Anmak mı, anlamak ve yaşamak mı?

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > PEYGAMBERLER ve Örnek Şahsiyetler (Bilgi Platformu) > Peygamber Efendimiz S.A.V (Moderatör: Yonetim) > Anmak mı, anlamak ve yaşamak mı?
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: Anmak mı, anlamak ve yaşamak mı?  (Okunma Sayısı 470 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
25 Nisan 2008, 03:14:58 ÖS 15
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« :»

Anmak mı, anlamak ve yaşamak mı? (1)
Peygamberimiz bir Müslüman için "anı" olabilir mi? Anılar "geçmişte kalanı", "geçip gitmiş olanı" temsil ederler. Peygamberimiz bir Müslüman için "anılarda kalan", "geçip gitmiş olan", dolayısıyla "anılan" mıdır?


Hemen belirtelim ki, tüm "anmalar", unutmanın zımni bir itirafıdır. Unutulmayanın, hele hayatın ta merkezinde olanın, "anılmasından" söz edilemez. Birini anmak, hatırlamaktır. Hatırlamak, iyidir. Ama bu Peygamberimiz ise, onu hatırlamakla teselli olmak, bir o kadar düşündürücüdür.


Allah onu "izlememizi" emretti. Çünkü o yeryüzünde iz bırakan, yerde yürüyen bir "insan" idi. Allah zatını izlememizi bunun için emretmedi. Zatına olan sevgimizi, Elçi'sini izleyerek isbat etmemizi emretti: "De ki, eğer Allah'ı seviyorsanız, beni izleyin ki Allah da sizi sevsin; günahlarınızı mağfiret etsin."


Kur'an'ın helak kıssasını anlattığı tüm inkarcı kavimler, kendilerine gönderilen "insan peygamberi" inkar hususunda ortak tavır gösterirler. Kur'an hepsinin de gönderilen elçiyi reddederken "Bize bir melek gönderilmeli değil miydi?" dediğini nakleder.


Bu iki şeyin göstergesidir:


1) İnkarcı kavimlerin iman etmeye gönüllü olmadıklarının. Zira bu bir sahte mazerettir. Bununla, "Biz hayat tarzımıza müdahale ettirmeyiz" demeye getirirler. Zira bir meleğin davranışları bir insan tarafından "örnek" alınıp üretilemez. Mahiyetleri farklıdır. Eğer elçi gönderilen bir melek olsaydı, bu kez de "O melek, biz insanız; biz nasıl onu örnek alalım?" diyeceklerdi.


2) İnkarcı kavimlerin insan soyuna olan güvenlerini tamamen yitirdiklerinin. Baksanıza "Bize bir melek gönderilmeli değil miydi?" diyorlar. Bu "herkesi kendi gibi görmek" deyiminde ifadesini bulan ruh halidir. Kendileri o kadar sapmışlardır ki, bu sapma onların insan türüne olan güvenlerini kökten yok etmiştir.


Peygamberimiz bir Müslüman için sadece bir "anı" değilse, Kutlu Doğum münasebetiyle içinden geçilen şu günlerdeki etkinlikler de, "Dostlar beni hatırlasın" türünden bir "anı"ya dönüştürülmemelidir.


Diyanet'in yuvarladığı küçük kar topu, büyüdü büyüdü kocaman bir dağ oldu. Günlere, haftalara sığmadı. Kutlu Doğum Haftası olarak başlatılan merasimler, Nisan'ın tamamına yayıldı, Nisan neredeyse kutlu doğum ayı haline geldi. Camilere sığmadı. Salonlara, hatta statlara taştı.


Bu yıl kutlamalar isim değiştirdi. Anlamlı bir jestle "Kutlu Doğum Haftası" artık "Peygamberler Haftası" olarak kutlanacak. Geçen yıl Danimarka'da ortaya çıkıp bir çok Batı başkentinde yayımlanan çirkin karikatürler, insanlığın son adası olan Hz. Peygamber'i dünyanın gündemine oturttu. Bu iş âdetâ, cüzi şerle murad olunan külli hayra dönüştü. Müslümanların alemlere rahmet Hz. Muhammed'le olan irtibatları tazelendi.


Batı, Müslümanların verdiği tepkiyi anlamadı. Biz de Batı'nın anlamayışını anlamadık. Bunun temelinde, Hıristiyan Batı'yı peygamberli saymamız yatar. Oysa, Hıristiyan Batı (ateist Batı'dan söz etmiyorum) bizim inandığımız anlamda bir "peygamber tasavvurundan" yoksundu. Yani peygambersizdi. Onlar Hz. İsa'yı tanrılaştırdıkları günden beri peygambersizler. Teslise inanan birinin inancında peygambere yer kalmamıştır. Onun için de, peygamberli bir dini, toplumu ve ferdi anlayamıyorlar.


Biz Müslümanların peygamber sevgisini de anlayamadılar. Hatta geçmişte Hz. Meryem'e yönelik Batı'da ortaya çıkan çirkin davranışlara Müslümanların tepki göstermesini de anlayamadılar. Zaten bu, karikatür terbiyesizliği münasebetiyle girdikleri "Siz de İsa için aynısını yapın, ödeşelim" tavrından anlaşılıyordu.


Bu arada, her zaman olduğu gibi bizde de işin istismarını yapanlar çıkmıyor değil. Peygamberimizle ilgili yayıncılık alanında yaşanan şu enflasyona bir bakın. Nasreddin Hoca'nın kazanı gibi, eski kitaplar yeni yavrular doğuruyor. Ciddi bir siyer okuru bile olmadan siyer yazmaya kalkanların haddi hesabı yok. Kaş yapayım derken göz çıkarılıyor. Vahyin inşa ettiği bir peygamber tasavvurundan mahrum olarak yazılmış, hakikate ve kaynağa sadakat kaygısı taşımayan harcıalem ve çala kalem eserler.


En tehlikelisi de, bu işin Cahiliyye şiirininn ana damarlarından biri olan "mehdiye" yarışına dönmüş olması. "Kim daha çok övecek?" yarışı çığırından çıkınca, iş Hz. Peygamber'i "tanıtma" değil, "tezgahlama" yarışına dönüşüyor. Olan, vahyin inşa etmeye çalıştığı sahih "peygamber tasavvuruna" oluyor. Efendimizi tanıtma iddiasıyla çıkılan yolda, efendimiz tanınmaz hale getiriliyor. Allah'ın "örnek" göstererek hayatımızda üretmemizi istediği bir değeri, bizler acımasızca ve arsızca "tüketmeye" koyuluyoruz.


Şimdi cevaplanması gereken sualler şunlar: Peygamberimizin bizim methiyemize mi ihtiyacı var, yoksa bizim onu örnek alıp hayata taşımamıza mı ihtiyacımız var? Bu ikincisi gerçekleşmiyorsa, birincisi ona ödenmiş bir "manevi rüşvet" olmaz mı? Dahası, o adıyla sanıyla zaten "övülmüş"tür. Onu Allah övmüştür. Onun bizim övgümüze ihtiyacı yok, ama bizim onun modelliğine ihtiyacımız hadsiz. Hal bu iken, neden böyle yaparız?


"Güzel örnek"i kendi hayatlarımıza taşımanın nasılını konuşmaya devam.


7 nisan 2006
Mustafa 0slamolu
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
25 Nisan 2008, 03:16:34 ÖS 15
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #1 :»

Anmak mı, anlamak ve yaşamak mı? (2)
Keşke, andığımız kadar anlayıp yaşayabilseydik. Allah Rasulü'nü anmalar, eğer anlayıp yaşamaya kapı aralıyorsa anlamlıdır.


Sevgi var, sevileni anlamayı kolaylaştırır. Sevgi var, sevileni anlamayı zorlaştırır, hatta imkansız kılar. Birincisi bedeli ödenmiş sevgidir, ikincisi ise bedeli ödenmemiş, hakkı verilmemiş sevgi. Sevileni anlamayı kolaylaştıran sevgi tanıdıkça artan sevgidir. Bu birbirini tetikler: Sevdikçe tanır, tanıdıkça sever insan.


Allah Rasulü'nün hayatıyla derinden ve yoğun irtibat kuranlar, sümmettedarik olağanüstülüklere itibar etmezler. Buna gerek duymazlar. Çünkü böylesine berrak bir hayat kaynağını keşfedenin, boz bulanık sulara dalmaya ihtiyacı yoktur.


İbn Hazm'ın Cevami'u-Sîra'da söylediği "Onun peygamberliğine başka hiçbir delil olmasa yaşadığı hayat tek başına yeterdi" mealindeki sözü, ne demek istediğimi anlatmaya kafidir. Aynı tavrı, bütün bir ömrünü onun hayatını anlamaya ve anlatmaya vakfeden Muhammed Hamidullah Hoca'da da görüyoruz. Bunu söylemek kolay değildir. Bunu söylemek için bunu fark etmek lazım. Bunu fark etmek için, onu anlamak lazım.


Onu anlamak, Kur'an'ın haber verdiği gibi, "belini neyin ikiye büktüğünü" anlamaktır. İniş üssü onun yüreği olan "ağır ve değerli sözü" (kavlen sakîlen) anlamaktır. Vahyi almaya başladığında Allah Rasulü'nün saçları, belli belirsiz birkaç ak tel dışında simsiyahtı. Fakat 47'sine geldiğinde orantı tersine dönmüştü. Hz. Ebubekir bir keresinde "Saçların (tez) ağardı Ya Rasulallah!" demişti de, o "Saçlarımı Hud, Vakıa, Murselat, Amme yetesaelun ve İze'ş-şemsu kuvvirat sureleri ağarttı" demişti.


Onu anlamak, biraz da onun belini ikiye büken, saçlarını ağartan şeyi anlamaktır.


Onun "insan" diye bir derdi vardı. Bu öyle bir dertti ki, Kur'an onu şöyle uyarmak durumunda kalacaktı: "Mümin olmuyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin!" Benzer bir ifade, Kehf suresinde, farklı bir ibareyle gelecekti: "Demek sen kalkıp eğer onlar bu hitaba inanmazlarsa, onların tepkilerine gücenip kendini helak edeceksin?"


İlahi denetim altındaydı. En ücra yerinden denetleniyordu. Hayatın tüm sıkıntılarıyla, bu ilahi denetim ve gözetim altında baş etmek zorunda olduğunu biliyordu. Taif günü taşlandığında, olanca genişliğine rağmen yeryüzü ona dar gelmişti. Alemlere rahmet olarak gönderilmişti ama, alemler içerisinde Allah'tan başka gidecek bir yeri, sığınacak bir mekanı yoktu. Her gerçek seven gibi onun da sevgisi sınanıyordu. Kan revan içinde döndü, giremediği Mekke'sini uzaktan seyrederken, yanaklarından süzülen yaşlar eşliğinde bir yandan da şu duayı ediyordu:


İlâhî!

Kuvvetimin tükendiğini sana arz ediyorum!

Gücümün azaldığını,

insanların gözünde küçük düştüğümü Sana şikayet ediyorum!

Ey merhametlilerin en merhametlisi!

Sensin ezilmişlerin Rabbi!

Sensin benim Rabbim!

Beni kimlerin eline bıraktın?

Bana gaddarlık yapan yabancıların eline mi?

Yoksa, davamı ipotek altına alan düşmanın eline mi?

Ama, eğer Sen bana gücenmedinse,

kesinlikle bunlara aldırmıyorum,

lakin ihsanın beni rahatlatacaktır!

Senin nuruna sığınırım;

karanlıkları aydınlatan nuruna,

dünya ve ahiretimi aydınlatacak nuruna!

Gelecek gazabın, bana ulaşacak öfkenden,

kaçıp kurtulacak bir sığınak arıyorum.

Sana sığındım, yeter ki razı ol!

Beni bir lahza kendimle baş başa bırakma!

Güç ve kuvvet sendendir, yalnız senden!


Hicret gecesi Sevr'in eteğinde beklemedi, kulun gücünün bittiği yer olan zirvesine çıktı. Ve orada söyledi "Ey Ebubekir! Üçüncüsü Allah olan iki kişiye kim ne yapabilir ki?" sözünü. Biliyordu ki, insanın gücünün bittiği yerde Allah'ın yardımı başlardı.


Vahyin uyarılarıyla, duygularına bile ince ayar çekiliyordu. Sert olduğu bazı durumlarda "Onlara daha yumuşak ve güzel davran", "onları kendi haline bırak", "aldırma", "kendi gündemini izle", "işine bak" gibi uyarılar alıyordu. Fazla yumuşak davrandığında ise "Onlara karşı daha sert ol", "onlara yüz verme" uyarıları alıyordu.


Belini iki büklüm eden yükün ağırlığı bu örneklerden sonra daha iyi anlaşılmıyor mu? Sanırım ona "Ben hüzünlerin peygamberiyim" dedirten de buydu. Dahası, vefat günü başucunda ağlayan Fatıma'sına "Ağlama kızım, baban bir daha acı çekmeyecek" dedirten de buydu.


Rabbim ona layık olmayı, onu sevmeyi, anlamayı ve yaşamayı her kula nasip etsin!


sonraki hafta Smiley

Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
25 Nisan 2008, 03:33:24 ÖS 15
Üye Bilgileri
SuVaRi
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 :»


Rabbim ona layık olmayı, onu sevmeyi, anlamayı ve yaşamayı her kula nasip etsin!

amin inş..Allah cc razı olsun serender..
kutlu doğum haftasına şöyle baktığımızda
güzel yanları olduğu gibi.üzücü ve kırıcı yanlarıda oluyor..
kutlu doğum haftasında; hangi kitapcıya uğrarsan uğra Efendimiz sav. ile ilgilii sayısını bilemeceğim kadar kitap olur...zikirler dualar salavat kampanyaları artar..buraya kadar güzel..
ama bundan sonrasıı; kitapcıda kitap yok..zikirler dualar salavat kampanyalar başka bahara bırakılıyor..
ömür katremizde...... bir aya......bunu sığdırmaya çalışmamız ne kadar doğru..islamoğluda aynı hüznü aksetmiş..
..
senai demircinin seminerine gitmiştim..
orda söylediği özlü sözü vardıı..Onlarn yaşadığı duyguyu hissedemeden.anlamamız imkansız..
elimdeki kitapta Efendimiz sav mirac hadisesi kısmındayım..şimdi O'nun  sav yerine kendimizi koysakk..
o hadise nasıl bir duygu hasıl etti onda..!!!(düşünülmesi gereken bir durum)
bir melek geliyor..ve Kuran ayetlerini birbir aksediyor...o vahiy gelişindeki duygularıı nasıldı.
(şimdi ben melek görsem karanlıkta korkarım herhalde yada aklı dengemi kaybettim galiba düşünce hasıl olur) ..
konuyla alakasız oldu ama aklıma geldi birden... Wink
...
duyguyu kendine yaşat ki..anlayasınn
gözyaşlarını nie akıttığını bilesin ki..sende ağlayasınn
ey ümmeti Muhammed..Efendini oku kii..onu tanıyabilesin...

Logged
25 Nisan 2008, 06:29:16 ÖS 18
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #3 :»

bana dua mi ettin süvari Huh? baristik mi yani konusuyormuyuz Huh?
yok öyle hemen üzdün beni bisürü bi kac dua daha et bakim Sad sarilmam sana olmaz isteee :S
ananeme de dua et olur mu tümörler kötü huylu cikmis Sad ve tekrar yaramazlik etmeyeceksen barisirim yoksa yok isteeee :Smiley

salat: salavat : hani birine çok yoruldum azcik bana ayrdim edermisin gibi bir talebe evet ederim demektir salat.
rasulün dünyada var olan mücadelesine katilmak yani

ve ayet: Allah ve melekleri rasule salavat getiriyorlar ey müminler sizde Ona salat edin...
destekleyin yani omuz verin.. sadece seave yazmayin seaveye indirgemeyin desteginizi...

ona salat edenlerden de Allah razi olsun..


Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
26 Nisan 2008, 11:22:41 ÖÖ 11
Üye Bilgileri
SuVaRi
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 :»

bana dua mi ettin süvari Huh? baristik mi yani konusuyormuyuz Huh?
ben kimseyle küsmem( hala bu soruyu sorman.beni tanımamandan kaynaklanıyor)
küsmek isteyeni engellemem.ama..gitmek isteyen gider.. Smiley


Alıntı
yok öyle hemen üzdün beni bisürü bi kac dua daha et bakim Sad sarilmam sana olmaz isteee :S
hmm ben üzdüm..ala ala farkında değilim.. Smiley.neyse deşelemim..
Alıntı
ananeme de dua et olur mu tümörler kötü huylu cikmis Sad
Rabbim cc acil şifalar ihsan eylesin inş..söylediğin andan itibaren dualarıma ekledim inş..
ama söylediğim gibi..vakti zamanı dolan herkes gidecek..metanetli ol..

Alıntı
ve tekrar yaramazlik etmeyeceksen barisirim yoksa yok isteeee :Smiley
yaramazlık benim ruhumda var..kimseye göre kendimi ayarlamam.. Wink
he küsme taraftarı olacaksan ona engel koymam.. Wink

Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.163 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu