Değiş(e)meyen gündem Başörtüsü

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > GÜNDEMDEKİLER > GÜNDEM DIŞI > Değiş(e)meyen gündem Başörtüsü
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: 1 ... 8 9 [10] 11   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: Değiş(e)meyen gündem Başörtüsü  (Okunma Sayısı 10045 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
12 Haziran 2008, 10:09:57 ÖS 22
Üye Bilgileri
eliflamra
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 1313
Nerden:

Offline
« Yanıtla #135 :»

bugün sarılan yaraların sargı altında kanamaya hazır olduğunu farkettim.
gençlik tamda ihsan eliaçık ın kızı gibi öfke halinde
bu sinir krizleri,bunalımlar ve hatta akıl hastalıkları çok tanıdık....
başı iki elinin arasında
-bizi geleceğin tahammülsüz anneleri yapmaya çalışıyorlar ne anneliğe ne de hayata hazırım artık diyen hatice abla...
-evlatlarıyla bu yolda çok çileler çeken Huda abla...
-mesleğini ve sağlığını bu uğurda kaybeden nice said abiler...

Şahid ol Yarab!
................................

zaman çok daraldı
kimileri için sabrın son demleri....
dua lütfen bari sadece dua.......
« Son Düzenleme: 12 Haziran 2008, 10:12:04 ÖS 22 Gönderen: eliflamra » Logged
14 Haziran 2008, 01:53:35 ÖS 13
Üye Bilgileri
eliflamra
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 1313
Nerden:

Offline
« Yanıtla #136 :»

Türkiye gündemi yine çalkantılı. İki başörtülü hanımın Fatih Altaylı'nın Teke Tek programında sarf ettiği sözler olduğundan çok farklı noktalara çekiliyor. Bütün bu sürece ve medya eliyle yürütülen resmi ideoloji lincine ise en güzel cevabı Sinan Çetin, 'Mutlu Ol' isimli kısa filmi ile veriyor. İşte Sinan Çetin'in cevap niteliğindeki kısa filmi:
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Logged
16 Haziran 2008, 01:08:06 ÖÖ 01
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3638
Nerden: ankara

WWW Offline
« Yanıtla #137 :»

YÖK tanıdı, ÖSS Tanımadı!

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

ÖSS sınavına girmek için YÖK’e başörtülü fotoğrafıyla başvuran ve başvurusu kabul edilen Fatma Turan, bugün sıvana girmek için geldiği Seyrantepe İlköğretim Okulu’nda sınav salonuna tanınmadığı gerekçesi ile alınmadı. ÖSS sınavına komik bir gerekçe alınmayan Fatma Turan bugün yaşadıklarını Haksöz’e anlattı.
15.06.2008 21:51

Fatma Turan anlatıyor:


15 Haziran 2008 Pazar günü (bugün)ÖSS sınavına katılmak üzere tam vaktinde Seyrantepe İlköğretim okuluna vardık. Hiçbir sorun yoktu. Nüfus cüzdanım ve sınava giriş belgem yanımdaydı. Kılık kıyafetim de giriş belgemdeki ve nüfus cüzdanımdaki fotoğrafımdan farklı değildi. Tanınmamam için hiçbir sebep yoktu. Güvenlik görevlileri tarafından arandıktan sonra sınav salonuna doğru giderken bir bayan bir öğretmen başörtümü çıkartmamı istedi. Sınıfa gitmek istediğimi ve girişte herhangi bir problem yaşamadığımı söyleyince ve sınav giriş belgemi gösterince şaşırdı. Beni galiba daha yetkili olan başka bir öğretmenin yanına götürdü. Yıldız Teknik Üniversitesinde görev yapan Yar. Doç. Dr. Ayşe Erdölen, ÖSYM sorumlusu olarak, kurarların başörtüsüz,  başım açık bir şekilde sınava girmeme müsaade ettiğini aksi halde binadan derhal çıkmam gerektiğini söyledi. Sakin bir şekilde sınava girmek istediğimi söyledim. Dilerseniz sınavımı iptal edin ama ben bugün bu sınava gireceğim, dedim. Çünkü sınav başvurusunda bulunurken başörtülü olduğum için sorun çıkmamıştı aynı şekilde bankaya para yatırırken de. Sınav giriş belgem T.C. YÜKSEKÖĞRETİM KURULU Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı tarafından da sınava girmeden evvel evime üzerinde başörtülü fotoğrafımla geri geldi. Sınav binasına girerken de bir sorun yaşamadım. Fakat oradaki bir bayan öğretmenin uyarısı üzerine sistemin, içerisinde ne kadar çok tezat barındırdığına yeniden şahit oldum.

Başımın başörtüyle örtülü olması durumunda hiçbir şekilde beni içeri alamayacaklarını uzun uzun anlatan ve benim gibi düşündüğünü anlatmaya çalışan Ayşe hanım, bu sefer bana çözümler üretmeye kalkıştı. Eğer şapkalı gitseymişim ya da yanımda bir şapka olsaymış beni sınava alabilirmiş. Bu yaptığının da kurallara aykırı olduğunu zira onun dilediği gibi bile yapsam başımın örtülü olacağını anlattım. Oysa bu durum onun bahsettiği ve küçük bir kitapçık üzerinde gösterdiği kurallara aykırı idi. Kendince ürettiği şapka, peruk, fular gibi çözümleri reddederek sınava başörtümü istediğim şekilde bağlayarak girmemin en doğal hakkım olduğunu anlattım. Ürettiği çözümlerden de yola çıkarak bu uygulamanın keyfi olduğunu ve yaşanan tezatları anlatmaya çalıştım ama bir sonuç alamadım. Sınava giriş belgemdeki gibi tanınacak bir şekilde sınava tam vaktinde geldiğim halde içeriye alınmadığımı anlatan bir tutanak tuttum. Haklı olduğunu düşündüğü için tuttuğum tutanağı dahi imzalamadı. Eğer haklıysa bundan çekinmemesi gerekti konusunda onu ikna edemedim. Sanırım bu sistem içerisinde keyfiyet üzerine devam eden onca uygulamadan ders almış ve benim de haklı olduğumu düşünen bir hukuk üyesine şikayette bulunacağımı düşünmüş olacak ki siciline böyle bir olayın işlenmesinden çekinmiş görünerek uzaklaştı. Diğer öğretmenlere de benimle muhatap olmamalarını söyledi ve binadan çıkarıldım.

Bugün 1 milyon 530 bin aday gibi ben de sınava girmeye hak kazanmıştım fakat Yar.Doç.Dr. Ayşe Erdölen buna engel oldu. Başörtümü fotoğrafımla giriş belgemi gönderen Yükseköğretim Kuruluna beni tanınmayacak bir şekilde sınava almaya kalkışan Ayşe Erdöleni şikayet ediyorum.

Haksöz-Haber
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
KAYNAK
Logged
18 Haziran 2008, 08:56:48 ÖS 20
Üye Bilgileri
huban
Üye
*
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 35
Nerden:

Offline
« Yanıtla #138 :»

Emine K. Arslaner / TIMETURK / Almanya

Almanya’da “başörtüsü” bir hukuk mücadelesinden daha zaferle çıktı. Köln Heilig-Geist Hastanesinde hemşire olarak görev yapan Ayla A. hakkında alınan kararla, Almanya tarihinde ilk defa Kiliseye ait bir kurum müslüman bir elemanını yeniden işe almaya mecbur bırakıldı. Dört çocuk annesi hemşire eski iş yerinde başörtüsüyle çalışmaya devam edebilecek.


 Paraya ihtiyacım var ama inancım paradan daha önemli

Ayla A. kararla ilgili duygularını, “Böyle olduğu için çok üzgünüm. Bu karar mutlu olmam için bir neden değil, cünkü olayların nasıl gelişeceğini hala bilmiyorum. Başörtümden dolayı iş yerinde sorunlarla karşılaşmak istemiyorum” sözleriyle dile getirdi. Olaylar yüzünden çok bunalımlar yaşadığını belirten Türk asıllı bayan, “paraya ihtiyacım var ancak inancımdan dolayı örtümden de vazgeçmek istemiyorum. Bunu Allah için yapıyorum ve bu benim için paradan çok daha önemli” dedi. Yerel bir Köln gazetesine yaptığı açıklamada, inançları gereği 18 yıl önce iş yeri olarak Heilig-Geist hastanesini bilinçli olarak seçtiğini anlatan Ayla A., “Hıristiyan Hastanesinde Tanrı inancıyla hareket edileceği için hastalara karşı daha şefkatle muamele edileceğini düşünmüş ve bu yüzden burayı seçmiştim” dedi.

Uyarı dahi yapmadan işten çıkardılar

 Başarılı çalışmalarından dolayı Hastane yönetiminin takdirlerini kazanan ve çok temiz bir sicile sahip olan hemşirenin iş hayatındaki olumlu atmosfer başörtüsü takmak istemesiyle birlikte değişmiş. Üçüncü çocuğunu dünyaya getirdikten sonra dinle ilgilenmeye başladığını ve başörtüsü takmaya karar verdiğini anlatan tesettür mağduru bayanın anlattığına göre Hastane yönetimi kendisini başörtüsüyle Hastaneye geldiği ilk gün geri çevirmiş. Ayla A. ‘nın önerdiği bazı modern baş bağlama tekniklerini de kabul etmeyen yönetim, uyarma ihtiyacı duymadan, bir mektupla çıkışını bildirmiş.

Hastane kapıları yeniden açıldı

 Müvekkiline gönderilen mektupta işten çıkarılış nedeni olarak gösterilen, “Başörtüsünün Katolik inançlarla ve geleneklerle uyumlu olmadığı “ yolundaki iddianın geçersiz olduğunu belirten avukat Abdullah Emili, salt başörtüsü taşımanın Katolik geleneklere aykırı bir davranış olmayacağını belirtti. Katolikliğin ve İslam’ın Vatikan konsulü kararlarınca birbirlerini tanıdıklarının altını çizen Avukat, Kilise yönetiminin müvekkiliyle yaptığı iş anlaşmasında giyim kuşamla ilgili bir şart ileri sürmediğini hatırlattı. Avukatın savunması üzerine söz alan hakim, Ayla A.’nın haklılığına kanaat getirerek Hastane yönetiminden hemşirenin yeniden işe alınmasını talep etti.

Temyize gitmeyecekler

Temyize gitmeyeceklerini belirten Hastane müdürü Georg von Mylius, “Ancak temyize gitmememizin diğer Kilise kurumlarında nasıl bir etki doğuracağını inceleyeceğiz. Bu şanssız bir gelişme oldu. Sonuçta Kiliseye ait huzur evlerinde çalışan müslüman bakıcılar var. Bazıları başörtüsü takıyorlar” dedi.

Başörtüsü yasakları artış gösteriyor

Almanya’ da 11 Eylül olaylarından sonra hızla gelişen İslam antipatizanlığı keyfi başörtüsü yasaklarına ve başörtülülerin dışlanmalarına neden oluyor. İş bulmakda da büyük güçlükler yaşayan başörtülü müslüman bayanlar hukuki yollarla haklarını aramaya çalışıyorlar.

 
TİMETURK
Logged
18 Temmuz 2008, 10:03:53 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
murat
Ziyaretçi
« Yanıtla #139 :»

Başörtülü olduğu için törene çağrılmadı


ÖSS'de dereceye giren Zehra Öztürk, Milli Eğitim Müdürlüğü'nün ayrımcılığına uğradı.


Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Dünya Bülteni / Haber Merkezi

Antalya Milli eğitim Müdürlüğü ÖSS'de dereceye giren öğrencilere ödül verdi ancak büyük bir ayrımcılığa da imza attı.

Milli Eğitim Müdürlüğü, il bazında ve yurt genelinde dereceye giren öğrenciler için ödül töreni düzenledi. Ancak, Türkiye genelinde 50'ci olan başörtülü öğrenci Zehra Öztürk törene çağrılmadı. Durumu öğrenen Zehra Öztürk'ün annesi Melek Öztürk tören alanına gelerek Milli Eğitim Müdürü'ne tepki gösterdi.

Melek Öztürk, ÖSS'de dereceye giren kızının başörtülü olduğu için törene çağrılmadığını belirterek, "Benim kızım başörtülü olduğu için dışlanıyor. Bu nasıl adalet" diye sitemde bulundu.

Anne Öztürk, Müdür'den tatmin edici bir açıklama alamayınca tören alanını terk etti.


Logged
21 Temmuz 2008, 11:56:22 ÖS 23
Üye Bilgileri
FatımaZehra
Yeni Üye

Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 8
Nerden: Sakarya

Offline
« Yanıtla #140 :»

Başörtüsü derin mi derin sorunumuz. Hakkaten artık sabır diyoruz. Oyun oynanıyor. Duydunuz mu yarın öğrenciler okula başörtülü girebiliyormuş. Grin Cheesy Öyle... Bu dünya böyle gelmişşş böyle gider. Adamların sağı solu belli değil...

Bir kere istisnalar kaideyi bozmamak şartı ile birçok kişinin olayın bilincinde olmamasına rağmen "neden böyle" demesi acaip sinirlendiriyor insanı. E tabi adamlar da haklı olarak bunlardan iş olmaz diyorlar. bütün herkes üniversiteye giriyor. Başını açıyor. Veya ne idüğü belirsiz peruğunu takıyor. Sırası gelince bu hakikaten önemli bir sorunumuz. Türkiyenin yüz karası. Çözüllene kadar böyle. diyoruz. Birşey söyleyeyim mi bizler daha neyin peşinde olduğumuzu bilmiyoruz. Evet gerçekten özgürlükleri için uğraşan kızlar var. Ama kendimizi ifade etme sorunumuz var. Özellikle başörtüsü için herşeyden vazgeçen arkadaşlarımdan söz ediyorum. Allah hepimizi ıslah etsin!!!!!! Ben de dahil.......
Logged
21 Temmuz 2008, 11:59:18 ÖS 23
Üye Bilgileri
murat
Ziyaretçi
« Yanıtla #141 :»

Allah hepimizi ıslah etsin!!!!!! Ben de dahil.......

amin...!

Logged
25 Eylül 2008, 02:25:28 ÖS 14
Üye Bilgileri
eliflamra
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 1313
Nerden:

Offline
« Yanıtla #142 :»

Geriye şimdilik tek yol kaldı 'sivil itaatsizlik' diyor Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Boğaziçilileri birer gandhi olmaya çağırıyor.

Gandhi ne yapmıştı?

Boğaziçililer birer gandhi olmalı!

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 15 Haziran 2007’de “ 2 Ekim” gününü oy birliği ile “Dünya Şiddete Hayır Günü” olarak ilan etti. 2 Ekim Gandhi’nin doğum günü idi.
 
Boğaziçi Üniversitesi’nin yeni rektörü tuhaf bir şekilde özgürlükten yana değil, despotizmden yana tavır koyarak başörtülü öğrencilerin üniversiteye girişini yasakladı.
 
Yasakçı yönetime karşı bazı erkek ve diğer örtülü olmayan kız öğrenciler toplu tepki gösterdiler.
 
“Derin Dünya Devleti”nin derin Türk burokrasisini etkilemesi ile millet iradesi üniversitelere yansıyamadı.
 
Geriye şimdilik tek yol kaldı “sivil itaatsizlik”.
 
Gandhi ne yapmıştı? Hindistan’da tek bir silah kullanmadan ve şiddete başvurmadan sadece korkmadığını göstererek İngiliz zalimini dize getirmişti.
 
Şiddet unsuru ihtiva etmeyen direnişi, Hindistanda kan akıtmadan toplumu harekete geçirmişti. Böylece Gandhi birçok özgürlük hareketinin ilham kaynağı olmuştu.
 
Şiddetsizlik eylemleri ile çağın en önde gelen pasifisti olmuştu. Şiddetin ahlaken yanlış olduğunu savunan “Pasifizm” kötülükle mücadelenin çağdaş bir metodu olarak çok etkili oldu.
 
Boğaziçi Üniversitesi yeni rektörü ya korkaklığı veya provokatörlüğü nedeniyle böyle bir uygulamaya soyundu. Her iki durumda da sonuç alamayacağını bilmeli.
 
Çünkü Kemal Gürüz dönemi rektörlerinin dayanağı “Ergenekon derin ilişkileri” idi. Türk Ergenekon’u NATO tarafından tasfiye sürecine sokuldu. Artıkhiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Türkiye devleti bu konuda rüşdünü isbat etti.
 
Toplum ve özellikle üniversite gençliği de rüştünü göstermeli
 
‘Nasıl giyinip giyinmeyeceğime ben karar veririm, tıpkı hangi mesleği seçtiğime karar verdiğim gibi.’diyebilen üniversite öğrencileri başörtüsü sorununa liberal bir çözüm üretebilirler.
 
 Türkiye’nin İran olacağı paranoyasının temelsiz olduğunu ‘Toplumda bu yönde talep olmadığı’ gerçeği gösteriyor. Ancak kurulu düzenden geçinenler imtiyazlarının devamı için istisnai olayları genelleştirerek ve maksimize ederek toplumu yanıltıyorlardı.
 
Türk Toplumu nasıl aldatıldığını ve aptal yerine konduğunu anladı.
 
Artık pasifist eylemlerle Türkiye’yi modernize etme ve kendi modernizmimizi oluşturma zamanı geldi.
 
Siyasilerden bir şey beklemeyelim, resmi ideoloji zincirlerini kırmak gençlerin görevi.
 
Başörtüsünü irticanın sembolü görmek paranoyadır.
 
Dindarlığı tehlike görmek paranoyadır.
 
Kürt kimliği ile yaşamak isteyen insanı düşman görmek paranoyadır.
 
Avrupa Birliğine girişi bölünme korkusu ile birleştirmek paranoyadır.
 
Ermeni, Hıristiyan komşuları düşman görmek paranoyadır.
 
Türk Irkçılığı yaparak Ulus Devlet ideolojisini savunmak paranoyadır.
 
Türk tarihi mozaik tarihi değil ebru tarihidir, bütün renkler ve ırklar barışçıl bir şekilde bir arada yaşayabilmiştir.
 
Tek tip toplum istemek paranoyadır.
 
Çevremiz düşmanla çevrili düşüncesi paranoyadır.
 
Devletin yaptığı haksızlığa karşı koymak vatandaşlık görevimizdir.
 
Önce insanız sonra vatandaşız.
 
Sadece oyu ile değil vicdani tepkisi ve duruşu ile Türkiye’mizin geleceğine hizmet etmek isteyenler bu çağrımı dikkate almalılar.
 
Pasif direnişçilikte sayı önemli değil Gandhi için tek kişilik ordu denilmişti.
 
Kılıçsız kahramanlar, yurtsever yiğitler ve özgürlükçü gençler rektörlüğün önüne hergün bir sembol koyabilirler.
 
Pasifizmin sembolü güvercinle, barışın sembolü zeytin dalı ile “Serbestlik istiyoruz” demek hiç te zor değil.
 
Hiç kimseye sormadan sadece birey olarak tavrımızı belli edelim.
 
2 Ekim günü ve daima Türk toplumu artık üniversitesine sahip çıksın.
 
HABER 7
nevzat tarhan
Logged
10 Ekim 2008, 03:07:33 ÖS 15
Üye Bilgileri
ahmet keçaş
Ziyaretçi
« Yanıtla #143 :»

Basörtüsü Krizi: Semboller Savasi

Kimlikler Savasindan Bagimsiz mi?



Yasadigimiz ülkede kurulu düzenin temellerini, isleyisini, güç odaklarini teorik olarak yillarca anlatsaniz, üzerinde akademik arastirmalar yapsaniz da insanlara anlatamadiginiz gerçekleri, bazi somut olaylar net bir sekilde ortaya çikariyor.

Ülkenin siyasi, ekonomik birçok ciddi sorunu varken, hepsinin unutulup rejim elden gidiyor paranoyasi ile Merve kavakçi’nin mecliste yemin etme girisimine karsi baslatilan siyasi linç, sistemin öncelikli sorununu göstermesi açisindan önemlidir. Zaten irtica yaygarasi ile gitgide elimizden alinan hak ve özgürlüklerimiz M. Kavakçi’nin sahsinda bir kere daha baltalanmistir.

Gerginligi kim yaratti?

2 Mayis 1999 Pazar günü basörtülü olarak milletvekili seçilen M. Kavakçi’nin meclise yemin etmek üzere gelmesi ile olusturulan gerginligin yankilari halen sürüyor. Ecevit’in daha önceden hazirlamis oldugu bir metinle, henüz milletvekili yemini etmeden kürsüyü gaspederek militanca yaptigi konusmada, burasinin (yani TBMM’nin) devletin meclisi oldugunu, bu yerin devlete meydan okunacak yer olmadigini ve bu hanima haddinin bildirilmesi gerektigini söyledi. DSP’liler elleri patlayincaya kadar tuttuklari alkislarla ”disari disari" diye bagiriyorlardi. Aslinda istenen basörtüsünün bu ülkemiz her gerçegi oldugunun inkar edilmesiydi. Millet iradesi dedikleri sey de yalnizca meclis duvarlarinda asili kalmaliydi.

Bütün Türkiye’nin ayrintilariyla bildigi bu olay sonrasinda, medyada ve kendini Islam’a nisbet eden bazi kesimlerde M. Kavakçi’nin gerginlik yarattigi ve bir türban krizi olusturdugu söyleniyordu. Aslinda rejim kur’an kurslarini, Imam Hatip liselerini kapatarak basörtülülerin kazandiklari egitim haklarini engelleyerek gerginligi çok önceden olusturmustu. M. Kavakçi’nin tavri ise gerginlik olustuktan sonra ortaya çikmis tabii bir durumdu.

Bu gergin ortam 2 Mayis’tan çok önce iki basörtülü milletvekilinin meclise basörtülü girme ihtimali gözönünde tutularak olusturulmustu. Meclis baskani septioglu gazeteciler ve program yapicilar tarafindan sIkIstIriliyor ve üzerinde baski olusturulmaya çalisiliyordu. Nesrin Ünal’da sIk sIk ”açacak misiniz" sorusuna maruz kaliyor ve sonunda karar verdiriliyordu, "yasalar töredir, törelere uyulur” diyen genel baskaninca.

N. Ünal milletvekili yeminini ederken metindeki insan haklari kavramini vurgulayarak okudu. Bu vurgulayici okuyus basörtüsünü çikardiktan sonra ne ifade edebilir? Neticede Ünal basi açik yemininden sonra alkis tufani ile ödüllendirildi.

Gerginlige Demirel’in Katkisi

Henüz yemin töreni bitmeden Demirel’in TRT 1 de yaptigi konusma askerlerin sözcülügünden baska birsey degildi. Demirel konusmasinda türbanin köktenciligin bir sembolü ve merve kavakçi’nin bu hareketin temsilcisi bir provakatör oldugunu ve bunun devam edecegini vurgulamayi da unutmadi. Demirel’in saptirici ve kiskirtici sözleri 75 yillik devlet geleneginin bir tekrariydi. "Devlet cephesinden degisen bir sey yok".

Savas ve Yüksel Devrede

Sistemin yilmaz koruyculari olay üzerine hemen açiklamalarda bulundular. Yargitay Bassavcisi Vural Savas üzerine düsen herseyi yapacagini söyledi. Aslinda bu açiklama gereksizdi çünkü herkes Savas’in görevini çok iyi yaptigi konusunda en ufak süphe duymuordu. DGM savcisi Nuh Mete Yüksel ise sorusturma baslatarak hizla görevini ifa etti.

Medya Linç Girisiminde

Medya, bu olayin hemen ardindan linç girisimini baslatti. Evrensel ahlak anlayisi ve insaf açisindan hiçbir ölçü tanimayan medya, kullandigi basliklarla ve yazdigi köse yazilariyla Kavakçi’nin sahsinda insan hak ve özgürlüklerine, Islamidegerlere kin kustu. "Fadime Sahin’den Merve kavakçi’ya ögütler” basligini tasiyan haberlerle tesettürlü yilan vb karikatürlerle de iyice igrençlestiler.

Medyanin tavriyla ilgili bir örnegi, seviyelerini ortaya koymasi açisindan alintiliyoruz. Savasan Sahinler: Onlar ak güvercinli partinin savasan sahinleri. Onlar on iki kisi. Yemin töreninde türbanli m. Kavakçi’ya karsi sayisiz sorti gerçeklestirdiler. Avuçlari kizarana kadar alkisladilar. ”Disari.... Disari" diye tempo tuttular. Sonunda zafer kazandilar.(Star, 04.05.1999)

Birkaç gün sonra medya, adet oldugu üzere Kavakçi’nin dis baglantilarini sorusturmaya basladi. Zira böyle buyurmustu cumhurbaskani. Ve bulundu (!) Filistin Islam Birligi (IAP)ndeki konusma ve birligin Hamas ile iliskisi. Medya gaspedilen topraklarini almak üzere Israil ile savasan Hamas örgütü ile IAP arasindaki iliskiden dolayi da Kavakçi terörist sayiliyordu.

M. Kavakçi’ya yapilanlari elestiren iki yazarinin yazilarini Zaman Gazetesi gerginlik yaratmamak (!) için yayinlamadi. Ortadogu ve Türkiye gazeteleri ise diger medya ile zaten ayni türküyü söylüyorlardi.

Gülay Göktürk, Perihan Magden gibi bazi yazarlar basindan beri olanlarin karsisindaydi. Perihan Magden bir yazisinda olaya farkli yaklasimindan dolayi kendisini Vural Savas’in aradigini ve halki dogru yönlendirmesini rica ettigini ayni zamanda basörtüsü yasagi ile ilgili kendisine birçok döküman faksladigini yazdi. Gülay Göktürk ise bir yazisinda söyle diyordu: ”Basini alip gitmek. Yakilmak üzere baglandigimiz çarmihtan. O çarmihin altindaki odunlar atese verilmeden baglarini kopartip çekip gitmek. O çarmihin çevresinde halka olmus çigliklar atan bagnazlar güruhunun hevesini kursaginda birakip çekip gitmek (7 Mayis 1999)

Ve neticede çifte vatandaslik haberinden sonra Merve Kavakçi, Bakanlar Kurulu karariyla hiçbir bürokratik engele takilmadan hizli bir sekilde TC vatandasligindan çikarildi.

Kurt Girdi, Kuzu Çikti

Özellikle basörtüsü konusunda milliyetçi-muhafazakar kesimlerin umudu gözüken MHP, kendisine baglanan bu umudun ne kadar bos oldugunu gösterdi. MHP protokol üzerinde basörtüsüyle ilgilihiçbir maddeye yer vermedi.

Seçim meydanlarinin fatihi olan Tansu Çiller’e gelince, o da dindarlarin teminati olmaktan çabuk çarketti. Mesut Yilmaz ise halkin degerlerine savas açmaktan agzi yanmisti ama seçimlere kadar komutanlarin ferahlatan sakizini çignemeye karar verdi. Böylelikle tüm partiler her zaman oldugu gibi seçim öncesi maskelerini çikarip gerçek kimliklerine büründüler.

Atatürkçü Çagdas kadinlar Rahatsiz

Çagdas Yasami Destekleme Dernegi, Merve Kavakçi olayi üzerine Istanbul Basin Müzesinde bir basin toplantisi düzenledi. Burada kadinlar gözyaslari içinde "Türkiye laiktir, laik kalacak” sloganini attilar. Kadin Arastirmalari Dernegi Baskani ise Kavakçi’yi Cumhuriyet kadininin yüzkarasi, zavalli olarak niteledi. Halbuki bu dernegin amaci parti farki gözetmeden daha çok kadinin siyasette yer almasini saglamakti. Atatürkçü Düsünce Dernegi de olayi sikayet etmek üzere yanlarina bir grup ilkokul ögrencisi alarak Anitkabir’i tavafa gittiler.

Merve Kavakçi’ya Destek

Tüm bu karalama kampanyasina ragmen halkin çogunlugu Kavakçi’nin arkasinda oldu. Aslinda yapilan zulüm mezkur sahsa degil, Islami degerlerimize idi. Yani bu olay sahis ve parti meselesinin tamamen üzerindes, bütün müslümanlari ilgilendirir bir boyutta yasanmisti. Ancak bizim, direnisini sonuna kadar sürdürmesini talep eden destegimiz, yapilan yanlislari görmemizi engellememeliydi. Merve kavakçi kendini ifade ederken ve savunmasini yaparken, kendisine düsman olan bir zihniyetin kavramlarini siginmaci ve faydaci bir mantik örgüsü ile kullanmaktaydi. Ancak bu tarz kimlik gizleyici söylemlerin su ana kadar ise yaramadigi görülmüs olmaliydi. Tabii bu tavir Kavakçi’nin sadece sahsiyla sinirli kalmayip, Türkiye’deki hakim anlayisi yansitmaktadir.

Bilindigi gibi Kavakçi’ya birçok ülkedeki müslüman gruplardan destek geldi. Bu destegi veren ülkelerden biri de Iran halki olmustur. Gazetelerde "Kara Destek” olarak verilen bu olayi, el-Vasat dergisi Merve Kavakçi’ya sormus o da su cevabi vermisti: ”Iran’da baslar zorla örtülmektedir ve özgürlükler kisitlanmaktadir. Böyle bir ülkenin basörtüsü konusunda benim üzerimden Türkiye’ye karsi tavir alma ve propaganda yapma hakki bulunmamaktadir. Iran’dan gelen destek beni ilgilendirmiyor.” (25 Mayis 1999, Sagduyu)

Oldukça suursuz ve insafsiz olan bu cevap, Kavakçi’nin IAP’de yaptigi konusmada Islam ümmeti üzerine yaptigi vurgu ile çelismektedir. Elbette Iran’da elestirilecek uygulamalar bulunmaktadir. Ancak Kavakçi’nin cevabi sistemin Iran’a bakisiyla özdeslesmektedir. Amerika’dan, Almanya’dan ve diger ülkelerden gelen destek demokrasi adina ön plana çikartilirken, küçük ögrenci grubunun bir araya gelerek Iran’da yaptigi destegin bu sekilde degerlendirilmesi, bilinç zayifliginin ve çorakliginin bir göstergesidir.

Öte yandan FP-RP çizgisinin bu olayda -en azindan- hukuki zemini ve söylemi layikiyla kullanabildigini söylemek de imkansiz görünmektedir. "Kendisi bilir" yaklasimi ise kaçak dövüsmenin bir ifadesi olarak görülmeli. RP-FP çizgisinin bu konudaki tavri, her zaman oldugu gibi, ”tamam üzerimize düsen payi aldik" seklinde tezahür etmektedir ki, geçtigimiz günlerde yapilan "muhalefet stratejisi" programinda basörtüsünün kendisine yer bulmakta güçlük çekmesi de, güvenilir olmayan bir siyasetin bu döneme de yansiyacaginin göstergesidir. Malatya’daki ”Basörtüye Özgürlük" mitinginin ardindan, burada yasanan zulümlerin FP’nin gündeminde yer almamasi da, bu tespitleri dogrulayan bir gelismedir.

Sonuçta tek bir olay gibi gözüken Merve Kavakçi hadisesi, sistemin Islam düsmanligini bir kez daha gözler önüne sermistir. Bize düsen görev ise bulundugumuz her alanda Allah’in dinini yüceltmek sabirla-sebatla ama hakarete-boykota, baskilara boyun egmeden Rabbimize verdigimiz sahitlik sözünün arkasinda durmaktadir.

Haksöz Dergisi Haziran 1999 Sayi:99

güzel bir alıntı...
Logged
13 Ekim 2008, 07:40:21 ÖS 19
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4071
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #144 :»

 
Amerikalı feminist yazar Naomi Wolf'dan ses getirecek bir makale, Wolf, “Die Welt” gazetesinde yayınlanan makalesinde‚ başörtüsünü ve ‘müslüman kadını’ değerlendirdi.


Alımlı bir aksesuar: Başörtüsü
 
İdeolojik katliamlar genellikle kadın bedenine tutuşturulan amblemler üzerinden icra edilmiştir. Batı’daki İslamfobi de bir istisna değildir.
 
Naomi Wolf*

Avrupa veya Amerika’nın herhangi bir şehrinin kalabalık caddelerinden birinde, ayak bileklerine kadar uzanan siyah örtüler içinde bir kadının yürüdüğünü düşünün. Mini etekli, askılı bluzlu, kısa pantolonlu kadınların arasından; iç çamaşırları içinde veya handiyse çırılçıplak vaziyette şehvetli bakışlar fırlatan kadın resimlerinin kullanıldığı reklam panolarının kıyısından yürüsün gitsin... Batı’yı, İslam’ın toplumsal ahlak anlayışını imleyen bu sahnedeki sembolik karakterden daha çok rahatsız edebilecek bir resim düşünebiliyor musunuz?

İdeolojik katliamlar genellikle kadın bedenine tutuşturulan amblemler üzerinden icra edilmiştir. Batı’daki İslamfobi de bir istisna değildir. Fransa, okullarına başörtüsü yasağını getirerek “tesettür”ü Batılı değerlerin salt kadına biçtiği statüyü ve genel geçerliliklerini korumak için bir araç olarak kullandı. Amerika’nın Afganistan’ı işgal gerekçelerinden biri de Taliban’ın kadınlara koyduğu (güya) makyaj ve saç boyası yasağıydı. Taliban’ın mağlubiyetinin ardından Batılı gazeteciler ballandıra ballandıra, Afganistanlı kadınların nasıl da örtülerini attıklarını anlatıp durdular...

Acaba biz Batı’da; müslümanların cinsel ahlak anlayışlarını, bilahare müslüman kadınların tesettüre bürünme nedenlerini, yani çarşaf veya başörtüsünün arka planında yatan hakikatleri radikal bir üslupla yanlış yorumluyor olabilir miyiz? Peki ya, kadınları baskı altında tutmak ve onlara hükmetmek için kullandığımız kendi yerli markalarımıza karşı niçin bu kadar körüz?

Batı; tesettürü, kadına ve cinselliğine karşı kullanılan bir baskı aracı olarak yorumlar. Oysa ben, İslam ülkelerinden gelen davetler üzerine yaptığım seyahatlerde, özellikle kadınlardan oluşan sohbet meclislerinde; müslüman algının, zahiri görüntüsü ve cinselliği için tercih ettiği kriterlerin kökeninde baskının değil, Tanrı’ya ve zevceye karşı duyulan ince bir minnettarlığın, özel ve kamusal yaşamı birbirinden ayıran güçlü bir zekanın yattığını müşahede ettim. İslam cinselliği baskı altına almıyor. İslam’ın cinsel yaşamı ait olduğu çerçevenin içine, yani izdivaca; aile hayatına destek olabileceği, yuvanın içindeki ilişkileri güvence altına alabileceği merkez alana iten yapıcı bir karakteri var.

Fas, Cezayir ve Mısır’da ziyaret ettiğim evlerin dışındaki dünya tamamıyla edebe ve iffete göre tanzim edilmişti. Ancak, bu evlerin içindeki kadınların hepsi, bütün dünya kadınları gibi; eğlenceyle, işve ve cilveyle gayet yakından ilgiliydiler.

Her evli kadının çantasında veya yatak odasında bulunabilen; Victoria Secret çamaşırları, zarif kıyafetler, cilt losyonları mahremiyet içinde korunan sağlıklı bir cinsel hayata dair ipuçları veriyordu. Seyrettiğim bir düğün videosunda, eşine bir parçasıymışçasına tutunarak dans eden gelin ve dünya güzeli eşini büyük bir onurla kolunda taşıyan damat, müslüman kadınların romantizme hiç de yabancı olmadıklarını anlatıyordu. Bittabi, müslüman kadınlar da, erkekler de cinselliklerini banalliğe dökmüyorlar ve her fırsatta, en yıpratıcı şekilde teşhir etmiyorlardı.

Gerçekten de, konuştuğum çoğu müslüman kadın çarşaf veya başörtüsü yüzünden köleleştirilmiş gibi hissetmiyordu kendisini. Bilakis kendilerini, cebren eşyalaştıran, en aşağılayıcı surette seksüel objeye indirgeyecek kirli bakışlara maruz bırakan Batılı anlayıştan uzak hissediyorlardı. Konuştuğum birçok kadın duygularını şu cümlelerle izah ediyordu; “Açık giyindiğim takdirde erkekler sulanacak ve beni eşya haline getirecekler ya da ben kendi bedenimi dergilerdeki mankenlerin standartlaştırılmış ölçüleriyle kıyaslayıp duracağım ki, bu çok zor ve stresli olacak. Hele de yaş ilerledikçe her şey daha zor olacak. Hepsini bir kenara bırakalım, sürekli vitrinde durmak ne kadar zor bir şeydir. Başörtüsüyle veya çarşaf içinde insanlar beni bir birey olarak görüyorlar, meta olarak değil ve bana saygı duyuyorlar”. Bu resim geleneksel Batılı feministi yansıtmıyor ama Batılı feministin duygularıyla örtüşüyor. 

Bizzat yaşadığım bir olayı aktarmak istiyorum. Bir Fas ziyaretlerimin birinde başımı örttüm ve o yörenin geleneksel kıyafeti olan şalvar-kamis giydim ve pazarda dolaştım. Evet, insanların bana yansıttıkları sıcak ilgi, Avrupalı bir kadının kendileri gibi giyinmesinden dolayı duydukları sempatiye dayanıyordu. Bu ilgi bir tarafa; göğüslerimin biçimini göstermeyen, bacaklarımın formunu belli etmeyen kıyafetler içinde ve saçlarım omuzlarımda dalgalanmadan dolaşırken, o güne kadar hiç tanımadığım, huzurlu ve dingin bir duygu kapladı içimi. Kendimi gerçekten özgür hissediyordum.

Müslüman kadınlar yalnız değil. Batılı gelenek, cinselliğin her türlüsünü, hatta evlilik içinde cereyan eden halini bile bir “günah” olarak sunuyor. İslam ve Musevilik ruhu bedenden koparan böyle bir uygulamayı kabul etmiyor. Her iki kültürde de evliliğin sınırları, yani kendi mahremiyeti içinde yaşanan cinsel yaşam Tanrı’nın rahmetinin tecellisi olarak görülüyor ve kutsal kabul ediliyor. Bu durum Müslüman ve Yahudi-Ortadoks kadınların, niçin edepli kıyafetler içinde çok daha özgür bir ruh halini tasvir ettiklerini ve dahası, evlilik hayatlarında niçin -batılı dünyaya oldukça yabancı bir- ruhsal ve bedensel tatminden bahsettiklerini açıklıyor. Eğer seks mahrem kalırsa ve o, kutsal sayılan sınırlar içine çekilirse ve eğer bir erkek kendi karısını veya başka kadınları bütün gün çırılçıplak vaziyette izlemek zorunda kalmazsa ve tabi, çarşaf veya başörtüsü dört duvarın dokunulmazlığı içinde soyunulup atılırsa; içgüdüler çok daha güçlü bir şekilde harekete geçecek, cinsel güç ivme kazanacaktır.

Her sokağın köşesine, ötesine berisine iliştirilmiş, pornografi ve seksüel tahrik içerikli resimler arasında büyüyen ve aslında gayet sağlıklı olan Avrupalı delikanlılar arasında epidemi gittikçe yaygınlaşıyor ve libido düşüklüklerine rastlanıyor. Seksüelliğin mahrem şekilde yaşandığı, geleneklerine bağlı kültürlerde cinsel gücün seviyesini tahmin etmek hiç güç olmayacaktır. Cinselliğin daha tutucu bir anlayışa dayandığı kültürlerde yaşayan kadınların ve erkeklerin birikimlerinden istifade etmeye çalışmak gerekiyor.

Amacım, İslam dünyasında tesettürü, kadınlara uygulanan baskının bir tezahürü olarak gören rehber kadınları ekarte etmek değil. Bunların hepsi özgür iradeye dayanması gereken meseleler. Biz sadece, İngiltere’de veya Fransa’da seçimini başörtüsünden yana yapmış bir kadının, üzerinde vahşi bir baskı olması gerektiği önyargısını taşımaktan vazgeçmeliyiz. Bütün bunlardan çok daha önemli bir sorun var; Eğer yaşlanmak, anne olmak, çalışmak veya çalışmamak, mistik bir varlık olarak kabul edilmek veya edilmemek, dahası; Madison Avenue caddesindeki dayatmalara gözlerimizi kapayarak; kendi mini eteğimizi, kendi strecimizi kendi bireysel tercihimizle seçebilmek gibi basit özgürlüklerden mahrum olduğumuz bir dünyada yaşıyorsak, oturup kadın özgürlüğünden ne anladığımızı detaylı bir şekilde yeniden düşünmemiz gerekiyor.

 

*Amerikalı feminist yazar.

Bu makale Emine K. Arslaner tarafından Timeturk.com için çevrilmiştir.

Timetürk,  Pazartesi, 13 Ekim 2008

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
15 Ekim 2008, 02:29:04 ÖS 14
Üye Bilgileri
eliflamra
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 1313
Nerden:

Offline
« Yanıtla #145 :»

New York Times Gazetesi’nin Türkiye muhabiri Sabrina Tavernise, Türkiye’deki başörtüsü sorununu konu edindi. Tavernise, bu yıl Türkiye’de çok konuşulan ’Henüz Özgür Olmadık’ isimli kitabın yazarlarından Havva Yılmaz ile uzun bir söyleşi yaparak, gençkızın Türkiye’de laikliğe ve başörtüsü yasağına başkaldırışını betimledi.

TÜRKİYE'DE BU BAŞKALDIRI
Tavernise, New York Times’taki haberinde, ailesi ve arkadaşlarının karşı çıkmasına rağmen 16 yaşında başörtüsü taktığını ve bunu severek, inanarak

 
Sabrina Tavernise    Havva Yılmaz
yaptığını belirten Havva Yılmaz ile birlikte kitabı yazdığı arkadaşları Hilal Kaplan ve Neslihan Akbulut gibi genç seslerin, ’laik Türkler’e karşı bir mücadele başlattığını yazdı. Tavernise, yazısında, pek çok ülkede önemsiz bir olay olan bu davranışın, Türkiye’de bir ’başkaldırı’ anlamı taşdığını ifade etti.

AİLESİNDEN DAHA DİNDAR
İslam dünyasında benzer gençlerin önayak olduğu bir ’dini uyanış’ yaşandığından söz eden New York Times muhabiri Tavernise, artık 21 yaşında olan Yılmaz’ın ailesinden daha dindar olduğunu, başörtüsü takan annesinin buna rağmen Kuran’ı kızı gibi Arapça okuyamadığını, ailenin diğer fertlerinin 5 vakit namaz kılmadığıını, endüstrileşme döneminde köyden şehre göçen tipik Türk ailelerinden olduğunu belirtti.

'ESKİ GENERAL ATATÜRK'

Tavernise, Havva Yılmaz’ın başörtüsü taktıktan sonra kimliğini ancak bulabildiğini, bunun Türkiye’nin modern kimliği karşısında paradoks yaşattığını söyledi. Halen ’dindar müslümanlar’ tarafından yönetildiğini yazdığı Türkiye’de geçerli ideoloji ve hukukun laik olduğunu kaydeden Tavernise, bunun, ’Eski general’ diye söz ettiği, Türkiye’nin Osmanlı doğusu ile bağlarını kesip batıya iten Mustafa Kemal Atatürk’ün 1920’lerde başlattığı otoriter idareye kadar geri gittiğini iddia etti. Buna rağmen, bugün pekçok gence göre özgürlüğün anlamının ’islamı yaşamak’, ifade özgürlüğünün anlamının ise başını kapatmak şeklinde algılandığını da ileri süren New York Times muhabiri Tavernise, bu gençlerin özgürlük ve ibadet, modernlik ve gelenekler, hatta doğu ve batı arasında mevcut olan bulanık farklılıkların yeniden belirlenmesine çalıştıklarını yazdı.

LAİK GENÇ KIZLAR MARX'I MARKS&SPENCER SANIYOR
New York Times’ın Türkiye muhabiri Sabrina Tavernise, Türkiye’deki başörtülü genç kızların ’ne kadar kültürlü’ ve ’her türlü özgürlüğü savunan, demokrasi yanlıları’ olduklarını her fırsatta vurgulamak için, yazısında çeşitli örnekler de verdi. Örneğin Havva Yılmaz’ın, Tavernise, Marx dendiğinde başı açık kızların İngiliz "Marks & Spencer" alışveriş merkezini anladıklarını, türbanlıların ise bunun ünlü filozofun adı olduğunu bildiklerini ifade etti.

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
videosu için tıklayınız


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
KAYNAK

Logged
27 Ekim 2008, 03:38:27 ÖÖ 03
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4071
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #146 :»

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Bu da Bizim Kararımız: Başörtüsüz Asla!" Başörtüsü düzenlemesini iptal eden AYM'nin gerekçeli kararı protestolarla karşılandı. İstanbul Beyazıt'ta İÜ önünde toplanan İslami kuruluşlar, Meclis'i yok sayan başörtüsü düşmanlarını protesto etti.


Özgür-Der, Anadolu Gençlik Derneği Üniversite Komisyonu, Adaleti Savunanlar Derneği (ASDER), Hukukçular Derneği, ve Eğitim Bir-Sen'in gerçekleştirdiği eylemde "İnancımızı ve Kimliğimizi Yok Sayan Hiçbir Kararı Kabul Etmedik; Etmeyeceğiz!" ,"Zulüm Bitene Kadar", "Bürokratik Oligarşinin Dayatmalarına Teslim Olmayacağız! Haklarımızdan ve Özgürlüklerimizden Vazgeçmeyeceğiz!" yazılı pankartlar açıldı. Ellerinde "Allah'ın Emrini Kaldırmaya Mahkemenin Gücü Yetmez", "Anayasa Mahkemesi Oligarşinin Sesi!", "İstiklal Mahkemelerinin Ruhu Anayasa Mahkemesi'nde Yaşıyor!", "AYM'nin Gerekçeli Kararı Akla, Hukuka ve İslam'a Açık Bir Saldırıdır!", "Beyniniz de Dar(be)", "Yaşasın Başörtüsü Mücadelemiz!" yazılı dövizler taşıyan topluluk Anayasa Mahkemesi kararının "yok" hükmünde olduğunu ilan etti.

 



Anayasa Mahkemesi'nin temel haklara ve özgürlüklere karşı açık bir suç işlediğinin belirtildiği eylemde, askerî oligarşiye de yargı oligarşisine de özgürlüklerimizi teslim etmeyeceğimiz vurgulandı. İslam'ı bireysel ve toplumsal hayattan silme zorbalıklarına ve laiklik sopasıyla toplumu hizaya çekme, şekillendirme ve had bildirme teşebbüslerine karşı mücadele etmeyi sürdüreceklerini belirten konuşmacılar, siyasetin ve toplumun 12 Eylül darbe yasalarıyla rehin alındığına dikkat çekti.

Kur'an-ı Kerim'den ayetlerin okunmasıyla başlayan eylemin sunumunu yapan Murat Özer, öncelikle başörtüsünün Müslümanlar için taşıdığı değere işaret etti. Başörtüsünü laik düzenleri için tehlike olarak algılayan darbeci-çeteci-yasakçı zalimlerin Allah'ın emri hakkında konuşma haklarının olmadığını belirten Özer, AYM'nin akıl, mantık ve hukuktan nasibini almamış gerekçeli kararını asla tanımayacaklarını da sözlerine ekledi. Özer, Allah'a inanan Müslümanların özgürlüklerini direne direne kazanacaklarını ve Allah'ın emrini bireysel ve toplumsal hayatta yaşamlaştırmak için mücadele etmekten asla kaçınmayacaklarını ifade etti.

Eyleme katılan kurumlar adına sırasıyla Anadolu Gençlik Derneği Üniversitesi Komisyonu Başkanı Ömer Çalışkan, ASDER Genel Başkan Yardımcısı Gürcan Onat, Eğitim Bir-Sen 1 Nolu Şube Başkanı Emrullah Aydın ve Özgür-Der Genel Başkanı Hülya Şekerci'nin birer konuşma yaptığı eylemde şu vurgular öne çıktı:

"Anayasa Mahkemesi'nin akla, hukuka ve İslam'a açık bir saldırı teşkil eden gerekçeli kararı biz Müslümanlar için 'yok' hükmündedir. Hukuk cinayetinin işlendiği bu kararla, toplumsal talepler ve Meclis yok sayılmıştır. Askerî bürokrasiden de güç alan AYM, kendini iktidar yerine koymuş, en temel haklara tecavüze yeltenmiştir. AYM, toplumsal gerçeği inkâr eden, hak ve özgürlükler bağlamındaki özellikle İslam'la ilgili toplumsal taleplere blokaj koyan bir kurum niteliğine bürünmüştür.

AYM'nin bu duruşu, Danıştay ve Yargıtay'ın 12 Eylül ve 28 Şubat Askerî Darbeleri adına, laiklik sopasıyla toplumu hizaya çekme, şekillendirme ve had bildirme teşebbüsleriyle paralel bir duruştur. Açıktır ki Yüksek Yargı'nın bu duruşu toplumsal alanda sadece mağduriyet, güvensizlik ve nefret duygularını büyütmektedir. Yüksek Yargı yeni zulümlere dolayısıyla yeni mağduriyetlere imza atmaktan vazgeçmeli ve gecikmeksizin gasp edilen hakların iadesine çalışmalıdır. Halkı laiklik sopasıyla 'tedip' ve 'terbiye' etmeye kalkanlar her türlü hukuksuzluğu kendileri için meşru saymaktadırlar; bu yolda darbeler, muhtıralar, çete cinayetleri icra edilmiş, yetmediği yerlerde yargı yoluyla adalet, hak ve özgürlükleri gasp etmeye çalışmışlardır.

AYM'nin bu kararı da bu hukuksuzluk sisteminin bir uzantısıdır. Halk düşmanı, akıl ve vicdan yoksunu bir zihnin ürünü olarak tezahür eden başörtüsü yasağı, İslam'a olan kin ve nefretin bir sonucudur. İslami kimliğe savaş açanlara karşı İslami kuruluşlar, mücadelelerinden vazgeçmeyeceklerdir. Müslümanlar olarak haklarımız ve özgürlüklerimiz için; darbeci-çeteci yasakçılara karşı mücadele vermeye devam edeceğiz! Başörtümüzden ve diğer haklarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz! Onlar ne karar alırlarsa alsınlar; bizim kararımız asla başörtümüzden vazgeçmeyeceğimizdir! Hangi mahkeme ne derse desin; boş ve geçersizdir!"

Konuşmacıların ardından eyleme katılan kurumlar adına ortak açıklamayı Muhammed Göçkün okudu. Açıklamanın tam metnini aşağıda okuyabilirsiniz.

Eylem boyunca "Anayasa Mahkemesi Oligarşinin Sesi!", "Zulme Boyun Eğmeyeceğiz!", "Cübbeli Darbe Düzenine Son!", "Kahrolsun Yargı Despotizmi!", "Yaşasın Başörtüsü Direnişimiz!", "Başörtüsü Onurumuz Koruyacağız!", "Başörtüye Uzanan Eller Kırılır!",  "İnancına Örtüne Kimliğine Sahip Çık!", "Darbeciler Yenilecek Direnenler Kazanacak!" şeklinde slogan atan topluluk tekbirlerle de Allah'ın emrini kimsenin engelleyemeyeceğini deklare etti. Enam Suresi 162. ayetin hep bir ağızdan okunmasıyla protesto eylemi sona erdi.
HAKSÖZ-HABER


BASIN AÇIKLAMASININ TAM METNİ:

GEREKÇELİ KARARIYLA ANAYASA MAHKEMESİ TEMEL HAKLARA VE ÖZGÜRLÜKLERE KARŞI YENİ BİR SUÇ İŞLEMİŞTİR!

23 Ekim 2008

TBMM'de 411 milletvekilinin onayıyla değiştirilen Anayasa'nın 10. ve 42. maddeleri Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından yok hükmünde sayıldı. AYM'nin Meclis'te 411 vekilin onayıyla "Üniversitelerde Kılık Kıyafet Serbestisi"ni mümkün hale getiren yasa değişimini Anayasa'nın değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddelerini dayanak kılarak iptal etmesi de aylar sonra açıklamış olduğu gerekçeli karar da hukuken ve ahlaken açık bir suçtur. AYM, üniversitelerde başörtüsü yasağını tahkim etmek için inancımızı, toplumsal talepleri, hukuku ve Meclis'i hiçe sayan ve gerekçeli kararları esas alan yeni bir usul icat etmiştir.

AYM'nin temel hak ve özgürlükleri baskı altına alma ve yok hükmünde sayma girişimleri yeni ve şaşırtıcı bir durum değil. Tersine, AYM açıklamış olduğu bu gerekçeli karar ile kuruluş ilkelerine ve tarihi misyonuna gayet uygun davranmıştır. Çünkü AYM, bu gerekçeli kararı ile siyaseti ve toplumu 12 Eylül darbe yasaları adına rehin aldığını bir kez daha ilan etmiştir. AYM'nin açıkladığı bu gerekçeli karar yüksek yargı bürokrasisinin askeri darbe ideolojisine ve stratejisine derin bir sadakat duyduğunu, bireysel ve toplumsal haklara ise hasmane bir tutum takındığını gösteren bir duruştur.

TBMM'de 411 milletvekilinin onayıyla gerçekleştirilen Anayasa değişikliğini yok hükmünde sayan kararını hızlı bir biçimde kamuoyuna ilan eden AYM, ancak dün itibariyle bir gerekçeli karar yayımlayabilmiştir. Anayasa'da açıkça belirtilen "İptal kararları, gerekçesi yazılmadan açıklanamaz!" hükmüne rağmen AYM yaklaşık beş ay sonra gerekçeli kararı açıklayabilmiştir. Bu durum kendileri açısından hem bir çelişki hem de bir suçtur. Ayrıca AYM üyelerinin hukuk, mantık ve ahlak ilkeleriyle bağdaştırılması mümkün olmayan kararına ancak beş ay uğraştıktan sonra bir kılıf bulabildiğine bir delildir. Fakat sorun burada bitmiyor. Bilakis AYM'nin açıkladığı bu gerekçeli karar ile hukuk, siyaset ve toplumsal taleplerin meşruiyeti ve bu taleplerin yaşanılabilir kılınması için yasama ve yürütmenin yargının gölgesinde kalmaya mahkûm olup olmadığı da tartışılacaktır.

AYM, toplumsal gerçeği inkâr eden, hak ve özgürlükler bağlamındaki tüm toplumsal taleplere savaş açan bir kurum niteliğine bürünmüştür. AYM, telafisi mümkün olmayan büyük hak gasplarının faili ve garantörü konumundadır. AYM'nin, Danıştay ve Yargıtay'ın 12 Eylül ve 28 Şubat askerî darbeleri adına, laiklik sopasıyla toplumu hizaya çekme, şekillendirme ve had bildirme teşebbüsleri açıktır ki sadece mağduriyet, güvensizlik ve nefret duygularını büyütmektedir. Yüksek Yargı yeni zulümlere dolayısıyla yeni mağduriyetlere imza atmaktan vazgeçmeli ve gecikmeksizin gasp edilen hakların iadesine dair çalışmalıdır.

İnsanların en temel hak ve özgürlüklerini yok sayan, resmi ideoloji için makbul vatandaşlar üretmeye endekslenmiş akıl ve mantık dışı kurallar hukuk diye, adalet diye yutturulamaz. Kutsal devlet mitolojisi adına bireysel ve toplumsal tercihleri hizaya çekmeyi kendine misyon bellemiş yüksek yargı bürokrasisi ne aklımıza ne inancımıza ne de özgür irademize sınırlar çizemez. Vesayet rejimine de, İslam'ı bireysel ve toplumsal hayattan silme zorbalıklarına da karşı çıkıyoruz. Askeri oligarşiye de yargıçlar oligarşisine de teslim olmayacağımızı; dinimizden, kimliğimizden, haklarımızdan asla vazgeçmeyeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.

ADALETİ SAVUNANLAR DERNEĞİ • ANADOLU GENÇLİK DERNEĞİ ÜNİVERSİTE K.  EĞİTİM BİR-SEN  •  HUKUKÇULAR DERNEĞİ  •  ÖZGÜR-DER
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
02 Kasım 2008, 09:46:15 ÖÖ 09
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4071
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #147 :»

Örtünmek, Bundan Böyle Darbe Sebebidir, Hatta... 
20/04/2008 - 20:04 

 
 
Mehmet GÖKTAŞ 
 
 
 
 
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
 


Örtünmek, önce hakarete uğrama sebebidir.

Örtünmek, okuldan uzaklaştırma sebebidir.

Örtünmek, işinden ve aşından edilme sebebidir.

Örtünmek, kitlelerin baskı altına alınma sebebidir.

Örtünmek, partilerin kapatılma sebebidir.

Örtünmek, hükümetlerin yıkılma sebebidir.

Ve örtünmek, bundan böyle savaş sebebi olacak gibi.

Gerek yazılarımda gerek konuşmalarımda, "mükemmelce bir örtünmenin, günümüz dünyasının Allah Teâlâ ile irtibatı anlamına geleceğini, özellikle bu coğrafyanın ancak örtünerek var olabileceğini, hem de tarihten gelen bütün görkemini donanarak insanlık sahnesinde güçlü bir şekilde kendini göstereceğini, örtüden sıyrıldığında da -Allah korusun- tarihten ve coğrafyadan silinip gideceğini." dile getiriyorum. Biliyorum; ilk etapta birileri, hatta örtünenlerin kendileri bile konuyu abarttığımı düşünebilir, fakat zaman ilerledikçe mesele daha da berraklaşacaktır.

Örtünenler açısından durum böyle olduğu gibi, örtünmenin karşısına dikilenler için de durum aynı derecede önemlidir, bu konu onlar için de bir hayat memat meselesidir. Örtüsüzleri kastetmiyorum, örtünmenin karşısına dikilip mücadele verenleri kastediyorum.

Evet, bugün yeryüzüne egemen olan güç odakları için petrol ne kadar savaş sebebi ise, su kaynakları ne kadar savaş sebebi ise, gittikçe artan bir şekilde ve kitleler halinde bayanların örtünmeleri de o derece savaş sebebidir.

Çünkü bugün yeryüzüne egemen olan Batı kaynaklı modernist ve seküler toplumların, sürdürdükleri hayat tarzlarının, felsefelerinin ve kültürlerinin en büyük sütunları, olmazsa olmazları; kadın cinselliğinin ön plana çıkarılmasıdır, örtüsüzlüktür, çıplaklıktır ve nikâhsızlıktır. Bütün bunlar, söz konusu güç odakları için petrolden, su kaynaklarından daha önde gelmektedir. Çünkü petrol ve su, onların böyle bir hayatı sürdürebilmeleri için sadece birer araçtır, aslolan böylesi bir hayatı yaşamaktır. Onların her şeyleri çıplaklık üzerine, kadın cinselliği üzerine bina edilmiştir. Ticaretleri, ekonomileri, sanayileri, edebiyatları, romanları, hikâyeleri, ekranları ve bütün medyaları özellikle örtüsüzlük üzerine kurulmuştur.

Ne var ki, günümüz dünyasında İslam hızlı bir şekilde yükselişe geçmiştir. Yükselen İslam'ın en belirgin yüzü ise tesettüre bürünen bayanlardır. Bundan önceki devirlerde İslam'ın görünen yüzü belki akıncılardı, mücahitlerdi, fetihlerdi... Günümüz dünyasında Allah'ın nurunu yeryüzüne yayma görevi Müslüman kadınlara, Müslüman kızlara ait olacaktır. Artık bundan böyle İslam denilince akla ilk gelecek olan şey, tesettürlü bayanlar olacaktır.

İslam'i yükselişle birlikte kadının örtünmesi demek, cinselliğini geri plana çekerek şahsiyetini ön plana çıkarması demektir, yani onların bütün sermayelerinin ellerinden alınması demektir, sistemlerinin en büyük sütununun yıkılıp yerle bir olması demektir.

Onun için, İslam'ın yükselişi ve özellikle bayanların artan bir şekilde örtünmeleri karşısında söz konusu güç odaklarının sessiz kalacaklarını, bu işi kendi oluruna bırakacaklarını, mücadeleye son vererek pes edeceklerini beklemek saflıktır.

Seküler, modernist ve kadın cinselliğine tapınan Batı dünyasının örtünmeye karşı Türkiye kadar gaddar olmadığını, daha anlayışlı olduğunu, hatta üniversitelerinde örtünmenin serbest olduğunu, dolayısıyla Batıda ve Batılı hayat tarzının egemen olduğu toplumlarda örtünenlerle örtüsüzler arasında bir gerginliğin söz konusu olmayacağını ileri sürecek olursanız, şu noktaları unutmamanızı hatırlatırız.

Birincisi: Batı emperyalizmi, ülkelerinde kendi hayat tarzını tehdit etmeyecek boyutlardaki az miktardaki bir tesettürü, demokrasileri için bir çeşni ve zenginlik kabul etmekte, hatta ne kadar özgürlükçü olduklarını göstermek için bunu bizlere karşı koz olarak kullanmaktadırlar. Tesettür ne zaman kendi hayat tarzlarını tehdit edecek boyutlara vardı, siz onların kim olduğunu hele o zaman bir seyredin.

İkincisi: Batı emperyalizmi örtünmeye ve Müslümanca hayat tarzına karşı verdiği savaşı, şimdilik kendi coğrafyasının dışında, başkalarının topraklarında, yani bizim topraklarımızda sürdürmektedir. Mecbur kaldığında bu savaşı kendi topraklarında da vermekten geri durmayacağının işaretlerini görmekteyiz.

Tarih, bu gerginliği defalarca yaşamıştır. Aziz şehid Hz. Yahya Aleyhisselam bu konunun zirvesindeki biricik sembolümüzdür. Saray etrafında çöreklenen ve ahlaksızca bir hayat süren sosyete gurubu, Hz. Yahya Aleyhisselam'ı sürdürmekte oldukları ahlaksız yaşantıları için en büyük tehdit olarak görmüşlerdir. Hayâsızca sürdürülen bu yaşantı biçiminin üstüne üstüne giden, saray ve çevresinde oluşan bu kokuşmuş yaşantı biçimini hedef alan Hz. Yahya Aleyhisselam, önce hapse atılmış ve sonra da mübarek başı kesilerek fuhuş düzeninin önüne bir tepsi içerisinde sunulmuştur.

Yüzyıla yakındır Türkiye'ye egemen durumdaki oligarşi, örtünmeye öylesine düşmandır ki, bu konuda gücünün yettiği her şeyi ortaya koyacaktır. Bugün AKP için açılan kapatma davasındaki iddiaların tamamı dönüp dolaşıp örtünme üzerinde yoğunlaşmaktadır. Dahası, bundan önce kapatılan aynı kulvardaki partiler de örtünme üzerinden kapatılmışlardır.

Birtakım siyasi değişikliklerle üniversitelerde başörtüsü serbest bırakılsa bile, hayatın diğer alanlarında yasağın sürmesi örtünenleri, örtünmek isteyenleri kesinlikle tatmin etmeyeceği gibi, örtü düşmanlarının direnişi de artan bir hızla sürüp gidecektir.

Şimdi siz örtünme meselesinin bir kanunla, bir yönetmelikle halledileceğini ve artık bu konunun tamamen kapanıp gideceğini ve gündemden düşeceğini zannediyorsanız, büyük bir yanılgı içindesiniz.

 
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
02 Kasım 2008, 10:29:00 ÖÖ 10
Üye Bilgileri
Aysegul
Emektar Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3265
Nerden: Bursa

WWW Offline
« Yanıtla #148 :»

Örtmek fiili..
İki alanda tezahür ediyor.
Biri, Hakka
Diğeri Küfre işaret oluyor.
Biri Hak'ı yaymak için örtünüyor.
Diğeri Hak'ı örtmek için çabalıyor.
Hedef (bilinci) yanlış olunca da böyle oluyor.

Sistemlerini rahatsız ettikleri şeylere (özellikle şey kelimesini kullandım.. bazen örtünme, bazen bir İnşallah kelimesi bile olur v.s.) karşı mücadelelerinden vazgeçmeyecekleri ortada.
Hedefe, düşman özneleri de seçtiklerine göre.
Ellerinden gelenleri yapacakları da ortaya çıkacak.
Hatta.. diyor ya başlıkta.. bu iki noktayı şehidlik mertebesine kadar uzatmak geçti içimden.

Yazar çok güzel bir pencere açmış gerçekten.
Allah yardımcımız olsun.
Şehitliğimiz, Şahitliğimizden olsun İnşallah.
Logged
02 Kasım 2008, 11:46:12 ÖÖ 11
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4071
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #149 :»

Hz. Şuaybın namazı gibi, her devirde muvahhidlerle müslümanlar arasında kullukları tümüyle değilde bir kısmıyla sorun olur. zaten iki ezeli düşman arasında varolan çatışma işte bazı noktalardan açıkca ortaya çıkar. bu diğer ibadetlerimizi hoş görüyorlar anlamına gelmemeli ama işte bi yerden kıvılcım başlar bizim de kaderimize başörtüsü düştü. yapılamsı gereken başörtüsü konuusnda ki mücadleyi insan hakları özgürlük demokrasi gibi onlara ait kelimelerle değil bize ait "allah'ın emri . inancımın gereği ".. gibi kavramlarla mücadeleye hep devam etmek.
her zaman dediğim gibi bu konuda ki bir zafer islamın zaferi olacaktır.
aksi halde onların insan hakları gibi özgürlük gibi terimlerle hak arama çabalarının sonucu ise diploma olacak ki biz diğerine talibiz.
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
Sayfa: 1 ... 8 9 [10] 11   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.106 Saniyede 25 Sorgu ile Oluşturuldu