Kur'an ve Cahil Toplumumuz

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslam´ın Şartları > Oruç > Kur'an ve Cahil Toplumumuz
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: Kur'an ve Cahil Toplumumuz  (Okunma Sayısı 282 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
05 Ekim 2008, 12:26:52 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« :»

Kur'an ve Cahil Toplumumuz 
 
 
Tağut'u inkar ve Alllah'a iman... Tüm peygamberlerin ortak çağrısı... Tevhid dinin özü... 


 
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
 

 
Kur'an ve cahil toplumumuz

Taner Biral

Bismillahirrahmanirrahim

Hamd alemlerin Rabb'i olan ALLAH'adır, salat ve selam Muhammed'e (s), onun ashabına, ehl-i beytine ve tüm müminlerin üzerine olsun.

"Rabb'imiz! Biz, "Rabb'inize iman edin" diye imana çağrıda bulunan bir çağrıcıyı işittik ve hemen iman ettik. Rabb'imiz, artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve canımızı iyilik yapanlarla birlikte al." (Amin!)

Allah'a hamd olsun ki, bir Ramazan ayına daha ulaşmış bulunuyoruz. Allah azze ve celle bizlerden ne istiyor, öncelikle bunu Kur'an-ı Kerim vasıtasıyla ortaya koyalım:

"Ramazan o aydır ki, insanlar için hidayet olan ve doğru yolu (hak ile batılı) birbirinden ayıran apaçık belgeleri kapsayan Kur'an onda indirilmiştir. Öyleyse kim bu aya şahid olursa onu baştan başa tutsun. (Bakara, 185)

Ayetin açık ifadesiyle insanlar için hak ile batılı, tevhid ile şirki, iman ile küfrü, cahiliyye ile islam'ı birbirinden Kur'an, ilkin bu mubarek ayda nazil olmuştur. Dolayısıyla Ramazan ayı Kur'an ve oruç ayıdır. Ebu Said el-Hudri'den rivayetle Hz. Peygamber (s) şöyle buyurmuştur:

"ALLAH rızası için bir gün oruç tutan kimseyi ALLAH teala 70 yıl cehennem ateşinden uzak tutar." (Buhari, Cihad: 36, Müslim, sıyam:167-168 - "70 yıl" ifadesi burada çokluk anlamı taşımaktadır)

Diğer bir hadiste ise ibni Abbas'dan rivayetle Hz. Peygamber (s) her yıl Ramazan ayında Cebrail (a.s) ile karşılıklı oturtur Kur'an okurlardı. (Buhari, savm: 7, Müslim, fezail: 48,50)

Allah'ın Kur'an'da hak ile batılı ayıran apaçık belgeleri nelerdir? Bu belgelerin nasıl okuması ve nasıl değerlendirilmesi gerekir? Miladi 610 yılının Ramazan ayında nazil olmaya başlayan vahyin, ilk inen surelerine göz attığımızda -Alak, Kalem, Müzzemmil, Müddesir vd.- Allah, öncelikle bizlerden her nerede ve hangi şartlar altında olursak olalım 'Yaratan Rabb'in' adıyla hadisatı (kainatı, yaratılışı, dünyayı, insanı ve bir bütün olarak hayatı) okumamızı emretmiştir. Yaratan Rabb... Mutlak anlamda terbiye eden, düzenleyen, yönlendiren, yetiştiren, ihtiyaçların giderilmesini üzerine alan, kefil olan, kendisine yönelilen, sözü geçerli/muteber olan, kendisine itaat edilen, üstünlüğü kabul edilen, melik/sahip ve hüküm koyucu (Hakim) olan yegane varlık... Ancak ne yazık ki bugün, insanların çoğunluğu, Allah'ı sadece her şeyin yaratıcısı, kainatın idame ettiricisi, göklerin ve yerin sahibi olarak tanımakta. Bir başka ifadeyle, günümüz dünyasına tek yönlü bir yaratıcı algısı hakim. Dehriler (ateistler) dışında insanlık, geneli itibariyle ahlaki, ekonomik, sosyal ve siyasal alanda (hayatın tüm alanlarında/dünya ile ilgili işlerde) hükmün/otoritenin Allah'a ait olduğunu fiilen reddetmekte. Bu bağlamda Müslüman olarak nitelendirilen insanların kahir ekseriyeti de bugün, Allah'ın yanı sıra birtakım sözde önderleri (şeyh, üstad, mürşid vb) Rabler edinmekteler.

Allah'ın varlığına ve varlık olarak da birliğine inanan ancak buna karşın O'nu hayatın merkezinden uzaklaştıran zihniyetin en güzel örneklerinden birini teşkil etmektedir Şuayb'ın (s) kavmi. Onlar Allah'a inanıyorlar ancak buna karşın O'nu sosyal, siyasi ve ekonomik alandan uzak tutuyorlar, Allah'ı hayatın merkezinden dışlıyorlardı (bknz. A'raf, 85-93). Alak suresinin 6-7. ayetlerinde de ifade edildiği üzere insanoğlu tıpkı geçmişte olduğu gibi bugün itibariyle de yaratıcının hayata müdahelesini reddederek kendisini her şeyden müstağni (bağımsız) addetmekte. Oysa ALLAH, Zuhruf suresinin 85. ayetinde kendisinin hayatın her alanına müdahil olduğunu beyan etmektedir:

"Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü/yönetimi kendisine ait olan Allah ne yücedir!" (Zuhruf, 85)

Ne ilginçtir ki, yaşadığımız toplum, 'Kur'an ayı' olarak nitelendirilen Ramazan'da da Allah'ın emir ve yasakları ile kıyasıya çatışıyor. İslami şiarlar, yozlaşan kültürün etkisiyle sıradanlaştırılırken, Tevhid'i gerçek anlamda içselleştirmiş olan kesime yönelik engellemeler kesintisiz olarak devam ediyor. Şimdi birileri "Niçin bunları yazıyorsunuz, biz zaten hergün bu tür yazıları okuyup duruyoruz" diyebilirler. Bu durumda biz, Hz. Peygamber'in (s) şu hadisini gündeme getireceğiz:

"Öyle bir zaman gelecek ki, ümmetimin okuduğu Kur'an gırtlaklardan aşağıya inmeyecektir."

Ne garip değil mi, sadece Türkiye coğrafyasında yüz binlerce hafız var ama ortada islamın i si yok. Oysa "Bu (Kur'an) bir öğüttür, öyleyse dileyen düşünüp ondan öğüt alsın" (Abese, 11-12)

Yine bir hadis rivayetinde Peygamberimiz (s), Ya-sin suresini 'Kur'an'ın kalbi' olarak nitelendirmiştir. Peki, bu mubarek 'Kur'an ayı'nda vahyin bütünü şöyle dursun 'Kur'an'ın kalbi' olarak nitelendirilen bu surenin anlamı ne derece idrak edilmektedir? Yoksa Kur'an ölü kitabı haline getirilsin, mezarlıklarda okunsun ve fal bakılsın diye indirilmiş bir kitap mıdır? Ne yazık ki, Allah'ın dinini ve O'nun kitabını arkalarına atan bu toplum için, atalarından gördüğü batıl usüller, yaşam içerisinde İlahi Kelam'dan daha önemli bir yer tutmaktadır.

"Ya ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yol (hidayet) üzerinde bulunmuyor idiyseler?" (Maide, 104)

Bu ayetin karşısında teslimiyetle boyun eğmek yerine karşımıza şu söylem çıkıyor: "Biz de en az sizin kadar inanıyoruz. Siz bizim şeyhimizden, hocamızdan, üstadımızdan daha mı iyi bileceksiniz?" Kafirun suresinin anlamını okuduğumuz ve bu vesile ile hakikati inkar edenlerin de bir dini olduğunu öğrendiğimizde ilkin biz de diretmeye ve atalarımızın yolundan ayrılmamaya çabalamıştık. Aslında bu, şu ayetin tecellisinden başka bir değildi:

"Sen ancak zikre (Kur'an'a) uyan ve gayb ile (görmediği halde) Rahman'dan içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarabilirsin" (Ya-sin, 11)

İşte böyle söylüyor Kur'an'ın kalbi, hergün mezarlıklarda okunanarak kendisine zulmedilen mubarek Ya-sin. Ve en can alıcı darbelerinden birisini indiriyor köhne zihinlere:

"Bana ne oluyor ki, beni yaratana kulluk/ibadet etmeyecekmişim! Halbuki hepiniz O'na döndürüleceksiniz. O'ndan başka İlahlar mı edineyim? O çok esirgeyici Allah, eğer bana bir zarar dilerse onların şefaati bana hiçbir fayda vermez, beni kurtaramazlar da." (Ya-sin, 22-23)

Lakin bugün, Allah'ın yanı sıra başkalarının da kendilerini kayırabileceğini vehmediyor cahil toplumumuz.

"Onlara rablerinden bir ayet gelmeyegörsün mutlak ondan yüz çevirirler." (Ya-sin, 46)

Peki ya bugün, bugün de yüz çevrilmiyor mu Allah'ın ayetlerinden?

"Ey ademoğulları! Ben size and vermedim mi ki, "Şeytana kulluk etmeyin, zira o sizin için apaçık bir düşmandır" diye. "Yalnızca Bana kulluk edin, işte dosdoğru yol budur" demedim mi?" (Ya-sin, 60-61)

Hadi canım sizde, kim şeytana kulluk ediyor ki? İsterseniz çevrenizdekileri bu şekilde bir uyarın, bakalım sonuçları nasıl oluyor.

Uzun lafın kısası bu toplum Kur'an okumuyor, sadece Kur'an'ı papağan misali telaffuz ediyor. Dolayısıyla Kitabın anlamı hayata yansımıyor ve İlahi kelam günlük yaşantıda işlevsiz hale getiriliyor. Bir başka ifadeyle halihazırdaki okumalar -yani telaffuz- tıpkı müşrik Arapların Kur'an'a yönelik çarpık yaklaşımlarına benziyor. Oysa "O kendisine indirilen kitap, yalnızca bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır." (Ya-sin, 69)

Son darbe ise gerçekten ibret verici:

"O (Kuran) diri olanları uyarıp korkutmak ve kafirlerin üzerine azap sözünün hak olması için indirilmiştir." (Ya-sin, 70)

Diri olanı uyarmak için...

Ya her namazda alelacele okunup geçilen kısa sureler? İmam Şafii'nin "Şayet Kur'an'dan başka bir şey nazil olmasaydı bu sure insanlara yeterdi. Çünkü o Kur'an'ın bütün bilgilerini içine almıştır” dediği nakledilir. Kuşkusuz bu, Asr suresinin ve dolayısıyla diğer kısa surelerin muhtevaları itibariyle bireyin ve toplumun inşası açısından hayati öneme sahip olduklarına dair yapılan bir vurgudur. Yalnızca Asr suresi... Ashabtan iki kişinin karşılaştıklarında birinin diğerine Asr suresini okumadan ve birinin diğerine selam vermeden ayrılmadıklarını biliyoruz. Bu, Kur'an merkezli bir hayatın nasıl inşa edilebileceğinin en güzel örmeklerinden birisidir. Asr'a/zamana yemin, insanın hüsran içinde oluşunu beyan ve iman edip salih amellerde bulunanlara müjde... İnsanın kendisine sorması gereken iki önemli soru: Gereği gibi iman ediyor muyum/sadece Allah'ın hükümlerine mi tabiyim yoksa O'nun yanı sıra başkalarının hüküm ve yasalarına da mı iman ediyorum? Amellerim gerçekten salih mi, yoksa yığınla bid'at, küfür, hurafe ve şirk mi içeriyor?

Hayatımız ne kadarı ile Kur'an'a ve Rasul'ün (s) sahih sünnetine uygunluk arz ediyor?

"Kim Rasul'e itaat ederse gerçekte Allah'a itaat etmiş olur." (Nisa, 80) ayetinin hayatımıza yansıması nedir? Kur'an'ın doğduğu bu mubarek ayda, bunun muhasebesi şu ana kadar ne derece sağlıklı yapılmıştır? Rasul'ün (s) örnekliği hayatımıza ne derece yansımaktadır? Herhangi bir konu üzerinde anlaşmazlığa düştüğümüzde onu Allah'a ve Rasul'üne (s) götürebiliyor muyuz? Yoksa bu, nefislerimize ağır mı geliyor? Hayatın tüm alanlarında (ticari, siyasi, idari ve hukuki) herhangi bir işi, herhangi bir anlaşmazlığı Allah'a ve Rasul'e (s) götürmemenin münafıklıkla eş değer olduğu bilinmiyor mu, yoksa unutuldu mu?

Tağut'u inkar ve Alllah'a iman... Tüm peygamberlerin ortak çağrısı... Tevhid dinin özü... Bunun Allah'a ve ahiret gününe imanın olmazsa olmaz şartlarından birisi olduğunu, bütün bir Ramazan camilerde halka vaaz edenlerden, şeyhlerden, üstadlardan duyanınız var mı? 'La ilahe İllallah' hakikatinin bu en önemli unsurunu, şehrin büyük camiilerinde görev icra edenlerden(!) ya da iftar ve sahur vakitlerinde yayınlanan tv programlarında halkı irşad edenlerden(!) işiten varsa beri gelsin.

Bugün toplumun geneli, izzet ve şerefi, makam ve mevkiide (statü), zenginlikte (servet), lükste (konfor) ve modada (güzel ve pahalı giyinme) arıyor. Üstünlüğün ölçüsünü batının değerlerine endeksliyor ve modernizmin dayattığı ifsad edici bir yaşam biçimini benimsiyor. Dolayısıyla mevcut toplumsal yapı Allah'ın vazettiği evrensel (zaman ve mekan üstü) değerler ile sürekli olarak çatışıyor. Hal böyle olunca karşımıza İslam coğrafyasına örneklik teşkil edecek(!) sözde müslüman özde laik, demokrat bir insan tipi çıkıyor. Münafıkça yaşanan bir Ramazan... Dekolteli iftarlar, kuş sütü eksik sofralar, görünüşte ağır gerçekte hafif toplar(!)... "Bizim de falanımız hacı filanımız hoca" edebiyatı... Göstermelik yardımlarda bulunarak kendi kokuşmuşluklarını 29 günlüğüne de olsa örtme çabasındaki yığınla münafık... Sağ gösterip sol vurmanın, şeytani söylemlerle el altından İslam'a ve müslümanlara sövmenin bin bir türlüsü... Ramazan'dan sonra da aynı filmleri izleyecek miyiz; alkolik tipler, çarpık ilişkiler, soyguncular, suikastçılar, arada sırada "Allah" diyen hayat kadınları, sapıkça bir yaşam biçimi... Peygamber efendimiz'in (s) tebliğinden etkilenerek İslam'a meyledenlere, kalblerinde yeşeren iman filizlerinin sararıp solması için birkaç güzel fahişe gönderilirdi dönemin Mekke'sinde. Bugün de öyle değil mi? Lakin "Rabb'imiz Allah'tır" diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?" (Fussilet, 52) Bu nedenle biz, ısrarla aynı şeyi söylemeye devam edeceğiz: "Rabb'imiz Allah'tır!"

Çağdaş Ebu Cehiller ve onların yayın organları, kaynağı belirsiz haberler yayınlayarak İslam'a ve şeriata sövmeye Ramazan'dan önce başladılar bu sene. "Pakistan'ın şeriat kuralları ile yönetilen eyaletlerinde seslerini yükselttikleri gerekçesiyle kocaları tarafından yüzlerine kezzap atılarak 'cezalandırılan' kadınların yürek burkan fotoğraflarının" manşet yapıldığı yayın organlarında, söz konusu haberlerin kaynağı belirsiz olması bir hayli ilginç değil mi? Kaldı ki şeriatla, yüze kezzap dökmenin nasıl bağdaştırılabildiği de meselenin bir başka boyutu. Eee ne de olsa Ramazan, toplumun dini duygularının en üst düzeye ulaştığı bir zaman dilimi. Bu noktada şu ilahi uyarının hatırlanmasında fayda var:

"Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz." (Hucurat, 6)

Lakin cahili toplum, zındıkların ve putpereslerin sözüne itibar etmekte bir hayli istekli görünüyor. Kim bilir, belki de böylesi daha çok işine geliyor yaşadıkları gibi inananların.

Yazımıza Ramazan'ın 'Kur'an ayı' oluşuna atıfta bulunarak başladık, bu vesile ile diyoruz ki:

Ey Müslümanlık iddiasında bulunanlar! Allah'a, O'nun kitabına ve Rasul'e (s) dönün. Zira bütün yolculukların varış noktası Allah'tır/nihai dönüş ancak Allah'adır.

"Ve de ki: Hak, Rabb'inizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin. Biz, zalimlere öyle bir cehennem hazırladık ki, onun duvarları kendilerini çepe çevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) imdat dileyecek olsalar imdatlarına, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. Ne fena bir içecek ve ne kötü bir kalma yeri! (Kehf, 29)

Bizi bu uyarılarda bulunmaya iten saik şudur:

"Öyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme." (Hicr, 94)

"Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, kötülükten sakındıranları kurtardık, zulmedenleri işledikleri fısk dolayısıyla pek zorlu bir azap ile yakaladık." (A'raf, 165)

İmam Nevevi'nin Riyazu's-Salihin isimli hadis kitabından iki alıntıyla yazımıza son vereceğiz:


Ebu Said el-Hudri'nin (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rasulullah'ın (s.a.v) şöyle dediğini duydum: Sizden biriniz herhangi bir münkeri (kötülüğü) görürse onu eliyle değiştirsin, gücü yetmezse diliyle değiştirsin, ona da gücü yetmezse onu hoş görüp kabullenmesin/buğz etsin, bu ise imanın en zayıf derecesidir. (Müslim)

İbn-i Mesud (r.a) Rasulullah'tan şöyle rivayet etmiştir: "Benden önce Allah tarfından ümmetine peygamber olarak gönderilmiş hiçbir Nebi yoktur ki, ümmeti arasında emrine uyan ve sünnetine sarılan yardımcıları ve taraftarları bulunmasın. Fakat ondan sonra öyle kötü nesiller gelecek ki, onlar yapmayacakları şeyleri söyleyecekler ve yasaklandıkları şeyleri yapacaklardır. İşte bunlarla eliyle mücadele eden mü'mindir, kalbiyle mücadele eden mü'mindir, diliyle mücadele eden mü'mindir. Bunun ötesindeki diğer davranışlarda hardal tanesi kadar iman yoktur."

V'el-hamdülillahi Rabbil Alemin…

 

Tevhide doğru

 
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
05 Ekim 2008, 12:49:25 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
Ömer MİRZA
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 :»

Kuran-ı Kerim ve biz konusuna dair en çok yakındığım mesele yüce mealinin tefsirinin arka planda tutulmasıdır...

O nu anlamak için ne dediğini bilmeliyiz sanırım

arapça bilmediğimizden ana dilimizle okumamız gerekiyor yani melini tefsirini sık sık okumamız
yoksa nasıl anlarız
nasıl duyarız
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.327 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu