Sezai Karakoç ve Edebiyat Ödülü

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > GÜNDEMDEKİLER > Haberler > Güncel Konular (Moderatör: Yonetim) > Sezai Karakoç ve Edebiyat Ödülü
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gönderen Konu: Sezai Karakoç ve Edebiyat Ödülü  (Okunma Sayısı 304 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
29 Aralık 2011, 12:50:24 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« :»

Köşk’ten Karakoç’a edebiyat ödülü



Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezinden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve SanatBüyük Ödülü Yönetmeliği’nde, hizmet ve eserleri ile Türk kültür ve sanat hayatına önemli katkılarda bulunan, Türkiye’nin kültür ve sanatınıyüceltmeye çalışan Türk vatandaşı ve yabancı uyruklu kişileri veya kurumları devlet adına onurlandırmak ve özendirmek amacıyla Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülüverilmesinin öngörüldüğü hatırlatıldı.
 
Cumhurbaşkanı Gül’ün; ödülün, her yıl kültür ve sanatın farklı dallarında verilmesi talimatı verdiği anlatılan açıklamada, bu çerçevede Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Prof. Dr. Mustafa İsen, Genel Sekreter Yardımcısı Emin Kuz, Cumhurbaşkanlığı Basın Başdanışmanı Ahmet Sever, Başdanışman Zeynep Damla Gürel, Danışman Yusuf Müftüoğlu, halkbilimci Prof. Dr. Öcal Oğuz vesanatçı Bayram Bilge Tokel’den Değerlendirme Kurulu oluşturulduğu belirtildi.
 
Açıklamada, Gül’ün, Değerlendirme Kurulunun önerisi üzerine, 2011 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödüllerinin sanat tarihi dalında Prof. Dr. Semavi Eyice’ye, edebiyat dalında Sezai Karakoç’a, eleştiri alanında DoğanHızlan’a ve geleneksel sanatlar dalında Hasan Çelebi’ye verilmesini uygun gördüğü bildirildi. Ödül töreni, Cumhurbaşkanlığınca daha sonra duyurulacak bir tarihte yapılacak.
 
Kaynak: Haber7
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
29 Aralık 2011, 12:51:36 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #1 :»

Sezai Karakoç’un tavrından pay kapmaya çalışanlar.
27 Aralık 2011 Salı

Biliyorsunuz büyük düşünce adamı Sezai Karakoç Cumhurbaşkanlığı Büyük Edebiyat Ödülüne layık görüldü. Herkesin tahmin ettiği gibi, Sezai Karakoç  bu ödülü almak için Çankaya Köşkü’ne gitmedi.
 
Zaten ödül törenine gitmesi değil, gitmemesi haber değeri taşırdı.
 
Ben bu konudaki merakımı daha ödül töreni sırasında Twitter aracılığıyla giderdim.
 
Bu, AK Parti iktidarı döneminde bildiğim kadarı ile Sezai Karakoç’a verilen 2. Ödül. İlki, Kültür Bakanlığı’nın verdiği 2006 yılı Kültür ve Sanat Büyük Ödülüydü.
 
Sezai Karakoç 2006 yılındaki ödülü almaya gitmemekle kalmamış, ödülün kendisini de dolaylı da olsa almayı reddetmişti.
 
Amacım bu ödül sürecinde olup biteni anlatmak değil.
 
Bu ödül meselesiyle beraber gün yüzüne çıkan ilginç bir tablo var. Onu dikkatinizi sunmak niyetindeyim.
 
Sezai Karakoç üzerinden kendilerine bir değer katma çabasında olanlar var. Dikkatinizi çekiyor mu?
 
Sanırım siz de benim gibi şu cümleyi son günlerde çok sık duyar oldunuz: “Benim kişiliğimin, düşünce dünyamın, duruşumun oluşmasında Sezai Karakoç’un büyük etkisi var”
 
Bazı siyasetçiler, aydınlar, gazeteciler Sezai beyin ödüle tenezzül etmeyen karakterinden kendilerine de bir kırıntı aktarma çabası içerisine girdiler.
 
Üstelik bunu öyle sıradan bir biçimde söylüyorlar ki, onların yerine siz utanıyorsunuz.
 
Sanıyorlar ki insanlar hiçbir şeyin farkında değil. Yapıp ettikleri, düşünce dünyalarındaki kıvrak danslar görülmüyor, bilinmiyor.
 
İktidar karşısında her türlü kişiliksiz tutuma bürünen, elde ettiklerini kaybetmemek için atılmadık takla bırakmayan, cumhurbaşkanı ile göz göze gelmek için hiçbir daveti kaçırmayan, başbakanın uçağına davet edilmek için her türlü şekle giren, ‘yükselen sosyete’ye kabul edilmek için yapmadık şaklabanlık bırakmayanlar nasıl oluyor da kişiliklerinin oluşumunu Sezai beye borçlu oluyorlar?
 
Siz bir şey anlıyor musunuz bu işten?
 
Bu pay çıkarma yarışında benim en çok dikkatimi çeken Fehmi Koru oldu.
 
Şimdi siz söyleyin Allah aşkına, Fehmi Koru’nun kişiliğinde Sezai Karakoç’tan zerre kadar bir yansıma görebiliyor musunuz? Fehmi Koru nerede duruyor, Sezai Karakoç nerede? Fehmi Koru hangi sağlam kişilik özelliğini Sezai Karakoç’tan almış olabilir?
 
Kendisine verilen hangi imkana, hangi ranta, hangi ‘kıyağa', hangi iltimasa 'duruşuma halel getirebilir' düşüncesiyle hayır demiş? Açıklasın da biz de bilelim.
 
Sezai Karakoç maddi olarak bunlardan kat be kat geride olduğunda bile, 2006 yılında verilen para ödülüne tenezzül etmemişti.
 
Bugün ‘Sezai Karakoç’tan etkilendim, ders aldım’ diyenlerden hangisi kendisine sunulan hangi rantı geri çevirmiş?
 
Bu rahatsız edici tutum elbette sadece Fehmi Koru’da yok.
 
Dindar, muhafazakar, İslamcı yazar, çizer, aydın ve düşünürlerden kaç tanesi göğsümüzü kabartacak bir tutum içerisinde ki?
 
Kim AK Parti iktidarı içerisinde eriyip yok olmadı? Kim üç kuruşluk rant veyahut üç kuruşluk makam için fikirlerini bir tarafa bırakıp iktidara, cemaate, ‘güç’e ram olmadı?
 
Nerede bu insanlar, nerede Sezai Karakoç’tan esinlenen düşünce adamları?
 
Nerede siyasetten bağımsız hayatını  sürdüren İslamcı aydınlar, yazarlar, gazeteciler?
 
Niçin biz düşünceyi küçük siyasi çıkarlardan bağımsız olarak sürdürecek bir kişiliği ortaya koyamıyoruz?
 
Niçin en küçük rant karşısında yıllarca peşinden koştuğumuz ‘ideallerimizi’ terk ediyoruz? Nedir bizim asıl derdimiz?
 
Kim ne derse desin İslamcı aydın, yazar, düşünürlere en büyük darbeler yine dindar iktidarlar döneminde gelmiştir. Çünkü ranta en yakın dönem o dönemlerdir.
 
İslamcı aydınlar ilk olarak Necmettin Erbakan döneminde oyuncak olmuş, iktidar potasında eriyip gitmişlerdi. Çünkü muhafazakar siyaset İslamcı düşünce adamlarına ancak kendilerine onay verdiklerinde, desteklediklerinde değer vermiş, aksi durumda ise dışlamış, yok saymıştır.
 
Şimdi ikinci yok oluş AK Parti iktidarı döneminde yaşanıyor. Yıllarca savundukları dünya görüşüne uygun sağlam tek bir veri olmamasına rağmen İslamcı aydınlar iktidarın cazibesi karşısında kişiliksiz, karaktersiz, bayağı bir duruma düşmekten kendilerini koruyamadılar, koruyamıyorlar.
 
İktidara rağmen varlıklarını sürdüremiyorlar. Güç karşısında eğilip bükülüyorlar. Kendilerine sunulan koltuklara, imkanlara tenezzül etmeyen bir tutum almayı göze alamıyorlar.
 
Fikirleriyle, sözleriyle, düşünceleriyle değil, elde ettikleri makamlarla itibar görmek peşineler.
 
Çünkü İslamcı aydınlar, düşünürler küçük gündelik siyasetten bağımsız durmayı, yazmayı, fikir üretmeyi başaramıyorlar. Kişiliği düşünceye değil, ranta dayandırıyorlar.
 
Şimdi tüm bu süreçte kaybettikleri itibarı ise Sezai Karakoç’un herkesi hayran bırakan duruşundan kendilerine pay çıkararak kazanmaya çalışıyorlar.
 
Sezai bey ile bir konuşmamızda şöyle demişti: "Bütün varlığımı muhafazakar siyasetçiler karşısında dik durarak, onlardan bir talepte bulunmayarak sürdürebildim. Bugüne kadar onlara boyun eğmedim."
 
Kişiliklerinin, dünya görüşlerinin oluşmasında Sezai Karakoç’un etkisinin olduğunu söyleyenler ise tam tersi bir tutumla yaşıyorlar. Hani Sezai Karakoç sizi etkilemişti?

Cenk Açık

gazeteciler.com
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
29 Aralık 2011, 12:54:05 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #2 :»

Sezai Karakoç: Devletin önünde ceketini iliklediği düşünür…


Yazar: Fehmi Koru
 
Önümüzdeki pazartesi önemli bir gün. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri’nden edebiyat dalında olanı Sezai Karakoç’a verilmişti; o gün Çankaya Köşkü’nde yapılacak törenle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ödülünü Sezai Karakoç’a (veya bir yakınına) sunacak…
 
Sezai Karakoç’a ödülü ‘edebiyat’ dalında verildi; şairliği, öykü, roman ve deneme yazarlığı‘birinci sınıf’ bir edip o ve ödülü pek çok yönden hak ediyor. Ancak daha da önemlisi, onun tarih, din, toplumsal konularda da kalem oynatan bir fikir adamı oluşu. Sezai Karakoç benzeriyle başka ülkelerde pek az karşılaşılan, bizde ise neredeyse hiç rastlanmayan tam bir ‘düşünür’dür…
 
‘Diriliş’ adıyla kendine özel bir düşünce akımı ve eser vermelerini özendirdiği nitelikli takipçileri vardır. Pek çok yazar ve edebiyatçı, itiraf etmeseler bile, onun velut kaleminden derinden etkilenmişlerdir.
 
Kendi hesabıma ben, önümde parlak bir ‘ışık’ olarak gördüğüm Sezai Karakoç’un varlığına ve eserlerine güvenerek yazı hayatına girme cesareti gösterebildim. Zihin dünyamın oluşmasında, konuları ele alıp değerlendirmelerimde, tahlillerimde en büyük etki, Sezai Karakoç’un önemli temsilcilerinden olduğu ‘Büyük Doğu-Diriliş’ çizgisine aittir.
 
Yerel bir sestir Sezai Karakoç; hem edebi eserlerinde hem de fikir yazılarında içinden çıktığı toprağın bütün özelliklerini görürüz. Ancak sadece bu topraklarla sınırlı değildir ilgisi; bir zamanlar insanları büyük çapta birlikte yaşamış daha geniş bir coğrafyanın dertleri kendisinin de derdidir. Bunu yaparken Batı’yı da ilgisinden mahrum etmez; tam tersine, evrensel ölçülere vurulduğunda da kendisini ‘birinci sınıf’ ve benzersiz kılan özellikleri arasında Batı’yı iyi bilmesi ve yakından izlemesi mutlaka sayılmalıdır…
 
Düşünürdür, ama yalnız düşünmekle ve düşündüklerini edebiyatın her dalında ifade etmekle yetinmez Sezai Karakoç, düşüncelerini mutlaka eyleme de döker, güncel gelişmelerle adeta sınar… Ülkemizde tanık olunan gelişmeler kadar dünyanın dört bir tarafında yaşanan olaylarla ilgili koyduğu teşhisler, öngörü ve beklentileriyle gerçekler arasındaki örtüşme şaşırtıcıdır.
 
Kimseler sözünü etmezken dillendirdikleri, ele almazken yazdıkları, gündeme taşıdıkları, sonradan başkaları tarafından da tekrarlanmıştır.
 
‘Yüce Diriliş Partisi’ adını taşıyan siyasi oluşumun da genel başkanıdır Sezai Karakoç. Şiirleri, öyküleri, denemeleri ve romanlarıyla aydın bir kitleye ilettiği mesajları siyasetin diline dönüştürerek daha geniş kitleleri aydınlatmanın yolu olarak kullanmaktadır partiyi…
 
Cumhurbaşkanlığı’nın ‘devlet’ adına vermeyi kararlaştırdığı ödül, onun pek çok nesle yaptığı her alandaki önderliğin takdir edildiğinin nişanesidir. Böyle bir ödülün devlet adına kendisine veriliyor olması, değişen ve yenilenen Türkiye’nin harcında Sezai Karakoç’un büyük payı bulunduğunun Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve ödül jürisinin yetkin üyeleri tarafından teslimidir. Devlet, bu ödülle, onun edebiyatçı ve düşünür kişiliği karşısında önünü iliklemektedir.
 
Devlet adına Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü büyük şair ve düşünüre ödülünü sunarken görmek bile törende hazır bulunmaya değer.

 
kaynak: stargazete.com
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
29 Aralık 2011, 12:58:31 ÖÖ 00
Üye Bilgileri
serender
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 4225
Nerden: Rize
Dosdoğru ol!


Offline
« Yanıtla #3 :»

Birde Alttaki linki okuyalım..

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


Bizim dernekte diğer cinslerin türk düşünce tarihi okumaları Bu sene sadece  karakoç üzerinden gidiyormuş..

Önümdeki iki ayda sanırım Karakoç için bişeyler söyleyebileceğim. Şimdi çok erken, kitaplarını bitirmeliyim...

Sadece şu son duruş fevkalade dikkat çekiciydi...
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
28 Mart 2012, 04:04:35 ÖS 16
Üye Bilgileri
bbetull
bbetull
Genel Yönetici
*

Mesaj Sayısı: 1500
Nerden:

Offline
« Yanıtla #4 :»

Sezai Karakoç, ilk ve son kez Monna Rosa şiiri ile ilgili konuştu ve "Bir daha bu şiirle ilgili hiçbir şey söylemeyeceğim" diyerek bakın o ölümsüz dizeleri için neler anlattı:

Yıllardır Sezai Karakoç’u ziyaret edenler neler anlattığını gizlemeyi tercih ederken, o ziyaretçilerden biri edebiyat dünyası için önemli gelişmeyi aktarmadan edemedi.
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Daha önce de birkaç kez üstadı ziyaret eden Süleyman Dinçer, son ziyarette anlattıklarını yayınlanamanın daha uygun olduğuna karar verdi ve Edebiyat dünyasının merakla beklediği bu bilgileri Haber7’yle paylaştı.

Karakoç önce Nevruz’la ilgili düşüncelerini açıklıyor ve bu olayın hakkıyla anlatılamadığından şikâyet ederek, “Nevruz, İslam Coğrafyasının baharıdır” diyor….

Daha sonra Karakoç’un ziyaretine ilk kez giden bir genç, izin isteyerek oradaki herkesi şoke eden bir konuya dalıyor ve “Monna Rosa olayının iç yüzünü anlatmasını” rica ediyor…

Ve Sezaî Karakoç, basında ilk kez yer alacak anlatımıyla, Mona Rosa şiirinin öyküsünü bakın nasıl anlatıyor:

İşte Süleyman Dinçer’in anlatısıyla Sezai Karakoç'un ağzından Mona Rosa'nın öyküsü:

Hafta sonu bir grup arkadaşımla ünlü fikir adamı ve yeryüzünün yaşayan en büyük şairlerinden Sezai Karakoç’u ziyarete gittik. Üstadı arada ziyaretine gider hasbihaline katılmaya çalışırım.

Süzen gözlerle bakar, kısa kısa değerlendirmeler bulunur ve kimse soru sormadan yanında oturur. Yaşlılığının verdiği yorgunluğunu ve fikriyatının ağır yükünü gözlerinden okuyabilirsiniz.

Ama bu sefer bir başkaydı adeta Üstat. Yeni tıraş olmuş, takım elbisesini giymişti. Bir hayli hareketliydi. Gülen yüzü beni de heyecanlandırdı.

Sohbete geçecektik ki ezan okundu. Ortamdakilerle beraber ezanı dinledik ve Karakoç "Siz rahatsız olmayın ben namazıma durayım’’ deyip oturduğu koltuktan kalktı ve namaza başladı. Namaz bitti kazaya durdu. Namazı bittikten sonra sohbet başladı.

HER GÜN EYLEM YAPANLAR NEVRUZ GÜNÜ YAPMAMALI


Önce hiçbir şey sormadan kendisi girdi söze ‘’Bu Nevruz’u hiç anlayamadık, anlatamadık’’ diye.

Devam etti: "Nevruz, İslam Coğrafyasının baharıdır. Sorun bakalım eskilere Nevruz’u nasıl kutlarlarmış. Bir de şimdiye bakın. Söz gelimi o terör örgütü yılın her günü eylem yapsa o Nevruz günü eylem yapmamalı. Çıkartsalar eskileri televizyonlara bakın neler anlatır Nevruz ile ilgili.’’

Belli ki üstat Sezai Karakoç’u bir hayli üzmüştü son Nevruz olayları. Anlattıkça anlattı ve gündemde var olan konulara değindi. Tam konuşurken bir arkadaşımız bir şey sormak için Üstattan müsaade istedi.

İlk defa Karakoç’u ziyarete gelen bu arkadaşım "deli cesareti’’ denir ya, bu zamana kadar kimsenin soramadığı o soruyu birden soruverdi.

"Üstat, Monna Rosa’yı sizden dinleyelim. Nedir işin aslı?’’ Ben arkadaşıma kızgın gözlerle bakıp orada bulunan birçok kişi gibi gaf yaptığını düşünürken Sezai Karakoç hafif bir gülümseme ve derinlere bakan bir bakışla o şiirin hikâyesini anlatmaya başladı:

19 YAŞINDAYDIM...

"19 yaşındaydım. Heyecanlı bir genç. Şiirde yeni bir dönem başlamıştı. Ölçüsü olmayan vezinsiz, kafiyesiz şiirler yazılmaya başlanmıştı. Hece ölçüsü de bitmişti. Serbest şiir yazılıyordu. O dönemin bu serbest şairleri, eski dönemleri kötülüyordu.

Tabi isterdim ki öz edebiyatımız olan divan edebiyatı ile yazılabilsin şiirler. Ama tek başıma ben aruzu getiremem ya. Aruzu geçtim hecede gidiyordu artık. O dönem dedim ki hece ile bir şiir yazayım. Bu serbestçi şairler divanla dalga geçiyordu. Gül bülbül, gül bülbül başka bir şey yok diyorlardı.

SERBESTLİLER DALGA GEÇİNCE "MONNA ROSA" KOYDUM


O dönemde şiirlere yabancı isim verme geleneği vardı. Birde bu serbestiler gül ile dalga geçince bende ‘’Monna Rosa’’ koydum şiirin adını. Tek gül anlamında bir şey. Tamamıyla kendimi denemek için yazdım şiiri. Akrostiş şiir yazma modası vardı birde. Genç şairler çok hevesliydi akrostiş şiirler yazmaya. Ben de gencim tabi, hem hece ölçüsüyle olsun hem de akrostiş olsun diye bir şiirde ben kaleme aldım.

Okuldan bir arkadaşımın ismiyle yazdım. (Bir an duraksadım orada. Aşk şiirlerinin en güzel örneklerinden biri olan Monna Rosa’yı şiir yapısında bir şeyler denemek için bir arkadaşının adıyla yazdığını söylemişti Karakoç. Yoksa bir aşkı gizlemek için mi böyle söylüyordu ?)

KIR GEZİSİNDE OKU DİYE TUTTURDULAR!


Bir gün mülkiyede o zaman ikinci sınıftayım Ankara’nın meşhur bir kırı var Söğütözü diye oraya gittik. Bir bahar günüydü 20 Nisan. Yazdığım şiirden birkaç yakın arkadaşım haberdardı. O kır gezisinde oku diye tutturdular. Tabi diğerleri de oku dinleyelim deyince ısrarlı oldular okudum. Tabi beğendiler. Sonra döndük akşam. Öbür gün bizimle birlikte kır gezisine katılan 3.sınıflardan bir arkadaş vardı yanıma geldi. Kendisi mülkiye de Yeşilay başkanı idi. Ben de içkiye karşı diye severdim bu kişiyi.

HİSAR DERGİSİ YAYINLADI


Bu geldi ‘’Sezai o şiiri rica edebilir miyim’’ dedi. Verdim ben de. Aradan on ya da on beş gün geçmedi dönemin Hisar Dergisi yöneticileri geldiler. Beni çağırttılar okuldan, oturduk konuştuk. O arkadaş şiirimi bunlara ulaştırmış. Şiirimi çok beğendiklerini söylediler, bir de ya acaba şurasını şöyle mi değiştirsek böyle mi yapsak diye bana soruyorlardı. iir güzel de bunlar büyük edebiyatçılar ya illa bir yanlış bulmaya çalışıyorlar. (Gülüyor) Şiirin yayınlanması konusunda hiçbir şey konuşmadık ki ben şiirimin yayınlanmasını asla istemiyordum. Ama 1952 Haziran’ında Hisar Dergisinde şiiri yayınladılar. Bana yayınlanmasından bahsetmediler. Çok beğenildi şiir. Sonra Hisar’a birkaç şiir daha verdim sonra da vermedim. Çünkü fikirlerime uymayan bir dergiydi sadece edebiyat yapıyorlardı. Şiir yayınlandı elden ele dağıldı.

30 SENE KİMSE ŞİİRİN AKROSTİŞ OLDUĞUNU ANLAMADI…


Şiiri herkes çok beğendi. Ama kimse 30 sene boyunca akrostiş olduğunu fark etmedi. Ben şiirimi kıta olarak yazdığım için kimse anlamamıştı akrostişi.

Bir gün Hisar Dergisi kapanınca, Hisar Dergisini anmak isteyenler bir araya gelmişti Ankara’da.  O buluşmada Hisar dergisinin sahibine bir arkadaşı benim şiirim üzerine konuşulurken ‘’o şiir akrostiş’’ demiş. Tabi Hisar’ın sahibi şaşırmış ‘’ya olur mu öyle şey diye’’. Ta 30 yıl sonra tartışmaya başlamışlar.(Gülüyor) Hadi bakalım demişler şiire. Sonra incelemişler akrostişi fark etmişler tabi.

Sonra o dergi sahibi bunu radyo da anlattı ‘’Şiir akrostiştir’’ diye. Tabi bu durum benim kulağıma da çalındı. Ama sanmayın o adam şiiri inceleyip de şiirimin akrostiş olduğunu anladı. Bu olaydan iki hafta önce bir yakın arkadaşıma şiirin akrostiş olduğunu açıklamıştım. O da yakınına paylaşmış. Öyle öyle derken çıktı durum ortaya. Yoksa bir 30 sene daha beklerlerdi şiiri anlamak için.

MUAZZEZ AKKAYA'YA İZİN VERMEDİ


(Monna Rosa’nın hikayesini büyük bir ilgi ile dinliyorduk. Ama bir şeyler eksikti sanki. Arkadaşta bunu fark etmiş olacak ki bir atılganlık daha yapıp ‘’Ama Üstadım..’’ diye söze başladı. Ama Üstad Sezai Karakoç "Ben konuşuyorum. Daha bitmedi.’’ deyip arkadaşımızın soru sormasını engelledi. Soru belliydi aslında yazılanlar çizilenler ve bu şiirin ana karakteri Muazzez Akkaya. Karakoç da anlamıştı sanki bu soruyu ama soru sorulmasına izin vermeden devam etti.)

BİR DAHA BU ŞİİRLE KONUŞMAYACAĞIM


Şiirin akrostiş olduğu çözüldü. Sonra da herkes bir rivayet uydurdu. Şiiri mülkiye de okumuşum da birisi intihar etmiş. Ne şiiri mülkiye de okudum. Ne de birisi intihar etti. Şairinin reddettiği şiir diyorlar.Hepsi uydurma. Birisi benim yüzümden intihar etse ben yaşayabilir miyim? İşte böyle bir daha bu şiirle ilgili hiçbir şey söylemeyeceğim ilk ve son…"

Ne Muazzez Akkaya’nın ismini andı Sezai Karakoç ne de bir aşktan bahsetti. Belki o zihinlerdeki hikâyelerin hepsini yıkıp geçti. Ne nedir bilinmez ama Sezai Karakoç’un dilinden ‘’Monna Rosa’’ böyle…

Haber 7
« Son Düzenleme: 28 Mart 2012, 04:10:09 ÖS 16 Gönderen: bbetull » Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.259 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu