Atatürk'ü sevmez, Humeyni'yi sever

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > GÜNDEMDEKİLER > Haberler > Güncel Konular (Moderatör: Yonetim) > Atatürk'ü sevmez, Humeyni'yi sever
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1] 2   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: Atatürk'ü sevmez, Humeyni'yi sever  (Okunma Sayısı 1911 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
11 Haziran 2008, 12:30:29 ÖS 12
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3668
Nerden: ankara

WWW Offline
« :»


     Fatih Altaylı

Atatürk'ü sevmez, Humeyni'yi sever
 
10.06.2008 15:51

Dün gece Teke Tek programında yaşadığım şoklar, giderek 
yaşlanan kalbime ağır gelmiş olacak ki, sabaha kadar uyuyamadım.
Maksadım üniversitede türban meselesini, üniversitede okuyan 
kızlarla konuşmak, tartışmaktı.
Konuklarımdan ikisi türbanlı, ikisi ise başı açık kızlardı.
Başı açıkların biri kendini liberal, diğeri ise Kemalist olarak 
tanımlıyordu.
Her dört kız da kendi görüşleriyle paralel derneklerde 
çalışıyorlardı.
Ve emin olun ki, şimdiye kadar yaptığım hiç bir Teke Tek programı 
beni bu kadar şok etmemişti.
1999'dan  bu yana türban eylemcisi olan Nuray, inanç özgürlüğü 
kapsamında türbanla eğitim hakkını savunurken, bunun eğitimle 
sınırlı olmayacağını, kamuda çalışmak dahil her türlü hakkı 
kapsaması gerektiğini söyledi.
Bu alıştığımız bir durumdu.
Türbanlı aktivistlerin tamamı bu söyleme sıkı sıkıya 
sarılıyordu.
Yani AKP'nin Anayasa'da yaptığı ama iptal edilen değişiklik zaten 
onları kesmeyecekti. Bu biliniyordu.
Ancak Nuray konuyu bambaşka taleplere taşıdı.
Nuray'a "İnanç gereği diye yasama tarafından oluşturulmuş hukuku 
beğenmeme ve kendi inançlarınıza göre yargılanma talebinizin 
ortaya çıkmayacağını ve yarın öbürgün Müslümanların kadı 
mahkemesinde yargılanmasını istemeyeceğinizi kim garanti edebilir?" 
diye sordum.
Çok samimi yanıt verdi.
"Kimse garanti edemez. Hatta isteriz de.  Niye insan kendi inandığı 
hukukla yönetilmesin"
Şok olmuştum.
"Bu çok hukukluluk anlamına gelir. Bir demokraside böyle bir şey 
nasıl olacak?" diye sordum.
"Niye olmasın" dedi.
Daha sonra diğer türbanlı kız Kevser'e bir soru yönelttim.
"İran'daki baskı rejiminin İslam'a örnek olamayacağını 
söylüyorsun ama facebook'daki sayfanda Humenyi resimleri varmış" 
dedim.
"Evet var. Humeyni'yi çok severim" dedi
"İran'daki rejmi kuran o değil mi?" dedim.
"Onun kurduğu rejimi bozdular" dedi.
"Peki Humeyni'yi çok seviyorsun. Atatürk'ü de sever misin?" diye 
sordum.
"Asker olarak çok başarılıymış" dedi.
Askerlik vurgusu dikkatimi çekti.
Tam bir Milli Görüş çizgisiydi.
Sonra dönüp aynı soruyu diğer türbanlı konuğum Nuray'a yönelttim.
Humeyni'yi o da çok seviyordu.
"Peki Atatürk'ü seviyor musun?" diye ona da sordum.
Önce biraz şaşırdı. Ne diyeceğini bilemedi.
Sonra "Acaba düşündüğümü söylersem suç olur mu?" dedi ve yine 
büyük bir samimiyetle "Hayır Atatürk'ü hiç sevmem" dedi.
"Niye?" dedim.
"85 yıldır çektiğim çilelerin müsebbibi o da ondan" dedi.
"İyi de sevmediğin o adam Türkiye'yi İngiliz, Fransız, Yunan 
işgalinden kurtardı. Onun sayesinde bağımsız bir ulus olduk. O 
olmasa idi bugün burada yabancı bir ülkenin mandası altında 
olabilirdik. Sömürge olurduk" dedim.
Ama Nuray kararlıydı.
"Kurtuluş savaşını Atatürk değil, inançlı Müslümanlar 
başlattı. Maraş'ta bir kadının türbanına el uzatılmasıyla 
kurtuluş savaşı başladı. Atatürk'le ilgisi yok" dedi.
"Atatürk bu savaşı organize etmeseydi, Maraş'ta veya başka bir 
yerdeki bu gibi tepkiler ezilip yok edilirdi" dedi.
Ona da yanıtı vardı.
"Belki de daha iyi olurdu. Belki yabancı manda altında 
inançlarımız daha iyi yaşayabilirdik. Daha özgür olabilirdik" 
dedi.
Değerli okurlar.
İşte Türkiye Cumhuriyeti'nin karşı karşıya olduğu durum bu.
İstenen bu.
Bugün söylenmese de talep edilecek olan bu.
Anayasa Mahkemesi kararına karşı gösterilen tepkinin nedeni bu.
Türkiye Cumhuriyeti'nden alınmak istenen rövanş bu.
Bunun kılıfı özgürlük.
Bunun kılıfı demokrasi.
Bunun kılıfı liberalizm.
Yerse.
Yemezse zorla.
Öyle diyorlar.

NOT:Programda liberal görülerini ütopik bir dünyada dile gterin 
konuğum, program sonunda türbanlı kızlarımızın telefonlarından 
yaa tebrikleri kabul ederken çok mutlu görünüyordu.

NOT2: Bu programdan sonra Türkiye'yi bekleyen gelecekten gerçekten 
çok korkmaya başladım. Başbakan'a kur yapan Hülya Avşar'ın bu 
programı izlemiş olmasını çok isterdim.

Ne zaman adam oluruz?

Özgürlük istediğini söyleyenlerin gerçekte ne istediğini  anladığımız zaman

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
 
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
 
ilgili videoyu izlemek için Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
 
 
Logged
11 Haziran 2008, 12:44:17 ÖS 12
Üye Bilgileri
narcicegi
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 1767
Nerden:

Offline
« Yanıtla #1 :»

Bu tür haberleri ve yayınları daha sık görebiliriz ekranlarımızda ve basınımızda...
Onların izledikleri yol  hep aynı...Mahkemenin kapatma gerekçelerinin çoğalması lazım ya...


Logged
11 Haziran 2008, 01:02:46 ÖS 13
Üye Bilgileri
Aysegul
Emektar Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3265
Nerden: Bursa

WWW Offline
« Yanıtla #2 :»

Dün akşam biraz konuştuk bu programı..
Elbette, sıkıştırılmak üzre hazırlanan bir ortamda..
"siz-biz" ayırımı yapıyorsunuza yönlendirilmesi konuşmaların.. niyeti açıklayacak nitelikte..
« Son Düzenleme: 11 Haziran 2008, 01:12:31 ÖS 13 Gönderen: Aysegul » Logged
12 Haziran 2008, 12:51:39 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
eliflamra
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 1315
Nerden:

Offline
« Yanıtla #3 :»

şimdi iki grup var
birinci grup; afferim az bile söylediler müslümanlar artık cesaretlenmeli ve kendini ifade etmeli diyor
diğer grup;amaç ortalığı kızıştırıp olayın yönünü saptırmak alet olmamak lazım diyor...
peki sizce....
Logged
12 Haziran 2008, 12:59:36 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
batkaya
Üye
*

Mesaj Sayısı: 20
Nerden: İSTANBUL
SÖYLESEM TESİRİ YOK, SUSSAM GÖNÜL RAZI DEĞİL


WWW Offline
« Yanıtla #4 :»

BENCE DOĞRU OLAN HAKKI HAYKIRMAKTIR....................
« Son Düzenleme: 12 Haziran 2008, 01:01:01 ÖÖ 01 Gönderen: batkaya » Logged

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
12 Haziran 2008, 12:59:47 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3668
Nerden: ankara

WWW Offline
« Yanıtla #5 :»

Resmi ideoloji ve medya lincine hayır!

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Özgür-Der, 9 Haziran gecesi Kanal 1 televizyonunda Fatih Altaylı’nın sunduğu Teke Tek adlı program sonrası medyaya yansıyan linç boyutundaki tepkiler üzerine bir basın açıklaması yaptı.

9 Haziran gecesi yayınlanan Teke Tek programına katılan Özgür-Der gönüldaşları Nuray Canan Bezirgan ve Kevser Çakır, programı sunan Fatih Altaylı'nın kasıtlı sorusuna "Humeyni'yi seviyoruz; Atatürk'ü sevmiyoruz!" şeklinde cevap vermişlerdi. Bunun üzerine başta Hürriyet, Vatan, Milliyet vb gazeteler olmak üzere medyanın arkadaşlarımızı lince tabi tutması ve tehditler savurması Özgür-Der tarafından bir açıklamayla protesto edildi.

Açıklamada yaşadığımız ülkede her şeyiyle Batı modelinin esas alınması temelinde gerçekleştirilen ve baskıcı yöntemlerle yürütülen İslami kimlikten uzaklaştırılma ve ulusal-laik kimlik inşa sürecinin mimarı olan Atatürk'ün düşünce dünyası ile sahip olduğumuz kimliğimizin hiçbir noktada uzlaşmadığını inkar etmemizin söz konusu olmayacağı vurgulanarak tarihin şahitlik ettiği en görkemli halk hareketlerinden birine önderlik etmiş Ayetullah Humeyni'yi elbette ki seveceğimizin altı çizildi. Zorla, tehditle, gözdağıyla insanların kimi sevip kimi sevmeyeceklerini belirlemeye kalkmanın düpedüz bir saçmalık olduğunun vurgulandığı açıklamada, "Atatürk olmasaydı…" şeklinde devam eden cümlelerin absürtlüğüne dikkat çekildi.

 

Özgür- Der Genel Merkezi'nden yapılan açıklamasının tam metni:

Kimi Sevip Kimi Sevmeyeceğimize Medya Zaptiyeleri mi Karar Verecek?

RESMİ İDEOLOJİ DAYATMASINA VE MEDYA LİNCİNE HAYIR!

Düşünce ve inanç özgürlüğünün çokça dillendirildiği ama sıkça ve sistematik bir biçimde de ihlal edildiği bir ülke Türkiye. Resmi ideolojik dogmaların sadece resmi düzeyde değil, toplumsal alanda da otoriter-tahakkümcü bir zihniyete kaynaklık etmesinin değişik yansımalarıyla her gün karşılaşıyoruz. 9 Haziran gecesi Kanal 1 televizyonunda Fatih Altaylı'nın sunduğu Teke Tek adlı program sonrası medyaya yansıyan tepkileri de bu olgunun somut göstergesi olarak değerlendiriyoruz.

Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı ile birlikte daha da derinleştirdiği başörtüsü sorununun değerlendirildiği söz konusu programa derneğimiz mensupları da katılmıştı. Nuray Canan Bezirgan ve Kevser Çakır adlı iki arkadaşımız program süresince, başörtüsü yasağı adı verilen ilkel dayatmanın nasıl bir hukuksuzluk ve zulüm örneği olduğunu bizzat kendi yaşadıkları üzerinden ayrıntılarıyla aktardılar. Ne var ki, malum medya her zaman yaptığı üzere programda dile getirilen insan hakları ihlallerini, başörtülü bayanların gasp edilen eğitim ve çalışma haklarına dair taleplerini gündemleştirmek yerine; Fatih Altaylı'nın Atatürk ve Humeyni hakkında sorduğu sorulara arkadaşlarımızın verdiği cevaplar üzerinden polemik yapmayı tercih etti.

Bugün değişik basın yayın organlarında yer alan haber ve yorumlara baktığımızda arkadaşlarımızın sözleri üzerinden açıkça kışkırtıcı, mahkum edici, rendice edici bir üslup sergilendiğini ve adeta bir linç kampanyası yürütüldüğünü gözlemliyoruz. "Ne işleri var Atatürk Türkiyesi'nde bu yobazların?" mantığıyla harekete geçen ve hakaretin, suçlamanın, iftiranın türlü çeşidini sergileyen; anlamak, tartışmak yerine kestirmeden mahkum etmeyi alışkanlık haline getirmiş; hatta hızını alamayıp bizleri ülkeyi terk etmeye çağıran, işi "defolun" buyruklarına kadar vardıran bir yayın anlayışının sefaletine şahit oluyoruz.

Öncelikle, temelde düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde ele alınması gereken bir konunun bu şekilde bir suçlama malzemesine dönüştürülmesinin yanlışlığının, kabul edilmezliğinin altını çizmek isteriz. İki genç bayana yönelik bu öfkenin, bu saldırganlık dürtüsünün kaynağında resmi ideolojinin tahammülsüzlük anlayışının bulunduğu açıktır.

Bu insanlar ne yapmışlar, ne söylemişler de bu kadar büyük bir öfkeye muhatap olmaktalar? "Humeyni'yi sevip, Atatürk'ü sevmemek" yasadışı bir eylem ya da gayri ahlaki bir tutum mudur? Bu iki genç bayandan ne yapmaları isteniyor? Kemalist politikacılar gibi ikiyüzlü mü davransalardı? Kameraların çekim yaptığını unutarak Hz. Peygamber hakkında hakaretamiz ifadeler kullanıp, sonra halkın karşısında dini değerlere saygılıyız yalanına sarılanları mı örnek alsalardı? Hayır! Bu ikiyüzlülüğe, bu gayri ahlaki tutuma asla prim vermeyiz! Çift dillilik bizlerin tavrı olamaz.

Tarihin şahitlik ettiği en görkemli halk hareketlerinden birine önderlik etmiş Ayetullah Humeyni'yi sevmek neden yanlış olsun? Sömürücüler lehine bir tür uyuşturucu fonksiyonu yüklenmiş İslami sembol ve kurumların asli kimliğine kavuşturulması ve Kur'an'ın yeniden hayata rehberlik etmesi sürecinde etkili bir örneklik yapmış; İran coğrafyasında emperyalizmi bozguna uğratan İslam devriminin bu öncü ismine elbette saygı duyuyoruz.

Öte yandan yaşadığımız ülkede her şeyiyle Batı modelinin esas alınması temelinde gerçekleştirilen ve baskıcı yöntemlerle yürütülen İslami kimlikten uzaklaştırılma ve ulusal-laik kimlik inşa sürecinin mimarı olan Atatürk'ün düşünce dünyası ile sahip olduğumuz kimliğimizin hiçbir noktada uzlaşmadığını inkar etmemiz nasıl mümkün olabilir?

Hakaret etmiyoruz. İftira atmıyoruz. Zaten inancımız hiç kimsenin dinine, kutsalına hakaret etmemize izin vermez. Buna Atatürk ve Atatürkçülük de dahildir. Bununla birlikte benimsemediğimiz, reddettiğimiz, İslami kimliğimiz ve anlayışımızla çeliştiğini düşündüğümüz hiçbir şahsı ya da ideolojiyi sevmemiz de bizden beklenmemelidir. Hele hele dayatmalarla, baskılarla, gözdağı vererek, tehdit ederek yapılıyorsa, bunun çok daha büyük bir yanlış olduğu ve asla etkili olamayacağı da ayrıca bilinmelidir.

Hem size ne oluyor ki; kainatı yoktan var eden, bize sahip olduğumuz her türlü nimeti bahşeden Rabbimizin gönderdiği kitapları, resulleri dahi sevmeye kimse zorlanmamışken, bu tamamen kişinin kendi tercihine bırakılmışken; "Atatürk olmasaydı siz burada olamadınız, isminiz şu olmazdı, camilerde namaz kılınmazdı vs." türünden absürtlüklerle insanların duygu ve düşüncelerini baskı altına almaya, yönlendirmeye çalışıyorsunuz? Zorla, tehditle, gözdağıyla insanların kimi sevip kimi sevmeyeceklerini belirlemeye kalkmak düpedüz bir saçmalıktır.

Bu saçmalıklara, dayatmalara boyun eğmeyeceğimizi yineliyor; kimsenin kimseyi devletin yasal veya ideolojik aygıtlarının baskısıyla sevmek -ya da sevmemek- zorunda bırakılmadığı bir ülke özlemimizin bir kere daha altını çiziyoruz.

Özgür-Der
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
KAYNAK
Logged
12 Haziran 2008, 10:29:36 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
vervo
Süper Aktif Üye
****

Mesaj Sayısı: 929
Nerden:

Offline
« Yanıtla #6 :»

Severim sevdiğimi sevdiğimden ötürü. Sevmem de sevmem kime ne? O kadar..
Kimse kimseyi sevmek zorunda değildir. Ortada bir hakaret yokki
Dünyada herşey zıttıyla anlam kazanır, o yüzden Atatürk'ü sevenlerin bu açıklamalardan rahatsız olmamaları gerekir.
Logged

Cafcaf İstanbul Temsilcisi
12 Haziran 2008, 03:30:07 ÖS 15
Üye Bilgileri
ozanca
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3674
Nerden:

Offline
« Yanıtla #7 :»

Kanal 1’deki programda Fatih Altaylı’nın “Atatürk’ü seviyor musun?” şeklindeki sorusuna Nuray Bezirgan “Atatürkü sevmeme hakkı var mı? Başıma bir iş gelmeyecekse ben sevmiyorum” yanıtını vermişti. Programın yayınlanmasının ardından harekete geçen savcılık, polise yazı yazarak Nuray Bezirgan ve Kevser Çakır’ın adreslerinin tesbit edilmesini istedi. Zanlıların adreslerinin belirlenmesinin ardından ifade vermeye çağırılacakları öğrenildi.

Savcılık soruşturmayı, ‘Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkındaki kanun’ çerçevesinde yürütüyor. Bu kanuna göre, Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden kimsenin bunu basın yoluyla yapması halinde 4.5 yıla kadar hapsi isteniyor.
NTV
Logged

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
12 Haziran 2008, 03:57:38 ÖS 15
Üye Bilgileri
huban
Üye
*
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 35
Nerden:

Offline
« Yanıtla #8 :»

     
Nuray Canan Bezirgan ve Kevser Çakır’ın katıldığı Teke Tek programında, kardeşlerimizin birçok haklı tespitinin es geçilerek sadece İmam Humeyni ve Mustafa Kemal Atatürk ile sözlerinin cımbızlanmasıyla yeni bir medyatik linç kampanyası başlatıldı.


Kartel medyasının gazete ve televizyonları konuyu gündemde tutmaya devam ediyor. Star TV'de Uğur Dündar, anahaber bülteninde konuya geniş yer ayırarak "İrtica hortladı" mesajı vermeye çalışırken, aynı saatlerde Samanyolu Haber kanalı da "İrticasavar" bir pozisyon alıyordu. Kardeşlerimizi provokatörlükle suçlayan Samanyolu Haber, Nuray Canan Bezirgan'ın sözlerini "2. Fadime Şahin Vakası" diye nitelendirerek linç kampanyasında utanç verici bir tutum takındı. Konuyu 28 Şubat ile ilişkilendiren, Bezirgan'ın yurtdışından dönüşünü adeta karanlık bir takım oyunlara hizmet etmek için gelmiş gibi sunmaya çalışan Samanyolu Haber, bu tutumuyla korkularının esiri olanların düşebileceği noktayı da göstermiş oldu.

Nuray ve Kevser kardeşlerimizin başörtülü hanımları temsil edemeyeceklerini vurgulayan, kanallarını arayan bir çok izleyicilerinin de kardeşlerimizi kınadıklarını söylemeyi özellikle ihmal etmeyen Samanyolu Haber; adeta resmi ideolojinin şerrinden kartel medyasının affına sığınıyor gibiydi. Olayı provoke edenin bizatihi kartel medyası olduğunu görmezden gelerek, kardeşlerimize yönelik başlatılan linç ateşine odun taşıyan haber kanalı, medyatik zulme ortak oldu. Müslüman mahallesine saldırmak için vesile kılınan bu olaya ilişkin yaptıkları haberle, "Fethullah Gülen Cemaatini" bu saldırılardan ayrı tutabileceklerini zannediyorlarsa tabi ki yanılıyorlar! O halde, en azından "ifade özgürlüğü" zaviyesinden yaklaşabilecekleri bu kampanyanın taşeronluğuna gönüllü yazılmak niye?

Ziyaretçi Yorumları!

İşte Samanyolu Haber'den bir ziyaretçi yorumu: "hurriyet.com.tr "ataturku sevmiyorum,humeyniyi seviyorum" diyen kız haberiyle yeni bir fadime sahin, müslüm gündüz kampanyasına başladı. lütfen bu irtica kampanyasını haber yapın... allah yolunuzu açık etsin..." Ya da başka bir mesaj: "iyi günler sevgili samanyolu ailesi sizi diğer haber gazetelerinin dinimize yaptığı asılsız iddaları çürüttüğünüz için içimde size karşı sonsuz sevgi var. bu günlerde internette iki tane başörtülü bayan "humeyniyi seviyorum atatürkü sevmiyorum" diye fatih altaylının programında boy gösteriliyorlar, acaba bunlar kurmalı saat mı. haberin gerçekliğine pek inanmıyorum. haberin üzerine gidip bizi aydınlatırsanız sevinirim.. hürmetler..." Bu yorumları aynen alıp habere çeviren kanal, bu çirkin benzetmenin masum bir insana iftira olabileceği ihtimalini hiç mi sorgulamadı?

İki Yüzlü Gazetecilik Anlayışı

Fethullah Gülen cemaatine ilişkin en ufak haberde gazetecilik titizliğiyle hareket eden, araştırıp soruşturan Samanyolu Haber, söz konusu İslamcılar olduğunda nasıl bu kadar hoyratça davranabiliyor? Bu ikiyüzlü tutumun örneğine aynı günde rastlamak hiç şaşırtıcı değil! Dün Cumhuriyet Gazetesi'nde Demokrat Parti Diyarbakır İl Başkanı Galip Ensarioğlu'na atıfla "PKK tabanı Fethullahçılara kayabilir" başlıklı bir haber yayınlandı. Haberde Ensarioğlu'nun sözleri "Örgüt taban kaybediyor. PKK dönüşüm sağlayamazsa taban Fethullahçılara kayabilir" şeklinde verilince, titiz gazeteciliğin temel bir ilkesi olarak aynı medya grubuna bağlı CİHAN muhabiri Ensarioğlu'na giderek sözlerinin Cumhuriyet'te yayınlandığı gibi mi olduğunu soruyor. Ensarioğlu da, uzunca bir röportaj yapıldığını ama Cumhuriyet'in sözlerini cımbızlayarak yanlış biçimde kamuoyuna yansıttığını söyleyerek kendisini savunma imkanı buluyor. Peki soruyoruz: Nuray Canan Bezirgan kardeşimizle ilgili haber hazırlanırken, Samanyolu Haber muhabirleri kardeşimize neden söz hakkı tanımamıştır? Kendilerine ilişkin en ufak haberi titizlikle hazırlarken, kardeşimizle ilgili iftira nitelikli ve çirkin yakıştırmalar neden bu kadar kolayca servis edilebilmiştir? Böyle bir tavırla resmi ideolojinin şerrinden korunabileceklerine gerçekten inanıyorlar mı? Geçmişten hiç ders almayacaklar mı?

Tepkimizi gösterelim

Bu konuyla ilgili olarak Samanyolu Haber'e tepkimizi mesajlarımızla gösterelim. İftiranın Müslümanca bir tavır olamayacağını, kardeşlerimize haksızlık edildiğini belirtelim ve kardeşlerimizden özür dilemeleri için kamuoyu baskısı oluşturalım. Bu haksızlığa karşı tavrımızı gösterelim.

Samanyolu Haber'in Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
www.samanyoluhaber.com
adresine girerek "Bize Yazın" sayfasından doğrundan mesaj gönderebilirsiniz. Haber editörlerine şu adreslerden mail atabilirsiniz: Engin Sağ (Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap), Bekir Koç (Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap), Zeynep Yoldaş (Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap)

HAKSÖZ HABER
Logged
12 Haziran 2008, 04:00:20 ÖS 16
Üye Bilgileri
huban
Üye
*
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 35
Nerden:

Offline
« Yanıtla #9 :»

NTV vazifesini yapıyor da STV ne demeli.
Logged
12 Haziran 2008, 09:08:05 ÖS 21
Üye Bilgileri
ISIK
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 208
Nerden: jupıter

Offline
« Yanıtla #10 :»



Hoşgörüden Bahseden Samanyolu Tv Sitesinden Hoşgörülü Saldırı!


Kevser Çakır ve Nuray Canan Bezirgan'a karşı linç girişimine bu sefer Samanyolu Tv haber sitesinin yazarlarından Abdullah Abdülkadiroğlu'da katıldı. Kevser Çakır ve Nuray Canan Bezirgan'ın 11 Haziran akşamı Kanal 1'de "Teke Tek" programındaki Atatürk'le ilgili sözleri hakkında yazısını kaleme Abdülkadiroğlu başörtülü bayanlara yapmadığı hakareti bırakmadı.

Yazısına "Bir Siz Eksiktiniz" başlığını atan Abdülkadiroğlu, başörtülü iki bayanı ihanet etmekle, iftira atmakla, akılsızlıkla, provokatör ve komplocu olmakla suçladı. Fatih Üniversitesi'nde başörtülü bir kız Filistin'de bebekleri katleden İsrail'in Başkonsolosu'nun önünde eğilip ona çiçek sunabiliyor.

Fakat hep hoşgörü ve diyalogdan bahseden bir televizyon kanalının sitesinde bu sefer, sadece düşüncelerini söyledikleri için iki başörtülü bayanın sözleri yaylım ateşine tutuluyor. Kime hoşgörülü davranacağını çok iyi bilen! haber sitesinde yayınlanan yazıdan alıntıları sunuyor, yorumu size bırakıyoruz:

"Stüdyoya nereden buldukları belli olmayan iki tane başörtülü çıkartıp sanki bütün başörtülüler Humeyni'yi seviyormuş, Atatürk'e düşmanmış gibi lanse etmek bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür."

"Şimdi başınız göğe erdi mi ? Rahatladınız mı ? Görevinizi yerine getirmiş olmanın huzuru içinde misiniz ? Hadi siz akılsızsınız, iyi bir halt işlediğinizi düşünüyorsunuz, kendinizi kullandırıyorsunuz, aklınızca şöhret oluyorsunuz. Ya milletin gözünün içine baka baka, salağa yata yata, sizi ekrana çıkarıp konuşturanlara ne demeli?"

"Bu, kullandığınız kaçıncı provokatör?
Bu, milleti aptal yerine koyduğunuz kaçıncı senaryo?
Bu, inançlı insanlara iftira attığınız kaçıncı rezalet?
Bu, millete sobelendiğiniz kaçıncı tezgah?
Bu, yuttururuz sandığınız kaçıncı komplo?
Siz hiç akıllanmayacak mısınız?"

Ayrıca programı sunan Fatih Altaylı'nın "Atatürk'ü seviyor musun?" şeklindeki sorusuna Nuray Canan Bezirgan "Atatürk'ü sevmeme hakkı var mı? Başıma bir iş gelmeyecekse ben sevmiyorum." yanıtından dolayı Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı.

eynas.net
Logged

Ucmus bu ucmus diyenleri duymuyorum,
ben ruhum uyumuyorum
12 Haziran 2008, 11:57:19 ÖS 23
Üye Bilgileri
BaD-ı SaBa
Ziyaretçi
« Yanıtla #11 :»

Atatürk’ü sevmiyorum sözüne inceleme
 
 Fatih Altaylı'nın "Atatürk'ü seviyor musunuz" sorusuna hayır cevabını veren kadına soruşturma açıldı.
İstanbul Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı, Fatih Altay'lının sunduğu Teke Tek programında kendisine sorulan "Atatürk'ü seviyor musunuz" sözlerine "sevmeme hakkım varsa, başıma bir iş gelmeyecekse sevmiyorum" cevabını veren Nuray Bezirgan ve Kevser Çakır hakkında soruşturma başlattı.

Kanal 1'deki programda Fatih Altaylı'nın "Atatürk'ü seviyor musun?" şeklindeki sorusuna Nuray Bezirgan "Atatürkü sevmeme hakkı var mı? Başıma bir iş gelmeyecekse ben sevmiyorum" yanıtını vermişti.

Programın yayınlanmasının ardından harekete geçen savcılık, polise yazı yazarak Nuray Bezirgan ve Kevser Çakır'ın adreslerinin tesbit edilmesini istedi. Zanlıların adreslerinin belirlenmesinin ardından ifade vermeye çağırılacakları öğrenildi.

Savcılık soruşturmayı, 'Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkındaki kanun' çerçevesinde yürütüyor. Bu kanuna göre, Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden kimsenin bunu basın yoluyla yapması halinde 4.5 yıla kadar hapsi isteniyor.

haber vakti
 
Logged
13 Haziran 2008, 12:07:31 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3668
Nerden: ankara

WWW Offline
« Yanıtla #12 :»



o kızların geçmişini hatırlamak için  Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
TIKLAYINIZ


Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Logged
13 Haziran 2008, 01:27:16 ÖÖ 01
Üye Bilgileri
kardelen
Aktif Üye
***

Mesaj Sayısı: 372
Nerden:

Offline
« Yanıtla #13 :»

bu haberi her seferde izlerken içim kanıyo lakin çok kızdığım bir olay var HER DOĞRU HERYERDE SÖYLENMEZ kişi nekadar

sıkıntılı da olsa mazlumda olsa zalimlerin mazlumu olduğu halde zalimlere sığınması....

bunu hazm edemiorum...

silahını mazlumun eline vermesi... es geçilmiycek ciddi bir karar...

kişi duygularını virajlarda frenlemeli eğer frenlemezse virajlarda sıyrık almaması mumkün deil...

bu tur olaylar kanaatimce mazlumların yanında çözülemez...

daha temkinli daha nezih ortamlarda daha nezih duygularla çözümler aranmalı...

rabbim cümle müminleri zalimlerin şerrinden korusun...daha bilinçli mücahideler ve mücahitler safına nail eylesin

vesselam....
« Son Düzenleme: 13 Haziran 2008, 01:28:24 ÖÖ 01 Gönderen: kardelen » Logged
15 Haziran 2008, 01:51:52 ÖÖ 01
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3668
Nerden: ankara

WWW Offline
« Yanıtla #14 :»




Nuray Bezirgan: Düşüncemin arkasındayım
Teketek programının ardından hedef tahtası seçilen Nuray Canan Bezirgan, sessizliğini bozdu ve hakkındaki eleştirilere TIMETURK'te cevap verdi: Sözlerim beni bağlar...

Cumartesi, 14 Haziran 2008 17:49

Bülent Şahin Erdeğer/ TIMETURK


Türkiye, Nuray Canan Bezirgan’ın adını başörtüsü yasağı sebebiyle ilk defa 1998’de duymuştu. İkinci defa gündeme ise yine başörtüsü yasağını konuşmak için katıldığı bir TV Programındaki sözleriyle geldi. Hakkında pek çok iddia atılan ve söz hakkı tanınmayan Bezirgan’ın kendini TimeTurk okurlarına anlatmasını istedik. Nasıl biri, hayata, dünyaya ve Türkiye’ye nasıl bakıyor. Nuray Canan Bezirgan’la arkadaşımız Bülent Şahin Erdeğer bir söyleşi gerçekleştirdi. Onu dinlemenin tam sırası:

SINIFI ROBOCOBLAR BASTI

Programa katılmanızın ardındaki asıl sebep neydi?


Programa katılmamızın amacı anayasa mahkemesinin başörtüsü ile ilgili kararını tartışmaktı. Programa Özgür-Der vasıtasıyla davet edilmiştim. Benim davet edilmemin sebebi 1998’de bir dizi problemler yaşayıp 2000 yılında yurt dışına çıkmak zorunda kalmam dolayısıylaydı. 1998 yılında İstanbul Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu 2. sınıf öğrencisiydim, başörtüsü yasağı sebebiyle bir final sınavından polis zoruyla çıkarılmak istendim. Fakat ben bu kararın insanlığa, hukuka haykırı olduğunu ifade ettim, hocam ise bana ya insan gibi giyin ya da defol buradan demişti. Sonra sınıfı robocoplar bastı.

Bu süreçte çocuğunuzu düşürdüğünüz ifade edilmişti. Uğradığınız muamele ise bu yasağın ne boyutlara ulaştığını simgeliyordu. Peki bu süreç sizin psikolojinizi nasıl etkiledi?

O sıralarda çok tecrübesizdim. Düşünsenize sizin için sınıfınızın içi polis doluyor! Ben de bir refleksle sınıfın içinde koşturmaya başlamıştım. Sanki onların elinden kurtulmam mümkünmüş gibi. O dönemlerde çocuk bekliyorduk aklıma hemen çocuğumu hapishanede getirme korkusu olmuştu. Sürekli kabuslar görüyordum, çok küçük şeylerden dolayı ağlamaya başlıyordum, mahkemeye her çıktığımda medyanın aynı bugünlerde olduğu gibi bir baskısı vardı bir suçlu muamelesi görmek beni çok yıpratmıştı, ilk kez hapis istemiyle yargılanan başörtülüydüm velhasılı…

NEDEN İLTİCA ETTİ? TÜRKİYE'Yİ SEVİYOR MU?

Hangi düşünceler sizi ilticaya yönlendirdi?


Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Türkiye’den gitmeyi hiç istemiyordum, eşiniz, dostunuz, aileniz her şeyiniz burada, kurulu düzeniniz var ve Türkiye’de yaşamayı seviyorum ancak yasak sürecinde 3 kere gözaltına alındım, davam 6 ay hapis cezasıyla sonuçlandı. Bu para cezasına çevrilmiş olsa da devam eden hakkımda 2 tane daha dava vardı, bu süreçte aldığım tehdit telefonlarından dolayı ve gözaltında yaşadığım maddi ve manevi işkenceye tabi tutuldum. Örneğin 8 saat karanlık bir ortamda yalnız başıma tutuldum, Emniyet müdürünün karşısına çıkarıldım ciddi boyutlarda aşağılandım, hakaretlere maruz kaldım, bütün bunlar yetmiyormuş gibi yerlerde sürüklendim, tekmelendim, çocuğumu düşürdüm ve kolum kırıldı. Allah aşkına soruyorum size iltica etmemem için sebep var mı?!

Bu yaşadıklarınız ve ilticanız Türkiye hakkındaki düşüncelerinizi değiştirdi mi? Türkiye’yi seviyor musunuz?


Elbette seviyorum! Benim ilticam daha güzel yarınlarda daha güzel bir Türkiye’ye geri dönme umuduyla yapılmış bir hicretti. İnsan doğduğu, büyüdüğü yeri sevmez mi? Bana bu zulümleri yapanların değil zulme uğrayanların evidir Türkiye. Buranın ev sahibi biziz onlar değil…

Atatürk hakkındaki tek cümlelik sözünüz gündeme oturdu. “Atatürk’ü sevmiyorum” ile ne demek istediniz?

Ben tarihte yaşamış ve ölmüş bir şahsiyeti tartışmıyorum. Ben o şahsiyetin düşüncelerini ve o şahsiyete mal edilerek üretilen düşünce ve uygulamaları tartışıyorum. Yani sevmediğim şey bunlar. Konuyu bu noktaya getirenler ise sanki Atatürk’ün şahsına bir saldırı varmış gibi göstermeye çalışıyorlar. Burada da durmuyorlar sanki Atatürk’ün düşünceleri Türkiye ile özdeş hale getiriliyor. Yani bir şahsın düşüncelerine katılmıyorsanız Türkiye’ye düşmansınız vatan hainisiz! Böyle mantık ancak Kemalistler’de var herhalde…

"BEN MAZOŞİST DEĞİLİM"

Oysa ben, Atatürk’ün kendisini deklare ettiği düşüncelere katılmıyorum. Katılıp katılmamak ta en doğal insani hakkım. Onun hayat tarzıyla benim hayat tarzım arasında onun inançlarıyla, düşünceleriyle benimkiler arasında uçurumlar var. Dolayısıyla düşüncelerimiz örtüşmediği için de içimde bir sevgi beslemiyorum. Benim Mustafa Kemal’in şahsıyla bir sorunum yok. Eğer Atatürk’ün düşünceleri ve Atatürkçülük biraz önce anlatmış olduğum başıma gelen şeylere sebebiyet veriyorsa, hayatımı zindan ediyorsa neden seveyim bu düşünceleri? Kimse kusura bakmasın ben mazoşist değilim!

"ATATÜRK'E HAKARET ETMEDİM, BUNA HAKKIM DA YOK"


Tüm bunların sebebi dahi olsa inandığım Din’in ilkeleri gereği benim kimseye hakaret etme hakkım yok. Bu sebeple Mustafa Kemal’in şahsına yönelik ne dün ne de bugün herhangi bir hakaret etmedim etmem de ama Önder Sav Peygamberimiz’e hakaret etti Hacla alay etti o zaman nerdeydi medya?

"ATATÜRK'Ü KENDİ EL YAZILARINDAN OKUYALIM"


Örneğin Atatürk’ün düşüncelerini tarafsız bir gözle değerlendirmek isteyenler Uğur Mumcu’nun konuyla ilgili kitaplarına bakabilirler. O Kazım Karabekir’in M. Kemal’e yönelik eleştirilerini kitaplarına almış. Dr. Rıza Nur’un Hatıratını da okumalarını tavsiye ediyorum seviyor-sevmiyor polemikçilerine…

Benim olay yaratan bu bir cümlelik cevabım bana dava açılması yerine bu ülke insanlarının komplekse kapılmadan kimseyi yerin dibine batırmak ya da yüceltmek maksadıyla değil sadece gerçekleri tartışmak için bir paylaşım zemini oluşturmalıydı.

Taha Akyol’un Hangi Atatürk kitabı daha yeni çıktı bence bu olumlu bir adımdı. Polemikten kurtulmak için benim ve benim gibi düşünenlerin “neden sevmediği” merak ediliyorsa Atatürk’ün manevi kızı Afet İnan’ın  derlediği bir kitap var işe bu kitabın değerlendirilmesiyle başlanabilir. Mustafa Kemal’in kendi el yazısıyla yazılmış din ve inanç hakkındaki düşüncelerini içeriyor bu kitap. Hatta bu eser 30’lu yıllarda Liselerde vatandaşlık bilgisi ders kitabı olarak ta okutuldu. Bu kitapta Atatürk kendisini Darwinizmle tanımlıyor, yaratılışa inanmıyor, Kur’an’a tamamen materyalist bir bakış geliştiriyor bugün Öder Sav’ın ağzından kaçırdığı ifadeleri Atatürk açıkça ifade ediyor. Yanılmıyorsam bu kitabı Kaynak yayınları tekrar basmıştı, Cumhuriyet gazetesi de okurlarına hediye olarak vermişti. O kitap okunursa bizim neden hangi düşünceleri sevip sevmediğimiz daha net anlaşılır. Bu düşüncelere katılıp katılmamakta herkes özgürdür. Sonuçta şahsı ölmüştür ve inancımıza göre hesabını Allah’a verecektir. Onun için şahsıyla uğraşmanın, sövmek doğru ve ahlaki değil. Ama fikirlerini masaya yatırmak lazım.

Siz Atatürk konusundaki fikirlerinizde yalnız mısınız?

Hayır, ayrıca ifade etmeliyim ki bu konuda ülkemizin çok değerli bilim adamları eleştirel eserler kaleme almışlar. Hem sadece İslamcılar değil pek çok farklı düşünceden insan bu eleştirileri getirmiş. Örneğin Sosyalistlerden Prof. Dr. Fikret Başkaya’nın “Paradigmanın İflası” isimli kitabı çok önemli. Merak ediyorum bana saldıran insanların bu kitapların isimlerinden dahi haberleri var mı? Sonra Liberal aydın Prof. Dr. Atilla Yayla var. Kemalistler onun seviyesine çıkamadıklarından Yayla hoca da lince maruz kalmıştı…

Tarihçi yazar Ayşe Hür, Metin Karabaşoğlu, Hasan Hüseyin Ceylan bu isimlerin ilmi araştırmalarını görünce yalnız olmadığımı görüyorum. Hakaret yok sorgulama var çünkü…

MURAT BARDAKÇI İDDİASI...

Bir de fikirlerini açıktan söyleyemeyenler var. Örneğin tarihçi Murat Bardakçı kuliste Ben de Atatürk’ü sevmiyorum dedi buna şahidiz arkadaşla birlikte. Ama baskı ve konum insanları farklılaştırıyor herhalde…

Hakkınızda Atatürk’ü koruma kanuna muhalefetten hakaret davası açıldı. Atatürk’ü sevmemenin hakaret kapsamında değerlendirlmesine nasıl bakıyorsunuz?

Yeryüzünde sanırım Hitler Almanyası ve Kuzey Kore’de rastlanabilecek bir mantıksızlık bu. Birisini sevmemek ona nasıl hakaret olur!

Programa davet edilirken Fatih Altaylı size şartlar sundu mu?


Hayır program gayet güzel başlamıştı çünkü programın konusu başörtüsüydü ama ne olduysa bir anda konu önce Humeyni’ye sona Atatürk’e uzandı. O sorular sorulmasaydı daha iyi olurdu sonuçta konu saptı.

Siz programda kim adına konuştunuz? Dernek ya da tüm başörtülüler adına mı yoksa şahsınız adına mı?


Ben oraya bu mücadelenin bedel ödemiş bir ferdi olduğum için davet edilmiştim, elbette sadece şahsımı bağlayan düşüncelerimi ifade ettim ama başörtülülerin uğradıkları zulümleri bir kez daha anlatmak için oradaydım. Kamuoyunda şöyle bir yanılgı var. Tüm başörtülüler aynı şekilde düşünür ve yaşar diye bu yanlış. Tıpkı başı açıklara olduğu gibi. Solcu başık açık var, sağcı var. Terörist başı açık var, bilim kadını başı açık var hepsi bir mi yani…

"HUMEYNİ TARTIŞILMAZ KUTSAL BİR ÖNDER DEĞİL"

İmam Humeyni hakkındaki görüşleriniz neler? Atatürk-Humeyni kıyaslamasına nasıl bakıyorsunuz?


Evet Humeyni’yi seviyorum. Çünkü bir Müslümanım ve dinim bana kardeşlerimi sevmemi öğütlüyor. Bu demek değil ki onun yılmaz takipçisiyim, onun tüm görüşlerine katılıyorum. Kevserle bizi bu konuda eleştirenler kendilerinin Atatürk’e baktığı gibi bizim Humeyni’ye baktığımızı sanıyorlar. Oysa bizim dinimizde kimseye şartsız itaat yoktur Allah dışında. Humeyni bir Müslümandır ve eleştiriye açıktır biz kimseyi kutsayıp tartışma dışı ulu bir önder ilan etmiyoruz. Humeyni’yi neden sevmiyorlar? Onlar gibi emperyalizmle işbirliği yapmadığı için sevmiyorlar, kendi ülkesinin tam bağımsızlığını gerçekten kurduğu için, İsrail’e düşman olduğu için sevmiyorlar yani malumun ilanı kişi sevdiğiyle beraberdir. Peki ben Humeyni’yi neden seviyorum? Öncelikle bir Müslüman olmasından sonra da kendi halkının Şah diktatörlüğüne karşı verdiği onurlu bağımsızlık mücadelesinin lideri olduğundan. Ayrıca sadece kendi ülkesindeki diktatörlüğe değil küresel emperyalizme karşı da direndi. Çok sade yaşadı ve halktan biriydi. O saraylarda yaşayıp saraylarda ölmedi… Tıpkı bugün Ahmedinejad’ın direnmesi gibi sadeliği gibi…

Hem Humeyni’nin tek bir sözü var mı Türkiye’yi işgal edelim diye, Humeyni komşu ve kardeş ülke İran’ın dost ve bilge liderdir benim için. O kadar gerisi beni ilgilendirmez…

Yalnız ifade etmeliyim ki Humeyni sorusuyla Atatürk sorusu ard arda geldi. Yani böyle bir mukayase yapılacağını ve linç kampanyasına yol açacağını düşünemedim. Biz oraya bunu konuşmaya çıkmamıştık.

"CANLI YAYIN KAZASIYDI DAHA DİKKATLİ OLMALIYDIM"

Bu durum bir canlı yayın kazası mı?


Tabi ki, zaten bana canlı yayın öncesi bu konuya girileceğini söyleselerdi ya o konuya girmezdim ya da bu konu hakkında daha stratejik cevaplar hazırlayabilirdim. Her şey bir anda gelişti ve sonuçları cevaplarımızı aştı. Başka yerlere çekildi. Ya da şöyle de diyebilirdim: Atatürk’ü Allah ne kadar seviyorsa ben de o kadar seviyorum…

Atatürkçülüğün ciddi bir biçimde masaya yatırıldığı bir programa katılır mısınız?

Bir sözümden bunlar oluyorsa bugün için bu soru herhalde bir hayal. Ama gelecekte düşünce özgürlüğünün garantiye alındığı bir gün olursa o zaman elbette katılırım. Bugün benim üzerimden topluma verilen bir mesaj var. “Susun, akletmeyin, sorgulamayın ve itaat edin. Duygularınız bile bizim istediğimiz gibi olmalı” mesajı…

"PROVAKATÖR DİYENLER İSPATLASIN YADA ÖZÜR DİLESİN"

Hakkınızda provakatör olduğunuza dair iddialar var. Bu iddialara ne diyeceksiniz?


Öncelikle eleştiriye sonuna kadar açığım, ama hakarete varan saldırıları nasıl anlayışla karşılayabilirim. Sonunda cumhuriyet gazetesi bizi eşek olarak çizdi! Bu mu özgür düşünce ve çağdaşlık! Ama onların yaptıklarından çok beni yaralayan şey bizim insanımız dediğimiz bazı kesimlerin yayınları. Örneğin STV iki gün hakkımda yayın yaptı. Düşünebiliyormusunuz benim için bu kanal peygambere hakaret etti bile dedi. İnsanların hakkımda iddiları varsa ellerinde kanıtları olması lazım, kanıtları yoksa öncelikle benimle görüşmeleri lazım. Gayrimüslimlere olabildiğince hoşgörülü olan kesimin televizyonu iş Müslüman birine gelince büyük haksızlığa imza attı. Ben üç çocuk annesi mü’mine bir bayanım. İnanın bana yapılan linç kampanyası bu kesimin TV’sinin yaptığı yayınlar kadar dokunmadı. Fadime Şahin’e bile benzettiler beni. Bu yüzden sabahlara kadar uyuyamadım ve ağladım…

Ne garip değil mi kendilerini Atatürk muhalifi bir zatın takipçileri olduklarını iddia eden bir cemaat nasıl davranıyor. Bu kişiler herkesle diyaloğa geçiyorlar ama böyle önemli bir konuda bana bir telefon edip sorma ihtiyacı bile hissetmiyorlar. Oysa ben onlara ulaşmak ve cevap hakkımı kullanmak içim en az 10 kişiyi araya sokuyorum ulaşamıyorum, Uğur Dündar ve Ali Kırca bana ulaşıyorlar ama bu kanal bana ulaşamıyorlar peki ne yapıyorlar benim görüntülerimle Müslüm Gündüz’ün çıplak görüntülerini ardı ardına veriyorlar. Peygamberimize hakaret ettiğimi iddia ediyorlar. Takdiri kamuoyuna bırakıyorum, Allah’a havale ediyorum…

Medya Lincinin bu denli şiddetli olmasını neye bağlıyorsunuz?


Burada haberi yapılan ben değilim aslında, korkulan şey halkın onların istediği kalıpların düşünmesinden duyulan korkudur. Kumdan kalelere yaklaşan dalgadan korkan çocuklar gibi…

Benden hep özür dilemem, sözlerimi geri almam istendi, bu para karşılığında teklif edildi. Bu ahlaki düşüklüğe boyun eğersek Rabbimize ve çocuklarımıza ne hesap vereceğiz? Bir de Yaşar Nuri Öztürk var tabi sahnede. Bana, seçim otobüsünden hitap eder gibi, haçlı seferindeki rahibe kıyafetli dedi.

SÖMÜRGECİ DEĞİLİM

Türkiye İngiliz sömürgesi olsun mu dediniz?


Kastım şudur ki Açık sömürgelerde konumunuz bellidir. Ona göre muamele görürsünüz ama Türkiye gibi örtük sömürgelerde size sahte konumlar verip esirken bile alabileceğiniz haklarınızı elinizden alırlar. Bunun için örtük sömürü açık sömürüden bile kötüdür. Bunu kast ettim. Yoksa zaten hedefimiz tam bağımsız bir Türkiye, İsrail’e ve ABD’ye ve İngiltere’ye  karşı ayakları üzerinde kardeşleriyle birlik olan bir yönetim. Hatırlayın ABD, İsrail ve İngiltere’nin en büyük müttefiki kim? Ben miyim yoksa bu ülkenin en büyük Atatürkçü kurumu olan TSK mı? Ben diyorum ki Türkiye resmi ideolojiyle Guantanamo olmasın…

Nasıl bir Türkiye düşlüyorsunuz?

Düşünce özgürlüğünün hakim olduğu,  kimsenin farklı olduğu için baskı altına alınmadığı bir Türkiye elbet özlemimdeki Türkiye. Örneğin Kürtlerin ana dillerini konuşabildikleri eğitimini alabildikleri, kadınların töre cinayetlerine kurban gitmediği bir Türkiye. Sosyal adaletin sağlandığı, emekçilerin emeğinin hakkının teri kurumadan tam olarak verildiği bir Türkiye. Çocuklarımın hiçbir ideolojik dayatma, yemin töreni vs. olmadan alternatif biçimde okuyabileceği okulları olduğu bir muhtırasız, darbesiz bir Türkiye, vicdani reddin doğal olduğu bir Türkiye…

Son olarak Time Turk okuyucusuna mesajınız nedir?

Ben Kur’an’ı anlamak için okumaya başladıktan sonra Müslüman oldum. Bunun için hayatımızı yönlendirecek en önemli kaynak Kur’an. Benim tavsiyem sağlıklı biçimde düşünebilmek, akledebilmek için, ölmüş modern ya da geleneksel ululaştırılan şahsiyetlerden medet ummamak için Kur’an’a anlamak ve yaşamak için sarılsınlar. Kur’an’ın muhatabına kazandırdığı dünya görüşü ve yaşam tarzı bence en önemli varlığıdır. Biz Müslüman kadınların bu çerçevedeki en önemli yaşam tarzı belirtileri de tesettürleri. Bu zamanda bizi Rabbimizin başörtüsü ile sınadığına inanıyorum. Bu sebeple tesettürün kıymetinde resmi ideoloji tarafından habersiz bırakılmış başı açık kardeşlerimizi örtünmeye, tesettürlerini kuşanmaya davet ediyorum. Örtülü kardeşlerime de örtülerinin tüm diplomalardan, kariyer hayallerinden ve tavizlerden değerli olduğunu bir kez daha hatırlatıyorum. Sadece tesettür değil Rabbimin herhangi bir tek ayetinden vazgeçmemiz isteniyorsa karşılığında ne sunulursa sunulsun vazgeçmemeliyiz.Ben bu direncimizi Kur’an ahlakının, imanın bir gereği olarak görüyorum. Çünkü onlar böyle pırıl pırıl duracak bir Kur’an Neslinden korkuyorlar. Kur’an Neslini yeniden inşa edelim duasıyla selamlıyorum tüm kardeşlerimi...

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
KAYNAK
Logged
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.814 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu