Türkiye -Amerika -İran üçgeni

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > GÜNDEMDEKİLER > GÜNDEM DIŞI > Türkiye -Amerika -İran üçgeni
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1] 2   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: Türkiye -Amerika -İran üçgeni  (Okunma Sayısı 2597 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
07 Aralık 2007, 08:54:01 ÖÖ 08
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« :»

Türkiye -Amerika -İran üçgeni

Ortadoğuda çatışan iki güç mü var?

Amerika ve İranın bölgede ki hedefleri nelerdir?

Amerika afganistan ve Irak müdehalesinden sonra uzunca bir süreden itibaren 'İrana bir müdehale olur mu?' tartışmları gündemde.

Amerika neden İran'ı tehdit olarak görüyor?

ve avrupa ile rusyanın ayrıca amerika içinden de demokratların karşı çıktığı bir İran operasyonunu bush yönetimi başarabilir mi?

İran'a bir müdehale olur mu?

Bütün bu zıt dengelerin oluştuğu bölgede, imparator torunu Türkiyenin konumu nedir?

Türkiyenin dış politikası bölgedeki dengelere nasıl yansıyacaktır.

Türkiye bölgede belirleyicimidir?


Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
08 Aralık 2007, 01:47:09 ÖS 13
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #1 :»

gerçekten amerikada devrim oldu

hem de iki kere Smiley

walla bak inanmıyormusunuz?

bakalım kim bilebilecek bu soruyu..

hadi karıştıralım biraz gazeteleri Smiley

..(şaka değil ciddiyim)
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
08 Aralık 2007, 06:07:30 ÖS 18
Üye Bilgileri
Aysegul
Emektar Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3265
Nerden: Bursa

WWW Offline
« Yanıtla #2 :»

nasıl bir devrim.. biraz açıklayabilir misin?
« Son Düzenleme: 08 Aralık 2007, 06:28:08 ÖS 18 Gönderen: Aysegul » Logged
08 Aralık 2007, 06:44:29 ÖS 18
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #3 :»

açıklayayım ayşegül

Amerika da iki kere devrim oldu

kime karşı?
-mevcut iktidara karşı (neoconlara karşı)
nasıl devrim oldu?

anlatayım
birinci devrim:
amerika ırak savaşına giderken ne dedi?
ırakta nükleer silah var dedi dimi
daha sonra noldu
istihbarat raporları
" hayır biz yanılmışız ırakta nükleer başlık yokmuş pardon " dediler
yani koca bir ülkenin işgal gerekçesi yalanlandı

bu mevcut yönetime demokratların istihbari devrimiydi

şimdide uzunca bir süredir amerika neoconları yani başında bushun bulunduğu şahinler iranı nükleer silah üretiyor diye dünya kamuoyunda yalnız bırakıyor  ve tehlikeli olduğunu anlatıyordu

kiii!!!..
(ikinci devrim geldi)

"Amerikan istihbaratının 16 ajansının raporunda, İran'ın nükleer silah elde etme çabalarını 2003 sonunda durdurduğu açıkladı" gerçi ucu açık bir rapor fakat bu şimdilik amerika demokratlar için hazırlanıyor analizi yapmamızı sağladı.

Hilary Clinton yeni başkan adayı olur mu dersiniz?
bana biraz parlatılıyor gibi geliyor ..
« Son Düzenleme: 08 Aralık 2007, 06:45:41 ÖS 18 Gönderen: serender » Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
08 Aralık 2007, 07:11:28 ÖS 19
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #4 :»

  2008'de İran'la Savaş mı?
 

Bush'un başkanlığının ilk günlerinden bu yana İran başkanın hedef "şer ekseni" devletlerinden biriydi. Başkanın ilk yönetim döneminde, eğer ABD İran'ın sınırdaşı olan Irak'ta güçlü bir demokrasi kurursa İran'ın kendiliğinden çökeceği düşünülüyordu. Tabi ki olaylar bu yönde gelişmedi.

İran, yıllardan beridir ABD'nin dış ve güvenlik politikalarında kanayan bir yaradır. Uzun bir süreden beridir İran'ın enerji için nükleer güç geliştirmeye yönelik açık çabasının içinde saklı olan gizli bir nükleer silah geliştirme programını yürüttüğünden şüphelendik. İran'ın doğal uranyumu reaktör maddesine dönüştürmede farklı teknik düzeylerde ciddi zorluklara sahip olduğunu (aslında belki de hala bu zorluklara sahiptir) biliyorduk. Yine de İran düzenli bir şekilde nükleer enerji elde etmeye yönelik çalışmasına devam etti ve 2007 yılında zenginleştirilmiş küçük bir miktar U235'e (nükleer reaktörlerde aktif izotop) sahip olduğunu iddia etti.

İran'ın nükleer enerjiye yönelik devam eden çalışması tek problem değildir. Bu soruna ek olarak İran'ın yeni politik liderliği (revizyonistler bile) Yahudi Soykırımı'nı sorgulayacak ve İsrail'i meşru olmayan bir devlet olarak ilan edecek kadar ileri giderek Amerika'nın müttefiki İsrail'e yönelik daha karanlık bir görünüm arz ettiler. Nükleer sorunla ilgili hırçın yaklaşımına böyle provokatif açıklamaların eşlik etmesi İran ve ABD'yi bir çatışma haline soktu.

Nükleer silah programı gerilimin altı çizilen nedeni olmasına rağmen geçen yıl içinde savaş için akla çok daha yatkın taktik bir problem gün yüzüne çıktı. ABD askeri otoriteleri, İran istihbaratı ve paramiliter örgütlerinin, ABD askeri personelini hedef almada Irak'taki isyancılar ve retçilerle aktif bir şekilde işbirliği içinde olduklarına ikna oldular. Son bir kaç yılda Irak'taki patlayıcıların (IEDs) öldürücülüğü, üstün düzenek ve materyallerin gizli dış kaynaklar tarafından sokulduklarını ispat edercesine fazlasıyla gelişti. Patlayıcıların adli teşhisi; ABD'nin, İran'ın dahlini gösterdiklerine inandığı düzenek ve materyalleri açığa çıkardı.

Bu mesele Savunma Bakanlığı'nda ve Bush yönetimi çevrelerinde tartışılıyor ve ABD'nin, İran'daki kaynaklarının peşine düşmeyene kadar Irak'taki patlayıcı saldırını durduramayacağı dile getiriliyor. Fakat istihbarat üyeleri tarafından kullanılan tedarik kanalları, iğreti tesisler ve tanımlanamayan cephaneliklerden fazlası değildir. Böylesi tesislere saldırmak, İranlıların destek çabalarını ciddi bir şekilde kesecek gibi görünmüyor. Sonuç olarak Pentagon'daki diğerleri (savaş yanlıları) kolay hedef olacak şekilde toplu ve sabit olduğundan İran'ın nükleer altyapısına saldırmanın tercih edilebilir olduğunu ileri sürüyor.

Gelecek yıl ABD İran'a saldıracak mı? Washington'da savaş muhabbeti bir kez daha inşa ediliyor fakat bu muhabbet Irak'la savaş ile ilgili beş yıl önce yapılan muhabbetten tamamen farklı bir şekilde yapılıyor. O zamana dönersek savaş muhabbetine neo-conlar öncülük ediyorlardı ve Washington'dakilerin geri kalanı sorunla ilgili saçma sapan konuşmaktansa sadece fısıldıyordu. 11 Eylül saldırılarının neden olduğu korku, Irak'a bir saldırıyı akla yatkın hale getirecek bir iklim yaratmıştı. Ve samimi olmak gerekirse hiç kimse tutarlı muhalif bir görüş önerememişti.

Bu seferki savaş muhabbeti farklıdır. Şimdi tartışma güçlüdür. İran'a saldırıyı bir dava haline getiren her birey için, bir saldırının Ortadoğu'daki halihazırdaki tehlikeli durumu neden içinden çıkılmaz bir hale getireceğini gösteren güçlü argümanlar var.

Hiç kimse kontrolden çıkacak bir olayın ihtimalini göz ardı edemez. Gelecek yıl içinde açık bir çatışma hala olası değildir. Başkan Bush nükleer bir İran'ın "kabul edilemez" olduğunu açıkça deklare etti fakat kabul edilemez gelişmelerin eşiğini belirleyen kesin kırmızı çizgileri tanımlamadı. Genelde yönetim İran'a yönelik yaklaşımının ön cephesine diplomasiyi sürmeye devam ediyor. Bununla birlikte gerçek bir ilerleme sağlamak için başkan Bush, durumu göz ardı etmeyi tercih edecek uluslararası topluluğa yönelik baskıya devam etmelidir.

Washington, BM Güvenlik Konseyi tarafından uygun görülen daha sert ekonomik yaptırım kararı elde etmeye çalışma sürecinde hayal kırıklığına uğradı. Güvenlik Konseyi üyeleri Rusya ve Çin kesinlikle daha sert yaptırımlara soğuklar. Yönetim bu yüzden daha sert yaptırım kampanyasının yönünü, BM Güvenlik Konseyi'nden küresel sorunların birbirine daha yakın büyük güçler (Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Rusya, İngiltere, ABD) tarafından tartışıldığı ve hiç birinin resmi bir vetoya sahip olmadığı gönüllülüğün kurumsallaşmış bir koalisyonu olan G8'e kaydırmaya çalışmaya karar verdi. G8'in gerçekten İran'ın etrafındaki kementi sıkarak daha sert ekonomik yaptırımları uygulamaya istekli olacağı düşünülüyor. Bunun böyle olup olmayacağı açık değildir. Fransa, başkan Nicolas Sarkozy'nin seçilmesinin ardından son aylarda kesinlikle daha şahindir. Bununla birlikte başbakan Gordon Brown'ın yönetimindeki İngiltere'nin savaşa yönelik tutkusu azaldı ve başbakan Shinzo Abe'nin ayrılmasından sonra Japonya bir diğer şahini resmin dışına çıkardı.

Washington'daki savaş muhabbeti yaptırımlar tartışmasına geldiğinde ikiye bölünüyor. Pek çok ülke İran meselesini göz ardı etmeyi tercih ediyor, bu veya şu sebepten İran'la ilgili uyarı ve "kabul edilemezlik" konuşmasını güçlendirmek, suskun ulusların sorunla uğraşmalarını motive etmeyi gerektirmektedir. Fakat pek çok ulus, daha sert bir yaptırım yılı boyunca Saddam'ın uyuşmazlığının Bağdat'taki rejim değişikliğini haklılaştırma mantığının bir parçası olarak kullanıldığı 2002—2003 Irak'ının tekrar etmesinden korkuyor. Avrupalı diplomatlar açıkça daha sert yaptırımları desteklemeyeceklerini söylüyorlar çünkü onlar, bunu kaçınılmaz bir şekilde savaşa götürecek yolda bir adım olarak görüyorlar.

Bu yüzden Bush yönetimi bir çıkmazın içine sıkışmıştır. Yönetim ciddi bir şekilde İran'ın tehlikeli ve kabul edilemez şekilde davrandığına inanıyor. Diplomasinin çalışmasını istiyor ve diplomasiyi daha çekici bir hale getirmek için bir zemin olarak güç tehditlerini ilan etmelidir. Fakat bu tehditler ABD'nin Irak'la daha önceki tarihinden dolayı diplomasinin altını oyuyor.

Daha büyük olan sorun şudur; ABD İran'ı istila edemez. Pentagon, Afganistan'daki 6 ve Irak'taki 4,5 yıllık çatışmadan sonra şimdi ciddi bir şekilde guruldamaktadır. ABD ordusu geçen Nisan ayında Irak'taki asker artırımını desteklemek için derinlikten yoksundur. İran'a karşı kara güçlerinin kullanımı, gündemin dışındadır. Savaş uçakları ile İran'a saldırmak—tek akla yatkın hareket tarzı—özellikle gizli insan ikmal ağlarına ve küçük teçhizat parçalarına karşı "yararlılık" meydan okumasını sunuyor. Şüphelenilen tesislere saldırma, muhtemelen materyal ve personel akışını durduramayacaktır. ABD istihbarat güçleri, İran'ın, oradaki görevimizi dikkate değer bir şekilde karmaşıklaştıracak şekilde Irak'a çok daha ciddi silahlar (örneğin omuzdan fırlatılan uçaksavar füzeleri) sokabileceğine inanıyor.

Dahası İran'a saldırarak Irak'taki çatışmayı genişletmek halihazırdaki stratejik düşünüşe uygun değildir. Savunma Bakanlığı'ndaki liderlik, bizim şu anda Irak'ta daha pozitif bir yörüngede olduğumuza inanıyor. 2008'in ilk altı ayında 20 ABD tugayının 5'ini geri çekmeliyiz ve Pentagon 2008 yılının ikinci yarısında bir 5 tugay daha geri çekmeyi umuyor. İlk geri çekiliş kesindir. İkinci geri çekiliş Irak'taki gelişmelere bağlıdır. Bu önemli hedefle birlikte İran'a saldırma sadece sönmesini umut ettiğimiz ateşe oksijen eklemek gibi görünüyor.

Yani dengeleri düşündüğümüzde 2008 yılında İran'la savaş olası değildir. Açıkçası eğer bir kaza veya askeri bir kışkırtma olursa bütün bahisler değişebilir. Fakat devam eden diplomasi ve ekonomik yaptırımlar en güvenli bahistir.

 John J. Hamre

Çeviren: Ali Karakuş
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
08 Aralık 2007, 08:49:24 ÖS 20
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #5 :»

 Tahran raporu (1) /Fehmi Hüveydi
 

(1)

 

Arap dünyasında gündemi meşgul eden soru, Amerika ne zaman İran'a askeri bir saldırı da bulunacak? sorusuyken Tahran'da bulunduğum süre içerisinde oradakilerin bu soruya olumsuz cevap verdiklerini gördüm: Savaş gerçekten olacak mı, olmayacak mı?

 

Dünya basın-yayın organlarının, İran'ın nükleer programı baş müzakerecisi Ali Laricani'nin istifa haberini yayınladığı gün Tahran'a ulaştım. İstifa haberi el-Hayat ve eş-Şark'ul Evsat gazetelerinde "manşet" olurken önde gelen diğer Arap gazetelerinin ilk sayfalarında yer alıyordu. Haber yayınlanır yayınlanmaz konuyla ilgili yorumlar ortaya dökülmeye başladı. Yorumların geneli İran Hükümetinde bir "çatlak" olduğu şeklindeydi. (Bu arada şunu belirtmekte fayda var: İlerleyen günlerde Laricani Roma görüşmeleri esnasında halefi Celili ile birlikte görüntülenince yorumcular susmayı tercih etti.) Arap Basını bundan birkaç gün önce sansasyonel bir haber yayınlayarak Rusya Devlet Başkanı Viladimir Putin'in Ekim ortalarında İran'a yapacağı ziyaret esnasında bir suikast girişiminin ortaya çıkarıldığını yazdı. Ondan sonra Basın organları Ahmedinecad'ın Ermenistan ziyaret programında meydana delen değişikliğe eğilmeye başladı. Zira Ahmedinecad planlanmış olan programın bitiminden önce Tahran'a döndü. Al Arabiya kanalı Ahmedinecad'ın ziyaretini "yarıda kestiğini" söyledi. Bu durum İran'da Ahmedinecad'ın ülkesine dönmesini gerektirecek kadar acil bir durumun geliştiği izlenimini veriyor. El Cezire ise Ahmedinecad'ın ziyaretini "kısa kestiğini" bildirdi. Bu ifade daha doğru bir ifade olarak gözüküyordu. Zira adamcağız Soykırım Anıtını ziyaret etmeyerek Türklere bir jest yapmak istemişti. Son olarak basınımız İran Dışişleri Bakanı Manuşehr Mutteki'nin görevinden istifa ettiği şeklinde asılsız bir haber yayınladı. Öyle ki bu asılsız haber bazı gazetelerin birinci sayfasında yer alırken iç sayfalarında bu haberin tekzibi yayınlanıyordu.

 

Gazetelerde bu tür haberler yayınlanırken İranlı yetkililer, "İran'la ilgili bu tür dedikoduların ortaya atılması tesadüf değildir, zira İran konusu basın organları için verimli bir kaynak olup amaç Tahran yönetiminin sallanmakta olduğu izlenimini uyandırmaktır" diyor. Basın-yayın organlarında kimi zaman "İran tehlikesi", kimi zaman "Şii Hilali"inden kimi zaman da Arap dünyasında can sıkıcı siyasi bir olayda İran parmağının olduğu iddialarıyla birlikte bu tür haberler yan yana konulduğunda durumun hiç de masum olmadığı görülecektir. Bu durum Tahran'da sadece İran'ın Arap Dünyasıyla ilişkilerini krize sokmakla kalmayıp kamuoyunda Arap dünyası için aslında İsrail'in değil de İran'ın tehdit teşkil ettiği şeklinde bir kamuoyu oluşturmak bunun için gerekli olan kuşku ve korkutma ortamını hedefleyen psikolojik bir savaş olarak algılanıyor. İsrail sözcülerinin dile getirdiği ve maalesef Arap dünyasında bazı kesimler tarafından da seslendirilen durum budur.

 

(2)

 

Adını vermek istemeyen ileri gelen bir İranlı resmi yetkiliye şunu sordum: Amerika'nın İran'a askeri saldırısına ilişkin haberlerin dedikodu olduğunu mu söylemek istiyorsun? "Hayır savaş Tahran için bir dedikodu değildir, ancak Amerika'nın bir tehdidi olarak algılanıyor sadece" dedi. Konuyu biraz daha açmasını istediğimde, İran Amerika'nın şaka yapmadığını biliyor, savaş kararının henüz alınmadığını da biliyor, savaş kararına ilişkin Washington'da derin ve bariz görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Nedenleri ise aşağıdaki gibi sıralayabiliriz: İran aslında Amerika'nın ulusal güvenliğini tehdit etmiyor. Ancak Tahran kendi güvenliğini tehdit ettiği için Amerika'nın bölgedeki hegemonyasına karşı çıkıyor. Savaşta asıl menfaat sahibi Ortadoğu'da yegâne bölgesel güç olmak isteyen İsrail'dir. Bu konuda kendisini rahatsız eden rakip olarak bir tek İran'ı görüyor ve bedeli ne olursa olsun bu rakipten kurtulmak istiyor.

 

ABD Irak'ta batağa saplanmış Afganistan'da bir çıkmaza girmiş çıkamıyor. Sınırsız devasa bir gücü olmasına rağmen savaş seçenekleri son derece sınırlıdır. Amerika da biliyor ki eğer İran'la bir savaşa girerse bölgede boyutunu bilmediği büyük bir yangının fitilini ateşlemiş olur. Sınırlı gücü olan İran'ın önünde ise sınırsız savaş seçenekleri bulunmaktadır. Böyle bir saldırıyı Amerikan kuvvetlerini hedefsiz bırakarak püskürtebilir. Örneğin Irak'ta bulunan 150.000 Amerikan askeri Tahran için hemen el koyabileceği "rehineler" anlamına geliyor. Ya da Amerikan saldırıları için kullanılan her hangi bir hedef için de aynı durum söz konusu. Daha yalnızca savaşın konuşulduğu bu günlerde petrolün varili 90 doları geçiyorsa fiili olarak savaş başladığı zaman ve örneğin Hürmüz Boğazı kapatılırsa petrol fiyatı kaç dolara fırlayacak? 

 

Washington İran'ın Irak olmadığını çok iyi bilmektedir. ABD İran'ı yerle bir edip ülkeyi 50 sene geri götürecek bir güce sahip olmasına rağmen İran'ın, Amerikan ordusuna Vietnam savaşı nedeniyle yaşadığı acı "hasarların" çok daha büyüğünü tattırabilir bunun neticesinde Amerikan toplumunda çok daha derin izler bırakabilir.

 

Washington, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Ekim ortalarında İran'a yaptığı ziyaretten çok önemli bir mesaj almıştır. Bölgede heyecan verici bir dönemeç oluşturan ziyarette öne çıkan husus Tahran ve Moskova arasında stratejik işbirliğinin derinleştiğidir. Bu arada İran'ın Çin, Pakistan ve Orta Asya ülkelerinden oluşan Şanghay örgütüne üye olduğu unutulmamalı. Şanghay örgütü ilk önce ekonomik bir örgüt olarak ortaya çıkmışsa da daha sonra siyasi ve güvenlik örgütüne dönüştü. Örgüt son olarak aldığı karar gereğince Varşova Paktından daha güçlü bir alternatif olabilmesi için üye ülkeler askeri bir güvenlik gücü oluşturacaklar. Bu ABD'nin başını çektiği NATO ittifakına karşı Rusya ve Asya'nın reaksiyonudur.

 

(3)

 

Siyasiler ve aydınların geneli arasında savaşın uzak bir ihtimal olarak görüldüğünü gördüm. Ancak yine de en kötü ihtimale hazırlanıldığına tanık oldum. Ahmedinecad'ın Cumhurbaşkanı seçilmesi İran toplumunun ABD'de neo-conların Beyaz Saray'da siyasi karar mekanizmasını ele geçirmesine verdiği bir tepkiydi. Tahran'da meydana gelen siyasi gelişmeler Amerika'nın İran'a karşı gerginlik politikasının tezahürüdür. Örneğin nükleer program çerçevesinde batılı ülkelerle görüşmelerde Laricani'nin Celili ile değiştirilmesi bu şekilde yorumlanıyor. Devrim Muhafızları Pasdaran'ın komutanı Rahim Safevi'nin başka bir göreve atanması ve yerine General Caferi'nin getirilmesi de bu bağlamda değerlendiriliyor.

 

Bir İranlı uzman bana Celili'nin Laricani'den daha sert olduğunu söyledi. General Rahim Safevi bölgedeki lokal tehditlere karşı uygun bir isim olduğunu ancak ABD ile savaş ihtimallerin yoğunlaştığı bu yeni dönemde General Caferi gibi daha geniş ve çok daha derin stratejik birikimi olan başka bir isme ihtiyaç vardı.

 

Askeri alanda ise dış saldırılara karşı ülkenin güvenliğini sağlamakla sorumlu olan Başkomutan Ali Hamaney'in, menzili 1800 km'yi bulan Şahap–4 füzelerinin ordu komutanlığına teslim edilmesi emrini verdiğini öğrendim. Ayrıca bana anlatılanlara göre güneyde Ahvaz bölgesinde çok geniş bölgeler olası karasal bir saldırıyı engellemek amacıyla bataklık haline getirilmiş. Yine öğrendiğim kadarıyla geçen sene İsrail'in hezimetiyle sonuçlanan Lübnan savaşında İran bazı yeni silahları başarıyla test ettirme imkânı elde etmiş. Bu durum İran liderliğini silahların işlevselliği hakkında yeterince tatmin etmiş. Son dönemlerde İran Deniz kuvvetlerinin gerçekleştirdiği tatbikatlarda bu silahlardan yeni örnekler denendi. Bu silahlar içerisinde yüzen deniz mayınları ve denizde gerilla savaşını yürütebilecek güce sahip füze taşıyan küçük hücumbotlar da vardı. 

 

Bu duruma ilişkin olarak bir Devrim Muhafızı komutanının bana aktarılan şu demecinin zamanlaması ve içeriği çok ilginç: ABD İran'a saldırması halinde ilk cevabımız birinci parti olarak düşman hedeflerine 11 bin füze fırlatmak olacak. Amaç, Amerika ve Amerika'yla ilgili her kesime bir mesaj vermek.

 

Peki, saldırı kapsamlı değil de belli bir bölgeyle sınırlı kalsa başka bir deyişle nükleer reaktörlerin bulunduğu İsfahan, Nafatez ve Arak'a herhangi bir saldırı olursa cevap ne olur diye sorduğumda, bana cevabın pek değişmeyeceğini söylediler. Zira boyutu ne olursa olsun herhangi bir saldırı yanıt verilmesi gereken bir düşmanlıktır. Başkomutan Ali Hamaney canlı olarak yayınlanan konuşmasında bunu açıkça ilan ediyor.

 

(4)

 

Ekonomik yaptırımlarla ilgili olarak bazı uzmanlarla konuştuğumda şu yorumlara tanıklık ettim:

 

Bu yaptırımlar İran sanayisini nispeten etkileyebilir. Çünkü bazı projeler ya bizzat yabancıların yatırımlarıyla yürütülüyor ya da bazı ihtiyaçlarını yaptırım kararlarına bağlı kalacak pazarlardan temin ediyor.

 

İran coğrafik olarak 15 ülkeyle çevrilmiştir. Bu ülkeler büyük oranda İran sanayisine bağımlıdır. Bu ülkeler arasında otoritesiz iki devlet var: Irak ve Afganistan. Bu iki ülkenin ambargoya uyması zor

 

Bazı büyük Avrupa (örneğin Fransız) şirketleri, ambargo ihtimaline karşı tedbir amacıyla Tahran'la doğrudan ilişki kurmak yerine komşu ülkelerdeki İranlı yetkililerle bazı toplantılar düzenledi.

 

Avrupa'nın ambargoya katılımı zayıf olacak. Üstelik Avusturya'yla Türkiye üzerinden geçecek boru hattıyla bu ülkeye ulaştırılacak gaz anlaşması imzalandı. Hâlbuki ABD yönetimi geçmişte bu tür anlaşmalara karşı ilgili tarafları uyarmıştı. İtalya'da döşenmesi öngörülen boru hattından kendisi için ek bir hat döşenmesi karşılığında bu anlaşmaya katıldı. Öyleyse bu iki devlet Amerika'nın ambargo çağrılarına ilk direnen ülkeler olacaktır. Üçüncü bir ihlal ise Tahran'la gaz anlaşmasına varan Pakistan tarafından yapıldı. Tüm bu projelerin maliyeti birkaç milyar dolar olarak tahmin ediliyor.

 

Putin'in İran ziyareti esnasında Rusya'yla imzalanan ekonomik anlaşmalar önem olarak "stratejik ve siyasi anlaşmalardan" aşağı kalır yanı yok. 8 milyar dolarlık Rus silahlarını alması karşılığında Rusya'nın en önemli ve en büyük gaz şirketi olan Gasprom İran doğalgazını işlemek amacıyla 6 milyar dolar yatırım yapmayı kabul etti. Ayrıca Rusya ve İran arasında Petrol Opec'e alternatif olarak, Amerika'nın petrol piyasalarındaki nüfuzunu kırmak için Rusya'nın kontrolünde Gaz Opec'ini oluşturma konusunda prensip anlaşmasına varılmış.

 

 

Oturumun sonunda İranlı bir diplomat bana şunu aktardı: Washington ambargonun başarıya ulaşması için Arapların tutumuna bel bağladığını biliyor musun? Bu durumun benzeri Filistin hususunda gerçekleştiği için pek de şaşırmadım. Bilmiyorum dediğim zaman arkadaş bana şunu hatırlattı: Ürdün fiilen bunu yapıyor. Amman üniversitelerinde nükleer fizik eğitimi almak isteyen İranlı öğrencilere Ürdün makamları izin vermemişti. Hâlbuki önde gelen üç İranlı Profesör Ürdün Üniversitelerinde tıp eğitimi veriyor. Hükümetin verilerine göre 23 Ürdünlü mezun öğrenci de bizim üniversitelerimizde yüksek lisans yapmaktadır.

 

 

Rapora inşallah bir sonraki yazımızda devam edeceğiz…


 

 

Bu makale Mehmet S. Direk tarafından Dünya Bülteni için çevrilmiştir.
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
08 Aralık 2007, 09:09:59 ÖS 21
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #6 :»

ABD'nin yeni arka bahçesi /Alain Gresh


ABD gelecekte arka bahçesinin--Pakistan'dan Fas'a--Ortadoğu olmasına karar verdiği zaman buraları kendisine uygun hale getirmek için yeniden düzenlemeyi tasavvur etti. Sonuçlar felaket oldu ve etkileri uzun süreli olacak.

 

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın siyasi işlerden sorumlu müsteşarı Nicholas Burns bu sene: "On yıl önce Avrupa, Amerikan dış politikasının merkezindeydi. Woodrow Wilson'un batı cephesine bir milyon Amerikan askerini gönderdiği Nisan 1917'den başkan Clinton'un 1999'daki Kosova müdahalesine kadar böyleydi. 20. yy.lın büyük bir bölümünde Avrupa öncelikli ve merkezi odak noktamızdı" dedi. Fakat Burns, her şey değişti ve şimdi Ortadoğu, başkan George Bush ve halefleri için "20. yüzyılın yönetimleri için Avrupa ne idiyse odur" eklemesinde bulundu. (1)

 

Bir süre önce Başkan Bush çok benzer şekilde "büyük Ortadoğu'daki meydan okuma askeri bir çatışmadan çok daha fazla bir şeydir. O meydan okuma zamanımızın kapsamlı ideolojik bir mücadelesidir. Bir tarafta özgürlük ve itidale inananlar var. Diğer tarafta masumları öldüren ve yaşam tarzımızı yok etmeye niyet etmiş radikaller var" dedi. (2)

 

Bu büyük Ortadoğu Pakistan'dan, Afrika Boynuzu üzerinden Fas'a kadar uzanan iyi tanımlanmamış bölgedir. 11 Eylül olayından bu yana bu bölge; ABD'nin askeri güç konuşlandırdığı ve küresel bir çatışma olarak gördüğü nihai hatta yegâne alana dönüştü. Bölgenin petrol kaynakları ve stratejik konumu, İsrail'in varlığı bölgeyi özellikle de Fransız ve İngilizlerin 1956'da geri çekilmelerinden bu yana ABD'nin önceliği haline getirdi. Philippe Croz-Vincent'in ince bir "Amerikan zamanı" analizinde vurguladığı gibi Ortadoğu ABD'nin arka bahçesi olarak Latin Amerika'nın yerini aldı. (3) Fakat önemli bir fark vardı: Latin Amerika asla bir üçüncü dünya savaşında sert bir savaş alanı olmamıştı.

 

Ortadoğu'nun görünümü yeniden çizildi. Bu Pentagon stratejistlerinin ve neo-conların amacıydı; fakat sonuçların, Fransız ve İngilizlerin birinci dünya savaşı sonrasında kurdukları dayanıklı elde tutmayı sağlama almak için bölgenin yeniden düzenlenmesi ile ilgili neo-con rüyalarıyla uyumlu olup olmayacakları şüphelidir.

 

Batılı güçler büyük Ortadoğu boyunca doğrudan azılı çatışmaların içine dâhil oldular. Afganistan, ABD ve NATO güçlerini de kendisiyle birlikte sürükleyerek kaosa sürüklendi. Dini ve etnik rekabetlerin ve yabancı işgaline direnişin yüzbinlerce ölüye neden olduğu--bazı gözlemcilere göre Ruanda soykırımından daha fazla--Irak'taki yaraları sarmak çok zor olacaktır. Önemli bir BM varlığına karşın İsrail ile savaşın her an başlayabileceği Lübnan, Fuad Siniora hükümeti ile Hizbullah ve Michel Aoun'un Özgür Vatansever Hareketi merkezli muhalefet arasında sessiz bir iç savaşın içindedir. Kolonizasyon ve baskı Filistin'in coğrafi ve sosyal parçalanmasını ve muhtemelen geri dönülemez bir şekilde ulusalcı hareketin çöküşünü hızlandırdı. Etiyopya'nın Aralık 2006'daki ABD destekli müdahalesinden bu yana Somali "teröre karşı savaşta yeni cephe" olarak adlandırılıyor. Dahası; Darfur, Pakistan'daki gerilimler, Kuzey Afrika'daki "terörist bir tehdit" ve Suriye ile İsrail arasında olası bir çatışma var.

 

Söylentiyle gerçekleşen bir kehanet

 

Bütün bu çatışmalar onlara özel amaç yükleyen ABD dünya görüşü içine dâhil edildiler. Soğuk savaş sırasında ve sonrasında ABD (Sovyetler Birliği gibi) her türlü krizi Doğu-Batı çatışmasının ışığında düşündü. Yani 1970'ler ve 80'lerde Nikaragua'daki sorun, daha adil bir toplum inşa etmek için vahşi bir diktatörlüğe karşı verilen Sandinista mücadelesi değildi, ülkenin "şer imparatorluğu"nun bir parçasına dönüşmesi tehlikesiydi. (4) Bu Nikaragua halkına on yıllık bir savaşa ve yıkıma mal oldu. ABD, Filistinlilerin problemlerine, Somali'deki krize veya Lübnan'daki mezhepçi çatışmaya ilgisizdir; kafayı iyi ve kötü arasındaki küresel bir çatışmaya takmıştır. Ve bu diskur el-Kaide'nin Yahudilere ve Haçlılara karşı bir savaş sürdürme vizyonunu beslemektedir.

 

Bu çatallaşma, yerel güçlerin kendi çıkarları için istismar ettiği söylentiyle gerçekleşen bir kehanete dönüştü. Somali'nin--yolsuz, ehliyetsiz savaş lordlarından oluşan--geçici federal hükümeti, Beyaz Saray'ı uluslararası terörizmin iş başında olduğuna ikna etti. (5) ABD, altı ay önce Mogadişu'yu alan İslami Mahkemeler Birliği güçlerini oradan çıkarma girişiminde Etiyopya askeri müdahalesini cesaretlendirerek buna cevap verdi. Küresel önyargılar gerçek iç durumun üzerini örtüyor. Hıristiyan Etiyopya'nın Müslüman komşusunu istilası sadece aşırı radikal İslamcı grupların kredibilitesini arttırıyor. (6)

 

Lübnan, zarif bir mezhepçi simyaya dayanan kırılgan bir entitedir. ABD ve Fransa birini diğerine karşı destekleyerek herhangi bir iç çözümü daha da zorlaştırdılar. Lübnan batı ve müttefiklerinin İran ve Suriye ile karşılaşacakları bir savaş alanına dönüşüyor. Ve herhangi bir uzlaşma "şer güçleri" için bir başarı olarak algılanma tehlikesi içindedir.

 

Çatışmalar artarken birbirini etkileyen bir sarmala dönüşüyorlar. Silahlar, savaşçılar ve beceriler bazen yüzbinlerce mültecinin savaşla sürgün edilmesinin ardından geçirgen sınırları aşıyorlar. Son iki yılda Irak'ta öncülüğü yapılan cihat teknikleri Afganistan'a sıçradı--asker sevkiyatlarına karşı basit patlayıcı düzenekleri kullanımı ve Sovyet işgali sırasında bilinmeyen canlı bomba (şu anda Cezayir'e sıçramış durumda).

 

Bu yaz Lübnan'daki Nahr el-Barid mülteci kampında çoğu Irak'ta savaşan yabancı savaşçılar olan yüzlerce savaşçı Lübnan ordusuna karşı üç aydan fazla direndiler. Şu an faaliyet halinde olan binlerce Arap, Pakistanlı ve Orta Asyalı savaşçı var ve bunların hepsi Irak'ta eğitildi. Sovyetler'in Afganistan işgaline direnmeleri için ABD ve Pakistan tarafından eğitilen diğerleri el-Kaide'ye olduğu kadar Mısır, Cezayir ve başka yerlerdeki savaşçı gruplara katıldılar. Bütün bu savaşlar karlı bir ticareti cesaretlendirdiler: Irak güvenlik güçlerine verilen silahlar şimdi Türk suçlularının elindedir.(7)

 

Zayıflamış devletler

 

Hal böyleyken on yıllar süren diktatörlük ve yolsuzluk bölgedeki devletlerin zayıf düşmesine yardım etti. Afganistan gibi olan bazıları çöktü. Irak'ın hali hazırdaki bölünmesi sadece şimdiki çatışmaya bağlanamaz. 13 yıllık (1990-2003) bir ambargo devleti zayıflattı ve kapıları Ürdün'den yiyecek, ilaç, silah ve radikal fikirlerin gizli rotalarına sahip selefi etkisine açtı. (Cool Hepsi Irak'ta doğrudan veya dolaylı kendi ajandalarına sahip olan Suudi Arabistan, İran, Türkiye ve Suriye sınırlarındaki istikrarsızlığı görmezden gelemediler. Lübnan'da yeniden merkezi bir otorite kurma girişimleri boşa çıktı. Filistin Otoritesi yabancı askeri ve ekonomik yardıma ve İsrail hükümetinin desteğine bağımlıdır. Irak Kürdistan'ı ve Gazze gibi yerler otonomlaşıyorlar ve Türkiye Kürtleri'nin, İran ve Pakistan Beluclarının ayrılıkçı tutkularını besliyorlar.

 

Silahlı grupların benzersiz etkisi her türlü görüşmeyi zorlu hale getiriyor. Afganistan, Irak ve Somali'de üstün durumdalar. Hizbullah, Lübnan'a hükmediyor; Gazze, Hamas'ın kontrolünde. Irak'ta, ABD'ye, Afganistan'da NATO'ya karşı müthiş bir şekilde etkili olduklarını ispat ettiler.

 

Lübnan'da Hizbullah, İsrail'e karşı 33 gün direndi ve oyunun kuralını değiştirdi: 1948-49'dan bu yana ilk kez önemli bir miktar İsrailli sivil evlerini terk etmek zorunda kaldı. Gazze'ye saklanmış olmasına rağmen Hamas hala İsrail'e roketler fırlatmaktadır. (9)

 

İlkel fakat etkili ve kolayca yeri doldurulabilen mühimmat (basit patlayıcı düzenekleri, Kassam roketleri ve tank-savar silahlar) ABD ve İsrail askeri gücünün sınırlarını belirliyor.

İsrail Haaretz gazetesinin ordu muhabiri merhum Ze'ev Schiff gerçekçi bir değerlendirme yaptı: "Bizler Hamas'ın baskı altında olduğunu ve ateşkes istediğini düzinelerce kez deklare etsek bile Sedrot savaşında İsrail'in etkili bir şekilde yenildiği gerçeğini silemeyiz... Sedrot'ta tecrübe edilen şey bağımsızlık savaşından bu yana tecrübe edilmemiş bir şeydi: düşman bütün bir şehri sessizleştirdi ve normal hayatı durdurdu." (10)

 

Filistin'deki politik çıkmaz, devletlerin parçalanması ve ABD askeri müdahaleleri ümitsizliğe ait bir intihar duygusu yarattı ve el-Kaide'nin radikal iddialarına güç verdi.

 

31 Ağustos 2006'da iki Fox News gazetecisinin bilinmeyen bir grup tarafından Gazze'de kaçırılmasının ardından Suudi gazetesi el-Vatan Filistin'de Hamas ve İslami Cihad'a meydan okumak üzere üçüncü nesil İslamcı militanların ortaya çıkışı üzerine bir makale yayınladı. Bu makalede bunlar, kitle desteğinden yoksun, her türlü uzlaşmayı reddeden, politik oyunun kurallarıyla oynamaya karşı çıkan, sadece İsraillileri hedeflemeyen ve isteklerini sadece Filistinle sınırlamayan militanlar olarak tasvir edilmişlerdi. el-Kaide'ye bağlılık iddia eden grupların Irak ve Afganistan'da gelişme, Lübnan'daki Filistin kapmalarına sızma ve kendilerini Kuzey Afrika ve Somali'de yapılandırma kabiliyetleri ideolojik radikalliğin kırılgan sınırları kullanma kapasitesine sahip olduğu baskısını göstermektedir.

1918'den beri büyük Ortadoğu'yu yapılandıran ulusalcılık, etnik ve dini kimliklerin canlanmasıyla şimdi tehlike altındadır--2003'te Musul'un alan, hava indirme gücüne liderlik eden ABD'nin Irak'taki komutanı General David Petraeus'un bilinçli veya bilinçsiz cesaretlendirdiği bir süreçtir bu.

 

İlk kararlardan biri, Kürtler, Araplar, Türkmenler ve Hıristiyanlar için ayrı seçimlerle şehri temsil edecek seçilmiş bir konsey oluşturmaktı. Iraklılar kavramı duyulmuyordu. Bölgeyi bir azınlıklar mozaiğine indirgeyen ABD politikaları herkesi herhangi bir ulusal veya başka sadakatin zararına kendilerini topluluklarıyla tanımlamaya zorladı. (11) Bu, şimdilik Irak'ta ulusal uyumu zayıflatıp çatışmaları teşvik ediyor ve muhtemelen Suriye'ye de böyle etkileri var ve yarın İran'da aynı etkiyi uyandıracaktır. Bu durum yerel faktörlerin kendi çıkarlarını kovalamalarını manipüle ederek bölgesel ve uluslar arası tarafların müdahalesini cesaretlendiriyor. 1980'den beri özellikle İsrail bundan dolayı suçludur.

 

Bush'un ilk dönemi sırasında neo-conlar Ortadoğu'da "yapısal istikrarsızlık" doktrinini geliştirdiler. (12)  İsrail Temmuz 2006'da Lübnan'ı bombalarken dışişleri bakanı Condoleezza Rice'ın dediği gibi: "burada gördüğümüz şey yeni bir Ortadoğu'nun doğum sancılarıdır, eski Ortadoğu'ya gidiş değildir."

 

Onun sözlerinin olumsuzculuğu sözleri sarf ettiği dönemde kınayıcı yorumları tahrik etti fakat o bir bakıma haklıydı: 11 Eylül'den bu yana bizler ABD politikacılarının tasarlamış olabilecekleri herhangi bir şeyle benzerlik taşımayan ve dünyada önemli ve uzun ömürlü istikrarsızlaştırıcı bir faktöre dönüşen yeni Ortadoğu'nun ortaya çıkışına şahitlik ettik.


 

------------------------------

 

 

(1) Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap s.html

(2) Birlik Devleti konferansı, 11 Ocak 2007; Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap ases/2007/01/20070110-7.html

(3) Philippe Droz-Vincent, Vertiges de la puissance. Le moment américain au Moyen-Orient, La Découverte, Paris, 2007.

(4) Florida eyaletinin Orlando şehrindeki Ulusal Evanjelistler Birliği'ne yaptığı konuşmada Ronald Reagan "her iki tarafı eşit oranda hatalı olarak yaftalamaya, tarihin gerçeklerini ve bir şer imparatorluğunun saldırgan tahriklerini gözardı etmeye, silahlanma yarışını kolaycı büyük bir yanlış anlamaya" yönelik ayartmalara karşı uyardı.

(5) Bkz. Gérard Prunier, "Somali de CIA darbesi", Le Monde diplomatique, İngilizce baskısı, Eylül 2006.

(6) Bkz. Roland Marchal, "Somalie : un nouveau front antiterroriste?", Les Etudes du CERI, 135, Centre d'études et de recherches internationales, Paris, Haziran 2007.

(7) "Irak'a gönderilen ABD silahları Türkiye'de suç için kullanıldı", International Herald Tribune, 31 Ağustos 2007.

(Cool Bkz. Vali Nasr, Şia'nın Canlanması: İslam'daki çatışmalar geleceği nasıl şekillendirecek, Norton, New York, 2006.

(9) 7 Ekim'de Kassam füzelerinden daha isabetli ve daha uzun menzilli olan Katyuşa tipi bir füze Gazze'den İsrail'e fırlatıldı.

(10) "Sedrot'ta bir İsrail yenilgisi", Haaretz, Tel Aviv, 8 Temmuz 2007.

(11) Özel bir konfederasyon üyeliğinin Sünni veya Şii kimliği aştığı hem Sünnileri hem Şiileri içeren bir kaç kabile konfederasyonu var.

(12) Bkz. Walid Charara, "Yapısal istikrarsızlık", Le Monde diplomatique, İngilizce baskısı, Temmuz 2005.

 

 

 

Bu makale Ali Karakuş tarafından Dünya Bülteni için tercüme edilmiştir.
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
08 Aralık 2007, 09:15:01 ÖS 21
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #7 :»

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) Başkanı Muhammed El Beradei Perşembe günü İran'ın nükleer faaliyetleri ile ilgili son raporunu açıkladı.

ve İrandan cevap geldi:


İran, ABD'yi casusluktan dolayı kınadı
İran, ABD'nin raporunu "casusluk" olarak değerlendirdi ve bu tür faaliyetleri kınadı.
Cumartesi, 08 Aralık 2007 17:03
İran yönetimi, ABD istihbaratının nükleer programına ilişkin açıkladığı raporu "casusluk" olarak değerlendirdi ve bu tür faaliyetleri kınadı.

İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Mutteki, Emir Kebir Sanayi Üniversitesi'nde verdiği konferanstan sonra, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Mutteki, Amerikan istihbaratının İran'ın nükleer programına ilişkin hazırladığı rapor konusundaki soru üzerine, raporun açıklandığı gün İsviçre'nin Tahran Büyükelçiliğine nota vererek, ABD'nin "casusluk girişimlerini kınadıklarını ve bu konuda bilgi istediklerini" söyledi.

Mutteki, İsviçre Büyükelçiliğinden "İran'ın nükleer programına ilişkin casusluğun nasıl yapıldığı ve istihbaratın ne olduğuna ilişkin açıklama da istediklerini" belirtti.

İran ve ABD arasında, 1979 İslam devriminin ardından yaşanan büyükelçilik baskınından bu yana diplomatik ilişki bulunmuyor. İran, ABD yönetimiyle iletişimini İsviçre'nin Tahran Büyükelçiliği aracılığıyla sağlıyor.

Amerikalı yetkililerin İran'a yönelik asılsız suçlamalarda bulunduklarını ve 2003 yılından önce askeri nükleer faaliyetleri olduğunu iddia ettiklerini ifade eden Mutteki, bu iddiaları reddetti ve ABD'den "artık belgesiz ve yalan iddialarda bulunmamasını" istedi.

"Büyük güçler, çeşitli kanallarla nükleer konuyla ilgili kişilerle irtibat kurmak istiyor" diyen Mutteki, ABD'nin ülkesinin nükleer faaliyetlerine ilişkin "casusluk girişimlerinin" takipçisi olacaklarını da belirtti.

Amerikan istihbaratının İran'ın nükleer programına ilişkin hafta içinde açıklanan raporunda, Tahran yönetiminin nükleer silah elde etme çabalarını 2003 sonunda durdurduğu, ancak 2010 ve 2015 arasında nükleer silaha sahip olabilecek duruma gelebileceği kaydedilmişti.

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, İsrail'in tepkiyle karşıladığı raporun "İran'ın zaferi" olduğunu söylemişti
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
08 Aralık 2007, 09:16:54 ÖS 21
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #8 :»

NIE raporu ne anlama geliyor?

Hakkı Uygur / Dünya Bülteni

Beyaz Saray yönetiminin, Uluslararası Atom Enerjisinin açıkladığı İran raporunun ardından nükleer faaliyetlerini durdurmadığı gerekçesiyle 5+1 ülkelerini Tahran aleyhine yeni yaptırım kararı almaya teşvik ettiği bir sırada 16 Amerikan istihbarat örgütünden oluşan Ulusal İstihbarat Konseyi İran'ın nükleer faaliyetleriyle ilgili rapor yayımladı.

Ulusal İstihbarat Öngörüsü (NIE) adını taşıyan raporun içeriği konuyla ilgili en yetkin kurumların ağzından ABD'nin son yıllardaki İran karşıtı bütün tezlerini çürütüyor. Rapor'da Washington'un ısrarla ileri sürdüğünün aksine İran'ın nükleer faaliyetlerinin en azından 2003 yılından beri askeri boyuta sahip olmadığı belirtilerek İranlıların uluslar arası baskılar sonucunda kâr zarar hesabı yaptığı ve nükleer askeri amaçlarından vazgeçtikleri vurgulanıyor.

Rapor ABD'li radikaller için deyim yerindeyse tam bir soğuk duş etkisi yaptı. Nitekim BM'deki ABD daimi temsilcisi John Bolton raporu hazırlayanları sert bir dille eleştirerek İran aleyhindeki kararlı tutumun sürdürülmesini istedi. Rice İran'ın askeri nükleer faaliyette bulunmamasının sevindirici olduğunu ancak İran'ı hala uluslararası bir tehdit olarak gördüğünü açıkladı.

Baradey raporu Ajans'ın raporunun tasdiki ve İran için bir fırsat olarak değerlendirirken, Bush raporun İran karşısındaki tutumunu değiştirmeyeceğini bildirdi ve 5+1 ülkelerini İran aleyhine yeni yaptırım kararı almaya çağırdı.

Raporun üstelik böyle bir dönemde neden kamuoyuna sızdırıldığı henüz net olarak bilinmiyor. Bazı yorumlara göre yaklaşan seçimler öncesinde Bush'u ve Cumhuriyetçileri köşeye sıkıştırmak isteyen Demokratlar raporun duyulmasını sağlayarak Bush'un son üç yıldır en önemli dış politika önceliği olan konuda bile ne kadar temelsiz varsayımlar üzerine hareket ettiğini gösterdiler.

Diğer bir olasılık ABD askeri ve güvenlik çevrelerinde son zamanlarda daha sık dile getirilen İran karşısında olası bir harekata duyulan isteksizliğin raporun açıklanmasında etkili olmuş olması. Bush'un oldu bittiyle ülkeyi savaşa sokmasından endişe duyan üst düzey güvenlik bürokrasisi raporu açıklayarak İran'ın nükleer faaliyetlerinin en azından son dört yıldır barışçıl olduğunu ve en kötümser tahminle bile 2015 yılından önce nükleer silaha sahip olamayacağını açıkladı.

Diğer bir yorum ise rapora çok da olumlu yaklaşmayan İranlı kuşkucuların yorumları. ABD'nin Baradey'in raporundan sonra yalnız kaldığını ileri süren bu kişiler ABD'nin söz konusu raporla Ajans'ın raporunu teyit ettiğini ancak İran'ın faaliyetlerinin geçmişte askeri amaçlara sahip olduğunu ve gelecekte de olabileceğini ileri sürerek kaybettiği uluslar arası desteği yeniden elde etmeye çalıştığını vurguluyorlar. Nitekim bunun farkında olan Rusya da Dışişleri Bakanı aracılığıyla İran'ın nükleer faaliyetlerinin 2003 yılına kadar askeri maksatlar taşıdığının hiçbir kanıtı olmadığını belirtti.

Raporun neden bu dönemde yayınladığıyla ilgili son bir olasılık da ABD'nin İran'la ilişiklerini düzeltmek istemesi ve bunun alt yapısını oluşturmak için en üst düzey istihbarat raporundan yardım almayı düşünmesi. İran ABD ile ilişkilerin normalleştirilebilmesi için ilk şart olarak nükleer dosyasının Güvenlik Konseyinden Ajansa döndürülmesini istiyordu.

Raporun yayınlanış amacı ne olursa olsun şurası kesin ki zaten ABD'nin tezlerine soğuk yaklaşan Rusya, Çin ve Bağlantısızların yanı sıra artık birçok geleneksel ABD müttefiki bile İran'a yaptırım uygulama konusunda pek istekli olmayacaktır. Nitekim daha şimdiden başta İsrail basını olmak üzere Batılı yayın organı İran'a askeri saldırının tamamen gündemden çıkmaya başladığına dair haber ve yorumlara yer veriyor. Lübnan'daki cumhurbaşkanlığı krizinin uzlaşmayla aşılmaya yaklaşılması, Irak'taki İranlı tutukluların önemli bir kısmının ABD tarafından serbest bırakılması, Tahran Washington görüşmelerinin dördüncü turunun yakında Bağdat'ta gerçekleşecek olması ve önce Baradey'in ardından NIE raporunun İran hakkında olumlu görüşler içermesi ABD ve İran arasındaki gerginliğin azalmaya başladığının göstergeleri olarak değerlendirilebilir.
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
08 Aralık 2007, 09:21:01 ÖS 21
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #9 :»

yada amerikada ki derin devlet artık neoconların işinin bittiğini ve sıranın demokratlara geldiğinin hissettiriyor.. blush
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
09 Aralık 2007, 05:48:45 ÖS 17
Üye Bilgileri
Qani
Aktif Üye
***

Mesaj Sayısı: 317
Nerden:

Offline
« Yanıtla #10 :»

amerikada dğeişen bişey olmaz.
amerikaya hükmedenler cumhuriyetçiler yada demokratlar değil
amaerikaya hükmedenlar yahudiler.
sırayla bir cumhuriyetçileri bir demokratları iktidara getiriyorlar.
değişen bişey olmuyor...
Logged
09 Aralık 2007, 06:41:44 ÖS 18
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #11 :»

tek amerika yok riha iki amerika var
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
10 Aralık 2007, 06:03:41 ÖS 18
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #12 :»

İngiliz Sunday Telegraph gazetesine konuşan adının açıklanmasını istemeyen bir İngiliz istihbarat yetkilisi, ülkesinin son yayımlanan Amerikan Ulusal İstihbarat Öngörüsü raporu hakkında ABD'den farklı düşündüğünü belirtti.

Assocatied Press'in de bildirdiğine göre aynı yetkili İranlıların Amerikalıları kandırarak siyahı beyaz göstermiş olabileceklerini ileri sürdü.

İranlıların telefon görüşmelerinin dinlendiğini bildiğini söyleyen yetkili "bu nedenden dolayı İranlılar telefon görüşmelerinde gerçekleri farklı göstermiş ve ABD'yi kandırmış olabilirler" şeklinde konuştu.

Öte yandan SKY News'e açıklamalarda bulunan İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband, Londra'nın rapora rağmen İran'ın faaliyetlerinden kaygı duyduğunu ve yeni yaptırım kararı alınmasını desteklediğini bildirdi.

Uzmanlara göre son istihbarat raporundan sonra İran karşıtı yaptırım kararı alınması oldukça zayıf olasılık haline geldi.
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
22 Aralık 2007, 08:12:56 ÖS 20
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #13 :»

İran'dan diplomatik hamleler

Birçok gözlemci raporun İran karşıtı kapsamlı bir yaptırım kararı alınmasını sonsuza kadar engellediğini düşünüyor.


Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


Son iki hafta içinde İran dış politikasında son derece önemli gelişmeler yaşandı. Bu gelişmelerin en önemlisi kuşkusuz NEI olarak bilinen ulusal istihbarat öngörüsünün yayınlanması oldu.

Bolton gibi şahin isimlerin "Bush'a karşı darbe girişimi" olarak yorumladıkları rapor ilk kez en yetkin isimlerin ağzından İran'ın nükleer faaliyetlerinin askeri olmadığını itiraf ediyor. Birçok gözlemci raporun İran karşıtı kapsamlı bir yaptırım kararı alınmasını sonsuza kadar engellediğini düşünüyor.

Rapor 5+1 toplantılarını sıradan diplomatik toplantılara dönüştürürken pratik sonuçları da olmadı değil.

Daha önce "mali" sebeplerden dolayı Buşehr'deki tesisi tamamlamaya ve burası için gerekli nükleer yakıtı göndermeye yanaşmayan Rusya bir anda sorunların çözüldüğünü ve nükleer yakıtın gönderim için mühürlendiğini, Buşehr tesisinin de birkaç ay içinde tamamlanacağını bildirdi.

Diğer yandan geçtiğimiz hafta bir "ilk" gelişme daha yaşandı. Kuruluş amacı İran karşısında batı yanlısı Körfez Arap ülkelerini organize etmek olan Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) herkesin şaşkın bakışları arasında İran cumhurbaşkanını onur konuğu olarak Katar'daki liderler zirvesine davet etti. Bu Irak'ın işgalinden sonra Körfez Arap ülkeleri ve İran arasında gerçekleşen en yakın ilişki olarak gösteriliyor. Yine bu hafta Ahmedinejad Suudi Kralının davetlisi olarak hacca davet edildi ve İran cumhurbaşkanı daveti kabul ettiğini açıkladı.

İran'ın Arap ülkeleri ile arasındaki buzları erittiğini gösteren diğer bir belirti Mısır Dışişleri Bakanının Tahran ziyareti. Gezi devrimin başından beri yıldızları barışmayan iki ülkenin artık diplomatik ilişkilerini büyükelçilik seviyesine çıkarmak istemeleri olarak yorumlandı.

İran ve ABD arasında Irak konulu toplantıların dördüncü turunun gelecek hafta Bağdat'ta düzenleneceğinin açıklanması da İran'ın Irak'taki rolünün artık nasıl olağan bir konu haline geldiğini gösteriyor. Öyle ki başlangıçta bu görüşmelerin Irak'ın bağımsızlığına gölge düşürdüğünü söyleyen Sünni liderler bile görüşmelerin gerçekleşmesini ve İran ve ABD arasındaki ilişkilerin düzelmesini arzu ettiklerini belirtmekten kaçınmıyorlar.

Bütün bu gelişmeler İran'ın oldukça sıkıntılı geçen son üç dört yıllık diplomatik süreci başarıyla geride bırakmakta olduğunun göstergeleri olarak değerlendirilebilir.


Hakkı Uygur / Dünya Bülteni
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
22 Aralık 2007, 09:17:37 ÖS 21
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #14 :»


ABD Dışişleri eski Bakanı Henry Kissinger Washington Post gazetesinde yayınlanan makalesinde CIA’nın İran raporunu değerlendirdi. 
 

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
 
 

ABD Dışişleri eski Bakanı Henry Kissinger Washington Post gazetesinde yayınlanan makalesinde CIA’nın İran raporunu değerlendirdi:
 
CIA’nın İran konusundaki değerlendirmesi iki ana sorunu içerisinde barındırıyor: Nükleer bir İran tehdidi için şu anda nasıl bir hüküm vermeliyiz? İstihbarat bölümünün Beyaz Saray ve hükümetin diğer organlarıyla ilgili nasıl bir hüküm vermeliyiz?
 
Geçen hafta CIA’nın sunduğu ana hükümler dramatik nitelikteydi: “2003 yılı sonbaharında Tahran nükleer silahlanma programını durdurduğuna biliyoruz.” Bu ifade çok geniş düzeyde yorumlandı. Zira bu ifade, Bush yönetiminin İran’ın nükleer programına karşı yürüttüğü uluslararası baskı politikasıyla çelişiyordu.
 
Oysa sözkonusu ifade İran’ın nükler silahlanma programının bir parçası için geçerliydi. O da savaş başlıklarının üretimi! Gerçekte nükleer silahlar konusundaki kaygı üç unsura dayalıdır: Nükleer yakıt üretimi; füzelerin geliştirilmesi; nükleer başlıkların yapımı. Şu ana kadar devam eden uranyum zenginleştirme programı en tehlikeli faaliyet olarak görülüyor.
 
Nitekim İran, uranyum zenginleştirme oranını 2006 yılında artırdı. Daha uzun mesafeyi vurabilecek füzeler geliştirmeye devam etti. Görüldüğü kadarıyla durdurulduğu söylenen nükler başlık üretim çalışmalarıydı.
 
CIA’nın değerlendirmesine göre İran 2009 yılında nükleer silah üretecek kadar uranyum zenginleştirebilir. Yine güçlü ihtimale göre 2010-2015 yılları arasında nükleer başlık üretebilir. İran’ın uranyum zenginleştirmesi konusundaki istihbarat tartışması şu anda 3 bin uranyum zenginleştirme cihazıyla ilgili!  Yönetim bu durumun İran’ın nükleer silah elde etmesi konusunda bir tehlike arzettiğini düşünüyor ve baskı yapılması için gerekli politik adımların atılması gerektiğine inanıyor.
 
Güvenlik Konseyi’nin tüm üyeleri de İran’dan uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurmasını istedi. Ancak bu ülkeler nasıl hareket edilmesi ve ne tür yaptırımlara gidilmesi konusunda uzlaşabilmiş değil.
 
Sonra CIA’nın raporunda şu konulara da işaret edilmemişti: İran’ın askeri silahlanma programını “kabul edilemez” göre ülkeler ne zaman bu kanaatleri yönünde adım atmaya başlayacaklar. İran, nükleer başlık üretene kadar bekleyecekler mi? CIA, İran’ın ne zaman bu noktaya geldiğini bileceğini mi düşünüyor? Yeterli önlemler almak için gerekli zaman olacak mı? İran’ın stokladığı maddeler ne olacak?
 
Acaba Tahran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurmayı kabul etmesine karşılık stokladığı maddeleri muhtemel tehdit olarak elinde tutmasına izin verme tehlikesini göze alacak mıyız?
 
CIA’dan, bu programla ilgili yeteli delilleri barındıran kapsamlı bir rapor beklenirdi. İran’ın silahlanma programını ve uranyum zenginleştirme faaliyetlerini 2003 yılı Şubat ayında durdurduğuna dikkat çekiliyor. O sırada ABD, Afganistan’ı işgal ediyor; Irak’a saldırmaya hazırlanıyordu. Bu iki ülke de İran sınırındaydı ve Washington Irak politkası kitle imha silahlarını ortadan kaldırmayla gerekçelendiriyordu.
 
2003 yılı sonbaharında İran gönüllü olarak nükleer silahların yayılmasını engelleme anlaşmasına gönüllü olarak katıldığında Saddam Hüseyin yönetimi devrilmişti. Şu halde İranlı Ayetullahların böyle bir adım atması makuldu.
 
Ancak 2005 yılı sonbahar aylarınd Amerika’nın Irak’taki çabalarının başarısız olduğu görüldü. ABD’nin İran’a da el atamayacağı düşünülüyordu. Belki de İran yönetiminin bu durumu hissetmesi onu nükleer silahlanma programına geri dönmeye teşvik etti. Belki de böylece Amerika’nın bölgedeki caydırıcılığını delebileceğini düşündü.
 
İran’a dönük politikalar bir parti meselesi değildir. Zira şu anki yönetimin değişmesi durumunda da uygulanacaktır. Her zaman Amerika’nın İran’la ilişkileri normalleştirme imkanları araması gerektiğini söyledim. Daha barışçıl bir dünya için kendimizi uyuşturmaya mecbur değiliz.
 
Önemli olan İran’ın güvenliğinin garantiye alınması ve kimliğinin korunmasına karşılık Ortadoğu’daki cari düzenle birlikte hareket etmesidir. Şu halde İran’ın barış yerine başka bir seçeneği tercih edip etmeyeceği noktasında da stratejik öngörüler belirlenmelidir.

 
Henry Kissinger / Washington Post
 
 
 
 
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.482 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu