müslüman olan Yahudiler ve Hıristiyanlar da,
daha önceki örf ve adetlerini kapsayan uydurma söz ve hurafeleriyle bu kervana katılmışlardır. Böylece Hz.
Peygamberimize (s.a.v.) fatura edilen yüzbinlerce uydurma hadis üretilmiştir. Bu hadis, yığınlarını ayırıp
gerçekleri bulmak üzere; Buhâri, Müslim, İbn Hanbel, İmam Mâlik, Ebu Dâvut gibi birçok hadis alimleri oluşmuştur.
Bu zatlar, hadisleri 100 binler arasından ayıklaya ayıklaya 10 binlerin altına indirmeye çalışmışlardır. Hadis
alimlerinin kendi aralarında da tutarsızlıklar olmuş, birinin hükmünü diğeri bozmuştur. Bize yüzyılların getirdiği
hadis ve Sünnet bilgilerinden pek tabii ki istifade etmeliyiz. Çünkü bir bölümünün doğru olma ihtimali vardır.
Onları Kur'ân süzgecinden geçirir, hüküm ilave etmeyecek olanları kabul eder, diğerlerini de yok farzederiz.
Şüphesiz ki dine hüküm koyma, yalnız ve yalnız Cenâbı Hakk'ın tekelindedir.

2) Resulün emanetine hıyanet, Kur'ân'dan başka Ehlibeyt Emaneti gelir. Peygamber Efendimizin ölümünün hemen
ardından en yakınları olan yeğeni ve damadı Hz. Âli, Hz. Âli'nin Eşi ve Kızı Hz. Fatîma, torunları Hz. Hasan ve Hz.
Hüseyin'e yapılan zulümler serisi, İslâmiyete sürülen bir kara lekedir. Bu Yüce Varlık'ları zehirlemek, katletmek,
mallarına tecavüz etmek şeklinde hainlikler yapılmıştır.
(Bkz.Öztürk, Kur'ân'daki İslâm ve Kur'ân'ın Temel Buyrukları)
Logged
31 Ekim 2008, 06:57:17 ÖS 18
Üye Bilgileri
hanif_bir_kul
Daimi Üye
**
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 92
Nerden:

Offline
« Yanıtla #7 :»

İSRAF VE CİMRİLİK

İsraf, dengesiz aşırı harcama, haddi aşma demektir. İsrafa sapana da müsrif denir. Cenâbı Allah; nîmetlerini
Yeryüzünde dengeli olarak verdiğinden, israf edilerek saçılıp tüketilmesini istememektedir. Harcamalarda, ne israf
ve ne de cimrilik olmayan orta yol en uygun olanıdır. Böylece tabiattaki denge korunacak, toplumlar nimet ve
rızıklardan adaletle istifade edeceklerdir. Oysa insanların bir çoğu da israfa da cimriliğe de saparak negatif bir
tutum sergilemektedir.

ALLAH İSRAF EDENLERİ SEVMEZ

6/141: ... Allah, israf edenleri sevmez.
7/31: ... Yiyin, için fakat israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez.

Cenâbı Allah'ın lütfu ile verilen nimetleri, gerek kendimiz kullanırken ve gerekse başkalarına istifade ettirirken
etrafa saçarak israf edilmemelidir. Çünkü Allah, israf edenleri sevmemekte, böylelerine alçaltıcı bir azab
hazırlamıştır.

NİMETLER İNSANLAR İÇİNDİR

7/32: De ki: "Allah'ın kulları için çıkardığı zineti, güzel ve tatlı rızıkları kim haram etmiş? " De ki:
" Bütün bunlar dünya hayatında iman edenler içindir. Kıyamet Günü'nde ise tamamen onlara mahsustur... "
31/20: ... Muhakkak ki Allah, göklerde ve yerde bulunan şeyleri hizmetinize verdi ve görünür görünmez nimetlerini,
üzerinize bol bol saçtı...

Cenâbı Allah, halife olarak yarattığı insana büyük lütuf ve ihsan da bulunmuştur. Gökte ve yerde bulunanları onun
emrine vermiş, görünür ve görünmez nimet ve rızıkları, insanoğlunun cömertçe istifadesine ayırmıştır. Ancak
verilenler dengeli bir biçimde kullanılmalı, israfa ve cimriliğe gidilmemelidir.

SAVURGANLARIN BUYRUĞUNA UYMAYIN

26/151: Savurganlık edenlerin buyruğuna uymayın!
39/53: De ki: " Ey kendi nefsi aleyhine haddi aşan kullarım!...

İsraf etmeyi adet haline getirerek yaratılış düzenini bozmaya çalışanlara itaat edilmesi zulümden başka birşey
değildir. Çünkü herşey, bir sistem içinde ölçülü olarak insanların istifadesine ayrılmıştır. Hep israf eden,
gereksiz yere saçıp savuran kimselerin buyruğuna girerek nimet ve rızıklar tüketilmemelidir.

VERİLENLERDEN CİMRİLİK EDENLER

3/180: Allah'ın, lütfundan kendilerine verdiği şeyde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu
sanmasınlar, tam aksine onlar için kötüdür...
4/37: Onlar hem cimrilik yapar, hem de insanlara cimriliği tavsiye ederler. Allah'ın lütfundan kendilerine verdiği
(mal, ilim gibi) şeyleri de gizlerler. Biz, o nankörlere alçaltıcı bir azab hazırlamışızdır.

Cimriler; Cenâbı Allah'ın cömertçe lütfettiği nimetleri, yalnızca kendilerine verildiğini zannederek, onlarda
yoksulların da hakkının var olduğunu kabul etmezler. Mal ve servetin bir imtihan aracı olduğunu bilmeyenler,
başkalarına da cimriliği tavsiye ederler. İsra 17/100: " De ki: Eğer Rabbimin rahmet hazinelerine sahip
olsaydınız, o zamanda harcanıp biter korkusuyla cimri davranırdınız. İnsan çok cimridir. " İşte mallarından
fakir fukaranın da hakkını verebilenler, mutluluğa kavuşmuş benliklerdir. Haşr 59/9: " ... Nefsinin
cimriliğinden korunana gelince, kurtuluşa erenler işte böyleleridir. "

NE İSRAF NE DE CİMRİLİK

17/29: Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra pişman olur, açıkta kalırsın.
25/67: Onlar, harcadıkları zaman ne israf ne de cimrilik, ikisi arasında orta bir yol tutarlar.

Allahü Teâlâ, nimetlerini Yeryüzündeki insanlara dengeli olarak vermiştir. İsraf ederek haddi aşanlar, bu dengenin
bozulmasına sebep olurlar. Cimrilik yapanlar ise, mal ve serveti depolayarak yoksullara yansıtmazlar. İsra 26-27:
" Akrabaya, yoksula yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma. Saçıp savuranlar şeytanların
kardeşleri olurlar... " Mallar da yoksulların da hakkı olduğunun bilincinde olarak infak, zekât ile nimetler
ölçülü bir şekilde sarfedilmeli, ne israf ve ne de cimrilik yapılmadan orta yol izlenmelidir. Böylece Cenâbı Allah
tarafından ölçülü olarak verilen rızık dengesi korunacak, toplumlarda da adalet sağlanacaktır.
SAYGILARIMLA
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.071 Saniyede 18 Sorgu ile Oluşturuldu