Alevilerde ve Bektaşilerde Namaz Anlayışı

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslam´ın Şartları > Namaz > Alevilerde ve Bektaşilerde Namaz Anlayışı
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: Alevilerde ve Bektaşilerde Namaz Anlayışı  (Okunma Sayısı 431 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
06 Eylül 2007, 12:18:24 ÖS 12
Üye Bilgileri
LaEdri
Emektar Yönetici
*
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 1031
Nerden: istanbul

WWW Offline
« :»

Alevi ve Bektaşilerin NAMAZ Anlayışı:

Namaz: Namaz, Kuran’ın pek çok ayetinde “salât” olarak geçer. Salât, aynı zamanda salavâttır. Salavât, ibadet olarak alındığı gibi, aynı zamanda Hz. Muhammed’e ve onun Ehl-i Beyt’ine okunan duadır. Aleviler Salâvatı, dua ve ibadet olarak kabul ederler. Çünkü Cenab-ı Allah Kuran’da: “Allah ve melekleri, Peygamber’e çok salavât getirirler. Ey müminler! Siz de ona ve yakınlarına salavât getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin” [1] buyrulmuştur.


Yine Kuran’da: “Ey ümmetler! Her birinize bir şeriat ve bir minhaç (ışıklı yol) verdik. Allah, dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde, sizi denemek için böyle yaptı” [2] denmektedir. Şu ayette de: “Biz her ümmet için bir ibadet şekli belirledik; onlar onu izlerler” [3] diyor. Kuran ayetlerinde görüldüğü gibi, Allah, her ümmet için bir yol ve ibadet şekli belirlemiştir.


Kuran’da Hz.İbrahim’e: “İnanan kullarına söyle: Dua ve ibadet etsinler” [4] deniyor.


Şu ayetlerde de: “İsrail oğullarından şöyle bir söz almıştık: Allah’tan başkasına ibadet etmeyin, anne-babaya, akrabaya, yetime, yoksullara iyilik ve güzellikle davranın. İbadeti dosdoğru yapın, zekatı verin…” [5] deniyor.


Hazret-i İsa: “Beni bulunduğum her yerde kutsal ve bereketli kıldı. Yaşadığım sürece bana ibadeti, zekatı önerdi”[6] demektedir.


Görüldüğü gibi, Cenab-ı Allah, Kuran’da, “Biz her ümmet için ışıklı bir yol ve ibadet şekli belirledik” diyor. Yine İbrahim Peygamber’e, ibadet et, zekatı ver diyor. İsrail oğullarına, Allah’tan başkasına ibadet etmeyin diyor. İsa Peygamber de:“Allah bana ibadet ve zekatı önerdi” diyor. Biz biliyoruz ki, her peygamberin ve onlara bağlı olanların ibadet şekli ayrı ayrıdır. Ellerinde Tevrat veya İncil olduğu halde dua ediyorlar. Öyle ise Allah, onların bu yaptıklarını ibadet olarak kabul ediyor. Çünkü Cenab-ı Allah, yapılan ibadetin şekline değil, özüne bakmaktadır. İşte, Alevi ve Bektaşiler, bu bağlamda Kuran’ın tasavvufi yorumunu esas alarak, kendilerine özgü bir ibadet şekli benimsemişlerdir. Bu ibadetin içerisinde kıyam, rüku, secde, dua ve tevhit vardır ve bu ibadeti de cem evlerinde yerine getirirler.


[1]Ahzap Suresi, 56

[2] Maide Suresi, 48

[3] Hac Suresi, 67

[4] İbrahim Suresi, 31

[5] Bakara Suresi, 83

[6] Meryem Suresi, 31


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Kaynak


Logged
06 Eylül 2007, 12:41:32 ÖS 12
Üye Bilgileri
LaEdri
Emektar Yönetici
*
Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 1031
Nerden: istanbul

WWW Offline
« Yanıtla #1 :»

ALEVİLERDE  NAMAZ İBADETİ  ANLAYIŞI    
 

Namaz,Farsça bir kelimedir, Arapça’sı “ “Dua” , Türkçesi  “Tanrı’ya yalvarıp yakarma, dilek dileme” dir. Farsça’da, dua etmek yerine  “namaz  handan ” yani  “ dua okumak, dua etmek “ denir.


Kur-an’ı Kerim’deki  “Salat” kelimesi, Türkçeye çevrilirken  “Namaz” diye aktarılmış, bu bir gelenek halinde sürmüştür.


Kur-an’ı Kerim’de “Ey müminler! Günde 5 vakit namaz kılınız (sabah,öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazı eda  ediniz ve bu 5 vakit rekat sayıları da şunlardır…) diye Cenabı Hakk’ın açık bir emri yoktur. Hz. Yusuf’tan, Musa’dan, Firavundan, Ebu Lehep’den vb. uzun uzadıya kıssalar sunan Cenabı Hak, namazdan hiç böyle detaylar vermemiştir. Sadece ve kısaca 37 yerde  “ Salat eyleyin” emri geçmiş fakat salat’ın nasıl kılınacağını genişçe anlatmamıştır.

Kur-an’da, Allah en çok zikir üzerinde durmuş, zikir ayetlerinden birinde  “Allah’ın zikri en büyük ibadettir” buyurmuştur. Bir başka ayette de  “Benim gerçek mümin kullarım otururken, dururken, bir yere yaslanıp otururken hep beni anarlar” (Ali imran ve müzzemmil suresi 5- 6- 7- 8 ayetlerinde) buyurmaktadır.


Aleviler Kur-an’ı Kerim’in zahir anlamı ile değil, batın anlamı ile amel eder, ibadetlerini buna göre yaparlar.


Alevililerin Aleviliğe göre, Sünnilerin Sünniliğe göre ibadet biçimleri vardır. Sünnilikteki NAMAZ’ın  karşılığı, Alevilikte NİYAZ’dır. Yani, Sünni’nin namazı, Alevilerin de  niyazı vardır.


Namaz  da , niyaz da dua’dır, ibadettir.


Tarih boyunca gelmiş geçmiş tüm erenler,  mutasavvıflar,  hep niyaz’dan, salat-ı daimden  yana olmuşlardır. Bir Sünni bilgini,  rahmetli Prof. Dr. Mahmut Eröz, Alevilik üzerine yaptığı bilimsel –sosyolojik araştırmalar sonunda elde ettiği gerçekleri, bu konuyu bilmeyen Sünni yurttaşlarımızın da okuyup anlaması için yayınladığı kitapta diyor ki ;


“Türkler, kitleler halinde İslamiyet’i  kabul ettiler, şehirlerde yeni dinin bütün icapları yerine getirilirken, göçebeler, Müslümanlığı şeklen kabul ettiler.Göçebe  Türler  eski dinlerinde olduğu gibi, şimdi de kadın – erkek bir arada bulunuyor ve ibadetlerini ( cem ibadetini) büyük vecd (coşku) ve heyecan içinde müzik ve semah dönerek yapıyorlardı. Bu hususu çok iyi bilen Yesevilik, Orta Asya göçebeleri arasında yayılma başarısı gösterdi.


Bu ayinlerde mâşeri vicdan, kolektif şuur, en güçlü ve en galeyanlı haline ulaşır. Bizim “ mum söndü” zannımızdan tamamen aksi yönde, iffetli ve saygılı bir tavır ve davranış içinde yapılan cem törenlerinde ve bütün hayatın çeşitli evrelerinde, kadınlar (bacılar) cemaatin manevi kontrolü ve himayesi altındadır. Kadınların (bacıların) namusu, cemaatin namusu demektir. Kızılbaş-Alevi-Bektaşi cem evlerinde,aile kurumunun kutsallığı ve namus anlayışını biraz aşağıda göstereceğiz. Burada hemen belirtelim ki, bu kapalı toplantılar, birer işret ( içkili alem), ahlaksızlık meclisi asla değildir. “Hak Meydanı” adı verilen, Hakkın, hakikatin orada doğduğuna inanılan birer ibadet  meclisidir. Bu ibadet, şeriat’daki namaz karşılığıdır. Buna ise niyaz denir.


Alevi- Bektaşilerin inanışlarına göre, şeritte namaz,camide imamın arkasında kılınır.


Tarikatta ise, cemal cemale, yüz yüze kılınır. KABE, insanın gönlüdür. “ Adem’e secde ediniz ! “ ayeti gereğince, insana secde edilir. Kabe’de nasıl, Kabe’nin etrafında bir halka namazı kılınırsa, burada da öylece bir Halka Namazı olur. Bu, eski Türk tarihinin, İslam’i bir   şekilde yorumundan başka bir şey değildir. Ancak, bu bile, bu saf ve temiz insanların, nasıl yanlış ve kötü şekilde yorumlandığını göstermeye yeter sanırız. (bk; Doç.Dr. Mehmet Eröz, Türkiye’de Alevilik – Bektaşilik, sf.309).


Yunus Emre’ye Göre Asıl İbadet Nedir?


“Yunus’a göre oruç, namaz, gusül, hac, aşıklara perdedir. Aşık bunlardan münezzehtir. Aşk milleti her milletten ayrıdır.  Aşıkların ayetleri, dünyada da bambaşkadır, ahrette de Aşıkların namazı, el suyu banmadan, el ayak deprenmeden, baş secdeye gitmeden kılınır.


Zaten Yunus, açıkça söyler:

“Ben oruç namaz için süci içtim esredim
Tesbih seccade için dinlerim şeşte kopuz”

Namaz kılmıyor diye kınadığını, bu yüzden de kınayanlara: “Kılarım, kılmam , tanrı bilir; Müslüman kimdir, kafir, kim: Tanrı’dan başka kimse bilmez; Tanrı niyaz’ımı geçirdiyse namazımı bilirim ben… der.

"Bana namaz kılmaz diyen ben kılarım namazımı
Kılarsam kılmazsam ol Hak bilir niyazımı”


Yunus’a göre asıl İBADET, asıl ABDEST, NAMAZ doğruluktur:

"Abdestimiz , namazımız, doğruluktur taatımız
Aşka bağladık safımız, safımızdan kim ayıra”.


İnsanda kötü huy, bir illettir. İster Kabe’ye varsın ister mescide, ister suyla yıkansın, ister selle; neyeyarar?

“Gerçek Kabe’ye varalım gerçek mescide girelim
Gerçek su ile yunalım çün illetimiz”.


ALEVİ İNANCINA GÖRE ALLAH KATINDA EN DEĞERLİ İBADET AHLAK GÜZELLİĞİ VE DOĞRULUKTUR


“ Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil

Yol o dur ki doğru vara göz o dur ki Hakkı göre
Er o dur ki alçak dura yüceden bakan göz değil”.
                                                (Yunus Emre)

Aleviler, İslami inanç esaslarına uymakla birlikte, öz olarak “ eline- diline- beline” sahip olup, kötülüklerden sakınmayı öz benliğini arındırmayı, verdiği sözü tutmayı, başkalarının haklarına el uzatmamayı, ibadetlerinin temeli olarak kabul etmişlerdir. Tanrı da Kur-an’da, kötülüklerden kaçınan kullarını müjdeliyor:


“Peygamberleri ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndeririz.Kim inanır ve nefsini ıslah ederse ( öz benliğini kötülüklerden arıtırsa) onlara korku yoktur”.


İşte Allah’ı bir bilen, Muhammed- Ali’ye ikrar veren Aleviler, daha bu dünyada iken alıp vereceklerini ödemek ve öbür dünyada Tanrı’nın karşısına “kul hakkı” ile çıkmamak için görgü ceminde topluca sorguya çekilerek ibadetlerini yerine getirirler.


İbadet, Allah ile kullar arasında bir bağdır. Hz. Muhammed “ Ben ancak güzel huyları tamamlamak için gönderildim” buyuruyor. Bu hadis bize bildiriyor ki insanın değerleri ancak ahlaki ve dürüstlüğü ile ölçülebilir. İslam’da, göstermelik ibadetlerin hiçbir değeri ve sevabı olmadığı, Tanrı katında asıl ibadetin iyilik yapmak olduğu Kur-an’da  MAUN SÜRESİ’NDE açıkça şöyle bildiriyor:


MAUN SÜRESİ’NİN ANLAMI:


1-Ya Muhammed! O, dini (sorgu-sual gününü) yalanlayanı gördün mü?


2-3. Şunu iyi bil ki: İşte odur yetimi itip kakan, öksüzü azarlayan; yoksula, düşküne yedirmeyi teşvik etmeyen.(Düşküne ve öksüze yapılan merhametsizlik, dinsizlik alametlerinden sayılıyor).


3-Vay haline o gösteriş namazı kılanların. (Cehennemdeki Veyl Deresi onlar için yaratıldı).


4-Onlar ki kıldıkları namazdan habersizdirler.(Zevk alamazlar,duygulanamazlar. Hal bu ki namaz kul ile Tanrı arasında birleşmelidir.Kul haklarına riayet edilmeden kılınan namazda ise birleşme değil, ayrılma vardır. Evet, yazık o kimselere ki ömürlerini gaflet vadisinde, sapkınlık yolunda, kuruntular ve zanlar ile geçirirler. Onların tek amaçları, çıkarlarını sağlamaktan ibarettir).


5-Bunlar böyle münafık ve riyakarlar dır ki; hiçbir şeylerini Allah için yapmazlar, hep gösteriş için yaparlar. (Din sömürüsü yapıp ,insanlara kötü davranırlar,göstermelik olarak kıldıkları namaz  ve tuttukları oruçla cennete gideceklerini sanırlar.)


6-Ve öyle dünyaya taparlar ki: zekatı vermedikleri gibi ,iş bitirmek için iğreti bir yardımda bulunmayı  bile yanaşmazlar hatta engel olurlar.(insanlığa hizmeti,düşkünlere karşı ufak bir yardımı esirgerler.işte yazık bunların haline !... Bunlar, cehennemin veyl deryasında boğulacaklardır.) (Kur’an ,Maun suresi)


Tefsirini okuduğumuz Maun suresi’nde olduğu gibi ,birçok ayet ve hadislerde de İSLAM DİNİ’ nin amacının ahlak güzelliklerini  en son doruğuna çıkartmaktan ibaret olduğu belirtilmiştir.


CEM VAKFI

ALEVİ İSLAM DİN HİZMETLERİ BAŞKANLIĞI   


 
Logged
19 Eylül 2007, 02:53:39 ÖS 14
Üye Bilgileri
esedullahmurat
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 :»

 Hz. Ali'nin, kendisine muhabbet edenlerin namazlarını kıldığı söyleniyor. Bunun gerçek bir yönü var mıdır?

Böyle bir iddia ne dinen, ne de aklen geçerlidir. Hz. Ali Efendimiz (ra.) en çok Hasan ve Hüseyin... (ra.) sevdiği halde, onlar ve onlardan sonra gelen evlâtları, "Bizim namazımız kılınmıştır." diye bir iddiada bulunmamışlar, aksine sadece farzlarını edâ etmekle kalmamış, sünnet ve nafilelere de tam anlamıyla uymuşlardır.

Hz. Ali'nin (ra.) namaz kılmasıyla, Onu seven bütün müminlerden namazın kalkacağını iddia etmek, aynen, bir adamın yemek yemesiyle bütün evlâtlarının ve torunlarının da karınlarının doyacağını veya onun ilim sahibi olmasıyla bütün neslinin de âlim olacaklarını iddia etmeye benzer. Hz. Ali Efendimiz (ra.) kendisini seven bütün Müslümanların namazlarını kıldığı zannı, bir an için doğru farz edilse, ortaya şöyle bir durum çıkar:

Hariciler dışında her mümin, Hz. Ali Efendimizi candan sevdiğine göre, o zaman namaz hakkında nazil olan bütün ayet-i kerimeler ve Resulüllah Efendimizin (asm.) buyurdukları bütün hadis-i şerifler, sadece Hz. Ali'ye ve Hariciler'e hitap etmiş olur. Hâlbuki, bu gibi ayet ve hadislere muhatap olanlar, kıyamete kadar gelecek bütün müminlerdir. Diğer taraftan, böyle bir anlayışa göre, Hz. Ali Efendimizin (ra.) vefatından sonra namaz hakkında yazılan bütün eserler ve namaz için inşâ edilen bütün cami ve mescitler, hep manasız ve gereksiz olmuş olur. Hem Hz. Ali Efendimizin, kıyamete kadar gelecek milyarlarca Müslüman'ın namazlarını kılmaya ömrünün yeterli olmayacağı açıktır.

Söz konusu iddianın aklen mümkün olmadığı hakkında bu kısa açıklamadan sonra, şunu ifade edelim ki:"Cenâbı Hak, namazı, peygamberler dahil, her müminin kendi şahsına farz kılmıştır. Hiç kimse bir başkasının yerine namaz kılamaz. Zaruret halinde de bu böyledir. Bir kimse namaz kılamayacak kadar hasta da olsa, onun namazını bir başkası kılamaz."


Cenâbı Hak, Bakara Sûresinde:"Herkesin kazandığı hayrın sevabı kendine ve yaptığı fenâlığın zararı da yine onadır."(Bakara Sûresi, 286) buyurarak mükâfat ve cezada her Müslüman'ın bizzat kendisini sorumlu tutmuştur.

Kur'ân-ı Kerim'de namaz hakkında yüzden fazla ayet-i kerime mevcuttur. Bunlardan Nisâ sûresinde:

"Ey müminler, namazı kılın, muhakkak namaz müminler üzerine vakitleri belirlenmiş olarak farz kılındı."(Nisâ Sûresi, 103) buyurulmaktadır.

Peygamber Efendimiz (asm.) de: "Namaz dinin direğidir." buyurmuş ve birçok hadis-i şerifleriyle namazın önemini ümmetine ders vermiştir. Kendisi (asm.) harplerin en şiddetli anlarında bile, vakit namazını kazaya bırakmadığı gibi, cemaat sevabını dahi feda etmeyerek, sahabelerine iki grup halinde namaz kıldırmıştır. Resulüllah (asm.) Efendimiz nafile namazlara da son derece önem vermiş, bazen sabahlara kadar namaz kılmıştır.
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.113 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu