İtikaf

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslam´ın Şartları > Oruç > İtikaf
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: İtikaf  (Okunma Sayısı 318 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
04 Eylül 2008, 12:23:58 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
duaekseni
Aktif Üye
***
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 458
Nerden:

Offline
« :»

İtikâf

Sözlük anlamı: Hapsetmek, alıkoymak, bir yere yerleşmek, oraya bağlanıp kalmak anlamlarına gelir.

İslam fıkhında ise; Bir mescitte niyet edilip, belli kurallara bağlı kurallar çerçevesinde ibadet niyetiyle belli bir süre kalmak anlamına gelir.

Aşağıda zikredeceğim ayetten tarihinin ne kadar eskiye dayandığını bilmemekle beraber İbrahim (as) zamanında da var olan bir ibadet türü olduğunu anlıyoruz.

“Biz Beytullâh'ı insanlara sevap kazanmaları için toplantı ve güven yeri kıldık. Siz de Makam-ı İbrâhim’i namazgâh edininiz! İbrâhim ile İsmâil’e de: “Tavaf edenler, itikâfa girenler, rükû ve secde edenler için bu Evimi tertemiz bulundurun!” diye emretmiştik.” (Bakara 125)

İslam öncesi cahiliye Araplarında da uyulan bir ibadet türüdür. Bu duruma ışık tutan aşağıdaki hadisi zikredebiliriz;

“İbni Ömer anlatıyor: "Babam Ömer cahiliye devrinde iken geceyi itikâfa girmek üzere nezretmişti (adamıştı). Hatta Mescid-i Haram'da bir gün itikâf yapmayı adamıştı diye de rivayet edilir. Durumu Hz. Peygamber (sav)'den sordu. Rasulullah"Nezrini yerine getir" buyurdu."

(Buhârî, İtikâf 5, 15, 16; Humus 19, Megâzî 54, Eymân 29; Müslim, Eymân 27, (1656) Tirmizî, Nüzûr 12, 12, (1539); İbnu Mace, Keffarât 18, (2129).  )

Siyer Kitaplarından anlıyoruz ki kadim Arap örf ve geleneği olan bu ibadet türünü Hz.Peygamber’imiz de (sav) İslamiyet’ten önce uygulamaktadır. Mekân olarak ta Hira Mağarası’nı seçmektedir. Vahiy gelip, Nebilik göreviyle şereflendirildikten sonra mescid de itikâfa girmiştir.

Sürüp gelen bu kadim ibadet türünü Rabbimizin tasvip ettiğine dair şu ayeti zikredebiliriz.

“. ….Mescitlerde itikâfa çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır. Sakın bu sınırlara yaklaşmayın. İşte böylece Allah ayetlerini insanlara açıklar. Umulur ki korunurlar.” (Bakara 187)

 İtikâfın, Rasulullah’ın (sav) Medine’ye hicret ettikten sonrada hiç terk etmediği sünneti olduğunu yine siyer kitaplarından öğreniyoruz. Bu hususa delil olarak yine aşağıdaki hadisi zikredebiliriz.

—Hz. Aişe anlatıyor: "Rasulullah (sav) vefat edinceye kadar Ramazan'ın son on gününde itikâfa girer ve derdi ki: "Kadir gecesini Ramazan'ın son on gününde arayın". Rasulullah (sav)'den sonra, zevceleri de itikâfa girdiler."

(Buhârî, Fadlu Leyletü'l-Kadr 3, İtikâf 1,14; Müslim, İtikâf 5, (1172); Muvatta, İtikaf 7, (1, 316); Tirmizî, Savm 71, (790); Nesâî, Mesâcid 18, (2, 44); Ebu Dâvud, Sıyâm 77, (2462, 2464); İbnu Mâce, Sıyâm 59; (1771).  )

Peygamberimiz hiç terk etmediği bu sünnetine hanımları da iştirak etmişlerdir. Ancak aşağıdaki hadisten anlıyoruz ki uygulamanın yanlışlığından dolayı Rasulullah  bir kez itikâfı terk etmiş (bozmuş) ve bunun gerekçesini açıklamıştır. Daha sonra Şevval ayında kaza etmiştir.

—Yukarıdaki hadis babında yer alan)Bir başka rivayette şöyle denir: Peygamberimiz her Ramazan'da itikâfa girerdi. Akşam namazını kılar kılmaz itikâf mahalline gelirdi. Râvi der ki: Bir gün Hz. Aişe de itikâf için izin istedi. Rasulullah izin verdi. Mescidin içinde itikâf için bir çadır kuruldu. Bunu Hafsa validemiz işitti, O'nun için de bir çadır kuruldu. Arkadan Zeyneb validemiz için de bir çadır kuruldu. Sabah olup da Rasulullah hücresinden çıkınca dört çadır kurulduğunu görür ve "Bunlar da ne?" diye sorar. Durum haber verilince: "Onları bu işe sevk eden şey nedir, Allah'ın rızasını kazandıracak bir amel düşüncesi mi? Hayır! Derhal kaldırın, gözüm görmesin!" diye emretti. Çadırlar kaldırıldı. O Ramazan Rasulullah’ta itikâfı terk etti. Şevval’in son onunda itikâfa girdi."

Aynı rivayetin bir diğer versiyonunda : "Rasulullah çadırların kaldırılmasını emretti. Derhal yıkıldılar. O yıl itikâfa girmeyi Ramazan'da terk etti, Şevval ayının ilk onunda yerine getirdi."


Bu konuda görüş bildiren âlimler eşlerini itikâftan men etmek değil, mescidin her yerinin işgal edilmiş ve namaz kılmaya alan kalmamasını sebep gösterirler.

Tüm bu açıklamalardan İtikâfın meşruiyetinin Kur’an ve Sünnetle sabit olduğunu ve Rabbimizin tasvip ettiği bir ibadet türü olduğunu görüyoruz.(Farz ibadet değil dikkat!)

Şimdi kısaca İtikâfı uygulanışı açısından inceleyelim.

—Vacip(adanmış) Olan itikâf: İtikâf ibadet olarak vacip değildir. Ancak kişi nasıl ki kurban, oruç adamakla (nezir) bu eylemleri kendi üzerine borç (vacip) kılıyorsa itikâf adaması halinde de kişi kendi üzerine itikâfı vacip kılmış olur. Mutlaka yerine getirmesi gerekir. Vacip olan itikâfta Şafi mezhebi haricindeki  diğer üç mezhebe göre oruçlu olmak şarttır. Süresini kişi kendisi belirler.

Nezir(adak) Rasulullah’ın pek fazla onaylamadığı bir ibadet türüdür. “Adak cimriden mal çıkmasıdır” buyuruyor.

Bu tür itikâfa Hz.Ömer’e ilişkin yukarda zikrettiğimiz hadis örnek verilebilir.

—Nafile(müstehap) olan İtikâf: Çoğunluk âlimlerin birleştikleri nokta bu itikâf türünde asgari süre belirlenmemiştir. En azının bir saat olacağını söyleyenler bulunmakla birlikte bir mescide/camiye girerken niyet edilmek suretiyle orada geçen süreyi itikâf olarak kişi geçirebilir diyenler çoğunluktadır. Oruçlu olmayı gerektirmez.

Buradan hareketle hanımlar da kendi evlerinde itikâf şartlarına uymak kaydıyla aynı şekilde niyet ettiği süre kadar nafile olarak itikâfa girebilirler.

—Sünnet-i Müekkede: Rasulullah’ın bir kez yukarda zikrettiğimiz hanımlarının mescide kurdukları çadırlar sebebiyle kızıp kazaya bıraktığı hariç, hiç terk etmediği sünneti.
Ramazanın son on gününde mescid de girdiği itikâf türü. Burada “ekkede” kökünden gelen “müekkede” kavramına bir açıklık getirirsek:

Ekkede; emin, şüphesi olmayan, zorunlu alan.
Müekkede; Kesin, emin, şüphesiz, tekid edilmiş, pekiştirilmiş anlamlarına gelmektedir.

Mütevatir olarak bize kadar ulaşan rivayetlerden Rasulullah’ın gerek İslam öncesi Hira’da gerekse de Risaletten sonra mescid de hiç terk etmeden, eşlerinin de kendisiyle birlikte uyguladığı bir itikaf türüdür .

İtikâfın Şartları:

— Niyet etmek, cemaatle namaz kılınan camiler (hanımlar içinde evinde olabilir) de girmek.
—Vaktini namaz, tevbe, istiğfar, tefekkür, Kur’an okumak/yaşama geçirmek gayesiyle anlamaya yönelik çaba sarf ederek geçirmek.
—Dünyalık dert ve tasalara yönelik olmamak kaydıyla ilmi, manevi yönü geliştirici ders, sohbet, ilmi çalışma çerçevesinde yapılan grup çalışmaları ya da ferdi çalışmalar. Kötü sözlerden sakınmak, hayır ve hakkı söylemek.
—Temiz pak giyinmek.
—Kendine ya da malına bir zarar geleceği korkusu olmaksızın itikâf mahallini terk etmemek. İhtiyaç gidermek, abdest tazelemek ya da gerekli bir durum oluşursa gusül abdesti almak için hemen gidip itikâf mahalline dönmek.
—Cuma namazı kılınmayan bir mescid ise Cuma namazı için gidilip dünyalık sözlere dalmadan hemen kılınıp geri gelmek.
—Eşlerine yaklaşmamak, cinsel arzu ve isteğe yol açacak davranışta bulunmamak.
—Hanımlar için özel durumlarının olmadığı zaman dilimini seçmek.

Sonuç olarak:

İtikâf; İnsanın kendi içinde yaptığı yolculuktur. Tüm dünyalık dert, gale, tasadan sıyrılıp Allah’a hicrete giden yoldur.

O kadar lüzumsuz sözler sarf ediyoruz ki çoğu zaman. İtikâf aynı zamanda dilinde terbiyesidir. Hep “kâl diliyle” söylediklerimiz değil bazen de “hâl diliyle” söylediklerimizin daha etkili olduğunun farkına varmaktır aynı zamanda.

İslam insanın elbette yaşamının tamamını ya da çoğunluğunu, toplumdan soyutlanıp uzlet hayatı şeklinde yaşamasını tasvip etmez. Bilakis ailemize ve topluma olan görevlerimizi yerine getirmek için insanlarla ve diğer mahlûkatla birlikte yaşamayı emreder.

Ancak hayatımızın tamamına hükmeden dünyalık işlerimizden bir nebze olsun ayrılıp en azından o güne kadarki yaşamımızın artı ve eksilerinin “T Cetveline” dökülüp muhabesinin yapıldığı kar/zarar tespitinin adıdır itikâf.

E canım ; çoluk çocuk,yiyecekleri,ihtiyaçları,kollanıp,korunmaları,iş güç…. Diyenlere;

Var say ki öldün!

Hiç korkma. Endişede duyma. Saydıkların hepsi sana emanet edilen unsurlar. El-Emin’e emanetini bir an olsun emanet et gönül rahatlığıyla ve var dur huzuruna.

Zira o emanetleri asla zayi etmez!

Selam ve muhabbet ola..

(duaekseni)









Logged

"Hasbunallah ve ni'me'l-vekil"
10 Ağustos 2010, 02:41:17 ÖS 14
Üye Bilgileri
TaLiA
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 2483
Nerden:

WWW Offline
« Yanıtla #1 :»


Unutulmuş bir Ramazan ibadeti: İtikâf


Bugün çoğu insanın adını bile hatırlamadığı itikâf, Ramazan’a has bir ibadet olsa da, başka zamanlarda da yapılabilir. Bir Müslüman’ın dışarıyla ilgisini keserek mescitte veya evde ibadet niyetiyle bir süre durması anlamına gelen itikâfın en güzel yaşandığı yer ise Mekke ve Medine’dir. Ramazan umresi vesilesiyle Kâbe’ye, Mescid-i Nebevi’ye gelen Müslümanlar mescitlere yerleşir, Ramazan’ın son on günü kendilerini tamamen Allah’a verirler.

Büyük ölçüde unutulan ve ihmal edilen Ramazan ibadetlerinden biri de îtikâftır. Bir muhabir eline mikrofon alsa da, halk arasında bir soruşturma yapacak olsa, belki çoğu insanın itikâf kelimesini dahi duymadığını fark edecektir.

İtikâf niye unutulmuş olabilir? Hakkıyla bilinmediğinden mi, yoksa bilenlerin vakit ayırıp yerine getirme imkanı bulamadıklarından mı? Her ikisinde de doğruluk payı var, fakat bu ibadetin bir sünnet-i kifâye olduğunu da belirtmek lazım. Sünnet-i kifaye, bir beldede ve bir bölgede mü’minlerin bazılarının yerine getirmeleriyle diğerlerinin üzerinden sorumluluğun kalkması anlamına gelen bir ibadet türüdür.

Gerçekten bugün îtikaf ibadetini yapanlar var mı?

Sayıları az da olsa var. Ben şahsen Ramazan ayı içinde İstanbul’da ve diğer illerimizde îtikâfa girenleri gördüm, bazılarını da duyup öğrendim. Bu açıdan rahat olabiliriz.

En güzel itikâf Mekke ve Medine’de

Ama ideal anlamda, hakkını vererek itikâfın yapıldığı yer Mekke ve Medine’dir. Mekke’de Harem-i Şerifin özellikle ikinci katında yüzlerce mü’minin itikâfa girdiklerini her sene görüyorum. Mescid-i Nebevî’de itikâf daha fazla ve daha muhteşem yaşanıyor.

Özellikle Mescid’in sütunlarının etrafında çok sayıda yastık, battaniye, çay termosunun çokluğu dikkati çekiyor. Bunlar Ramazan’ın son on gününde gün boyu Mescidde îtikâf için kalan mü’minlerin kullandıkları en önemli eşyalarıdır. Mescid-i Nebevi Ramazan ayının dışında yatsı ile sabah namazı arası kapalı tutulurken, Ramazan boyu gece gündüz sürekli açık. Mescidde itikâfa girenlerin sayısı o kadar çok ki, elinizi çabuk tutmazsanız yer bulmakta bile zorlanabilirsiniz.

Bizim Türklerden de Ramazan ayı boyunca umreye gidenlerden itikâf ibadetini yerine getirenlere rastlamak mümkün. Her sene Cennet Bahçesi’nde Minber-i Şerif’in hemen solunda kendisine yer edinen bir yakın dostumu her görüşümde dualarını istiyorum.

Böyle mübarek mekânlarda on gün sürekli oruç, namaz, Kur’ân okuma, zikir, tesbih, evrad ve dua ile meşgul olmak bulunmaz birer fırsattır.

Peygamberimiz nasıl itikâf ederdi?

Îtikâf sünneti asıl itibariyle Ramazan’da yapılır ve çok sevaplıdır. İtikâf fiilî bir sünnettir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Ramazan orucu farz olduktan sonra her Ramazan Mescid’de itikâfa çekilirdi.

Hz. Âişe Validemizin anlattığına göre, Ramazan’ın son on günü girince Resulullah geceleri ibadetle değerlendirir, ailesini de ibadet etmeleri için uyandırırdı. İbadet için diğer zamanlardan daha fazla gayret gösterirdi. (Müslim, İtikâf:7.)

Hadiste anlatılan bir mana da, Peygamberimizin “Kadir Gecesini Ramazan’ın son on gününde arayın” şeklindeki tavsiyeleridir. Bu tavsiyeye öncelikle kendisi uyar ve uygulardı. Ailesini de yanına alarak Rabbine kulluğa açılırdı.

Özellikle Peygamberimizin gece ibadetlerini ve özel ibadet hayatını anlatan Hz. Âişe’nin ifade ettiğine göre, Resul-i Ekrem Efendimiz Ramazan’ın son on günü girince elini eteğini toplar, geceyi ihya eder, ev halkını da uyandırır itikâf ederdi. Bunu vefat edinceye kadar yaptı. Vefatından sonra da hanımları îtikâfa devam ettiler. (Buhari, İtikâf:1;Kadr:5; Müslim, İtikâf:2.)

Efendimizin Mescidde itikâfa çekildiği yeri Abdullah bin Ömer şöyle tarif ediyor:

“Resul-i Ekrem Efendimiz itikâfa girmek istediği zaman,  yatağı veya üzerinde yattığı somyası Mescid’in içindeki Tövbe (Ebû Lübâbe) Sütununun önüne veya arkasına konurdu.” (İbni Mâce, Sıyam:61)

Bu mekan halen Mescidde bellidir ve Efendimize ait olan mihrabın sol gerisinde bulunmaktadır.

İtikâf nedir?

İtikâf, kelime anlamıyla bir yerde beklemek ve durmak demektir. İyi olsun, kötü olsun, nefsi bir şeye bağlamak manasına gelir.
Dini anlamıyla da, bir Müslüman’ın dışarıyla ilgisini keserek bir mescitte ibadet niyetiyle bir süre durmasıdır.

İtikâf hem Kur’ân’da, hem de sünnette var olan bir ibadettir. Bakara Suresinin 187. âyetinde de, “Mescitlerde îtikâfta iken hanımlarınıza yaklaşmayın” buyrulur.

İtikâf, kalbi ve ruhu geçici dünya meşguliyetlerinden uzaklaştırmak, gün boyu ibadet içinde bulunarak Allah’a olan kulluğu arttırmaktır. Özellikle bir mescidin köşesinde ikamet ederek ilahi dergâha yönelip el açan, gönül bağlayan bir mü’min bu sayede iç âleminde pek çok manevi açılımlara mazhar olur.

“Beni affetmedikçe gitmem”

İslam büyüklerinden Âtâ Hazretleri der ki:

“İtikâfa giren bir mü’min, ihtiyacından dolayı bir zatın kapısına oturup ‘İstediğimi vermedikçe buradan ayrılmam’ diye yalvaran insana benzer. Bu adam Yüce Allah’ın mâbedine girmiş, ‘Beni affetmedikçe buradan ayrılmam’ demektedir.”

İşte ömür dakikaları her gün azalan bir mü’min fani anlarını bir derece sonsuzlaştırma yollarını arar. İtikâfa girmekle böyle bir vesileyi bulmuş olur. Mescitte itikâfta bulunan bir insan namaz kılmadığı zamanlarda bile namaz kılıyor hükmündedir. Çünkü iki namaz vakti arasında vakti girecek olan namazı beklemektedir.

İnsan itikâfta bulunduğu süre içinde Rabbinin misafiri sayılır. Çünkü camiler Allah’ın evidir. Rahmet ve bağışlanmanın bolca olduğu mekanlardır. Günün büyük bir kısmında sürekli ibadetle meşgul bir kimse bir çeşit meleğe benzer ve hep huzurda kalır.

Bir günlük itikâf da olur

Sünnette sözü edilen itikâf Ramazan ayındaki itikâf olsa da, bunun dışında her zaman herkesin yapabileceği bir itikâf şekli daha vardır. Müstehap itikâf olarak bilinen bu itikâf için belli bir zaman söz konusu değildir. Bunun en azı bir gündür, en çoğunun da sınırı yoktur. Hatta camiye namaz kılmak için girerken itikâfa niyet etmek suretiyle de itikâf sevabı alınır.

Başta Mescid-i Nebevi olmak üzere İstanbul’daki ve Anadolu’daki bazı camilerimizin girişinde güzel bir hatla “Neveytü sünnete’l-îtikâfe” (İtikaf sünnetine niyet ettim) tablosu yazılarak kısa süreli de olsa bu ibadet hatırlatılmıştır.

Çoğumuz gibi usulüne göre itikâf ibadetinden mahrum kalanları düşünmüş olsalar gerektir ki, mesela İmam Ebu Yusuf ve İmam Malik’e göre itikâfın en az süresi bir günken, İmam Muhammed’e göre kısa bir süre, hatta İmam Şâfiî’nin tanımladığı üzere “Sübhanallah” demekten biraz daha fazla bir süredir.

Bu arada itikâfın nasıl yapılacağı, şartları, âdabı, itikafı bozan şeyler ve benzeri hususlar fıkıh kitaplarında genişçe anlatıldığından bilgi almak için müracaat edilebilir.

Son olarak unutmadan söylemeden geçmeyelim. Erkekler camide itikâfa çekilir, ama hanımlar ne yapacaklar? Hanımlar da evlerini bir odasını küçük bir mescid haline getirerek orada itikâfa girebilirler. Burası onlar için bir mescid sayılır.

İtîkafın şartları

1.    İtikâfa giren kimsenin aklı başında ve temiz olması gerekir. Cünüp halde itikâfa girilmez.

2.    İtikâfa girmeden önce niyet edilmelidir. Bu niyeti kalbinden geçirmek suretiyle mümkün olacağı gibi, “Allah rızası için itikâfa niyet ettim” şeklinde dille de ifade etmek mümkündür.

3.    İtikâfa girilen yer her vakit cemaatle namaz kılınan bir mescit ve cami olmalıdır. Kadınlar da evlerinin bir odasını küçük bir mescit haline getirerek orada itikâfa girebilirler. Zaruri ihtiyaçlar dışında oradan çıkmazlar. İtikâfta olanlar için yiyecek ve içecekler camiye gelir, orada yer ve içerler.

4.    Bir kimsenin “falan işim olursa, on gün itikâfa gireceğim” şeklinde adadığı itikâf üzerine vacip olur. Vacip itikâfta oruçlu olmak gerekir.

5.    İtikâfta iken şehevi hareketler caiz değildir.

Mehmet Paksu
Logged

Ne BeYaN-i HaLe Cu'ReT, Ne FiGaNa TaKaTiM VaR.Ne ReCa Yi VaSLa GaYReT, Ne FiRaHa KuDReTiM VaR...
01 Eylül 2010, 05:55:45 ÖS 17
Üye Bilgileri
ozanca
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3670
Nerden:

Offline
« Yanıtla #2 :»

İtikaf, Ramazan ayının son 10 günü içerisinde bir camide, dünya işlerinden sıyrılarak adeta manevi bir kampa girmek demek. Erkekler camide itikafa girerken, kadınlar da aynı sünneti evlerinde yapabilir. İtikaf dua, Kur'an, namaz ve tefekkürle geçirilir ve yeni seneye hazırlık yapılır.

Ramazan ayına girerken camilerin minarelerini süsleyen 'Hoş geldin ya şehri Ramazan' mahyaları, müminlere her gün içinde bulundukları zaman diliminin kıymetini hatırlatmak için ışıldıyor. Bu yıl da Ramazan'ın sonuna yetişebilenler mübarek aydan en güzel şekilde istifade etmenin huzuruyla Ramazan'ı uğurlayacak. Ramazan ayını bereketlendiren ibadetlerle geçiren müminler ellerini duaya açacak ve bir seneyi yeniden 'hoş geldin ya şehri Ramazan' diyebilme özlemiyle geçirecek.

Ramazan ayının sonlarına gelirken Kadir Gecesi'ni yakalamak isteyen müminler, bu on günü tövbe ve dualarla geçirmek için itikafa giriyor. Günlük koşuşturmaların bir kenara bırakılıp, kalplerin manevi duygularla arınmasına vesile olan itikaf, beş vakit namaz kılınan bir mescitte ibadet maksadıyla bulunmak anlamına geliyor.

Ramazan ayını itikafla taçlandırmak isteyenlerden biri de Tamer Aydın. Üç seneden beri her Ramazan ayında itikafa giren Aydın, iş ve aile hayatı gibi nedenlerle itikafa giremeyenlere, "İtikaf nefsimizin esaretinden kurtuluşumuzdur. Bir senenin yalnızca bir ayında bedenen ve ruhen arınmamız için verdiğimiz bir moladır mübarek Ramazan ayı." diyor. Kırklı yaşlardaki Tamer Aydın, insanların gençken yaptığı ibadetlerin daha makbul olduğunu hatırlatıyor. İtikafa genç yaşlarda girmenin manevi dünyasına kattığı zenginlikleri dile getiren Aydın, müminlerin tövbe etmek için yılın en bereketli zamanlarını en iyi şekilde değerlendirmesi gerektiğini söylüyor. Aydın itikafı, "Müminler günün her saatini nasıl tanzim ediyorsa ömürlerini de böyle tanzim etmeli, gençlik yılları insanın ibadette zirveye ulaştığı zamanlar olmalı." sözleriyle ifade ediyor.

Üç yıldır itikafa girmenin kendisine "huzur ve ibadet sevgisi" de verdiğini söyleyen Aydın, "Tövbenin insanlara ne büyük bir rahmet olduğunu anladım. Dua ederek, geçirdiğim günler bana dua etmeyi yeniden öğretti. Peygamber Efendimiz'in sünneti olan itikaf beni, Peygamberimiz'e daha da yaklaştırdı." diyor. Aydın, Peygamberimiz'in vahiy süresince yaşadıklarını anlamamız için itikafın büyük önemi olduğunu söylüyor. Aydın, "Düşünün insanlardan türlü eziyetler gören ve vahyin yükü omuzlarına çöken Peygamberimiz insanlardan uzaklaşarak, inzivaya çekiliyor. Biz şimdi serin mescitlerde ibadet edebilmek için elimizi eteğimizi neden dünyadan çekemeyelim?" sözleriyle itikafın güç bir ibadet olmadığını dile getiriyor. Aydın, itikafa girmenin bütün bir yılın yorgunluğunu silip atacağı görüşünde.
Logged

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.082 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu