5- Bakara Suresi 21-29

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > KUR´AN-I KERİM (Bilgi Platformu) > Tefsir Sohbetleri > 5- Bakara Suresi 21-29
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: 1 2 [3]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: 5- Bakara Suresi 21-29  (Okunma Sayısı 2817 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
08 Ağustos 2008, 01:55:42 ÖS 13
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3638
Nerden: ankara

WWW Offline
« Yanıtla #30 :»

Alıntı
duaekseni

Biliyorsunuz ki her Elçinin, Allah katından görevlendirildiğinin delili, bütün yaratılanların benzerini getirmekten aciz olduğu delil(ler)i getirmesidir. Bu deliler yaşadığı çağlardaki kavimlerinin en üstün oldukları, ileri gittikleri alanlarda olmuştur.

güzel bir noktaya değindiniz sayın duaekseni.
bir yerde okudum ama hatırlamıyorum üstteki ifadeniz doğrultusunda bir yazı okumuştum.

hz isa devrinde tıp ilmi ön plandaydı bu nedenle de hz isanın eli ile gelen mucizeler de hep sağlık alanında olmuştur.
hz musa devrinde sihir ve büyü gündem konusu idi bu seferde hz musa nın asası mucizeye kaynaklık yaptı bildiğiniz gibi.
peygamberimiz devrinde ise edebiyat,belagat sanatları revaçta idi. peygamberimiz vesilesi ile gelen KURAN mucizesi de bu edebi çalışmalara en mükemmeli ile cevap verdi.
nasıl hz musanın karşısında sihirbazlar çaresiz kaldı cevap veremez oldu ise peygamberimiz zamanında da o bütün şairler edipler kuranın mucizliği karşısında aciz kaldılar.



Alıntı
duaekseni
(max kardeşim vize sınavından çıkmışa döndük:) Rabbim hayrınızı arttırsın inşallah)

sizin ve diğer arkadaşların cevaplarından istifade ediyoruz allah razı olsun. sormasam bu kadar cevap verilirmiydi bilmiyorum
  Smiley

Alıntı
cenk
Allah'a saygı duyuyoruz, Allah'ı çok seviyoruz bizim kalbimiz temiz, biz namaz kılanlardan, oruç tutanlardan daha çok Allah'ı seviyoruz,türü söylemlerin geçersizliğini ilan eden bir ayet. Kalbiniz temizse gerisi boş anlayışına bir reddiye. Allah bu ayetle takvalı olabilmenin şartını söylüyor; o da  eylemlilik...Bu eylemsellik kalbi dışlayan bir eylemsellik değil, kalben tatmin olup hayatına aktarmak, takvanın, Allah'a karşı gelmekten sakınmanın bir ölçüsü...Allah'ı sevmek soyut bir kavram fakat bunu somutlaştırmak bizim elimizde, Allah'a bağlı isek yapmamız gereken şey Allah'a ibadet etmek...


çok önemli bir konunun altını çizmişsiniz.
bu biraz iman ettik demekle kurtuluvereceğinizi mi sanıyorsunuz uyarısını da hatırlatıyor bana ama onu şimdi ele almayalım. inşallah o ayetlere de geliriz.

aslında allah bu ayet ile allaha karşı gelmekten sakınmanın yolunun ibadet olduğunu gösteriyor. ve kalbim temiz biz seviyoruz diyenlerin söylemlerinin sadece bir kandırmaca olduğunu ortaya koyuyor.

Alıntı
cenk
Vaktim yeterli gelmedi inş. diğer sorulara kendimce cevaplar vereceğim..

cevaplarınız gayet güzel olmuş fazla vaktiniz olsa kimblir neler yazacaksınız Smiley
teorik/ağır ve de uzun yazılardan ziyade samimi karşılıklı konuşma sohbet havasında ayetler üzerine yazışabilir isek daha istifade edebileceğimizi umuyorum. bu şekilde kısa ve açık cevaplarınız için ben teşekkür ediyorum hepinize.

Alıntı
duaekseni
sizden ricam, eğer fırsatınız olursa "fasık" kavramını daha geniş işlemeniz mümkün olur mu?
sanırım en çok yanıldığımız kavramlardan biri "fasık" kavramı.yaygın haliyle mü'minlerin fasık olabileceği yani bir ara yoldan çıkıp geri dönmesi söylemi.
oysa kur'an'da Rabbimiz mü'minlerle  fasığı hiç birlikte anmaz.fakat kafir ve müşrik,münafık birlikte anılmakta hatta birbirinin yerine kullanılabilmekte.
"fasıklar kafirlerin ta kendileridir" gibi.
kavramlar yerli yerine (Kur'ani anlam'da) oturtulmayınca işte bir müddet nasılsa cehennemde yanar çıkarız inancı/düşüncesi hayatımıza hakim oluyor ve esas sapmalar,gevşek davranışlar/boşvermeler bundan sadır oluyor sanırım.
benim fırsatım olursa inşallah ben asmaya çalışacağım. diğer kandeşlerimdende müsait olanlar bizimle paylaşımda bulunursa biiznillah  hepimiz için faydalı olacağına inanıyorum.

bu gibi kuranii kavramlar itikadi yapımızın temel taşlarıdır. çok haklısınız ki bu taşları sağlamca yerine oturtmalıyız.
yamuk ya da gevşek taşlar temeli bozar ve iman binamızı yıkabilir.

kuranii kavramlar bölümünde bu gibi kavramları paylaşalım inşallah : Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Logged
12 Ağustos 2008, 12:08:59 ÖS 12
Üye Bilgileri
Cenk
Üye
*
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 11
Nerden:

Offline
« Yanıtla #31 :»

bir şerh koyup konuya devam edebiliriz inşaAllah...Elçiler kavimlerinin en üstün oldukları konulara göre mucize getirmişlerdir, tarzında bir yorum aktardı maxpayna kardeşimiz. Bence bu bazı elçi-kavim ilişkilerinde gözükebilir ama her elçide böyle değildir muhakkak ki. Bu bence ön kabul edilmiş bir gerçeğin tezahuru. her elçi'ye kavminin üstün oldukları konuda mucize verilir. İsa peygamberin ölüleri diriltmesi tıbbı bir hakikat midir? yoksa her yerde yapıldığında dehşet mi uyandırır. bu tarz düşünceyle hareket edersek Salin -salat ve selam üzerine olsun-'in devesini nereye koyacağız? üzerinde konuşulmaya değer şeyler ama ben yazamıyorum konuşuyorum Smiley aklımdan geçenlerin bir kısmını buraya yazabildim belki cesaret ve edebiyatım gelirse yazabilirim de...selamlar..
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
www.kurannesli.info
12 Ağustos 2008, 08:37:02 ÖS 20
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3638
Nerden: ankara

WWW Offline
« Yanıtla #32 :»

Alıntı
Cenk
bir şerh koyup konuya devam edebiliriz inşaAllah...Elçiler kavimlerinin en üstün oldukları konulara göre mucize getirmişlerdir, tarzında bir yorum aktardı maxpayna kardeşimiz. Bence bu bazı elçi-kavim ilişkilerinde gözükebilir ama her elçide böyle değildir muhakkak ki.

eğer her elçi olarak ifade ettiğim algılanmış ise düzeltmeniz için teşekkür ederim.
ben sadece  hz isa musa muhammed peygamberler için duymuştum.
diğer peygamberler ki birçok peygamber vardır bizim için gaybtır; gaybı da yalnız allah bilir...


Alıntı
Cenk
 Bu bence ön kabul edilmiş bir gerçeğin tezahuru. her elçi'ye kavminin üstün oldukları konuda mucize verilir. İsa peygamberin ölüleri diriltmesi tıbbı bir hakikat midir? yoksa her yerde yapıldığında dehşet mi uyandırır.

ölüm-yaşam konusu tıbbın içine girer diye düşünüyorum. ayrıca sadece ölüleri diriltmesi değil amaların gözünü açması vs.. konularda da mucize gösterdiğini hatırlıyorum ( tabii bunlar tazeliğini ve sahihliğini kaybetmiş aklımın ücra köşelerinde kalmış bilgilerdir)

ölülerin diriltimesi allahın bir mucizesidir  HELE Kİ  tıp ile uğraşan bir kavim için  daha tesirlidir zira ilgi alanlarında onları ACİZ bırakan bir meydan okumadır....


sonuç olarak tekrar edersem; 3 peygamber için öne sürülen bu tez genelleme yapılması sonucunu doğurmamalı. olanaksız da değildir sadece bizim için gaybtır. doğrusunu rabbimzi bilir....


not : ben de tam herkes sözünü bitirdi ise sonuç kısmına geçelim diyordum. evet yavaş yavaş sonuç kısmını da düşünelim;

bu ayetlerden ne sonuç çıkarıyoruz. Günlük yaşamımızda ve inancımızda nasıl yer etmesi gerekir....


Logged
22 Ağustos 2008, 05:45:45 ÖÖ 05
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3638
Nerden: ankara

WWW Offline
« Yanıtla #33 :»

Alıntı
maxpayna
not : ben de tam herkes sözünü bitirdi ise sonuç kısmına geçelim diyordum. evet yavaş yavaş sonuç kısmını da düşünelim;
bu ayetlerden ne sonuç çıkarıyoruz. Günlük yaşamımızda ve inancımızda nasıl yer etmesi gerekir....


evet arkadaşlar üzerine düşündüğümüz bu ayetlerden günümüze yaşamımıza nasıl bir çıkarımlarda bulunabiliriz ?

Alıntı
21.      Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız.

  allaha karşı gelmekten sakınmanın yani  kısaca takvanın şartının ibadet  olduğunu ve allaha gereğince kulluk görevimizi yerine getirmemiz için ibadetin olmazsa olmaz olduğunu görüyorum. bu nedenle ibadetsiz bir kulluğun yani "kalbim temiz" söyleminde gizli olan iyi insan olma özelliğinin  allah katında yeterli olmadığını düşünüyorum.

Alıntı
22.     O, yeri sizin için döşek, göğü de bina yapan, gökten su indirip onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkarandır. Öyleyse siz de bile bile Allah'a ortaklar koşmayın.

allaha bile bile ortak koşmak...!!!
evet insanlara bakıyorum da allahı inkar eden milyarda bir. ama allahın varlığına inanan milyarlarca insan.
allaha iman ediliyor ise sorun nerede ? ortak koşmak....
allaha ortak koşmak; sadece allahta olması gereken özelliklerin bazılarını başka varlıklara vermektir.
bu noktada allahın özelliklerini iyi bilirsek kısaca allahı iyi tanır isek ortak koşulmayı da daha net görmüş oluruz.


Alıntı
23.    Eğer kulumuza (Muhammed'e) indirdiğimiz (Kur'an) hakkında şüphede iseniz, haydin onun benzeri bir sûre getirin ve eğer doğru söyleyenler iseniz, Allah'tan başka şahitlerinizi çağırın (ve bunu ispat edin).

kuranın indiği dönemde büyük bir mucize olduğu bir gerçek ama aynı mucize etkisi günümüzde geçerlimi emin değilim.
zira peygamberi öldürmek için yola çıkan bir insanı bile kuranı okuyunca tam tersi düşünceye döndürecek kadar etkili bir güce sahip olan ayetler mucize yani aciz bırakan özelliğe sahipti. o kadar şair ve edibin bulunduğu ve edebiyatın revaçta olduğu bir ortamda tüm bu etkili sesleri kesen ve rakip bile olunamayan etkiye sahip hem üslup hem içerik açısından insan üstü bir kaynaktan geldiğini ispatlar nitelikte bir kitaptır.


Alıntı
25.    İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için; ....

kuranda bir çok yerde bu tanımlama ile karşılacağız. iman eden ve salih amel işleyen....
aslında 21. ayet ile birbirini açıklayan tamamlayan bir konuda.
sadece inanmak degil
ya da sadece iyi işler yapmak değil.
hem iman edeceksin hem de bu iman temeli üzerine salih yani güzel hayırlı işlerde bulunacaksın.

ankebut 2 ayeti aklıma geliyor ki çok ibretlik bir ayettir :
İnsanlar, (sadece) 'İman ettik' diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?

evet iman edince iş bitti mi ? hayır esas iman ile başlıyor...
aslında bu  noktada toplumdaki  ifrat ve tefriti görmek mümkün;
"dindar" kesim iman etmekle işinin bittiğini düşünüyor
dindar olmayan kesim ise iyilik  yaparak iyi bir kul olduğu düşüncesine kapılıyor.


şimdilik benden bu kadar ( daha doğrusu gece vakti uykum geldi kestirmeden yazıyorum) Smiley
yanlışım var ise allah affetsin ve doğru yola iletsin; rabbim doğrusunu bilir.
allaha emanet olunuz saygılar...


Logged
22 Ağustos 2008, 06:44:25 ÖÖ 06
Üye Bilgileri
abdulhamit
ALLAH RAHMET EYLESİN
*

Mesaj Sayısı: 2522
Nerden:

Offline
« Yanıtla #34 :»

Alıntı
kuranın indiği dönemde büyük bir mucize olduğu bir gerçek ama aynı mucize etkisi günümüzde geçerlimi emin değilim.
zira peygamberi öldürmek için yola çıkan bir insanı bile kuranı okuyunca tam tersi düşünceye döndürecek kadar etkili bir güce sahip olan ayetler mucize yani aciz bırakan özelliğe sahipti. o kadar şair ve edibin bulunduğu ve edebiyatın revaçta olduğu bir ortamda tüm bu etkili sesleri kesen ve rakip bile olunamayan etkiye sahip hem üslup hem içerik açısından insan üstü bir kaynaktan geldiğini ispatlar nitelikte bir kitaptır.

BEN DE TAM AKSİ GÖRÜŞTEYİM NASIL Kİ O ZAMANLAR BU KİTAP MUCİZE KİTAP İSE BU ZAMANDA DA VE AHİR ÇAĞLARDA DA BU KİTAP ALLAHIN MUCİZESİNİ KORUYACAKTIR Kİ, AYETTE BAKIN DİKKAT ÇEKİLMİŞ, ÇAĞIRABİLİDKLERİNİZİ ÇAĞIRIN CİNLERİ BİLE. vE BİZ BİLİYORUZ Kİ CİNLER BİLİM DE TEKNİKTe SANATTA VE HER KONUDA İNSANLARDAN  İLERİ GİTMİŞ VARLIKLARDIR. NASIL MI ANLAŞILIYOR. SÜLEYMAN PEYGAMBERİN CİNLERİNDEN ( NASIL VE NİÇİN KULLANDIĞINDAN ) ANLAŞILIYOR. KURANIN MUCİZELLİĞİNİ YALNIZCA SÖYLENEN SÖZDE VE EDEBİYATTA ARAMAMAK LAZIMDIR

DİKKAT! BİZ HALA BU KURAN NASIL BİR MUCİZEDİR ONU HALA ANLAYABİLMİŞ DEĞİLİZ. AMA ZAMANLA ANLAYABİLİYORUZ VE İLİM DE KURANININ MUCİZESELLİĞİNİ ORTAYA ÇIKARIYOR VE ONU KESİN KES DOĞRULUYOR. YANİ HER ASIR KURANIN MUCİZESİNİ ORTAYA KOYAN ONU DOĞRULAYAN BİRÇOK OLAYLARI MÜŞAHEDE ETMEKTEYİZ
« Son Düzenleme: 22 Ağustos 2008, 09:17:10 ÖÖ 09 Gönderen: abdulhamit » Logged
22 Ağustos 2008, 08:42:28 ÖÖ 08
Üye Bilgileri
abdulhamit
ALLAH RAHMET EYLESİN
*

Mesaj Sayısı: 2522
Nerden:

Offline
« Yanıtla #35 :»

Allame Muhammed Huseyn Tabatabai
El-Mîzân Fî Tefsîr-il Kur'ân – c.1

Kur'ân-ı Kerim'in gerek Mekke ve gerekse Medine inişli birçok ayette kendi mucizeliğiyle meydan okuduğundan kuşku yoktur. Bütün bunlar gösteriyor ki, Kur'ân olağanüstü bir mucizedir. Hatta söz konusu ayet-i kerime, ikinci ihtimaliyle de, Kur'ân'ın mucizeliğini kanıtlamaktadır. Şu ayeti kastediyorum: "Eğer kulumuza indirdiğimizden şüphedeyseniz, o zaman siz de onun gibi bir sure getirin." Yani, Peygamber (s.a.a) gibi birisinden onun getirdiğine benzer bir sure getirin.

Burada, Peygamber gibi eğitim görmemiş, okuma-yazması olmayan bir şahıstan onun getirdiğine benzer bir surenin getirilmesi noktasında meydan okunarak, asıl Kur'ân'ın mucize olduğu kanıtlanmaktadır, direkt ve dolaysız olarak Peygamberimizin peygamberliği kanıtlanmamaktadır. Bunun delili, ayetin başındaki şu ifadedir: "Eğer kulumuza indirdiğimizden şüphedeyseniz." Dikkat
edilirse, "Eğer kulumuzun peygamberliğinden şüphedeyseniz." denmiyor. Dolayısıyla, Kur'ân-ı Kerim'de yer alan bütün meydan okumalar, Kur'ân'ın Allah katından gelen olağanüstü bir mucize olduğunu kanıtlama amacına yöneliktir. Meydan okumaya ilişkin mesajlar içeren ayetlerin bir kısmı genel ve bir kısmı da özel niteliklidir.

En genel nitelikli meydan okuma da şu ayet-i kerimede ifadesini bulmaktadır: "De ki: Andolsun, eğer insanlar ve cinler şu Kur'ân'ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar, yine onun benzerini getiremezler. Birbirlerine arka olsalar da." (İsrâ, 8 Bu ayet, Mekke inişlidir ve içerdiği meydan okuyuşun genel nitelikli olduğundan hiç kimse en ufak bir kuşku duymaz.

Şayet meydan okuma, sırf Kur'ân'ın ifadesinin belâgati, üslûbunun güzelliği ile ilgili olsaydı, sadece belli kavme karşı, yani cahiliye devrinin öz Arapları ile Arap dilinin (başka dillerle) karışıp bozulmasından önceki İslâmiyet devrinin Araplarına karşı meydan okunurdu. Oysa bu ayette bütün insanların ve cinlerin kulağı çınlatılmıştır.

Aynı şekilde, ifadenin belâgati ve fesahati dışında hakikî bilgiler, üstün ahlâka ilişkin öğretiler, yasalar, hükümler, gayb âlemine ilişkin haberler ve Kur'ân'ın indiği sıralar insanlığın henüz üzerindeki perdeyi aralayamadığı nice bilgiler gibi Kur'ân-ı Kerim'in kapsadığı niteliklerden herhangi birisiyle özellikle meydan okunmamıştır.


Dolayısıyla, her iki topluluğa da mutlak bir şekilde meydan okunması, niteliksel açıdan üstünlük sağlanabilecek tüm hususlarla ilgilidir. Şu hâlde, Kur'ân belâgat ve fesahat açısından beliğ ve etkin
söz söyleyebilen insanlar için, hikmet açısından hekimler için, ilim açısından âlimler için, sosyoloji açısından sosyologlar için, yasalar açısından yasamacılar için, siyaset açısından siyasetçiler için, yönetim açısından yöneticiler için bir ayet, bir mucize olduğu gibi, tüm âlemler için de birlikte ulaşamadıkları, birlikte çözemedikleri konular açısından -gayb âlemi ile ilgili bilgiler, yargıda, bilgide ve ifadede görüş ayrılıklarının çözümü gibi- olağanüstü, erişilmez bir mucizedir.


Buradan anlaşılıyor ki, Kur'ân, bütün yönlerden mucizelik niteliğine sahip olduğunu ilân ediyor. O, insan ve cin türünün tüm bireyleri, geneli ve özeli, bilgini ve cahili, erkeği ve kadını, üstün yetenekli veya daha alt düzeydeki tüm söz anlayan akıl sahipleri açısından bir mucizedir.


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
BUYRUN BURAYA BAKIN
« Son Düzenleme: 22 Ağustos 2008, 08:53:42 ÖÖ 08 Gönderen: abdulhamit » Logged
22 Ağustos 2008, 09:07:53 ÖÖ 09
Üye Bilgileri
abdulhamit
ALLAH RAHMET EYLESİN
*

Mesaj Sayısı: 2522
Nerden:

Offline
« Yanıtla #36 :»

Alıntı
21.      Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız.

  allaha karşı gelmekten sakınmanın yani  kısaca takvanın şartının ibadet  olduğunu ve allaha gereğince kulluk görevimizi yerine getirmemiz için ibadetin olmazsa olmaz olduğunu görüyorum. bu nedenle ibadetsiz bir kulluğun yani "kalbim temiz" söyleminde gizli olan iyi insan olma özelliğinin  allah katında yeterli olmadığını düşünüyorum.

BEN BU AYETİ DAHA FARKLI ANLIYORUM iBADET YALNIZ ALLAHA NAMAZ KILMAK ORUÇ TUTMAK ZEKAT VERMEK VEYA KURBAN KESMEK DEĞİLDİR. ALLAHIN HER YAP DEDİĞİNİ YAPMAK HER YAPMA DEDİĞİNİ YAPMAMAK İBADET OLMAKTADIR. YANİ ALLAHIN EMİR VE YASAKLARINA TABİ OLMAK ONA İBADET ANLAMINDADIR Kİ, AYETE DİKKAT EDERSENİZ SONU ALLAHA KARŞI GELMEKTEN SAKINMIŞ OLURSUNUZ İLE BİTİYOR.

NİCE NAMAZ KILAN VEYA NİCE ORUÇLULAR VAR Kİ, ONLAR ALLAHA İBADET YAPTIKLARINI SANMAKTADIRLAR
« Son Düzenleme: 22 Ağustos 2008, 09:08:57 ÖÖ 09 Gönderen: abdulhamit » Logged
13 Eylül 2008, 11:09:10 ÖS 23
Üye Bilgileri
duaekseni
Aktif Üye
***
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 458
Nerden:

Offline
« Yanıtla #37 :»

BAKARA SURESİ 20.-30. AYETLER ARASI KURAN ÇALIŞMASI         

1-  21. ayetteki "... Rabbinize ibadet edin ki, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız. ..."  denkleminde   ibadet edin ki Allah’a karşı gelmekten sakınasınız arasında ne gibi bir ilişki vardır. İbadet ile Allah’a karşı gelmekten sakınmak (takva) denklemi          

  Muttaki takva ve vikaye kelimesinden türemiştir. Takva sahibi demektir.
Vikaye ise bir şeyi zararlı şeylerden korumak, bir diğer anlamı da bir şeyi başka bir şeyle tehlikelere karşı korumaktır.
 
            Takva ise Allah’ın korumasına girmek, O’na karşı sorumluluk bilinci taşımaktır. Bir başka deyişle korunmayı kabul etmek, vikayeye girmektir.

            İbadet ise kendini kul olarak kabul eden insanın Rabbine ( İlahına, Melikine, Malikine) itaat edişidir. İnsanın Allah karşısındaki durumu kölenin efendisi karşısındaki gibi değildir. İnsan Allaha kulluğunu yerine getirdikçe kölenin efendisi karşısında olduğu gibi alçalmaz aksine Ahsen-i takvim dediğimiz güzel bir makama ulaşır. Dış tehlikelere karşı herkesin ve her şeyin üstünde bir kuvvet sahibi olan Allahın korumasına ihtiyaç duyan insan O’nun metodolojisini izleyerek (O’na ibadet ederek, O’nun emirleri doğrultusunda yaşayarak) bu korunmaya gönüllü olabilir.

           İbadet aynı zamanda insanın kendisine sayısız nimetler veren Allah’a karşı bir şükür biçimidir. Yani içinde bulunduğumuz nimetlerin kaynağını unutarak veya nankörlük edip farklı kaynak arayışlarına girerek değil, her şeyin yaratıcısı olan Rabbimize şükrederek O’nun korumasını dileyebiliriz.

2- 22. ayette bilgiler verildikten sonra "...bile bile.." ibaresi bulunmaktadır. Buradan hitap sahibi inkarcıların da Allah’ın yeryüzünü döşek gökyüzünü bina yaptığını gökten su indirenin ve yerden rızk çıkaranın Allah olduğunu bildikleri anlamı mı vardır? O zaman müşrik ya da kafir kişilerin Allah inancı nasıl bir Allah inancı idi? 

          Şirk kavramı küfr kavramıyla iç içedir. Şirk de bir inkardır ancak, küfr daha kapsayıcı bir anlam içerir. Küfr tüm inkarcıları içine alırken şirk, Allah’a inanan fakat Allah’ın yanında bir başka kişiye veya nesneye de yalnızca Allah’a has kılınması gereken özellikleri yükleyen insanların içinde bulunduğu durumdur.

          Bu bağlamda müşriklerin de Allah’ı çok iyi bildiklerini söylememizde sakınca yoktur. Evet onlar da Allah’ı tanıyorlardı fakat günümüzde de bazı çevrelerin sahip olduğu düşünceyle hareket edip “ Allah mükemmel bir yaratıcıdır. Evreni ve insanı kusursuz bir biçimde yaratmıştır ve artık işi bitmiştir. Gerisi bizim işimiz.” deme gafletine düşmüşlerdi.

          Yunus 31, Mümin 13,Zuhruf 87 gibi ayetlere baktığımızda bahsedilen toplulukların Allah’ın yaratıcı vasfıyla bir dertleri olmadığını ancak yöneten, hüküm koyan, yol gösteren yani yaşam alanlarına müdahale eden vasıflarını kabul etmediklerini görürüz.

3- 23-24 ayetlerinde kuranın Allahtan geldiğine şüpheniz var ise yani onu peygamberin kendisi yada herhangi bir insan yazdı diyorsanız bir benzerini de siz yazın "hodri meydan"ı bulunmakta. Üzerine düşünmemiz gereken kuran nasıl bir kitaptır ki bir benzeri tüm insanlar bir araya gelse yazamıyor. Nedir bu onu mucize kılan özellik? Ayrıca müşrikler bu iddiaya karşılık yazma girişiminde bulunmuşlar mıdır?
   
          İşte sana böyle bir kitap indirdik. Onun için kendilerine kitap ulaştırdıklarımız ona iman ederler. Önceki çağlarda indirilen kitapları izlediklerini iddia edenler arasında da ona iman edenler vardır. Bizim ayetlerimizi ancak kafirler inkar eder. Sen bundan önce ne bir kitap okumuş ne de elinle yazmıştın. Öyle olsaydı gerçeği çürütmeye çalışanlar bunu kaçırmaz hemen kullanmaya kalkarlardı. Fakat bu kuran kendilerine bilgi verilenlerin içlerine işleyen söze dayalı apaçık ayetlerdir. Bizim ayetlerimizi ancak zalimler inkar eder. Buna rağmen hala “ Ona Rabbinden güce dayalı olağanüstü mucizeler indirilmeli değil miydi” diyorlar. Söyle onlara: “ o güce dayalı olağanüstü mucizeler Allah’ın kudretindendir. Ben sadece açıkça uyanışa çağırıyorum. Karşılarında okunup duran sevgi merhamet kaynağı kitabı sana indirmemiz yetmedi mi onlara? Bu kitap iman edecek bir halka özünü hatırlatan bir öğüttür; bundan hiç şüpheniz olmasın.
                                                                           ( Ankebut 47-51)

     Bu ayetlerden edindiğim birkaç sonuç şöyle:
 
1.   Kuranı ancak kafirler ve zalimler inkar eder.
2.   Rabbimizin daha başka ayetlerinde de buyurduğu gibi kuranı ancak temiz akıl sahipleri anlayabilir. Onlar için bir öğüttür.
3.   Peygamber efendimiz yalnızca bir insandır. Olağanüstü güçlere farklı yaratılış biçimine sahip bir varlık değildir. Üstelik okuma yazma bilmeyen bir insandır. Görevi kendisi gibi insan olan varlıkları uyanışa çağırmaktır.
 
          Bu bağlamda konuyu ele aldığımızda kuranın peygamber efendimizin yazdığı bir kitap olmadığı çok açıktır. Peygamber hem okuma yazma bilmiyordu hem de ayetlerin başında kurana önceki çağlarda indirilen kitapları izleyenlerin de iman ettiğinden bahsediliyor. Yani kuran peygamber efendimizin yaşamından önceki çağlardan izler taşıyan bir kitaptır. O çağlarda yaşamayan bir insanın bunları bilmesi söz konusu olamayacağı gibi okuma bilgisine sahip olmadığından okuyarak öğrendiğini de söyleyemeyiz.

          Yani içerisinde iman edecek bir halka özünü hatırlatacak öğütlerin bulunduğu Kuranı Kerim tamamen Yüce Rabbimiz tarafından peygamberimize indirilen bir kitaptır.  Mucize oluşu da burada gizlidir. Her şeyin en mükemmeline sahip olan Rabbimizin katından sünnetullahın hiç bozulmadan, değişmeden çağlar öncesinde neyse çağlar sonrasında da aynısı olacağını bildiren bir kitap oluşundadır.
 
          Ayrıca o çağlarda yaşanan olayların, yapılan hataların günümüzdeki olaylarla belki şekil olarak farklı ama içerik olarak aynı olduğunu görürüz. Böylesine mucizevi bir bilgiyle yazıldığını anlarız. Oysa ki bir konu hakkında en üst bilgiye sahip olduğunu söyleyen bir âlimin o konuyla ilgili olarak yazacağı bir makale yalnızca o günü ve koşullarını bağlayan bir açıklama olacaktır.

          Onlara söyle: “ gördüğünüz görmediğiniz herkes kuranın benzerini getirmek üzere toplansalar ellerinden gelen her şeyi yapsalar dahi bir benzerini getiremezler. (isra 88)

          Allah’a, O’nun varlığına ve birliğine iman eden insanların Rabbimiz bize ne buyuruyor diyerek kurana yaklaştıklarında ondan gerektiği gibi istifade edebileceklerini, diğer taraftan küfr içersinde olan insanların da zalimlikleri nispetinde kurandan farklı beklentiler içine girdiklerini olağanüstü özellikler aradığını konuyla ilgili ayetleri incelediğimizde rahatlıkla görebiliriz.

4- 25 numaralı ayette geçen " iman eden ve salih amel işleyenler" cümlesinde bu iki
özelliğin bir arada bulunmasını nasıl değerlendirmeliyiz?   


          İman ile salih ameli birbirinden ayırmak mümkün değildir. İman ile ilgili ayetlerin hemen hepsi ardından salih amel vurgusunu yapar.

          Asr’a andolsun ki insanlık hüsrandadır. Yalnızca iman edenler, salih amel işleyenler ve birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna. ( Asr suresi)

          Ayrıca rabbimiz sadece dile getirilen imanın pek bir faydası olmadığını bildiriyor bizlere.

          İnsanlar sadece iman ettik demeleriyle bırakılacaklarını ve sınavdan geçmeyeceklerini mi sanıyorlar? (Ankebut 2)

          Bu durumda kişinin “Allah’tan başka ilah yoktur. Muhammed (s.a.v) O’nun kulu ve resulüdür.” deyip de Allah’ın hükmü dışında hükümlere tabi olması, bu devirde uygulanacak şeyler değil anlayışıyla O’nun belirlediği ve peygamberin uyguladığı din (hayat tarzı) dışında bir hayat sürdürmesi beklenemez. Bu tür bir iman kalbi tertemizlerin (!) imanı olur ki Allah bu dinin katında kabul görmeyeceğini açıklamıştır.

 
5- 26. ayette geçen "Allah örnek olarak bununla neyi kastetmiştir?" sorusunu kuranı
anlama, öğrenme adına biz müslümanlar soramaz mıyız? Mesela şu an benim sorduğum sorular ile bu soru aynı kategoride midir?


          Allah insanlara diğer canlılardan farklı olarak akıl nimetini vermiş ve yarattığı nimetini kullarının üzerinde görmek istediğinden aklımızı kullanmamız gerektiğini sık sık vurgulamıştır. Biz kitabı apaçık indirdik hala akletmez misiniz diyerek insanların akıllarını kullanıp apaçık olan kuranı anlamaya yöneltmek istemektedir. Bu durumda Müslüman bir kadın veya erkeğin görevi ayetleri tek tek düşünerek ilahi yaşam biçimini kavramaya ve hayata geçirmeye çalışmaktır.
 
          Ve elbette bizden Müslüman olanlar da var zulmedenler de. İşte Allah’a teslim olanlar artık onlar gerçeği ve doğruyu araştırıp bulanlardır. (cin 14)

          Bu ayet gereğince doğruyu bulmak adına araştırma, sorgulama yapılabileceğini düşünüyorum. Sorgulamanın en iyi öğrenme yöntemlerinden biri olduğu bilinen bir gerçektir. Tabi ki her sorgulamanın bir ölçüsü vardır. Ki sorgulanan ilahi kelam ise daha da dikkatli olunmalı. Bunun ölçüsü de temiz akıl ve halis niyettir.

          Bizlere yol gösterici kitabımız kuranı kerimde bu temiz aklın, düşünmenin, tefekkürün en güzel örneği, örnek insan İbrahim (a.s) aracılığıyla şöyle veriliyor:

          Bir zamanlar İbrahim, babası Azer’e: “Sen putları tanrılar ediniyorsun öyle mi? Açıkçası ben seni ve halkını açık bir sapıklık içinde görüyorum” demişti. Böylece göklerin ve yerin görkemli egemenliği üzerine İbrahim’in kendi gözleri ile seyredip düşünmesini sağladık ki içinde şüphe olmayan bir imana ulaşsın. Bir gün gece iyice bastırınca yıldız gördü; “Rabbim işte bu” dedi. Yıldız batınca “ben böyle batanları sevmem” dedi. Sonra ayın doğduğunu görünce “Rabbim bu işte” dedi. Ay da batınca “doğrusu rabbim beni doğru yola iletmezse mutlaka şu sapıklığa düşmüş halktan birisi olurum” dedi. Sonra güneşi doğarken görünce “ işte bu rabbim, bu hepsinden büyük!” dedi. A da batınca da   “ey halkım, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Ben sağduyudan şaşmayarak yüzümü o gökleri ve yeri yaratana çevirdim. Ben Allah’a ortak koşanlardan değilim” dedi.

           İbrahim’in tek başına ümmet oluşu (babası da dahil olmak üzere mensubu olduğu kavmin tamamının şirk içerisinde oluşu) da göz önüne alınırsa, “kişi nerede, ne durumda olursa olsun, isterse şirk toplumu içersinde büyüsün yine de beynini ve gözlerini doğru biçimde kullanırsa Allah’ın birliği düşüncesine rahatlıkla ulaşabilir” gerçeği bizlere bu şekilde verilmektedir.

          Rabbimiz kurana yalnızca temiz akıl sahipleri yaklaşabilir diyerek bu ölçüyü çok net bir biçimde belirtmiştir. Bu temiz akıl çerçevesinde kötü niyet beslemeden sorgulama yapılmasında bir engel söz konusu olmadığı gibi kuranı daha iyi kavramak adına çok daha faydalı olacağını düşünüyorum.

          Allah’ın izni olmaksızın hiç kimse için iman etme (imkanı) yoktur. O akıl erdiremeyenlerin üzerine iğrenç bir pislik atar. ( Yunus 100) 

          Allah sivrisineği, örümceği veya bunlardan daha da küçük bir şeyi örnek vermeye çekinmez. Çünkü ayette geçen sorgulamayı yapan kişilerin ilah olarak kabul ettikleri putlar, bir sivrisineği, bir örümceği dahi yaratamayacak kadar aciz olan şeylerdir. Onlar bu soruyu Allah bu kadar basit şeyleri örnek verecek değil ya düşüncesiyle kuranın insan eliyle yazılmış bir kitap olduğunu ispata çalışırlarken, Rabbimiz onlara “sizin benim dışımda kabul ettiğiniz ilahlarınız bu kadarcık basit bir canlıyı dahi yaratamaz” ilahi gerçeğini açıklamıştır.

6- 26. ayetteki "...Onunla ancak fasıkları saptırır." lafzında sapma-fasıklık ilişkisi nasıldır?
          Kelime anlamı ayrılmak, bir yerden çıkmak olan fısk dini terim olarak Allahın dininin sınırlarını tanımamak, emirleri dışına çıkıp isyankar olmaktır.

          Kuranda çoğunlukla kafirler, müşrikler, münafıklar ve ehli kitap için fasık olarak bahsedilmesi bu söylemin sadece onları bağladığı anlamını içermez. Nitekim bazı ayetlerde de Allah’ın ve peygamberin emirlerini dinlemeyen müminler için de fasık kelimesi kullanılmıştır. Yani ben müslümanım diyen aynı zamanda kafir, müşrik, münafık ve ehli kitabın düştüğü hataya düşen, onlar gibi davranan insanlar da fasıklar sınıfına girerler.

          Kısacası Allah’ın dosdoğru olan tevhid yolundan sapan başka yollarda özgürlük, mutluluk, rahatlık arayan insanların düştüğü çıkmazdır fasıklık.
         
          Kuran’a göre fasıkların bazı özellikleri:

         1.Allah’ın ve peygamberin emirlerini dinlemezler (Maide 25)
 
         2.Dünya malına olan düşkünlüklerinden dolayı cihat etmekten geri dururlar (Tevbe 24)
         3.Kafirleri ve müşrikleri veli (dost, sırdaş, yönetici) edinirler (Maide 81)

         4.Bir konuda Allah’ın koyduğu hükmü dikkate almayıp kendi nefsine veya bir başkasının koyduğu hükümlere göre hareket ederler. (Maide 47)

         5.Allah’ın emrinin dışına çıkarlar ve bunda bir sakınca görmezler. (Tevbe 67)

         6.Allah’a verdikleri sözde veya müminlerle yaptıkları anlaşmalarda sözlerinde durmazlar. (Tevbe 9)

         7.Küfründe, şirkinde ve günah işlemesinde inatçı olurlar. (Tevbe 80)

     
7- 27. ayette bahsedilen Allah’a verilen söz nedir? Kim Allah’a ne sözü vermiştir?     
 
          Allah’a verilen sözden kasıt, Allah’ın yarattığı günden itibaren insanların fıtratına yerleştirdiği nimetleri Allah’ın belirlediği sınırlar çerçevesinde, O’nun yolunda kullanma sorumluluğudur. Her insanın fıtratına Rabbimiz tarafından yerleştirilmiş olan inanma ihtiyacının yalnızca Allah’a itaat (kulluk) ederek, bir tek O’nun dininin temsilcisi olarak karşılanması anlamına gelen bir sorumluluğun yüklenilmesidir.
 
          Kişinin yaratıcısını unutarak veya inkar ederek O’nun hakimiyetini, İlahlığını, yol göstericiliğini tanımaması, kendisini, fıtratını özünden ayırmaya götürecektir ki bu da ahdin bozulması demek olacaktır. Bu durumda her insan bir ahid üzere yaratılır. Daha sonra kendisine verilen seçme iradesi ile yaptığı tercihler doğrultusunda ya tevhid yolunun takipçisi olarak ahdine vefa gösterir ya da şirke/küfre düşerek ahdi bozanlardan olur.

 
8- 27. ayette geçen Allah’ın korunmasını emrettiği bağ kimler arasında ne bağıdır?       

  Kastedilen bağ, insanın Rabbi ile olan ilişkisinden başlayıp iman kardeşliğiyle devam eden ve böylece toplumlar arasındaki ilişki üzerinde de etkili olan, geniş çaplı bir bağlantıdır. Öyle bir bağlantı ki, bedevi bir topluluğa günümüzde sözde medeniyetin merkezi iddiasını güden hiçbir toplumda olmayan dayanışmayı, kardeşliği, refahı yaşatmıştır. 

          Bu bağlantının çeşitli boyutları vardır:

1.   Allah-İnsan arasındaki bağ: İnsan, Allah’ın vahyine sırtını döner, kulaklarını ve gözlerini kapatırsa O’nun ile olan bağını koparmış olur.

2.   Allah-Peygamber arasındaki bağ: İnsan, dini (yaşantıyı) peygambersiz bir din (yaşantı) haline getirirse Allah ile peygamber arasındaki bağı koparmış olur.

3.   Din-Dünya arasındaki bağ: İnsan, dini dünyadan, dünyayı da dinden ayırırsa Allah’ın korunmasını emrettiği bağı koparmış olur.

4.   Akıl-Vahiy arasındaki bağ: İnsan, vahiy karşısında aklını gerektiği gibi kullanmaz, düşünmez, tefekkür etmez ise Allah’ın korunmasını emrettiği bağı koparmış olur.

5.   Eşya-Kutsal arasındaki bağ: insan, eşya ile kutsal arasındaki irtibatı kopardığında Allah’ın korunmasını emrettiği bağı koparmış olur.

          Hepsini toparlayacak olursak din ile toplum arasında bir bağ vardır. İnsan dini toplumdan ayırırsa eğer, toplumu kaosa itmiş, düzensizliğe, hırsızlığa, arsızlığa ve sonunda hüsrana kapılarını sonuna kadar açmış olur.

          Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılığa düşmeyin, Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Daha dün birbirinizin boğazına sarılırken şimdi tek yürek haline geldiniz. O’nun nimeti sayesinde yediği içtiği ayrı gitmeyen can yoldaşları oldunuz. Allah sizi uçurumun kenarından kurtardı. Allah size ayetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolda şaşmadan yürüyesiniz. ( Ali İmran 103)


9- 28. ayetteki ilk cansız olma hali nasıl bir haldi? Yani doğumdan önceki halimiz nedir?


          Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip geçti.
                                         (İnsan / 1)

            Ayette geçen derh sonu bilinmeyen çok uzun bir zamanı ifade ederken, hin ise bu uzun, sonsuz zamanın (derh) içerisinde belli bir zaman bölümünü belirtmek için kullanılır. Yani Rabbimiz evreni ve diğer şeyleri yarattıktan uzun bir süre sonra insanı varetmiştir. Yaratıldığı ilk güne kadar insan varlığının hiçbir ehemmiyeti, değeri olmadığı anlaşılmaktadır.

           Bugün bazılarının ( sanki kendi kendilerine dünyaya gelmişler gibi ) kibir kaynağı yaptıkları insan olma özellikleri, Rabbimiz tarafından henüz yaratılmadan önce hiçbir anlam taşımıyordu. İnsan olmadan da kainatın uzun yıllar var olduğu gerçeği, bizlere Allah’ın karşısındaki durumumuzu, O’nun ile olan bağımızı ve O’na karşı olan sorumluluğumuzu hatırlatan (iliklerimize kadar hissettiren) müthiş bir hakikattır sanırım.


10- 29. ayette geçen " O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan..." ibaresine
dayanarak; yeryüzündeki her şey bizim istifademiz için ise yenmesi haram olan domuz hayvanı başka alanlarda kullanılabilir mi? İçilmesi haram olan alkolün başka alanlarda kullanmasına kıyas yaparak...
     

    O size ancak ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı haram kıldı. Fakat kim mecbur kalırsa saldırmamak ve sınırı aşmamak üzere (yiyebilir.) çünkü gerçekten Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

          Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin. Çünkü Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah’a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler.
                                                                                      (Nahl / 115-116)

          115. ayetten anladığım haramın helal kılınabilmesi için mecburi bir durumun olması gerekir. Ki, bu durumda dahi bir ölçü, bir sınır söz konusudur.
   
          116. ayette ise haram ve helal koymanın sadece Allah’ın uhdesinde olduğu kendi nefsinizden Allah’ın belirledikleri dışında haram veya helal vaaz etmeniz halinde Allah’a söylemediği bir şeyi söyletmiş olursunuz( aman ha ey yalancılar) haddinizi aşmayın uyarısı var. 

          Bu durumda alkol veya domuzun yenip-içilmemesi hususunda haram olduğu göz önünde bulundurularak diğer gerekli görüldüğü alanlarda kullanılmasının bir mahsuru yoktur. Nasıl ki alkol içilmesi haram olan bir maddeyken özellikle sağlık alanında bir o kadar yararlı ise ve kullanılabiliyorsa, domuzdan da etinin de yenilmesi dışında yararlı görülebileceği diğer alanlarda kullanılmasının bir mahsuru yoktur sanırım.


(belediemin)
         
KAYNAKÇA:
Prof. Seyyid Kutup  ( Fi Zilal-il Kuran )
Ebul Ala Mevdudi   ( Tefhimu’l Kuran )
Elmalılı M. Hamdi Yazır   ( Hak Dini Kuran Dili )
Muhammed Esed   ( Kuran Mesajı )
Hüseyin K. Ece  ( İslamın Temel Kavramları )

(Yukardaki çalışma "dost grup" tan tefsir grubu üyesi belediemin'e aittir.)
Logged

"Hasbunallah ve ni'me'l-vekil"
15 Eylül 2008, 11:41:10 ÖS 23
Üye Bilgileri
duaekseni
Aktif Üye
***
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 458
Nerden:

Offline
« Yanıtla #38 :»

Bismillahirrahmanirrahim

1-  ilk ayetteki "... Rabbinize ibadet edin ki, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız. ..."  denkleminde   ibadet edin ki allaha karşı gelmekten sakınasınız arasında ne gibi bir ilişki vardır. ibadet ile allaha karşı gelmekten sakınmak(takva) denklemi

Öncelikle bu denklemin çözümü için Rab ve İbadet kelimelerinin ne anlama geldiklerini bilmemiz lazım. Kilit sözcükler; Rab ve İbadet.

RAB:

1)   Mürebbi; ihtiyaçların giderilmesinde kefil, terbiye ve yetiştirme işiyle kaim olan.
2)   Kefil olan, murakabe eden, durumu düzelten ve sorumluluğu üzerine almayı tekeffül eden.
3)   Mümtaz kişi ki kavmi arasında kutup sayılır, onun etrafına toplanılır.
4)   İtaat edilen hakim, sözü geçen otorite, efendilik ve üstünlük kabul edilen, tasarruf sahibi.
5)   Melik ve efendi.

Haddini bilen insan en nihayetinde kendisinin aciz bir varlık olduğunu, gücünün sınırlı olduğunu kendisinin dilemesi üzerinde bir güç sahibi olduğunu bilir.Rabbimiz kendisinin yokluğunu hissetme onu arama ve yanlız onu anmakla kalbimizin mutmayn olma fıtratını içimize yerleştirmiştir (elhamdullillah). O bizim efendimiz, üzerimizdeki ototrite ve ona ihtiyacımız vardır.

İBADET:

Boyun eğmekle birlikte itaat anlamı taşımaktadır.
 
 Bizim yegane yaratıcımız O’dur. Bize karşılıksız nimetler bahşeden O’dur. Böylesine büyük bir efendininde kulu olunur. Kul olmanın getirdiği sorumluluk ise ibadet etmektir.
Yapılan İbadetler biricik olan Rabbimize mahsustur. Allaha karşı gelmekten sakınmanın temel yolu Rabbe itaattir.

Şüphe yok ki Allah sizinde Rabbiniz benimde Rabbim.öyleyse ona kulluk edin işte doğru yol budur. (Al-i imran 51 )

Biz senden evvel hiçbir peygamber göndermedik ki, ona şöyle vahyetmiş olmayalım: gerçek şudur ki benden başka hiçbir tanrı yoktur. O halde bana ibadet edin. (Enbiya 25 )

Bir olan Allah’tan başkasıyla emrolummamışlardır. Ondan başka hiçbir tanrı yok.o bunların tuta geldikleri her şeyden münezzehtir. (Tevbe 31 )

Hakikat şu (tevhit ve islam dini ) bir tek din olarak sizin dininizdir. O halde başkasına değil bana kulluk edin. (Enbiya 92 )

De ki O her şeyin Rabbi iken Ondan başka Rab mi arayacağım. (Enbiya 16 )

Artık kim rabbine kavuşmayı ümit ediyorsa salih bir amel işlesin ve rabbine ibadette (hiçbir şeyi hiçbir kimseyi) ortak tutmasın. ( Kehf 110 )

De ki : ben, Allah’a Onunu dininde ihlas edici olarak ibadet etmekle emrolundum.             ( zümer 2)


2- 22. nolu ayette bilgiler verildikten sonra "...bile bile.." ibaresi bulunmaktadır. buradan hitap sahibi inkarcıların da allahın yeryüzünü döşek gökyüzünü bina yaptığını gökten su indirenin ve yerden rızık çıkaranın ALLAH olduğunu bildikleri anlamı mı vardır ? o zaman müşrik ya da kafir kişilerin allah inancı nasıl bir allah inancı idi ?

De ki: sizi yerin ve göğün ürünleriyle rızıklandıran kimdir? Yahut kimdir işitme görme yetisi üzerinde mutlak egemen olan? Kimdir, diriden ölüyü ölüden diriyi çıkaran? Ve yinne kimdir var olan herşeyi çekip çeviren? Şüphesiz diyecekler ki: ‘( Elbette ) Allah!’ öyleyse de ki: ‘peki, o’na karşı gereken duyarlıllığı artık göstermeyecek misiniz? ( Hem de ) O’nun sizin Rabbbiniz Allah olduğunu mutlak ve nihai hakikat olduğunu bildiğiniz halde. Çünkü, hakikat (terk edildik)ten sonra, geriye sapıklıktan başka ne kalır? Öyleyse hakikati nasıl gözden kaçırırsınız?’ ( Yunus 31, 32 )

Ayetlerde hitap edilen kimselerin, önce bazı varlıkların belli tanrısal ya da yarı tanrısal niteliklerle donanmış olduğuna ve dolayısıyla tanrılıkla Allah’a şu yada bu bakımdan ortak olduklarına, sonrada bu tür varlıklara tapınmanın insanın Allah’a yakınlaştıracağına inanan kimseler olduğu anlaşılıyor. Resulün diliyle kendilerine yapılan hitaba verdikleri cevaptan da anlaşılacağı gibi bu bir tür inanç içinde Allah’ın varlığına yer vermektir. Fakat Allah’ın birliği ortaksızlığı ve eşsiz oluşu gerçeği dışarda bırakılmamalıdır ki, böyle olan insanların Allah’a olan inançları gerçek anlamından manevi değerinden yoksun bırakmaktadır.(muhammed esed )

Günümüzde tevhidin Allah’ı birlemek olduğunu bilen bazıları, namazın her rekatın da fatihayı okudukları halde (yanlızca sana ibadet ederiz ve yanlızca senden yardım dileriz) kendilerini Allah’a yaklaştırma adına şefaat adı altında bir inanca sahiptirler. Yani bile bile Allah’a ortak koşmaktadırlar.Ayetteki insanların pozisyonuna düşmemek için Rabbimiz  yaşamımız boyu ‘la ilahe illallah’ ın içini hakkıyla dolduran kullarından eylesin ki kurtuluşa erelim.


3- 23-24 ayetlerinde kuranın allahtan geldiğine şüpheniz var ise yani onu peygamberin kendisi yada herhangi bir insan yazdı diyorsanız bir benzerini de siz yazın "hodri meydan"ı bulunmakta. üzerine düşünmemiz gereken kuran nasıl bir kitaptır ki bir benzeri tüm insanlar bir araya gelse yazamıyor. nedir bu onu mucize kılan özellik. ayrıca müşrikler bu iddiaya karşılık yazma girişiminde bulunmuşlarmıdır ?

 Ku’an, asla Allahtan başkası tarafından tasarlanmış, uydurulmuş olamaz; üstelik o, önceki vahiylerden hakikat adına bugüne kadar ne varsa onu doğrulayıp alemlerin Rabbinden (geldiğinden) şüphe olamayan vahyi özlü bir biçimde açıklıyor.( Buna rağmen ) yine de, (hakkı inkara şartlanmış olanlar) ‘onu (muhammed) uydurdu!’ diyorlar.(Onlara) de ki: ‘Eğer doğru sözlü kimseler iseniz ,o zaman, onunkilere eş bir sure getirin; hem (bu iş için) Allah’tan başka kimi yardıma çağırabilirseniz çağırın!’.Hayır hayır, aslında onlar özünü hikmetini kavrayamadıkları önceden kendilerine açıklanmamış her şeyi yalanlamaya eğilimlidirler. Onlardan önce gelip geçenlerde gerçeği işte böyle yalanlamaya yeltenmişlerdi.(gerçeğin nasıl olduğunu görmek istiyorsan ) zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak! ( Yunus 37, 38, 39 )

Allah’a teslim olmayı kabullenmeyenler bir takım batıl girişimlerde bulunmuşlardır. Peygamber efendimize onu uydurdu, delirdi mecnun oldu dediler. Oysaki peygamber efendimiz ümmi idi. Ümmi bir insanın zamanlar ve mekanlar üst, içinde hiçbir çelişki bulunmayan, ayetin ayetle tefsir edildiği bir kitabı yazması mümkün değildir. Rabbimiz resulüne bu tür iftiralarda bulunanlara cevap vermiş ve peygamberini teselli etmiştir.

Günümüzde ise Allahdan vahiy aldığı iddiası ile kitaplar uydurmuşlardır. Fakat kendilerine itibar eden olmamıştır. Bu ayatler seneler önce inmiş kitabın günümüze cevabıdır.bu da onun mucize bir kitap olduğunu gösterir. Tabi anlayana.


4- 25 numaralı ayette geçen " iman eden ve salih amel işleyenler" cümlesinde bu iki özelliğin bir arada bulunmasını nasıl değerlendirmeliyiz ?

 Asra andolsun ki insanlar hüsrandadır. Yalnız iman edenler, salih amel işleyenler ve birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna. ( Asr suresi 1, 2, 3 )

‘İman "kelimesinin zikredildiği her yerde peşinden salih amal gelmektedir. İman ve salih amel etle tırnak gibidir. Birbirinden ayrılmaz. Rabbimiz ankebut suresinde:

"insanlar imtihandan geçirilmeden, sadece iman ettik demekle bırakılıverileceklerini mi sandılar.’ buyurmaktadır.

 Görüldüğü gibi Rabbimiz müslüman olma için sadece şehadet getirmenin yeterli olduğu tezini reddetmektedir.

Allah imanın isbatını ister.

Rabbimiz!Gereği gibi iman eden ve hakkıyla amel eden kullarından eyle. İmanını amele dönüştürerek senin karşına en güzel şekilde çıkabilmeyi bizlere nasip eyle. Kitap yüklü merkeplerden olmaktan sana sığınırız Hayırlı ilimlerimizi artır.

Rabbim, senden gelecek her hayra çoook ihtiyacım var.(AMİN)


5- 26. ayette geçen "Allah örnek olarak bununla neyi kastetmiştir?" sorusunu kuranı anlama ögrenme adına biz müslümanlar soramazmıyız ? mesela şu an benim sorduğum sorular ile bu soru aynı kategoridemidir ?

Rabbimiz her şeyi muhteşem (şaşmaz) bir düzen içerisinde yaratmış. Gözümüzle göremediğimiz varlıklarda da muhteşem bir mekanizma vardır. Ancak elektronik mikroskopların görebildiği milimikron (mm’nin 1000000’da biri) büyüklüğünde vürüsler vücudumuza girdiğinde bizi alaşağı edebilmektedir. Bu gözümüzle göremediğimiz varlıklara ne insanın gücü ne de antibiyotik hatta bazı antiviral ilaçlar (mutasyona uğradığı için) karşı çıkamamaktadır. İşte Rabbimiz sivri sineği ve bundan daha ötesi  bir varlığı örnek vermekten çekinmez. Ancak iman edenler bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler. Küfür edenler ise Allah bu örnekle neyi kastetmiş derler.

Ey insanlar! (işte)size bir misal veriyor;onu dinleyin şimdi:sizin Allahtan başka yalvarıp yakardığınız bütün o (düzmece) varlıklar bir araya gelseler dahi bir sinek bile yaratamazlar (değil mi?); hatta bir sinek onlardan bir şeyi kapacak olsa, onu bile geri alamazlar! Başvurup isteyende, başvurulup istenende ne kadar güçsüz!..

Rabbimiz sivrisineği örnek verdiğinde inkar edenler tek ve bir olan Allah küçük bir şeyi niye örnek veriyor bu basit bir şeydir diyorlardı oysaki küçümsedikleri sivri sineği kendi taptıkları, ilah edindikleri varlıkların onu bile yaratmaktan aciz oldukları akıllarına bile gelmemektedir.

Lafzen ‘onun fevkinde bir şeyi’ ; burada vurgulanan, küçüklük vasfının üstünlük derecesidir. Örneğin; birisinin ‘filan şahıs insanların en alçağıdır, hatta ondanda fazla’ demesi gibi (zemahşeri)

İşte bu örnekler; biz bunları insanlara vermekteyiz ancak alimlerden başkası buna akıl erdirmez.(Ankebut 43)

...Allah kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip iletir. Allah insanlar için örnekler vermektedir. Allah her şeyi bilendir. (Nur 35)

Andolsun, bu kur’anda insanlar için biz her örnekten çeşitli açıklamalarda bulunduk insan herşeyden çok tartışmacıdır. (Kehf 54)

 Yoksa sen, onların çoğuna (söz)işitir ya da aklını kullanır mı sanıyorsun? Onlar ancak
hayvanlar gibidirler; hayır yol bakımından daha da şaşkındırlar. (Furkan 44)



6- 26. ayette ki "...Onunla ancak fasıkları saptırır." lafzında sapma-fasıklık ilişkisi nasıldır ? 
                         
FASIK:

FASIK, Lügavi (sözlük) manası olarak düşmek üzere, çıkmak üzere gibi manaları havidir. Buğday tanesi başağın içinde olgunlaştığında başaktan düşmek, çıkmak üzere olduğu hale fasık denir. Sürekli haram dairesinde yaşayanlar, islam'dan nerdeyse çıkmak üzere bir halde olduklarından dolayı onlara da fasık denmiştir. Ayrıca fısk Arap dilinde, "kötü bir çıkış" anlamına gelmektedir. Ona göre, fareye fuveysika denmesinin sebebi, "onun deliğinden kötülük yapmak maksadıyla çıkmasından dolayıdır... Büyük bir günahla Allah'ın emrinden çıkmaya da bu yüzden fısk denilmiştir.Günahları işlemekte olanlara Fasık denir. Namaz kılmayan, Sürekli içki içen vs. gibi haramları açıktan işleyip devam edenler fasık olur.

 Terim anlamıyla fısk, küfürden (kafirlik) daha geneldir. Buna en güzel delil olarak şu ayet gösterilebilir. "Kim bundan sonra nankörlük ederse, (Allah'ın nimetini örtüp Ona ittaat etmekten vazgeçerse) işte onlar fâsıkların ta kendileridir!"
 
 
Allah İnkarcıları Saptırandır(daha doğru bir deyimle Allah inkarcıları,dönmedikleri takdirde sapıklıklarına terk edendir)

Andolsun senden önce geçmiş topluluklara da elçiler gönderdi onlara bir peygamber gelmeye görsün mutlaka onunla alay ederlerdi. Böylece biz onu (inkârcılığı) suçlu günahkârların kalplerine sokarız. (Hicr 10-12)
 
Görmedin mi, biz gerçekten şeytanları, küfre sapanların üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar.
 
Kim Rahmanın hikmetlerle dolu ders olarak gönderdiği Kur’ân’ı göz ardı ederse, Biz de ona bir şeytan sardırırız; artık o, ona arkadaş olur.(Zuhruf 36)



7- 27. ayette bahsedilen allaha verilen söz nedir ? kim allaha ne sözü vermiştir ?

Araf 172: ve senin Rabbin, her ne zaman Adem oğullarının sulbünden onların soylarını çıkaracak olsa, onları kendilerine tanıklık etmeye çağırır. Ben sizin Rabbiniz  değil miyim? Onlar, cevaben: ‘elbette’ derler, ‘buna tanıklık ederiz.’ (Bunu böylece hatırlıyoruz ki ) kıyamet gününde, ‘doğrusu bizim bundan haberimiz yoktu’demiyesiniz.

 Araf 173: Yahut; ‘aslında, önce(biz değil)atalarımızdı Allah’tan başkasına tanıklık nitelikleri yakıştıranlar; biz sadece onların izinden yürüyen kuşağız; öyleyse batılı ihdas edenlerin işlerinden dolayı bizi mi helak edeceksin?’ demiyesiniz.

Rabbimiz bizi yaratırken fıtratımıza manevi özü koymuştur. Ayette verilen sözden kasıt budur. Dil  ne kadar inkar etsede fıtratında olan maneviyatı inkar edemez çünkü Rabbimiz bundan haberimiz yoktu demelerine fırsat vermemek için bunu yapmıştır. Bunu inkar eden fıtratın üzerini örterek zulmetmiş olur.

Nitekim vücudumuzdaki bütün hücreler fıtrata uygun çalışmaktadır. Hücreler vücudun ihtiyacına göre verilen komut sayısınca çoğalır. Firavun, Nemrutun hücreleri bili dili inkar etsede vücut fıtratı dahilince çalışır. Verilen emire göre fazla çoğalırsa kanserleşme meydana gelir. Hücrenin fıtrattan çıkamsı kansere yol açarken fıtratı inkar eden, üzerini örtenin yolu ise cehenneme çıkar.


Kıyamette eller, ayaklar doğruyu söyleyecek şahitlik edecektir.


8- 27. ayette geçen allahın korunmasını emrettiği bağ kimler arasında ne bağıdır ?

Allah’ın birleştirmesini emrettiği bağlar:

-İnsanın İslam ile Bağı:
Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. (Şuara 13)

-İnsanın Allah ile Bağı:
Haydi namazı kılın zekatı verin ve Allah’a sarılın; sahibiniz O’dur.ne güzel sahip ne güzel yardımcı O. (Hac 78)

-İnsanın Kur’an ile Bağı:
Kur’an okunduğu zaman ona kulak verin, sesinizi kesip dinleyin onu ki Allah’ın esirgemesiyle kuşatılasınız. (Araf 204)

Kendilerine verdiğimiz kitabı gereği gibi okurlar. İşte iman edenler bunlardır. Kimde onu inkar ederse kayba uğrayanların ta kendisidir. (Bakara 121)

-İnsanın Allah ile Peygamber ile Bilenler (emir sahipleri) ile Bağı:
Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz artık onu Allah’a ve Resulüne döndürün şayet Allaha ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu hayır ve sonuç bakımından daha güzeldir. (Nisa 59)

-İnsanın Namaz ile Bağı:
Kitaba sımsıkı sarılanlar ve namazı dosdoğru kılanlar, kuşkusuz biz salih olanların ecrini vermekteyiz. (Araf 170)

-İnsanın Mü’minler ile Bağı:
Mü’minler  ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah’tan korkup sakının, umulur ki esirgenesiniz. (Hucurat 10)

Sizin dostunuz (veliniz) ancak Allah, onun Resul’ü ve ruku edici olarak namaz kılan ve zekat veren mü’minlerdir. Kim Allah’ı , onun Resul’ünü  ve iman edenleri dost edinirse hiç şüphe yok galip gelecek olanlar Allah’ın taraftarlarıdır. (Maid 55-56)

  -İnsanın Ahiret ile Bağı:

Öyleyse dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar Allah yolunda savaşsınlar; kim Allah yolunda savaşırken öldürülür yada galip gelirse ona büyük bir ecr vereceğiz. (Nisa 74)

-İnsanın Dünya ile Bağı:
De ki: ‘Allah’ın kulları için çıkardığı zineti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?’ De ki: ‘Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır.’ Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız. (Araf 32)
   
-İnsanın Tebliğ ile Bağı:
Ey peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, onun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz, Allah, kafir bir topluluğu hidayete eriştirmez. (Maide 67)


Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; maruf (iyi ve islama uygun) olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah’a iman edersiniz (Al-i İmran 133)

-İnsanın  Verdiği Sözü ile Bağı:
Onlar Allah’ın vaadini yerine getirirler ve verdikleri kesin sözü bozmazlar. (Rad 20)

-İnsanın Akıl ile Olan Bağı:
Siz kendinizi unutarak diğer insanlara erdemli olmayı mı öğütlüyorsunuz hem de ilahı kelamı okuyup durduğunuz halde? Siz hiç aklınızı kullanmaz mısınız? (Bakara 44)
   

-İnsanın İman ile Bağı:
Kuşkusuz, (bu ilahi kelama) iman edenler ile Yahudi inancının takipçilerinden, Hristiyanlardan ve Sabiilerden Allah’a ve Ahiret gününe inanmış, doğru ve yararlı işler yapmış olanların tümü Rablerinden hak ettikleri mükafatı alacaklardır; ve onlar ne korkacak. Ne de üzüleceklerdir. (Bakara 62)



-İnsanın Anne- Babasıyla, Akrabayla, Yetimlerle, Fakirlerle Olan Bağı:
Ve bir zamanlar (ey) israiloğulları, sizden şu konularda taahhüt almıştık: Allahtan başkasına kulluk etmeyeceksiniz, akraba ve ebenveyninize, yetimlere ve fakirlere iyilik yapacaksınız; bütün insanlarla güzellikle konuşacaksınız;namazlarınızda dikkatli ve devamlı olacaksınız ve karşılıksız yardımda bulunacaksınız. (Bakara 83)
Rabbimiz yukarıdaki ayetlerde insanların hayatı boyunca koparmaması gereken bağlantıları vermiştir. Bu bağlantıları kopardığımız takdirde varlığın ve varlığımızın fıtratla olan bağını koparmış oluruz ve bağa takılıp düşeriz. Ve zülmedenlerden oluruz.
Bence Allah’ın emirleri ve varlığa koyduğu fıtrat birer bağdır.

Rabbimizin gösterdiği bağlarla irtibatı koparmamak duasıyla...


9- 28. ayetteki ilk cansız olma hali nasıl bir haldi. yani doğumdan önceki halimiz nedir ?

     İnsanın üzerinden, henüz  kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi?                                      (İnsan 1)

İnsan üzerinden öyle uzun süreler geçti ki henüz kendisi anılan bir varlık değildi.

İnsan henüz yoktu üzerinde konuşmaya değer bir varlık değilken ondan hiç bahsedilmezken Rabbi onu diledi ve onu andı. Rabbi onu yoktan var etti. Hal böyleyken bunu nasıl inkar edersiniz? Diyor Rabbimiz.

Bu ayetten anladığım diğer bir şey ise Allah’ın vahiy girmemiş kalplere vahiy yağmurunu yağdırarak canlandırmasıdır. Zira Kur’an’da da vahiyle tanışmamış kişilerden ‘onlar işitmezler anlamazlar diri değil ölüdürler’ diye bahsetmektedirler.


10- 29. ayette geçen " O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan..." ibaresine dayanarak; yeryüzündeki herşey bizim istifademiz için ise yenmesi haram olan domuz hayvanı başka alanlarda kullanılabilir mi  ? içilmesi haram olan alkolün başka alanlarda kullanmasına kıyas yaparak....

Allah Mülk Suresi 2. Ayette açıkladığı gibi yaratmış olduğu insanların kulluk derecelerini belirlemek için bir takım imtihan araçları belirlemiştir.

       O hanginizin daha güzel iş yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O üstündür bağışlayandır. (Mülk 2)

 Bunları Bakara Suresi 173. ayette tek tek saymış ve yasaklarında hangi hallerde haddi aşmaksızın istifade edilebileceğini açıklamıştır.

        İnsanlara imtihan vesilesi için bazı yasaklar koymuştur. O, size yalnız leşi, kanı, domuz etini ve üzerinde Allah’ın adından başka bir adın anıldığı bir şeyi yasakladı. Ama kim onlara mecbur kalırsa bir arzu ve iştah duymamak ve zaruri ihtiyacının üstüne çıkmamak şartıyla günaha girmiş olmaz: Çünkü, unutmayın, Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. (Bakara 173)

Maddeler halinde sayılan bu yasak unsurların hangi çerçevede yasaklığı da zikredilmiş ve yenmesi, içilmesi halinde yasak olduğu belirtilmiştir.Örneğin domuz etinin yenmesinin yasak olmasına rağmen geçenlerde sağlık alanında bir ilk yaşandı, Kocaeli'nin Gebze İlçesi Çayırova Beldesi'nde, Türkiye'de ender yapılan bir operasyonla, doğuştan kalp rahatsızlığı bulunan 10 yaşındaki Büşra Can'a, domuzdan alınan kalp kapakçığı takıldı ve sonucu başarılı oldu.

Domuzun bir batında fazla yavru yapması çok çabuk büyümesi ve pislik dahil hiçbir şeyi seçmeden yemesi bir nevi “çöpçü” görevi görmesi bir başka faydası olabilir belki.

        Ve hurma ağaçlarının ve asmaların ürününden hem sarhoş edici içkiler hemde güzel, temiz rızıklar elde edersiniz: İşte bundanda aklını kullanan kimseler için bir ders vardır. (Nahl 67)

  Sorumuza konu olan ayetten de anlaşıldığı üzere varlık bizim hizmetimize verilmiştir. Dilersek emrimizdeki tüm yaratılmışlardan temiz güzel rızıklar çıkarabiliriz dilersek de sarhoş edici içkiler örneğinde olduğu gibi malımıza, canımıza zarar paramızla bizi rezil eden helal olmayan gıdaya dönüştürebiliriz.

Asıl olan verilen nimeti hayır yolunda kullanmamızdır. Alkol içki olarak kullanılıp aklın üstünü örttüğü gibi sağlık sektöründe de dezenfektan olarak kullanılmaktadır. İşte aklını kullanan kavimler için bunda dersler vardır.

 Soruda geçmiyor ancak helal-haram çerçevesinde dikkat etmemiz gereken en önemli nokta heva hevesimizden kendimiz yada birilerinin helal-haram belirleme yetkilerinin olmadığı.

          Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin. Çünkü Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah’a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler.
                                                                                      (Nahl / 115-116)


                                                                                                                      (Allahualem)

(yukardaki çalışma "dost grup" tan tefsir üyesi "şehadet" e aittir.)
                                   
Logged

"Hasbunallah ve ni'me'l-vekil"
18 Eylül 2008, 11:52:32 ÖS 23
Üye Bilgileri
Aysegul
Emektar Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3265
Nerden: Bursa

WWW Offline
« Yanıtla #39 :»

Bismillah

Ben de gecikmeli olarak katılıyorum Allah'ın izniyle İnşallah. Smiley

Bu tefsir sohbetimizden oluşan bir defter hazırlıyorum, detaylı notlar aldım.. Gecikmem bundandı.. Tam bitirdim derken, Çok Değerli Duaekseni'nin Son Paylaşımlarını gördüm.. Bitirememişim meğer. Smiley Ama onları da defterime geçip, istifade edeceğim İnşallah..

Burada bilgi ve paylaşımlarda bulunanlardan çok faydalandım. Allah razı olsun Smiley

Şimdilik Çalıştığım kısmıyla, Çok Değerli Maxpayna'nın son sorusuna kendimce, cevaplar sunacağım İnşallah..

Soru: "Üzerine düşündüğümüz bu ayetlerden günümüze/yaşamıma nasıl bir çıkarım elde ettim?"

Bakara/21: Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize İbadet edin ki, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız.

Yaratılanlar, Yaratanı hep bilmiştir, tanımıştır hatta anmışlardır.
Ancak, Allah'ı Rab bilmek: Allah'ın yeryüzündeki tüm sahte ilahları da yoketmesidir.
İnsanlık ailesine bir seslenişle.. Öncelerde de Rabbiniz Allah'tı. Şimdi de muhatap olanlar (ayet indiği andaki muhataplar) ve biz okuyanlara da nüzul ettiği zamanda da mesaj:
Sizin Rabbinizim.
Ne demek?
Siz bana her türlü bağlısınız, ancak aşırı gittiğiniz tüm alanlarda, bağımlılık oluşturduğunuz her sahte ilahlara karşı önleminizi, bilinçlenmenizi alın. Ben Sizin Rabbinizim seslenişi gibi.
Bunu geçmişten bugüne almasında Kur'an'ın geneline baktığımızda, düşündüğümde; Kıssa anlatımlarındaki hisse çıkartımında Rab bilincini öne çıkardı bende.

'Rabbinize ibadet edin ki, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız.'

Bunu düşündüğümde ise,
İnsanın günlük yaşamdaki savaşlarını hatırladım.
Demek ki İnsanın fıtratında bir boşluğa düşme anı her daim çalışıyor, çalışacak.
Veya dış güçler. Şeytanın sözle yaklaşımları, Nefis ve İnsan Şeytanları..
Dua bir ibadet, Namaz bir ibadet, Sabır bir ibadet, Oruç bir ibadet ise..
Bizim için belirlenen silahlara sarılalım. Ve kendimizi düşman(lar)a karşı koruyalım.
Kendimizi hep yenileyelim İnşallah düşünümünü elde ettim.

Hani yukarıda demiştim ya, Rab kavramını..
Burada ilintilersek,
İbadetlerin İçeriğini, Gizlediklerimizi, Gösterdiklerimizi..
Bir Tek Allah için yapalım.

Namaz kılarken gösteriş yapma duygusundan sıyrılmaktan,
Oruç tutarken, Diyetleştirmekten v.s.
Tesettüre girerken, siyasal çıkarlardan yararlanmak adına yanlış kulluk etme durumundan
Sakın! Bilinçlendirmesi yaptı bende.
İbadetin Yönünü çizmekte, Aslına ulaşmayı istemekte, tarif etmekte yani.

Bir de, İbadet leri yapmama sonucunda,
Tehlikeli bir yere ulaşacak olduğumuzu,
Yani Allah’a karşı gelmeye varacağımızın yol haritası çizilmekte.
Yani İbadet et! yoksa güçsüz kalıp, mutlaka fire vereceksin gibi.
Hatta öyle oluyor ki,
Allah'a karşı geldiğinin farkında bile olamıyor duruma düşüyor İnsan.
Allah muhafaza etsin.

Bu kadar..
Allah razı olsun Smiley

Logged
19 Ağustos 2010, 10:25:02 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
Aysegul
Emektar Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3265
Nerden: Bursa

WWW Offline
« Yanıtla #40 :»

Bismillahirrahmannirrahim

26.    Allah bir sivrisineği, ondan daha da ötesi bir varlığı örnek olarak vermekten çekinmez. İman edenler onun, Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. Küfre saplananlar ise, "Allah örnek olarak bununla neyi kastetmiştir?" derler. (Allah) onunla bir çoklarını saptırır, bir çoklarını da doğru yola iletir. Onunla ancak fasıkları saptırır.
 

İslamoğlu'nun El-Esma'ul Hüsna Derslerinin 10. dersi 2. bölümünde yukarıdaki ayet ile ilgili yorumu süper..
İzleyenleriniz belki olmuştur.. Benim gibi sonradan görebilenler hala dinle(ye)memiş olanlara duyursun istedim..
Şu video ayırım programlarını edinsem.. (denemedim sanmayın ama çok kısa sürelerde videoyu oluşturduğu için olmuyor..) Video yu belki buraya ekleme yolunu öğrenebilsem.. Ya da video dan kalema alıp sizlere aktarsam ne güzel olurdu..
O kadar güzel bir yorum ki İslamoğlu hitabetiyle dinlemenizi istediğim için kendi yorumumla aktarmak istemiyorum.
Bakalım bir yol bulaağız İnşallah..

Selam ile..
Logged
19 Ağustos 2010, 10:37:17 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
Aysegul
Emektar Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3265
Nerden: Bursa

WWW Offline
« Yanıtla #41 :»

yuppiii buldum Smiley
yahu ben çok geride kalmışım.. hepten faanusta (heheeee şu bildiğimiz balıkların yaşadığı camdan birşey.. doğru mu yazdım bilmiyorum.. Cheesy ilk defa google uyarmadı Smiley neyse Smiley ) yaşıyorum galiba Smiley


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

mutlaka izleyin kardeşlerim.. (sonlarına doğru)

selam ile..
Logged
Sayfa: 1 2 [3]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.102 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu