Ahmet Türk ve PKK

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > GÜNDEMDEKİLER > Haberler > Güncel Konular (Moderatör: Yonetim) > Ahmet Türk ve PKK
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: Ahmet Türk ve PKK  (Okunma Sayısı 211 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
20 Mayıs 2008, 03:27:46 ÖS 15
Üye Bilgileri
BaD-ı SaBa
Ziyaretçi
« :»

    Ahmet Türk ve PKK
   
 Mehmet METİNER

"Ben diyorum ki PKK'nın silahlı mücadelesi Kürtlere zarar veriyor." Bu sözler DTP Grup Başkanı Ahmet Türk'e ait.

Kuzey Irak gezisi esnasında Türk, Talabani'nin internet sitesine konuşurken böyle diyordu. Türk'ün konuşmasının bütünlüğü "şiddet siyasetinin çözümsüzlüğü" üzerine kurgulanmış. Türk, şiddet siyasetinin herkese zarar verdiğini söylüyor. Bunlar bir yönüyle DTP'nin genel yaklaşımları aslında. Bu yaklaşımın, PKK şiddetine karşı çıkılıyor gibi bir görüntü veriyor olsa bile aslında PKK'yı "Kürtleri inkâr ve imha siyaseti"nin doğal sonucu olarak gösterip meşrulaştıran bir argümana yaslandığı da bilinmiyor değil! İlk defa Türk bu genel yaklaşımın içine PKK'yı da eleştiren bir yeni unsur ekliyor. Ses getirmesi de bu yüzden. Türk böylelikle bir sorgulama sürecini başlatmış oldu.

PKK'YA BAĞIMLI BAKIŞ AÇISI

DTP tarafından bir dogma olarak savunulan "PKK, Kürt sorununun bir sonucudur" biçimindeki anlayış elbette sorgulanmalıdır. Çünkü PKK'nın beslendiği vasat "Kürt sorununun çözümsüzlüğü" üzerine otursa bile, PKK'nın da sürdürdüğü silahlı mücadele dolayısıyla "Kürt sorununun çözümsüzlüğü"nü derinleştiren bir kronik sorunsala dönüştüğü de bilinen bir gerçeklik. Bu yüzden "Kürt sorunu" ile "PKK sorunu" nu birbirinden özenle ayırarak yol yürümek gerekiyor. DTP'nin PKK ile Kürt sorununun çözümünü özdeşleştiren geleneksel bakış açısı, PKK'ya rağmen yalnızca Kürt sorununun çözümünü önceleyen bir bakış açısını "ihanet"le suçluyor. Bu da DTP'yi "sorunun bir parçası" haline dönüştürüyor.

Bunu söylemek, DTP'ye "PKK'yı karşına alarak siyaset yaparsan ancak çözüm gücü olabilirsin!" anlamına gelmiyor elbette. Biliyorum, DTP PKK'ya rağmen, hele hele PKK'ya karşıt bir siyaset asla izleyemez. Buna ne kendi içsel yapısı ne üzerinde siyaset yaptığı "sosyolojik kitle" izin verir. DTP'yi Meclis'e taşıyan milyonlarca Kürt yurttaşımızın doğrudan PKK'nın etkisi altında olduğunu saklamaya gerek yok.

DTP'yi PKK üzerinden köşeye sıkıştıran siyaseti bu yüzden "çözümsüzlük siyaseti" olarak görenlerdenim. Bu tarz siyasetler, son tahlilde PKK'nın toplumsal gücünü artırmaya yarıyor. Dahası, militanlaşma sürecine de hız katıyor. Demem o ki, bağımsız siyaset yapabilme özgürlüğü, DTP'nin hem PKK hem Kürt sorununun çözümüne katkı sunmasını daha bir mümkün hale getirir. PKK'nın DTP'nin elinden bu imkanı dahi almış olması, çözüm siyasetinin önünü tıkıyor.

YOL AYRIMI MI?

Ahmet Türk'ün sözleri, DTP içinde var olduğunu bildiğimiz siyasi çatışmanın giderek yol ayrımına doğru evrildiğini mi gösteriyor? Bence evet! Türk ve arkadaşlarına vitrin için gerekli görülüp paye verildiği göz önünde bulundurulursa Türk'ün bu "çizgi dışı"na çıkan söyleminin var olan güvensizliği ve çatışmayı daha da derinleştireceği öngörüsünde bulunmak hiç de yanlış olmaz! Türk'ün bu sözleri PKK açısından da yenilir-yutulur türden değildir.

Çünkü bu yaklaşım Talabani'nin yaklaşımıyla birebir aynilik arz ediyor. Hatırlarsanız Talabani kendisiyle yaptığım röportajda PKK'nın silahlı mücadelesiyle Kürtlere zarar verdiğini belirtiyordu. Talabani'nin bu sözlerine o tarihte PKK üst düzey yöneticileri sert tepki göstermiş ve kendisini "özür dileme" ye davet etmişlerdi. Türk'ün bu görüşünün partinin resmi görüşü olmadığı DTP yöneticileri tarafından açıklandığına göre ortada "derin bir kırılma" var demektir. Bekleyip görmek lazım!..

ŞİDDET ÇÖZÜMSÜZLÜKTÜR

Türk'ün bakış açısı, bütünlüklü olarak, bir "çözüm siyaseti"nin gerekliliğine vurgu yapıyor. PKK'nın silahlı mücadelesi Kürtlere ne kadar zarar veriyorsa, hâlâ Kürt sorununun varlığını inkâr eden ve PKK'yı sadece askeri yöntemlerle bitirilebilecek bir örgüt olarak değerlendiren bir Türk bakış açısı da Türklere zarar veriyor. Çeyrek asırlık acı deneyimden çıkaracağımız dersler olmalı.

Aksi takdirde nice yıllarımız ve canlarımız heba olup gidecek demektir. PKK sadece dağlardaki unsurlardan ibaret bir örgüt değildir. Milyonlarca Kürt yurttaşımızı harekete geçirebilen bir örgüt gerçekliğiyle yüz yüze bulunuyoruz. DTP'nin bölge belediyelerindeki ve TBMM'deki varlığı, PKK'nın siyaseten gücünü gösteriyor. Bu demektir ki, PKK'nın beslendiği bir vasat var. PKK kendisini besleyen bu vasat var olduğu sürece varlığını şu veya bu biçimde sürdürecek demektir. PKK asıl siyaseten yenilmelidir. Bu da PKK'nın beslendiği vasatın ortadan kaldırılmasıyla mümkün olabilir. "Siyasi çözüm"den kastım budur.

SİYASİ ÇÖZÜM SÜRECİ....

Kuzey Irak'taki Kürt yönetimiyle resmi düzeyde ilişkilenme siyasetini benimseyen yeni "devlet aklı", artık içeride de Kürt sorununun demokratik-kültürel çözümüne odaklı bir süreci başlatmalıdır diyorum. Dağdakilere, "gelin teslim olun!" demekle olmuyor bu iş! İki aşamalı bir "siyasi çözüm süreci"ne ihtiyaç var: 1. PKK'ya rağmen Kürt sorununun çözümüne dönük demokratik-kültürel açılım siyasetine ağırlık vermek. 2. PKK'nın lider kadrosunu dışta tutacak geniş kapsamlı yeni bir "eve dönüş" yasasını hazırlamak.

Lider kadro için başka bir ülke formülü, başkaca güçler (ABD, Talabani ve Barzani) tarafından pekâlâ devreye sokulabilir. Hiçbir şey yapılmazsa, yani geleneksel devlet aklı ve refleksiyle yola devam denilirse, korkarım ki "PKK'nın silahlı mücadelesi Kürtlere zarar veriyor" diyenlerin sesi artık çıkmaz olur. Dahası, bölge halkı yüzünü tekrar şahinlerin yönetimindeki DTP'ye çevirir. İşte o zaman hep birlikte kaybederiz.



Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.053 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu