KUR’AN’DA SÜNNET

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > KUR´AN-I KERİM (Bilgi Platformu) > Kur'an-i Kavramlar > KUR’AN’DA SÜNNET
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: KUR’AN’DA SÜNNET  (Okunma Sayısı 218 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
14 Temmuz 2008, 07:33:02 ÖS 19
Üye Bilgileri
hanif_bir_kul
Daimi Üye
**
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 92
Nerden:

Offline
« :»

Resulullah Muhammed [1] selam üzerine olsun! ( 37:79,109,120,130) herhangi bir müslüman değildir. O kullukta tüm müminlerden bir mü’min olsa da takva mertebesinde ve ümmete rehberlik makamında en üstün insandır! Bu bilgiyi bize Kur’an vermektedir.

• İnsanlara Rahmettir:
21:107- Biz seni alemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik.

• Resul Dosdoğru bir Yola Yöneltilmiştir:
48:2- Öyle ki Allah, senin geçmiş ve gelecek (her) günahını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola yöneltsin.

48:29- Muhammed, Allah'ın elçisidir.

Kur’an metni, çeşitli olaylar üzerine yaşanan bir pratiğin/sünnet atmosferinin içerisine yerleştirilmiş bir “belirleyen” olarak nazil olmuştur. Kur’an’ın “Furqan” olma özelliği hakkı batıldan ayırma olarak tezahür etmiş zaten varolan “hakk” batıldan ayrılarak ve detaylandırılarak batıldan arındırılmıştır. İniş ortamı (Atmosfer) ile belirleyeni (Vahyi) birbirinden ayrıymış gibi sanmak ya da göstermeye çalışmak sadece Kur’an’ı hakkıyla anlayamamamızı değil, aynı zamanda kendi içinde bulunduğumuz yaşanan pratiğin atmosferiyle metni istediğimiz gibi (heva ve zann ile) şekillendirmemize yol açacaktır. Bu dinsel kaos’a çok anlamlı çağdaş batınilik denebilir. [2]

Tarihsel arka plan, nüzul ortamı ya da batıl-mar’uf sünnetler olarak tanımlayabileceğimiz Kur’an zemini, tarihi/zanni kayganlıklardan da Resulullah’a itaat emriyle korunmuştur. Artık tüm zamanları bağlayacak evrensel bir uygulama metni kaynağı bulanık bir takım örf ve adetlerin egemenliğine bırakılmamıştır. (Bu örf ve adetler ister Arap örfü ister modern örf olsun!) Bilakis Peygamberlik misyonu Kur’an’ın belirleyiciliğinde net bir ilmilikte tarihsel arka planı sağlıklı bir zemine oturtmuştur. Tarih İlahi metni nasıl anlamlandıracağımız konunusunda “tanımlama” işlevini görür. Kullanılan kavramların o dönemde nasıl algılandığından emrilerin nasıl tanımlanıp uygulandığına kadar bir çok konuda tarihi arka plan metni tanımlar. Metin ise belirleyiciliği kadar aynı anda tanımlayan, birincil tarihi kaynak kendisi olacağından zeminini hem belirler hem de tanımlar. İletilmiş irade Onay, yenilik, red gibi dış müdahalelerle inzal olduğu ortamı ve kıymete kadar sonrası zaman sürecine kendi rengini verir. “Kur’ani Onay”ı yok saymak okuyucuyu tarihi reddetmeye sürüklerken, “Kur’ani yenilik ve red”di yok saymak ta okuyucuyu tarihin belirleyiciliğine teslim etmek anlamına gelmektedir. Evrenselci ya da tarihselci söylemlerle kendini ortaya koyan bu gibi yaklaşımlar Kur’an’ın hakkıyla anlaşılamamasına ve uygulanamamasına sebebiyet vermektedirler. Kırk katır mı kırk satır mı ikilemine düşmeden ve bu iki anakronizm’e [3] de tepkisel de davranmadan hareket etmeliyiz. Tarihi yok sayan evrenselci / batıni söyleme tepki olarak tarihi verilere teslim olmak ya da atalar dininin hurafelerine kızıp tüm tarihi bilgileri hiçe saymak ilmi bir tavırdan uzaktır. Bu kavşakta sağlam bir usuli perspektifle hakikat mesajına yaklaşabiliriz.

Resulullah Muhammed (as) Kur’an parçalarını bu tarihsel arkaplanının bütünlüğü içinde safha safha almakta ve bu uyumlulukla Alemlerin Efendisi tarafından kendisine verilen toplumsal/dini yetkileri “Kur’an’ın belirleyiciliğinde” icraa etmekteydi. İlahi Vahiy çeşitli vesilelerle uygulagelen vahyi prtaikleri ve maruf örf ve adetleri tümden yok sayarak ortaya çıkmadı. Bilakis İletilen belirleyici Rab iradesi batıl ve zan ile birbirine karışmış olan Vahyi ve maruf olan pratikleri batıldan ayırdı ve diğer maruf pratikleri/sünnetleri Hem Yazılı kitab aracılığıyla hem de Rehber Resul aracılığyla düzenledi, ıslah etti ve kemale erdirdi. Uygulana gelen Dinsel yaşamın iki ayağı bulunmaktaydı. Bu iki damar da Muhammed (as) gibi “En güzel Örnek” (33:21, 60:4) olan İbrahim (as)’ın sünnetlerinin devamı niteliğindeydi:

1-Ehl-i Kitab geleneği:
10:94- Sana indirdiğimizden eğer kuşkudaysan, senden önce kitabı okuyanlara sor. Andolsun, Rabbinden sana gerçek gelmiştir, şu halde kuşkuya kapılanlardan olma
16:43- Biz senden evvel kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başka (peygamberler) göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.

2-İsmail Geleneği/Sünneti
2:199- Sonra insanların (topluca) akın ettiği yerden siz de akın edin ve Allah'tan bağışlanma dileyin. Şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
2:200- (Hacc) ibadetlerinizi bitirdiğinizde, artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan da kuvvetli bir anma ile Allah'ı anın. İnsanlardan öylesi vardır ki: 'Rabbimiz, bize dünyada ver' der; (böylelerinin) ahirette nasibi yoktur.

Kur’an yukarıda da görüldüğü gibi “sadece kendisiyle sınırlı” bir kitap değildir. Aksine indiği nüzul ortamına atıflarda bulunan, kendinden önceki Dinsel pratikleri yer yer ıslah eden yer yer reddeden yer yer de onaylayıp devam ettiren bir yapısı vardır. Baqara 2:197-200. ayetler bunu apaçık biçimde göstermektedir.

Kur’an ilk muhatapların “yaşamlarına indiği” için onların zaten bildikleri maruf pratiklere tekraren vurgu yapma abesliğini göstermez.

2:197- Hacc, bilinen aylardır. Böylelikle kim onlarda haccı farz eder (yerine getirir)se, (bilsin ki) haccda kadına yaklaşmak, fısk yapmak ve kavgaya girişmek yoktur. Siz, hayır adına ne yaparsanız, Allah, onu bilir. Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır.33 Ey temiz akıl sahipleri, Benden korkup-sakının.

2:198- Rabbinizden bir fazl istemenizde sizce sakınca yoktur. Arafat'tan hep birlikte indiğinizde Allah'ı Meş'ar-ı Haram'da anın. O, sizi nasıl doğru yola yöneltip-ilettiyse, siz de O'nu anın. Gerçek şu ki, siz bundan evvel yolu şaşıranlardandınız.

Ayetlerde de gördüğümüz gibi zaten uygulanmakta olan ve Resulullah Muhammed (as) tarafından da devam ettirilen Hacc uygulaması ufak rötuşlar yapılarak onaylanmıştır.

4:25- İçinizden özgür mü'min kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler, o zaman sağ ellerinizin malik olduğu inanmış cariyelerinizden (alsın.)4 Allah imanınızı en iyi bilendir. Siz birbirinizdensiniz. Öyleyse onları, fuhuşta bulunmayan, iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak velilerinin izniyle nikahlayın. Onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf (güzel ve örfe uygun) bir şekilde verin. Evlendikten sonra, fuhuş yapacak olurlarsa, özgür kadınlar üzerindeki cezanın yarısı(nı uygulayın.) Bu, sizden günaha sapmaktan endişe edip korkanlar içindir. Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

4:26- Allah, size açıklayarak anlatmak, sizi sizden öncekilerin sünnetine iletmek ve tevbelerinizi kabul etmek ister. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Nisa suresindeki bu iki ayette de bu onaylamayı görmekteyiz. Kur’an sünneti reddetmek bir yana Kur’an’a uygun maruf pratikleri sahiplenmektedir! Bu Sahiplenilen Doğru uygulamalar seçilmiş Resul tarafından düzenlenmekte ve pratize edilmektedir. Bu süreç içinde de eğer Resul insani zaaflarından dolayı yanlış yaparsa İlahi irade tarafından derhal düzeltilmekte ve Ümmetine olan örneklik görevi böylelikle yoluna devam etmektedir. Resul’e itaat konusunda iki zıt kutup Kur’an’da bütünlükle okunması ve anlaşılması gereken iki konu grubunu birbirine karıştırmakta ve karşıt tarafa argüman olarak kullanmaktadır. Resul’ün Sünnetini Kur’an’dan bağımsız değerlendiren geleneksel anlayış Resul’e itaat ile ilgili tüm ayetleri sanki Kur’an’dan bağımsızca tüm pratikleriymiş gibi muhataplarına takdim etmekte siyak-sibak ve içeriği yer yer göz ardı etmektedir. Buna karşılık “Sadece Kur’an” söylemini dillendiren kesim ise İtaat ile ilgili sadece bir grup ayeti gündemleştirmekte ve “Resul’ün Dini uygulamalarına/sünnetine itaati Kur’ani birer farz kılan ayet grubunu diğer ayet grubunun içinde saklamaya çalışmaktadır . Sonuçta her iki kesim de Bütünsel okumayı polemik ve cedel’e kurban etmektedirler. Oysa Kur’an’da gelenekçilerin iddia ettikleri gibi bizzat Resulullah Muhammed (as)’ın sünnetine(Kur’an pratiklerine) itaati emreden ayetler bulunmakla birlikte bir çok ayetteki itaat emri de “Allah’a ve Resul’ün Allah’tan getirdiği ayetlere” itaati vurgulamaktadır.

1. Elçiliğini Yaptığı Ayetler’e İtaat:

2:107- “(Yine) Bilmez misin ki, gerçekten göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur.
2:108- Yoksa daha önce Musa'nın sorguya çekildiği gibi, siz de Resulünüzü sorguya mı çekmek istiyorsunuz? Kim imanı inkâr ile değişirse, artık o, dümdüz yoldan sapmış olur.
2:109- Kitap Ehlinden çoğu, kendilerine gerçek (hak) apaçık belli olduktan sonra, nefislerini (kuşatan) kıskançlıktan dolayı, imanınızdan sonra sizi inkâra döndürmek arzusunu duydular. Fakat, Allah'ın emri gelinceye kadar onları bırakın ve (onlara ne sözle, ne de eylemle) ilişmeyin. Hiç şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.”

108. ayet bütünlüklü okunduğunda müşriklere Resul’ün getirdiği ayetlere itaat etmeleri emredilmekte ve Ehl-i Kitab’ın hataları hatırlatılmaktadır.

3:132- Allah'a ve elçisine itaat edin, ki merhamet olunasınız.
Bu ayette de hitap müminleredir. Konu ise Zekat ayetlerine itaattir.

4:13- Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'a ve elçisine itaat ederse, onu altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.
4:14- Kim Allah'a ve elçisine isyan eder ve onun sınırlarını aşarsa, onu da içinde ebedi kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azab vardır.

13. ayette önceki ayetlerdeki emriler “Bunlar Allah’ın sınırlarıdır” denerek hatırlatılmıştır. Ayet bütünlüğünden Allah’a ve Elçisine itaat 13 yukarısındaki ayetlere itaat olduğunu görmekteyiz.

4:80- Kim Resûl’e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse (bilsin ki), Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.
4:81- 'Tamam-kabul' derler. Ama yanından çıktıkları zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin söylediğinin tersini kurarlar. Allah, karanlıklarda kurduklarını yazıyor. Sen de onlardan yüz çevir ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.

80 ve 81. ayetlerde de konu edinen Münafıkların Resul’ün getirdiği ayetlere inanırmış gibi yapıp sonra iki yüzlülük yapmalarıdır.

4:115- Kim kendisine 'dosdoğru yol' apaçık belli olduktan sonra, elçiye muhalefet ederse ve mü'minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o!..
4:116- Hiç şüphesiz, Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır.

“Elçiye muhalefet etmek” Şirk koşmaktır. Bütünlüklü okuunduğunda ayetin muhataplarının müşrikler olduğunu rahatlıkla anlamaktayız.

5:91- Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?
5:92- Allah'a itaat edin, peygambere de itaat edin ve sakının. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki, elçimize düşen, ancak apaçık bir tebliğdir.

Bu ayet grubunda da elçiye düşen tebliğe itaat emrinden bahsedilmektedir.

7:158- De ki: 'Ey insanlar, ben Allah'ın hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim. Göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur. O'ndan başka ilah yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve ümmi peygamber olan elçisine iman edin. O da Allah'a ve O'nun sözlerine inanmaktadır. Ona iman edin ki hidayete ermiş olursunuz.

8:20- Ey iman edenler, Allah'a ve Resûlü’ne itaat edin. Siz de işitiyorken, ondan yüz çevirmeyin.
8:21- Ve: 'Biz işittik' dedikleri halde, gerçekte işitmeyenler gibi olmayın

9:1- (Bu,) Müşriklerden kendileriyle antlaşma imzaladıklarınıza Allah'tan ve Resûlü’nden kesin bir uyarıdır.

9:3- Ve büyük Hacc (Hacc-ı Ekber) günü, Allah'tan ve Resûlü’nden insanlara bir duyuru:
9:7- Mescid-i Haram yanında kendileriyle anlaştıklarınız dışında, müşriklerin Allah katında ve Resûlünün katında nasıl bir ahdi olabilir?

9:59- Eğer onlar, Allah'ın ve elçisinin verdiklerine hoşnut olsalardı ve: 'Bize Allah yeter; Allah pek yakında bize fazlından verecek, O'nun elçisi de. Biz gerçekten ancak Allah'a rağbet edenleriz' deselerdi (ya)!..
9:60- Sadakalar, -Allah'tan bir farz olarak- yalnızca fakirler, düşkünler, (zekat) işinde görevli olanlar, kalbleri ısındırılacaklar, köleler, borçlular, Allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmış(lar) içindir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

9/1,3,7,59; 24/51-54; 47/33; 48/10,28,29; 49/12,14; 58/5; 64/12-13

Elçiliğini Yaptığı Ayetlerin Pratiğine, Şahidliğine İtaat: 2/143; 3/31-32,159-161,172; 4/41-42, 59, 64, 65,69; 5/33; 8/1, 13, 27, 46; 9/71; 22/67; 24/56, 62-63; 33/6, 21, 40, 45, 66, 71; 49/1-5; 59/7; 48/8

RESÛLULLAH’IN HÜKÜM VERMESİ:

Yasama: 12/40; 3/79; 4/105; 5/48-49; 7/157; 9/29;
Yürütme: 4/65; 24/48,51; 33/36; 42/15
Yargı: 4/83; 5/42

SAYGILARIMLA
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.059 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu