İBADET

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > KUR´AN-I KERİM (Bilgi Platformu) > Kur'an-i Kavramlar > İBADET
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: İBADET  (Okunma Sayısı 314 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
23 Ekim 2007, 05:46:36 ÖS 17
Üye Bilgileri
esedullahmurat
Ziyaretçi
« :»

Kelime anlamı itaat etmek, boyun eğmek, tapmak, kulluk etmek, küçüklüğünü kabul etmek demektir. Şer'i anlamı ise, Allah'ın sevdiği, emrettiği, kabul ettiği ve razı olduğu bütün gizli-açık amel ve sözlerdir. Bunlardan bazıları; iman, islam, ihsan, dua, korkmak, umut etmek, tevekkül etmek, ummak, gönülden saygı duymak, yönelmek, yardım istemek, sığınmak, yardımına çağırmak, kurban kesmek, adak adamak, ilah olarak yalnızca Allah'ı tanımak, Allah'ın hükmüne teslimiyet göstermek, Allah için sevip Allah için buğzetmek, namaz kılmak, zekat vermek, oruç tutmak, hacca gitmek, tavaf etmek, tevbe-istiğfar etmek vs. dir. (Muhammed b. Abdulvehhab, Tevhid, s.f 80, Tevhid Yayınları)

İbadet niyete bağlı olarak yapılmasında sevap olan, Cenab-ı Hakka yakınlık ifade eden ve özel bir şekilde yapılan taat ve fiillerden ibarettir. Bu, bizi yoktan var eden, bize sayısız nimetler bahşeden Yüce Allah'ı ta'zîm (ululamak, yüceltmek) amacı güden bir kulluk görevidir. (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, İstanbul 1935, 1/95)

Bu duruma göre ibadet, Cenab-ı Allah'a karşı gösterilen saygı ve hürmetin, en yüksek derecesini ifade eder. En geniş anlamda ibadet, Allah'ın hoşnut ve razı olduğu bütün fiil ve davranışları kapsamına alır. (Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi: 3/53)


İbadet, kendini kul olarak kabul eden insanın Rabbine karşı teslim oluşu ve Rabbine itaat edişidir. İbadet, Yüce Yaratıcı karşısında kişinin benliğinin derinliğinden gelen bir saygı ile boyun eğmesidir. İbadet, Allah'a karşı duyulan saygı ve azamet duygularının en yücesidir. Kul bu duyguyu, Allah'ın emirlerine uyarak, yasaklarından kaçınarak yerine getirir.


Allah'ın razı olduğu bütün ameller ibadet kapsamına girer. Bir diğer deyişle salih (doğru ve güzel) kabul edilen bütün ameller (fiiller)in yapılması ibadettir. Çünkü Allah, insanlardan güzel davranışlar ve kendi hükümlerine itaat istemektedir. Yani Allah'a itaat manası taşıyan her hareket ibadettir.


İbadet, 'abd' kelimesinden türetilmiştir. Bu da; en yüce bilinen bir varlığa itiraz etmeksizin, karşı gelmeksizin itaat etmek, boyun eğmek demektir. Eskiden kölelere de 'abd' denirdi. Onlar, sahiplerine karşı gelmeksizin itaat ederlerdi. Çünkü onlar efendilerinin malı sayılırlardı.



İnsanın Allah karşısındaki durumu, kölenin efendisi karşısındaki durumu gibi değildir. İnsanlar Allah'ın köleleri değildirler. Ancak insanlar mutlak itaatı, boyun eğmeyi ve en yüksek tazimi Allah'a yapmak zorundadırlar. Bunun adı kulluktur, yani ibadettir. (Hüseyin K. Ece, İslam'ın Temel Kavramları, s.f. 282, Beyan Yayınları)


İbâdet kelimesi, "abede" fiilinin masdarı olup "itaat etmek, boyun eğmek, tevâzu göstermek, bağlanmak ve hizmet etmek" anlamlarına gelir. İbâdet kelimesinin türediği "abd" kökü, şu anlamlara gelir:


1) Hürün karşıtı olan köle,

2) Boyun eğmek ve itaat etmek,

3) Kulluk etmek, ilâh tanımak, tapmak,

4) Bir şeye bağlanıp, ondan ayrılmamak.



Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere ibâdet kelimesinin ifade ettiği esas manalar; "kişinin yüksek ve üstün birine karşı baş eğmesi, itaat etmesi, kendi hürriyetinden ferâgat ederek onun karşısında her türlü isyanı terk etmesi, tam bir bağlılıkla ona boyun eğmesidir." İşte bu durum, kulluk ve itaattir. İbâdet, itaat etmenin bir çeşididir. Bu itaata layık olan da, hiç şüphesiz gerçek ma'bud olan Allah'tır. Çok ibâdet edene âbid; kendisine ibâdet edilene de ma'bûd denir.


Kur'ânî bir terim olarak ibâdetin genel anlamdaki tanımı şudur: "Yapılması sevap olan, Allah'a yakınlık ifade eden, yalnız O'nun emirlerini yerine getirmiş olmak ve rızâsını kazanmak niyetiyle yapılan, her türlü harekete ibâdet denir."


Demek ki İslamî manasıyla Allah'a ibâdet: "İnsanın rûhen ve bedenen, gizli ve açık bütün mevcudiyetiyle yalnız Allah'a yapmış olduğu şuurlu (bilinçli) bir tâat ve kurbettir."


"İbâdet" kavramı, "kurbet" (yakınlık) ve "tâat" (sevap olan şeyler) kavramlarının anlamını da içermektedir. Dolayısıyla ibâdet eden insan, hem Allah'a yaklaşmış, tanıyıp kulluk etmiş, boyun eğmiş ve hem de O'na itaat etmiş olur. Mesela namaz kılan bir insan, Allah'a tâat, ibâdet ve kurbet görevlerini yapmış olur. Namazın kabul olması için de "iman", "ihlâs" ve "niyet" in bulunması gerekmektedir. Korku ve ümit içinde hem zâhir, hem bâtında sonsuz bir alçak gönüllülük ile sınırsız bir ta'zimi ihtiva eden ibâdet, "kibir" ve "riyâ" kabul etmez.


"İbâdet", boyun eğmenin, itaat etmenin, saygı göstermenin ve kulluğun en son noktasıdır. İbâdet, insanın Allah'ın râzı olduğu şeyi yapması, yerine getirmekle yükümlü olduğu fiilleri emrolunduğu şekliyle hayata geçirmesi, hiçbir şey gözetmeden Allah'a kulluk etmesi ve bunu, sadece O'na boyun eğip itaat etmek için yapmasıdır.


İtaat büyük bir makamdır. İbâdet/kulluk yapan "âbid/abd" (kulluk yapan/kul), itaat ve ibâdetle Allah'a bağlandığı için şereflenir. Allah Teâlâ, rasulü Muhammed (s.a.v.)'i, makamların en şereflisi olan "risâlet" makamında "abd/kul" kelimesi ile isimlendirmiştir. (2/23, 17/1, 18/1, 57/9) O yüzden şehâdet kelimesinde bile "rasül" kelimesinden de önce; daha önemli ve daha şerefli olduğu için "abduhu: O'nun kulu" ifadesi kullanılır. Çünkü risalet, Muhammmed'in (s.a.v.) diğer insanlara yönelik ilişki ve görevini ifade ederken; "abd/kul" ifadesi, onun Rabbıyla ilişkisini ve bağını anlamlandırır. Allah'la irtibatın, diğer insanlarla ilişkiden daha şerefli olduğu da açıktır. Biz de, şeref ve fazilet istiyorsak, bunun Allah'la bağımızı güçlendirmekten geçtiğini, yani ancak ibâdet ve kulluk görevlerimizde derinleşmekle makamımızı yükseltebileceğimizi aklımızdan çıkarmamalıyız.


İbâdet, imanın uygulanması, hak ve doğru kabul edilen esasların günlük hayatta yaşanması olduğundan, Allah katında tâat kabul edilen her davranışın bilfiil uygulanmış, yapılmış olması gerekir. Yoksa, yalnız istek halinde kalıp, davranış sahasına çıkmayan duygu ve düşünceler, Allah'a yakınlık anlamına gelen kurbet ve tâat olsalar da, ibâdet değillerdir. Gerçek iman kulun kalbine girdiği zaman bu pratiğe salih amel şeklinde yansır. Allah insanlardan söz söylemelerini değil, sözlerini doğrulayacak salih amel işlemelerini ister. Bunun yanında, niyetsiz, sadece görünürde yapılan işler de ne olursa olsun, ibâdet sayılmazlar. Niyetsiz yatıp kalkmak namaz olmadığı gibi, niyetsiz aç durmak da oruç değildir. O halde kötü niyetle, veya Allah'a itaat ve yakınlık kastından başka bir maksatla yapılan işler, ibâdet olamazlar.


Lisanımızda çokça kullanılan "tapınmak ve tapmak" kelimeleri, ibâdet'in değil; yalnızca tâat'in karşılığı olabilir. Hatta tapmak ve tapınmak kelimelerinden az çok, ne yaptığını bilmemek gibi bir şuursuzluk manası anlaşıldığı için, bu kelimeleri "puta tapmak", "haça tapmak" gibi yerlerde kullanırız. Oysa kulluk etmek, şuur bakımından tapmak kelimesinden daha iyi ve anlamlıdır. Şu halde ibâdet terimi, bir tâat mertebesini ifade etmektedir ki, en hususi anlamı "ibâdet", en genel anlamı ise "kulluk" manasına gelen "ubûdiyet"tir. İbâdet, Allah'ın râzı olduğu şeyi yapmak; ubûdiyet ise, Allah'ın yaptığına râzı olmaktır, diye de tanımlanmıştır. (Ahmet Kalkan, Kur'an Kavram Tefsiri)
Logged
05 Mayıs 2009, 01:44:50 ÖÖ 01
Üye Bilgileri
hattabhamza
Aktif Üye
***
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 481
Nerden: GİRESUN
şirkten boşanıp,şehadetle nişanlanmak


Offline
« Yanıtla #1 :»

İslam kardeşleri! Biz Müslümanların çok kullandığı fakat anlamını pek bilmediği bir sözcük var: İbadet. Bu sözcüğün gerçek anlamını kavramak çok önemlidir.
       Allah, yaratılmamızın biricik sebebinin, hayatlarımızın amacının sadece ona ibadet ve hizmet etmek olduğunu söylüyor.


       "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zariyat 56)


       Şüphesiz ki bu da İbadet'in anlamını çok iyi bilmemizin gerektiğini gösteriyor. Aksi taktirde yaratılma amacınızı yerine getiremezsiniz. Gerçekleşmeyen amaçsa başarısızlıktır. Bir doktor hastasını iyileştiremiyorsa işinde başarısız sayılır. Bir çiftçi iyi ürünler yetiştiremiyorsa o da başarısız sayılır. Aynı şekilde siz de eğer yaratılış amacınızı, İbadet'i yerine getiremiyorsanız, başarısız sayılmalısınız. O zaman beni iyi dinleyin ve İbadet'in önemini iyi kavrayarak sürekli aklınızda tutun. Hayatınızın başarısı ya da başarısızlığı buna bağlıdır.


İbadet'in Anlamı


O zaman ibadet nedir?
       İbadet kelimesi Arapça'da işçi ve kul anlamına gelen abd kökünden türemiştir. O zaman ibadet'te bir işçi ya da kulun yerine getirmeleri gereken sorumluluklardır. Eğer bir insan bütün hayatını sadece başka bir insana hizmet ve itaat ederek geçiriyorsa ve bir kölenin efendisine davranması gerektiği gibi davranıyorsa o hizmet ettiği kişinin kuludur. Fakat o, işçi gibi kabul edilip yaptığı iş için kendisine para ödendiği halde efendisine itaat ve hizmet etmemişse isyan ve sadakatsizlikten suçludur.
       Bir kul efendisine nasıl davranmalıdır?
       Bir kulun ilk görevi, sadece kendi efendisini tanımaktır. Onu besleyen, koruyan ve yaşatan efendisine tamamen inanmalı ve başka hiç kimseye bağlılık göstermemelidir.
       İkinci görev, efendisine her zaman itaat etmek, bütün emirlerini titizlikle yerine getirmek, kendi istek ve düşüncelerine ya da bir başkasınınkilere kapılmaktan kaçınmaktır. Bir kul her zaman ve her durumda bir kuldur, itaat edeceği emirleri seçmeye, itaat etmemeye ya da işine geldiği zaman çalışıp gelmediği zaman sorumluluklarını ihmal etmeye hakkı yoktur.
       Bir kulun üçüncü görevi efendisine saygı göstermek ve ona tapmaktır. Saygı gösterdiğini belli etmek için onun gösterdiği yolu takip etmelidir. Eğer inancı ve itaati sürekli ve güçlüyse, her çağırdığında onun huzurunda olmalıdır.
       O zaman, efendiye bağlılık, ona itaat, saygı ve tapma gibi özellikler bir araya gelince ibadet'i oluşturur.
       "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zariyat 56) derken Allah bizden her şeyin üstünde sadece O'na bağlı olmamızı, sadece O'nun emirlerini yerine getirip, sadece O'na dizlerimizin üstünde ve eğilerek saygı göstermemizi istemiştir. Kur'an'ın her yerinde ibadet sözcüğü bu anlamda kullanılmıştır. Bu aynı zamanda Peygamberimiz'in (s.a.v) , ve ondan önceki peygamberlerin (Allah'ın rahmeti üzerlerine olsun) öğütlerinin özünü oluşturmaktadır. Hepsi aynı mesajla gelmişlerdir. "Allah O'ndan başkasına tapmamanızı emretmiştir." (Yusuf 40) bağlılık göstereceğiniz tek bir hakim var, o da Allah'tır; itaat edeceğiniz bir tek kanun var, o da Allah'ın kanunudur ve ibadet edeceğiniz tek bir varlık var o da Allah'tır.


İbadet'i Yanlış Anlamak


       Şimdi daha sonraki durumlara bakalım
       Bir hizmetkar efendisi tarafından kendisinden istenen görevleri yerine getirmek yerine, onun karşısında ellerini kavuşturup sürekli ismini tekrar ediyorsa onun için ne dersiniz? Efendisi ona diğer insanlara olan yükümlülüklerini yerine getirmesini emrediyor fakat o olduğu yerde duruyor. Elleri bağlı, ayakta durarak tekrar tekrar efendisini selamlıyor. Efendisi kötülükle savaşıp onu yenmesini istiyor fakat o hiç kımıldamıyor; onun yerine ona secde ediyor. Efendisi ona hırsızın elini kesmesini emrediyor fakat hizmetkar verilen emri yerine getirmeye çalışmak yerine, hala olduğu yerde durup: "Hırsızın elini kes, hırsızın elini kes" diye neredeyse şarkılar söylüyor.
       Bu adamın gerçekten efendisine hizmet ettiğini söyleyebilir misiniz? Ve eğer sizin de işçileriniz olsaydı ve bir tanesi bu şekilde davransaydı kararınız ne olurdu? Ne kadar zaman bu sözde kulları sadık Mü'minler olarak kabul ederdiniz? Peki, sabahtan akşama kadar Kur'andaki ilahi emirleri okuyan, fakat onları uygulamak için kendini yormayan, tesbih çekerek sürekli Allah'ın adını anan, hiç durmadan namaz kılıp güzel sesiyle Kur'an okuyan birini gördüğünüzde "Ne kadar imanlı ve dindar bir insan" dersiniz çünkü ibadet'in gerçek anlamını kavrayamamışsınız.
       Şimdi başka bir işçiye bakalım. Bu insan gerçek efendisinin kendisine verdiği emirleri sürekli ihmal ederek bütün gün başka insanların verdikleri işleri yapıyor, bunu insanlardan gizlemeye çalışıyor ve övünmek için hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Böyle bir hizmetkarınız olsaydı ne yapardınız? Selamını yüzüne fırlatmaz mıydınız? Size "Efendim" dediği zaman ona "Sen arsız bir yalancı, dolandırıcısın, neden ücret alıp başkaları için çalışıyorsun. Bana efendim deyip benden başka herkes için çalışıyorsun" demez misiniz? Bu hepimizin kolayca anlayabileceği malum bir durumdur. Gece ve gündüz Allah'ın emirlerine karşı gelen, onları ihmal eden ve inançsızlara uyan bu insanların namazlarının, oruçlarının, tesbih çekmelerinin, Kur'an okumalarının, haclarının ve zekatlarının gerçek ibadetler olduğunu düşünüyorsunuz ve yine yanılıyorsunuz. Çünkü ibadet'in gerçek anlamını bilmiyorsunuz.
       Bir başka işçiye bakalım. Giysileri efendisinin arzu edeceği gibi mükemmel dikilmiş ve çok şık. Efendisinin karşısında her zaman büyük bir saygıyla çıkıyor. Ne zaman bir emir alsa son derece inançlı bir şekilde "Baş üstüne efendim" diyor. Efendisini her yerde övüyor. Fakat aynı zamanda efendisinin düşmanlarının ve isyankarlarının hazırladığı komplolara katılarak ve onun adını lekelemek için diğerleriyle işbirliği yaparak onlara hizmet ediyor. Gecenin karanlığında efendisinin evini soyuyor ama sabah olunca yine en sadık uşak olup karşısında el bağlıyor.
       Şimdi bu işçi için ne dersiniz? Mutlaka iki yüzlü, isyankar ve hain olduğuna karar verirsiniz. Halbuki bu gün siz toplum içindeki böyle insanları şeyh, Mevlana, pir gibi isimlerle adlandırıyorsunuz. Onları dindar zannediyorsunuz. Çünkü onların sakallarına, uzun elbiselerine, alınlarındaki secde izlerine, uzun uzun kıldıkları namazlara ve iri tesbihlerine aldanıyorsunuz. Çünkü ibadet'in ve dindarlığın gerçek anlamını kavrayamamışsınız.
       Çoğunlukla ibadet'in yüzünüzü Kıble'ye dönerek ellerinizi birleştirip, dizlerinizin üstüne çökmeniz, yüzünüzü yere koyarak secde etmeniz ve birkaç dua okumanızdan ibaret olduğunu düşünürsünüz. Ramazan'ın ilk gününden şevval ayının başına kadar olan süze içinde sabahtan akşama kadar aç ve susuz durmayı ibadet sayarsınız. Yalnızca Kur'an'ın bazı surelerini okuyarak, Mekke'ye gidip Kabe'yi tavaf ederek ibadet edebileceğinize inanırsınız. Kısacası ibadetin yalnızca dış görünüşteki tapınma ve uygulamalardan ibaret olduğunu sanırsınız ve ne zaman bunları yerine getiren bir insanla karşılaşsanız görevlerini gerçekten yapıp yapmadığını, Allah'a ibadette gerçek bir Mü'min olup olmadığını ve "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım" diyen Allah'ın ayetine uygun olarak yaşayıp yaşamadığını düşünmezsin.


İbadet: Hayat Boyu Süren Hizmet


       Fakat gerçekte, uygulamak üzere yaratıldığınız ve size farz kılınan ibadet çok daha değişiktir. O da şudur: hayatınızda attığınız her adımda Allah'ın kanununu takip etmeli ve bu kanuna aykırı olan kanunlara itaat etmeyi reddetmelisiniz. Yaptığınız her şey O'nun gösterdiği şekilde olmalıdır. İbadet ancak ondan sonra hayatınızda yer alabilir.
       Böyle bir hayatta, yaptığınız her şey, uyumak, uyanmak, yemek-içmek, çalışmak-dinlenmek, susmak-konuşmak hepsi ibadettir. Karınızla olan ilişkileriniz, çocuklarınızı öpmeniz bile Allah'a hizmettir. Yerine getirirken Allah'ın koyduğu sınırlardan çıkmadığınız, attığınız her adımda Helal ve Haram'a dikkat ettiğiniz, yapılması ve kaçınılması gereken, Allah'ın hoşuna giden ve gitmeyen hareketleri göz önünde bulundurduğunuz işleri dünyevi gözükseler bile dini bir nitelik kazanırlar.
       Örneğin, hayatınız boyunca karşınıza yasak yoldan kolay para kazanma fırsatları çıkar. Eğer kışkırtmalara karşı durur, Allah'a itaat ederseniz ve kendinizi sadece size gösterilen kazanç yollarıyla sınırlarsanız, o zaman yaptığınız iş ibadet sayılır ve ödülü hak edersiniz. Bu şekilde kazanıp ailenize getirdiğiniz kazanç da mübarek kazançtır. Yani Allah'ın iradesine uygun olarak yaptığınız her şey ibadet sayılır: bir taşı ya da başka bir şeyi insanlara zarar vermesin diye yolun dışına atmak; hasta bir insanı tedavi etmek; yalan söylemekten, insanların arkasından konuşmaktan, alay ve iftira etmekten kaçınmak; insanları incitmekten çekinmek; doğru ve adaletli konuşmak; bütün bunlar birer ibadettir.
       O zaman gerçek ibadet Allah tarafından gösterilen yolu takip etmek ve çocukluktan ölüme kadar O'nun emirlerine uygun bir hayat yaşamaktır. Bu ibadetin tatili yoktur; sürekli yerine getirilmelidir. Belirli bir şeklide yoktur. Söylediğiniz ve yaptığınız her şeyle Allah'a hizmet etmelisiniz. "şu zamanlarda Allah'ın kuluyum, şu zamanlarda değilim" diyemeyeceğinizden, Allah'a hizmet etmek için belirli zamanları bekleyemezsiniz. Eğer Allah'a saygı gösterip tapıyorsanız, seviyor ve korkuyorsanız hareketlerinizin temelinde bu duygular olacak ve sizin ibadetinizi oluşturacaklardır.
       Kardeşlerim! Şimdi bana "O zaman emredilen namaz, zekat, oruç, hac gibi dini görevlerin hayatımızdaki yeri nedir diye sorabilirsiniz.
       Allah'ın bize emrettiği bu ibadetler bizi hayatımız boyunca sürdüreceğimiz daha büyük ibadete hazırlar. Onlar hayatlarımızı ibadete çevirmenin araçlarıdır. Namaz size günde beş kere yalnız Allah'ın kulu olduğunuzu ve sadece O'na hizmet etmeniz gerektiğini hatırlatır. Oruç da sizi her yıl bir ay boyunca bu ibadete hazırlar. Zekat, kazandığınız paranın size Allah'ın bir hediyesi olduğunu onu sadece fiziksel zevkleriniz ya da maddi ihtiyaçlarınız için değil Allah'ın emrettiği şekilde harcamanız gerektiğini hatırlatır. Hac ise kalbinize Allah'ın sevgisini ve korkusunu öyle bir yerleştirir ki bir kere kök saldıkları zaman hayatınız boyunca orada kalırlar.
       Eğer bu ibadetleri yerine getirerek onların özündeki anlamı kavrarsanız ve bütün hayatınız bir çeşit ibadete dönüşürse, bu demektir ki namazınız gerçek bir namaz, zekatınız gerçek bir yardım, haccınız gerçek bir hacdır. Ama eğer kavrayamazsanız başlarınızı eğip dizlerinizin üstünde oturmanızın, secdeye varmanızın, aç ve susuz günler geçirmenizin, bir formalite olarak hacca gitmenizin ve zekat için bir kenara para ayırmanızın hiçbir faydası olmayacaktır. İbadet insan vücudu gibidir; ruhu olan hareket eden ve çalışan bir insan vücudu gibi; fakat eğer ruhu yoksa bir cesetten farksızdır. Bir cesedin de elleri, ayakları, gözleri ve burnu vardır fakat biz onu toprağa gömeriz çünkü ruhtan yoksundur. İşte ibadetler de böyledir, eğer ruhtan yoksunsalar, eğer Allah'a karşı sevgi, korku, bağlılık ve itaat yaratamıyorlarsa ölü bedenlere benzerler.
       Her ibadet şekliyle hayatlarımızı nasıl tümüyle bir ibadet'e dönüştüreceğimizi, gerçek anlam ve amaçlarını kavradığımız takdirde, her birinin hayatlarımızda ne kadar güzel bir değişiklik meydana getireceğini anlamaya çalışmalıyız.


Gelin Müslüman Olalım - Mevdudi - Pınar yayınları


Logged

Kan; Toprağın, Ter; Ekmeğin, Gözyaşı; Yüreğin Bereketidir...
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.121 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu