"Ru'yetulllah" ne demektir? (Dunya da Allah'i gormek)

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslami Bilgiler > Fıkıh ve Akaid (Moderatör: Yonetim) > "Ru'yetulllah" ne demektir? (Dunya da Allah'i gormek)
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1] 2   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: "Ru'yetulllah" ne demektir? (Dunya da Allah'i gormek)  (Okunma Sayısı 1105 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
09 Kasım 2007, 10:04:14 ÖS 22
Üye Bilgileri
GeDa
Üye
*
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 32
Nerden: R"dam...
Var sin im demek isterdim ama yok su num.....


Offline
« :»

“Ru’yetullah” ne demektir, dünyada Allâh’ı görmek mümkün mü?

Bilindiği üzere ru’yetullah, yani Allâh’ın Cemâli’ini görmek dünyada değil âhirette olacaktır.

Resûlüllah Efendimiz’in (s.a.v.) Mi’rac’daki görüşü de, dünya âleminde olmamış, âhiret yurdunda vâki olmuştur.

Nitekim, Resûlüllah Efendimiz’in (s.a.v.) , “Sen kelâm ilminde (akâidle alâkalı hususlarda) müctehidlerdensin” müjdesine muhâtap olan, hicrî ikinci bin yılın müceddidi İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî es-Serhendî (k.s.) hazretlerinin, bu husustaki sual-cevap tarzındaki izahları şöyledir:

“Sual: Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat söz birliği etmiştir ki, dünyada Allah Teâlâ’yı görmek vâki olmamıştır. Hatta, Ehl-i Sünnet ulemâsının pek çoğu, Hâtemü’r-rusül ve’r-risâle(1) (aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) Efendimiz’in Mi’rac gecesi, Rabbini görmediği fikrindedirler. Huccetü’l-İslâm İmâm Gazâlî (k.s.) dahi, “En doğrusu, Resûlüllah (s.a.v.), Mi’rac gecesi Rabbini görmedi” demiştir. Fakat sen, risâlelerinde, Resûlüllah Efendimiz’in dünyada Rabbini gördüğünü söylüyorsun. Bunu nasıl izahedersin?

“Cevap: Resûlüllah Efendimiz’in (s.a.v.) Mi’rac gecesi Rabbini görmesi, dünyada değil, âhirette vâki olmuştur.

“Resûlüllah Efendimiz, Mi’rac gecesi zaman ve mekân dairesinden çıkıp imkân darlığından da kurtulunca, bir anda ezel ve ebedi buldu. Bidâyet (başlangıç) ve nihayeti bir noktada gördü. Hatta, cennete binlerce sene sonra girecek olanları cennette gördü. Abdurrahman b. Avf (r.a.), ashâb-ı kirâmın fukarâlarından beş yüz sene sonra cennete girecektir. Resûlüllah Efendimiz onun, cennete beş yüz sene sonra gireceğini de gördü; bu gecikmenin sebebini dahi sordu.

“İşte bu makamdaki görmek; âhirete ait görmektir, uhrevîdir. “Dünyevî ru’yet” denilmesi, mecaz yolludur, zâhire binâendir; yani, dünyadan gidip gördüğü ve yine dünyaya döndüğü için öyle denilmiştir. Her şeyin doğrusunu en iyi bilen Allah Teâlâ’dır.”(2)

Velhâsıl mü’minler, Allâh Teâlâ’yı cennette keyfiyetsiz (nasıl olduğu anlaşılmaz bir vaziyette) ve misilsiz (eşsiz ve benzersiz) olarak, yani bilinmez ve idrâk edilmez bir halde görürler. Zira keyfiyetsiz olanla alâkalı görmek de, tabii ki keyfiyetsiz olur. Belki gören, keyfiyetsiz olandan yani Allah Teâlâ’dan bolca nasiplere nâil olur ki, keyfiyetsiz olanı (Allâh’ı) görmeye güç yetirsin.

RU’YETULLÂH’IN HAKİKATİ NEDİR?

Ru’yetullâh’a yani Allah Teâlâ’nın Cemâli’ni görmeye inananlar, âhirette hiç şüphesiz bu saâdete nâil olacaklardır. İnkâr edenlerin ise nasibi, elbette ki mahrûmiyettir.

Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki; ru’yetin hakikati, bu dünyada rûhunu sülûk ve urûc(3) yoluyla hakîkat-i salât(4) mertebesine çıkaran ehass-ı havâs(5) zümresine açılır ve bildirilir.

Hadîs-i şerifte bildirilen, “Namaz mü’minin mi’râcıdır” mübârek sözünün hakikati, bu kimseler için doğru ve geçerlidir. Hakîkat-i salât makamı, sülûk mertebelerinin nihayetidir, ilerisi ise vücûb mertebesidir.

Eğer bir kimse bu âlemde Allâh’ı görmenin hakikatini anlamak isterse, rûhunu bu makama çıkarmalıdır. Aksi takdirde Kitap ve sünnet ile sâbit olan ru’yete, bildirilen şekliyle iman ederek bu işin nasıl olduğunu araştırmamalıdır. Çünkü bu hakikati münâsip olan tarzda anlamak, ancak bu sûretle mümkündür... En sağlam yol budur.(6)

DİPNOTLAR
(1) Mânâsı: Peygamberlerin ve peygamberliğin sonuncusu.
(2) el-Mektûbât, 1, 283.
(3) Kısaca sülûk ve urûc; Allâh’a vâsıl olmak, Hakk’a ermek için hakiki bir mürşidin-rehberin öncülüğünde ve kontrolünde çıkılan mânevî yolculuğun adıdır.
(4) Hakîkat-i salât, namazın hakikati demektir ki; kulun namazda, kalıbının yanında kalbiyle ve diğer lâtîfeleriyle de bir bütün olarak huzûru İlâhî’de bulunduğunun şuurunda olmasıdır.
(5) Ehass-ı havâs; üstün vasıflara sahip bulunun kişiler, dinî ve mânevî hayatlarını en mükemmel şekilde yaşayan tasavvuf erbâbı, ârifler, seçkinler demektir.
(6) Salâhuddin ibnü Mevlâna Sirâcüddîn, Mektuplar ve Bazi Mesâil-i Mühimme, s. 102.

Halis Ece
Logged

Her Seyde Tek Imza Ya Hay.....
09 Kasım 2007, 10:09:43 ÖS 22
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4069
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #1 :»

eleştirilecek bir çok nokta var bu yazıda fakat özellikle şu söylemin yanlışlığına dikkat çekmek isterim biz sınırlı varlıklar varlığı sınırsız olanı göremeyiz .ancak varlığı sınırsız olan bize görünebilir.kelam ilşminde bu kelimeye dikkat edilmiştir. biz Allahı göremeyiz olsa olsa Allah bize görünür. elbetteki bizim görme yetimiz sınırlı olduğu için bu görünme de sınırlı olacaktır.
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
09 Kasım 2007, 10:23:49 ÖS 22
Üye Bilgileri
GeDa
Üye
*
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 32
Nerden: R"dam...
Var sin im demek isterdim ama yok su num.....


Offline
« Yanıtla #2 :»

eleştirilecek bir çok nokta var bu yazıda fakat özellikle şu söylemin yanlışlığına dikkat çekmek isterim biz sınırlı varlıklar varlığı sınırsız olanı göremeyiz .ancak varlığı sınırsız olan bize görünebilir.kelam ilşminde bu kelimeye dikkat edilmiştir. biz Allahı göremeyiz olsa olsa Allah bize görünür. elbetteki bizim görme yetimiz sınırlı olduğu için bu görünme de sınırlı olacaktır.

Ben yaziyi cok begendim elestirilecek neresi var anlamadim....
Halis hocanin yazilarini cok severim .....
Bu yazida cok guzel....
Logged

Her Seyde Tek Imza Ya Hay.....
09 Kasım 2007, 10:35:49 ÖS 22
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4069
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #3 :»

biz sınırlılar Allahı göremeyiz
Allah bize görünür
halis hocayı tanımam ama tanıdığım kelamcılar bu konuda titizdir...
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
09 Kasım 2007, 10:47:46 ÖS 22
Üye Bilgileri
GeDa
Üye
*
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 32
Nerden: R"dam...
Var sin im demek isterdim ama yok su num.....


Offline
« Yanıtla #4 :»

biz sınırlılar Allahı göremeyiz
Allah bize görünür
halis hocayı tanımam ama tanıdığım kelamcılar bu konuda titizdir...

hocam hangi bolumde boyle yaziyor soylerseniz ben cevap vereyim size....
Logged

Her Seyde Tek Imza Ya Hay.....
09 Kasım 2007, 11:37:10 ÖS 23
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4069
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #5 :»

Smiley
Alıntı
Allâh’ı görmek


anlatmak istediğimiz şeyi görmek değil de görünmek diye izah etseydik demek istemiştim..
ahirette allahı görmeyeceğiz allah bnize görünecek
birincide fail gören oluyor (yani müminler)ikinci de ise fail Allah ...
elbetteki gücü her şeyin üstünde olanın fail olmaya muktedir olduğu ise barizdir değil mi?
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
10 Kasım 2007, 12:36:35 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3638
Nerden: ankara

WWW Offline
« Yanıtla #6 :»

ALINTIDIR

  Rüyetullah Meselesi - Allah Görülür Mü ?   

Allah’ı görmek mümkün müdür ?

Allah’ın ahirette görülebileceğini iddia edenler aşağıdaki ayete dayanmaktadırlar:

Yüzler var ki o gün ışıl ışıl parlar. Rabbine bakar. Yüzler de var ki o gün asıktır. Anlar ki kendisine belkıran (bel kemiklerini kıran belalı bir iş) yapılır. (75/22-25)


O gün ışıl ışıl yüzleri parlayanlar, dünyada iken gerçeği farkeden, bu yüzden küfür ve kötülükten uzak durarak, iman ve iyilikten yana olanlardır. Artık onlar dünyadaki sıkıntılardan kurtulmuş ve ahiret mükafatını haketmişlerdir.

Bu insanlar ahirete iman etmekle dünyadaki meşru olmayan bir takım faydalardan vazgeçtiler ve Hakk için birtakım zararlara girmek zorunda kaldılar, ama karşılığında ahirette mükafata nail oldular ve gözleriyleo ahiret olayını temaşa ederek dünyadayken bu şekilde bir hayatı ve zihniyeti tercih etmelerinin ne kadar isabetli olduğunu gördüler.

Şimdi ise onlar için en güzel mükafatlara layık olma vaktidir.

1) Kimi müfessirler ‘Rablerine bakarlar(nazar ederler)’ ayetini mecazi anlamda anlamışlardır.

Buna göre bir kimseye bakmak demek o kimseden birşeyler ummak ve ondan bir karar, bir ihsan-iyilik beklemek anlamına gelir.

Mesela, kör bir insan bile ‘Ben ona gözümü diktim’ diyebilmektedir.
Bu açıdan bakıldığında ayet ‘Allah’ın riza, nimet, ihsan, iyilik, rahmet beklerler’ şeklinde anlaşılabilir.

2) Böyle anlayanlar Enam Suresinin 103. ayetine dayanarak Allah’ı görme imkanının olmadığını belirtiyorlar.

GÖZLER O’NU GÖREMEZ; O gözleri görür. O, Latiftir, Habirdir.’


3) Ayrıca A’raf suresi 143. ayeti de delil olarak getirilmektedir. Orada Hz. Musa’nın Allah’ı görme isteğine şu cevap verilmektedir:

Ne zaman ki, Musa, mikatımıza geldi, Rabbi ona kelâmıyla ihsanda bulundu. "Ey Rabbim, göster bana kendini de bakayım sana". dedi. Rabbi ona buyurdu ki; " Len terani/BENİ KATİYYEN GÖREMEZSIN ve lâkin dağa bak, eğer o yerinde durabilirse, sonra sen de beni göreceksin". Daha sonra Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir ediverdi, Musa da baygın düştü. Ayılıp kendine gelince, "Sen sübhansın", "tevbe ettim, sana döndüm ve ben inananların ilkiyim," dedi.

4) ‘Rablerine bakarlar’ ‘İla Rabbihe naziretun’ ifadesinde ‘görme’ (ruyet) geçmemiş, ‘bakmak’ (nazar) fiili geçmiştir. Bu incelikte dikkate değer.

Bakmak(nazar) fiilinin bahsettiğimiz anlamda mecazi kullanımını Kuran’ı Kerim’in diğer bir ayetinde de görmekteyiz. Bu ayette bu anlama tarzının Kuran’ın uslubuna uygun olduğunu, zorlama bir yorum olmadığını apaçık bir şekilde ortaya koymaktadır:

‘İnandıktan, Peygamber'in hak olduğuna şehadet ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra, inkâra sapan bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimler güruhunu doğru yola iletmez.

İşte onların cezaları, Allah'ın, meleklerin, insanların hepsinin laneti onların üzerlerindedir. Onlar bu (lanetin) içinde ebedî kalacaklardır. Kendilerinden ne bu azab hafifletilir, ne de yüzlerine bakılır.(velehum yünzerun) ’
(3/86 - 88 )

Bu ayette bakma fiili mecazi anlamda kullanılmıştır. Yoksa Allah elbette o kafirleri görecek, ama onlara (mecazi anlamda) bakmayacak, yani değer vermeyecek.

Başka bir ayette şöyle geçmektedir:

Ey iman edenler!
Peygamberin evlerine vaktine bakmaksızın ve yemeğe izin verilmedikçe girmeyin. (illa en yü’zene lekum, ila teamin ğayre nazirine inahu)
Fakat çağırıldığınız vakit girin. Yemeği yediğinizde de hemen dağılın. Sohbet etmek için de izinsiz girmeyin. Çünkü bu haliniz peygambere eziyet veriyor, ama o sizden utanıyor. Fakat Allah gerçeği söylemekten utanmaz. Hem O'nun hanımlarına bir ihtiyaç soracağınız vakit de perde arkasından sorun. Böyle yapmanız hem sizin kalbleriniz ve hem de onların kalbleri için daha temizdir. Hem sizin Resulullah'a eziyet etmeye hakkınız yoktur. Ondan sonra hanımlarını da ebediyyen nikâh edemezsiniz. Çünkü bu Allah katında çok büyük bir günahtır. (33/53)


Bu ayette de ‘vakte bakmak(nazar)’ ‘vakti beklemek’ anlamında kullanılmıştır.

5) Ayrıca şöyle bir düşünceyle de bu görüşü destekleyebiliriz:

Görme olayının meydana gelmesi için bir şeyin hususi bir boyutu, bir mekanı, bir şekli ve bir de renginin olmadı ve ışığın ona çarparak insanın gözüne aksetmesi ve sonunda da beyinde görmenin gerçekleşmesi gerekir.

Böyle bir şey ise Allah için söz konusu olamaz. Çünkü Allah mekanlardan münezzehtir, onun bir şekli, bir rengi yoktur. O’nun zatının gerçekliğini kavramak akıl gücünün ve duyumların ötesindedir.

Allah’ın görülebileceğini söyleyen alimler ise şöyle diyorlar:
Görme olayının hakikatinin ve fiili şeklinin, yalnız bizim bu dünyada vakıf olduğumuz biçimden ibaret olduğunu zannetmek yanlış olur. Ahirette cennettekilerin, Allah’ı görmelerinin hususi şeklinin olabileceğini söylüyorlar.

Ahiretin mahiyetini kavramanın, tıpkı iki yaşındaki bir çocuğun evlilik ve cinsel hayata bakışına benzediğini, halbuki büyüyünce bu olayla bilfiil kendisinin yüzyüze geleceğini belirtiyorlar.

Sonuç:

Halbuki ahirette farklı bir görme’nin olacağına dair bir bilgi yok. Bugün görme denilince yukarıda tarifini yaptığımız şekil anlaşılmaktadır. Bu tarz bir görmeye göre konuşacak olursak elimizdeki verilerden yola çıkarak Allah’ın ahirette de asla görülemeyeceğini ilgili ayetlere ve akli muhakememize dayanarak iddia edebiliriz.

Durum ne olursa olsun, Allah’ı gözle görmeye delalat eden kesin bir delil olmadığı gibi, bu, dinde bilinen zaruri inançlardan da değildir.

Bizim korumamız gereken gerçek; Allah hakkında mekan, sınır, cisim ve onlarla çelişkiye giren mahiyet ve keyfiyetlerden O’nu tenzih etmektir.


ALINTIDIR
Logged
10 Kasım 2007, 12:49:02 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
maxpayna
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 3638
Nerden: ankara

WWW Offline
« Yanıtla #7 :»

Bülent Şahin Erdeğer

"Gözler O'nu idrak edemez. O bütün gözleri idrak eder”
En’am 6:103


75/22-23 O gün bir takım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır.
75/24 O gün bir takım yüzler de asıktır.
75/25 Kendisinin belkemiğinin kırılacağını sanır.


Bahsini ettiğimiz ayetleri siyak-sibakındaki edebi üslupla beraber okuyalım.

Karşılaştığımız ifadeler sırasıyla
1.Rablerine Bakan Yüzler
2.Parlayan Yüzler
3.Asık Yüzler
4.Belkemiğinin kırılacağını sanmak


Dikkat edilirse bu 4 tasvir de Gaybi bir olay olan ve bizim dünya koşullarından bilemeyeceğimiz Din gününü tasvir etmektedir. Yani Müteşabihtir. Teşbihlenerek örneklendirilerek anlatılmıştır. Günlük dilde kullandığımız yüzün parlaması,asılması sorumluluk “yükü taşımak” ya da sonuç için, yardım için beklemek için kullanılan “bakmak” hep mecazidir. Her ne hikmetse sırf mezhepçi tartışmalardan dolayı yüzlerin asıklığını ya da 25. ayetteki belkemiği deyimini doğru bir şekilde mecazi olarak algılayan muhterem ehl-i sünnet uleması “Rabbe bakmak” deyimini siyak-sibaktan kopuk biçimde somut anlamayı tercih etmişlerdir! Surat asıklığını kimse suratların askıya asılacağı gibi abuk sabuk anlamadığı ya da yüzlerin cismen lamba gibi yandığını söylemediği gibi ya da Allah’ın kulların belkemiklerini kırmak istediği gibi garip bir şekilde anlamadığı gibi Allah’a bakmayı da somut anlamıyla anlamamalıdır.

“Kadıncağız üç aydır yardım derneğinin kapısına bakıyor ” cümlesinden ne anlaşılır? Ya da “İki gündür adamın ağzına bakıyoruz ki maaşları versin!” cümlesinden ne anlaşılır? Başka bir örnek verirsek: “İş Komutanın Bir Emrine Bakıyor” Bu bakmak medet ummak, beklemek anlamlarını ifade eden bir mecazdır.

Elmalılı Hamdi Yazır Diyor ki;

“75:22.-23 Nice yüzler o gün parlaktır. Başarılı olma neşesiyle sevinç içinde ışıl ışıl parıldar. 23. Zira Rabbine bakıcıdır. Onun cemâline bakmaktadır. Ehl-i Sünnet bu bakışı "görme" mânâsında anlayarak ahirette müminlerin Allah'ın cemalini göreceğini isbat etmişlerdir. "Beni asla göremezsin."(A'râf, 7/143) âyetine sarılan Mutezile de bu bakışı "bekleme" mânâsına yorumlamışlardır. Oysa gayesine ulaşmayan beklemenin neticesi neşe değil, hayal kırıklığı ile üzüntü olacağından burada sadece bekleme mânâsının doğru olamayacağını anlatır. 24. Nice yüzler de o gün pusarır, kederinden ekşir, kararır, pusarır. 25. "Onlar (burada zann, kesin olarak ve iyice anlamak mânâsınadır) anlar ki", kendilerine belkıran uygulanacak. FÂKIRE, büyük bela, korkunç felaket demektir ki belkemiğine isabet eden, yani belleri kırıp paramparça eden şiddet mânâsından gelir. Bazıları, devenin burnunu dağlamak mânâsına gelen "fakr" dan türemiş olduğunu söylemişlerdir. Birisi şiddetini, birisi de azabın acılığını ifade eder. Dilimizde "filan iş filanın belini kırdı." tabirinin kullanılması itibariyle biz buna meâlde "belkıran" demeyi uygun gördük”

Yukarıdaki yorumunda da görüldüğü gibi Yazır, Ayetleri bütünlüklü değil tek tek, parçacı bir tarzda ele almıştır. 22-23.ayetlerde “Oysa gayesine ulaşmayan beklemenin neticesi neşe değil, hayal kırıklığı ile üzüntü olacağından burada sadece bekleme mânâsının doğru olamayacağını anlatır.” Diyerek Yazır garip ve kopuk bir yorum yapmıştır. Oysa 24. ayette beklemenin neticesi hayal kırıklığı olanlar da tasvir edilmiştir. Aynı Kişi (E. Hamdi Yazır) hemen bir ayet sonra “Fakıre” kelimesini mecaz olarak algılamış “Birisi şiddetini, brisi de azabın acılığını ifade eder.” Diyerek doğru olarak tefsir etmiştir. Bu tutarsızlık ise ekseri Ehl-i Sünnet müfessirlerinin bütünlüğü gözönüne almadan parçacı/atomik tefsirlerinin doğurduğu hatalardan biridir.

Mutezileden İmam Zemahşeri, ilgili ayetleri “ilahi vaadlerin gerçekleşmesini bekleme (intizar)” şeklinde ele almaktadır. Kadı Abdülcebbar Bu konudaki rivayetlerin sağlıksızlıklarını ortaya koymuştur. Ayrıca Allah’ın görülebileceğini iddia eden rivayetlere karşın onlardan çok daha sağlam Hz. Aişe’nin rivayetini delil getirir. Ayrıca Kur’an’da anlatılan Müteşabih (Kıyamete ve ahirete ilişkin bizim zihnimizin algılaması için bizim kullandığımız insani kavramlarla örneklendirilerek anlatılan) sahneler Muhkem ayetlerin eşliğinde anlaşılabilir. Dolayısıyla Allah’ı tanıtan Muhkem ayetler onun görülemeyeceğini açıkça beyan etmektedirler.

Görülebilen bir varlık nasıl bir İlah olabilir ki? Allah’ın mekanı, cismi yoktur. İnsan onu nasıl görebilir ki? Zaten Ehl-i Sünnet te bu bariz sapmayı telafi edebilmek için Kendilerince bu görmenin bu dünyadaki gibi olmayacağı gibi gayba taş atar cinste bir savunma yapmıştır.

Bu yüzden Mu’tezilîler, Tevhid prensibinden hareketle, Allah’ın kıyamet gününde görülemeyeceğini, çünkü Allah’ı görmenin cisim, mekan, suret ve yön gerektireceğini, ayrıca Allah’ın hiçbir veçhile mahluka benzemeyeceğini ileri sürmüş ve dolayısıyla Allah’ın ahirette görülmesini inkar etmişlerdir. ( Bkz. Bağdâdî, el – Fark, s. 22; Ebu Zehra, Mezhepler Tarihi s. 157; Ahmet Turan, İslâm Mezhepleri Tarihi, Samsun, 1993, s. 103-108. ) Onlar bu konuyla ilgili ayetlerin tevhid bütünlüğüyle anlaşılmasını da kendileri açısından vacib saymışlardır.

Aklen Cennette de olsa Kullar hiçbir şekilde Yaratıcıyı tam olarak ihata edemezler. Bu dünya koşullarında bir görme yerine başka koşullarda bir “görme” de Yaratıcı ile yaratılan arasındaki zorunlu ayrımı ortadan kaldıramaz. Ayrıca dikkat edilirse mecazen anlaşıldığında hiçbir problem çıkartmayan aksine Kur’ân’ın apaçık, Beyyine olduğunu kanıtlayan bu ifade somut anlam verilerek anlaşılmaya çalışıldığında beraberinde Tevhid ve Tenzih akidesine ters bir sonuç çıkartmakta bu sonuç ta yeni tevillere sebep olmakta, ahiret alanı gibi gaybi bir konuda “zan” üzerine yargılar doğurmaktadır.

Rabbimiz bizlere sonsuz hakikatlerini, sınırlı ve insan idrakinin anlayabileceği beşeri bir dil ile anlatmaktadır. Böyle olunca da beşeri dilde anlatım kolaylığı sağlayan mecazi, sembolik ve temsili anlatım gibi, bazı dil sanatlarının kullanılması tabiidir. Örneğin "Allah'ın eli", "Ayetler karşısında kör olmak" gibi ifadeler -bazı yanlış değerlendirmelerde yapıldığı gibi müteşabih ayetler değil- Kur'an'daki mecazî kullanımlardır. Kur'an ayetlerinin tasnifinde "muhkem" ve "müteşabih" kavramlarıyla karşılaşmaktayız. (Kitab'ı sana O indirdi. Onun bazı ayetleri muhkemdir. Onlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de mütesabihtir. Kalblerinde eğrilik bulunanlar, fitne çıkarmak ve onu te'vil etmek için onun müteşabih ayetlerinin ardına düşerler. Oysa onun tevilini Allah'tan başka kimse bilmez... (Al-i İmran, 3/7) Muhkem ayetlerin Kitab'ın anası olduğu açıklanırken, müteşabihlerin peşine düşenlerin ise kalplerinde eğrilik olduğu ve fitne çıkartmak istedikleri vurgulanmaktadır. Müteşabihlerin "te'vilini Allah'tan başka kimsenin bilmeyeceği de ifade edilmektedir. "...Te'vili gelip çattı­ğı gün..." (Araf, 7/53) ayetinde de görüleceği gibi "te'vil" bir şeyin sonucu, gerçekleşmesi; o şeyin hakikati anlamına gel­mekte ve bu kelime ilgili ayette geçen "müteşabih" ifadesinin açıklayanı olmaktadır. Buna göre müteşabih ayetler, lafızları anlaşılamayan değil, taşıdığı anlamın (haberin), te'vilinin (akıbetinin) ve mahiyetinin ne olduğu bilinemeyen nasslardır.


Bülent Şahin Erdeğer
Logged
03 Aralık 2007, 03:36:44 ÖS 15
Üye Bilgileri
ankebut-57
Yeni Üye

Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 2
Nerden:

Offline
« Yanıtla #8 :»

biz sınırlılar Allahı göremeyiz
Allah bize görünür
halis hocayı tanımam ama tanıdığım kelamcılar bu konuda titizdir...

Soruyu yazının sahibi olan kıymetli Halis Hocama iletseniz daha isabetli olur. Kendisinin devamlı yazdığı sitelerden biri ve ordaki yazısının linkini veriyorum.

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
TIKLAYIN


Selam ve sevgiler...

Logged
03 Aralık 2007, 05:36:00 ÖS 17
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4069
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #9 :»

Kıymetli Halis hocanıza sevgilerimi iletiniz.


sorudan ziyade basit bir mantığın dahi anlayabileceği bir sorundur.
sınırlıların sınırsızı kavrayamayacağı ve göremeyeceği görmüş olamayız olsa olsa bize görünenin bir kısmını görebiliriz.
biraz düşünürseniz anlaşabiliriz.

teşekkürler.
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
06 Aralık 2007, 07:57:43 ÖS 19
Üye Bilgileri
GeDa
Üye
*
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 32
Nerden: R"dam...
Var sin im demek isterdim ama yok su num.....


Offline
« Yanıtla #10 :»


Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Ahirette, müminler yüzleri nurlu ve parlak olarak, Rablerine, bakarlar.) (Kıyamet 22, 23)

(Güzel amel edenlere, hüsna [Cennet> ve ziyadesi de vardır.) (Yunus 26)
Buradaki ziyade kelimesini Resulullah efendimiz rüyet (Allahü teâlâyı görmek) olarak açıklayıp buyurdu ki:
(Dolunayı gördüğünüz gibi kıyamette Rabbinizi net görürsünüz.) [Buhârî>

 serender  kardesim inanip inamamak sizin elinizde ben sizi inadirmak icin bunlari yazmiyom ..
Ben butun gonlumle inaniyom , Boyle bir mujde ayaetlerde verilmis siz inanmak istemiyorsaniz sizin bileceginiz...
Selam ve dua ile.....



Soruyu yazının sahibi olan kıymetli Halis Hocama iletseniz daha isabetli olur. Kendisinin devamlı yazdığı sitelerden biri ve ordaki yazısının linkini veriyorum.

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
TIKLAYIN


Selam ve sevgiler...



ankebut-57 tesekkur ederim linki vermissiniz...




Logged

Her Seyde Tek Imza Ya Hay.....
06 Aralık 2007, 10:08:44 ÖS 22
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4069
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #11 :»

çabalarınız için teşekkür ederim

şunu tekraren vurgulamak istiyorum

önce bir örnek verelim

el-alim: Allahın sıfatıdır ve sınırsız bilmek... anlamına gelir..
el-basir: Allahın sıfatıdır sınırsız görmeyi ifade eder...

nasıl ki bilmek ile kastedilen bizim bilgimiz değildir; aynen görmek ile de kastedilen bizim görmek diye algıladığımız şey değildir.
çünkü Zatı zülcelal bizim muhayyilemizin çook çok fevkindedir. anlamaya çaba harcamamız bile sakıncalıdır  ..(öyle değil mi?)

şimdi yukarda örneğini verdiğiniz kıyamet suresinde ki ayeti bazı müfessirler mecaz anlamda almışlarsa da mutezilenin yorumunu kabul etmediğimi ifade etmeliyim. ehli sünnetin tefsiri bana daha makul gelmekte...
ayrıca ikinci bir ayet ise "Hayır! onlar (facirler) o gün Rablerini görmek gibi en büyük nimetten yoksundurlar" ayetide mutezileyi çürütmektedir.
yani bu tartışma bence makul değildir.

savunduğum şeyi tekrar edeyim:
fiil görmek ise fail biz yani müminler değildir. Fail Allahtır. bu cümlede

(bismillah ila rabbiha nazireh.. sadakalllahul aziym)

fiil: ne-ze-re
fail:rabb
meful: zamirle atfedilen müminler

yani Kıyamet günü Allah (bizim bilmediğimiz ve kavrayamayacağımız çok başka ve farklı bir görmek olayı ile müminlere görülecektir...

bilmem anlatabildim mi?


ayrıca,

üzüldüğüm nokta şu:
kıyamet suresinde bahsedilen o sahnenin, anlayamayacağımız böyle bir tartışmadan ötürü gerçek anlamını koruyamadığı..

tekrar teşekkürler geda (sahi geda ne demek?Smiley)


Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
07 Aralık 2007, 12:22:43 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
GeDa
Üye
*
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 32
Nerden: R"dam...
Var sin im demek isterdim ama yok su num.....


Offline
« Yanıtla #12 :»

[color=red]Size soyleyecek baska sozum yok benim.....
Wesselam..
.[/color]

tekrar teşekkürler geda (sahi geda ne demek?)

Farsca bir kelime....:Fakir ,dilenci demek..... Cool


Logged

Her Seyde Tek Imza Ya Hay.....
07 Aralık 2007, 12:12:06 ÖS 12
Üye Bilgileri
chamdali
Daimi Üye
**

Mesaj Sayısı: 128
Nerden: İstanbul

WWW Offline
« Yanıtla #13 :»

Alıntı sahibi: GeDa
Resûlüllah Efendimiz’in (s.a.v.) Mi’rac’daki görüşü de, dünya âleminde olmamış, âhiret yurdunda vâki olmuştur.


Merhaba

Yazı GeDa' ya ait değilmiş ama buradaki muhatap o olduğu için ona soruyorum:

Bu bilgi ile ilgili elinizde delil var mı? Bahsedilen konu gaybi olduğu için verilecek delilin de gaybın Alimi olandan olması icab eder.

Selamlar!
Logged

Hayatın kazası olmaz!
11 Aralık 2007, 04:20:34 ÖS 16
Üye Bilgileri
ankebut-57
Yeni Üye

Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 2
Nerden:

Offline
« Yanıtla #14 :»

Alıntı sahibi: GeDa
Resûlüllah Efendimiz�in (s.a.v.) Mi�rac�daki görüşü de, dünya âleminde olmamış, âhiret yurdunda vâki olmuştur.


Merhaba

Yazı GeDa' ya ait değilmiş ama buradaki muhatap o olduğu için ona soruyorum:

Bu bilgi ile ilgili elinizde delil var mı? Bahsedilen konu gaybi olduğu için verilecek delilin de gaybın Alimi olandan olması icab eder.

Selamlar!

Yazının altında İmam-ı Rabbani Hazretlerinin Mektubâtından alıntı olduğu dipnotlarda vardır. Kur'an ve Sünnetten sonra en sağlam kaynak kabul edilen Mektûbat bizlerce yeterli delildir.
Logged
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.147 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu