AK PARTİ YE KAPATMA DAVASI

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > GÜNDEMDEKİLER > GÜNDEM DIŞI > AK PARTİ YE KAPATMA DAVASI
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: 1 2 3 [4]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: AK PARTİ YE KAPATMA DAVASI  (Okunma Sayısı 3596 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
19 Nisan 2008, 10:25:25 ÖS 22
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #45 :»

Dünyaca ünlü muhalif düşünür Noam Chomsky, Türkiye'deki son siyasi gelişmeleri yorumladı.


Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Gazeteci Cüneyt Özdemir AK Parti'ye açılan kapatma davasını dünyaca ünlü düşünür Noam Chomsky'e sordu. Davayı çok kaba, talihsiz ve uygunsuz bulan Chomsky, "MİT'e başörtülü bir kadını aldığınızda normalleşeceksiniz" dedi.

İşte, farklı bir gözden, daha da önemlisi muhalif bir düşünürün gözünden bir Türkiye portresi…


Türkiye'deki politik gelişmeleri takip ediyor musunuz? Son olarak Ak Parti ve DTP'ye kapatma davası açıldı. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

Bence çok kaba ve uygun değil. Ben Türkiye'de 2 kez bulundum. Özellikle 2002 yılının başlarında insan hakları üzerine göze çarpan atılımlar gerçekleştirildi.

Sonraki yıllarda da o zaman ki kadar olmasa da yavaş bir ilerleme yine de vardı. Son bir iki senedir ise bu durum gerilemeye başladı ne yazık ki. Bunu çok talihsiz bir durum olarak değerlendiriyorum.

Türkiye'de Ak Parti'nin kapatma davası sonrasında ilginç bir tartışma da gündeme geldi. Demokrasi ve Laiklik üzerine bir tartışma bu. Bir kısım entelektüeller bu davayı demokratik bulmuyor, diğer grupsa Laiklik olmazsa Demokrasi de olmaz diyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Bana sorarsanız, benim kendi görüşüm hükümetin laik olmasından yana. Ama dine bağlılığını gösterenleri de yargılamamalılar.

Bence Amerika'nın bu konuda doğru bir duruşu var. Mesela diyelim ki, genç Müslüman bir kadın MİT'te başörtüsünü giymek isterse kimse buna karışmaz.

Çünkü laik topluluktur ve bu da doğru bir yaklaşımdır. Bu durumun Türkiye'de burada olduğundan daha hassas olduğunu anlıyorum ama yinede katılmıyorum.

Mesela bu konuda Fransızların kanunlarına da katılmıyorum. Bence Fransa'nın getirdiği belli kısıtlamalar uygunsuz, insanlar seçme hakkına sahip olmalı.

Buradan, Amerika Birleşik Devletleri'nden bakınca sizce başörtüsü tartışması gereksiz mi? Biz mi çok abartıyoruz? Nasıl görüyorsunuz? Çünkü pek çok kişiye göre Ak Parti'nin gizli de bir ajandası var ve bu başörtü meselesi de bu ajandanın bir parçası.

Evet evet, farkındayım. Burası ve Türkiye arasında fark var. Türkiye'de bu durum gerçekten çok daha hassas bir konu. Laik düşünceye sahip insanlar dini inançların sergilenmesine karşı olabilir, ama ben yine de bu yaklaşıma katılmıyorum. Bence nüfusun büyük çoğunluğunun İslamcı geleneklerden oluştuğu düşüncesi kabul edilirse, ülke daha özgür ve sağlıklı olur.

Kaynak: Odatv
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
19 Nisan 2008, 11:04:13 ÖS 23
Üye Bilgileri
ozanca
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3674
Nerden:

Offline
« Yanıtla #46 :»

Alıntı
Tam adı Avram Noam Chomsky olan, Rusya göçmeni Yahudi bir aileden gelen Amerikalı bilim adamı ve entellektüel.

Kendini anarşist/sosyalist olarak ifade eder ve ABD'nin ve dış politikasının en sıkı muhaliflerinden biri olarak tanınır. Uluslar arası saygınlığı olan bilim adamı, filoloji profösörü olmasına rağmen yazdığı politik ve güncel kitaplarıyla ünlenmiş, dünyanın bir çok ülkesinde konferanslar düzenlemiştir.

Einstein'den sonra en sevilesi ikinci Yahudi'dir.

....O dönemden başlayarak, dilbilim alanındaki çalışmalarını sürdürmekle birlikle, Birleşik Devletlerin dış politikasına ve medyaya eleştiri getiren en tanınmış aydınlardan biri haline gelen Chomsky, Amerika'nın 1975 yılında Vietnam'dan çekilmesiyle birlikte kendini kitap ve makale yazmaya adadı. Bu dönemde verdiği tüm eserler değerli olmakla birlikte, aralarından bazıları özellikle dikkatleri çekti. 1979 yılında Edward Herman ile birlikte kaleme aldığı iki ciltlik "İnsan Haklarının Siyasal Ekonomisi" (The Political Economy of Human Rights) adlı kitabı Endonezya'nın Doğu Timor'a karşı yaptığı savaşa, Kamboçya'da Pol Pot'un yükselişine ve Latin Amerika'daki kanlı diktatörlük rejimine Amerika'nın verdiği desteği ortaya koyuyordu.

1980'li yıllarda da Amerika'nın dış politikasını kıyasıya eleştiren eserler vermeye devam eden Chomsky, Birleşik Devletler ordusunun Haiti ve Bosna�ya yaptığı çıkartmaları ve Birleşmiş Milletlerin Bosna'ya karşı uyguladığı silah ambargosunu da eleştirmiştir.

Medyayı da devletin siyasi tutumunu sınırsızca desteklediği için eleştiren Chomsky'nin kendisi de özellikle sağ kesim tarafından komunizme karşı çok yumuşak bir tutum içerisinde olduğu ve tüm enerjisini Amerikan politikası ile Amerikan politikası yüzünden kurban durumuna düşen kimseler için harcadığı gerekçesiyle eleştirilmiştir.

Amerikan Demokratik Sosyalistleri'nin bir üyesi olan Chomsky bu görüşünü şöyle savunmaktadır: "En basit anarşik fikir, bir otoritenin yasallığını ispat etmesidir. Eğer yasallığını ispat edemiyorsa, elenmelidir. Bazen bir otorite sistemi kendini haklı çıkartabilir. Ancak haklı çıkartamazsa ve yeterli derece önemliyse bunun altını kazımanız gerekir. Bu tamamen o andaki koşullara bağlıdır. Anarşizmin içinde size nasıl ilerleyeceğinizi söyleyen bir şey yoktur."



Bilmem herifin tipini sevdim dogrusu ....
Kimligi muhtemel önyargılarımı depreştirmedi degil ...
Kimligine karşın düşünen bir beyin olması elbette ilgimi çeker ...
Kötü bir dönemece girdik sanki ..
Degerlendirme yargılarımı kaybetmeye başladım ..
Tutar taraf bulamıyorum kendime ...
Sanırım herkes ikili oynuyor ...
Ortada ne ak koyun kaldı ne kara koyun ortalık gri koyun kaynıyor ..
Onlarda birbirine benziyor ayırmak zor ..
Biraz daha zaman ...
Görürüz inş. kim kiminle nerede ne yapıyor ..

Logged

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
03 Mayıs 2008, 01:25:26 ÖS 13
Üye Bilgileri
hallacı mansur
Ziyaretçi
« Yanıtla #47 :»

evet bu ülkeye AK parti gibi bir parti ve sayın ERDOĞAN ve arkadaşları çoook lüks... bu ülke ERGENEKON ,VE DERİN ÇETELERİ deredest edemedikçe ve devletin kurumlarını Amrikacı (solcular ve sağcılardan) temizleyemedikçe bu ülke düzelemez ...1960 lı yıllara geri döndürülmeye çalışılıyorve rahmetli A.Menderes ve arkadaşlarına yapılan zulumleri şimdide AK parti ve onun nensuplarına yapıyorlar...yargıtay  madem ki bu kadar güçlüydü niye ülke soyulurken ,bankalar hortumlanırken, ülke IMF ye gırtlağa kadar borca sokulurken, CEM UZAN  gibiler ülkeyi parsellerken , yagıtay üyelerinin alaatin çakıcılar ve sedap pekerler ile ilişkileri varken ve bu ilişkileri aşikar iken  NEREDEYDİLER??? yoksa AK parti hülümetinin derin çetelerin . ERGENEKONUN arkasını  göstermeye çalışmaları birilerini  KORKUTTUMU Huh?Huh? aklımız eriyorda gücümüz yetmiyor...solculuğun , aleviliğin, komünizmin ilericiliğin, laikçiliğin ,çağdaşlığın  bilmem nelerin altındakini BİLİYORUZ VE GÖRÜYORUZ  ......zalimin zulmu varsa  MAZLUMU ALLAHI VAR heyyyy zalimler.
Logged
22 Mayıs 2008, 01:37:24 ÖS 13
Üye Bilgileri
pambuli
Ziyaretçi
« Yanıtla #48 :»

Mahkeme'nden çıkan karar ne olursa olsun, yazı da gelse, tura da gelse kazanan Ak Parti olacaktır. Bu yüzden muhaliflerinin mahkemeden temennisi AK Parti'nin daha az fayda sağlayacağı seçenek yani kapatılmaması olmalıdır.

ZEKİ BAYRAKTAR  (dayım olur kendisi)

AK Parti'ye açılan kapatma davasını büyük bir mutluluk ve heyecanla karşılayan AK Parti muhalifleri, AK Parti'ye yapılan bu atağın da ne kadar yanlış bir hamle olduğunu yeni yeni farketmeye başladılar. Keza daha önce defalarca olduğu gibi, ne yazık ki bu hukuki (!) dava da ne AK Parti'ye (veya uzantılarına), ne de lideri Tayyip Erdoğan'a beklendiği gibi bir zarar veremeyecekti.
Bu durumun muhalif çevrelere verdiği endişe ve kaygı, son günlerde AK Parti'ye muhalifliği bilinen bazı gazetelerde çıkan önemli köşe yazılarında ve aynı yayın anlayışındaki bazı televizyon ekranlarında çok açık biçimde görülmektedir. İlk günlerde, kapatma davasına büyük bir iştiyak ve heyecanla delil oluşturacak tarzda haber üreten bu çevreler, son günlerde konu ile ilgili tavırlarını belirlemede bir hayli zorluk yaşamaktadır. Bu nedenle de söylemlerini hangi eksene oturtacakları konusunda garip bir ikilem ve çaresizlik içine girmişlerdir.

AK Parti'ye açılan bu dava, AK Parti muha-lifleri için her açıdan yanlış bir hamle idi. Ne var ki bu ülke gerçeklerini tam anlayamamış olan bazı çevreler, sonucun her halükarda kendi aleyhlerinde olacağını bir kez daha hesaplayamadılar. Son 3-4 yıldır yaşadıkları tüm tecrübelerine rağmen yine hırslarına yenildiler. Ve birkaç hamle sonrasını göremedikleri halde iyice düşünmeden bir hamle daha yaptılar. Ancak hemen ardından muhtemel sonuçlar belirmeye başladı ve tablo anlaşıldı. Ne var ki hamle yapılmış, ok yaydan çıkmıştı. Artık dava açılmamış kabul edilemez ve öncesine dönülemezdi. Peki şimdi ne olacak?

İLK MESAJ: YOLA DEVAM

Kapatma davasının ilk günlerinde yaşanan belirsizlik ve özellikle AK Parti çevresinin davaya karşı bazı reaksiyoner çıkışları, muhalif çevrelerin bu sonucu görmesine engel olmuştu. Ancak AK Parti ve özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan'ın daha sonraki tutumu bu gerçeği netleştirdi. Böylece herkesin sonucu tahmin etmesine yardımcı oldu. Keza AK Parti, söylemini mutedil bir noktaya çekerek prosedürel davranacağını ve konu ile ilgili bir Anayasa değişikliği de yapmayacağını açıkladı. Bunu uygulamaya da koydu. Savunmasını (iddianameye cevabını) ek süre talep etmeden Anayasa Mahkemesi'ne sundu. Tüm bunlar 'ben yoluma devam ediyorum' mesajı idi. Söylem ve tavırları ile de önüne çıkabilecek her türlü seçeneğe hazırlıklı olduğunu gösterdi. İşte tüm bu tutumlar ve özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan'ın bu durumu içselleştiren doğal tavrı, rahatlığı, muhalif tarafın dahi bu gerçekleri fark ederek nihai sonucu görmesini sağladı. Aslında, zihinlere sadece son birkaç yıllık serüvenini hatırlatması yeterli olabilirdi. Zaten öyle de oldu.

Ne idi bunlar? Hatırlayalım. Çok eskilere de gitmeye gerek yok. Daha 5-6 yıl önce, 3 Kasım 2002 seçimlerinde Tayyip Erdoğan siyasi yasaklı değil mi idi? AK Parti, karizmatik liderinden yoksun olarak o seçimlere girmemiş mi idi? Peki sonuç ne olmuştu? Tayyip Erdoğan'ın resmi olarak siyasi yasaklı olması neyi değiştirdi? Üstelik o zaman AK Parti henüz yeni kurulmuştu. İlk kez seçimlere giriyordu. Karizmatik liderinin seçimlere girmesi tam da seçim arifesinde engellenmişti. Halk nezdinde AK Parti'ye seçimi kazansa bile iktidar imkanı verilmeyecek imajı yayılıyordu. Zira seçimleri kazansa bile hükümet kurdurulmayacaktı. Liderinin siyaset yasağı devam ettirilecek asla başbakan yapılmayacaktı. O zaman tüm bu olumsuz propaganda halk nezdinde etkili oluyordu. Çünkü bu ülkede böyle Bizans oyunları yabana atılamazdı. Ve dahası, AK Parti daha önce iktidar olmamış, lideri de hiç hükümet etmemişti. Bu söylemlerin etkili olmaması kaçınılmazdı.

Ancak tüm bunlara rağmen 3 Kasım 2002'de ve sonrasında yaşananları, ülkemizin nereden nereye geldiğini hepimiz biliyoruz. Ardından gelen 2004 yerel seçimleri, 2006-2007 yılı içindeki provokasyonları, darbe girişimlerini, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecini, 27 Nisan bildirisini, çeteleri, siyasi cinayetleri, terör olaylarını, Kuzey Irak baskılarını vs. Ve nihayet 22 Temmuz seçimlerini. AK Parti, tüm bu hukuki/siyasi komploları atlatan, üstelikte her birinden daha da güçlenerek çıkan bir parti. Sonucun her halükarda değişmeyeceği gerçeği, açılan davanın hukuki veya siyasi bir dava olması ile alakalı bir durum değildir. Konu, davanın hukuki dayanakları veya ilgili yasal metinler meselesi de değildir. Konu, Tayyip Erdoğan'ın millet nezdinde hâlâ devam eden güçlü ve yaygın desteği ve bu desteğin tam da bu tür davalar ile(veya benzeri hukuki-siyasi hamleler ile) azaltılamayacağı hatta tam tersine artacağı gerçeğidir.

DAVANIN OLASI SONUÇLARI

1.Ya AK Parti kapatılacak, lideri Tayyip Erdoğan siyasi yasaklı olacak,

2.Ya da AK Parti kapatılmayacak ve belki sadece hazine yardımından mahrum edilecek.

AK Parti için en kötüsü zannedilen ama bugün öyle olmadığı anlaşılan birinci seçenekte bile AK Parti, en kötü ihtimalle yukarıda özetlenen 2002 koşullarına geri dönüyor demektir. Ancak ne Türkiye 2002 koşullarındadır, ne de Tayyip Erdoğan. Zira o, 6 yıldır bu ülkede başbakanlık yapmış ve daha birkaç ay önce milletten yüzde 47 oy almış bir liderdir. Henüz aldığı bu oylarda her hangi bir erozyon yaşanmamıştır. O'nun siyasi yasaklı olması, bu durumu tıpkı 2002'de olduğu gibi değiştirmeyecektir. Hatta milletin reflekslerini artıracaktır. Elbette ki bu seçenekte, hem AK Parti çevresinde, hem de ülkede bazı çalkantıların yaşanması mümkündür. Ancak kısa vadeli (birkaç ay) bu çalkantı sonrası asıl sonuç yine AK Parti lehinde olacaktır. Tıpkı Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde yaşananlar ve 22 Temmuz seçimleri gibi.

Zaten kapatma davasının hemen ardından AK Parti ile siyasi arenada mücadele edemeyen ve bu nedenle davaya sevinçle tepki veren muhalif çevrelerin son günlerde düştükleri açmaz ve çelişkiler, bu seçeneğin belirgin hale gelmesi nedeni iledir. Daha doğrusu mukadder gözüken bu sonucu henüz yeni fark ediyor olmalarıdır.

İkinci seçenekte ise, yani AK Parti'nin kapatılmaması halinde, AK Parti'nin kozlarının daha da artacağı, kısa vadeli de olsa elinin güçleneceği ve hatta hukuki meşruiyet kazanacağı açıktır. Yani durduk yerde önündeki bazı tehlikeli mayınlar temizlenmiş olacaktır. Hem de bizzat AK Parti'nin önüne bu mayınları yerleştiren çevreler tarafından.

Yani, AK Parti'ye zarar vermek amacı ile bu hamleleri yapanlar, AK Parti'ye bu dava ve benzeri hamleler ile zarar verilemeyeceğini bilakis önemli faydalar sağlandığını anlamışlardır. Bu nedenle hangi seçenekte daha az fayda sağlarız hesabı yapmak durumunda kalmışlardır? İşin ilginç yani, bazı AK Parti'liler, henüz bu durumu tam fark edememiştir. Ancak özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan bu durumu çok net biçimde algılamış, işselleştirmiş ve hatta O'nun bu tavrı karşı tarafa da gerçeği göstermiştir.

HER DURUMDA KAZANIYOR

Sonuçta Anayasa Mahkemesi'nden çıkan karar ne olursa olsun, yazıda gelse, turada gelse sürecin sonunda kazanan AK Parti veya onun siyasi uzantısı olacaktır. AK Parti muhaliflerinin Anayasa Mahkemesi'nden çıkmasını temenni edecekleri karar, AK Parti'nin daha az fayda sağlayacağı seçenek yani AK Parti'nin kapatılmaması olmalıdır. Zira kapatılması halinde kısa ve orta vadede daha çok fayda elde etmektedir. Zira kapatılması halinde, yapılacak ilk seçimlerde bu sonucu oylara dönüştürmeyi başaracak ve liderinin siyasi yasağını kaldırmak başta olmak üzere refleksif bir dizi yasal düzenlemeler için büyük bir koz elde etmiş olacaktır.

Bu nedenle muhalif çevrelerin istemesi gereken seçenek, daha az fayda sağlayacak olan kapatma cezasının verilmemesi olmalıdır. Zira bu durumda AK Parti kısa vadeli olarak önü açılacak ancak diğer seçeneğe göre daha az fayda elde etmiş olacaktır.

Ayrıca, Cumhuriyet Başsavcısı'nın İddianamesi'ndeki eksiklikleri ve hukuki dayanaklar konusundaki zaafları, AK Parti savunması'nın iyi kurgulanmış olması, iç ve dış ekonomik çevreler ve özellikle AB perspektifi de kararın bu yönde çıkmasını kolaylaştıracaktır. Ayrıca siyasi partilerin kapatılmasını zorlaştıran 2001 yılındaki Anayasa değişikliği ve hukuk muktesebatımız açısından bağlayıcı nitelikte olan ve parti kapatmayı ancak şiddet ve terör odağı olma halinde mümkün kılan Venedik Kriterleri, bu yöndeki kararın teknik ve hukuki gerekçeleri olarak lanse edilebilecek şekilsel ve hukuki dayanaklardır. Bu durum Anayasa Mahkemesi üyelerinin de işini kolaylaştıracak bir husustur. Tüm bu nedenle kararın bu yönde çıkması hukuki, siyasi ve konjokturel tabloya daha uygundur.

* Dr, Araştırmacı - Yazar

yeni şafak


Logged
03 Temmuz 2008, 02:16:52 ÖS 14
Üye Bilgileri
yigunes
Emektar Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 13
Nerden: Kocaeli

Offline
« Yanıtla #49 :»

Kapatma davası, Başsavcı ve akla ziyan gerekçeleri...

Mesele ne laiklik, ne iktidar partisi ne de başka birşey. Asıl mesele 'iktidar olma' savaşıdır. İttihat ve Terakki ile başlayan ve Cumhuriyet tarihinden süregelen iktidarı elinde tutan 'küçük' bir zümrenin imtiyazlarını koruma mücadelesidir. Bu mücadelede tüm yollar mübahtır ve esas mücadele ettikleri ise İSLAM'dır.

Esas kırılma noktası ise Ergenekon Operasyonudur. Hangi şartlar olursa olsun imtiyazlarını korumasını başaran bu zümrenin çok karmaşık ve profesyonelce bir yapılanmaya ihtiyacı vardır. Bu yapılanma da Ergenekon terör örgütü yapılanmasıdır. (Bu örgütle ile ilgili kısmen ayrıntılı bilgi 'ERGENEKON' konusunda mevcut.) Siyasi, askeri, bürokrasi, üniversite, STK, medya... gibi alanlarda özellikle yapılanan bu örgütün üstüne gidilmemesi için kapatma davası süreci başlatılmıştır.
Zira Başsavcı da elinde delillerin olmamasının verdiği ızdırapla olsa gerek google ve defalarca tekzip yemiş gazete haberlerine sarıldı. Çünkü o da çok iyi biliyorki gazete haberleri hukuk normunda sadece bir 'ihbar'dır, delil değil. Ama eli mahkum olsa gerek ki kendisini ve konumunu küçük düşürecek bir süreci başlatmak zorunda kaldı.

Kısa vadeli amaç gözdağı olsa bile şu an iş ciddidir ve geri dönülemez bir sürece girmiştir. Cumhuriyet tarihinde ilk kez paşaların, rektörlerin, ve STK başkanlarının sorgulanması işin boyutunu tahayyüle yeterli olsa gerek..



« Son Düzenleme: 03 Temmuz 2008, 02:28:59 ÖS 14 Gönderen: yigunes » Logged
06 Temmuz 2008, 11:41:00 ÖS 23
Üye Bilgileri
şimal
Aktif Üye
***
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 401
Nerden:

Offline
« Yanıtla #50 :»

Hayrettin KaramanKapatma davasıPazar, 06 Temmuz 2008 10:33
Başsavcı Anayasa Mahkemesi'ne sözlü açıklamasını yaptı, partinin görev verdiği iki hukukçu da sözlü savunmalarını yaptılar.

Yargıç ve savcı millet adına hareket ettiğine, yetkiyi milletten aldığına göre delillerin ve kararın da her şeyden önce milleti tatmin etmesi, milli vicdana uygun düşmesi gerekir.

ANKA Ajansı'ndan alınan bilgiye göre sayın savcının açıklamasında ileri sürdüğü deliller ve yaptığı açıklamalar bir vatandaş olarak beni tatmin etmek şöyle dursun hayretlere düşürmüştür. Niçin böyle olduğunu bazı örnekler üzerinden -bunlar gerçekten söylenmiş ise- açıklamak isterim.

"AB süreci tıkandı, işsizlik, kuraklık, cari açık var. Terör sorunu var. Bunlar bir yanda dururken üniversiteye türbanla gidemeyen kızlarla ilgili çözüm aranması gerçek niyetlerini gösteriyor".

AB sürecini bu iktidar kadar hızlandıran bir başkası olmadı.

AB'ye girmek ülke yararına ise bu davanın açılmaması gerekirdi; çünkü asıl bu dava süreci tıkamaktadır.

Terör ve cari açık gibi memleket meseleleri bir yana bırakılmıyor; tedbirler tartışılabilir, ama bir yana bırakıldığı iddia edilemez.

"Ülkenin meseleleri bir sıraya konarak biri bitmeden diğeri ile meşgul olmamak" şeklinde bir kuralın bulunduğunu yeni öğrendik. Ama bu kuralın işlemez olduğu açıktır.

Başörtüsü meselesi bu ülkenin kırk yıla yakındır süren ve kanayan bir yarasıdır. Bunun çözümü iktidarı ve muhalefeti ile siyaset kurumuna, ilim ve hikmet adamlarına, ve diğer ilgili kurumlara düşer. Diğerleri ihmal ediyor, unutuyor, unutturuyor diye iktidarlar da bunu yapamaz; yaparsa tabanı ona hesap sorar.

"…gerçek niyetlerini gösteriyor" diyor.

Yargı niyet okumaz, açık ve sağlam delillere bakar, hükmünü buna bina eder.

"Bir kısım medyanın saldırıları sonucu takiyye mantığı ile hareket ederek özel amaçlı saldırılar gerçekleşiyor. Laikliği koruyan cumhuriyet kurumları hedef alınıyor. Bu bağlamda laikliğe sahip çıkan başta yargı olmak üzere bütün cumhuriyet kuruluşları darbeci olarak gösteriliyor."

"Bir kısım medya" ifadesi çok yaygın ve demokrasilerde tabîîdir; yani bütün medyadan aynı tavır, görüş ve tarafı beklemek demokrasilerde tabîî değildir. Önemli olan medyanın satılmaması, menfaat veya ideolojik bağımlılık yüzünden meslek ahlakını çiğnememesidir.

Sayın savcı ve onun gibi düşünenlerin demokrasi ve laiklik anlayışlarını benimsemeyen, bu konularda farklı düşünen yazar ve çizerler arasında iktidarı tutanlar kadar tutmayanlar da var; bunu herkes biliyor. Farklı düşünenleri "takıyyeci", "iktidarın yandaşı", "laiklik düşmanı" olarak suçlamak tahammülsüzlüktür.

"Yargı darbesi" ifadesi mecazidir; bundan maksat siyasallaşan ve yetkisini aşan yargının kendini muhalefet (veya millet) yerine koyarak seçilmişleri iktidardan uzaklaştırmaya kalkışmasıdır. Eğer bu yapılıyorsa elbette bir "yargı darbesi" vardır, yapılmıyorsa yapmayanların üzerlerine almamaları gerekir.



Kaynak: Yeni Şafak

 
« Son Düzenleme: 16 Temmuz 2008, 01:03:40 ÖÖ 01 Gönderen: meyra » Logged
15 Temmuz 2008, 03:31:09 ÖS 15
Üye Bilgileri
şimal
Aktif Üye
***
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 401
Nerden:

Offline
« Yanıtla #51 :»

Akif EmreBunun adı: Siyasi angaryaSalı, 15 Temmuz 2008 07:12

Dün açıklanan Ergenekon iddianamesiyle başlayan daha çok zanlıların bu suçları işleyip işlemedikleri ekseninde sürdürülen tartışmalar, davanın etrafında oluşan kamplaşmanın tarafları açısından saldırı ya da savunma aracına dönüştürdü. Oysa "Ergenekon"la başlayan tasfiye yeni bir iktidar-sistem ilişkisine daha doğrusu 'siyasete müdahale süreci'ne işaret ettiğini atlamamak gerekir.

Aslında söz konusu olan emekli asker bürokratlardan oluşan bir grubun başı çektiği darbe girişimi olsa da çeteleşme suçlamasıyla tutuklananların paşalık düzeyinde gerçekleşmesinin Türk siyasetinde bazı şeylerin değiştiği beklentisini doğurması normal. En azından ordunun da izin vererek böyle bir temizliğe girişilmiş olmasının sembolik anlamı bile belli kesimler açısından çitayı yükselten bir beklentiye dönüştü.

Oysa olaya daha farklı bakmayı denemek için şu soru sorulmuş olsaydı ayakları yere basan bir durum değerlendirmesine gidilebilirdi. Nasıl oluyor da kapatılma tehlikesiyle yüz yüze gelen bir partinin tartışmalı, en azından bürokrasinin gözünde zayıf iktidarı cumhuriyet tarihinde gerçekleşmesi zor bir operasyonda inisiyatif alarak emekli paşaların ve uzantısı yapılanmanın üstüne gidebiliyor? Daha önce burada yazdığım anlaşma yahut çatışma ikileminin ima ettiği soru hâlâ önemli.

Son gelişmeler, dar anlamda dış etki çerçevesinde değil ama geniş anlamda Türkiye'nin dünya sistemi içinde nerede yer alacağı ve buna Türkiye'deki sistemin ne yönde cevap verdiği sorusundan bağımsız ele alınamaz. Bu çerçevede Türkiye'nin Batı'ya icbar edilmişliği farklı çizgilerde de olsa devam ediyor. Bu çerçevede Türkiye'nin Batı'yla ilişkisinin ABD ve AB ekseninde aynı hat üstünde buluşmuş olması, özellikle AB sürecinin bir devlet politikası olarak belirlenmesi, hükümet ve sistemin diğer ağırlık merkezlerinin anlaşmış olması gerçeğinin devam ediyor oluşu son operasyonun mahiyetini anlamamızda anahtar rol oynar.

Tekrar kapatılma davası ile Ergenekon ilişkisine dönecek olursak klasik darbe yöntemleriyle siyasete biçim verme döneminin kapanmasa bile artık eskisi gibi kolay olmadığı bir döneme girdiğimiz söylenebilir. Klasik darbenin gündemde olmaması kendilerini sistemin sahibi gören başta zinde güçler olmak üzere siyasal erkin siyasetle ilgilenmeyecekleri, biçimlendirmekten vazgeçtikleri anlamına gelmez. Sadece yöntemde bir değişiklik söz konusu.

Askeri darbe ihtimali bir yöntem olarak geriye düşerken daha sofistike yöntemlerle siyaseti biçimlendirecek bir yapılanmadan söz ediyoruz.

Ne kadar muktedir olduğu tartışmalı bir iktidara, Meclis'e karşı Anayasa değişikliği bile yapmayı engelleyen, ancak ihtilal yapabilirseniz değiştirebilirsiniz anlamına gelecek yargı darbesi gerçekleşirken, emekli askerlerin tutuklatılmasının açıklaması olmalı. AKP ile devam edip etmemede; sadece devletin sahipleri değil aynı zamanda küresel kapitalizmin temsil ettiği dünya sisteminin tutumu da belirleyici olacak.

Türkiye'nin küresel sermayeye entegre olması, bunun meşrulaştırılmasının AKP'den başka bir aktör eliyle gerçekleşmesi mümkün görülmüyor. Yani iktidar üzerinden küresel sermaye ve onun gerektirdiği dönüşümler gerçekleşirken aynı zamanda AKP'nin daha da törpülenmesi söz konusu. Bu törpülenme talebi sanıldığının aksine sadece askeri bürokrasi ve yargıdan gelen müdahalelerle sınırlı değil. Bu zamana kadar AKP'ye destek veren uluslararası güçlerden özellikle ABD kanadından gelen baskılar da unutulmamalı.

Basitçe özetlemek gerekirse; AKP ile devam edilecekse iktidar alanının adeta belediye yetkisiyle sınırlı bir siyasal alana hapsedilmesi düşünülmektedir. Bunun anlamı şu; siyasal talepleri geriye çekilmiş bir iktidar olarak siyasetin angaryasını yüklenmesi istenmektedir. Nasıl ki çöp toplama gibi hizmetlerde AKP'li belediyelerden şikayetçi olan yoksa hükümetten de bunu aşan bir siyasi irade göstermesi istenmemektedir. Böylece hem küresel sermaye ile ilişkiler bozulmadan yabancı sermaye akışı bir şekilde girmeye devam edecek ve ekonomi kritik eşikten en az zararla atlatılmış olacak.

Alternatif iktidar formülünün olmaması sistemin bir şekilde AKP ile devamını istediği söylenebilir. 2001 krizine benzer bir krizi bu süreçte ülkenin kaldıramayacak oluşunu kestirenler bu 'angarya'yı AKP'ye taşıtmaya devam edecekler demektir. İç dengeler yani devlet adına karar vericiler toplumsal talepleri siyasete taşımaya mecali kalmamış bir iktidara adeta belediye yetkileriyle sınırlı bir alan vermek istiyor. Bu ana kadarki sergilediği tutumla da hükümetin iktidarda kalmak pahasına bu role razı olduğu anlaşılıyor.

Amerika'nın gerek askeri gerekse ekonomik hedeflerine ulaşmak konusunda kapatma davasını AKP'yi ve Türkiye'yi ehlileştirme fırsatı olarak değerlendirdiği gelen ince ayarlı mesajlardan anlaşılıyor. Kapatılmaktan kurtulmuş ama Ortadoğu'daki planlarına uyum sağlayacak adeta hadım edilmiş bir iktidar görüntüsü ABD için çok da uygun görünüyor. Laiklik konusunda ulusalcılardan daha özgürlükçü olmayan ama pragmatist yaklaşımla toplumsal tabanı bulunan siyasi hareketle iş tutmayı yeğleyen Amerika'nın ehlileştirme operasyonu hiç de yabancısı olmadığımız bir yöntem.

Bu anlamda iç ve dış dengelerin iktidarı ehlileştirme konusunda ortak çıkar görmeleri önemli. Bunun pratik karşılığı kapatılmadan ya da kapatıldıktan sonra daha da törpülenmiş bir yapıya izin vererek yola devam şeklinde tezahür edebilir.

Tüm bunlardan sonra ortaya çıkan sonuç, darbelerin daha sofistike yöntemlerle gerçekleştiği, AKP'ye de özellikle ekonominin 'siyasal angarya'sının yüklendiği sınırlı bir iktidar alanına razı edildiği bir model olabilir.

 
Logged
16 Temmuz 2008, 10:04:04 ÖS 22
Üye Bilgileri
ozanca
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3674
Nerden:

Offline
« Yanıtla #52 :»

Raportör 'AKP Kapatılmasın' dedi!


AK Parti'ye açılan kapatma davasını inceleyen Anayasa Mahkemesi raportörü Osman Can'ın, üyelere bildirdiği görüşün içeriği belli oldu.


 
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, AK Parti hakkında açılan kapatma davasında raportörün raporunu hazırladığı belirterek, raporu üyelere dağıttığını bildirmişti.

Raportör Osman Can, görüşünde 'AK Parti kapatılmamalı' dedi. Raportörün kararının bağlayıcılığı bulunmuyor.

Daha önce de Cumhurbaşkanlığı  seçiminde '367'ye gerek yoktur' ve başörtüsü kararında da 'CHP'nin itirazı reddedilmeli' şeklinde görüş bildirilmesine rağmen, Anayasa Mahkemesi tersi yönde kararlar vermişti.

haber7


Amcam ne dediyse tersi olmuş ...
Eh o zaman çarşambanın gelişi perşembeden belli ..
Hayırlısı bakalım ..
Selamlar ...
Logged

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
20 Temmuz 2008, 09:33:02 ÖS 21
Üye Bilgileri
ozanca
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3674
Nerden:

Offline
« Yanıtla #53 :»

AK Parti bu yüzden kapatılmaz


"Başından beri AK Parti'nin kapatılacağına ve Tayyip Erdoğan'ın yasaklanacağına inananlar kampında yer aldım. Bu görüşüm henüz değişmiş değil ama ben de "kapatılmama ihtimali" nin, şu sırada, bugüne dek olmadığı ölçüde güçlendiği kanısındayım." Cengiz Çandar'ın kaleminden...


 
Cengiz Çandar/Referans

"Gerekçelerim"i aktarıyorum.

Geçen hafta Bağdat'tan dönerken, uçaktaki sohbetimizde Başbakan Tayyip Erdoğan, o an pek azımızın dikkat ettiği bir sinyal verdi; Türkiye'nin Amerika ile İran arasında "devreye gireceği" sinyalini.

Önceki gün birbiri ardına Ankara'ya gelen ABD Ulusal Güvenlik Başdanışmanı Stephen Hadley ile İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Muttaki'nin temaslarına dikkat çekiyor olmalıydı.

Aslında, Bağdat'a uçmadan bir gece önce, bürokrasideki bir "üst düzey" kaynaktan, İran ile ilgili son "uluslararası girişimler"in "perde arkası" bilgilerini edinmiştim. BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri ile Almanya ve bu arada AB'nin en yüksek Dış Politika ve Güvenlik yetkilisi Javier Solana, İran, uranyum zenginleştirmeyi durdurması halinde kolay kolay geri çeviremeyeceği bir öneri üzerinde anlaşmışlardı. Bu uluslararası gruba (5+1) deniyor. Artıdan sonraki 1, Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olmayan ama Batı dünyasında İran'la her vakit özel ilişkileri sahip bulunan, Almanya. Buna konunun "kıdemlisi" sayılan Javier Solana üzerinden AB'yi de ekleyin.

Ve, Türkiye'yi de ekleyin. Söz konusu olan (5+1+1).

Son temaslar, Amerikan Başkanlık seçimlerinin yapılacağı Kasım 2008 ile yeni Başkan'ın Beyaz Saray'a yerleşeceği 20 Ocak 2009 arasında İran'a okkalı bir askeri saldırı hesapları yapan Dick Cheney cereyanının güç yitirdiğine işaret.

Stephen Hadley, tıpkı Condoleezza Rice gibi, Bush yönetimi içinde Cheney'in, "İran'a saldırı" çizgisinin karşısında yer alanların başında.

Türkiye'nin (ve bu arada doğrudan doğruya Tayyip Erdoğan'ın) uluslararası politika gündeminin en başında yer alan maddelerde , "işlevsel ve etkili" bir "aktör" olarak sahnede belirmesinin, bizim iç politikamız ve iç politikamıza "izdüşümü" açısından özel bir önemi de var.

Bir Türkiye düşünün, Suriye ile İsrail arasında, her iki tarafın onayıyla, dünyanın en belalı ve çatışmacı bölgesinin en kangrenlenmiş sorunlarından birine ilişkin "Ortadoğu'da istikrar arayışı" nda ön alabiliyor.

Fransa'nın yapamadığını ve yapamayacağını başarıyor.

Bir Türkiye düşünün ki, o olmazsa, Sarkozy 'nin "Akdeniz Birliği" projesi ölüme mahkum ve Tayyip Erdoğan, Paris'e giderek "Akdeniz Birliği" projesinin yolunu açarken, AB Dönem Başkanı Fransa, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinde iki fasılı daha açma kararı alıyor.

Türkiye'nin Doğu Akdeniz-Ortadoğu eksenindeki rolü, Fransa'nın hem de bizzat Sarkozy'nin- AB'de "anti-Türkiye" tutumunu "silahsızlandırma potansiyeli" ne sahip.

Bir Türkiye düşünün ki, bir hafta önce Irak ile belki de 21.Yüzyıl'ın Ortadoğu'da oluşacak "en heyecan verici" ekseninin temellerini atıyor. Bizzat Iraklılar, bunu, 1950'lerdeki Fransa-Almanya ekseninin Avrupa için taşıdığı anlamla karşılaştırarak bana Bağdat'ta anlattılar.

O Bağdat akşamüstünde, adını vermeyeceğim, şu anda Irak'ın Batı dünyası nezdinde özel bir ağırlık taşıyan en başta gelen üç yöneticisinden biri beni köşeye çekerek, salonun ucunda oturan Tayyip Erdoğan'ı işaret etti ve "Türkiye'deki iç gelişmeleri anbean izliyoruz. Türkiye'deki yönetim modeli ve performansı, bizler için, hepimiz, tüm bölge için en optimali. Türkiye'nin istikrarsızlığa girmesi, tüm Ortadoğu'da masaların altını üstüne getirir. Türkiye'nin iç politikası, Ortadoğu'nun istikrarı ve geleceği ile eş anlamlı hale geldi" dedi.

Türkiye-Irak "dış politika-ekonomi-enerji" zeminli "bütünleşme projesi", Körfez-Avrupa jeopolitiğine oturduğu ve Körfez enerji kaynaklarının Batı'ya aktarımını potansiyel "İran tehdidi"nden arındırdığı için, ABD ve AB tarafından "sponsor" edilebilecek bir gelecek tasavvuru.

Bu arada, Türkiye, dış politika ve "enerji güvenliği" bakımından, Ortadoğu-Körfez ile Avrupa arasındaki "işlevselliği" ile Amerika-İran arasında da "işlevsel" bir rol kazanmaya başlamış görünüyor.

Bu ne demek?

"Uluslararası sistem"in, göz göre göre, Türkiye'yi "istikrarsızlaştırma" girişimlerine ve iktidar partisinin kapatılması ve Tayyip Erdoğan'ın yasaklanması yoluyla "işlevsiz" kılınmasına göz yummayacağı ve izin vermeyeceği demek.

Ankara'nın dünyaya sırtını dönmüş arkaik bürokratları, Ergenekoncu ulusalcılar ile medyadaki kimi bilinçli, kimi şaşkın müttefiklerinin cılız "ters akıntısı", güçlü "uluslararası dinamikler" in karşısında ne kadar etkili olabilir?

Dünyanın en güçlü ülkesi Amerika, "Obama Amerika'sı" na doğru yol alır, bir yandan da mevcut Amerikan Yönetimi'nde Rice-Hadley hattı; İran'a vurmaktan yana, Tayyip Erdoğan'ın elimine edilmesine gözyaşı dökmeyecek Cheney hattına galebe çalarken, Michael Rubin cinsi maskaraların tezleri artık anlamsızlaşır ve Harp Akademileri'ne bundan sonra davet edilecekleri şüpheli hale gelirken, AK Parti'yi kapatmanın yol açacağı tahribatın altından, bunu isteyenler ve gerçekleştirecek olanlar kalkabilir mi?

Ankara'da bir nebze akıl kalmışsa, böyle bir yola girmezler.

Ya kalmamışsa?

Soru da bu zaten...

CENGİZ ÇANDAR/REFERANS


Kimler neler hesaplıyor ...
Hangi hesaplar tutuyor hangi hesaplar tutmuyor acaba ...
Aklı yeten beri gelsin ..
Selamlar ...
Logged

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
30 Temmuz 2008, 11:49:15 ÖÖ 11
Üye Bilgileri
ozanca
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3674
Nerden:

Offline
« Yanıtla #54 :»

Ankara'daki en son kapatma fısıltısı 30 Temmuz 2008 10:25
Ankara kulislerinde hava değişti. "AK Parti kapatılmayacak" söylentisi yaygınlaştı. Piyasaların satın aldığı son senaryo da bunu destekler nitelikte...     
Kapatma davasının sonucu ile ilgili Ankara'da konuşulanlar gazeteler yansımaya devam ediyor. Vatan'ın manşetine çıkan son iddia oldukça dikkat çekici...

“Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesi AKP’nin, laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline gelip gelmediği yönünde uzun tartışmalar yapacak. Ve sonuçta kapatma eğilimi ağır basacak ve oylamaya geçilecek. Oylama sonunda da karar, 6’ya 5 kapatma yönünde çıkacak. Ama tabii ki Anayasa gereği nitelikli çoğunluk olan 7 oy çıkmadığı için AKP kapatılmayacak. AKP kapatılmayacak ama ciddi bir imaj ve prestij kaybına uğratılacak. Toplum ve kamuoyu nazarında sicili zedelenmiş olacak. Çok ciddi bir uyarı almış olacak. Bundan sonraki süreçte iktidar partisi imajını düzeltebilmek, laikliğe duyarlığı kesimlerin güvenini yeniden kazanabilmek için daha dikkatli hareket etmek, imajını düzeltmek zorunda kalacak...”

PİYASALARDAKİ BEKLENTİ

AKP'nin kapatılması istemiyle açılan davada sonuca yaklaşılırken, iktidar partisinin kapatılması halinde piyasa tepkisinin sınırlı kalabileceğine işaret eden analistler, aslen Başbakan Tayyip Erdoğan'ın siyasi geleceğinin piyasalardaki trend üzerinde belirleyici olacağını söylüyorlar.

İMKB Bileşik Endeksi birinci seansta, dünkü ikinci seans kapanışına göre 1.018,16 puan artarak 40.171,90 puan seviyesinde açıldı. Hisse senetleri, bu seviyede ortalama yüzde 2,60 oranında değer kazandı.

DOLAR 1,1920 YTL, AVRO 1,8560 YTL'DEN GÜNE BAŞLADI

İstanbul serbest piyasada dolar 1,1920 YTL, avro 1,8560 YTL'den güne başladı.Kapalıçarşı'da 1,1880 YTL'den alınan dolar 1,1920 YTL'den satılıyor. 1,8520 YTL'den alınan avronun satış fiyatı ise 1,8560 YTL olarak belirlendi.Serbest piyasada önceki kapanışta doların satış fiyatı 1,2020 YTL, avronun satış fiyatı ise 1,8820 YTL olmuştu.

TAHVİL-DÖVİZ-PARİTE

İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Tahvil ve Bono Piyasası Kesin Alım Satım Pazarında işlem gören 14 Nisan 2010 vadeli tahvilin, bugün valörlü işlemlerinin saat 09.35 itibarıyla basit getirisi yüzde 21,02'ye, bileşik getirisi yüzde 19,68'e düştü. Bu tahvilin, aynı gün valörlü işlemlerinin önceki kapanışında basit getiri yüzde 21,34, bileşik getiri yüzde 19,95 olmuştu.

DOLAR KOTASYONLARI

Bankalararası piyasada dolar kotasyonlarında alışta en düşük fiyat 1,1825 YTL, en yüksek fiyat 1,1890 YTL, satışta en düşük fiyat 1,1895 YTL, en yüksek fiyat 1,1940 YTL düzeyinde bulunuyor.

PARİTE

Uluslararası piyasalarda avro-dolar paritesi 1,5575, sterlin-dolar paritesi 1,9781, yen-dolar paritesi ise 108,08 düzeyinde seyrediyor.

HANGİ SENARYO SATIN ALINIYOR?

Anayasa Mahkemesi'ne 14 Mart'ta AKP'nin kapatılması istemiyle yapılan başvurudan bu yana piyasalarda ağırlık kazanan beklenti partinin kapatılacağı yönünde ancak son günlerde piyasa uzmanları, parti kapatılsa bile Erdoğan'ın yeniden başbakan olma yolunun açık kalacağını, bu kapsamda partinin dağılmayacağını ve yeni bir isim altında varlığını sürdüreceği senaryosunun satın alınmaya başlandığını belirtiyorlar.

Anayasa Mahkemesi müzakerelere Pazartesi başladı. Başkan Haşim Kılıç davanın ne zaman sonuçlanacağının belli olmadığını söylemişti. Karar için 11 mahkeme üyesinin en az 7'sinin oyunu gerektiren nitelikli çoğunluk aranıyor.

Davanın sonuçlanmasının ardından piyasalarda "yüzde 80 olasılıkla yükseliş" beklediğini belirten JPMorgan Başekonomisti Yarkın Cebeci, AKP'nin kapatılması fakat Erdoğan'ın siyasetten yasaklanmaması ihtimalinde piyasada kısa vadede ralli oluşabileceğini söyledi.

Cebeci, AKP'nin kapatılmasından çok başbakanın siyasetten yasaklanıp yasaklanmayacağının piyasa için önemli olduğunu vurgulayarak böyle bir durum için, "Günler ya da bir iki haftadan bahsediyoruz. Kısa vadede piyasalarda ciddi bir toparlanma yaşanabilir. Piyasa için AKP'nin kapatılmasından çok Erdoğan'ın başbakan olarak görevine devam edip edemeyeceği önemli" dedi.

JPMorgan, dün açıkladığı bir raporda portföyündeki Türk hisselerinin ağırlığını artırdığını ve gelişmekte olan piyasalar hisse senedi raporunda ülke bazında Türkiye'yi de endeks üstü getiriye yükselttiğini açıkladı ve " Anayasa Mahkemesi'nin bu hafta beklenen kararı sonrası Türkiye'de politik belirsizliğin azalmasını bekliyoruz. Bankamızın İstanbul merkezli ekonomik araştırma birimine göre karar yüzde 80 olasılıkla piyasa için olumlu olacak" dedi.

AKP'nin kapatılmayacağına yönelik yaratılan beklenti endeksi dünkü işlemlerde yukarı çekti ve İMKB Ulusal 100 endeksi Salı günü yüzde 2.71 artışla 39,153.74 puandan kapandı. İşlem hacmi ise 1.31 milyar YTL oldu ve Pazartesi günkü 886 milyon YTL'ye göre yüzde 48 arttı.

REUTERS'e konuşan Hukuk uzmanları, AKP davasını dün görüşmeye başlayan Anayasa Mahkemesi'nden, AKP'nin kapatılması ve partinin 71 üyesine siyaset yasağı getirilmesi ya da, davanın tamamen reddedilmesi gibi iki temel seçeneğin yanı sıra, birçok ara kararın da çıkabileceğini vurguluyor.

Commerzbank da yerel kaynakları dayandırdığı raporunda, "Artık piyasada (AKP'ye ilişkin) davada Anayasa Mahkemesi'nin olumlu bir karara varacağı söylentileri oluştu. Bu, bankamızın ana senaryosunu oluşturmamakla birlikte beklenenin üzerinde oluşan iyimser beklentiler potansiyel olarak kâr için olumlu bir yol yaratıyor" dedi.

Hukukçular, dava sonucunda sadece Hazine yardımının kesilmesi, partinin kapatılması ancak hakkında siyaset yasağı istenilen 71 kişinin bir bölümüne yasak getirilip, bazılarına getirilmemesi gibi birçok seçeneğin de davanın olası sonuçları arasında yer aldığını belirtiyorlar.

Finansbank Başekonomisti İnan Demir de Erdoğan'a siyasi yasak konusunun dava sonucunun önemli bir ayrıntısı olduğunu belirterek, "Doğrudan kapatmanın dışında kalacak tüm kararlar zaten piyasayı olumlu etkiler. Kapatma kararı gelirse, 'Başbakan Erdoğan'ın siyasi yasağı olacak mı olmayacak mı? Bu yasak bağımsız milletvekili olmasına engel teşkil edecek mi?' gibi sorular ön plana çıkıyor. Olası kapatma kararının verilmesi ile Erdoğan'ın tekrar başbakan olup olamayacağını öğrenmemiz arasında da bir zaman dilimi mevcut" dedi

Demir, gerekçeli karar açıklanıp bu süreçler netleştiği takdirde, kapatma durumunda bile, piyasa tepkisinin olumlu olabileceğini belirtti ancak bu ihtimalin çok kuvvetli olmadığını vurguladı.

Ancak, tüm analistler bu kadar iyimser değil. AKP'ye kapatılması kararı çıkması durumunda piyasanın sakin kalabilme ihtimalinin bulunmadığını belirten Lehman Brothers Ekonomisti Tolga Ediz "AKP kapatma davasıyla ilgili genel kanıyı paylaşmıyoruz. Her şeyi hesaba kattığımızda, AKP'nin varlığını sürdürmesini bekliyoruz. Fakat Anayasa Mahkemesi iktidardaki partiyi kapatma kararı alırsa, ardından gelecek seçimlere kadar olan sürecin sakin geçeceğini de varsayamayız. AKP'nin kapatılması Başbakan Erdoğan için yolun sonu anlamına gelebilir" dedi.

İMKB YILBAŞINDAN BERİ %30 GERİLEDİ, FAİZ 335 BAZ PUAN YÜKSELDİ

Siyasi gerginlik nedeniyle İMKB 100 endeksi yılbaşından bu yana, 29 Temmuz Çarşamba günü kapanış verilerine göre yüzde 29.5 geriledi. 2007'nin son işlem gününde 55,538.13 puandan kapanan İMKB 100 endeksi dün 39,153.74 puandan kapandı.

Öte yandan 2007'yi yüzde 16.60 seviyesinden kapatan gösterge tahvilde ortalama bileşik faiz dün spot kapanış itibarıyla yüzde 19.95 seviyesinde bulunuyor. Faizde dün kapanışına göre yılbaşından bugüne kadar yaşanan yükseliş 335 baz puan seviyesinde bulunuyor.

Petrol destekli 'kapanmayacak' senaryosuyla yine yıldız olduk

Lehman Brothers'ın ardından dün de JPMorgan, Türkiye'den alım tavsiye etti. Ortak kanı AK Parti kapatılmayacak oldu, petrol de 121 dolara düşünce borsa yüzde 2.7 zıpladı..

Krizin başlangıç tarihi olan 23 Temmuz 2003'ten bu yana en fazla düşün üçüncü borsa olan İstanbul Menkul Kıymetler Borsası temmuz başından bu yana süren çıkış trendini dün de devam ettirdi. Borsa yüzde 2.71 artışla 39 bin 153 puandan kapandı. Faiz de benzer trend izleyerek yüzde 20'nin altına demir attı. Dolar uzun süre asılı kaldığı 1.20 YTL'nin altına geriledi. Günü 1.19 YTL'den tamamladı. Bu yükselişte Lehman Brothers'ın ardından dün de JP Morgan'ın Türkiye'den alım tavsiye etmesi etkili oldu. Bu tavsiye borsada oluşan AKP kapatılmayacak beklentisini güçlendirdi ve akşam saatlerine kadar dünya borsaları eksi 1 düzeyinde seyrederken İMKB yüzde 1.5 artıdaydı. Akşam saatlerine doğru ABD'nin tüketici güven endeksinin beklenenden iyi gelmesi ve petrol ve altın fiyatlarının ani düşüşü dünya borsalarını toparlarken İMKB'yi zıplattı.

KAPANSA BİLE ALINIR
Başta borsa olmak üzere piyasada AKP'nin kapatılmayacağına olan inanç, yatırım bankalarının raporlarıyla cesaret bulan yatırımcının alımına dönüşürken, piyasa aktörleri, "Partinin kapatılmayacağı olasılığının yanı sıra sadece hazine yardımının kesilmesi ve birkaç milletvekiline yasak getirilmesinin ardından yapılacak ara seçimde aynı partinin yine iktidar olacağına yönelik beklentiler daha baskın. Partinin tamamen kapatılması durumunda bile Türkiye piyasası çok ucuz kaldığı için alımlar artıyor" görüşünü savunuyor.

SATAN SATTI ARTIK DÜŞMEZ
Uzmanlar, şimdiye kadar bütün aktörlerin pozisyonunu aldığını belirterek, "Satmak isteyen sattı, olumsuz beklentilerle yapılacak satışlar son güne saklanmaz" şeklinde düşünüyor. Dünya borsaları ile birlekte Türkiye'yi de uçuran ABD hafif ham petrol vadeli işlemleri, OPEC'in düşen fiyatlar karşısında üretim kısıntısı yapılmaması tavsiyesi, doların yükselmesi, ABD benzin tüketiminin düşük gelmesi ve ABD verisinin zayıf olmasının etkisiyle varil başına 3 dolardan fazla düştü. Eylül teslimi ham petrolün varili 121.10 dolara kadar geriledi. Bu rakamın son 10 haftanın en düşük seviyesi olduğu belirtildi. Petrol böylece 11 temmuzda ulaştığı 147 dolarlık tüm zamanların rekorunun ardından toplam yüzde 18 değer yitirmiş oldu.

JPMorgan: AK Parti'nin kapanmama olasılığı % 80

Uluslararası yatırım bankası JPMorgan, portföyünde Türk hisselerinin ağırlığını artırdığını açıkladı. Banka, gelişmekte olan piyasalar hisse senedi raporunda ülke bazında Türkiye'yi de endeks üstü getiriye yükselttiğini açıkladı. JPMorgan tarafından yayınlanan raporda, hisse senetlerinde yaşanan düşüşün piyasaları kayda değer şekilde ucuz hale getirdiği belirtilerek, Türkiye hisse senetleri piyasasının gelişmekte olan piyasalar arasında ucuz kaldığı kaydedildi. JP Morgan raporunda Türkiye'nin notunu yükselmesinin altındaki 4 neden şöyle sıralandı:

1- Anayasa Mahkemesi'nin bu hafta beklenen kararı sonrası Türkiye'de politik belirsizliğin azalmasını bekliyoruz. Bankamızın İstanbul merkezli ekonomik araştırma birimine göre karar yüzde 80 olasılıkla piyasa için olumlu olacak.

2- Türkiye'de enflasyon enerji fiyatlarında yaşanan düşüşler ve bölgede beklenen yüksek hububat hasadı ile düşüşe geçebilir. MB'nin faiz artırım sürecinin sonuna geldiğine ve bundan sonraki adımın faiz indirimi olacağına inanıyoruz.

3- Düşük enerji fiyatları uzun vadede kalıcı olursa, ilk çeyrek itibariyle GSYH'nin yüzde 5.7'sine denk eden cari işlemler açığında olumlu gelişmeler yaşanabilir. Türkiye açısından en önemli risk Avrupa ülkelerinde gerçekleşebilecek ekonomik yavaşlama.

4- Türkiye gelişmekte olan piyasalar arasında en az pahalı olan ülke. Raporda ayrıca Rusya'nın portföydeki ağırlığının endeks altında getiriye düşürüldüğü belirtildi. Turkcell , Enka, Garanti Bankası, JPMorgan'ın en çok önerdiği hisseler.

İYİMSERLİKTE JP'NİN RAPORU ETKİLİ OLDU
* Reşit Toygar Akbank Genel Müdür Yardımcısı
JP'nin raporu etkili oldu. Yabancı yatırımcılar parti kapatılmaza oynuyor. Bono piyasasında likidite fazla değil, bu nedenle partinin kapatılmayacağı beklentisinde olan yatırımcıların küçük alımları bile faizi aşağı çekiyor. Beklentiler doğrultusunda gerçekleşmeler olursa faiz yarım puan daha iner. Daha aşağı gelmesini mevduat faizleri engeller.

KAPANMAYACAĞINA İNANANLAR ARTTI
* Nergis Kasabalı Ata Yatırım Araştırma Müdürü
Dünya borsalarının genel eğilimden ayrışıyoruz. AKP kapatma davasında zaman yaklaştıkça kapanmayacağına inanan yatırımcıların alımları buna neden oluyor. Bunların sayısı da arttı. Gelişmekte olan ülkeler içerisinde petrolden kaynaklı farklı tercihler oluyor. Kurumların önerileri de buna paralel olarak temkinli olmakla beraber tercihler değişiyor.

HER İKİ KOŞULDA DA BORSA YÜKSELECEK
* Uğur Ertürk Ekinciler Yatırım Araştırma Müdürü
Yerliler, parti kapanırsa kötü olacak beklentisi içinde yabancılar ise ya kapanmazsa diye alıyorlar. Ekonomik temeli olmadığı halde dünyadan daha geri kalmıştık. Yabancı en kötü ihtimalle AKP yeni parti kurup yeniden iktidar olur beklentisi içinde. AKP kapanmaz, petrol fiyatları da düşerse diğer piyasaları yakalarız. İyi senaryoda % 30 yükseliriz, AKP kapansa bile önce düşer yeniden yükseliş trendine gireriz.

YURTDIŞINDAN AYRIŞIYORUZ
* Zeynel Abidin Balcı Acar Yatırım Araştırma Müdürü
Yurtdışından ayrıştık. Piyasada AKP kapatma davasının sonucuna yönelik olumlu algılama var. Kimse sonucu bilemez ama sanki kapatılmayacak gibi bir beklenti var.

Vatan gazetesi yazarı Bilal Çetin'de bugünkü yazısında bu görüşü destekler nitelikte bir yazı kaleme aldı..

6’ya 5 rüzgarını kim estiriyor? 

Anayasa Mahkemesi’nin üç gün önce esastan görüşmeye başladığı AKP hakkındaki kapatma davası ve sonucu hiç kuşku yok ki Türkiye’nin en önemli gündem maddesi.

Aslında bu dava sonuçları itibariyle sadece Türkiye’de merak konusu değil, dünyanın da dikkatleri bu davanın üzerinde. Avrupa Birliği de ABD de İslam coğrafyası da AKP hakkındaki kapatma davasının sonuçlarına odaklanmış durumda. Dahası uluslararası sermaye çevreleri, özellikle de Türkiye’de büyük yatırımları olan yabancı finans kuruluşları da. Bu finans kuruluşlarının raporlarında dava ve sonuçla ilgili devamlı değerlendirmeler yapılıyor. Davanın Türk siyasetini ve ekonomisini nasıl etkileyeceği analiz ediliyor.

Ve şu anda artık yurt içinde ve dışında bütün ilgili çevreler nefeslerini tutmuş, sonucu bekliyorlar.

Anayasa Mahkemesi ne karar verecek? AKP kapatılacak mı, kapatılmayacak mı?

Yeni değil, yaklaşık dörtbuçuk aydan beri yanıt aranıyor, sonuçla ilgili ihtimal ve senaryo üretiliyor. İddianamenin açıklandığı günden beri herkes kendi meşrebine, beklentisine uygun bir sonuç tahmini yapıyor.

Bu kritik dava konusunda günlerdir papatya falı açılıyor. Balon uçuruluyor, rüzgar estirilmeye çalışılıyor.

İçeriden estirilen rüzgar, dışarıda, yabancı finans kurumlarının değerlendirme raporlarına yansıyor ve “bilgi” olarak iç kamuoyuna geri dönüyor.

Ve özellikle son günlerde yabancı finans kurumlarının raporlarında davanın sonucuyla ilgili son derece iddialı keskin ifadeler yer almaya başlıyor: AKP kapatılmayacak ama uyarılacak...

Kaynağı belli değil. Anayasa Mahkemesi olması da mümkün değil. Ama belli ki içeriden “iyi haber alan kaynaklara” dayalı bilgiler var.

Örneğin ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Mark Parris 15 Temmuz günü kapatma davası ile ilgili değerlendirme yaparken şunları söylüyor:

“Bir ay öncesine oranla kapatmanın önüne geçecek çözümün ortaya çıkması olasılığını bugün daha yüksek görüyorum...”

Yani Parris de “havanın değiştiğini, AKP’nin kapatılmayabileceğini” söylüyor.

Sadece Parris değil, son günlerde Ankara kulislerinde de “hava değişti, kapatılmayacak” söylemi yaygınlık kazanmış durumda. Düne kadar “kesin kapatılacak” diyenler bugün, “hava değişti, kapatılmayacak” diyor.

Havayı ne değiştirdi, nasıl değiştirdi belli değil...

Hatta “hava değişimi” konusundaki iddia ve spekülasyonlar o kadar ileri götürülüyor ki, Anayasa Mahkemesi’nin dosyayı görüşmeye başladığı saatlerde Ankara’da kararın kaça kaç çıkacağı konuşulmaya başladı.

Önceki gün Anayasa Mahkemesi’nin toplantıya başladığı saatlerde, çok güvendiğim, bugüne kadar kritik gelişmeler konusunda önceden verdiği hemen her bilgi doğru çıkan bir haber kaynağım telefon etti. “Duyum değil, kesin bilgi. Ama yazabilir misin bilmem” diye söze girdi:

“Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesi AKP’nin, laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline gelip gelmediği yönünde uzun tartışmalar yapacak. Ve sonuçta kapatma eğilimi ağır basacak ve oylamaya geçilecek. Oylama sonunda da karar, 6’ya 5 kapatma yönünde çıkacak. Ama tabii ki Anayasa gereği nitelikli çoğunluk olan 7 oy çıkmadığı için AKP kapatılmayacak. AKP kapatılmayacak ama ciddi bir imaj ve prestij kaybına uğratılacak. Toplum ve kamuoyu nazarında sicili zedelenmiş olacak. Çok ciddi bir uyarı almış olacak. Bundan sonraki süreçte iktidar partisi imajını düzeltebilmek, laikliğe duyarlığı kesimlerin güvenini yeniden kazanabilmek için daha dikkatli hareket etmek, imajını düzeltmek zorunda kalacak...”

Mantık dışı değil ama acaba gerçekten de öyle mi olacak?

Bunu hiç kimse bilmiyor aslında. Hatta Anayasa Mahkemesi üyeleri de...

Meclis Başkanı Köksal Toptan başta olmak üzere AKP içinde de bu yönde beklentisi olanların sayısı hiç az değil. Kimseyi tam olarak memnun etmeyecek ama öte yandan kutuplaşan tarafları yenilmiş, cezalandırılmış duygusuna da sürüklemeyecek bir sonuç olabilir bu.

Tabii ki ihtimal dışı değil ama bugün itibariyle tahmin ve temenniden öte değil...

HABER 7-Sabah-Vatan
Logged

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Sayfa: 1 2 3 [4]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.136 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu