Değiş(e)meyen gündem Başörtüsü

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > GÜNDEMDEKİLER > GÜNDEM DIŞI > Değiş(e)meyen gündem Başörtüsü
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: 1 ... 7 8 [9] 10 11   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: Değiş(e)meyen gündem Başörtüsü  (Okunma Sayısı 10047 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
07 Haziran 2008, 08:37:03 ÖS 20
Üye Bilgileri
eliflamra
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 1313
Nerden:

Offline
« Yanıtla #120 :»

Alıntı
niye uzun cevaba gerek yok
çok mu konuşuyorum elif,?
elbette evet, bende katılıyorum kii
dee geçen konuştuk bu konuyu olay dallanıp budaklansın istemedim
aldım istediğim cevabı teşkkk
« Son Düzenleme: 07 Haziran 2008, 08:49:00 ÖS 20 Gönderen: eliflamra » Logged
08 Haziran 2008, 11:18:18 ÖS 23
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3638
Nerden: ankara

WWW Offline
« Yanıtla #121 :»

Başörtülü anneye faşizan yasak


Kafkas Üniversitesi birincisi Serkan Aydın'ın annesi, oğlunu tebrik etmek için sahneye çıkmak isteyince başörtülü olduğu gerekçesiyle güvenlikçiler tarafından engellendi.



Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Zaman Gazetesi'nin haberi:

Başörtülü anneye utandıran yasak

Kafkas Üniversitesi 2007-2008 dönemi birincisi Serkan Aydın, ödülünü aldıktan sonra konuşma yapmak istedi ancak aşırı şekilde heyecanlanınca sözlerini yarıda keserek Sivas'tan gelen anne babasını yanına çağırdı. Ancak annesi başı türbanlı olduğu gerekçesiyle sahneye alınmadı. Anne Sevil Aydın, oğlunu mutluluğunu oturduğu yerden yaşlı gözlerle izledi.

Programa Kars Valisi Mehmet Ufuk Erden, Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu, Tugay Komutanı Şeref Oğuş, Kafkas Üniversitesi Rektörü Abamüslüm Güven, öğretim görevlileri, mezun olan öğrenciler ve velileri katıldı. Öğrenci velilerinden başı kapalı olanların da mezuniyet törenine katılmalarına müsade edildi.

Rektör Abamüslüm Güven yaptığı açılış konuşmasında; KAÜ'nün çağdaş, Atatürk ilkeleri çerçevesinde eğitm ve öğretim yapan bir üniversite olduğunu, 2007- 2008 eğitim öğretim dönemini kavgasız gürültüsüz bir şekilde bitirdikleri için mutlu olduklarını belirtti.

Prof. Dr. Güven, bu zamana kadar 12 bin 510 öğrenciyi mezun ettiklerini bu yıl da 3 bin 142 öğrencinin mezun olacağını söyledi.

Rektörün ardından konuşma yapan Kars Valisi Mehmet Ufuk Erden ise geçlerin hiç bir zorluk karşısında yılmadan usanmadan milli ve manevi değerlerden vazgeçmeksizin yola devam etmeleri temennisinde bulundu.

Mezun olan öğrenciler adına konuşan KAÜ Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencisi Ayşenur Gülçiçek ise şunları söyledi; ''Hayatımızın yeni bir dönemine başlamanın mutluluğu ve huzuru içindeyiz. Ülkemizin sınırlı imkanları içerisinde üniversite öğrenimi şansı bulan bizler öğrenim hayatımızı tamamladığımız için çok mutluyuz. Bizler yüce Türk milletinin mensupları olarak, yarının dinamik ve aydınlık Türkiye'sini kurmak ve yüceltmek için bu kutlu yarışa katışmış bulunuyoruz. Hepimiz başta Türkiye ve Türk dünyası olmak üzere, tüm insanlık barışı için hizmet aşkıyla doluyuz. El ele, gönül gönüle, aydınlık ve çağdaş Türkiyemizi oluşturmak için elimizden gayreti göstereceğiz.''

Yapılan konuşmaların ardından üniversite 1'incisi olan İngiliz Dili Edebiyatı Bölümü Öğrencisi Serkan Aydın ile 2'nci Hemşirelik Öğrencisi Ayşe Aladaş ve 3'üncü olan Bankacılık Bölümü Öğrencisi Zümrüt Aksu'ya ödülleri Vali Erden tarafından verildi.

Üniversite birincisi Serkan Aydın, ödülünü aldıktan sonra konuşma yapmak istedi ancak aşırı şekilde heyecanlanınca sözlerini yarıda keserek Sivas'tan gelen anne babasını yanına çağırdı. Ancak annesi başı türbanlı olduğu gerekçesiyle sahneye alınmadı. Anne Sevil Aydın, oğlunu mutluluğunu oturduğu yerden yaşlı gözlerle izledi.

Program sonunda üniversite 1'incisi olan Serkan Aydın birinci olduğu için çok mutluğu olduğunu mastır yapmak üzere Amerika'ya gitmeye hak kazandığını ancak mastır ve yüksek lisansını yaptıktan sonra vefa borçlu olduğu Kars'a gelerek öğretim görevlisi olarak çalışmak istediğini bildirdi.

Serkan'ın ardından konuşma yapan baba Salih Aydın ise oğlu Serkan dahil 3 oğlu bir de kızı olduğunu hatırlatarak çocuklarını okutmayı ve ailesinin geçimini taksicilik yaparak sağladığını söyledi.

Baba Aydın, bu nedenle de çok çileler çektiğini ancak oğlunun mutlu gününde bütün dertlerini unuttuğunu ifade ederken oğlu ile birlikte geçim kaynakları olan ticari taksinin önünde hatıra fotoğrafı çektirdi. (Zaman)

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
KAYNAK


ondan sonra bana devlete kafa tutulmaz akıllı ol diyorlar.
vay efendim i yazma diyorlar.
sütçülük yapma diyorlar....
sizin devletinize başlarım artık be
allah kahretsin böyle şerefsiz devletide .........................................
Logged
08 Haziran 2008, 11:52:08 ÖS 23
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4071
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #122 :»

bana diyorsan devlet demem millet derim
milletle tersleşme çünkü millet müslüman Smiley
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
09 Haziran 2008, 12:53:55 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
ozanca
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3670
Nerden:

Offline
« Yanıtla #123 :»

Yok yok bana diyor ...
Kötü söz Müslümana yakışır ise ..
De dilinin dönüdügünce ..
Yanlız banada haber verde eşlik ediyim acizane ...

Devlet demişsinde ...
Bunu yapan Devlet degilki ...
Veya devlet bir tek toplu ignei yerinden kaldırabilirmi ki ?
Kaldıki halkına zülmetsin ...
Bunu yapan kişidir ...
Devlet bir kişilik degildir ...

Sütçülük yapmak için birde Fransızın olması lazım ...
Bulduysan Fransızı sorun yoktur ...
Kucak dolusu selamlar ..
Logged

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
09 Haziran 2008, 01:09:35 ÖÖ 01
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3638
Nerden: ankara

WWW Offline
« Yanıtla #124 :»

Alıntı
ozanca
Devlet demişsinde ...
Bunu yapan Devlet degilki ...Veya devlet bir tek toplu ignei yerinden kaldırabilirmi ki ?
Kaldıki halkına zülmetsin ...Bunu yapan kişidir ...Devlet bir kişilik degildir ...

senin devlet anlayışına da hastayım ozanca  Wink
devletçimisin anlayamadımki....
sen nasıl görüyorsan farketmez.
ben böyle görüyorum ki; devletin kendisi buna dahil olan kişilerde fikirlerde kurumlarda, örgütlerde vs..vs hepsini kapsar halka zulm ediyor ve islam düşmanı. islam düşmanlığı ile devlet kademesi doğru orantılı bişey......

Alıntı
ozanca
Sütçülük yapmak için birde Fransızın olması lazım ...
Bulduysan Fransızı sorun yoktur ...Kucak dolusu selamlar ..

bulamıyorsan yardımcı olayım;
fransız üretme türetme koruma ve kollama birimleri :

tsk
üniversite
chp
taylar
bürokratlar
kemalistler
medya
vs.vs. uşakları...

aslında sana daha kestirme cevap vereyim;
laikim diyorsa salla gitsin. başörtüsüne karşı (yasağa evet) diyorsa salla gitsin.
hoşgörü mü ? kalmadı başka kapıya............saygılar
Logged
09 Haziran 2008, 04:45:47 ÖS 16
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4071
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #125 :»

Sırrı yüksel cebeciden bu inciler..Smiley
 
 
Alıntı
  AKP iktidara gelmeden önce türban sorunu yoktu. Laiklikle bu kadar oynanmıyor, rejime meydan okunmuyordu.
Yasama, yürütme ve yargı arasında her zaman sorunlar olmuş, ama hiçbir dönemde kuvvetler ayrılığı bugünkü gibi kuvvetler çatışmasına dönüştürülmemişti.
Askere ve yargıya hiç bu kadar saldırılmamıştı."Askeri darbe", "yargı darbesi", "yargıçlar oligarşisi", "yargıçlar iktidarı" gibi ipe sapa gelmez deyimler, hiçbir dönemde bu kadar ayağa düşürülmemişti.
Bu ülkede, Anayasa Mahkemesi'nin kapısına siyah çelenk koyabilecek ve "Yüksek Kadılar Mahkemesi" diyebilecek kadar bilincini yitiren ve küçülen insanlar var.
Ankara'da önceki gün, 4-5 yaşlarındaki kız çocuklarını, başlarını türbanla sarıp sarmalayarak, Anayasa Mahkemesi'nin kararını protesto gösterisine getirmişlerdi.
Anneleri ve babaları tarafından başları örtülen 4-5 yaşlarındaki kız çocukları için mi "türbana özgürlük"?
Yine önceki akşam bir televizyon kanalında babanın biri bas bas bağırıyordu:
"Kızım şimdi ilköğretimde okuyor, başı açık. Ama başını örtmezse, liseye ve üniversiteye göndermeyeceğim?"
Örtünmeye zorlanan kız çocuğu için türbanı savunmak, onun özgürlüğünü savunmak mıdır? Mazlum-Der denilen dernek, türbanlı ev kadınlarını şurada burada bir araya getirerek, "Başörtüsüne özgürlük" diye bağırtıyor.
İnsanda biraz utanma olmalı. Neden "türban" değil "başörtüsü" diyorlar?
Kimi kandırmaya çalışıyorlar? Haşa Allah'ı mı, yoksa milleti mi?
Ana-baba baskısına evet.
Ama "türbana özgürlük"!!!
Yani insana baskı ve yasak, bez parçasına özgürlük!!!
Bu şarlatanlıktan artık vazgeçin Allah'ın aşkına! Başörtülü ananızdan, ninenizden utanın!
Arap değil, Türk
Kentlerde "tarikat gettoları" oluşturuldu. Sineması, tiyatrosu, cafesi olmayan bu gettolarda türbansız kadın göremezsiniz. Bacak kadar kız çocukları bile başlarına türban takıyor.
Sayın Başbakan'ın İspanya'da, "Velev ki siyasi simge olsa bile yasaklayabilir misiniz?" dediği türban... Anayasa Mahkemesi'nin geçit vermediği türban... Beş vakit namazını kılan ve bütün dini vecibelerini yerine getiren rahmetli anam, başörtüsü örtüyordu, türban değil.
Çünkü anam Arap değildi, Türk'tü.
Annemin dindarlığına dil uzatacak her türbanlının dilini kopartırım.
"Ben bu kimliğimle üniversiteye girmek istiyorum" diyen genç kızın da...
Türban neyin kimliği imiş?
Kimi kandırıyorlar?
Bu ülkede herkes inancını özgürce yaşıyor.
Dini kamusal alana sokmak için, bu alavereler dalavereler niye? 9. Cumhurbaşkanı Sayın Demirel diyor ki: "Başını bağlamak İslam'ın şartlarından değildir. İslam'ın beş şartı var. Kelime-i şahadet getiren Müslüman'dır. Kişinin yönü Kâbe'ye dönükse kafirlik atfedemezsiniz. Onun dışındakileri yaparsanız sevaptır, Allah'la kul arasındadır. Daha iki gün evvel devletin Diyanet İşleri Başkanı televizyonda, 'Ben Müslüman'ım diyen Müslüman'dır' diyordu."
İşte mesele budur.

ABD'yi ele alırsak, orada, Yüksek Mahkeme'nin üyelerini Senato'nun onayıyla Başkan tayin eder, fakat bunlar bir kere seçildi mi, ölünceye kadar değiştirilemezler.

bunları okumak niye beni bu kadar mutlu ediyor anlamıyorum.
yoksa mozoşistmiyim SmileySmiley
 
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
09 Haziran 2008, 04:47:20 ÖS 16
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4071
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #126 :»

Anayasa Mahkemesi'nin resmi internet sitesinde öyle bir açıklama var ki,
türban değişikliğinin neden iptal edildiğini özetler nitelikte...
Sitede, hakimiyetin kayıtsız şartsız milletin olmadığı yazıyor.
İşte o açıklama:


Anayasa Mahkemesi internet sitesinde Mahkeme'nin tarihçesi bölümünde ilgili açıklama aynen şöyle:

"1961 Anayasası, 1924 Anayasası'nın "Ulusal Egemenlik" ilkesinden değişik bir egemenlik anlayışını kabul etmiştir. Bu anlayış, 1982 Anayasası'nca da benimsenmiştir.

1961 Anayasası'nın 4. maddesine göre "Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir". Maddenin bu ilk fıkrası, 1924 Anayasası'nın 3. maddesinden olduğu gibi alınmıştır.

Ancak, 1961 ve 1982 Anayasalarının egemenliğin nasıl kurulacağını gösteren tümceleri, 1924 Anayasası'ndan oldukça değişik bir içeriktedir: "Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar tarafından kullanır."

Türk Anayasa tarihi yönünden ele alındığında bu kuralın temel amacının, Parlamentonun üstünlüğüne son vermek olduğu söylenebilir. Parlamentonun üstünlüğü 1924 Anayasası'nın en temel özelliği idi. İlk kez 1961 ve ondan sonra da 1982 Anayasası'nda benimsenen bu yeni ilkenin, yani egemenliğin Anayasa'nın koyduğu esaslara göre yetkili organlar tarafından kullanılmasının öngörülmesiyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi, ulus adına egemenliği kullanan tek organ olmaktan çıkmıştır. 1961 ve 1982 Anayasaları, egemenliğin kullanılmasında yargıya önemli yetkiler tanımışlardır.

Özellikle, Anayasa Mahkemesi, Parlamentonun çıkardığı yasaların anayasaya uygunluğunu denetlemesi nedeniyle egemenliğin kullanılmasında önemli bir paya sahiptir.

Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
09 Haziran 2008, 08:52:35 ÖS 20
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3638
Nerden: ankara

WWW Offline
« Yanıtla #127 :»



Başörtüsü yasağı sinir krizi geçirtti

Anayasa Mahkemesi’nin başörtüsü kararının ardından başörtülü öğrenciler, daha önce girebildekleri üniversitelere de alınmamaya başlandı. Yasağı uygulamaya başlayan okullardan biri de Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi oldu.


Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Daha önce kampüs alanına girebilen başörtülü öğrencileri taşıyan otobüs ve minibüsler, bu sabah okulun giriş kapısında güvenlik görevlileri tarafından durduruldu. Minibüs ve otobüslerden indirilen öğrencilerden bazıları sinir krizleri geçirdi. Olay üzerine okula ambulans ve sağlık görevlileri çağrıldı.

YYÜ kampus alanı içinde öğrencilerin dolaşmasına daha önce izin veren yönetim, kampus yasağını bu sabahtan itibaren uygulamaya başladı. Başörtülü öğrenciler, fakülte binalarının bulunduğu kampus alanına yaklaşık 700 metre mesafede bulunan kontrol noktasında durduruldu. Güvenlik güçleri, minibüs ve otobüslerden öğrencileri tek tek indirdi.

SİNİR KRİZİ GEÇİRDİLER

Yetkili hiç kimsenin durmadığı giriş kapısında indirilen başörtülü öğrencilerden bazıları bu sırada sinir krizleri geçirdi. Gözyaşları içinde kampus alanına giren öğrencilerden destek isteyen başörtülü öğrenciler, “Bu nasıl bir uygulama”, “Sizin anneniz kız kardeşiniz yok mu” diye bağırdı. Bunun üzerine olay yerine ambulans ve sağlık görevlileri gönderildi.


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
KAYNAK


yorum yapayımmı ?
ama küfür etti; devlete sövdü diye editlemeyeceksiniz........ Angry

iç savaş çıkarmak istiyorlar ise ben hazırım.........
Logged
09 Haziran 2008, 09:35:59 ÖS 21
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3638
Nerden: ankara

WWW Offline
« Yanıtla #128 :»


detaylı haber için Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
TIKLAYINIZ


haberi izlemek için Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
TIKLAYINIZ


Van 100. Yıl Üniversitesi’nde Direniş

100. Yıl Üniversitesi’nin kampüsüne alınmayan başörtülü öğrencilere destek olmak için Van Hak Ve Özgürlükler Platformu üyeleri YYÜ’si kampüsüne gittiler. Ve güvenlik duvarını aşıp rektörlük binasının önünde oturma eylemi gerçekleştirdiler.

Van Hak Ve Özgürlükler Platformu  üyeleri üniversite girişindeki güvenlik noktasında bekletilen başörtülü ve arkadaşlarına destek veren öğrencilerle görüşüldükten sonra basın açıklaması yapıldı. Açıklamadan sonra öğrencilerle beraber güvenlik duvarı aşılarak rektörlüğe doğru yürüyüşe geçildi. Platform üyeleri rektörle görüşmek istediler. Rektör platform üyeleriyle değil 3 kız öğrenciyle görüşmek istediğini belirtince eylemciler tarafından görüşme reddedildi. Yaklaşık iki saat boyunca rektörlük önünde oturma eylemi yapıldı. "Eğitim hakkımız engellenemez!", "Rektör istifa!", "Cübbeli cuntaya hayır, başörtüsüne özgürlük!" gibi. sloganlar eşliğinde minibüslerin olduğu noktaya kadar yürüyüşe geçildi. Yarın saat 12.00 de kampus girişinde buluşmak üzere eylemciler ve platform üyeleri alkışlarla dağıldılar.

Haksöz-Haber / Van

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

daha fazla resim için Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
TIKLAYINIZ

Basın açıklamasının tam metni:

YARGISAL ZULME HAYIR


Anayasa mahkemesinin en son almış olduğu karardan dolayı YYÜ"si rektörlüğünün kampus alanına başörtülü öğrencileri içeri almamasını kınıyoruz. Anayasa mahkemesinin aldığı bu karar tamamen siyasidir. Bu siyasi kararın üniversitelerde hemen çarçabuk uygulanıyor  olması YÖK"ün hangi siyasal kurumlara bağlı olduğunun göstergesidir.

 Türkiye büyük bir kaosa sürükleniyor. Esastan yasayı bozma yetkileri olmadığı halde bu kararla anayasa mahkemesi kendi yetkisini aşarak siyasi bir karar almıştır. Meclisin varlığı yok sayılmıştır. Bu halkın, bu milletin sözünün bir değerinin olmadığı ortadadır. Anayasa mahkemesinin bu kararından sonra hepimizin  vatandaşlıktan çıkması mı gerekiyor.? Nasılsa 70 milyonun oyu 11 kişinin oyu kadar etmiyor.

Türkiye'de hak, hukuk ve adaletin olmadığını bir kez daha ortaya koyan bu kararı tanımıyoruz. Her ne kadar meclisin çıkardığı  bu kanun iptal edilse de geçmişte olduğu gibi bugünde mevcut yasalarla bile başörtü yasağının hukuki bir dayanağı yoktur. Ancak "üniversitelere başörtüsü ile girilemez" şeklinde bir yasa çıkarmak gerekir ki; buda olmadığına ve olamayacağına göre yapılanların yasadışı olduğunu ilan ediyoruz. Bu gün yüzüncü yıl üniversitesinde  yapılan bu uygulamanın yasadışı olduğunu ilan ediyoruz.

YYÜ öğrencileriyle  yaptığımız görüşmede, rektörlüğün kendilerine; "ne yaparsanız yapın sizi içeri almayacağız", şeklinde ki sözleriyle yönetimin siyasi davrandığı ortadadır. Kampus alanının girişinde  danışma odaları adı altında yine tecrid ve ikna odaları oluşturulmaya çalışılıyor.

 İslam inancını düşman gören, hukuku resmi ideolojiye kurban eden bir yargı kararı ne meşru ne de makuldür. Hiç kimse bizden fıtratı, İslam'ı ve hukuku ezip geçen bir mahkeme kararına saygı duymamızı beklememelidir.

Anayasa mahkemesinin bu kararına aydın, yazar ve  tüm kamuoyunu tepki göstermeye çağırıyoruz.

VAN HAK VE ÖZGÜRLÜKLER PLATFORMU

Logged
10 Haziran 2008, 01:10:27 ÖS 13
Üye Bilgileri
eliflamra
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 1313
Nerden:

Offline
« Yanıtla #129 :»

Başörtüsü aforizmaları
İster “türban” deyin, ister “başörtüsü”…


İster “yemeni” deyin, ister “yaşmak”…


İster “Türban ayrı başörtüsü ayrı” deyin, ister “Bu ikisi aynı şey”…


İster “Kur’an’da başörtüsü yok” deyin, ister “Başörtüsü Allah’ın emri”…


Bütün bu iddia ve savunmaların artık bir anlamı kalmadı.


Çünkü…


“Bu dünyanın direği yok, merhameti yüreği yok, klavuzun gereği yok,

yolun sonu görünüyor…”


***


Saçını, tek teli görünmemecesine sıkı sıkıya örtüp, altından kot pantolonla (hatta göbeği görünerek) dolaşan türbanlı kızları görünce şaşırmayın.


Keza “Laiklik elden gidiyor siz tutturmuş asfalt istiyorsunuz!” diyen belediye başkanlarına hayret etmeyin.


Çünkü…


Türban “türban” olmaktan…


Başörtüsü “başörtüsü” olmaktan…


Laiklik “laiklik” olmaktan çıktı artık.


Artık bunlar ne sosyal, ne siyasal, ne tarihi, ne de dini kavramlar değil.


Bunların hepsi artık birer “psikoloji” kavramı…


Pisikologları ve pisikiyastristleri ilgilendiriyor.


Bu nedenle de bunların ne olduğuna dair sağlıklı hiç bir tartışma yapılamaz; boştur, saçmadır, abestir…


Böylesi süreçlerden sonra normalleşme epey zaman alabilir. Toplumsal psikolojinin tedavi edilmesi uzasa da sonunda olup bitenler “Neydi o günler” diye hayretler içinde kalınarak ve yaptıklarına inanılamayarak anlatılır hale gelinir. Ama bu arada epeyce de kurban verilir. Bir kuşak, iki kuşak hatta üç kuşak…


Tarihe bakın hep öyle oldu, bu da öyle olacak.


***


Evlendiğimde eşim başörtüsü mağduruydu. Mezun olduğu okuldan diplomasını zar zor almıştı. Geçen yirmi yıl boyunca yazdığım yazılar ve konuşmalar nedeniyle mahkemelerde çok hesaplar verdim. 28 şubatta 30’u aşkın davada ciltler dolusu savunmalar yaptım.


Çocuklarımız böylesi bir aile ortamında büyüdü.


Şu an iki kızım üniversite kapısında ve yine aynı dert…


Onlar anne ve babalarını hep “yaşam ve haysiyet” kavgası içinde görerek büyüdüler.


Kimbilir ruhlarında ne fırtınalar esti.


Bunun için “başörtüsü” onlar için de anormal bir şey haline geldi. Kimi kadınların veya ailelerin haysiyet simgesi olduğunu düşünerek büyüdüler hep.


Aynı şeyi bütün evlilik ve aile hayatını başıaçık olabilmek için geçiren, devrimden sonra bundan başka bir şey görmeyen, çocukları onları hep böyle görerek büyüyen, örneğin bizimle aynı yıllarda evlenmiş bir İranlı aile için de düşünmekteyim. Bu konuda Türkiye ve İran’daki uygulamanın her ikisini de eleştirdiğimi yazılarımı takip edenler çok iyi bilirler…


***


Fakat yeni kuşakta başka bir şey var.


Kızımla konuştuğumda şaşırıyorum.


Artık onlar (yani ikinci kuşak, hatta üçüncü) gerekçe üretmeye ve kendilerini savunup durmaya iltifat etmiyorlar.


“Haysiyet”in ne demek olduğunu bilfiil görmüşler.


Örneğin kızım birisi niçin başını örttüğünü “buyurgan bir edayla” sorduğunda öfkeyle dikiliyor; “Sana ne?, Sana neee?”


“Türban siyasi simgedir” falan diye gına gelmiş lafları duyduğunda “Senin ki (başının açık olması) ne peki?” diye tersten cevaplar veriyor.


“Senin örtülü olman beni tehdit ediyor” ezberini duyunca “Senin açık olman beni ne ediyor? diyerek hiç de alttan almıyor.


Sanki dağdan aç kurtlar iniyormuş gibi “Türban ilkokula indi” veya sanki bir pislik veya mikrop yayılıyormuş gibi “Devlet dairelerine de girecek, hatta meclise de inecek, her yere yayılacak” diyen birisine “Sen yayılmışsın zaten babam” diye efelik cevaplar veriyor.


***


Buradaki pisikoloji şu: Sen kimsin? Sana ne? Bana nasıl üstten bakarsın?


Pisikolojik bir kavram haline geldi dediğim böyle bir şey.


Burası önemli.


Gel gör ki “buyurgan baylar ve bayanlar” bunu bir türlü anlamıyor.


Eskiden kırk dereden su getirilir; Allah’ın emridir, kimliktir, insan hakkıdır şudur budur diye savunmalar yapılırdı. Kendileri savunma ve gerekçe üretme, karşıdakiler ise sorgulama ve hesap verme makamında görülürdü.


Yeni kuşak bunu reddediyor. “Sana ne, sen kimsin?” diye isyan ediyor.


Burası önemli.


Çünkü önce “hesap soruculuk” reddedilmeli.


Zihnen “yetkisizlik ve görevsizlik” atfedilmeli.


Kendini aşağılarda görmemeli.


“Kana kan intikam!” peşinde koşulmamalı.


“Sen neysen ben de oyum. Senin olduğun her yerde (okulda, devlet dairesinde, mecliste, orduda her yerde) olurum ve olacağım!” denmeli.


“Fakat” demeli ve eklemeli; “Senin bana reva gördüğünü ben sana asla yapmayacağım, aramızdaki fark sadece bu!”


Yani sana yapılanı, eline fırsat geçtiğinde aynıyla sen ona yapmayacaksın. Yaparsan o gün, orada bittin demektir.


Çünkü kanı kan değil su temizler.


İşte bu “vicdanın” önünde kimse duramaz.


“Adalet” eninde sonunda galip gelir.


Yeter ki vicdandan ve adaletten ayrılmayın.


İkinci kuşakta, olmadı üçüncü kuşakta…


Yazın bir kenara...
Logged
10 Haziran 2008, 02:48:51 ÖS 14
Üye Bilgileri
ozanca
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3670
Nerden:

Offline
« Yanıtla #130 :»

Hayırdır inş.
Bugunlerde epey yemleme yapılıyor ...
Kaynaksız oldugu sürece atlamam bilesiniz Smiley
Kaynak kim kaynak ...
Selamlar ...
Logged

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
10 Haziran 2008, 02:51:56 ÖS 14
Üye Bilgileri
eliflamra
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 1313
Nerden:

Offline
« Yanıtla #131 :»

Alıntı
Kaynak kim kaynak ...
soru banaysa
ihsan eliaçık(yazarın ismi yazı sonunda var sanıyordum)

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
« Son Düzenleme: 10 Haziran 2008, 02:54:26 ÖS 14 Gönderen: eliflamra » Logged
10 Haziran 2008, 10:37:05 ÖS 22
Üye Bilgileri
erva
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 224
Nerden:

Offline
« Yanıtla #132 :»

Alıntı
Örneğin kızım birisi niçin başını örttüğünü “buyurgan bir edayla” sorduğunda öfkeyle dikiliyor; “Sana ne?, Sana neee?”

Alıntı

aaa benden bahsediyor sanki..

burda yazların vazgeçilmez sorusudur.."kızım bu sıcakta nasıl örtüyorsun"

sanane kardeşim ya blush
Logged
11 Haziran 2008, 12:06:26 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3638
Nerden: ankara

WWW Offline
« Yanıtla #133 :»

Alıntı
Kaynak kim kaynak ...
soru banaysa
ihsan eliaçık(yazarın ismi yazı sonunda var sanıyordum)

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


ihsan eliaçık'ın tüm yazılarına  sitemiz portalından ulaşabilirsiniz arkadaşlar.....saygılarımla.....

bakınız =  Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

« Son Düzenleme: 11 Haziran 2008, 12:06:46 ÖÖ 00 Gönderen: maxpayna » Logged
12 Haziran 2008, 02:12:48 ÖÖ 02
Üye Bilgileri
samigoren
Yeni Üye

Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 1
Nerden:

Offline
« Yanıtla #134 :»

ANAYASA MAHKEMESİ’NİN BAŞÖRTÜSÜ KARARI: REJİM KRİZİ

Dr. Sami GÖREN (Hukukçu)

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 10. ve 42. maddelerinde değişiklik yapan 5735 Sayılı Kanunu iptal ederek yürürlüğünün durdurulmasına karar vermiştir. Konuya ilişkin olarak yapılan kısa açıklamadan kararın Anayasa'nın 148. maddesi yanında bir de 4. ve 2. maddelerinde yer alan laiklik ilkesinin değiştirilmezliğine ilişkin hükme dayandırıldığı anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu kararı (pek çok açıdan) Anayasa’ya aykırı olduğu gibi telafisi zor / imkansız sorunlara / hatta rejim krizine yol açmıştır.

KARARIN HUKUKİ BOYUTU: ANAYASA MAHKEMESİ MECLİSİN YETKİLERİNİ GASBETMİŞTİR

Anayasa’nın Başlangıç bölümünde; “Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;
Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medenî bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu”

öngörülmüştür.

Anayasa’nın 6. maddesine göre;
“Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”

Anayasa’nın 7. maddesine göre;
“Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.”

Anayasa’nın 10. maddesine göre;
“Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

Anayasa’nın 148. maddesine göre;
“Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.
Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır. Şekil bakımından denetleme, Cumhurbaşkanınca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beşte biri tarafından istenebilir. Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren on gün geçtikten sonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamaz; def’i yoluyla da ileri sürülemez.”

Anayasanın 153. maddesine göre;
“Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir. İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz.”

Anayasa Mahkemesi bu kararıyla;

* Kuvvetler ayrılığı ilkesini ihlal etmiştir.

* Milli egemenlik ilkesini ihlal etmiş, TBMM’ye ait (ve devredilemeyen) yasama yetkisini gasbetmiştir.

* Yasama organının yerine geçerek Anayasa'yı değiştirmiştir (1982 Anayasası döneminde verdiği -bu yöndeki en son kararını 2007 yılında verdi- çeşitli kararında, şekli denetim konusunda 148. maddeyi esas almış ve yetki taşımına gitmemişti.)

* İptal kararı, gerekçesi yazılmadan açıklanmıştır.

* Yetkisi olmadığı halde “yürürlüğü durdurma kararı” vermiştir (1993 yılına kadar verdiği kararlarında hep yürürlüğün durdurulması yönündeki talepleri, "bu konuda bize Anayasa ve kanunlar tarafından verilmiş bir yetki bulunmamaktadır" diyerek reddetmiştir. Fakat 1993 yılından itibaren, aslında konuya ilişkin hiçbir hukuki değişiklik olmadığı halde, -kendisinin de ifade ettiği üzere- verilmeyen bu yetkiyi kullanmaya başlamıştır.)

KARARIN SİYASİ BOYUTU: REJİM KRİZİ

Anayasa Mahkemesi kararı hukuk, siyaset, sivil toplum ve tüm toplum kesimlerinde tartışılmaktadır. İç ve dış kamuoyu karara tepki göstermektedir.

Karar, -ne kadar inkar edilirse edilsin- rejim krizine yol açmıştır.

Rejim, sistem, düzen kavramları birbirine yakın kavramlardır:

Rejim: Bir devletin yönetim biçimi.

Sistem: Düzen

Düzen: 1-Belli yöntem, ilke veya yasalara göre kurulmuş olan durum, uyum, nizam, sistem. 2-  Bir devletin belli başlı ilkeleri bakımından yönetimde tuttuğu yol, yönetim biçimi, rejim. 3- mecaz  Bir kimseye, bir kuruluşa karşı toplu olarak alınan gizli karar, dolap, komplo. 4- mecaz  Topluca ve gizlice yürütülen herhangi bir plan, dolap, komplo. 5- mecaz  Dolap, hile 6- toplum bilimi  Toplumsal bir yapı içinde öğelerin bütüne, bütünün öğelere ve öğelerin birbirlerine göre ilişkileri

Bozuk Düzen: Düzensiz, düzeni bozuk olan.

Kararın siyasal sonuçlarını şu şekilde sıralamamız mümkündür:

* Anayasa Mahkemesi, bu tutumu ile kendisini Anayasa ile bağlı hissetmemiştir. Temel işlevi Anayasa'ya uygunluğu ve onun üstünlüğünü sağlamak olan bu mahkemenin böyle bir tavır sergilemesi, gerek bu organ, gerekse anayasal sistem açısından ciddi sorunlara sebep olacaktır. Kendisini Anayasa ile bağlı hissetmeyen bir organ, diğer organlardan bunu nasıl isteyecektir.

* Anayasa Mahkemesi'nin, 148. maddedeki yetkisini taşarak, Anayasa'nın ilk 4 madde kapsamında denetim yapması yanında, benimsediği yorum da Anayasa'nın özünü otoriterleştirici niteliktedir. Anayasanın 2. maddesinde öngörülen salt "laik Cumhuriyet" değildir; "İnsan haklarına saygılı, demokratik, hukuk devleti" nitelemeleri ile birlikte bir "laik Cumhuriyet"tir. Anayasal demokrasiler, insan haklarının en geniş manada tanındığı ve Anayasa ile teminat altına alındığı rejimlerdir. Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 2. maddesine ilişkin yorumunda, "insan haklarına saygı, demokrasi ve hukuk devleti" nitelemeleri görmezden gelmiş; bu yorumda bunlardan yoksun bir "laik Cumhuriyet" tasarımı ortaya çıkmıştır. Çünkü anayasal demokrasilerde cari olan laiklik anlayışına göre, din ve vicdan hürriyetinin alanının genişletilmesi Laiklik karşıtlığı olarak değerlendirilemez. Din ve vicdan hürriyeti, laikliğin teminatı altındadır. Dini inancın gerekleri de bu kapsamda yer alır. Çin'de bile laiklikle çelişik görülmeyen başörtüsü serbestîsinin, bizde laik cumhuriyetle çelişik görülmesi, bizdeki laiklik anlayışının Çin'dekinden de otoriter olduğunu göstermektedir.

* Bu kararın neticeleri o kadar kapsayıcı boyuttadır ki deyim yerinde ise tüm sistemi tıkayıcı niteliktedir. Bu itibarla da meşhur 367 kararından çok ileri boyutta sonuçları bulunmaktadır. Çünkü 367 kararı, sadece o zaman itibariyle 7 yılda bir yaşanabilecek Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecini tıkayıcı nitelikte iken, bu son karar tüm Anayasal sistemi tıkayıcı niteliktedir. Artık yapılacak her bir Anayasa değişikliği ayrıca bir de Anayasa'nın ilk 4 maddesi çerçevesinde yapılacaktır. Burada sistemin tıkanmasının en büyük sebebi Anayasa Mahkemesi'nin 2. maddeye ilişkin olarak benimsediği yorumdur. Yüksek Mahkeme'nin bu maddeye ilişkin geliştirdiği yorum anayasal demokrasi ekseninde olsa, belki bu denetim genişliği Anayasa'ya aykırılığına rağmen fiili bir sempati görebilir. Ama benimsenen yorum anayasal demokrasi ilkeleri ile çelişme arz etmekte, tamamen otoriteryen bir yorum esası benimsenmektedir. Kısaca bu karar ile Anayasa Mahkemesi'nin benimsediği otoriter yorum akabinde artık Anayasa da otoriter bir ruh ve öze bürünmüş olmaktadır. Demokratik Cumhuriyetin yerini bürokratik otoriter Cumhuriyet almıştır.

* Bütün bunlar, başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere anayasal kurumların toplum nezdinde yıpranması, meşruiyetlerinin tartışılır hale gelmesi neticesini doğuracaktır. Belki de Anayasa Mahkemesi'nin kurulduğu günden bu yana meşruiyeti bu boyutta tartışılır olmamıştır. Bunun ne ülkeye, ne topluma, ne bizzat bu kuruma faydası vardır. Bilakis, bunun neticesinde yaşanan sistem tıkanıklığı tüm toplumun içini karartmaktadır.

REJİM KRİZİNDE AK PARTİ’NİN HİÇ Mİ PAYI YOK?...

Bilindiği gibi; 27 Temmuz 2007 Genel Seçimlerinden hemen sonra, Sayın Ergun Özbudun başkanlığında Anayasa taslağı hazırlanmış-tı. Bu taslağa AK Parti’nin Sapanca Toplantısı’nda son şekli verilmiş-ti. Kamuoyu şevk ve heyecanla yeni sivil Anayasa beklerken, Anayasa tartışmaları birden kesilivermiş-ti.

Sayın Başbakan’ın İspanya seyahatindeki “başörtüsü velev ki, siyasi simge olsa ne çıkar” sözü üzerine MHP tarafından önerilen Anayasa Değişikliği ile “üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılmış”, bu değişiklik AK Parti ve MHP oylarıyla kabul edilmişti. CHP ve DSP milletvekilleri bu değişikliğin iptali için Anayasa mahkemesine başvurmuştu. Anayasa Mahkemesi, bu kararı ile “üniversitelerde başörtüsü yasağını Anayasal bir yasak” haline getirdi.

AK Parti;

* Başörtüsü / türban yasağı için Anayasa değişikliğine gerek yok. Zira Anayasanın 13. maddesine göre; "temel hak ve özgürlükler a – sınırlama ancak kanunla, b – anayasada gösterilen gerekçelerle, c – demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmamak şartıyla yapılabilir." Başörtüsü / türban konusunda ne anayasa da ne de kanunlarda bir yasak vardır. Yasak yönetmeliklerden ve uygulamadan kaynaklanıyor. Yönetmelik ve uygulamanın böyle olması hukuken onun meşru olduğunu göstermez. Bu çarpıklık anayasanın özüne ve ruhuna, (iç hukukumuzun bir parçası olan ve kanunlarında üstünde olan) uluslararası / uluslarüstü sözleşmelere aykırılık taşımaktadır.   

* Allah (cc)'ın emri olan başörtüsü / türbanın her yerde "kayıtsız şartsız" tamamen serbest bırakması gerekir. "Hizmet alan - hizmet veren", "kamusal alan – sivil alan" vb ayrımlarla başörtüsü / türban takmayı sınırlamaya tabi tutmak Allah (cc)'ın emrine karşı gelmektir….
"Zulme rıza göstermek, zulme ortak olmaktır." Zulme ortak olmayınız…
"Ölüyü sahibine taşıtırlar"-mış. Sizler, o duruma (tuzağa) düşmeyiniz. Allah (cc)'tan korkunuz, kullarından utanınız…
"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin" (Ahzab suresi 70. ayet).
Dininizi bir oyuncak ve eğlence haline getirmeyiniz…
"Dinlerini bir oyuncak ve bir eğlence edinen ve dünya hayatının aldattığı kimseleri (bir tarafa) bırak! Kazandıkları sebebiyle hiçbir nefsin felakete duçar olmaması için Kur'an ile nasihat et. O nefis için Allah'tan başka ne dost vardır, ne de şefaatçı. O, bütün varını fidye olarak verse, yine de ondan kabul edilmez. Onlar kazandıkları (günahlar) yüzünden helake sürüklenmiş kimselerdir. İnkar ettiklerinden dolayı onlar için kaynar sudan ibaret bir içecek ve elem verici bir azap vardır." (En'am suresi 70. ayet)

* “Hizmet alan”, “hizmet veren” ayrımı ne kadar tutarlı, ne kadar mantıklı?...

Eğitim Fakültesi 4. sınıftaki stajyer öğretmenler,

Hemşirelik Yüksekokulu 4. sınıftaki stajyer hemşireler,

Tıp Fakültesi 6. sınıftaki intörn doktorlar,

TUS'u kazanmış ihtisas yapan doktorlar,

hizmet alan mı, hizmet veren mi sayılacak?...

Bir an için üniversitelerde başörtüsü yasağının sona erdiğini varsayarsak dahi sorun çözümlenmiş olmuyor....

YÖK Kanununda öngörülen düzenlemeye göre "başörtüsünün çene altından bağlanması" şart-mış... GATA fiyonku dedikleri şey bu olsa gerek...

Sormak istiyorum: "çene altı" şartı saçmalık değil de nedir?...

Ne yani, okullarda "çene altı" kontrolü mü yapılacak?...

Başörtüsünü çene altından bağlamayanlar okullara alınmayacak mı?...

Başörtüsünü çene altından bağlamayanlar için ikna odaları mı kurulacak?...

Birilerinin çıkıp bu sorulara cevap vermesi gerekiyor.

* Hani başörtüsü sorunu (ve diğer pek çok anti-demokratik hüküm) "sivil anayasa" ile çözümlenecekti. Ne oldu?... Yeni sivil anayasadan vaz mı geçildi?... 12 Eylül artığı 1982 Anayasası değişmeyecek mi?... Sivil Anayasa tartışmalarına tüm kamuoyu destek veriyor, “ilk kez darbe anayasasını değiştirme şansı yakalandı, darbe anayasasından bir an önce kurtulalım” diyordu. Sonrası….Hiç….Ne oldu?...Taslağın son şekli ABD ile paylaşıldı ama kamuoyu ile paylaşılmadı….Sormak gerekiyor: 1- AK Parti sivil anayasa talebinden vaz mı geçti?...2- Madem Anayasa’yı değiştirmeyecektiniz, neden kamuoyunu meşgul ettiniz?... Milletle dalga mı geçiyorsunuz?...3- Taslak “Türkiye Anayasası olacak” denildiği halde, Türk kamuoyu ile değil de ABD ile neden paylaşıldı?… İcazeti millette değil de, başka yerde mi arıyorsunuz?...

2009 mahalli idareler seçimlerine yönelik oportünistçe bir girişimle mi karşı karşıyayız?...

şeklindeki eleştirileri / önerileri / talepleri dinlemedi.

“Unutmayınız ki, eleştiri gelişmenin dinamiğidir. Eleştirinin olduğu yerde gelişme vardır. Dalkavuklara, riyakarca yalanlara değil, eleştirilere kulak kabartınız. Eleştirilerimizin hoş görü ile karşılanması ve gerekli derslerin çıkarılmasını diliyoruz. Eleştirileri dikkate almazsanız ne olur?... Paşa gönlünüz bilir….“Durmak yok yola devam” diye diye duvara toslarsınız….. Olan da memlekete olur….”

diyenleri maalesef dinlemediler….

* Yargıtay Başkanlar Kurulu ve Danıştay Başkanlar Kurulu bildirilerine karşı; (suçlu gibi) savunmaya geçerek; “Vallahi, billahi, Yüce yargıya saygılıyız. Yargı bağımsızlığını zedelemiyoruz; yargı mensuplarını hedef göstermiyoruz. Başörtüsü / türban konusunda toplumsal mutabakat oluştu, 411 milletvekili ile  Anayasa değişikliğini gerçekleştirdik. Yargı ve mensuplarını yabancılara şikayet etmiyoruz” demenin hiçbir anlamı yok. Aynı şekilde; “Yargı siyasallaşmıştır, tarafsızlığını yitirmiştir, taraf olmuştur” demekte malumun ilanıdır.
Yargıtay Başkanlar Kurulu ve Danıştay Başkanlar Kurulu’nun tarafsızlıklarını yitirdiklerini, yargının siyasallaştığını yeni mi öğreniyorsunuz?...
Yargıtay 28 Eylül 2007’de, Danıştay 10 Mayıs 2008’de (ve  yıllardan beri) bildiriler yayınlarken nerelerdeydiniz?...
Yargının,

bağımsız olmadığı, tarafsız olmadığı, adil olmadığı, belli bir ideolojinin ve etnik mezhepçi anlayışın tekelinde / hatta tahakkümünde olduğu,

bu ideolojik anlayışta olmayan dürüst hakim ve savcıların disiplin cezaları ile 1. sınıf olmalarının engellendiği, bir kısmının (safra gibi) meslekten ihraç edildiği,

bilinmiyor mu-ydu?...

Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleri, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’a,

Yargıtay Başkan ve üyeleri, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’na,

Danıştay Başkan ve üyeleri, 2575 sayılı Danıştay Kanunu’na

tabidir.

2461 sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Kanunu ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu da, “yüksek mahkeme üyesi olmayan” hakim ve savcılara (örneğin (Van Savcısı Ferhat Sarıkaya’ya vb) uygulanır…

Yargıtay Başkanlar Kurulu 21 Mayıs 2008’de ve 28 Eylül 2007’de; Danıştay Başkanlar Kurulu 22 Mayıs 2008’de ve 10 Mayıs 2008’de bildiriler yayınlarken; Anayasa Mahkemesi uçuk-kaçık kararlar verirken cesareti bu Kanunlardan almaktadırlar.
Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay üyelerinin yargılanabilmeleri önündeki yasal engeller kaldırılmadığı sürece; bir yargı reformundan söz edilemeyeceği gibi, yargının tarafsızlığı, bağımsızlığı ve adil olup olmadığı hep tartışma konusu olmaya devam edecektir. Anayasayı değiştirecek çoğunlukla 6 yıldır hükümet koltuğunda oturanlar; bütün bunları ya bilmiyorlar, ya da bildikleri halde hakim – savcı maaşlarına zam yaparak “yargı ile problem yaşamadan geçineceklerini” zannediyorlar…

diyenleri adam sınıfına koymadılar, muhatap bile almadılar.

KRİZDEN ÇIKIŞ YOLU

Bu krizden çıkmak için bir çok öneriler ortaya atılmıştır: TBMM Başkanı Sayın Köksal Toptan “Senato’nun yeniden kurulmasını” önerirken, TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Sayın Ahmet İyimaya “Anayasa Mahkemesi kararının askıya alınmasını” önermiş, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek “yani Anayasa’nın yürürlüğe girmesi” gerektiğini ifade etmiştir.

Senato ve Anayasa Mahkemesi kararının askıya alınmasının tutarlı, savunulabilecek tarafı yoktur (Sayın İyimaya’nın da DYP’de iken Anayasa Mahkemesi’ne evrak üzerinde doğrudan- karar verme yetkisi verilmesi yönünde teklif verdiği de cabası –yani dün dündür, bu gün bugündür-) .

Yeni Anayasa’ya gelince;

12 Eylül cunta ürünü olan yürürlükte ki Anayasa, Türkiye’nin ayıbıdır. Türkiye’nin 26 senedir bu Anayasa ile idare ediliyor olması, utanç vericidir.

Bu son gelişmeler “1982 Anayasasının bittiğinin bir kez daha tescili”dir. Artık Türkiye'nin bu şartlarda bu Anayasa ile devam etmesi mümkün görülmemektedir. Elbette demokrasiler çok sayıda çarelerin olduğu rejimdir. Ülkemizde de az-çok bir demokrasi birikimi ortaya çıkmıştır. Nasıl 367 kararında deyim yerinde ise bu sorun özelinde sistem tıkanarak Anayasa'nın bittiği noktaya gelindiğinde, halk 22 Temmuz'da devreye girerek bu düğümü çözdüyse, şimdi de daha kapsamlı bir şekilde benzer bir durum söz konusudur. Artık bütün Anayasa'nın bittiği noktaya gelinmiştir. Yapılacak olan yine bellidir: “Halkın devreye girdirilmesi”. Demokrasinin gereği de budur.

Burada yapılması gereken rast gele bir erken genel seçim değildir. Artık bu Anayasa'nın kökten değiştirilmesini sağlamak temel hedefli bir meclis oluşturmak üzere bir seçimin yapılması gerekir. Bu meclisin oluşumu öncesi seçim çalışmalarında temel, belki de tek politika Anayasa'nın yapılması merkezli olmalıdır. “Ey saygıdeğer Türk Halkı sizden yeni bir Anayasa yapacak Meclis oluşturmanızı istiyoruz” denmelidir. Bu Meclis kurucu meclis gibi çalışarak yeni bir Anayasa yapmalıdır. Artık siyasi partiler de tüm seçim çalışmalarında, yapılacak yeni Anayasa kapsamında neler yapmak istediklerini halka izah etmeli, gerçekten yeni bir Anayasa yapacak bir meclis oluşturulmalıdır. Bundan Türkiye yarar görecektir. Tıkanmış Türkiye'nin gideceği istikamet ileri değil geridir.

Tabii ki bu iş yapılırken rövanşist bir tavır sergilenmemelidir. Türkiye'nin huzuru için, sistemdeki tıkanıklığın giderilmesi için, mümkün olduğu kadarıyla bir toplumsal konsensüs oluşturarak yeni bir Anayasa'nın yapımı sürecinin başlatılması, bu amaca yönelik ilk adımı teşkil eden seçim kararının alınması gerekir. Bu karar AK Parti kapatılsa da kapatılmasa da alınmalıdır. Mesele artık AK Parti'nin kapatılıp kapatılmaması meselesi olmaktan çıkmıştır; mesele Yüksek Yargı tarafından tıkanan ve Türkiye'nin gelişimini sekteye uğratacak boyutta olan sistem tıkanıklığının giderilmesi meselesi haline gelmiştir.

SONUÇ

Cumhurbaşkanı A.N. Sezer’in ısrarlı ve yanlı tavırları, Şemdinli olayı, Genelkurmay’ın 27 Nisan 2007 e-muhtırası, yargı bildirileri… Bütün bu süreç “millet iradesi”nin önüne geçmek için gerçekleştirildi….

Bu süreçte AK Parti’nin 3 Kasım 2002’de aldığı oy, 27 Temmuz 2007 seçimlerinde % 47’ye çıktı… Millet, dayatmalara prim vermedi, dayatmacı politikalar AK Parti’ye yaradı….
AK Parti’nin oy oranının artmasında, “muasır medeniyet düzeyine ulaşma, özgürlükçü çağdaş, demokratik hukuk devleti olma” söyleminin rolü de büyüktü…

Ancak AK Parti, bu fırsatı iyi değelendir(e)medi…

Yürütme ve idare sahasında büyük başarılara imza atan AK Parti, yasama faaliyetlerinde maalesef sınıfta kaldı….

AK Parti’nin 27 Temmuz 2007 seçimleri sonrasında izlediği politikalarda ki çelişkiler akıl alır gibi değil. Açıkçası AK Parti’nin hangi konuda samimi, hangi konuda samimi değil anlamak çok zor görünmektedir.

Mesele artık başörtüsü yasağı, AK Parti'nin kapatılıp kapatılmaması meselesi olmaktan çıkmıştır; mesele Yüksek Yargı tarafından tıkanan ve Türkiye'nin gelişimini sekteye uğratacak boyutta olan sistem tıkanıklığının giderilmesi meselesi haline gelmiştir.

Yeni demokratik-özgürlükçü-sivil Anayasa zaruridir. Anayasa’dan sonra gerekli yasal düzenlemeler bir an önce yapılmalıdır.

Bunlar gerçekleştirildiği takdir de; TBMM ve AK Parti’de itibar kazanabilecek, “insan haklarına saygılı demokratik hukuk devleti” olma iddiası anlam kazanabilecektir. Önümüzdeki süreç TBMM ve AK Parti için (son kez) samimiyet sınavı olacaktır… 

Gerisi lafı güzaftır…

Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz…
Logged
Sayfa: 1 ... 7 8 [9] 10 11   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.103 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu