2-Bakara Suresi 1-5

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > KUR´AN-I KERİM (Bilgi Platformu) > Tefsir Sohbetleri > 2-Bakara Suresi 1-5
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: 1 [2] 3   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: 2-Bakara Suresi 1-5  (Okunma Sayısı 2658 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
11 Ocak 2008, 04:53:11 ÖS 16
Üye Bilgileri
abdulhamit
ALLAH RAHMET EYLESİN
*

Mesaj Sayısı: 2522
Nerden:

Offline
« Yanıtla #15 :»

Alıntı
hidayetle infak arasında ki bu sıkı bağın sebebi ne?
Not olarak aldım sorunuzu
Sorunuzun  cevabını en geniş şekilde açıklayacağım inşallah
Logged
12 Ocak 2008, 04:37:37 ÖS 16
Üye Bilgileri
abdulhamit
ALLAH RAHMET EYLESİN
*

Mesaj Sayısı: 2522
Nerden:

Offline
« Yanıtla #16 :»

Çok dikkat etmişimdir. Kuranın genelinde pek çok defa aynı ayetlerde namaz ile infak etme  peşpeşe zikredilmiştir. Namaz kılın hemen arkasından infak edin.

bakara 219
...... Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: 'İhtiyaçtan artakalanı.' Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz


İnfak edebilmenin şartı yalnız zenginlik değildir. Bakınız

İşte ayet
Ali imran-134- Onlar bollukta ve darlıkta Allah için mal harcarlar, öfkelerini yenerler ve insanların kusurlarını bağışlarlar. Hiç kuşkusuz Allah iyilikseverleri sever

Evet, bu ayetin açılmına baktığımızda

Ne darlık ne de bolluk bu özelliklerini değiştiremez. Bolluk onları şımartıp oyalamaz, yokluk ta onları sıkıp görevlerini unutturamaz. Bu, her durumun ve her görevin bilincinde olmaktır... Cimrilik ve ihtirastan kurtulmaktır.
Demek ki, allah yolunda harcamanın zenginlikle ve fakirlikle alakası yok. Hem bollukta vereilecek, hem de darlıkta

Namaz ile infak kuranın en vazgeçilmez ikilisidir . Olmazsa olmazdır. Namaz veya infak bir arada olmazsa takva sahibi olunmaz arasındadır. Bunlardan birinin  eksik olması durumunda müminin tek kanatlı kuştan farkı olmaz. Tek kanadı ile rotasını ve gidiceği yeri belirleyemez.

Neden önce namaz arkasından hemen infak ? Namaz ile Allaha kulluk vazifemizi ifa ederiz. Namazda ancak Allaha ibadet edeceğimiz, onun emir ve yasaklarına boyun eğeceğimizi bildiriyoruz. Ben büyük değilim ancak sen büyüksün ve ben senin önünde eğiliyorum ve sana tabii oluyorum sözü verilir. Peki ya infak ! Allah insanın yaratılış fıtratına BEN Koymuştur. Yani NEFİS. Nefis. Ancak BEN der. Ben Allaha alternetifim der ve şeytanla işbirlikçidir. İnsanın fıtratında işte bu BENden dolayı Mal sevgisi vardır. Ve insan malı , mal edinmeyi çok sever. Malının eksilmesini hiç istemez aksine artmasından hoşlanır.

İnfak yalnız mal ile değerlendirmek hata olur.İnfak etmeyi çok geniş kavramlar içerisinde mütaala etmek daha doğru olur. Edindiğimiz bir bilgiyi de bir başkası ile paylaşmak ona öğretmek , çevremize öğretmek bir infak olabileceği gibi, Harcayacak veya arta kalacak hiçbir şeyimiz yoksa Allah uğrunda canımız vermek de bir infaktır.
İşte insan kendinse  tabi olan bir malın eksilmesi, kölesi varsa bunu azad etmesi  de infaktır.

İnsanın kendisine tabi olan malının eksilmesi BEN duygusuna aykıdır. Yani Nefse açılmış savaştır bu. Bu savaş ve cihat Allah için olacağından artık BEN Yoktur, BEN Egosu yoktur BEN ıslah edilmiştir. Yalnız O vardır Kim O ? Yalnız Allah. Ve BEN ( NEFİS) de ona boyun eğmiştir

Peki infaka gücü yetmeyenlere ne diyor rabbimiz ?

TEVBE-91 Allah'a ve elçisine karşı 'içten bağlı kalıp hayra çağıranlar' oldukları sürece, güçsüz-zayıflara, hastalara ve infak etmek için bir şey bulamayanlara bir sorumluluk (günah) yoktur. İyilik edenlerin aleyhinde de bir yol yoktur. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

TEVBE-92 Bir de (savaşa katılabilecekleri bir bineğe) bindirmen için sana her gelişlerinde 'Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum' dediğin ve infak edecek bir şey bulamayıp hüzünlerinden dolayı gözlerinden yaşlar boşana boşana geri dönenler üzerinde de (sorumluluk) yoktur.


İŞTE TEHDİD AYETİ

MUHAMMED - 38 İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz; buna rağmen bazılarınız cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse, artık o, ancak kendi nefsine cimrilik eder. Allah ise, Ğaniy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan) dır; fakir olan sizlersiniz. Eğer siz yüz çevirecek olursanız, sizden başka bir kavmi getirip-değiştirir. Sonra onlar, sizin benzeriniz de olmazlar.
« Son Düzenleme: 12 Ocak 2008, 04:57:43 ÖS 16 Gönderen: abdulhamit » Logged
12 Ocak 2008, 04:52:11 ÖS 16
Üye Bilgileri
abdulhamit
ALLAH RAHMET EYLESİN
*

Mesaj Sayısı: 2522
Nerden:

Offline
« Yanıtla #17 :»

Âdiyât 8
Ve o, mal sevgisine de aşırı derecede düşkündür
mirası derleyip, toplayıp,yiyorsunuz.


İŞTE BİR TEHDİD AYETİ DAHA
 


TEVBE-34- Ey müminler, birçok hahamlar ve rahipler insanların mallarını eğri yöntemlerle yerler ve halkı Allah'ın yolundan alıkoyarlar. Altın ve gümüşü biriktirip de bunları Allah yolunda harcamayanları acıklı bir azapla müjdele!

TEVBE-35- O gün biriktirdikleri altın ve gümüşler cehennem ateşinde kızdırılır ve onlarla alınları, yan tarafları ve sırtları dağlanır; kendilerine "Bunlar biriktirdiğiniz altın ve gümüşlerdir şimdi biriktirdiklerinizin azabını tadın bakalım" denir
.

Evet, bunlara ek olarak da biriktirilen ve allah yolunda harcanmayan dolarlar ve her türlü döviz , borsa, hisse senetleri de .........

Son pişmanlık fayda vermez
Son pişmanlık fayda vermez

Herhangi birinize ölüm gelip de; Rabb'im! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam! demesinden önce size verdiğimiz rızıktan harcayın." Munafıkun; 63/10


FECR 20
Malı depolayacak bir sevgi ile aşırı biçimde seviyorsunuz
. * ( Ne kadar mal sahibi olsanız yine de gözünüz doymuyor ve daha fazlasını istiyorsunuz )

ALİ İMRAN 180: Allah'ın, kereminden kendilerine verdiklerini (infakta) cimrilik gösterenler, sanmasınlar ki o, kendileri için hayırlıdır; tersine bu onlar için pek fenadır. Cimrilik ettikleri şey de kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır

( Dikkat edin boyunlarına dolanacak olan nedir ?

TEKASÜR 8:
Nihayet o gün (dünyada yararlandığınız) nimetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz. ( Allaha şükür ettik mi ? Allah yolunda harcama yaptık mı ?Allahın emri olan zekatı verdik mi verdiysek ne kadarını verdik ne kadarını elimizde tuttuk ve saklayıp b
iriktirdik, )

Sadakaları Allah alır." (et-Tevbe, 104) ayeti

İsra 26 : Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma
« Son Düzenleme: 12 Ocak 2008, 04:52:50 ÖS 16 Gönderen: abdulhamit » Logged
12 Ocak 2008, 06:22:59 ÖS 18
Üye Bilgileri
abdulhamit
ALLAH RAHMET EYLESİN
*

Mesaj Sayısı: 2522
Nerden:

Offline
« Yanıtla #18 :»

Gerek zekatın ve gerekse zekat dışı İnfâk olan sadakanın toplumsal barışı sağlamadaki etkisi çok büyüktür. Zenginlerle fakirler arasındaki husumeti kaldırmasından tutunuz da fakirlik sebebiyle yanlış yollara düşme eğiliminde olanları geri çekmesi, toplum içinde barışı sağlamaya katkıda bulunması, kalplerdeki merhamet duygusunu canlı tutması, başkalarını düşünmeyi sağlaması, Allah’ın bir emrini daha yerine getirmiş olmanın haz ve mutluluğunu tattırması bu etkilerden birkaçıdır.

İslâm nazarında, Müslümanın Allah’ın buyruğunu yerine getirmek amacıyla malından gerek zekat ve gerekse tasadduk amacıyla İnfâkta bulunabilmesi, onun ne kadar dindar , ne kadar takva sahibi olduğuyla ilgili bir durumdur. Namaz ve oruç gibi servetten harcama gerektirmeyen bazı ibadetler, bu açıdan zekata, sadaka-ı fıtır’ı vermeye veya nafile olarak İnfâka göre daha kolaydır. Sonuçta ibadeti yaptığınızda cebinizdeki para hâlâ yerinde durmaktadır.

 Durumu yerinde olmasına rağmen zekat ve sadaka-i fıtırdan kaçınarak kulluğu yalnızca namaz ve oruç gibi ibadetlerde aramak ve sadece bunlar üzerinde titizlenmek cenneti kolay yoldan talep etmenin bir başka adıdır.

 Oysa zekat veya infak buyruğunun geldiği merkez ile namaz veya oruç emrinin geldiği makam arasında hiçbir fark yoktur. Yaratıcı, buyruklarını, yerine getirilmesi için ferman etmektedir. Bu emirler arasında ayırıma gitmek ve kolayımıza gelenleri tercih ederek evrenin sahibini memnun edebileceğimizi düşünmek, Allah’ı hâlâ gerçek manada sevemediğimizin, onun büyüklüğünü anlayamadığımızın ve gizli niyetlerimize varıncaya dek her şeyimizden haberdar olduğunu kalbimizde hissedemediğimizin bir delilidir. Kaldı ki, zekat vermek, İslâm’ı bir binaya benzetecek olursak bunu ayakta tutan beş temelden bir tanesidir. İnsanın müslümanlık binası bu beş temel üzerinde durmaktadır. Bu temellerden birinin olmaması binanın da sağlam olmayacağı anlamına geldiğinden, maddî İnfâkı göz ardı ederek sadece bedensel ibadetlere yönelmenin kişiyi gerçek anlamda Müslüman yapmayacağı açıktır. Hatta burada “Allah’ı sadece bedensel ibadetlerle iyi kul olduğuma ikna ederim” çarpık anlayışının varlığından bile söz edilebilir.

Dolayısıyla kulun Allah ile olan bağındaki içtenlik anlayışında bir sorun var demektir. Hatta Allah’a olan bir güvensizliğin varlığı bile dile getirilebilir. Zira Allah’ın bir emri olan zekat ve sadaka-ı fıtır emrini yerine getirmeyen insan, malının azalacağından endişe etmekte, namazını kılıp orucunu tutarken bir yandan Allah’ın emrini yerine getirdiğini düşünürken, diğer yandan Allah’a itimadı olmadığından malına sıkı sıkıya sarılarak “Bu emrini yerine getiremiyorum, beni bu halimle kabul et ” demek istemektedir.

 Oysa sonuç itibarıyla namaz kılmak, oruç tutmak ile zekat vermek arasında, Allah’a kulluk etme noktasında en küçük bir fark yoktur. Dolayısıyla bundan geri durmak Allah’a isyan kapsamındadır.

Gerek Kur’an’a ve gerekse hadislere baktığımızda yukarıda söz konusu ettiğimiz hususları çok açık biçimde görebilmekteyiz. Hem ayetlerde hem hadislerde insanın mala karşı olan tutkunluğu ve zafiyeti, dolayısıyla fıtratta var olan verebilme duygusunun harekete geçirilmesinin zorluğu dile getirilmektedir. Böylece insanın zayıf noktasına da işaret edilmiş olmaktadır.

Örneğin bir ayette bu husus şöyle dile getirilir: “İnsanlara kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabilinden aşırı sevgiyle bağlanılan şeyler çok süslü gösterilmiştir. Halbuki bunlar dünya hayatının geçici faydalarını sağlayan şeylerdir. Oysa varılacak yerin (ebedî hayatın) bütün güzellikleri Allah katındadır.” (Âl-i İmran 14).

Hz. Peygamber de dünyanın insan için çekici ve cezbedici olduğunu dile getirerek insanın zayıf tarafına işaret etmişlerdir. (Buhari, Rikak, 11).
Bu zorluğa rağmen Kur’an, Allah’a gönülden inanan müminlerin özelliklerini sayarken iman ve namazın ardından İnfâk etmeyi zikreder ve şöyle buyurur:

Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.” (Bakara 3).

 Bir diğer ayette ise, inanma şartını getirdikten sonra İnfâk emrini zikreder: “Allah’a ve Peygambere inanınız. Allah’ın kullanma yetkisini elinize verdiği malların bir bölümünü O’nun için harcayınız. İçinizdeki iman edenleri ve hayır yolunda mal harcayanları büyük bir ödül bekliyor.” (Hadid 57)

. Bir başka ayette ise iyiliğe ulaşmanın temel şartı olarak İnfâk etmeyi anar. (Âl-i İmrân 92).

İnfâk etmeyenleri dile getirdiği diğer ayetlerde ise bunun hayırlı bir davranış tarzı olmadığını belirtir: “Allah’ın bol nimetinden verdiklerinde cimrilik edenler, sakın bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar, bilakis bu onların kötülüğünedir.

Cimrilik yaptıkları şey, kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah işlediklerinizden haberdardır.” (Âl-i İmran 180).
Mal toplayarak onu tekrar tekrar sayanın… vay haline! Malının kendisini ölümsüz kılacağını sanıyor.” (Humeze 1-3).
« Son Düzenleme: 12 Ocak 2008, 06:27:44 ÖS 18 Gönderen: abdulhamit » Logged
19 Ocak 2008, 07:42:21 ÖS 19
Üye Bilgileri
Aysegul
Emektar Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3265
Nerden: Bursa

WWW Offline
« Yanıtla #19 :»

Alıntı
Abdulhamit
Neden önce namaz arkasından hemen infak ? Namaz ile Allaha kulluk vazifemizi ifa ederiz. Namazda ancak Allaha ibadet edeceğimiz, onun emir ve yasaklarına boyun eğeceğimizi bildiriyoruz. Ben büyük değilim ancak sen büyüksün ve ben senin önünde eğiliyorum ve sana tabii oluyorum sözü verilir. Peki ya infak ! Allah insanın yaratılış fıtratına BEN Koymuştur. Yani NEFİS. Nefis. Ancak BEN der. Ben Allaha alternetifim der ve şeytanla işbirlikçidir. İnsanın fıtratında işte bu BENden dolayı Mal sevgisi vardır. Ve insan malı , mal edinmeyi çok sever. Malının eksilmesini hiç istemez aksine artmasından hoşlanır.

Essalâtu vesselâmu aleyke Yâ Rasûlallâh...
Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki :


Her ümmetin bir fitnesi - bir imtihan sebebi - vardır. Benim ümmetimin fitnesi de dünya malıdır.

Tirmizi, Zühd 26
Logged
19 Ocak 2008, 07:58:35 ÖS 19
Üye Bilgileri
Aysegul
Emektar Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3265
Nerden: Bursa

WWW Offline
« Yanıtla #20 :»

Alıntı
2-Doğru olduğu kuşkusuz olan bu kitap,

* Aslında her türlü şüpheden uzak ve her töhmetten uzak kılınmıştır.

Kitaplar içinde hak "kendisinde şüphe olmayan" Allah'ın kitabı olduğu bunun kadar kesinlik ve şüphesizlik ile bilinen ve doğru yolu bunun kadar gösteren hiçbir kitap yoktur.

(1) * - Ey Yüce Peygamber! Hira mağarasından beri Rûh-i emîn Cebrailin getirmekte olduğu o vahiy seslerini Sen tam müşahade ile dinleyip biliyorsun, Senin doğruluğun ve güvenilirliğin de denenmiş ve herkesçe bilinir.

(2) * - Sonra bu kitabın *i-câzına da söz yoktur.

*i'câz: mu'cizelik; âciz bırakmak, insanların benzerini yapmaktan âciz kaldıkları şeyi yapmak.

Zaten kesin ilmin kaynağı da önce tam müşahede (gözlem) ve yeterli tecrübe.

(3) * - Bizzat bu görme ve tecrübeye imkan bulunmayan yerlerde doğru haber ver tarihin şahitliği.

(4) * - Aklın güzel bir delile dayanarak netice çıkarması değil midir?

Bundan dolayı Hakk'ın indirdiği,
hakkın şiarı,
doğru haberi veren,
maksadı yalnız iyilik ve
insanlığın mutluluğu olan
bu kitapta
şüpheye izin verecek
ne bir cehalet ve gaflet, ne de bir kötü niyet ve bozuk maksadın tasavvuruna imkan yoktur.

Bunda şüphe etmemeli ve asla kötü zanna düşmemelidir.

Çünkü bu 'LaRaybeFih' dir.


Elmalılı H. Yazır Tefsirinden alıntılı notlarım...
« Son Düzenleme: 20 Ocak 2008, 02:43:25 ÖÖ 02 Gönderen: Aysegul » Logged
20 Ocak 2008, 02:34:52 ÖS 14
Üye Bilgileri
Aysegul
Emektar Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3265
Nerden: Bursa

WWW Offline
« Yanıtla #21 :»

Rayb (şüphe)

Aslında nefse bir ızdırap, bir kuşku vermek, manâsına masdar iken, lügât örfünde bu ızdıraba başlıca bir sebep olan şek ve şüphe manâsında kullanılması üstün gelmiştir.

Yani rayb, şüpheye yakın ve fazla olarak kötü zan gibi bir töhmet manâsını da kapsar.

Fakat asıl manâsı şüphe ve kuşku, yani KUŞKULU ŞÜPHEDİR.

Yalnız "şüphe" kelimesini de bu manâda kullanırız.

Burada rayb bütün cinsi ile olumsuz kılındığından
ilmî şüphe ve
ahlakî şüphe diye birbirinden ayrılabilecek olan şüphe ve suçlama durumlarının ikisi de kaldırılmış ve iki yönden kesin olarak isbatlamakla kitabın mükemmelliği açıklanmıştır.

* Tek bir kişinin bütün insanlık alemi ile ve özellikle bozuk niyetlerle dolu, çok zalim ve cahil olan bir insanlık alemi ile mücadelesi demek olan peygamberlik vazifesi açısından yüce Peygamber:

"Ey Rabbim! Şüphe ve şirk içinde yüzen şu insan yığını benim karşıma çıkıp da:

'Bu kitabın Allah'ın gerçek sözü olduğu ve sana Allah tarafından vahiy yoluyla indirildiği ne malûm?

Bu senin sözün, şairler, yazarlar, müellifler gibi sen de bunu kendin tasarlıyorsun ve fazladan olarak bir de Allah'a isnad ve iftira ediyorsun'


diye iftira yapmaya kalkışacak olurlarsa ben ne yaparım?"

diyebilirdi.

İşte yüce Allah böyle bir soruya meydan bırakmamak için:

"Bu konuda hiçbir şekilde şüphelenmeye yer yoktur" diye

açık olarak mutlak, güvence bağlamıştır ki bunda Resulullah'ın ruhunun, vahyi gerek kabul etmede ve gerek tebliğ etmede sözünde duran emin bir kişi olduğunu kaydetmek ve ilan etmek vardır.

Ve bu şekilde kitabın kendisinde hiçbir şüphe olmadığını kaydetmek, kitabı tebliğ eden Muhammed el-Emin'in kendisinde de hiçbir şüphe bulunmadığının tescilidir.

Yakında

"Kulumuz Muhammed'e indirdiğimizden şüphe ediyorsanız" (Bakara 2/23)

ayeti ve daha ileride

"Allah'a yalan uyduran veya kendisine hiçbir şey vahyolunmadığı halde; 'Bana vahyolundu.' diyen ve 'Allah'ın indirdiği gibi bir kitap ta ben indireceğim.' diye iddia edenden daha zalim kim olabilir?" (En'âm, 6/93)

gibi ayetler ile Kur'an bu noktaları tafsilatıyle savunacak ve isbat edecektir.



Elmalılı H. Yazır  Tefsirinden alıntı notlarım...



Logged
20 Ocak 2008, 03:54:03 ÖS 15
Üye Bilgileri
Aysegul
Emektar Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3265
Nerden: Bursa

WWW Offline
« Yanıtla #22 :»

Alıntı
2-..., takva sahipleri için hidayet kaynağıdır.

* Müttakîlere hidayetin ta kendisidir.

Sapıklıktan çıkıp hakkın korumasına girmek yeteneğine sahip olanlara hakkın hükümlerini bildirecek bir delil, doğru yolu gösterecek apaçık bir belgedir.

Diğer bir ifade ile bu kitapta pek büyük bir hidayet-i rabbaniye vardır. Fakat müttakîler için.

Rabbanî: Rabbe ait, Cenab-ı Hakka dair ve ilgili.
Müttakî: Günahlardan sakınan.

Çünkü bundan faydalanarak istenen gayeye erecek olanlar;

- şek ve şüpheden,
- şüpheli yollardan sakınarak kendilerini koruma,
- akibetlerini kazanma kabiliyetine sahip bulunan


müttakîlerdir.


Gerçi bu kitap esas itibariyle "insanlar için hidayettir."  "hüdenlinnas"

Genellikle insanları irşad ve doğru yolu göstermek için inmiştir.


* Hüda,

Hem lâzım (geçişsiz)
Hem de müteaddî (geçişli) olur.

- Fatiha'da açıklandığı üzere hidayet,
- Yol göstermek ve istenen şeye ulaştırmak gibi

2 manada ortaktır veya kullanılmaktadır.

- birine "gayeye ulaştırmayan hidayet",
- diğerine "ulaştıran hidayet" denilir.

Yüce Allah'a göre
biri ulaştıran yol göstermek ve irşad etmek,
diğeri hidayeti yaratmak ve insanları başarılı kılmak demektir.

Kur'an'da ikisi de geçmiştir.

Bundan dolayı sonuç olarak "hüdenlilmüttekîn"  de doğru yola ulaştıran hidayet yani tevfik (başarı),

"hüdenlinnas" da yalnız

- doğru yolu göstermek ve irşad

manaları açıkça görülür ise de,

araştırma yapıldığında Kur'an'a nisbet edilen hidayetin irşadla ilgili hidayet olacağı

meydana çıkar.

Çünkü başarı ve insanları doğru yola iletmeyi yaratmak, kelam sıfatı ile değil, fiil sıfatı ile ilgilidir.

Ve burada "lilmüttekîn" denilmesinin önemli bir nüktesi vardır.

Bundan anlaşılıyor ki, bu kitap ile gerçekleşen Allah'ın irşadının etkili olması ve başarıya yaklaştırması için muhatap olan insanların ihtiyarî fiilleri adeta şart kılınmıştır.

Kur'an'ın inmesinin hikmeti, başlangıçta insan iradesinin katılması şartı ile bütün insanlara hidayet etmektir.


Müttakî (takva sahibi olma) niteliği, kazanma ile elde edilen bir nitelik olduğundan dolayı, geleceğe göre bütün insanları içine alması mümkün olan bir niteliktir.

"Arab için hidayettir"
"Acem (Arab olmayan)e hidayettir."

DENİLMİYOR.

Şu halde "hüdenlilmüttekîn"

"Bu kitap bütün insanlık nevine hidayet için inmiştir. Fakat bu hidayetten faydalanmanın ilk şartı Allah'tan gereği gibi korkmayı seçmek, yani korunmayı istemektir. Bundan dolayı her şeyden önce korunmaya istekli olunuz ki, kurtuluş bulasınız."

mealinde bir takva tavsiyesini kapsamaktadır.



Elmalılı H. Yazır Tefsirinden alıntı notlarımdan..
Logged
20 Ocak 2008, 04:10:26 ÖS 16
Üye Bilgileri
Aysegul
Emektar Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3265
Nerden: Bursa

WWW Offline
« Yanıtla #23 :»

İTTİKA, VİKÂYE  (korunma) yi kabul etmek,

başka bir ifade ile vikâyeye girmektir.

VİKÂYE ise aşırı korumacılık, yani acı ve zarar verecek şeylerden sakınıp kendini iyice korumak demektir.

O halde lügat açısından ittikâ veya onun ismi olan takva, kuvvetli bir himayeye girerek korunmak, özetle kendini iyi sakınıp korumak demek olur.

Bunun gereği olarak korkmak, kaçınmak, sakınmak ve çekinmek manaları da kullanılır.

TEVAKKÎ (çekinme) deyiminde yorgunluğa katlanma, ittikâda sadelik vardır.


Kur'an'da ittikâ (sakınma) ve takva
üç derece üzerine zikrolunmuştur ki,

BİRİNCİSİ; "Ve onları takva kelimesine bağladı" (Fetih, 48/26)

* Ebedî azabdan sakınmak için Allah'a şirk koşmaktan kaçınmakla iman

İKİNCİSİ; "O ülkelerin halkı inanıp Allah'ın azabından korunsalardı" (A'râf, 7/96)

* Büyük günahları işlemekten ve küçük günahlarda ısrar etmekten sakınmak ile farzları eda etmektir ki, şer'an (islam'da) bilinen takva budur.

ÜÇÜNCÜSÜ; "Ey iman edenler! Allah'tan O'na yaraşır biçimde korkun." (Âl'i İmrân, 3/102)

* Kalbinin sırrını Allah'tan meşgul edecek her şeyden kaçınmak ve bütün varlığı ile Allah Teâlâ'ya yönelmek ve çekilmedir ki, bu da yukarıdaki ayet emrindeki gerçek takvadır.


"İnanıp iyi işler yapanlara bundan böyle (Allah'a karşı gelmekten) korundukları ve inanıp iyi işler yaptıkları, sonra yasaklardan sakınıp (onların yasakladığına) inandıkları ve yine korunup iyilik ettikleri takdirde daha önce yediklerinden ötürü bir günah yoktur." (Mâide, 5/93)

ayet-i kerimesi takvanın bu üç derecesini toplamıştır.

" Allah adaleti, ihsanı... emreder" (Nahl, 16/90)

ayetinin de takvayı topladığı, bir hadis-i şerifte zikredilmiştir.



Elmalılı Hamdi Yazır Tefsirinden alıntı notlarımdan..
Logged
20 Ocak 2008, 04:24:24 ÖS 16
Üye Bilgileri
Aysegul
Emektar Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3265
Nerden: Bursa

WWW Offline
« Yanıtla #24 :»

1-2 (Bakara)

ÖZETLE

"ElifLamMim" Kur'an'ın ezeli itibarını,

"Zalikelkitabu" görünen gerçeklerini,

"Laraybefih" ilmî ve ahlâkî özelliğini,

"hüdenlilmuttakîn" inme hikmetini ve pratik gayesini dile getirmiş ve

sonra inen her ayet, kendinden önceki ayeti anlatmış ve açıklamış ve bundan dolayı tam bir bağlılık sebebiyle atıf hafleri (bağlaçlar) gibi sözlü bağlantılara bile ihtiyaç duymayan birbirine uygun olan dört cümleden oluşan bir veciz (özlü) nazm olarak Fatiha'daki "ihdina" "BİZE HİDAYET ET"  duasının cevabı olmuştur.



Elmalılı Hamdi Yazır Tefsir Alıntı Notlarımdan...
« Son Düzenleme: 20 Ocak 2008, 04:25:01 ÖS 16 Gönderen: Aysegul » Logged
20 Ocak 2008, 04:44:31 ÖS 16
Üye Bilgileri
Aysegul
Emektar Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3265
Nerden: Bursa

WWW Offline
« Yanıtla #25 :»

Alıntı
3-Onlar görmediklerine inanırlar,

3- O müttakî (Allah'tan hakkıyle korkan) ler ki
    Hakk olan gayba inanırlar.


Yahut gıyâben (görmeden) de iman ederler.

Diğer bir tabirle onlar,

göze değil,
kalp ile iman ederler,

onlar,

bütün şüphelerden uzak oldukları gibi,
iman etmek için
önlerine dikilmiş putlara,
haçlara da bağlanmazlar,
gözlerinin önünde bulunan bugünkü ve
şu andaki görülen ve
hissedilen şeylere
saplanıp kalmazlar,

his ötesini, kalbi ve kalp ile ilgili şeyleri tanırlar.

İşlerin başı görülende değil

ruh, akıl, kalp gibi

görülmeden görende,
tutulmadan tutanda,
zaman ve mekana bağlı olmayarak

maddeleri fırlatıp oynatan,
fezaları doldurup boşaltandadır.

Onların sağduyuları,
Saf basiret ve ferasetleri,
kötülüklerden silkinebilecek anlayışlı hisleri,
yükseklere koşabilecek azimli vicdanları ve iyi seçimleri

vardır.

Görünen ve hissedilen şeyleri yarar,
kabuklarını soyarlar;
içindeki özüne,
önündeki ve arkasındakinin
sırrına nüfuz ederler
;

görenle görüleni ayırtederler;

hissedilenden düşünülene intikal edebilirler;

varlık ve yokluk içinde gaybeden görünürlüğe,
görünürlükten gaybe gelip, geçip giden ve hissedilen hadiselerin
satırları altındaki gayba ait manaları sezerler.

Hakikatle varlıklar, görülen (MEŞHÛT)
                           görülmeyen (GAYR-İ MEŞHÛT)

ikiye ayrılır.

Ve birçok bilgin, hakikati,
görülmeyen ve hatta görülemiyen kısmında kabul ederler ve buna

-mana alemi
-gerçek alem
-akıl alemi
-ruh alemi
-gayb alemi


derler.

Gerçek, görünmeyendir ve görülmesi mümkün değildir.

Görülebilen ise onun tecellileri,
hayali,
gölgesi ve
yansımalarıdır.

Bütün hakikat gaybdır.

Bizce "gayb", görülemeyen demek değil, görülmeyen demektir.




Elmalılı Hamdi Yazır Tefsir Alıntı Notlarımdan...
Logged
20 Ocak 2008, 04:55:43 ÖS 16
Üye Bilgileri
Aysegul
Emektar Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3265
Nerden: Bursa

WWW Offline
« Yanıtla #26 :»

Alıntı
3-Onlar görmediklerine inanırlar,


"Gayb" ve "gâib" başlangıçta duyguyu anlamada veya ilk düşüncede hazır olmayan, diğer bir deyişte ilk nazarda anlaşılmayan demektir ki, bunun bir kısmı delilden geçen bir anlayışla idrak olunabilir.

Mesela evinizde otururken kapınız çalınır, ses duyarsınız, bu ses sizin için anlaşılmış, hazır ve şahittir. Bundan anlarsınız ki, kapıyı çalan vardır. O henüz sizin için ortada yoktur. Bakıp görünceye kadar onu şahsıyla bilemezsiniz, fakat kapıyı bir çalan bulunduğunu da zorunlu bir şekilde, anlayışlı olarak tasdik edersiniz. Bu, bir iman veya şuurlu bir bilme olur.

Sonra henüz kapınızı çalmayan ve eseri size yetişmeyen daha nice gaibler bulunduğunu da genel olarak tasdik edebilirsiniz. Fakat bunların bir kısmı gerçekten yok olabilirler.

"Gayb" ile "gaib" arasında fark vardır.

"Gâib" (ortada olmayan) sona görülmez, seni de görmez olandır.

"Gayb" ise görülmez, fakat görür olandır.


Şu halde iki türlü gayb vardır:

Bir kısmı hiçbir delili bulunmayan gaiblerdir ki bunları ancak

"Allâmu'l-ğuyûb" (gaybları bilen) ALLAH bilir.

"Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları O'ndan başkası bilemez" (En'âm, 6/59)

ayetindeki gaybden maksat bunlardır,

deniliyor ki; sırası gelince açıklanacaktır.

Diğer kısmı da delili bulunan gâiblerdir ki

"onlar gaybe inanırlar." (Bakara, 2/3)

ayetindeki gaybden kasdedilen de bu kısımdır.



Elmalılı Hamdi Yazır Tefsir Alıntı Notlarımdan...
Logged
24 Mart 2008, 12:26:59 ÖS 12
Üye Bilgileri
Aysegul
Emektar Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3265
Nerden: Bursa

WWW Offline
« Yanıtla #27 :»

Bismillahirrahmannirrahim

Mustafa İSLAMOĞLU
BAKARA  Tefsir Dersi’nden notlar:



Bakara  suresi  adını  sure  içerisinde  yer  alan  İsrailoğullarıyla  ilgili  olaydan  alıyor.

Bakara = inek  anlamına  geliyor.

İndirildiği  zaman, hicretten  sonraki  ilk  2  yıl 

Surenin  son  ayetleri  nübüvvetin  son  yılında  nazil  olmuştur.

Bu  surede  yer  alan  281.  ayetin  son  ayet  olduğuna  değinen  görüşler  de  vardır.

Fatiha  suresi  Bakara  suresiyle  ciddi  bir  ilişki  içerisindedir.

BİZİ  DOĞRU YOLA  İLET ---> diye  dua  ederken  adeta  bu  duaya 

İŞTE  BU  KİTAP 
KUŞKU  OLMAYAN 
ALLAH  BİLİNCİ ne  ulaşanlar  için  HİDAYETTİR. / REHBERDİR / KILAVUZDUR.


Duamızın  kabul  edilip

“al  senin  benden  istediğin  kılavuzdur..”  buyuruyor  Yüce  Allah..

Logged
24 Mart 2008, 12:41:37 ÖS 12
Üye Bilgileri
Aysegul
Emektar Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3265
Nerden: Bursa

WWW Offline
« Yanıtla #28 :»

başka bir ilişki ise

Fatiha'nın son ayeti  "gazab[ın]a uğrayanların ve sapkınlarınkine değil! "

gazaba uğrayanlar: İsrailoğullarının yahudileşmesi
sapıtanlar: Hz. İsa ümmeti hristiyanlaşan

ları tefsir etmiştir.

Bakara Suresi bunu açacak 120 ayette anlatacaktır..

Bu bakımdan;

Bakara: Fatiha'nın bir tefsiri olduğu gibi
Kur'an'ın fihristi niteliğindedir.


Surenin muhtevası:

Giriş bölümünde öncelikle İnanç kategorilerini ele alır.

Mü'minler 5 ayet
Kafirler 2 ayet
14 ayette ise Münafıkları işler.

Yani önce

mü'min - iman

sonra

kafir - küfür

daha sonra ise

nifak - münafık - ikiyüzlülüğü işler..


sonra İnsanoğlunun yaşam serüvenine geçer..

bu serüvenin nasıl başladığı sorusuna cevap buluruz.

insanlığın yürüyüş destanı..


ardından

israiloğullarına söz gelir..

yahudileşme süreci
yani..

bu ümmete ibret vesikası ile sunar..

mesajı: Ey Muhammed Ümmeti!
          sizi bekleyen en büyük tehlike yahudileşme
          eğer sende vahyi taşıma görevine ihanet edersen, sen de bu sona uğrar, gazaba uğrarsın..



* Hz. İbrahim Peygamber
* Kâbe
* Kıble



mesaj:  Ey Yahudiler
           Siz İbrahim Peygambere sahip çıktığınız halde Kabe'ye (gösterilen yönü kabul etmeyerek) ihanet ediyorsunuz


son olarak


Allah
rahmetini, bağışını müjdeler..




Mustafa İSLAMOĞLU
BAKARA  Tefsir Dersi’nden notlar:
« Son Düzenleme: 24 Mart 2008, 12:54:35 ÖS 12 Gönderen: Aysegul » Logged
24 Mart 2008, 12:53:17 ÖS 12
Üye Bilgileri
Aysegul
Emektar Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3265
Nerden: Bursa

WWW Offline
« Yanıtla #29 :»

Bakara 1  ELİF LAM MİM

Bu harfleri Peygamberimizde böyle okumuştur.

Arap dilinin yapısına da göndermedir.


1- Hz. Ebubekir'in görüşü: Her kitabın bir sırrı var. Bu kitabın da sırrı budur.

2- Zemahşeri - İbn-i Temiyye ortak görüşleri ise Bu harflerin Kur'an'a delalet  etmesi.. Lafza delalet etmesidir.

Vahyin mahiyetine
Kur'an'ın kaynağına dikkat çekmektedir.

bu noktada 2 soru akla gelir:

1- Bu harflerin anlamı nedir?
2- Bu harflerin işlevi nedir?


1- Bu harflerin anlamını sadece Allah bilir.
    Hz. Ebubekir'in görüşü ile aynı..

2 - işlevi sorusuna cevap: VAHYE dikkat çekmek hatta MEYDAN OKUMAK içindir.

     İşte bu Kur'an sizin alfabelerinizden oluşmakta!
      Siz yazabilir miydiniz? gibi bir mesaj verilerek VAHYİN KAYNAĞINA yönlendirir.




Mustafa İSLAMOĞLU
BAKARA  Tefsir Dersi’nden notlar:
« Son Düzenleme: 24 Mart 2008, 12:54:08 ÖS 12 Gönderen: Aysegul » Logged
Sayfa: 1 [2] 3   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.085 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu