Türkiye -Amerika -İran üçgeni

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > GÜNDEMDEKİLER > GÜNDEM DIŞI > Türkiye -Amerika -İran üçgeni
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: 1 [2]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: Türkiye -Amerika -İran üçgeni  (Okunma Sayısı 2597 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
22 Aralık 2007, 09:32:33 ÖS 21
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #15 :»

  YDH- Suriye ve Küba gibi ABD karşıtı ülkeler, üyelikten çıkarılırken Suudi Arabistan, İrlanda ve Filipinler gibi ABD müttefiki ülkeler BM Uluslar arası Atom Enerjisi Ajansı Yöneticiler Kurulu üyeliğine seçildi.  
 

YDH- Suriye ve Küba gibi ABD karşıtı ülkeler, üyelikten çıkarılırken Suudi Arabistan, İrlanda ve Filipinler gibi ABD müttefiki ülkeler BM Uluslar arası Atom Enerjisi Ajansı Yöneticiler Kurulu üyeliğine seçildi.

 

Uluslar arası Atom Enerjisi Ajansı Yöneticiler Kurulunda yapılan olağan değişiklikler kapsamında 35 üyeli kurula 12 yeni üye seçildi. Suriye ve Küba gibi ABD’nin muhalif olduğu ülkelerin üyelikten çıkarılmasının ve bunların yerine müttefik ülkelerin seçilmesinin ABD’nin Uluslar Arası Atom Enerjisi Ajansı kapsamında İran’a karşı atacağı adımları kolaylaştırması bekleniyor.

 

Ajans, yeni yöneticiler kurulu üyeleriyle ilk toplantısını önümüzdeki pazartesi günü kurumun Viyana’daki merkezinde yapacak.

 

Kurulda şu ülkeler bulunuyor:

Arnavutluk, Cezayir, Arjantin, Avustralya, Avusturya, Bolivya, Brezilya, İngiltere, Kanada, Şili, Çin, Hırvatistan, Ekvator, Etiyopya, Finlandiya, Fransa, Almanya, Gana, Hindistan, Irak, İrlanda, İtalya, Lituanya, Japonya, Meksika, Fas, Nijerya, Pakistan, Filipinler, Rusya, Suudi Arabistan, Güney Afrika, İsviçre, Tayland ve Amerika.

 
 
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
27 Aralık 2007, 09:05:41 ÖS 21
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #16 :»

 Bu da ne? Bir milyon insan daha mı ölsün!

İbrahim Karagül


Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin, ortada hiç sebep yokken İran-Irak savaşına neden olan bir sorunu yeniden gündeme getirmesinin anlamı ne? Sekiz yıl süren, yüz binlerce insanın ölümüne neden olan, Irak'ı harabeye çeviren, kimyasal katliamlar dahil her türlü insanlık suçunun işlenmesine zemin hazırlayan, ABD'nin İran Devrimi'ni boğmak için Saddam Hüseyin'i gaza getirmesiyle başlatılan, S. Arabistan ve Körfez ülkelerinin parasıyla finanse edilen, Saddam'ın idamı ve ülkenin işgaliyle sona eren trajediyi hatırlatan bir çıkış bu!

Ne diyor Talabani?

Dicle ve Fırat nehirlerinin birleşmesiyle oluşan iki yüz kilometrelik Şattülarap su yoluna ilişkin 1975 tarihli Cezayir Anlaşması'nı tanımadığını söylüyor. İran-Irak sınırını belirleyen ve egemenlik tartışmalarına neden olan anlaşma bizzat Saddam tarafından imzalandı. Ancak, Soğuk Savaş dengeleri açısından İran'ı dize getirmeye çalışanların teşvikiyle Saddam aynı anlaşmayı yırtıp attı.

Böylesine bir savaşa neden olan konu aslında göründüğünden çok daha karmaşık. Bir kere, İngilizlerin Basra bölgesine yönelik politikasının ürünü olan Kuveyt'e yönelik Irak işgalinin sebebi de yine aynı egemenlik konusu. Irak'ın Basra Körfezi'ne çıkışını kapatması nedeniyle Kuveyt işgal edildi. Cezayir Anlaşması'nın gerekçesi ise daha karmaşık ve bugüne ışık tutacak nitelikte. Saddam, bu anlaşmayı neden imzaladı ve daha sonra neden yırtıp attı? Anlatalım:

1967 Arap/İsrail Savaşı'nda aynı anda Mısır, Suriye ve Ürdün ordularıyla savaşan İsrail, İran Şahı ile birlikte Kuzey Irak'taki Kürtlere askeri yardımlar yapmaya başladı. İsrail'den İran'a getirilen ağır silahlar karayolu ile Kuzey Irak'a aktarılıyor, İsrailli istihbaratçılar, subaylar aynı güzergahtan bölgeye naklediliyor, Kürt birlikleri eğitiliyordu. Barzani birliklerinin başına geçen İsrailli subaylar Bağdat'a karşı ağır saldırılara girişti. Bölgede görev yapan yüz civarında İsrailli subay hem savaş taktiklerini belirliyor hem de savaşı bizzat komuta ediyordu. Yetenekli gördüklerini ise seçip askeri eğitim için İsrail'e gönderiyordu.

Peki neden? Büyük bir savaşın içinde olan İsrail neden bunu yaptı? Kürtleri sevdiği için mi? Elbette hayır! Hedef Bağdat'tı… Daha doğrusu Irak birliklerinin İsrail'le savaşan Birleşik Arap ordularına katılmasını engellemekti. Nitekim başardı da! Irak ordusu Birleşik Arap ordularına çok az destek verebildi. Bütün gücünü Kuzey Irak'a yığmak zorunda kaldı. Bu savaşta tam on bin Irak askeri öldü. İsrail başarmıştı. Aynı tarihlerde Irak'ın bölünmesi üzerine tartışmaları bizzat İran Şahı başlatmıştı.

Bağdat, Kuzey Irak'a yönelik İran desteğini, dolayısıyla İsrail desteğini kesmek için Tahran'la masaya oturdu. Şattülarap su yolu üzerindeki İran tezlerini kabul etti. Buna karşı İran, Kürtlerden desteğini çekecekti. İsrail amacına ulaşmıştı, İran da ulaştı. Ve Kuzey Irak'a destek kesildi ya da azaldı.

İran devrimi ABD'nin bölgedeki nüfuzunu kıracak önemli bir çıkış oldu. Bölgesel dengeleri altüst etmişti. ABD-İran ittifakı çökmüştü. Saddam Hüseyin'in İran'a saldırısının tek sebebi iki ülke arasındaki anlaşmazlıklar değildi. ABD'nin İran'ı cezalandırma ve bölgedeki denetimi yeniden kurma arzusunun parçasıydı. Saddam harekete geçirildi. Sünni ülkelerin finansal desteği, ABD'nin askeri ve siyasi desteği ile kanlı bir savaş yaşandı. Devrim başladığı anda boğulacaktı. Tam tersi oldu. Irak, bu ve daha sonraki Kuveyt işgali, ardından gelen Birinci Körfez Savaşı ve şimdiki işgalle intihar etti. Daha doğrusu ettirildi. Şimdi:

CIA, FBI, NSA gibi temel istihbarat teşkilatlarının da içinde bulunduğu 16 değişik istihbarat teşkilatı geçenlerde bir rapor yayınladı. ABD ve İsrail'in resmi tezlerinin aksine, İran'ın nükleer silah edinmekten 2003 yılında vazgeçtiğini ifade eden rapor, İran'a saldırı tezlerini boşa çıkarıyordu.

Rapor, George Bush yönetimine indirilen dev bir darbe oldu. İran'a müdahaleyi içeren askeri seçeneği masadan kaldırdı. İran'da büyük sevinç uyandırdı. Dünya İran tezlerini kabul etme aşamasına geldi ve Tahran nükleer mücadeleyi kazandı! Aynı rapor, İsrail'de paniğe neden oldu. İsrail istihbaratının telkinleri ABD istihbaratına ikna edemedi. Hatta ABD istihbaratı İsrail istihbaratına rezerv koydu.

Ardından Annapolis zirvesiyle Filistin meselesinde yumuşama sinyalleri, Irak'ta çatışmaların kısmen azalması, Lübnan krizinin sona erdirilmesine yönelik ortak çabalar ve genel anlamda bölgesel düzeyde diplomasinin askeri seçeneğin önüne geçmesi gibi gelişmeler yaşandı.

Dahası, halen devam eden Türkiye'nin PKK'ya yönelik askeri operasyonlarına ABD tarafından tam destek verildi hatta işbirliği yapıldı/yapılıyor. Bu arada İran, 19 nükleer tesis için ihale açtı, Rusya İran'a nükleer yakıt sevkıyatına başladı.

İran'a yönelik İsrail'in çırpınışları devam ediyor. İran'ın silahlanması da sürüyor. Hatta ABD'nin Avrupa'ya naklettiği füzelerin İran'ı hedeflediği bile konuşuluyor.

Böyle bir ortamda Talabani'nin bu sözleri ne anlama geliyor? Gerçekten bazılarının iddia ettiği gibi, İran'a saldırmanın dolaylı yolları mı açılıyor? ABD istihbaratının “nükleer silah çalışması yok” demesiyle boşa çıkan askeri seçenek için birileri; “başka sorun mu yok, İran'a karşı onlarca savaş gerekçesi bulabiliriz” mi demek istiyor? Ve bunları, bir zamanlar Saddam'a yaptırdıkları gibi Talabani üzerinden mi tezgahlıyor?

İran-Irak savaşında bir milyon insan öldü. Körfez savaşının bilançosu bilinmiyor. Irak işgalinde bir milyon daha öldü. Bir başka bir milyonun hesabı mı yapılıyor? Allah korusun!
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
10 Ocak 2008, 09:57:13 ÖS 21
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #17 :»


ABD, Hürmüz Boğazı'nda yaşanan gerginlikle ilgili İran'a protesto notası gönderdi.
Perşembe, 10 Ocak 2008 20:53

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Tom Casey, İran'a, hafta sonunda Hürmüz Boğazı'ndaki gerginlikle ilgili protesto notası gönderdiklerini açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasına göre Washington yönetimi, Hürmüz Boğazı'nda hafta sonunda İran hız teknelerinin ABD donanma gemileriyle karşı karşıya gelmeleri olayıyla ilgili Tahran hükümetini resmen protesto etti.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Tom Casey, resmi diplomatik notanın, Tahran'daki İsviçre Büyükelçiliği aracılığıyla gönderildiğini bildirdi. İki ülke arasında 1979 yılından bu yana diplomatik ilişki bulunmaması nedeniyle, bu ülkelerin ilişkileri İsviçre'nin Tahran Büyükelçiliği aracılığıyla yürütülüyor.

Amerikan yetkilileri, pazar günü Devrim Muhafızları'na ait 5 teknenin boğazda 3 ABD gemisini taciz ettiği suçlamasında bulunmuştu. ABD Başkanı George W. Bush da olayı ''provokatif'' olarak nitelemiş ve yinelenmesi durumunda ciddi sonuçları olacağı ifadesini kullanmıştı.

İran Dışişleri Bakanlığı ise yayınladığı açıklamada olayı ''normal'' olarak nitelendirmiş ve sorunun çözüldüğünü kaydetmişti.


dünya bülteni
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
10 Ocak 2008, 10:02:39 ÖS 22
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #18 :»

Cumhurbaşkanı'nın ABD gezisi ve İran /Nuray Mert

Cumhurbaşkanı'nın ABD gezisini değerlendirirken, olaya ne fazladan anlam yüklemek, ne de sıradan 'ABD ile iyi ilişkiler' başlığıyla yetinmek durumu kavramamıza yardımcı olabilir.

Yani, bir yandan, "Vay yeni Cumhurbaşkanı ABD ile iş tutuyor, zaten AKP hükümeti ABD'ci" demek olayı hafifsemek olur. Ancak, bu gezi üzerine en anlamlı yorumlardan birini Washington'daki düşünce kuruluşu CSIS'den Bülent Ali Rıza'nın yaptığını hatırlamakta fayda var (Vatan, 7 Ocak). Ali Rıza, Sezer döneminden sonra, dış politikada aynı istikamette hareket eden Cumhurbaşkanı ve hükümet gibi 'iki kapının' olmasının, ABD'nin pazarlık gücünü artıracağına işeret etti. Bu not edilmesi gereken önemli bir husus.
Diğer taraftan, 'Ne üzerine pazarlık yapılıyor ve bu kolay bir pazarlık olabilir mi' sorusuna cevap aramak durumundayız. Aşikâr olan şey, ABD'nin Ortadoğu planlarında Türkiye'nin rolü üzerine pazarlık yapıldığı. Aşikâr olan diğer bir şey, bu pazarlıkların odağında şu anda İran'ın olduğu. İran'ın hedef alınması konusunda (kim hükümet veya Cumhurbaşkanı olursa olsun) Türkiye'nin ABD dış politikası eksenine çekilmesi çok kolay bir şey değil. Örneğin, İran'a askeri bir müdahale söz konusu olursa, Türkiye'nin buna açık destek vermesi neredeyse imkânsız. Türkiye bu kamplaşmada ancak dolaylı rol oynayabilir ki bu da az bir şey değil.
Nitekim, Türkiye, İran İslam Devrimi'nden sonra, yani ABD ittifak sisteminin dışına çıktığından bu yana, bu rolü oynuyor. Bu tarihten itibaren, laik siyasi çevreler ve kamuoyu, 'molla rejimi' korkusu ve tepkisiyle, muhafazakâr çevre Sünnilik, milli rekabet ve çıkar tezleri doğrultusunda İran'a karşı siyasetlerin bilinçli/bilinçsiz tarafı halinde. Bu koşullar altında Türkiye, İran karşıtı cephenin güvenilir bir üyesi oldu. Yine bu koşullar altında, Türkiye'de İslamcılık alabildiğine Suudi etkisi altına girmesine karşın İran Devrimi'nin uyandırdığı heyecan saman alevi gibi söndü.
Şimdi, bölgede siyaset giderek bir yandan Sunni-Şii karşıtlığı, diğer yandan radikal ve anti-Amerikan İslamcılığa karşı 'ılımlı, demokrasi ile barışık İslam' kamplaşmaları üzerinden yürütülüyor. Hatırlarsanız, Irak işgali sonrasındaki gelişmelerde bile Türkiye'ye Sünni devlet rolü yüklenmişti. Türkiye, Irak'taki Sünnileri seçime katılmaya razı etme girişiminde yer almıştı. Aslında, bu çerçevede Türkiye'nin sahne aldığı rollerin listesi daha uzun, ama bunu şimdilik bir yana bırakalım.
Şimdi, gündemde bir de Pakistan'ın bulunduğunu hatırlayalım. Pakistan konusunda Türkiye'den ne beklendiği konusu da derin ve uzun bir konu. Zira, 80'li yıllarda ABD dış politikasının ikili stratejisinde bu iki ülke de önemli roller üstlenmişti. Pakistan, Afganistan'da Sovyetler'i püskürtmeye yarayan radikal İslam'ı, Türkiye İran İslam Devrimi'nin yarattığı devrimci, ABD karşıtı etkiyi savuşturmak üzere ılımlı, uyumlu İslam modelini destekleyen roller üstlenmişti.
Şimdi, Pakistan işlevini yitiren ve yeniden tanzim edilmek durumunda bir ülke. Bu yeniden tanzim nasıl olacak hep birlikte göreceğiz. Buna karşın, Türkiye'nin üstlendiği rol, yeni koşullar altında daha da önem kazandı. Zira, radikal İslam artık 'düşman', İran zaten düşman, üstelik Irak ve bölgede etkinliği artan bir düşman. Bu koşullar altında, enerji yollarının ötesinde, Türkiye'nin İslam coğrafyasındaki model ve aracı rolü daha da önem kazanıyor.
Peki, bu kötü bir şey mi? Yani, ılımlı, uyumlu bir Müslüman ülke olmamız fena mı? Yani, İran gibi sistem dışına itilmiş bir ülke olmak yerine sistem içinde önem kazanan ülke olmanın sakıncası var mı?
Hayır, radikal İslam'a itibar etmeyen bir ülke olmamız fena değil, iyi. Sistem içinde olmamız da. Ancak, Türkiye'nin bu özelliklerinin uluslararası zeminde ne şekilde dolaşıma gireceğini sorgulamamız gerekiyor. Olası bedellerini de.
Her şeyden önce, ABD dış politikasının hegemonyacı siyasetlerinin figüranı olmanın bedellerini düşünmek zorundayız. Hem ahlaki, insani bedellerini, hem de siyasi gerçekler ve gelecek ufku açısından bedellerini, meşrebimize göre hesaba katalım diyorum. Öncelikle, ahlaki, insani bedellerle ilgiliyseniz, geçen hafta Mehmet Bekaroğlu'nun, Radikal İki'de yayımlanan yazısını görmediyesniz, okumanızı tavsiye ederim. Politika gerçekleri açısından bedellerle ilgiliyseniz, bir büyük gücün siyasi projelerinin peşine takılmanın yakın tarihte nasıl fatura ve felaketlerle sonuçlandığını hatırlatan uzun bir liste verebilirim. Şimdilik, hiç değilse, İran'a karşı cephede rol alıp, devrimin hemen sonrasında İran'a savaş açan Saddam'ın acıklı sonunu hatırlayın.


 Radikal
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
31 Ocak 2008, 01:04:14 ÖS 13
Üye Bilgileri
SUHAYB
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 53
Nerden:

Offline
« Yanıtla #19 :»

İran’ın nükleer dosyasının süreci, sultacı güçlerin yersiz ve mantıksız müdahaleleri sonucu ortaya çıkan engebeli bir dönemin ardından sonunda sıfır noktasına geri döndü ve dosyanın iki esas tarafı, yani İran İslam cumhuriyeti ve UAEA Çarşamba gününden itibaren 5 yıldan beri askıya alınan müzakerelerini Tahran’da yeniden başlama kararı aldı.
Amerika yönetimi ve uluslar arası kurum ve kuruluşlardaki müttefiklerinin siyasi amaçları doğrultusunda UAEA’ında açılan bu dosya hem bilimsel ve teknik açıdan, hem de hukuki ve siyasi bakımdan bir çok eksik yönleri vardı.
Nükleer enerji öz itibarı ile beşeriyetin bilim ve teknoloji alanında elde ettiği bir başarıdır ve ülkeler kendi kapasite ve kabiliyetlerine göre bu enerjiye kavuşur ve ondan toplumun sosyal ve iktisadi kalkınmasında faydalanır.
Nükleer enerji, ikinci dünya savaşı sırasında Amerika tarafından Japonya devletini dize getirmek için kullanılmadığı döneme dek, barışçı hedeflerden sapma gibi bir sorunu yoktu. Bu sapmanın ilk sorumlusu olan Amerika, beşeriyete yönelik işlediği bu büyük  cinayeti telafi etmek, ayrıca dünya genelinde nükleer enerji üretimini denetleyebilmek amacı ile BMT gözetiminde UAEA’ını kurdu ve böylece bazı sözde isyancı ülkelerin nükleer silah üretme teknolojisini elde etmesini engellemek istedi.
UAEA’ının yapısı, tüzüğü ve faaliyet tarihine bakıldığında gerçi bu ajans BMT’ına bağlı tarafsız bir kurum gibi gözüküyor, lakin ajansın yönetim kurulunun barış amaçlı nükleer enerji üretiminden sapma meselesine bakışı bu kurumun daha çok siyasi yaklaştığı kuşkusunu güçlendiriyor.
Ortadoğu münakaşasının her zaman daimi taraflarından biri olan ve Filistin topraklarını işgal eden Siyonist İsrail rejimi ve yine sürekli bir biri ile sürtüşme yaşayan Hindistan ve Pakistan devletleri başta olmak üzere BMT’ının güvenlik konseyinin beş daimi üyesi ve dünyanın ilk beş nükleer ülkesinin dışında bazı ülkelerin nükleer teknolojiyi elde etmesi, nedense UAEA yönetim kurulunun itirazına yol açmıyor. Son yıllarda nükleer teknolojiyi elde eden ülkelerin açıkça nükleer başlık taşıyan füzeleri de denedikleri biliniyor, ki bu durumda söz konusu ülkelerin batıya olan siyasi bağımlılıkları yüzünden UAEA onlara karşı barışçı amaçlardan sapma konusunda hiç bir hassasiyet göstermediği gerçeği ortaya çıkıyor.
Batının İran’ın eski şah rejimi ile nükleer işbirliği yapması ve 1970 yılında Buşehr nükleer santralının inşa edilmesi için anlaşmaların imzalanması ve bu işbirliğinin şah rejiminin devrilmesine dek devam etmesi ve İslam cumhuriyetinin kurulmasından sonra kesilmes de nükleer teknolojiye kavuşma meselesinin tamamen siyasi bir mesele olduğu gerçeğini ortaya koyuyor.
Gerçi İran İslam cumhuriyeti yetkilileri beytulmalın heba olmaması ve İran’ın ihtiyacı olan enerji kaynaklarının çeşitlilik kazanması için Rusların Buşehr nükleer santralını tamamlama önerisini kabul etti, ancak bu meselenin siyasi boyutlarını da göz önünde bulundurarak ilk günden itibaren bu teknolojiyi yerelleştirme çabalarını başlattı.
Kuşkusuz İran ve Amerika arasında İslam inkılabından sonraki yıllarda süren sürtüşmeler İran’ın nükleer teknolojiye kavuşma sürecini yavaşlattı ve bazı siyasi dalgalanmalardan etkilenmesine neden oldu.
Gerçekte UAEA’ında İran’ın nükleer dosya diye bir dosyanın gündeme gelmesi ve batı medyasının ağır propagandaları ve İran’ın nükleer faaliyetlerini ciddi bir tehdit olarak göstermesi ve Amerika ve siyonist İsrail rejiminin İran’ın nükleer tesislerini yok etmek için askeri planlar kurması ve İran İslam cumhuriyeti yetkililerini korkutarak onları geri adım atmaya zorlama çabası, batının İran’ın nükleer projesine yönelik açtığı savaşın bir parçasıdır.
Belki de bu savaşın en önemli dönüm noktası, Dr. Mahmud Ahmedinejad’ın cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanması ve sürekli İran’ın barışçı nükleer enerjiden yararlanma hakkına vurgu yapması idi ki bu vurgular batıya bu konudaki çabalarının boş olduğunu anlattı.
Gerçi Ahmedinejad hükümetinin İran’ın nükleer dosyasına karşı taviz vermeyen tutumu güvenlik konseyinde İran aleyhinde bazı kararnamelerin çıkarılmasına neden oldu, ancak aynı zamanda dünya kamuoyunu batının tüm çabalarına karşın İran’ı nükleer bir güç olarak kabul etmesi için hazırladı. Beyaz sarayın İran’ı nükleer faaliyetlerini durdurma çabasında inzivada kalması da İran’ın siyasi başarılarından biriydi.
Şimdi İran’ın UAEA temsilcisi bu müzakerelerin çok hassas olduğunu belirtti ve İran yetkilileri de her zamanki gibi UAEA yasaları ve konvansiyonları çerçevesinde ve İran’ın barışçı nükleer hakkına saygı gösterilmesi durumunda ajansla her türlü işbirliğine hazır olduklarını ve geriye kalan meselelerin halledilmesine yardımcı olacaklarını belirtiyor.
Her halükarda UAEA genel müdür yardımcısının ve beraberindeki heyetin son İran ziyareti ve İranlı yetkililerle Laricani – Elbaradei arasındaki son görüşmelere göre sıkı pazarlığı şu nedenlerden ötürü büyük önem taşıyor:
1- İran’ın nükleer ilerlemesini kabul eden ve zenginleştirmeyi askıya almak üzerinde ısrar etmenin yararı olmadığını anlayan ve düşük düzeyde zenginleştirme yapılmasını talep eden, ki bu durumu defalarca İran tarafından da vurgulandı,  UAEA ve bazı Avrupa ülkelerinin konumunun güçlenmesi.
2- Cumhurbaşkanlığının son günlerinde Amerika’nın iç ve dış arenada militarist politikaları yüzünden kamuoyunun ağır itirazları ile karşılaşan Amerika başkanının İran’ın nükleer dosyasına yönelik sert tutumunun zayıflaması ve en büyük müttefiki İngiltere başbakanı Blair’in iktidardan uzaklaşması.
3- Çoğu ülkelerin, uluslar arası kurum ve kuruluşların İran’ın nükleer meselesinin müzakere yoluyla çözümlenmesine destek vermesi ve bir çok ülke ve çok uluslu firmaların İran’a yönelik iktisadi ambargoya destek vermemesi.

 
Logged
06 Şubat 2008, 03:04:00 ÖÖ 03
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3668
Nerden: ankara

WWW Offline
« Yanıtla #20 :»

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap    Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

İslam İnkılabı'nın 29. yıldönümünde İran İslam Cumhuriyeti bir sürpriz daha yaparak bugün uzaya kendi uydusunu fırlattı. İsrail'in uzaya fırlattığı uydudan sonra İran'ın da uydu fırlatması büyük yankı uyandıracağı benziyor...

İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, "Ümit" adlı İlk İran yapımı uydunun uzaya fırlatılmadan önce halka gösterim sırasında yaptığı konuşmada, "kendi öz gücnünü farkına varan bir millet süratle feth edeceketir" dedi.

İslam İnkılabının yıldönümü Şafakta 10 Gün merasimleri dolayısıyla İran halkına tebriklerini sunan Mahmud Ahmedinejad, "İmam Humeyni (r.a)  kendini tanıma ve insanlık onuru bayrağını dalgalandırdı. O öyle bir insandı ki, sadece dünyayı değil kendini bile unutmuştu. Kendinden geçen insan dünyanın diğer varlıklarına aldırış etmez. İmam tek bir 'uyanın, ayağa kalkın' sesiyle insanlığı birkaç yüzyıl süregelen  uykusundan uyandırmıştır. Kendi hakikatini tanıyan insan kemal yolunda süluk eder ve Allah tüm alemi ona musahhar kılar" dedi.

İslam İnkılabının 28 yıl boyunca İran'ın geçirdiği değişimlere değinerek "tüm  bu kazanımlar insanın kendi özüne dönmesinden hasıl olan kendine güvencinin sonucudur" dedi.

İran İslam Cumhuriyeti'nin kendi yapımı uydusunu uzaya göndermesiyle birlikte Amerika ve İsrail cephesinde de panikleme başladı.

İran uzaya gönderdiği araştırma füzesiyle ilk büyük uzay merkezinin varlığını da ortaya koymuş oldu. İran’ın bu başarısı balistik füzelerle ilgili daha gelişmiş başka bir programın örtüsü olduğu şeklinde de yorumlandı.

İran Devlet televizyonundan canlı yayınlanan füze fırlatma programında İran İslam Cumhuruyeti Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad da hazır bulundu.

Amerika: Başımıza yeni bir bela çıktı

 İran daha önceden de bir uzay havacılığı programı geliştirdiğini ilan etmişti. Bununla birlikte, aynı teknoloji uydudan füze bağşlığı fırlatılması şeklinde de kullanılabiliyor olması Amerika ve İsrail’de büyük bir korkuya yol açtı.

İran’ın nükleer enerji programından dolayı ABD-İsrail ve Avrupa’nın İran’a karşı aldığı ortak tavır devam ederken, askeri amaçla da kullanılabilecek uzay havacılığını başarıyla tamamlamasına ilk tepki Amerika’dan geldi.

ABD Devlet Bakanlığı Sözcüsü Sean McCormack, İran’ın uzaya uydu fırlatmasının yeni bir sorun daha doğurduğunu, aynı endişeyi BM ve uluslararası toplumun da taşıması gerektiğini, sözkonusu endişenin İran’ın orta ve uzun menzilli füze geliştirmek istemesi olduğunu ileri sürdü.

İranlı yetkililerin Şahab 4 füzelerinin uydu fırlatma amacıyla geliştirilmekte olduğunu söylüyorlar. İran’ın Şahab 3 ve Aşura füzelerinden sonra, uzaya uydu göndermesine tepki gösteren Beyazsaray sözcüsü Dana Perino ise ne yazık ki ülkelerini dünyanın geri kalanından izole edecek olan füze geliştirme programından vaz geçmiş değiller” diyerek İran’a karşı “tecrit” baskısını dile getirmenin ötesine gidemedi.

 Iran televizyonu İran’ın dünyadaki uydu üretebilen ve uzaya gönderebilen 11 ülkeden biri olduğunu ilan etti.

 İran İslam Cumhuriyeti’nin 2010 yılına kadar uzaya 4 uydu daha fırlatacağı belirtiliyor.


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
KAYNAK

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
KAYNAK-2

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
KAYNAK-3
Logged
06 Şubat 2008, 03:57:49 ÖÖ 03
Üye Bilgileri
ozanca
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3674
Nerden:

Offline
« Yanıtla #21 :»

Merak ediyorum İranı ...
SSCB den ders almıştır umarım ...
Sadece askeri alanda gelişen bir sanaayi üretmez İranda inş.
Ama içimdeki umutların yeşerdigi çografya İran ...
Takip ediyoruz bakalım ...
Neler olacak ..
Selamlar ....
Logged

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
06 Şubat 2008, 04:07:40 ÖÖ 04
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3668
Nerden: ankara

WWW Offline
« Yanıtla #22 :»

Alıntı
ozanca
Ama içimdeki umutların yeşerdigi çografya İran ...
Takip ediyoruz bakalım ...


aynen dediğiniz gibi umutlarımızın sığındığı tek ada....
zulme zalime hakkı haykıran son kale...
dua ve takiplerimizle...........  Smiley
Logged
06 Şubat 2008, 03:43:42 ÖS 15
Üye Bilgileri
SUHAYB
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 53
Nerden:

Offline
« Yanıtla #23 :»

Alıntı
ozanca
Ama içimdeki umutların yeşerdigi çografya İran ...
Takip ediyoruz bakalım ...


İnşallah temiz fıtratlar takiplerinde hayal kırıklığına uğramayacaklardır.

aynen dediğiniz gibi umutlarımızın sığındığı tek ada....
zulme zalime hakkı haykıran son kale...
dua ve takiplerimizle...........  Smiley

Logged
30 Mart 2008, 07:58:48 ÖS 19
Üye Bilgileri
MATRUŞKA
Ziyaretçi
« Yanıtla #24 :»

İRAN İSLAM DEVLETİNE  olası bir harekat İSLAMA karşı yapılmış demektir ve ateş dünyayı da bizide  yakar... bu islamın varlık ve yokluk savaşı olur çünkü İRAN islam devletinden sonrası TUFANDIR...ateşin bağdattan yayılacağına dair hadis-i şerif bile nakledilir. bundan 25 sene önce bile..
Logged
29 Mayıs 2008, 03:40:17 ÖS 15
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #25 :»

Amerika-İran-İsrail üçgeni ve seyir füzeleri...
 

 
İran'ın nükleer programının bugün dünyanın en önemli konularından birisi olduğuna hiç şüphe yok; zira bu ülkenin sivil amaçlar dışında nükleer silah edinmesinin hem bölge ve hem de dünya dengelerini sarsacağı aşikâr.
İşte bu yüzden konuyla ilgili pek çok haber, yorum medyada yer alıp duruyor. Bunlardan bazıları Amerika ve İsrail'in İran'a saldırma plan ve hazırlıklarından söz ediyor. Geçen hafta Jerusalem Post gazetesinde çıkan ve Başkan Bush'un önümüzdeki aylarda İran'a saldırma niyetinde olduğu; ancak Savunma Bakanı Gates ve Dışişleri Bakanı Rice'ın tereddütleri yüzünden bu konuda karar alınamadığı bildirilen, daha sonra Beyaz Saray tarafından şiddetle yalanlanan haber bunlardan biriydi.

Haber yalanlandı; ama diğer yandan Amerika'nın İran konusunda askerî seçenek de dahil olmak üzere her türlü seçeneğin masada olduğunu defalarca açıklandığı da bilinen bir gerçek.

Bu durumda haber yalanlansa da yalanlanmasa da dünya Amerika'nın İran'a saldırmayı düşündüğünü, bunu planladığını da iyi biliyor. Aynı şey İsrail için de söz konusu elbette. Bu ülke, varlığına yönelik tehdit olarak gördüğü nükleer programı durdurmak için gizli-açık çaba gösteriyor, muhtemel saldırı için de şüphesiz planlama yapıyor; ancak bu konuda fazla konuşmuyor, açık vermemeye çalışıyor.

Ne var ki, buna rağmen ara sıra ağzından bir şeyler kaçırmıyor da değil. Bugün istifa baskısıyla karşı karşıya olan Başbakan Olmert geçen yıl tam bu sıralarda Alman Focus Dergisi'ne verdiği röportaj sırasında sorulan 'İran BM'ye meydan okumaya devam ederse askerî harekât bir tercih olabilir mi?' şeklindeki soruya şöyle cevap vermişti: '...Hiç kimse askerî tercihi dışlamıyor. İran'ın nükleer programının tamamını imha etmek mümkün değildir; ancak programa, yıllarca geri bıraktıracak şekilde zarar vermek de mümkündür. Bu da 1000 Tomahawk Cruise füzesinin 10 gün süreyle atılmasıyla olur.'

Olmert'in sözünü ettiği Cruise füzeleri bugünlerde yine gündemde. Bir gazete İsrail'in, İran'ın ARROW adlı İsrail füzesavar sisteminden kaçabilecek Cruise füzeleri geliştirmeye çalıştığından endişe ettiğini yazıyor. İran'ın geçmiş yıllarda denizden atılabilen seyir füzeleri ürettiğini, hatta bunları başarıyla denediğini ben hatırlıyorum. Bugün sözü edilen füzeler muhtemelen ya bunlar ya bunların daha gelişmişleri. Ayrıca, İran'ın Ukrayna menşeli X-55 seyir füzelerine de sahip olduğu da söyleniyor.

Cruise füzeleri bizde seyir füzeleri olarak anılıyor. Amerika bu konuda dünya lideri. Tomahawk denen seyir füzesi en etkili ve en çok kullanılanı sayılır.. 2500 kilometrelik oldukça uzun menzile sahip, her türlü hava şartlarında kullanılabilen, 450 kilo kadar klasik patlayıcı taşıyan (istenirse nükleer başlık da takılabilen) Tomahawklar radarlara yakalanmayan, her türlü arazi şartlarına uyabilen, alçaktan uçan gerçekten etkili ve vurucu gücü yüksek füzeler.

Tomahawklar hem su üstü, hem su altı savaş gemileri ve hem de B-52 ve başka bombardıman uçaklarından atılabiliyorlar. Bir Tomahawk'ın maliyeti de aşağı yukarı 2 milyon dolar.

Amerika, Tomahawkları 1990'ların başından itibaren savaşlarda öncü vurucu güç olarak kullanıyor. Bu çerçevede, mesela bunların Birinci Körfez Savaşı, bundan sonra Irak'a yapılan çeşitli operasyonlar, 1995 Bosna Savaşı, 1999 Kosova Harekâtı, 2001 Afganistan Harekâtı ve son olarak Irak Savaşı'nda da önemli hedeflere karşı çeşitli şekillerde atıldığı biliniyor. Bu bakımdan Amerika saldıracaksa bunun öncülüğü yine Tomahawklar yapacaklar. Ayrıca İsrail'in de denizden atılan seyir füzeleri var.

Ancak bu defa İran'ın da ya mevcut ya da geliştirmekte olduğu kendi seyir füzeleri ile Amerikan ve İsrail hedeflerini vurması da söz konusu.

Amerika-İran-İsrail üçgeninde seyir füzeleri önemli bir konu kısacası.

 
Fikret Ertan
« Son Düzenleme: 29 Mayıs 2008, 03:40:39 ÖS 15 Gönderen: serender » Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
23 Temmuz 2008, 01:10:03 ÖS 13
Üye Bilgileri
ozanca
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3674
Nerden:

Offline
« Yanıtla #26 :»

'Şimdi siyasi çözüm zamanı'


ABD'de Kasım ayında yapılacak başkanlık seçimlerinin Demokrat Partili Adayı Barack Obama Irak'taki güvenlik durumunun geliştiğini, ancak şimdi ülkenin siyasi çözümler bulması gerektiğini söyledi.


 
Obama dün Irak yetkilileriyle bir araya gelmişti.

Barack Obama, Orta Doğu ve Avrupa ülkelerini kapsayan gezisinin ilk basın toplantısını Ürdün'ün başkenti Amman'da yaptı.

Obama, Ürdün'e geçmeden önce de Irak'ın batısındaki vilayette Sünni aşiret liderleriyle bir araya geldi.

Obama Amman'daki açıklamalarında "Güvenlik durumunda gelişme kaydedildi. Şimdi siyasi bir çözüme ihtiyaç duyuyoruz." dedi.

Barack Obama, başkan seçildiği takdirde muharip ABD birliklerinin 16 içinde çekileceği sözünü de tekrarladı.

Ancak Obama, insani yardım faaliyetlerine koruma sağlamak, Irak güvenlik güçlerini eğitmek ve El Kaide'ye karşı operasyonlar düzenlemek için kaç ABD askerinin kalması gerektiğini komutanlara danışacağını vurguladı.

Obama, Anbar vilayetindeki temasları sırasında da geçen yıl El Kaide'ye karşı savaşmaya başlayan aşiretler koalisyonu Uyanış Konseyleri Hareketi'ne üye milislerle görüştü.

Uyanış Konseyleri'nin Başkanı Ahmed Ebu Musa, aşiret liderlerinin Ramadi'deki toplantıda Obama'ya, Anbar'daki ABD askerlerinin dikkatli bir şekilde çekilmesi gerektiğini söylediğini açıkladı.

Obama dün de başkent Bağdat'ta Irak Başbakanı Nuri El Maliki'yle görüşmüştü.

Maliki, Obama ve beraberindeki ABD Senatosu Heyeti'ne, ABD birliklerinin 2010'da çekilmesini umduğunu söylemişti.

 
McCain'e göre takvim açıklanması tamamen yanlış

Demokrat başkan adayı, Orta Doğu'daki temaslarını Ürdün'den sonra, İsrail ve Filistin liderleriyle görüşmeleriyle sürdürecek.

'Tamamen yanlış'

Senatör Obama, "terörle savaş"ın odağının Irak değil Afganistan olması gerektiğini vurguluyor.

Associated Press Haber Ajansı'na göre Cumhuriyetçi Başkan Adayı John McCain ise, Obama'nın çekilme takvimi açıklamasını "tamamen yanlış" bir adım olarak tanımladı.

McCain, "Askerler, savaşlar kazanıldığı zaman evlerine döner." dedi.

bbc


Obama seçilirmi bilmem ...
Seçilirse çekilirmi bilmem ...
Ama Amerika bu denli prestij kaybetmeye başladıgı bu günlerde ...
Ya kamikaze yapmaya niyetlenir ...
Yada artık biraz biraz yönünü siyasi arenaya çevirir ...
Obamanın  sponsorları bunu istiyor olmasın ...
Selamlar ...
Logged

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
06 Ağustos 2008, 12:45:25 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3668
Nerden: ankara

WWW Offline
« Yanıtla #27 :»




ilginç bir abimiz amerikayı uyarıyor  : " Bu ülke islama karşı olan bir savaşı kazanamaz. "



Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
izlemek için tıklayınız


Logged
06 Ağustos 2008, 01:03:14 ÖÖ 01
Üye Bilgileri
nev
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 97
Nerden:

Offline
« Yanıtla #28 :»

saygıyla önünde eğiliyorum
Logged

''İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı. Halbuki onlar gaflet içinde yüz çevirmekteler''  (enbiya1)
Sayfa: 1 [2]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.318 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu