İslamda Şehidlik ve Şehadet

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > KUR´AN-I KERİM (Bilgi Platformu) > Kur'an-i Kavramlar > İslamda Şehidlik ve Şehadet
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: İslamda Şehidlik ve Şehadet  (Okunma Sayısı 1005 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
28 Şubat 2008, 06:28:04 ÖÖ 06
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4071
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« :»

İslamda Şehidlik ve Şehadet 


"Şehidlik" kavramı ülkemizde istismar edilen, içi boşaltılan diğer dini kavramlarımızdan biridir, öyle ki artık bir üniforma gibidir. Neredeyse asker üniformasıyla ölen her kişiye zorunlu olarak şehid deme yükümlülüğü getirilmiştir. Şayet bu kelimeyi İslami anlamda, kendi orijinine uygun olarak kullanıyorsak yapılan doğru değildir, seküler sistemi dini bir kavramla izah edemeyiz.  Eğer sözlük anlamı ile kullanıyorsak bu kez de neyi kutsamışsa onun sözlük anlamında şehididir. TDK’ya göre şehit olmak, ülkesi, ülküsü veya inancı uğrunda savaşırken ölmektir. Bağlamında vazife şehidi örneğini verirsek bir vazife başında iken ölen kimsedir. Örnekleri çoğaltırsak; “Devrim şehidi” de olabilir, “Mao şehidi” de; özetle kendi kutsal ülküsü, amacı için ölen herkes şehittir. Yalnız bunun dini hiçbir ehemmiyeti yoktur. Seküler anlayışın sözlük anlamıdır. Ölümün soğukluğunu kutsal bir kavram ile bertaraf etmek ve kutsamak için kullanılmaktadır. Kelimenin bu anlamını düşündüğümüzde dünyadaki tüm gerillalar da kendi ülküleri, amaçları uğrunda şehit sayılmaktadırlar, bu nedenle de kendilerine şehit demektedirler. (Sadece Türkiye ve ortadoğuyu kastetmiyorum)  Yalnız biz bu ikinci anlamı bir yana bırakalım ve islamın şehidlik kavramı üzerine yoğunlaşalım. Zira burada yine kavram karmaşıklığı mevzubahistir. Ülkemizde dini anlayış ve yaşayış üzerinden bir dönem silindir geçtiği için tüm kavramlarımız birbiri ile karıştırılmakta ve yeterince bilgi sahibi olunamayınca işler iyice içinden çıkılamaz hale gelmektedir. Bildiğim kadarıyla İslamın şehidlik kavramı diğer İslami ülkelerde bizimki gibi karmakarışık değil, halkın bilgisi dâhilindedir. Açıkçası yine yazık ki Türkiye’ye özgü bir kavram karmaşası ile karşı karşıyayız.  Şehidin kelime anlamı: Şahit, tanık, bir şeyin aslını ortaya koymada kendisine başvurulan şeydir. Konumuzu ilgilendiren şehitlik, bu anlamda malıyla ve canıyla Allah'ın varlığını ve birliğini ispat için çalışan ve onun dinini yüceltmek için savaşan kimselere, gayretlerini kanlarıyla mühürlemiş olmaları nedeniyle Allah'ın verdiği bir ünvandır. İslam’da Allah için yapılan hiçbir amel karşılıksız kalmayacaktır. Ancak bütün varlığını Allah yolunda tüketen kimselere Allah, şehitlik ünvanını layık görmüş ve şöyle buyurmuştur: "Allah yolunda öldürülenlere "ölüdür" demeyin. Aslında onlar diridirler fakat siz farkında değilsiniz." (2/154) "Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah'ın bağışlaması ve rahmeti onların topladıklarından daha iyidir." (3/157)  İslami anlamda şehid derken bir Müslüman’ın kastettiği mana sadece budur. Burada salt vatan için canını verenlere böyle bir anlatım söz konusu değildir, çünkü her toplum, vatanı milleti, inancı ve çıkarları için her şeyi yapmayı göze alır ve bunlar için savaşır, ölür veya öldürür. Burada Müslümanı farklı kılan olay, bunların tümünü Allah için ve Allah'ın istediği gibi yapmış olmasıdır.  Bu kavramın içinin boşaltılmasına gelince bunu düşünmenin gereğine inanıyoruz. Örneğin ‘din’ kavramı hem hak hem de batıl din için kullanılan bir kavramdır. Hem ilahi hem de beşeri dinler için kullanılmaktadır. Din demek İslam dini anlamına gelmemektedir.  Şehid kavramına da böyle yaklaşmak mümkündür. Neyin isbatı için canını vermiş ise onun şehidi olması gayet doğaldır. Onun için şehidin önüne getirilen kelime ona anlam kazandırmaktadır (devrim şehidi, demokrasi şehidi...v.b.gibi)  İnsan, şehitliği de kimin adına gerçekleştirmiş ise onun şehidi olacaktır. Bu nedenle Allah, "Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin. Allah yolunda ölür veya öldürülürseniz" şartını koyuyor. Bu ifadeleri dikkate aldığımızda diğer yollarda ölen ve öldürülenler bu müjdenin dışındadır. İnsanlarda yol da çok, yönde. Kim ne yola ve yöne gidiyorsa o yolun ve yönün şehididir. Hal böyle olunca dileyen dilediğinin şehidi, gazisi ve ‘niyazi’si olmada hürdür. Olaya bir de böyle bakarak değerlendiriniz diyoruz.  “Ya Resûlullah! Bir adam ganimet için, diğeri şöhret için, öbürü riya, gösteriş veya ırkı için savaşırsa, hangisi Allah yolundadır?” diye sorunca, Hz. Peygamber (s.a.s) şu cevabı vermiştir: Kim Allah’ın adını, hükmünü yüceltmek, her şeyin üstüne çıkarmak için savaşırsa, o Allah yolundadır” (Buhârî, Ilim, 45; Cihâd,15; Müslim, Imre,150,151; Ibn Mace, Cihad,13; Ahmed b. Hanbel, IV, 392, 397, 402, 405, 417).  Yani bu sayılanların Allah yolunda savaşmak olmadığını ifade ediyor.  Şehid olabilmekte halis niyetin, gösterişten sakınmanın ve yağmacılıktan uzak durmanın zaruri olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Şehid olmada İslami ölçü; Allah’ın rızasıdır. Allah rızası için mücadele eden, O’nun adını yüceltmek için çaba sarfeden, cihâd içinde bulunmuş ve bu yolda canını veren şehid olmuş olur. Çok açık ifadelerle görüldüğü gibi Allah adına bir mücadelenin, Allaha şahidlik etmenin karşılığıdır şehadet.  Diğer bir hadiste de, Hz. Peygamber (s.a.s) önemli olan üç hususu misâl olarak ortaya koymuştur: Şehid olmak, âlim olmak ve hayırsever zengin olmak. Bu üç önemli ve faziletli durumda olan insanlar, Allah’ın rızasını düşünmeyerek, çeşitli menfaat, riya ve gösteriş duyguları ile hareket ettikleri takdirde, şehid, âlim ve hayırsever olmanın kendilerine hiç bir faydası olmaz. Bunların akıbetleri Cehennemdir.  Şehid; Allahû Teâla (cc)'nın rızası için savaşan ve İslâm'ın temel hedeflerini gerçekleştirmek için hayatını feda eden mükelleftir. İslâm'ın hayata hâkim olması için ihlâsla cihad eden ve bu uğurda şehid olanların, cennet ehli olduğu kat'i nasslarla sabittir.  Tâgûti güçlerin emrinde savaşan kimseler; velev ki müslüman dahi olsalar, asla şehid olamaz. Zira şehadet mertebesi; Allahû Teâla (cc)'nın kendi rızası için ve meşrû şartlarda savaşanlara ihsan buyurduğu bir ni'mettir. Çok açık ifadelerle anlatıldığı gibi dünyalık için (mal, mülk, vatan, millet, devlet, toprak...) ve ideolojik düşünceler için (sağ, sol, idealizm, devrim, turan, kızıl elma, sosyalizm, Türklük, Kürtlük...) vuruşmayı ve bu uğurda mücadeleyi şehidlikle açıklamak İslam’ın bir kavramının daha içinin boşaltılması demektir.  Şehidlik tamamiyle dinî, kudsî ve ulvî bir kavramdır. Her dinde şehidlik kavramı ve bunu ifade eden bir terim vardır. Yahudilerde Kedoşim (kutlu kişi), Hristiyanlarda Martys (tanık) onlara göre şehid demektir. İslam’ın şehidlik anlayışı kendine özgüdür.  Savaşçı kavimlerdeki silahşörlük ve kahramanlık efsaneleri dini inançlarla harmanlanınca şehitlerin payeleri daha da yükselmiş, bir tür kudsiyet derecesine çıkarılmıştır. Savaş olmadığı zamanlarda şehid olma imkanı bulamayanlar veya acı bir hastalık sonunda veyahut bir afet neticesinde can verenler de şehit hükmünde tutularak şehitliğin kapsamı genişletilmiştir. Aslında bazı sahih hadislerde de şehitliğin kapsamının genişletildiğini görmekteyiz.  Genel olarak şehidleri üç kısma ayırmamız mümkündür:  1-Kamil şehid: Cenazesi yıkanmaz, kefenlenmez, ihtilaflı olmakla birlikte, cenaze namazı kılınmaz.  2- Dünya şehîdi: Düşmanla yapılan savaşta ölmesine ve dünyada hakkında kâmil şehid hükümleri uygulanmasına rağmen, gerçekte şehid olmayan ve şehidlik sevabından yararlanamayacak olan kişiye dünya şehidi denir. Peygamberimiz bunların yerini cehennem olarak belirlemiştir. Savaştan kaçarken öldürülen, ganimet malından zimmetine geçiren (Müslim, "İman," 182) niyeti Allah rızası olmayıp, gösteriş ve öç almak için ya da ırkçılık gibi İslâm'a ters ideolojiler için veya dünyalık bir menfaat elde etmek uğruna savaşan kişiler bu guruba girerler (Zuhaylî, 2:560). Bunların tesbiti ya zor ya da mümkün olmadığından ötürü, dünyada kâmil şehid muamelesi görürler. (Kastedilen İslam adına yapılan bir harp durumudur, bugünkü sistemde zaten çatışmalar İslam hukuku için değildir. Mesela Çanakkale harbindekilerin hepsi bizlerin nazarında aynı hükme tabidir, çünkü onların iç dünyasını biz bilemediğimizden onlara kamil şehid statüsünde muamele ederiz; yıkanmaz, kefenlenmez. Buna dünya şehidi denir.)  3- Âhiret şehîdi: Kamil şehid vasıflarından birini taşımayan ancak dünya şehidi statüsüne girmeyenlerdir. Hz. Ömer ve Hz. Ali de vefat etmeden vuruldukları yerden başka bir yere nakledildikleri için, ahiret şehidi sayılmışlardır. Yani yıkanır, kefenlenir ve cenaze namazı kılınır. Bu konuda ihtilâf bulunmamaktadır. Ahirette ise, şehid sevabı alacak ve şehid muamelesi görecektir. Afetler de bu şekilde değerlendirilmektedir. Allah’ın rahmetinin tecellisi beklenmektedir.  “ALLAH yolunda öldürülenlere sakın "ölüler" demeyin. Tersine onlar diridirler, ama siz farkında değilsiniz.” (Bakara 154)  "Onlar "ALLAH yolunda" öldürülen kimselerdir. Sadece ALLAH yolunda! ALLAH'tan başka hiçbir hedefe, hiçbir gayeye hiçbir cazibeye içinde yer vermeksizin... Sırf yüce ALLAH'ın indirdiği bu gerçek uğruna. Sırf yüce ALLAH'ın yasallaştırdığı bu sosyal düzen uğruna... Sırf O'nun seçtiği bu din uğruna.... Sadece bu yolda öldürülenler... Başka herhangi bir yolda, başka herhangi bir yafta altında ya da bu amaca başka bir hedef veya başka bir yafta ortak ederek öldürülenler değil!.. Gerek Kur'an, gerek hadisler bu noktayı ısrarla vurgulamaktadır. Ta ki, vicdanlarda en ufak bir şüphe, en zayıf bir kuşku kırıntısı kalmasın, vicdanlarda sadece ALLAH kalsın diye."(nurnurcu) Şehid denildiğinde asıl hatıra gelen de budur.



  KAYNAKLAR Kur'an-ı Kerim İslam Fıkhı Ansiklopedisi Yusuf Kerimoğlu Mehmet Emre Prof. Dr. Hikmet Yüceoğlu Prof. Dr. Süleyman Uludağ
İktibas
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
28 Şubat 2008, 10:59:25 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
ozanca
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3670
Nerden:

Offline
« Yanıtla #1 :»

Mustafa İslamoğlundan bir şehit yorumu ...


Kanser ve Şehitlik 
 
 
Hocam;
Yakın bir zaman da genç yaşta ablamı mel'un bir hastalıktan dolayı
kaybettim.Tek tesellimiz inşaallahu teala "şehid" hükmünde olması.
Sorum da bununla alakalıdır hocam.Kanser gibi çaresi bulunmayan hastalıktan
vefat edenler şehid midir?
kısacası tam olarak şehid kime denir? yalnızca Allah yolunda canını
verenlere mi?
vaktinizi aldım hakkınızı helal edin.Merhume ablam ve bizi dualarınız da
eksik etmeyin.
Allah azze ve celle'ye emanet olun.
vesselam 

08/02/2008
 
 
 

Aziz talibe,
hastalıklar mel'un (lanetli) olmazlar, zahmetli olabilirler. ama rahmet de zahmetle mümkündür. zira parçada kötü görünen bütünde güzel durur. allah bütünü biz parçayı görüyoruz.
ablanıza rahmet diliyorum, size de başsağlığı.
ablanız veya bir başkası için cevap şudur:
Kur'an'a göre şehid hayatını imanına şahit kılana denir. İster yatağında ölsün, ister savaşta ölsün, ister trafik kazasında.
Eğer insan hayatını imanına şahit kılmamışsa, cephede ölse de ona şehit denilemez. İslam'ın ve Kur'an'ın şehit ve şehadet telakkisi budur. Bunun dışındakiler herkesin kendi kafasına göre uydurduğu ve bol kepçe dağıttığı ünvandır ki onun dinle bir alakası yoktur.


Selamlar ...
Logged

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
28 Şubat 2008, 03:10:13 ÖS 15
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4071
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #2 :»

teşekkürler aleykum selam
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
28 Şubat 2008, 08:36:34 ÖS 20
Üye Bilgileri
ittihad
Üye
*

Mesaj Sayısı: 41
Nerden:

Offline
« Yanıtla #3 :»

Allah razı olsun ......emeğinize sağlık....... Smiley
Logged
28 Şubat 2008, 10:44:52 ÖS 22
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3638
Nerden: ankara

WWW Offline
« Yanıtla #4 :»

Alıntı
Mustafa İslamoğlundan bir şehit yorumu ...

Eğer insan hayatını imanına şahit kılmamışsa, cephede ölse de ona şehit denilemez. İslam'ın ve Kur'an'ın şehit ve şehadet telakkisi budur. Bunun dışındakiler herkesin kendi kafasına göre uydurduğu ve bol kepçe dağıttığı ünvandır ki onun dinle bir alakası yoktur.

biz söyleyince taşlanıyoruz bari mustafa islamoğlu söylesin anlarlar inşallah......
demokrasi şehidi, trafik şehidi, amerikan şehidi, vatan şehidi, milliyetçi şehidler, sol şehitleri..vs..vs..vs çeşit bol bizi ilgilendiren islam şehitleri !!!....

Logged
28 Şubat 2008, 10:57:44 ÖS 22
Üye Bilgileri
ozanca
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3670
Nerden:

Offline
« Yanıtla #5 :»

Daaa muhterem ...
Farkettinmi bilmem ..
Turkcede şehit kelimesinin karşılıgı yok ..
Olmadıgından degil ..
Hele savaşçı bir millet oldugumuz düşünülürse ...
Mutlaka bir zamanlar şehitin türkçesi vardır ..
İslam olduktan sonra unutulmuştur artık kullanılmaz olmuştur ..
Neden dersin Huh?
Selamlar ...
Logged

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
29 Şubat 2008, 12:00:31 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3638
Nerden: ankara

WWW Offline
« Yanıtla #6 :»

türklerin islam öncesi kültürleri hakkında pek bilgim yok.
bu konuda ahmet yaşar ocak'ın kitaplarını çok aradım ama bulamadım.
islam öncesi türk kültürü konularında tavsiye edebileceğim bir isimdir Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
TIKLAYINIZ


bu nedenle islam öncesi türklerde şehid kavramı nasıl isimlendirilirdi, daha önemlisi ne ifade ederdi ögrenmek isterim bende.
aklıma gelen ölen kişiyi  at avrat silah üçlüsü ile birlikte gömerlermiş ( eş yokmuydu yoksa) Smiley ....

ve düşünürken aklıma ne geldi ( otobüs istasyonu gibi sürekli bişeyler geliyor) Smiley

ülkemizdeki şehit kavramının kullanılışını düşündüm ve şu fikir ön plana çıktı:

ölüm şekli ne olursa olsun isterse yolda yürürken ayağı kaysın düşsün ama bu kişi üniformalı (polis asker) ise otomatikman şehid oluyor. ve hatta daha da abartabiliyorlar üniforma şart değil devlet memuru ise ve iş üstünde vefat eyledi ise yine otomatik şehid oluyor.

ama hiç zanetmiyorum ki halka teblig görevini ifaa eden bir imam vefat etse şehid demezler. hiç sanmıyorum...

sonuç itibari ile ölen kişinin şehid olabilmesi için yegane kriter devlet memuru olması sonucu ile yola çıkarsak bunun nedeni de "kutsal devlet" fenomenidir. burada başka bir açmazımız önümüze geliyor :

devlet kutsalmıdır ? bayrak toprak ...vs..vsss ( ufak ipucu : bunlar bana milli(yetçi) kavramlar olarak görünüyor hali ile dini (islamii) bir anlamdan ziyade milliyetçilik akımının tesirinin sonuçları görülmektedir.)
Logged
29 Şubat 2008, 11:27:27 ÖÖ 11
Üye Bilgileri
ozanca
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3670
Nerden:

Offline
« Yanıtla #7 :»

Gene anlamak istedigin gibi anlamışsın ..
80 senelik bir kelime kaybı degil şehitlik ...
veya 300 senelikte degil ..
Sanırım çok daha eskidir ...
Aynı anlam kaybolmasını "selam" sözcügündede görüyoruz ..
Selam sözcügününde Türkçesi yoktur ..
Bu zannedersem İslama ilk giriş yıllarında meydana gelen bir kavrama bicimidir ...
Ve sonrası suregelen bir kültür bir anlama olmuştur ...
Şimdi tekrar başa sararsak ...
Şehitligin dilimize girdigi dönemde belli bir kesim ( savaş meydanı ) anlaşılmamış ...
Belkide İslamoğlunun tarifine en uygununu bu halk anlamış ve yaşamış ...
Selamlar ..
Logged

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
01 Mart 2008, 02:39:59 ÖÖ 02
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3638
Nerden: ankara

WWW Offline
« Yanıtla #8 :»

Smiley anlamak istediğim gibi değil zira geçmiş yüzyılların değerlendirmesini yapmadım. zira geçmişteki uygulama ve inançlar nasıl bilmiyorum dedim.

ben günümüz dünyasında içinde bulunduğumuz topumu gözlemleyerek böyle bir yargıya vardım. doğrudur yanlıştır ama anlık bir fikir olarak aklıma geldi.

anlam kaymasına en somut örnek "cihad" kavramıdır. cehd etmek kökünden gelen ve allah yolunda gösterilen çaba, gayret, azim temel anlamını ihtiva eden cihad bu genel anlamlarından sıyrılarak sadece ve sadece kıtal olarak geçen savaşmak, harb etmek fiiline indirgenmiştir.

islamoğlunun şehid tarifi önemli diger kısmına vurgu yapmadığım yok saydığım anlamına gelmesin tekrar bakalım :

Alıntı
mustafa islamoğlu:

Kur'an'a göre şehid hayatını imanına şahit kılana denir. İster yatağında ölsün, ister savaşta ölsün, ister trafik kazasında.
Eğer insan hayatını imanına şahit kılmamışsa, cephede ölse de ona şehit denilemez. İslam'ın ve Kur'an'ın şehit ve şehadet telakkisi budur.

bakınız ben yeşil cümleye atıf yapmıştım üstteki mesajımda.
ama kırmızı cümleleri ele almalıyız önemlisi bu ki, şu soruyu sormalıyız : ne uğrunda yaşıyordun ve ölüm seni hangi yolda buldu ?
 son nefesini verirken ne iş yapıyordun ?


ayrıca şu soruya cevap verebilirmisiniz:

devlet memuru hadi üniformalı olsun, sair sebepten ölünce neden şehid olur ? aslında sair sebebin ötesinde cephede vefatını da sorgulamalıyız ama hadi şimdilik sair sebepleri ele alalım...
Logged
10 Temmuz 2008, 10:10:45 ÖS 22
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3638
Nerden: ankara

WWW Offline
« Yanıtla #9 :»



Şehîd Yalnızca Allâh Yolunda Can Verendir,


10 Temmuz 2008 Perşembe
   

İslamî – Qûr’ânî bir terim olan “şehîd” kavramı kadar tahrif edilmiş, amaç dışı kullanılmış ve öz mânâsından uzaklaştırılmış başka bir kelime var mıdır acaba? Sanmıyorum.

İslam’a ve İslam Şeriâtı’na tamamen aykırı ve hatta karşıt olan “Laiklik”, “Millîyetçilik”, “Kemalizm” ve “Batıcılık” fikrî esasları üzerine kurulmuş olan bir devlet, kendisinin ve dayandığı bu ideolojik temellerin korunması için mücâdele ederken öldürülen askerlerine, polislerine, kumandanlarına ve hatta etnik birlikteliği olmayan köy korucularına “şehîd” diyor, bunların geride bıraktığı gözüyaşlı âîlelerini de “şehîd âîleleri” olarak topluma lanse ediyor.

Yine aynı şekilde İslam’a ve İslam Şeriâtı’na tamamen aykırı ve hatta karşıt olan “Laiklik”, “Millîyetçilik”, “Sosyalizm” ve “Komünizm” gibi fikrî esaslar üzerine kurulmuş olan bir örgüt de, kendisinin ve dayandığı bu ideolojik temellerin korunması için mücâdele ederken öldürülen sempatizanlarına, militanlarına, gerillalarına ve komutanlarına aynı şekilde “şehîd” diyor, bunların geride bıraktığı gözüyaşlı âîlelerini de aynı şekilde “şehîd âîleleri” olarak topluma lanse ediyor.

Her ikisi de İslam’a ve Qûr’ân’a açıkça savaş açmış olan bu iki laik güç, öz be öz İslamî bir kavram olan “şehîd” kavramını böyle sorumsuzca, hiç utanmadan, yüzleri kızarmadan kullanırken dayandıkları mantık nedir acaba? Anlamak cidden güç.

Oysa Qûr’ânî bir kavram olan – dikkat ediniz; “kelime” demiyoruz, “kavram” diyoruz; yani sadece bu inanç sistemine ait ve anlamı sadece bu inanç sisteminde karşılık bulan “ifade” – “şehîd” kavramı yüce kitâbımız Qûr’ân-ı Kerîm’de hangi anlamda kullanılmış:

“Allâh yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyiniz; zira onlar diridirler. Fakat siz farkında değilsiniz.” (Baqara, 154)

“Allâh yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyiniz. Hayır, onlar Rabb’leri katında diridirler ve rızıklanmaktadırlar.” (Al-i İmran, 169)

 “Kim Allâh'a ve Resûlü'ne itaat ederse, işte onlar Allâh'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıqlar, şehîdler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar?” (Nisa, 69)

Bu âyet-i kerîmelerden de anlaşılacağı üzere, “şehîd”, yaşamını Allâh ve Resûlü’ne itaatle geçirmiş, Allâh’ın dîni olan İslam’a ve bu dînin yüce kitâbı olan Qûr’ân’a göre bir yaşam sürmüş ve bunun neticesi (meyvesi) olarak da canını yine âlemlerin Rabbi olan Allâh yolunda vermiş, Allâh yolunda öldürülmüş kimseye denir ki, bu kimse üstelik ölümsüzleşmiş, Allâh katında diridir.

Yine yüce kitâbımız Qûr’ân- Kerîm’i incelediğimizde, Allâh-û Teâlâ’nın biz müslümanlardan, ğayr-i İslamî güçler ve onların ideolojileri ve dînleri olan “Laiklik”, “Millîyetçilik” (Türk veya Kürt, hangisinin millîyetçiliği olduğu farketmez), “Kemalizm”, “Sosyalizm”, “Demokrasi”, “Şamanizm” ve “Zerdüştçülük” yolunda değil, aksine, laiklerin bizzat kendisine karşı savaştığı âzîz İslam yolunda, kutlu Qûr’ân yolunda savaşmamızı, mücâdele vermemizi istediğini görürüz:

 “Sizinle savaşanlara karşı Allâh yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allâh aşırı gidenleri sevmez.” (Baqara, 190)

 “Şüphesiz imân edenler, hicret edenler ve Allâh yolunda cihad edenler; işte onlar, Allâh'ın râhmetini umabilirler. Allâh bağışlayandır, esirgeyendir.” (ags, 218)

“Andolsun, eğer Allâh yolunda öldürülür ya da ölürseniz, Allâh'tan olan bir bağışlanma ve râhmet, onların bütün toplamakta olduklarından daha hayırlıdır.” (Al-i İmran, 157)

“Nitekim Rabbleri onlara (dûâlarını kabul ederek) cevab verdi: ‘Şüphesiz Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden bir işte bulunanın işini boşa çıkarmam. Sizin kiminiz kiminizdendir. İşte, hicret edenlerin, yurtlarından sürülüp çıkarılanların ve yolumda işkence görenlerin, çarpışıp öldürülenlerin, mutlaka kötülüklerini örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. (Bu,) Allâh katından bir karşılıktır. O Allâh ki, karşılığın en güzeli O'nun katındadır.” (ags, 195)

 “Öyleyse, dünya hayatına karşılık âhireti satın alanlar Allâh yolunda savaşsınlar; kim Allâh yolunda savaşırken öldürülür ya da galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz. Size ne oluyor ki, Allâh yolunda ve ‘Rabbimiz, bizi halkı zâlîm olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu) gönder, bize katından bir yardım eden yolla’ diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? İmân edenler Allâh yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tâğut yolunda savaşırlar. Öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli düzeni pek zayıftır.” (Nisa, 74 – 76)

“Artık sen Allâh yolunda savaş, kendinden başkasıyla yükümlü tutulmayacaksın. Mü'minleri hazırlayıp teşvik et. Umulur ki Allâh, küfredenlerin ağır baskılarını geri püskürtür. Allâh, kahredici baskısıyla daha zorlu, acı sonuçlandırmasıyla da daha zorludur.” (ags, 84)

“Mü'minlerden, özür olmaksızın oturanlar ile Allâh yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. Allâh, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği (cenneti) vaadetmiştir; ancak Allâh, cihad edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır.” (ags, 95)

“Fitne kalmayıncaya ve dîn yalnız Allâh'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz Allâh, yaptıklarını görendir.” (Enfal, 39)

“Yoksa siz, içinizden cihad edenleri ve Allâh'tan ve Resûlü’nden ve mü'minlerden başka dost edinmeyenleri Allâh bilip (ortaya) çıkarmadan bırakılıvereceğinizi mi sandınız? Allâh yaptıklarınızdan haberdardır.” (Tewbe, 16)

“Hacılara su dağıtmayı ve Mescîd-i Haram'ı onarmayı Allâh'a ve âhiret gününe iman eden ve Allâh yolunda cihad edenin yaptıkları gibi mi saydınız? (Bunlar) Allâh katında bir olmazlar. Allâh zûlmeden bir topluluğa hidayet vermez. İmân edenler, hicret edenler ve Allâh yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allâh katında büyük dereceleri vardır. İşte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bunlardır.” (ags, 19 – 20)

“De ki: ‘Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allâh'tan, O'nun Resûlü’nden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allâh'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun’. Allâh, fasıklar topluluğuna hidayet vermez.” (ags, 24)

“Kendilerine kitap verilenlerden, Allâh'a ve âhiret gününe inanmayan, Allâh'ın ve Resûlü’nün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dîni (İslam'ı) dîn edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savaşın.” (ags, 29)

“Ey iman edenler, ne oldu ki size, Allâh yolunda savaşa kuşanın denildiği zaman, yer(iniz)de ağırlaşıp kaldınız? Ahiretten (cayıp) dünya hayatına mı razı oldunuz? Ama ahirettekine (göre), bu dünya hayatının yararı pek azdır.” (ags, 38)

“Hafif ve ağır savaşa kuşanıp çıkın ve Allâh yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” (ags, 41)

 “Allâh adına gerektiği gibi mücâdele edin. O, sizleri seçmiş ve dîn konusunda size bir güçlük yüklememiştir. Atanız İbrahim'in dini. O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Qûr'ân'da) da sizi ‘Müslümanlar’ olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şâhid olsun, siz de insanlar üzerine şâhidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekâtı verin ve Allâh'a sarılın. Sizin mevlânız O'dur. İşte, ne güzel mevlâ ve ne güzel yardımcı.” (Hacc, 78)

“Öyleyse kâfirlere itaat etme ve onlara karşı büyük bir mücâdele ver.” (Furqan, 52)

“Bizim uğrumuzda cihad edenlere, şüphesiz yollarımızı gösteririz. Gerçekten Allâh, ihsan edenlerle beraberdir.” (Ankebut, 69)

“Öyleyse inkâr edenlerle (savaş sırasında) karşı karşıya geldiğiniz zaman, hemen boyunlarını vurun; sonunda onları iyice bozguna uğratıp zafer kazanınca da artık (esirler için) bağı sımsıkı tutun. Bundan sonra ya bir lütuf olarak (onları bırakın) veya bir (fidye karşılığı) salıverin. Öyle ki savaş, ağırlıklarını bıraksın (sona ersin). İşte böyle; eğer Allâh dilemiş olsaydı, elbette onlardan intikam alırdı. Ancak (savaş,) sizleri birbirinizle denemesi içindir. Allâh yolunda öldürülenlerin ise; kesin olarak (Allâh,) âmellerini boşa çıkarmaz.” (Mûhâmmed, 4)

“Ey imân edenler, sizi acı bir azaptan kurtaracak bir ticareti haber vereyim mi? Allâh'a ve O'nun Resûlü’ne imân edersiniz, mallarınızla ve canlarınızla Allâh yolunda mücâdele edersiniz. Bu, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz.” (Saff, 10 – 11)

 “Ey Peygamber, kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara karşı sert ve caydırıcı davran. Onların barınma yeri cehennemdir. Ne kötü bir dönüş yeridir o.” (Tahrim, 9)

Bu âyet-i kerîmelerden de anlaşılacağı üzere, yeri, göğü ve ikisi arasında olanları yaratan Allâh-û Ekber (cc), biz müslümanlardan, sadece ve sadece Allâh ve Resûlü, İslam ve Qûr’ân yolundan gitmemizi, sadece İslamî yaşam biçimini arzulayıp hayatımızı Qûr’ân’ın emrettiği çizgide tanzim etmemizi, yine sadece ve sadece Allâh ve Resûlü, İslam ve Qûr’ân yolunda, hem de mallarımızla ve canlarımızla savaşmamızı, İslam dışında hiçbir dîn, ideoloji, düşünce ve yaşam modeli (Laiklik, Demokrasi, Faşizm, Sosyalizm, Komünizm, Millîyetçilik, Kemalizm, Liberalizm, Hristiyanlık, Musewîlik, Şamanizm, Zerdüştçülük) uğrunda mücâdele vermememizi, savaşmamamızı, sadece ve sadece Allâh yolunda, İslam ve Qûr’ân yolunda savaşmamızı, mücâdele vermemizi, yalnızca ve yalnızca Allâh’ın dîni olan İslam’ın, İslam Şeriâtı’nın hâkim kılınması, Qûr’ân hükümlerinin hayata hükmetmesi ve “La İlâhe İllallâh – Mûhâmmedun Resûlullâh” bayrağının dalgalanması için cihad etmemizi, cehd içinde bulunmamızı, çaba içerisinde olmamızı istemektedir ki, yalnızca O’nun yolunda can verelim ve gerçekten “şehîd” olalım.

Çünkü âlemlerin Rabbi, Rahmân ve Râhîm, Dîn Günü’nün sahibi olan Allâh Tebareke ve Teâlâ, yalnızca kendi yolunda, kendi dîni olan İslam ve kendi kelâmı olan Qûr’ân yolunda, Qûr’ân’ın hâkim kılınması yolunda canlarını verenleri “şehîd” kabul etmekte, ğayr-i İslamî olan ve istisnasız tümü “beşerî yollar” olan diğer dîn, ideoloji, düşünce veya yaşam modelleri uğrunda can verenler ancak “ölü” olmaktadırlar.

Zira mazlum ve mustaz’af halkların Rabbi olan Allâh, biz insanlardan, hayatımızı, düşünsel strüktürümüzü, zihinsel ve bedensel davranışlarımızı, sosyolojik konumumuzu ve en önemlisi de siyasî ve ideolojik tercihimizi, düşün yapımızı İslam’a göre şekillendirmemizi, kendimize yaşam modeli olarak yalnızca İslam’ı seçmemizi, rehber olarak yalnızca Qûr’ân’ın emir ve yasaklarını almamızı istemekte, İslam’ın dışında her tür dîn, ideoloji, düşünce ve yaşam biçiminden biz men etmekte, kesinkes yasaklamaktadır:

“Kim İslam'dan başka bir dîn (yol) ararsa bu asla ondan kabul olunmayacak ve o, âhirette de kayba uğrayanlardan olacaktır.” (Al-i İmrân, 85)

“Bugün size dîninizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size dîn (yol, yaşam biçimi) olarak İslam'ı seçip beğendim.” (Mâide, 3)

“De ki: ‘Hiç şüphesiz Allâh'ın yolu, asıl yoldur. Ve biz âlemlerin Rabbi’ne (kendimizi) teslim etmekle emrolunduk.” (En’âm, 71)

“De ki: ‘Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allâh içindir’.” (ags, 162)

“Sizden kim dîninden geri döner ve kâfir olarak ölürse, artık onların bütün işledikleri dünyada da, âhirette de boşa çıkmıştır ve onlar ateşin halkıdır, orada süresiz kalacaklardır.” (Baqara, 217)

“De ki: ‘Ben, yalnızca Allâh'a kulluk etmek ve O'na ortak koşmamakla emrolundum. Ben ancak O'na dâvet ederim ve son dönüşüm O'nadır.” (Râ’d, 36)

Görüldüğü üzere bizden istenen, kendimize dîn olarak, ideoloji olarak, düşünce olarak, siyaset olarak ve hayat biçimi / yaşam modeli olarak yalnızca İslam’ı almamız, sadece bu yolda yürümemizdir.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Şehîd olabilmek için canımızı Allâh yolunda vermiş olmamız, canımızı Allâh yolunda verebilmek için Allâh yolunda savaşmış olmamız ve Allâh yolunda savaşabilmek için de Allâh’ın yolunda yürümemiz, Allâh’ın emir ve yasaklarına uygun bir yaşam sürmemiz gerekmektedir.

“Şehîd” ve “şehâdet” kavramlarına açıklık kazandır(maya çalış)dığımız bu yazıyı burada bitirirken, söylemek istediklerimi ve vurguladığım gerçekleri yıllar önce bir TV kanalında sözlü olarak ve üstelik daha yüksek sesle ve daha cesur bir şekilde dile getirdiği için zâlîmlerin ve faşistlerin hışmına uğrayan ve ne yazık ki –korkudan mıdır nedir!– bir zamanlar başkanlık yaptığı müessese ve mensupları tarafından bile sahiplen(e)meyen, destek çıkıl(a)mayan, İslamî hareket ve ülkemiz müslümanları için hakikaten “büyük bir değer” olduğuna inandığım sevgili ağabeyimiz Mehmet Pamak’a bu yazımı ithâf ediyor, bu konuya –ki çok çok önemlidir– gelecek hafta devam edeceğimi, “gerçek şehîdler” ve “gerçek şehîd âîleleri”ni üstelik nominal (isim belirterek) anlat(maya çalış)acağımı söylemek istiyorum.

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
KAYNAK
Logged
10 Temmuz 2008, 10:21:53 ÖS 22
Üye Bilgileri
abdulhamit
ALLAH RAHMET EYLESİN
*

Mesaj Sayısı: 2522
Nerden:

Offline
« Yanıtla #10 :»

Alıntı
Yine yüce kitâbımız Qûr’ân- Kerîm’i incelediğimizde, Allâh-û Teâlâ’nın biz müslümanlardan, ğayr-i İslamî güçler ve onların ideolojileri ve dînleri olan “Laiklik”, “Millîyetçilik” (Türk veya Kürt, hangisinin millîyetçiliği olduğu farketmez), “Kemalizm”, “Sosyalizm”, “Demokrasi”, “Şamanizm” ve “Zerdüştçülük” yolunda değil, aksine, laiklerin bizzat kendisine karşı savaştığı âzîz İslam yolunda, kutlu Qûr’ân yolunda savaşmamızı, mücâdele vermemizi istediğini görürüz

Çok güzel bir bilgilendirme yazısı olmuş .Teşekkürler ve ALLAH  RAZI OLSUN maxpayna kardeşim
Logged
14 Temmuz 2010, 12:10:31 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
imam hüseyin
Süper Aktif Üye
****
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 590
Nerden: Özü Doğru Olanın Sözüde Doğru Olur (İmam Ali)
MALAZGİRT


WWW Offline
« Yanıtla #11 :»

Maxpanya kardeşim Allah razı olsun Şahidlik kavramı hususunda hakkı anlatan yazıyı paylaşmanıza...
Logged

Heyhat Minez-Zilleh! (Zillete boyun eğmeyiz)
(İmam Hüseyin)

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
www.adilmedya.com
14 Temmuz 2010, 01:09:17 ÖS 13
Üye Bilgileri
imam hüseyin
Süper Aktif Üye
****
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 590
Nerden: Özü Doğru Olanın Sözüde Doğru Olur (İmam Ali)
MALAZGİRT


WWW Offline
« Yanıtla #12 :»

Şunuda izah etmeye çalışayım:
Askere giden 20  yaşlarında bir gencin laiklik ve kemalizm adına gideceğini tahmin edemiyorum çünkü o yaşta Hakkıyla bir bilince sahip değillerdir yani tam anlamı ile o izimlere hizmet etme yoktur.Birde her daim şu hususu gözetmeliyiz Tabandakiler ve tavandakileri ayırd etmeliyiz iki kesim birbirinden farklıdır hepsini aynı kefeye koymadan bakmak lazım.
« Son Düzenleme: 14 Temmuz 2010, 01:32:01 ÖS 13 Gönderen: imam hüseyin » Logged

Heyhat Minez-Zilleh! (Zillete boyun eğmeyiz)
(İmam Hüseyin)

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
www.adilmedya.com
07 Ağustos 2011, 11:45:51 ÖS 23
Üye Bilgileri
Kalender
Kalender BAHADIR
Daimi Üye
**
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 67
Nerden:

Offline
« Yanıtla #13 :»

En basitinden şu Hantepe'de askerlerin PKK militanlarının önüne yem gibi atıldığını gören bir kişi nasıl olur da asker ocağına seve seve gider, anlamıyorum. Yani asker ocağına gidip de vatana millete hizmet ettiklerini mi sanıyorlar bu kardeşler? Bu kardeş kavgasına nasıl da vatan millet havalarında taraf olmayı istiyorlar böyle şevkle?
Diyelim ki daha 20 yaşındaki çocuk dünyadan habersizdi, zorla askere alındı. Peki davul zurnayla ölüme (şehadete değil) giden diğerlerine ne demeli?
Yahu insan azıcık gazete okur, Dağlıca'da, Aktütün'de askerlerin nasıl da bile bile ölüme yollandıklarını görür!
Logged

Varlığım, varlığın gerçek sahibine armağan olsun! M.İ
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.163 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu