"Doğum Günüm"

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > PEYGAMBERLER ve Örnek Şahsiyetler (Bilgi Platformu) > Peygamber Efendimiz S.A.V (Moderatör: Yonetim) > "Doğum Günüm"
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: "Doğum Günüm"  (Okunma Sayısı 415 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
22 Mart 2008, 01:49:44 ÖÖ 01
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3638
Nerden: ankara

WWW Offline
« :»


arkadaşlar muhteşem bir yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.......
ben ne kadar pervasız ve patavatsız konuşuyorsam muhterem duaekseni de tam tersi o kadar kibar ve nezih bir üslup içinde ama aynı meramı çok güzel anlatmaktadır.....buyrunuz :




"Doğum Günüm"
 

Etrafımdaki Müslümanların pür telaş koşuşturdukları, cemaatlerdeki,tarikatlardaki,vakıf ve derneklerdeki kardeşlerimin birbiriyle yarıştıkları günler.

Evet, Örneğim,Önderim

Senin bilmem kaçıncı "doğum gününü" en iyi organizasyonla kim kutlayacak yarışı,telaşı.

…. Cemaatinden kardeşlerim bin tane kırmızı gülü Seni temsilen dağıtacaklarmış.Buna sebeb; Hani Sen miraca çıkarken terlemişsin ve o terinden dünyaya düşen  bir damladan oluşan kırmızı güller varya onun anısına. 30 Mart Cuma günü bu  cemaat mensubu kardeşlerim hepsi evlerinde birer doğum günü pastası masaya getirilip üzerinde tek mumla Seni yadedeceklermiş.Böylece çocuklarının akıllarına Seni kazıyacaklarmış.Yine o gün tüm öğünlerde masaya bir tabakta Senin için koyup,tabağına bir adet kırmızı gül bırakacaklarmış.Tabağının yanındaki su dolu bardakta Senin içinmiş.

….Cemaatindeki kardeşlerimse dev bir organizasyonla bu güne kadar "eşi-menendi" görülmemiş bir hatim kampanyası başlatmışlar.Bilmem kaç bin adet hatmi şerifi Senin ruhuna hediye edeceklermiş.Yanı sıra bir o kadarda salavatı şerifte yine Senin içinmiş."Biz diğer cemaatler gibi maddiyata (gül,misvak vb.) yönelik değil,manevi hediye sunacağız Efendimize" diye övünüyorlar.

….Vakfının Senin Doğum Günün için düşündükleri ise bir sünneti yeniden diriltip,canlandırmak (!) amacıyla (bunca hengamede aklım karıştı sayısını unuttum) bilmem kaç bin tane misvak dağıtacaklarmış.

Ahhh Sevgili,Kutlu Elçi !

Anlayacağın biz Seni, Senden ve Senin "Anam ,babam sana feda olsun Ya Rasulullah" diyen ve bunu yaşamıyla ispat eden ashabından daha çok seviyoruz!

Bir kerecik Sen kendi doğum gününü kutlamazken,Sen'in Refiki Alâ'ya ulaşmandan sonra geride kalan ashabın ardın sıra, Sana doğum gününde hiç  hatimler göndermezken, mumlu,yaş pastalı, "Yaş Gününü" kutlamazken,kucak kucak kırmızı güller,düzinelerce misvaklar dağıtmazken, binlerce salavat getirip Sana hediye etmezken,

Bizler Senin 20 Ağustos 570 mi 20 Nisan 571 mi olduğu bile ihtilaflı  doğum gününü ilahilerle,coşkuyla,güllerle,misvaklarla …  doyasıya kutluyoruz. Anlayacağın,Kandil Mesajları,iletiler,telefonlar gırla gidiyor.

Evet, Canım Örneğim(sav) !

Ben tüm bu kutlamalar arasında yapayalnız hissediyorum kendimi. Katılamıyorum, kutlayamıyorum, eğlenemiyorum(!). Mahzun,garip,hüzünle daralan yüreğim elimde, aza koyuyorum dolmuyor,çoğa koyuyorum almıyor.

Velhasıl-ı kelâm ,beni Sen anlarsın düşüncesiyle Seni Senle konuşmayı,özlemimi,hasretimi Seninle gidermeyi düşündüğümde sadrımın genişlediğini,acımın sağaldığını hissettim.

Kur'an da Rabbim Seni "en güzel örnek" olarak sunuyor. Anlıyorum ki Seni örnek almalıyım. Ayak izlerini takip etmeliyim.Siyer,Tarih,Hadis kitaplarına yöneliyorum."Kutlu Doğum" sebebiyle düzenlenen Konferanslara kulak veriyorum.

-Terinin gül koktuğu yazıyor. Ne yapayım ben bazen ter kokuyorum.Gidermek için vücut temizliğime önem verip,yıkanıyorum.Elimde değil benim terim gül kokmuyor.

-Senin sesin herkesten gür çıkarmış,boyunda herkesten uzunmuş. Ama ben ses rengimi seçemem ki! İnce yada kalın olması benim elimde değil.Hem cinsinizde değilim.Yani bayan olmam hasebiyle, sizinki kadar gür çıkamaz sesim.Üstelikte boyumda herkesten uzun değil.

-Sarık sarar,cüppe giyermişsiniz.Sakalınız varmış.Bunlar sünnetmiş.Acaba baş örtüm yerine sarıkmı sarsam,pardösü yerine cüppemi giysem?Sakalım çıkmaz takma sakal mı edinsem?

-Sizin büyük abdestiniz necis değilmiş.Haya ediyorum ancak yazmak zorundayım.Tüm ciddi kaynaklarda naklediliyor:"gücünüz kırk erkeğe bedelmiş" Bu şıkta da kaybettim örnekliğinizi.

-Parmağınızın bir hareketi ayı yarar,nurunuz gözü kör eder,yüzünüze bakılamazmış.Göz bebeklerini yakarmış bakanların.Siz ölmemişsiniz,Allah şuan bile sizi doyuruyormuş. Başınızın üzerinde bulut dolaşır gölge eder , kalbinizi melekler iki kez yarıp zemzemle mi, nurla mı ne yıkayıp temizlemişler. Ne yapayım benim böyle marifetlerim yok,o zaman sizi örnek almam,sizi izlemem de mümkün görünmüyor.

-Sana "bir kadın kocasının tüm vücudu yara bere irin içinde olsa,diliyle bu yaraları irinleri yalasa temizlese yinede hakkını ödeyemez" dedirtiyorlar. Sahi, Sen böyle bir şey söyleyebilirmisin?

-Geldiğin çağdaki diri diri toprağa gömülen kız çocuklarının,yetim kızların,15. kuma olup boşanamayan,evli olamayan kadınların hamisi olan,mirasta adı bile anılmazken Allah'tan aldığın emirle hak verileceğini emreden Peygamberim."Uğursuzluk; kadında, evde ve attadır" demediğinden kesin emin olduğum gibi kadınları aşağılayan,horlayan,mazlum konumuna düşüren tüm uydurulmuş rivayetlerden de beri olduğundan eminim el-Emin Peygamberim.

Tüm bunları Furkan'a vuruyor ve Muhammedi'n Kur'an'ın da arıyorum doğrusunu. Biliyorum ki Seni ;en iyi,en doğru Kur'an anlatır bana .

 Rabbim ;

- Peygamber olarak doğruluk rehberi  bir insan gönderdiğini (isra/94), Sakınmamız ve merhamete uğramamız için uyarmak üzere aramızdan biri olarak( Sen ) Rabbimizden bize haber getirince neden şaşırdığımızı (Araf-59/63) Yiyip, içip,sokakta gezdiğini ( Furkan-7/8) söylüyor.

- Allah'ın nurundan Senin,Senin nurundan da tüm kaitatın yaratıldığını, ilk ve son Peygamber olduğunu,Adem'in bile gühanına Seni aracı kılarak "Yüzün Suyu" hürmetine dua (!) edip af edildiğine cevaben Rabbim Sana şöyle söylemeni emrediyor"Ben Peygamberlerin ilki değilim.Benim ve sizin başınıza geleni bilmem.Ben ancak bana vahyolunana uyarım.Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.(Ahkaf-9).Bende ancak sizin gibi bir insanım,bana vahiy geliyor.(Kehf-110,Fusilet-6)

-Yaşadığın çağ dursun,şimdi bile görüp,gözettiğin,yiyip içtiğine,aramızda dolaştığına,hadislerin doğru veya yanlışlığını çağımızdaki  bazı  "dostlarınla" istişare ettiğini söyleyenlere karşılık Rabbim yine Sana bize söylemeni emirle;

"Görülmeyeni bileydim daha çok iyilik yapardım ve bana kötülük gelmezdi.Ben sadece inanan bir milleti uyaran,müjdeleyen bir peygamberim.(Araf-188)" Şüphesiz sende öleceksin,onlarda ölecek.(Zumer-30)"

 Dostlarından, Senin terbiyenden, eğitiminden geçmiş Hz.Ebubekir(r.a) da vefatında hani demişti ya "Kim Muhammed'e tapmışsa Muhammed ölmüştür. Kim de Allah'a tapmışsa Allah ezeli ve ebedidir"

-Şefaatının çoğu büyük günahkarlar içinmiş! Rabbimiz buna inananlar için şu cevabı verdirtiyor Sana; "Allah'ın onların tevbelerini kabul veya azap etmesiyle senin bir ilgin yoktur.Çünkü onlar zalimdirler.Allah dilediğini bağışlar dilediğine azap eder..(Ali İmran-128/129) "Deki; Benim size iyilik yapmaya da, zarar vermeye de gücüm yoktur.(Cin-21)" "Deki;Süphanallah! Ben Peygamber olan bir insandan başka bir şeymiyim? (isra-93)"

-Senin için "Biz O'nu nasıl örnek alırız.O günah işlememek üzere,özel yaratılmış,bizim gibi bir insan değil "diyorlar. İyi ama Rabbim seni elçi seçmesindeki sebebi "Şüphesiz Sen büyük bir ahlak üzeresin" onun için elçi seçildin diyor.Yani Haşa torpille değil. Bu da gösteriyor ki doğuştan tüm insanların fıtratlarına kodlanmış dürüstlük,doğruluk melekelerini Sen kendi iradenle ,çabanla,muhteşem ahlaka doğru bir süreç geliştirmişsin. Yani  hicretin esnasında düşmanlarının bile güvenip  değerli mallarını emanet ettikleri el-Emin'sin.

Hah işte, bizim  içinde örnekliğin bu noktada başlıyor. Yani ; AHLAK'ın ! Senin sarığını-cübbeni, nalınını-bohçanı ,sakalını- saçını örnek alırsak günümüzdeki gibi Seni anmalarımızda, anlamaya değil kılla-tüyle uğraştığımızdan "kıldan-tüyden" gündemlere dönüşür.Bizi değişime,inşaya götürmez, zillet içinde bocalar dururuz.Nitekim öylede oluyor.

Sonuç olarak; Günde en az kırk kere "Rabbim bizi dosdoğru yola ilet" diye dua ettiğim, namazlarımda selam verip,esenlik,rahmet,bereket dilediğim kardeşlerimi etkinlik adı altında yaptıkları eylemlerden ötürü küçümsemiyor,alay etmiyor,kin duymuyor,"öteki" addetmiyorum.

Korkuyorum; malum ölülerimiz için yaptığımız "yedinci gün,kırkıncı gün,elliikinci gecesi" anmalarımızda var bizim.Bir gün gelip ya  Seni  şimdikinden daha çok severde  "doğum gününü" kutlamalarımıza , bu günleri,geceleride eklersek endişesi taşıyorum.Endişelerim yersiz değil, iki Kurban Bayramıdır  bir cemaatten kardeşlerimin para toplayıp Senin adına Kurban keseceklerini söylediklerini bizzat kulaklarımla duydum.  Hatta , Senin, "şefaatına nail "olabilmem için  benimde katkımı istemişlerdi.

Tüm bunları alay konusu etmiyorum, ancak Kur'an ve Senin hakiki sünnetine uymayan bu durumlarda daha bir içten "Rabbim! Bizi dosdoğru yola ilet" dualarıyla yakarıyorum.

Allah'ın kulu ve elçisi olan Sevgili Peygamberim,örneğim,önderim!

Benim için Kadir gecesi Rabbimin katında kadrimi,kıymetimi arttıran gün yada gecedir.Vahiyle gerçek manada tanıştığım "Maide'nin" başına oturduğum Gündür Kadir Gecem.

Efendim, Senin değil benim doğum günümü kutluyorum.Tıpkı Kadir Gecemi kutladığım gibi.

Dünyaya gözümü açtığım gün değil, gerçek manada Seni tanıyıp, getirdiğin vahye teslim olup, kalbimin,  ruhumun, beynimin, vicdanımın dirildiği gündür benim doğum günüm.

Kur'an'ın Muhammed'ini tanıtan,sevdiren,örnek kılan Rabbe hamdolsun.

"Doğum Günüm" Kutlu Olsun…

Selam ve muhabbed ola..

(duaekseni)
Logged
22 Mart 2008, 01:52:16 ÖÖ 01
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3638
Nerden: ankara

WWW Offline
« Yanıtla #1 :»


Bismillahirrahmanirrahim

Elhamdulillahi rabbi'l-âlemin, Ve's- salâtü ve's- selâmü alâ Rasulina Muhammed.

Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri çerçevesinde bir gül furyasıdır gidiyor. Sevenin, sevgiliye, sevgisinin ifadesi olan gülün yüklendiği anlam tartışılmaz. Ancak; yılda bir gün gülün tercüman olduğu sevginin kökleri nedenli derin olur?

Senenin her günü hiç adı anılmayan,hayatında hiç yerinin olmadığını bilen sevgili bu sevgiye inanır mı?

Sevgisinin, sevdiğini iddia edenin gönlünde güller açtırdığından emin olmayan Sevgili (sav) rahmetinin,merhametinin gereği yine gülümseyerek baksa da mahzun olmaz mı?

Süte maya olarak yoğurt yerine daha tatlı diye balı mayalasak o süt yoğurt olur mu?

Sevginin mayası da cinsinden sevgi yerine, bir tek de değil bir kucak gül olsa bile çoğalıp hedefine ulaşır mı?

Gülle beraber gönüllere; "Sizin için Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı ümit eden ve Allah'ı çok zikreden kimseler için Allah Rasulün'de güzel örnek vardır" (Ahzap 21) örnek alınacak yönünü,ahlakını bizzat canlı örneği olarak üzerimizde yaşayıp,taşıyarak ulaştırdığımız kişilerin, ellerindeki dallarından koparılarak verilen gül solduğunda bile, gönüllerine ekilen sevgi tohumları gün gelip yediveren sevgi gülleri olarak açmaz mı ?

20 Ağustos 570 mi, 20 Nisan 571 yılında mı doğduğu bile kesin tespit edilemeyen sevgililer Sevgilisi'nin (sav) ana rahmine düştüğü günü tespit edip kutlama çabasını bir yana bırakalım.Bir geceye sığmayacak kadar yüce,büyük, melek değil, insanlık güzeli ve Rabbimizin "Sen büyük bir ahlak üzeresin"(Kalem14)"diye övdüğü insan örneğimizi gelin Hıristiyanlar gibi göğe yükseltmek yerine yere indirip, gönlümüze sindirip, önümüze düşürelim.Ayak izlerini takip edelim.

"Kendilerine (Peygamber) gönderilenlere mutlaka soracağız;gönderilen peygamberlere de elbette soracağız"(A'raf 6) İşte bu sancıyladır ki tüm insanlara dolayısıyla bizlere de Veda Haccı'nda çağlar boyu hala çınlayan vasiyeti olan Veda Hutbesinde soruyorlardı ;
"-Ey insanlar! Tebliğ ettim mi?"

-Evet,tebliğ ettin ey Allah'ın Rasulü."

Ve gözleri semada, şehadet parmaklarını kaldırıp risalet görevini kendisine emrederek Nebilikle görevlendiren Rabbini şahit kılıyorlardı;

" Şahit ol Ya Rab!
Şahit ol Ya Rab!
Şahit ol Ya Rab!"

Risaletine şahit kıldığı bizler de o müthiş günde tebliğ ettiğini yaşamak yerine Rabbimiz "Her toplumdan bir şahit getirdiğimiz ve senide onlara şahit kıldığımız zaman nasıl olacak?"(Nisa 41) diye sorduğunda ;

"Rabbimiz! Biz senin sev dediğin, uy dediğin Elçini çok sevdik kucak kucak güllerle O'nu her sene bir gün belirleyip andık" mı diyeceğiz?

Örnek alıp,"Vallahi ey amca! Sağ elime güneşi,sol elime ayı verseler Allah'tan emir gelmedikçe davamdan vaz geçmem" diyerek davasını dert edinenlere, "Anam babam sana feda olsun" diyebilenlere, gülün hasretiyle değil,kendisiyle yaşayarak GÜL AĞACI nı kurutmayıp,kokusunu çağımıza,çağlara taşıyanlara selâm olsun…

Muhabbed ola….

(duaekseni)
Logged
08 Mart 2009, 11:49:38 ÖÖ 11
Üye Bilgileri
FECR
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 2160
Nerden:
Selam Hidayete Tabi Olana


WWW Offline
« Yanıtla #2 :»

KUTLU DOĞUM ÖNCESİ...
     Tevhid düşüncesi; beşerin pratik hayattaki ifade dilinin vahyî olmasını benimser. Hayata dair tüm tanımlar, ifade açılımlarında mihenk; "Urvetü'lVuska" olan Kur'an olmalıdır. Tüm beşerî kavramlar doğar, büyür ve ölür. Dolayısıyla sözde olan bu medeniyetler de tarihin sayfalarında, satırlarda kalır. Ama evrensel olan Âlemlerin Rabbi olan Allah'ın sözleri ölümsüzdür. Vahyin ortaya koyduğu kavramlar; esasen beşer fıtratının dilidir. Beşeriyet bu düşünce biçimine, bu ifade ve eylem diline muhtaçtır. Biz muvahhidî bireyler olarak tüm tanımlarımızı, kavramlarımızı azık bilinciyle Kur'an'dan alırız. Onunla sağlaması yapılmamış hiçbir düşünce, eylem biçimine itibar etmeyiz. Sözlerin en güzeli olan vahye tâbi oluruz. Vahiy bizim her şeyimizdir. Resûl Sallallahu Aleyhi ve Sellem her şeyimizdir. Küresel istikbarî güçlerin tüm plan ve programları Kur'an mektebine öğrenci olabilenlerin idrakleri dâhilindedir. Çünkü Kur'an, şeytan ve dostlarının muvahhidlere tüm yaklaşım biçimlerini tarihin derinliklerinden, peygamberlerin mücadeleleriyle bizlere örnekler, yol gösterip, dikkatlerimizi çeker.
     Yaşadığımız zamanın emperyalist sömürgeci devletleri pratik hayatlarındaki din olgusunu nasıl seküler bir biçimde, protestanlaştırdıysa aynı şekilde Müslüman halklar üzerinde de bu geleneğini sürdürüp bu süreci işletmek istemektedir. Ehli kitabın peygamberlerini pratik hayattan uzaklaştırma, dini belli zaman ve mekânlara has kılma düşüncesi bugün de sahneye konulmak, peygamber bilinci ki, dinin hayata aktarılmasında olmazsa olmazımızdır. İsa Aleyhisselâm'ın, Musa Aleyhisselâm'ın hayatına dair takınılan tavırlar, Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem için de estirilmek istenmektedir. Biz muvahhidler Peygamber tasavvurumuzu vahiyden alırız. Vahye rağmen bir Resûl geliştiremeyiz. Kur'anî olan Resûl tasavvuru, direniş bilinci verecektir. Yürüyen Kur'an olan Resûl anlayışı evrenselleşecektir. Tarihin belli bir dönemine has bir anlayış, mücadele biçimi olmayacaktır. Vahyin ortaya koyduğu Peygamber; güllerle ifade edilen bir peygamber değildir. O Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Selem, güllerin efendisi de değildir. O çiçeklerle ifade edilemez. Onun mesajı bir gül gibi belli bir dönemde açıp kokusunu salan, sonra da kuruyup giden bir mesaj değildir.

RESÛL BİR GÜNE VE HAFTAYA SIĞMAZ
     Dostlar Allah için soralım kendimize: Bizler ne yapıyoruz? Nelerle iştigal ettiriliyoruz? Artık mektep öğretmenimiz Resûl; ana rahmine düşüşü, doğumu gibi gün ve gecelerle anılır oldu. Her şeyden öte bir sektör oluştu, onun ismi ile anılan. Artık o haftaların gelmesini çiçekçiler iple çeker oldular. Koskoca elli iki haftada bir hafta düşünülür oldu. Bu kısacık haftaya neler sığdırılmadı ki onun hakkında. Ehli kitabın, peygamberlerini yüceltmeleri gibi biz de vahye rağmen Resûlü yücelttik. Âlemlerin Rabbinin Kur'an'da ortaya koyduğu Resûl sınırlarını aştık. Öyle ki pratik hayatta daraldığımız, mücadelede sıkıştığımız, zorlandığımız anlarda mistik düşünceden de ötelere giderek;
"Yetiş ya Muhammed! Davan elden gidiyor." demeye başladık. Dostlar Allah için düşünelim.
     "Hak olan çağrı (dua, ibadet) yalnızca O'na (olan) dır. Onların Allah'tan başka çağırdıkları ise, onlara hiçbir şeyle cevap veremezler. (Onların durumu) yalnızca, ağzına gelsin diye, iki avucunu suya uzatan(ın boşuna beklemesi) gibidir. Oysa ona gelmez. İnkâr edenlerin duası, sapıklık içinde olmaktan başkası değildir. "(Rad,14) âyetini okuyalım. Bu âyetleri tefekkür edelim. Ne oluyor bize? Basiretlerimiz mi kapanıyor? Vahyi, peygamberi, örnek sahâbe neslini zamana taşıma uğraşlarımızla, mücadelemizle bu söylem ve eylemlerimizi eşitleyebiliyor muyuz? Cahilî toplumların artık icabet etmediği Mevlid merasimlerinin yerine âdeta dikte ettirilen "Kutlu Doğum Haftası" bizim kutsalımız olmamalı. Biz Resûl Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e her gün, her saat ve saniyelere indirgeriz. Aksi takdirde sekülerleşiriz. Dostlar, Allah'ın dinini makyavelist düşüncelerle ifade etmekten kaçınalım. Bu din nasıl Rabbanî bir dinse, bu dinin metodu da tamamen Rabbanîdir. Dolayısıyla Rabbanîlerden olmalıyız. Bizler İslâm medeniyetinin çocuklarıyız. Bu medeniyetimizin kaynakları ortadadır. Allah için, Resul Sallallahu Aleyhi ve Sellem âhirete irtihalinin üzerinden asırlar geçmiştir. Var mı medeniyetimizin kaynaklarında böylesi uygulamalar? Bu ümmetin en hassas kuşağı biz miyiz de acaba unutulan Resûlü diriltmek istiyoruz? Ana rahmine düştüğü gün, doğduğu gün… Dostlar nedir bu ayıplarımız? Allah için ele güne rezil olmuyor muyuz? Yarın bir gün pastalı kutlamalar başlarsa, ne demeli?
     Son günlerde Kutlu Doğum Haftası'yla iç içe giren bir diğer etkinlik de oldukça düşündürücüdür. "Namaz SeferberliğiNamazla Diriliş" sempozyumları. Bir yerlerde yanlışlar yapılıyor. Bu seferberlikler İslâm toplumunda mı yapılıyor, cahilî toplumda mı? Bu noktada Resûl örnekliği bizim yaşantımızda nerede? İslâm toplumuysa, bu seferberliğin mantığı zaten yoktur. Cahilî, kendini kitaba nispet eden bir toplumda ise; unutmayalım ki Resûl, seferberliğine tevhid ile başladı. Fıtratın pratikte Allah'tan başka ilâhlara yöneldiği toplumun bilinçlenme süreci tevhid ile başlamıştır. Neye, nasıl kulluk/ibadet edileceği bilinci oluşmamış bireyin kıldığı namazların ehemmiyeti nedir ki?

AKLI VE DUYGUYU VAHYİN ÖNÜNE GEÇİRMEYELİM
     Bugün birçok Ortadoğu ülkesinde namaz kılınıyor. Bir toplum topyekun namaz kılsa, hâkimiyet Allah'ın dininin değilse cahilî toplum tanımından uzaklaşabilir mi? Ulûhiyet–rubûbiyet bağlamında Rabbi idrak edememiş gönüllere empoze edilen namaz telkinleri, fıtratın sahibi, Âlemlerin Rabbi Allah'ın, Resûl örnekliğiyle ortaya koyduğu Rabbanî eğitim metoduna müdahale değil midir? Tedricen, tertil üzere Kur'an'ı böyle mi okuyacağız? Hayata böyle mi taşıyacağız? Unutmamalı ki Vahyi hayata taşımak ile vahyi hayatta taşırmak netice itibarıyla aynıdır. Bu noktada ilkeli olmak, ilkeli direnmek durumundayız. Tevhidî dünya görüşü; ilkesiz, eğitimsiz, hayatın tüm cephelerine karşı müdahalesiz bir görüş değildir. Bu noktada bizi cahilî örtülerden arındıracak, ona karşı dik tutacak düşünce–eylem birlikteliklerini yakalamalı, mücadelemizin tıkandığı, davet ve duruşumuzun aksadığı ortamlar her neresi olursa olsun oralardaki eylem birlikteliklerinden uzak durmalı, direniş bilincini bu üzerine ölü toprağı serpilmiş ümmetin bireyleri olarak zamana taşımalıyız.
     İnsan merkezli düşünce–eylem birlikteliklerinden uzak durmalı, konumu, ilmi, her ne olursa olsun hayatın içerisinde kol kola girip yürüyebileceğimiz insanlar önceliğimiz olmalı ki tıkanan sünnetullah bilinci yeniden dönmeye başlayıp artık Rabbimiz neden yardım etmiyor sorusunu sormayıp, yardım idrakine erip inkişaf edelim. Kendi fıtratımız üzerindeki örtüleri kaldırıp, vahyin sesine kulak verelim. Allah'tan başka her şeyi atalım. Düşünce–amel bağlamında özgür olalım. Özgürlük sınırlarımız vahye uygun olsun. Duygularımızı, aklımızı vahyin önüne geçirmeyelim. Ölüme hazırlanalım. Ertelenemeyen, tehir edilemeyen o anı düşünelim. En büyük hedefimiz Allah'ın rızasına uygun bir yaşantı üzerine ölmek olsun. Diyelim ki, gidenler Hüseyin gibi gitti, kalanlar da hiç olmazsa Zeynep gibi yapsın. Bu noktada tüm tanışlarıma selâm olsun. O kutlu insanlara, gündüzlerini, gecelerini bu dine, davaya adayanlara, işinde, okulunda, evinde, hayatın her bir konumunda Allah'ın dinini düşünüp kafa yoran, fedakârlıklarıyla örnek olan tüm muvahhidlere selâm olsun.
     Rabbim, sen biliyorsun ki, bizim senden başka yârânımız dostumuz, yardımcımız yok. Bizim her şeyimiz sensin. Bize yardım eyle, bizi nefsimizle bir an olsun başbaşa bırakma.
Rabbim Âdiyât sûresinde yemin ettiğin değerlerle donanımlı kullarından eyle. Tozu dumana katan cehd ve gayret nasip et. Etrafa kıvılcımlar saçan, cahilî değerleri bu kıvılcımlarla yerle bir eden düşünce ilham et. Koştukça koşanlardan kıl bizleri.
     Rabbimiz; vahyinin nuzûlünü tekrar iniyormuşçasına idrak eden kullarından eyle. Yalnız ve yalnız Müslüman olarak canımızı al. Bizim başımızı dik eyle. Hiçbir sultaya, kişisel kaprislere, bilgi, hitabet komasına sokma bizi. Vahyi hayata taşıyanlardan eyle, taşıranlardan kılma. Sen bizim Rabbimizsin. Bizi bağışla ve bizim göğsümüzü vahyine aç. (AMİN)
                                              MÜKERREM BULUT
Logged

Selam Hidayete Tabi Olanlara

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.067 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu